İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0507:3808:2312:5315:3817:5719:25
Kabe

Kadir Gecesi Dünya ve Ahiretin Hayrına Sahip Olanlar - 15.06.1985

Kadir Gecesi Dünya ve Ahiretin Hayrına Sahip Olanlar - 15.06.1985
Kadir Gecesi

Kadir Gecesi Dünya ve Ahiretin Hayrına Sahip Olanlar - 15.06.1985

13.01.2026
21 dk 42 sn

Erbaun men ûtiye hünne fe-kad ûtiye hayre'd-dünyâ ve'l-âhireh lisânün zâkirün ve kalbün şâkirün ve bedenün ala'l-belâi sâbirun ve zevcetün lâ tebğîhi havfen fî nefsihâ ve lâ mâlihî sâlihaten tüînü ehadeküm alâ dînihî.

İbn Abbas radıyallâhu anhümâ'dan Taberânî rivayet eylemiş.

Aziz ve muhterem kardeşlerim!

Allahu Teâlâ hazretleri Ramazan'ın hayrına, bereketine cümlenizi erdirsin. Daha nice Ramazanlara Kadirlere sıhhat, saadet, âfiyet ve selâmetle ulaşmayı ve onlardan mütena'im ve ganimetli olmayı nasip eylesin.

Meşguliyetlerin en güzellerinden bir çeşidi de ilim ile meşgul olmaktır. "İlim" deyince en başta gelen Kur'ân-ı Kerîm ilmidir. Allahu Teâlâ hazretlerinin emirleri ve yasakları orada bildirilmiş olduğu için müslüman ilk önce Kur'ân-ı Kerîm'i iyice öğrenmelidir.

Ondan sonra Allahu Teâlâ hazretlerinin elçisi Peygamberimiz Efendimiz Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hadisleri, nasihatleri gelir ki o da Allah'ın kitabını bize getirmiş, O'nun hak elçisidir.

Allah'ın kitabına sarıldığımız zaman Allah'ın kitabı da bizi zaten;

Kul in küntüm tühibbûna'llâhe fe't-tebiûnî yuhbibkümu'llâhü ve yağfir leküm zünûbeküm" diyerek yine Resûlullah'a havale etmektedir.

Le kad câeküm resûlün min enfüsiküm azîzün aleyhi mâ anittüm harîsun aleyküm bi'l-mü'minîne raûfün rahîm. diye methetmişti.

Yâ eyyühe'n nebiyyü, innâ erselnâke şâhiden ve mübeşşiren ve nezîrâ.

Ve dâiyen ila'llâhi bi-iznihî ve sirâcen münîrâ diye methetmiştir.

Efendimiz'i çok latif şeylere teşbih eylemiştir. Onun için onun sözleri ile gözümüzü, gönlümüzü, kulağımızı şenlendirelim. Dinimizin hakikatlerini, Efendimiz'in nasihatlerinden öğrenmeye çalışalım. Şu mübarek akşamın şu vaktini hayırla geçirelim.

Herkes içinden niyet etsin ki -ne kadar bir zamansa- "Şu mescidin içinde itikâfa niyet eyledim." desin.

İtikâfın sünnet olan şekli, Ramazan'ın son on gününde itikâf eylemektir ama bir mescide bir miktar girip de ibadete niyet etse de ulemâmızın bir kısmı onu öyle kabul etmiştir; o da itikaftan sayılır.

Neveytü sünnete'l-i'tikâfi fî hâze'l-mescidi'ş-şerîfi (müddeten) mine'z-zemân diye insan itikâfa niyet etmeli ki o ecri de kazansın.

Abdullah b. Abbas radıyallahu anhümâ'nın bildirdiğine göre Peygamber Efendimiz bu hadîs-i şerîfinde buyurmuş ki;

Erbeun men ûtiye hünne fe-kad ûtiye hayre'd-dünya ve'l-âhireh. "Dört şey vardır ki kime bu dört bunlar verilmişse hem dünyanın hem âhiretin hayrı verilmiş demektir."

Dört şey vardır ki kime verilmişse o şahıs yaşadı. "Dünyanın da âhiretinin de hayrı kendisine bağışlanmış." demektir.

Bakalım bizde var mı? Yoksa bile acaba çalışırsak sahip olabilir miyiz, elde edebilir miyiz?

Birincisi;

Lisânün zâkirün. "Allahu Teâlâ hazretlerini zikredici bir dile sahip olması."

