İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0507:3808:2312:5315:3817:5719:25
Kabe

Kadir Gecesi Niyetin Halisliği Sünnete Uymak - 15.06.1985

Kadir Gecesi Niyetin Halisliği Sünnete Uymak - 15.06.1985
Kadir Gecesi

Kadir Gecesi Niyetin Halisliği Sünnete Uymak - 15.06.1985

13.01.2026
21 dk 3 sn

Aziz ve muhterem kardeşlerim!

Bizi mübarek Ramazan ayına eriştiren, Ramazan ayı içerisinde Kadir gecesine erdiren Allahu Teâlâ hazretlerine hamd u senâlar olsun. Bizleri Kadir gecesinin hayrından, feyzinden, bereketinden de faydalanan kullarından eylesin.

Onun Habîb-i Edîb'i, Muhammed-i Mustafâ sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine âcizane, fakirane, boynu bükük, yüzü kara, eli boş fakat muhibbane ve hâlisâne salât u selâm, tahiyyât ve ihtiramlarımızı arz ederiz. Mevlâmız vâsıl eylesin. Peygamber Efendimiz'in sevgisine, şefaatine, iltifatına cümlemizi nâil eylesin.

Karınca kararınca sünnetine uymak istediğimiz gibi onun sevgisine, teveccühüne de ermeyi, Allahu Teâlâ hazretleri bu iyi niyetimiz bereketine bizlere nasip eylesin. Âhirette ona komşu eylesin. Kendisinden 1400 sene sonra gelmişiz ama âhirette, yanında, sohbetinden havz-ı kevserinin başında safa sürmekten bizleri mahrum eylemesin.

Aziz ve muhterem kardeşlerim!

Biliyorsunuz İslâm'da niyet çok mühim, kalp çok mühim.

İnna'llâhe lâ yenzuru ilâ suveriküm ve ecsâmiküm. "Allah sizin yüzünüze, pazunuza, kuvvetinize, boyunuza posunuza bakmaz.

Velâkin yenzuru ilâ kulûbiküm ve a'mâliküm. "Gönüllerinize bakar, amellerinize bakar, hangi niyeti beslediğinize bakar, içinizden ne duygular taşıdığınıza bakar, nasıl bir kafa taşıdığınıza bakar."

Siz ona bakın; içinizde niyet ne?

Allahu Teâlâ hazretlerinin hak Resûlü bildirmiş ki sözü haktır, vaadi haktır, söylediklerinin hepsi gerçektir.

"Bir kimse can u gönülden Allah yolunda şehit olmayı istese..."

Niyet. Niyeti öyle, kalbi öyle. "Fırsat olsa da Allah'a canımı da feda etsem. Mal neymiş, mülk neymiş, varlık neymiş, evlat neymiş? Canım da feda olsa." diye istiyor ama harp yok, darp yok, fırsat yok, eceli gelmiş, yatağında ölmüş.

Ve-lev mâte alâ firâşihî. "Yatağında ölse bile Allahu Teâlâ hazretleri o kuluna şehitlerin mertebesini ihsan eder."

Eder mi?

Allahu Teâlâ hazretleri her şeye kâdirdir ve her şeyi en âdil yapar, en güzel bilir. Her şeyi yerli yerince yapar. Her şeyi hikmetlidir. Hiç kimsenin söz söylemeye hakkı yoktur ama hepsi incelerse, aklı ererse çok yerinde olduğunu anlar; bütün insanlar her yaptığı şeyin çok yerli yerinde olduğunu anlar.

Allahu Teâlâ hazretleri niyetine göre ecir veriyor.

İnneme'l-a'mâlü bi'n-niyât.

İlk hadîs-i şerîftir. Buhârî gibi mübarek biri, kitabının başında, evvela onu almış ki; "Aklınızı başınıza devşirin, niyetinizi temiz tutun, her işin başı temiz kalptir, halis niyettir." demek istemiş.

