İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0507:3808:2312:5315:3817:5719:25
Kabe

18.04.1992 - İbrahim bin Edhem A

18.04.1992 - İbrahim bin Edhem A
Tasavvuf Sohbetleri

18.04.1992 - İbrahim bin Edhem A

31.01.2026
27 dk 36 sn

Eûzübillâhimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm

El-Hamdülillâhi rabbi'l-âlemîne hamden kesîran tayyiben mübâreken fîh. Kemâ yenbeğî li-celâli vechihî ve li-azîmi sultânih.

Ve's-salâtü ve's-selâmü alâ seyyidinâ ve senedinâ ve mededinâ Muhammedini'l Mustafa. Ve alâ âlihî ve sahbihî ve men tebiahû bi ihsânin ilâ yevmi'l cezâ.

Emmâ ba'd:

Aziz, muhterem ve sevgili kardeşlerim!

Çok kıymetli bir âlimin; Ebû Abdirrahman es-Sülemî'nin -rahmetullâhi aleyh ve kaddesallâhu rûhahû- yazmış olduğu çok değerli, mümtaz bir kitap olan Tabakâtu's-sûfiyye’sini okuyoruz. Ebû Abdirrahman es-Sülemî tasavvuf büyüklerinin hayatlarını ve mübarek fikirlerini toplamış, böyle bir eser meydana getirmiş. Ve bu eseri çok kıymetli mısırlı bir profesör de çok güzel dipnotlar, ilaveler, açıklamalar yaparak neşre hazırlamış. Henüz Türk dilimize tercüme edilmemiş bir kaynak eser olduğu için tasavvuf konusunda en salahiyetli, en meşhur, en büyük, en kıymetli şahısların sözlerini ve fikirlerini buradan öğrenebiliriz diye bu kitabı okuyoruz.  

İbrahim b. Edhem kaddesallâhu sırrahu'l-azîz ve rahimahallâhu rahmeten vâsıa hazretlerini, tahminime göre herkes duymuştur. Hayatı hakkında da bazı bilgiler ve menkıbeler kulaklarımıza gelmiştir. Fakat bu Ebû Abdirrahman es-Sülemî ciddi bir alim olduğundan, her şeyi delillerine, kaynaklarına istinat ettirip sağlam söz söylememe ve sağlam bilgi nakletme geleneğinde olduğu için buradaki bilgilerin biraz kıymetli olduğunu göreceksiniz. Bir insan nasıl evliyâ oluyormuş, onu da bu bilgilerin içinde görmek mümkün olacak. Acelemiz yok! Ben o bilgiyi de bilerek biraz geciktirmek de istiyorum ki meraktan çatlayasınız. Çatlamayın da merak edin hevesiniz artsın diye o sebeble ağır ağır okuyoruz.

Bismillâhirrahmânirrahîm

 

Ve minhüm İbrâhimü'bnü Edhem.

Bu kitabın muhtevasını, içeriğini teşkil edecek olan beş tabakadan hepsinde yirmişer, toplam 100 tane mübarek zâtın hayatı var.

O şahıslardan bir tanesi de -yüz kişiden muhtevada anlatılacak olan kişilerden birisi de - bize göre üçüncüsü; İbrahim b. Edhem. Biz iki tanesini daha önce okumuş, tanımıştık.

Ama galiba unutmuşuz!

Unutmamamız lazım. Hatırımızda tutmanız lazım! Bizim ihvânımızdan sizin ağabeyleriniz, bizden önceki büyüklerimizin, hocalarımızın derslerine devam etmişler, not tutmuşlar. Onların vefatından sonra onların eserlerini neşrettiler.

Neden?

Muntazam not tuttuğu için. Muntazam not tutmasaydı o neşir mümkün olmayacaktı.

 

Demek ki şimdi Fudayl b. İyâd'ı ve bu kitapta neşredilmiş olan mübarek nasihatlerini, sözlerini çok iyi bilmeniz lazımdı, bir. Zünnûn el-Mısrî hazretlerinin hayatını, ismini, vefatını, sözlerini çok iyi bilmeniz lazımdı, iki. Çünkü iki tanesini okuduk.

"Unuttum."

Unutmayacağız.

Âfetü'l-ilmü, en-nisyânu.

Hadîs-i şerîf olarak zikrediliyor, ne demek?

"İlmin afeti unutmaktır."

İlmi afetlere mâruz bırakmayalım. Unutmamak için de tekrar tekrar okuyalım. Başkalarına da anlatalım.

Unutmamanın bir şekli de başkasına anlatmaktır.

"Ben Eyüb'de; Tabakâtu's-sûfiyye'de okunurken dinlemiştim ki; Fudayl b. İyâd rahmetullâhi aleyh şöyle buyurmuş, Zünnûn el-Mısrî böyle buyurmuş."