Allah, Allah, Allah, Allah. Lâ ilâhe illallah, lâ ilâhe illallah, lâ ilâhe illallah. Sübhânallah, Sübhânallah, Sübhânallah. Elhamdülillah, elhamdülillah, elhamdülillah. Allahu ekber, Allahu ekber, Allahu ekber. Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhi'l-aliyyi'l-azîm, lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhi'l-aliyyi'l-azîm.

Bunların her biri, hepsi bir çeşit zikir. Hepsi olur, hepsi güzel. Öncelik sırası da bahis konusu değildir. Hangisinden başlansa hangisi söylense hepsi makbuldür. Hepsinin mânası çok şereflidir, sevabı çok fazladır.

İnsanın dili, Hakk'ın zikri ile meşgul olmalı. Peki, niye "dili zikirli" denmiş, dile zikir vazifesi yüklenmiş?

Tabi her âzânın yaratılışına uygun bir ibadeti, hizmeti, görevi vardır. Dilin de vazifesi söylemek olduğu için o da Hakk'ı söylesin, Allah'ı ansın. Onun tabii ibadeti zikirdir.

Ama bir şey daha var ki o da terbiye ile ilgili bir inceliktir:

Bir insan bir şeyi söylerken söylerken, söylerken söylerken, onun sözü yavaş yavaş içine geçer, özüne intikal eder, içine yerleşir. O da terbiye ile ilgili, tecrübe edilmiş bir hakikattir. Bir insan böyle yaparken yaparken yaparken, takliden yaparken tahkîke erer. Hakikatine vâkıf olur. Sözünü söylerken özüne intikal eder. Lafını ederken sevgisi gönlünde kök salar, yerleşiverir.

"Efendim, ben bundan bir şey anlamıyorum!"

Anlamıyorsan bile devam et, anlayacağın zaman gelecek. Anlayacağın bir zaman gelecek.

İnsanlar Allahu Teâlâ hazretleri hakkında mârifetullaha, muhabbetullaha vâsıl olmuşlar, güzel güzel duygulara sahip olmuşlar. Mevlâlarına, Mevlâmız'a, Rabbimize severek, candan gönülden, tatlı tatlı ibadet etmişler.

Nice ârif, nice kâmil kimseler gelmiş geçmiş buradan da sonra bizim neslimiz gelmiş. Bu haberdar olmadığı şeylerin arasında bilmediği şeylerden bir tanesi de zikir.

Bilmiyor! Kadrini kıymetini anlamıyor.

"Yahu gel otur, devam et bak olacak."

Şimdi insan buradan Ankara'ya gitmeye karar verdiği zaman üç adım atınca; "İşte gelemedim canım, varılmıyor!" diye otursa olur mu?

Olmaz! 442 kilometre gideceksin, mesafe var, yol alacaksın. O yol almak olduğundan dolayı eskiler buna seyr u sülûk demişler.

Girdiği meslekte, yolda insanın bir seyri vardır. Seyr halinde seyr u sefer hâlinde, yürüyüş hâlinde, hareket hâlinde; yürürse varacak.

Oturduğu yerden tembel tembel yan gelmiş; "Üç adım attım, varamadım!" diyor.

Varamazsın! Üç adımlık yer değil. Yer uzak, yol uzak; azık lazım, çalışmak lazım, gayret lazım, kuvvet lazım. Deryalar var, dağlar var, dereler var, ovalar var; onları geçeceksin. Sahralar var geçeceksin de menzil-i maksûduna varacaksın.

Allahu Teâlâ hazretleri bizi ilim sahibi etsin. İlim sahibi insanları sevmeyi gönlümüze yerleştirsin. Onların kitaplarını okuyalım, sohbetlerini dinleyelim, izlerinden yürüyelim de -çalışarak olacak- Allah, menzil-i maksûda eriştirsin. Sevdiği kâmil, ârif, zarif, edip kullar eylesin.

Edep olmazsa olmaz, irfan olmazsa, mârifetullah olmazsa kıymeti yok! Bu dünyaya neden geldi, neden gidiyor anlayamazsa olmaz. Şu camiye geliyor, gidiyor anlayamazsa olmaz. Şu Ramazan'a girdi çıkıyor. İşte geldi gidiyor, Ramazan'dan hiçbir şey anlamadı.

Ne nefse hâkim olmayı öğrendi ne ibadetlerinin tadını içine yerleştirdi ne sahurların seher vakitlerinin kıymetini tattı, tadına vardı da anladı. Öyle geldi, öyle gidiyor.