Peygamber Efendimiz'in zamanında bir insan kalkmış, Mekke-i Mükerreme'den Medine-i Münevvere'ye hicret etmiş. Eğer Allah rızası için Resûlullah aşkına şevkine hicret ettiyse tamam, hicreti hicrettir, ecr ü sevabı Allah'a aittir. Hicretin çok sevabı var.

Ama para kazanmaya gitmişse, Mekke'de tanıdığı bir kadının peşine gitmişse, dünyalık elde etmeye gitmişse, onun hicreti de o kadınadır, o dünyalık şeyedir; âhirete bir faydası yoktur.

Onun için muhterem kardeşlerim!

Şu mübarek Ramazan ayında kalplerimize hâkim olmayı öğrenelim. Niyetlerimizi halis, pak eylemeyi öğrenelim. Niyetlerimizi murakebe edelim, müfettiş gibi eli kırbaçlı komutan gibi, atın üzerinde süvari gibi niyetlerimize sahip olalım. Dizginimizi ele alalım; halis niyetle, salih niyetle iş yapalım.

Sahabe-i kirâm öyle candan istemiş de Allahu Teâlâ hazretleri de Kadir suresini nâzil buyurmuş.

İnnâ enzelnâhü fî leyleti'l-kadr ve mâ edrâke mâ leyletü'l-kadr, leyletü'l-kadri hayrun min elfi şehr, tenezzelü'l-melâiketü ve'r-rûhu fîhâ bi-izni rabbihim min külli emr, selâmün hiye hattâ matlai'l-fecr.

Bu âyet-i kerîmeleri inzal buyurmuş, müjdelemiş ki;

Allahu Teâla hazretleri; "Ey Ümmet-i Muhammed! Mahzun olmayın, üzülmeyin, boyun bükmeyin, size Ramazan'ı ihsan etmiştir, Ramazan'ın içinde Kadir gecesini ihsan etmiştir."

Bir insan o Kadir gecesini ihyâ etse o Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır. Âyet-i kerîme ile sabit. Âyet-i kerîme ile sabit olmasaydı -şimdi zamanımızda ileri geri konuşan bir sürü insan var.

"Efendim, azıcık bir şeye çok sevap olur mu?" diyebilirlerdi.

İşte oluyor bak, gör! Âyet-i kerîme ile sabit. Allahu Teâlâ hazretleri herşeye kadirdir.

Zaten biz neyi hak etmişiz de bu nimetleri almışız? Sanki parasını pulunu vermiş miyiz? Sanki gücümüz kudretimiz bir gözün parasını ödemeye yeter mi?

Hepsi zaten bedava. Her şeyimiz Allah'ın lütfundan. Her şeyimiz O'nun lütfuyla oluyor. O herşeye kâdirdir.

Bin ay, seksen küsur yıl eder. Seksen küsur yıllık bir ömrün sevabını Allahu Teâlâ o kuluna veriverir. Kâdir.

Bunu duyunca sahabe-i kirâm çok memnun ve mesrur olmuşlar. Tabi Ramazan'ın içinde bin aydan daha hayırlı bir gece var.

Ne yaparsınız?

Canını verir insan. O Ramazan'ın içinde geceleri uyku uyumaz. Sabahlara kadar gözyaşı döker, Allahu Teâlâ hazretlerine ibadet ve taat eder. Bir ay dişini sıkar, o geceyi yakalamaya çalışır.

Ama nerede? Nerede o gayretli kullar?

Âciziz, nâçiziz, hep kusurluyuz, hep yüzü karayız, hep zayıfız. Mükâfât karşımızda duruyor, elimizi uzatıp almaya dermanız yok, elimizi kaldırmıyoruz. Ya bir ay mübarek, bir ömre bedel! Gel, çalış, kazan. Günahlardan kesil.

