Men karae âyete'l-kürsîyyi dübre külli salâtin mektûbetin lem yemna'hu duhûle'l-cenneti illâ en yemûte.
Bu hadîs-i şerîfi biraz daha dikkatli hafızanıza yerleştirin. Sebebini söyleyeceğim.
Bu hadîs-i şerîf Ebû Ümâme el-Bâhilî hazretlerinden rivayet edilmiş. Buyurmuş ki Peygamber Efendimiz;
"Her kim ki her farz olan namazın arkasından Âyete'l-kürsî'yi okursa..."
Yani Allahu lâ ilâhe illâ hüve'l-hayyu'l-kayyûm... diye başlayan âyet-i kerîme. Âyete'l-kürsî derler. Vesia kürsîyyihü's-semâvâti ve'l-ard geçtiği için içinde adı Âyete'l-kürsî. "Bu âyet-i kerîmeyi kim her farz namazın arkasından okursa..."
Lem yemna'hu duhûle'l-cenneti. "Onu cennete girmekten hiçbir şey alıkoymaz." İllâ en yemûte. "Ancak ölmesi..."
Ölüm var arada da ondan cennete giremiyor. Yaşıyor da ondan. Ölümden gayri bir şey onun cennete girmesine mâni olmaz. "Girecek cennete ama ölmedi; ölse ondan sonra cennete gidecek." demek.
Şimdi buna niye "Dikkat edin!" dedim, onu söyleyeyim.
Kardeşlerimizin kimisi gidiyor, Suudi Arabistan'da okuyor, -Allah mübarek etsin.- kimisi Libya'da okuyor, kimisi Şam'da okuyor, kimisi Irak'ta okuyor, kimisi Pakistan'da okuyor.
Allah insanın gönlüne hayırlı ilim versin.
"Şeytan da bilgili" derler ya... Araplar'ın içinde de bizden çok daha Arapça iyi bilen insan yok mu?
Arap kendisi, var. Ama hak yoldan gitmiyorsa Arapça bilmesi fayda etmez.
Orada ne görmüşse görmüş, ne okumuşsa okumuş, kimden, hangi batıl mezhepten [öğrenmişse];
"Efendim bu namazın arkasındaki bu tesbihler, oturmalar, kalkmalar nedir? Ben vallâhi de billâhi de bunların hiçbir tanesini bundan sonra yapmam!" demiş, çıkmış, bir de yemin yapıştırmış.
Sanki bunlar bid'atmiş gibi... "Yalanmış, yanlışmış" demek istiyor, "Dinde bunların aslı esası yok." demek istiyor da yemin-i billah ederek "Böyle yapmayacağım!" demiş.
İsmini sormadım da bu şaşkının ama bana böyle anlattılar. Suudi Arabistan'da okumuş veyahut Libya'da okumuş, nerede okuduysa bilmiyorum; gelmiş, bizim bu namazların arkasından salavât getirmemizi, sübhanallah dememizi, elhamdülillah dememizi, Allahu ekber dememizi, Âyete'l-kürsî okumamızın hepsini külliyen reddediyor. Yokmuş böyle şeyler de, yanlış olarak sanki yapılıyormuş da, vallâhi de billâhi de o ondan sonra yapmayacakmış.
E şaşkın adam, senin ilmin daha fındık kabuğunun içini doldurmaz. Daha çok fırın ekmekler yiyeceksin, büyüyeceksin, adam olacaksın, olursan... Ondan sonra anlayacaksın dünyanın kaç köşeli olduğunu, kaç bucağı olduğunu...
Bak, hadîs-i şerîfte ne buyuruyor Peygamber Efendimiz?
Âyete'l-kürsî'yi okumayı tavsiye ediyor. Bunun karşılığının cennet olduğunu bildiriyor ve "O kişinin cennete girmesine ancak ölümü engel arada, başka bir engel yok." diye bildiriyor.
Bunun gibi tesbihler için de hadisler var. O sübhanallah'lar, elhamdülillah, Allahu ekber'ler için de...
Ondan sonra, öteki salavâtların da sebebi var.
Dedelerimizin bize hazır olarak öğretiverdikleri, bizim âdet olarak yapıverdiğimiz bu namazın arkasındaki önündeki merasimin hepsi hadislerden çıkartılmış.
Efendi, sen ne sanıyorsun? Sen dedelerimizi cahil mi sandın?
Onlar Arapça kitaplar yazıyorlardı da Araplar'a Arapça öğretiyorlardı. Hâlâ şimdi Emsile, Bina, İzzî, Maksûd okutuluyor mu?
Hâlâ bizim büyüklerimizin yazdığı bilmem ne kitabı, bilmem ne kitabı Arap âleminde basılır, okunur. Sen dedelerini öyle hor hakir görme.
Bunlar, bu zamâne insanları bizim buradaki zamâne insanları gibidir. Onlar Arapça biraz bilirler, Arap memleketinde ama onlar öyle derya gibi değil. Onların bilgileri o eskilerin yanında öyle çok değil. Eskiden ne derya gibi insanlar gelmiş geçmiş.
Hemen birazcık bir şey duyunca -vefasız- yolunu bırakıveriyor, yemini basıyor, raydan çıkıyor.
Dikkat edin.
Kimisi Cuma kılmaz, kimisi sünnet kılmaz, kimisi hadisleri reddeder, kimisi tesbihleri reddeder, kimisi zikrin karşısına çıkar;
"Bu zikrin bir faydası yok!"muş.
Yahu Resûlullah Efendimiz'in beş yüze yakın hadisini topladım be, insaf! Allah insaf versin, sen hiç hadis okumaz mısın?!
Kitabına da yazmış;
"İnsanın oturup da terleyinceye kadar lâ ilâhe illlallah demesi, Allah demesinin hiçbir faydası yok!"muş beyefendiye göre...
Ya Resûlullah Efendimiz "var" diyor. Çatla sırtından! "Var" diyor işte. Hadîs-i şerîfte var, sana delilleri getireyim...
Allah yarım hoca etmesin.
Yarım bilgin, yarım hoca, yarım doktor... Yarım, eksik...
İki tekerlekli araba gider mi? Kamyon gider mi iki tekerlekli?
Gitmez, onun gibi.
Yarım, bir tarafı yok, eğri büğrü, tek ayakla, tek kolla seke seke bir şey yapmaya çalışıyor.
Ya sen dur bakalım... Senin bu dolaştığın meydanlarda eskiden arslanlar kükreyerek dolaşırdı, sen şimdi bir topal tilkisin. Ne sanıyorsun kendini?
Zikri inkâr ediyor, onu inkâr ediyor, bunu inkâr ediyor... Müctehit kesiliyor; Arapça bilmez. Arapça kelimelerin mânasını anlamaz.
Bir de insanların önüne çıkıp rehberlik etmeye, önderlik etmeye çalışıyor, teşkilat kurmaya çalışıyor, insanları o gruba [çekmeye] çalışıyor, çalışan gruplara çatıyor...
Ne istiyorsun bizim memleketimizde?
Daha dur bakalım...