Olmaz! Ne diyelim? Allahu Teâlâ hazretleri cümlemizi böyle duygulu, anlayışlı, sezgisi kuvvetli, ârif, edip, zarif, kâmil, salih, mü'min kul eylesin.

Birincisi dilimiz zikirli olacak. Bunu yapabiliriz; yapınca çok faydası vardır.

Bir kez Allah dese aşk ile lisan.

Dökülür cümle günah misli hazân.

İnsan bir candan Allah deyiverse günahları hazan yaprağı gibi, kuru yapraklar gibi üzerinden dökülür gider.

İkincisi;

Ve kalbün şâkirün.

Kalp. Hepimizde kalp var. Kâfirde de kalp var. İnsanın o zaman aklına geliyor; kâfirin de kalbi var, müşrikin de kalbi var. Hatta ölünün de kalbi var. Atmıyor ama kalbi var.

Bizim dediğimiz; âyetlerin, hadislerin ifade ettiği kalp o da değil ki. Bu hadislerde geçen, o âyetlerde geçen kalp "gönül" demek. O iç âlemi. Onun mahalli kalptir. Tamam. Şu "yürek" dediğimiz et parçasıdır ama o değildir. Ondan ayrı bir şeydir. Arş-ı Âlâ ile irtibatlıdır.

İşte insanın o gönlü "şükredici" olacak.

Musa aleyhisselam bir yerden geçiyormuş. Adamın bir tanesi o kadar yoksulmuş ki üstüne örtecek bir şeyi yokmuş, kumları üstüne örtmüş ki avret yerleri kapansın görünmesin.

"Yâ Musa! Şu hâlimi görmüyor musun?" demiş.

"Ne var hâlinde? Hâline şükret! Beterin beteri var." demiş.

"Neyime şükredeyim? Giyecek bir elbisem bile yok!" derken bir rüzgâr esmiş, hadi kumlar da savrulmuş gitmiş, kum da kalmamış.

Şükredecek o kadar çok şeyimiz vardır ki farkında değilizdir.

"Neyime şükredeyim?" deriz.

O cahil gibi zamanımızda pek çok insan hep elinde olmayan şeyleri düşünüyor.

"Neyime şükredeceğim?" diyor. "Boğaziçi'nde yalım yok; neyime şükredeyim? Altımda mersedes arabam yok; neyime şükredeyim? Cebimde milyonlar yok; neyime şükredeyim?"

Ama yâ mübarek! Sıhhatin var, hastanede değilsin, gözün görüyor, kulağın işitiyor, müslümansın; daha ne istiyorsun? Kâfir olsaydın onların hepsi olsaydı bile kıymeti yoktu.

Ve in teuddû ni'meta'llâhi lâ tuhsûhâ. "Eğer Allahu Teâlâ hazretlerinin nimetlerini saymaya kalksak..."

Âyet-i kerîme çıkıyor karşımıza.

"Sayamazsınız, bitmez. Göz nimet, kulak nimet, el nimet, ayak nimet, nefes almak nimet, nefes vermek nimet."

Nefes alamazsan patlarsın, nefes veremesen yine patlarsın. Her birisi ayrı nimet. Gözün suyu çok aksa şapır şapır;

"Ağlıyor musun?"

"Yoo, ağlamıyorum ama gözüm sulanıyor, akıyor."

Bir arıza. Gözün kurusa kırmızı kırmızı yanar, arıza. Burnun fazla aksa mendil yetiştiremesen arıza. Hiç akmasa kurusa takır takır, arıza. Boğazın kurusa arıza, dudağın kurusa arıza, çatlasa arıza... Olmadığı zaman kıymetini anlarsın.

Çok çeşitli nimetler var. İnsanın bazen kolu tutmuyor, bazen ayağı tutmuyor bazen bir yerinde arıza oluyor;

"Vay, bu da bir nimetmiş!" diyor.

Kalkıyorsun; "Abdest tazeleyeceğim, bir dakika müsaade." diyorsun, yüznumaraya gidiyorsun. Çıkıyorsun, gidiyorsun, abdest alıp geliyorsun.

Bunun nimet olduğunu biliyor musun?

Bilmez! Halbuki yaşlı adamın prostatı vardır, yüznumaraya girer bir saat, bir buçuk saat uğraşır, prostattan dolayı bir türlü küçük abdestini bile yapamaz. Bir zorluk...