Bak şimdi Peygamber Efendimiz'in eteğini tutup yolunca gitmekte ne büyük fayda var. Peygamber Efendimiz ve o zamanki sahabesi -tabi bu âyet-i kerîme Mekke'de nâzil olmuş- bu sûre-i celile nâzil olduktan sonra akılları fikirleri o olmuş; "Aman, ne yapsak da Kadir gecesini yakalasak." diye düşünmüşler, kollamışlar, aramışlar, çalışmışlar.

Rüyalarına girmiş. Rüyalarında Allahu Teâlâ hazretleri onlara bazı işaretler ihsan eylemiş. Sahabeden bir tanesi hep; "Kadir gecesi yirmi yedisindedir." diye yemin edermiş.

"Kadir gecesi yirmi altısını yirmi yedisine bağlayan gecedir." diye yemin edermiş ama yine sahabeden olduğu halde daha başka zamanlarda olduğunu nakledenler de olmuş:

"Peygamber Efendimiz böyle buyurdu." demişler, "Şöyle buyurdu." demişler.

Peygamber Efendimiz'in; "Ramazan'ın son on günü içinde arayın." diye tavsiyesi var. Kendisinin de bizzat hareket tarzı böyle.

Efendimiz bize numune değil mi?

Ramazan'ın son on gününde itikâfa girermiş. Evinden ayrılırmış, ailesinden hanımlarından ayrılırmış, itikâfa girermiş. O Allah'ın hak peygamberi, pak peygamberi son on gününü ibadetle, taatle geçirirmiş. Mescitte sabahlara kadar gecelerini ihyâ ederek geçirirmiş.

"Siz Kadir gecesini Ramazan'ın son on gününde arayın." buyurmuş.

Sıhhatli rivayetler var, her birisi üzerinde düşünülebilir. "Yirmi birinde" demişler, "yirmi üçünde" demişler, "yirmi beşinde" demişler, "yirmi yedisinde" demişler, "yirmi dokuzunda" demişler.

Hepsinin uzun boylu rivayetleri var. Uzatmak istemiyorum.

Ârif kimseler diyorlar ki;

"Allahu âlem seneden seneye değiştiği için böyle bir sene yirmi birine gelmiş, bir sene yirmi yedisine gelmiş ve müslümanlar ertesi gün Bedir savaşını kazanmışlar, bir sene yirmi üçüne gelmiş.

Hilali gözleyeceğiz. Gideceğiz, görülebilecek yerden hilale bakacağız. Akşam güneş battıktan sonra gökyüzünde hilali gördük mü gözümüze ilişti mi ilişti, tamam ertesi gün Ramazan'dır. Bugün yarın yine akşam vakti, Batı tarafında güneşin battığı yeri gözümüzü yukarılara gezdirerek hilali arayacağız.

Ne arıyoruz?

Bayram hilalini arıyoruz. Gördük mü yarın bayramdır.

"Hocam, takvim var, hesap var. Aya füze gönderiyorlar, Merih'e füze gönderiyorlar, herşeyi güzel hesaplıyorlar. Aydan geriye gelen şeyin okyanusta nereye düşeceğini biliyorlar, gemileri oraya götürüyorlar."

İyi, güzel, tamam ama ben de ilim, fen biliyorum, akademide hocalık yaptım, üniversitede mühendislere hocalık yaptım. Ama eski Ramazanların, yetmişli yıllardaki Ramazanların birinde, cemaat Fatih camiinden çıkmış, Ramazan'ın yirmi dokuzu, akşam namazından çıkmışlar hepsi görmüş. Birisi ötekisine göstermiş. Hepsi ayan beyan görmüş. "Bak gökyüzünde ay." Hepsi birbirine göstermiş.

Hatta bir tanesi çağırmış; "Mehmed Efendi, dışarıya çık." Bakkal Mehmed Efendi de dışarıya çıkmış;

"Bak, karşıda ne var?"