Demek ki küçük abdesti yapmak bile nimetmiş. O zaman aklı başına gelir. İş işten geçtikten sonra aklı başına gelir.

Hâsılı insanın üzerinde Allahu Teâlâ hazretlerinin sayılamayacak miktarda nimeti vardır ve devam edip durur, her an devam eder.

Külle yevmin hüve fi şe'n. "Her anda, o bir şe'nde."

Çünkü Allah'ın nimetleri daima teceddüt ediyor. "Hadi verdim bitti artık" dese bu an verdiği için yaşarız, ikinci anda ölürüz. Devam ediyor, lütfu devam ettiği için ikinci anda da ayaktayız. Her an bizim böyle ayakta durmamız, her anda Allah'ın tecellisi ile lütfuyla oluyor.

Allah bize o nimetleri sezip kendisinin verdiğini anlayıp kendisine severek bağlanan, şükredici bir kalbe sahip olanlardan eylesin.

"Yâ Rabbi! Çok şükür. Verdiğin şu nimetlere bak!"

Gözü yaşarır insanın, şapır şapır, tatlı tatlı gözyaşı döker insan, ağlar:

"Yâ Rabbi! Ben yüzü kara bir kulunum, hiçbir kadrim kıymetim yok. Ölçüyorum biçiyorum, kendime bakıyorum, bir hal görmüyorum. Ne nimetler vermişsin yâ Rabbi! Şu hâlime bak, nimetler içinde yüzüyorum; sıhhat vermişsin, akıl vermişsin, para vermişsin, ev vermişsin, çoluk çocuk vermişsin, iman vermişsin, nasip etmişsin, cuma gününde Kadir gecesinde Ramazan'da oruç tutturuyorsun, ibadetini yaptırıyorsun, bana ne mutlu yâ Rabbi! Ya hiç buralara yanaşmayan kaba saba bir adam olsaydım…"

İşte böyle şükredici bir kalbe sahip olacağız. Şükretmesi için de bir insanın ilk önce etrafına bakması lazım, nimetleri görmesi lazım. Etrafındaki başka insanlarla kendi durumunu mukayese ediverip; "Tamam, benim bu durumum yok, çok şükür yâ Rabbi!" demesi lazım. Kendinden aşağılara bak, o zaman görürsün.

Ben geçen günlerde şöyle biraz fakir mahallere filan gidiverdim; biz hiç farkında değiliz, elhamdülillah ne kadar nimetlerimiz var. O zavallılar ne sıkıntılar çekiyorlar. Şu gecekondulara gidivermek lazım. Bir gecekondu mahallesi camisinde namaz kılmak lazım. Hocaefendiye bir sormak lazım. Etrafındaki insanlara bir bakmak lazım.

Dilimiz zikirli olacak, bir. Yapabiliriz. Kalbimiz şükürlü olacak, iki. Etrafımıza dikkatli bakarız, Allah'ın bize verdiği nimetleri düşünürüz, şükredici bir kalbe, gönüle sahip oluruz. Bu da olmayacak bir şey değil. Çalışırsak bunu da yaparız. Tamam.

Ve bedenün ale'l-belâi sâbir. "Belalara sabırlı bir vücudu" olacak insanın.

Çünkü her zaman baklava, börek gelmez.

Allahu Teâlâ hazretleri;

Lâ yüs'elu ammâ yef'alü ve hüm yüs'elûn. "Kullar sorgu suale tâbi tutulur. Ama Allah'a kim sorgu sual edecek? Ne dilerse öyle yapar."

Dilerse nimet verir dilerse imtihan eder; belli olmaz. Yaşadık bu vakte kadar geldik. Bazen işlerimiz iyi gitti sevindik, bazı günler sıkıntılara düştük, bazı günler hasta olduk, sabahlara kadar ah vah ettik, inledik. Hastanelere düştük, heyecanlar geçirdik; "Ah öldüm kaldım, vah gittim!" derken işte bu hâle geldik.

Allah insanı çeşitli şeylerle imtihan ediyor. Ne olacağı belli olmaz. Bazen evlat veriyor sevindiriyor, bazen sevdiği kimseyi alıyor, insanın yüreğini yakıyor.

O zaman ne yapacağız?

O zaman da sabredeceksin, belalara sabredeceksin.

"Etmezse ne olur hocam?"

Allahu Teâlâ hazretleri; "Takdirime rıza göstermeyen, belalarıma sabretmeyen, benim mülkümden çıksın, kendisine başka bir rab bulsun!" diyor bir hadîs-i kûdsîde.

Ne yapacaksın?

Sabredeceksin. Allahu Teâlâ hazretlerinin kaderine, fermanına rıza göstereceksin, sabırlı olacaksın. Sabırlı olunca ecir çok.

İnna'llâhe mea's-sâbirîn. "Allah sabreden kulları ile beraberdir."

Biz şimdi sabahleyin akşama kadar hafiften, yavaşcacık yavaşcacık sabır yapıyoruz, sabır temrini yapıyoruz.

Niye?

Su içmiyoruz, yemek yemiyoruz, Ramazan orucu tutuyoruz. Yavaş yavaş sabır ama aslında bu sabrın derin derin imtihanları da olur:

Eyyûb aleyhisselam çok zengin bir insanmış. Ovalar dolusu sürülerle davarları varmış, sıhhatliymiş, çoluk çocuğu çok fazla miktardaymış, kavmi kabilesinde kendisine itibar edenler çokmuş. Allah sürülerini elinden almış; hastalık gelmiş, hepsi gitmiş. Evlatları ölmüş, gitmiş. Kendisinin sıhhati elden gitmiş, vücuduna kurtlar üşüşecek kadar her tarafı yara bere olmuş. O sıkıntıların içinde de Alahu Teâlâ hazretlerine sevgisi, bağlılığı, irtibatı hiç (kopmamış, bozulmamış.)

Ni'me'l-abd diyor Allahu Teâlâ Kur'ân-ı Kerîm'inde, "Ne güzel kul!" diyor "Şu benim Eyyûb kulum, ne kadar güzel kul!" diyor. Çünkü sabretti, Allah'tan gelen sıkıntılara sabretti. İşte onu da öğreneceğiz.

Her zaman iyi olmaz sabredeceğiz.

Dervişin ilk merhalesi, ilk şey tevhid-i ef'âl, "Hepsi Hak'tan geliyor." mübarek anlasana! Hepsi Hak'tan geliyor, Cenâb-ı Hak'tan. Bütün bu fiillerin fâil-i hakîkisi;

Fe'âlün limâ yürîd olan Allahu Teâlâ hazretleri. O yazıyor, O yaptırıyor, O yapıyor. Mülkün sahibi O. Dilediğini aziz kılıyor, dilediğini zelil kılıyor. Padişahı dilenci yapıyor, dilenciyi padişah yapıyor. Güçlü kuvvetli pehlivanı âciz yapıyor.

Bakıyorsun ihtiyar adam, çoluk çocuk peşine takılmış orasına burasına takılmış, alay ediyorlar; adam orada ağlıyor.

"Ben delikanlıyken yanıma on tane yetişkin adam gelemezdi." diyor, "Ben bu mahallenin efesiydim, kabadayısıydım, şimdi çocuklara maskara oldum." diyor.

Hayatın binbir türlü hâli var, sabredeceğiz.

Allah bizlere hayırlar ihsan etsin. Biz âciz, nâçiz, eksikli, kusurlu, bîçare kullarız.

Rabbim bizi zor şeylerle imtihan eyleme, meşakkatlere düçar eyleme. Küçük çocuklara nasıl çikolata, şeker, baklava, elma, meyve verilir; işte biz âciz, nâçiz kullarını da, sabırlarla zorlu imtihanlarla imtihan edip de dert verip derman aratma, kapı kapı dolaştırma yâ Rabbi!

Ama gelirse de sabretmeyi bileceğiz.

Ve zevcetün sâlihatün lâ tebgîhi havfen fi nefsihâ ve lâ mâlihî. "Bir de insanın -evlendiği zaman- saliha zevcesi olursa… Kendi kendine, Allah'tan korkusundan kocasına hıyanet etmiyor, malına hıyanet etmiyor."

Böyle bir hanım bulmuş daha ne istiyor?

Çok büyük bir nimet! İşte o da dünyanın hayrı olmuş oluyor.

"Şunlara sahip olan dünyanın ve âhiretin hayırlarına erer." dedi ya Peygamber Efendimiz; "Zikredici bir dil, şükredici bir gönül, belalara sabırlı bir beden, Allah'tan korkup da kendisine hıyanet etmeyen, malını çarçur etmeyen bir zevcesi olduğu zaman ne mutlu!"