"Hilal var"

Hilali gördün, şimdi ne olacak? Güneş, akşam namazını kıldıktan sonra, çıktıktan sonra hilali gördü. Yarın nedir?

Bayramdır. Çünkü hepsi gördü. Bir kişi olsa belki başı dönmüştür, gözüne yanlış görünmüştür, oradaki bir beyazlığı hilal sanmıştır ama öyle değil. Bak hepsi gördü, ertesi gün bayram.

Ama takvimde yazıyormuş ki yarın ayın otuzu. Demek ki hesapta da bir püf noktası oluyor ki hesabın tutturdukları yerinde bir hata oluyor ki doğru göremeyebiliyorlar.

Onun için biz emredileni yapacağız. Gidince bakacağız, görürsek görürüz, görmezsek içinde bulunduğumuz ayı otuza tamamlayacağız. Neyse, bunu neden söyledim?

Mübarek ayın başlangıcı belli değil ki yirmi biri, yirmi ikisi belli olsun. Kayabiliyor, karışabiliyor.

Onun için en güzeli Peygamber Efendimiz'in sünnetine uymak. Uyan kardeşlerimizden Allah razı olsun. Bir beldede ahalinin tamamı itikâf yapmasa hepsi mesul olur. Hepiniz mesul olurdunuz; burada itikâfa giren kardeşlerimiz sizi kurtarıyor. Allah razı olsun, kabul etsin. Onlar da size dua etsinler, siz de onlara dua edin.

Tabi ibadet güzel şeydir de ibadetin de âfeti vardır. Ben bir sene "Aman!" dedim, dallar meyvelerden çöküyor, sapı bir tarafa bastırıyor. "Ne kadar çok meyve var!" dedim. Allah rahmet eylesin yaşlı, tecrübeli bir amca dedi ki; "Allah afetlerinden korusun."

Ondan sonra bir dolu geldi, bilmem ne geldi patır patır hepsi döküldü, olgunlaşmadan aşağıya düşüverdi.

İbadet yapmak güzeldir. İbadetin âfeti ibadetine mağrur olmaktır. Mağrur olmayacağız.

"Efendim, ben bu kadar oruç tuttum."

Kabul oldu mu olmadı mı? Gözün nahmahreme kaydı mı kaymadı mı? Sinirine hâkim olabildin mi olamadın mı? Dilini tuttun mu tutamadın mı? Camide yanındaki arkadaşınla kavga ettin mi etmedin mi? Sabrettin mi sabredemedin mi?

Orucu hakkıyla tuttun mu, layık oldu mu? Dergâh-ı izzete vardı mı? Yoksa yolda melekler "çürük, çevirin şunu kenara" diye geri mi çevirdiler, belli değil ki! Bilmiyoruz ki! Onun için ibadetine mağrur olmak yok.

Allahu Teâlâ hazretleri, ibadetinden dolayı mağrur olup kibirlenip burnunu havaya kaldırmak kötü olduğundan, kullarına günah işleme kapısını açmış. "Arada günah işlesinler de Hadiste söylüyor ben söylemiyorum, Peygamber Efendimiz söylüyor:

âcizliklerini anlasınlar, boyunlarını büksünler; ' Yâ Rabbi! Bizim tutulacak yanımız yok, işte boynumuz bükük, yine suçlu olarak huzuruna geldik.' diye, içlerinde hiç kibirleri kalmasın."

Çünkü kibir daha kötü, kibir ve ucûb daha kötü olduğundan ona düşmemek için böyle oluyor.

Allahu Teâlâ hazretleri bizi kibire düşürmesin. Ucuba düşürmesin. Bizim içimizde sevmediği ne gibi kötülük varsa, huy varsa, fikir varsa, fasid kötü fikir, yanlış yalan fikir, ters kanaat, kin, adavet, hased, düşmanlık, Allahu Teâlâ hazretleri bizim içimizi bunlardan şakır şakır yıkasın, pak eylesin. İçimiz dışımız nurlansın. Bundan sonra sevdiği kul olalım, edepli kul olalım.

Çünkü her muradına eren kimse edep ile ermiştir. Her mahrum olan kişi edepsizliğinden mahrum kalmıştır. Allah esirgesin. Edepsiz Rabbin lütfundan mahrum kalır. Edepli menzil alır, yol kazanır, mükâfât kazanır. Edebe riayet edeceksiniz, terbiyeli olacaksınız, boynunuzu bükeceksiniz, kardeşinizi seveceksiniz, kimsenin kalbini kırmamaya çalışacaksınız.

Karıncayı bile taşlama onun da Rabbi, sahibi var, bir gün gelir şikâyetçi olur, dergâh-ı izzette gelir yakana yapışır:

"Yâ Rabbi! Sen her şeyi bilirsin. Benim bu kardeşim kötü niyetim yokken bana dünyada şöyle etti, böyle etti, kalbimi kırdı." derse o zaman Allah; "Bunun hakkını ver bakalım." der. Senin sevaplarından alırlar, ona verirler.

Onun için kalp kırmak yok. "Kalp kırmak Kâbe'yi yıkmak kadar kötü" diye kitaplarımızda yazılıyor da millet çatır çutur kalp kırıyor. Camide kalp kırıyor, safta kalp kırıyor. Hayret ediyorum.

Allahu Teâlâ hazreterleri insanın kalbine tecellî ediyor, tecelligâh-ı ilâhî; sen oraya nasıl öyle kırıcı bir darbe ile hücum edersin? Nasıl öyle ters muamele edersin? Allahu Teâlâ hazretleri insanın gönlüne tecellî ediyor.

Neyse, muhterem kardeşlerim!

Demek ki bilinmiyor, bilinmemesinde de bir hayır var. Ulema ittifak etmiş ki Kadir gecesinin bilinmesinde hikmet şudur:

"Ben Kadir gecesine rastladım, sabaha kadar İskenderpaşa camiinde ibadet ettim, Kadir gecesini ihya ettim, seksen üç yıllık mükâfât cebimde çantada keklik duruyor işte, bak yakalanmış." der, ondan sonra ibadetine mağrur olur, güvenir, "tamam" diye düşünür. Çünkü insanların ekseriyeti böyledir.

Çocuk diplomayı aldı mı, çantasına karnesini koydu mu, bir koşu tatile gider, bir daha kitabın yüzünü açmaz. Doktor tıp fakültesinden mezun olur, bir daha neşriyatı takip etmez. Mühendislikten mezun olur, bir daha kendi mühendisliğiyle ilgili mecmuaları takip etmez, yenilikleri takip etmez, geri kalır.

İnsan bitirdi mi bir baskı olmazsa çalışmıyor, güveniyor. Arap dilinde, bizim din lisanımızda güvenmeye ne derler?

"Ümit" derler. Reca. Güveniyor, ümit ediyor; "Tamam, Allah beni affedecek, mağfiret edecek. Çünkü ibadet ettim, namaz kıldım, oruç tuttum, mukabeleler dinledim." diyor, güveniyor. Recası galip. Böylesi doğru değil; çünkü tembellenir, güvenir.

İzen yettekilu yâ Resûlallah. "O zaman güvenir de; 'cennete nasıl olsa gireceğim.' diye ibadet yapmaz." demiş.

Malum kıssada Hz. Ömer Peygamber Efendimiz'in karşısına çıkmış:

Kul; havf u recâ arasında olacak:

Havfu'llah er-recâu mina'llah. "Allah'tan korkacak, tir tir titreyecek; bir taraftan da ümit edecek."

"Cennete girerim inşaallah." diye düşünecek.