Bizim zevcelerimiz tabi müslüman hatunlardır. "Ufak tefek eksikleri, kusurları var." diye bağırıp çağırıp kızmayın.

Namuslu mu? Namuslu. Namaz kılar mı? Kılar. Tesettürlü mü? Tesettürlü. Çocuklara bakar mı? Bakar.

Daha ne istiyorsun?

Sen de onun gönlünü hoş etmeye bak. Sonra ömür geçiyor da insan; "Vah ya, keşke böyle yapmasaydım!" diyor, işin aslını anlıyor. Sonra o da insandan hak ister.

Bir zaman gelir kadın da kocadan hak ister, koca da karıdan hak ister. Herkesin birbirinin yakasına yapıştığı bir gün gelecek.

Onun için size hanımlarınıza karşı iyi davranmayı tavsiye ederim. Hanımlara da beylerine karşı iyi davranmasını tavsiye ediyor dinimiz.

Siz onlara iyi davranacaksınız. Hem kendini hem çoluk çocuğunu, karını, zevceni aile efradını cehennem ateşinden koruyacaksın.

İş o. Korursan aferin sana, sen iyi ev sahibisin. İyi ev reisisin ki aferin! Kendin Ramazan'da oruç tuttun, hanımına da tutturdun. Kendin Ramazan'da Kur'an okudun, hanımına da okuttun. Kendin Ramazan'da teravih kıldın, hanımına da kıldırdın. Kendin Ramazan'ı ihya ettin, hanımına da çocuk çoluğuna da ihya ettirdin. Aferin sana!

Sen geliyorsun buraya, çocuğu televizyonun karşısında. Sen geliyorsun buraya, hanım şurada. Olmadı! Yollar ayrıldı.

"Hadi ben cennete gidiyorum. Siz de cehenneme güle güle!" mi diyeceksin?

Olmaz! Onlar sana bağlı, senin maiyetinde. Sen onların komutanısın, onlar senin askerin. Sen onları çekip çevirip alıp; "Hadi bakalım cennete gidiyoruz, o tarafa gitmek yok, o taraf cehennem yolu." diye bu tarafa sevk edeceksin.

İşte böyle sevgiyle, şefkatle, muhabbetle, zulmetmeden, dövmeden, sövmeden, politikayla, idare ile onları cennete sokacaksın. Yapabilirsen en iyisi bu:

Onları cehenneme düşürmemek, cehenneme gidecek hâle getirmemek...

Senden sonra çoluk çocuğun ne yapacak?

Şimdi senin zorunla bağıra çağıra tamam yaz tatilinde Kur'ân-ı Kerîm'i öğrettin. Senden sonra ne yapacak?

Bu çocuklar, kadınlar bunların anaları babaları onların böyle olacaklarını biliyorlar mıydı? Mezarlarından çıksalar görseler razı gelirler mi?

Gelmezler. Ama iyi terbiye edemedikleri için çocukları kendilerinden sonra bu tarafa geldi. Öyle terbiye edeceksin ki çocuğu o tarzda terbiye edeceksin ki sen ölsen bile çocuk hak yoldan dönmeyecek. Öyle terbiye edebilirsen aferin!

Sen ölsen onu da parayla kandırmaya çalışsalar, şöyle yapsalar, böyle yapsalar o da hak yolu bırakmıyorsa tamam.

"İşte bak, şu çocuk Allah rahmet eylesin hacı filanca efendinin çocuğudur. Babası öldü ama camiye devam ediyor, babası öldü ama maşaallah mazbut çocuk, hiç yolunu değiştirmedi."

Tamam, böyle olursa ne mutlu! Ama senden biraz daha zayıf torun, ondan biraz daha zayıf torunun çocuğu hepsinden biraz daha zayıf. Üç nesilde bozulup gidiyor.

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
Abdestten Sonra Üç Kadir Suresi Okuyan Peygamberlerle Haşrolunur - 04.07.1985
13.01.202658 sn
Faziletli Dört Gün - 11.03.1990
13.01.20263 dk 45 sn
Kadir Gecesine Erme Sevabı Alınan Dua - 23.06.1985
13.01.20269 dk 22 sn
Kadir Gecesini Son On Günde Arayın - 26.09.1987
13.01.20261 dk 13 sn
Kadir Gecesi Niyetin Halisliği Sünnete Uymak - 15.06.1985
13.01.202621 dk 3 sn
Kadir Suresi - 15.06.1985
13.01.20268 dk 40 sn
AKRA