Bir taraftan korkacak; "Yahu, Allah ya benim kabahatlerimi affetmezse cehenneme düşersem." diye, tir tir titreyecek. Bir taraftan da; "Yahu, âyetlerde hadislerde geçiyor erhamurrâhimîn'dir beni de affeder, umarım ki ben de şu dostlarımla kardeşlerimle inşaallah Resûlullah'ın bayrağı altında toplanırım, cennetine cemâline ererim." diye düşünecek. İkisi arasında olacak.

Dosdoğru yol tutturacak. Bir tarafa yaslanıp gevşemeceyek. Onun için saklanmış. Cuma'nın içinde mübarek saat saklanmış, Ramazan'ın içinde Kadir gecesi saklanmış. "Ama son günlerinde arasın." deniliyor.

Belki bu gecedir belki geçtiğimiz gecedir belki yarınki gecedir. Hadi bakalım bundan sonra hiç olmazsa on gün dişini sıkacaksın.

Sonra bir de Müslüman kardeşlerimiz İslâm'ı iyi öğrenmedikleri için bir yaygın fikir var, yanlış fikir var. Nedir?

Bir ibadeti yaptı, tamam. Ramazan orucu bitsin, insanları görün.

Peki ya Müslümanlık Ramazan'a mı mahsus? İbadet Kadir gecesine mi mahsus?

Allahu Teâlâ hazretlerinin Resûlü, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem Cuma gecesinin faziletini anlatmış anlatmış bize de; "Ama cumaya mahsus ibadet etmeyin." diye de tavsiyesi var. "Yalnız Ramazan müslümanı olmayın, her zaman müslüman olun. Yalnız Ramazan müslümanı olmayın, yalnız Cuma müslümanı olmayın, yalnız kandil müslümanı olmayın!"

Her zaman müslümanlığımızı devam ettireceğiz.

Nasıl? Tahammül edilir mi?

Sen bir şeyi daha bilmiyorsun, bilmediğin bir şey daha var. Allah'a kulluk sadece camide namaz kılmak, Kur'an okumak, tesbih çekmekten ibaret değildir.

el-Emru bi'l-mârufi sadakatün ve'n-nehyü ani'l-münkeri sadakatün ve imâtatü'l-ezâ ani't-tarîki sadakatun. "Kimsenin ayağına dolanmasın, diye yoldan bir eza verici dikeni, taşı kenara alsan bir hayırdır, sadakadır."

el-Kelimetü't-tayyibetü sadakatün.

Gitsen bir kimseye bir tatlı söz söylesen, güleç yüz göstersen sadaka gibi sevab kazanırsın. Emr-i ma'ruf yapsan sadaka sevabı kazanırsın. Nehy-i münker yapsan sadaka vermiş gibi sevap kazanırsın. İslâm, kafasını güzel çalıştırıp da doğru davranabilirse, insana her anda sevap kazanabilecek bir nimet veriyor.

Şimdi şöyle diyelim:

"Ben öğleden evvel birazcık yatayım, azıcık yatayım vücudum tahammül edemiyor, geceye kuvvet kazanayım hem Peygamber Efendimiz kaylûle uykusu yapmış." diye düşündü, bismillâhirrahmânirrahîm dedi, yan geldi yattı, sünnete uydu, sevap yazılır.

Uyku uyuduğu halde; "Sünnete uydu." diye bu kula sevap yazılır.

Sonra hadîs-i şerîfte geçiyor: "Bir insan abdest alıp yatarsa melekler onun gecesini ibadete yazarlar." Hadîs-i şerifte müjdelenmiş.

Onun için insanın uykusu uyanıklığı, yemesi içmesi, çalışması, kalkması, konuşması söz söylemesi, arkadaşına tebessüm etmesi, hasta ziyaret etmesi, kabir ziyaret etmesi, bir kimsenin yardımına koşması; bunların hepsi sevap kazanmasına sebep olabilir.

Onun için kafamızı, aklımızı dik tutacağız, gaflete düşmeyeceğiz. Her an sevap kazanabiliriz. Onun için bizim büyüklerimiz hûş der dem demişler.

Mü'min nasıl olacak?

"Her deminde, her nefes alış verişinde şuuru, aklı başında olacak."

Nakşîliğin esaslarından birisi nedir?

Huş der dem.

Her anda şuurlu olacak, aklı başında olacak. Yaptığı işi şuurlu yapacak. Camiye gidiyor şuurla gidiyor. Camiden evine gidiyor, yatacak biraz, şuurla yatıyor. "Şimdi yatayım da sabaha dinç geleyim. Yatmazsam sahurdan sonra sabah namazı da kaçar. Sabah namazını ta on birde kılarım, olmaz. Onun için şimdi gideyim de biraz istirahat edeyim."

Ondan sonra; "Ben şimdi vücuduma bakmazsam bu vücut zayıf düşer, zayıf düşünce vesvese hücum eder, aklım şaşırır, birazcık yemek yiyeyim." deyip Allah rızası için yemek yersin, sevap kazanırsın. Allah rızası için uyursun, sevap kazanırsın. Allah rızası için evlenirsin, sevap kazanırsın.

"Evleneyim de namahreme bakmayayım." der, evlenir. Evlinin namazı, bekârın namazından seksen iki kat daha sevap.

"Evlilikte de sevap var mı ya Resûlallah?" demişler. İnsan keyfini sürüyor. "Evet" demiş,

"Onda da sevap var tabii. Ya harama baksaydınız o zaman günah olmayacak mıydı?"

Demek ki evlilikte de sevap var. Allah Allah, çok şükür yâ Rabbi! Bizim dinimiz ne güzel ki evleniyoruz sevap kazanıyoruz, yemek yiyoruz sevap kazanıyoruz, yemiyoruz sevap kazanıyoruz, arkadaş ziyaretine gidiyoruz sevap kazanıyoruz, hasta ziyaretine gidiyoruz sevap kazanıyoruz. "Kimseye muhtaç olmayalım helal para kazanalım." diye ticaretimize gidiyoruz:

el-Kâsibü habîbullah. "Kesb-i ticaretle meşgul olan Allah'ın sevgili kuludur." diyor, Peygamber Efendimiz.

"Doğru sözlü tüccar, sıddıklarla, şehitlerle beraberdir." diyor Peygamber Efendimiz. Kendisi de ticaret yapmış.

Onun için Müslümanlığı; "Şöyle hayattan kopup da dağ başında ibadet etmek" diye anlamayın. "Ramazan'da ibadet etmek, Kadir gecesinde ibadet etmek" diye anlamayın. Müslümanlık devamlı…

Hûş der dem.

Şuur her zaman başta olacak, akıl her zaman dimdik ayakta olacak:

"Ben Rabbimin rızasına uygun hâle gelmeliyim, aman gaflete düşmeyeyim, aman günaha dalmayayım." diye düşünecek.

Müslümanlığın özü bu; yoksa o cennetin sevapları kolay kazanılmaz. Her anda niyetini doğru dürüst tutarsan o zaman sevap olur. Allahu Teâlâ hazretleri bizi öyle şuurlu Müslüman eylesin.

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
Abdestten Sonra Üç Kadir Suresi Okuyan Peygamberlerle Haşrolunur - 04.07.1985
13.01.202658 sn
Faziletli Dört Gün - 11.03.1990
13.01.20263 dk 45 sn
Kadir Gecesi Dünya ve Ahiretin Hayrına Sahip Olanlar - 15.06.1985
13.01.202621 dk 42 sn
Kadir Gecesine Erme Sevabı Alınan Dua - 23.06.1985
13.01.20269 dk 22 sn
Kadir Gecesini Son On Günde Arayın - 26.09.1987
13.01.20261 dk 13 sn
Kadir Suresi - 15.06.1985
13.01.20268 dk 40 sn
AKRA