Başkasına söyledikçe bu hafızanızda daha iyi kalır. Başkasına söylemeye niyet ederek dinlediğinizde hatırınızda daha iyi kalır. Çalışmanın prensipleri kitabımızda da yazmıştık; insan başkasına anlatmak niyetiyle dinlerse, daha iyi hatırında kalır. Başından gevşek dinlerse, hatırında kalmaz.

"Dalgın profesör, şemsiyesini nereye koyduğunu düşünmeyerek koyduğu zaman, zaten unutmuştur. Sonradan değil" diyor. İlk başta koyduğu yeri düşünmedi ki; koydu bir yere. Nereye koyduğunu bilmiyor ki alırken nereden alacağını bilsin. Onun için başından dikkatli dinlemek lazım.

Rahmetli annem kurnaz küçükken beni cumaya gönderirdi. Ben daha cumayla mükellef bir çocuk değilim. Laleli Camii'nde öğle ezanı okunacak da iftar edeceğim diye beklediğimi hatırlıyorum. Yani "Sen çocuksun, öğleye kadar oruç tutsan olur." derlerdi; ben de elime beşlik simidi alıp, şekeri alıp öğle ezanı okununca oruç bozardım. Olmazdı ama alıştırıyor, şaka gibi yani.

"Evladım! Aman iyi dinle de hoca efendiyi, bana da anlat, ben onları çok seviyorum." derdi. Ben de camiye gelirdim, anneme nakledeceğim diye hocayı pürdikkat dinlerdim; eve gidince de anlatırdım. Annem bana bir sürü medih sözleri söylerdi; "Aferin, maşaallah, hatırında iyi tutmuşsun. " Şimdi anlıyorum ki; hepsi teşvikmiş, bir terbiye metoduymuş. Yani "Git bana da anlat." demek, "İyi dinle." demekten daha ileri bir metod.

"Aman evladım hutbeyi iyi dinle." İyi dinlesin ama herkes hutbe okunurken uyuyor. İmam oraya çıktı mı muhtelif yerlerden horultular başlar.

Neden?

Şeytan dinlettirmemek için gaflet veriyor. En iyi çare, "Evladım hutbeyi iyi dinle." demek değil; "Evladım hutbeyi bana da nakledersen çok memnun olurum, çok seviyorum."

Bu daha güzel bir şey. Onun için dikkatle dinleyelim.

Minhüm İbrâhimü'bnü Edhem.

İbrahim-i Edhem derler, o Farsça bir terkiptir. Farsça'da araya "i" girdi mi, bazen baba ile oğulu böyle "i" sesiyle bağlarlar. Arapça'da ibni sözüyle bağlıyorlar. İbrâhimü'bnü Edhem; Edhem'in oğlu İbrahim. İranlılar "İbrahim-i Edhem" derler. Edhem'in İbrahim, Edhem oğlu İbrahim demek. Bizim de köylerimizde bu çeşit isimlendirme vardır.

Eyüb'ün Ahmet, ne demek?

Eyüb oğlu Ahmet demek.

"Bunlardan, yani evliyâullahtan, sofîlerden, büyüklerden birisi de İbrahim b. Edhem'dir ve künyesi Ebû İshâk'tır."

Araplar'da isimlendirmenin tekniğini anlattık. İsimlendirme de Araplar'da dikkat etmek lazım. Dikkat etmeyince büyükler de yanılıyor, alimler de yanılıyor, profesörler de yalan yanlış şeyler yazıyorlar. Bu konu ile alâkalı size misaller vermiştim.

Profesörün birisi diyor ki;

"Elmalılı Hoca güzel tefsir yazmış ama…"

Aması ne?

"Çok büyük bir tefsir olan Taberî tefsirinden bahsetmemiş."

Bahsetmiş ama bu profesör bahsettiğini niye anlayamamış?

Çünkü o "Taberî" demiyor, "İbn Cerîr" diyor. "İbn Cerîr, tefsirinde şöyle der." diyor. İbn Cerîr, Taberî demek. Muhammed İbn Cerîr, ismi bu.

"Taberî" nesi?

Lakap değil, nisbesi. Sonunda "i" olanlar umumiyetle nisbe demektir. Taberî nisbesi. Ebû'lu olanlar künyedir, karıştırmamak lazım. Nisbeye künye, künyeye nisbe demek olmaz. Elmaya armut demek olmaz.

Ben bir küçük kızı karşıma aldığım zaman, konuşturacağımda, annesi babası arkadan gönderiyorlar, "Öp dedenin elini." diye, geliyor paytak paytak, elimi öpecek;

Senin adın ne?" diyorum, utanıyor söylemiyor.

"Ahmet mi?" diyorum, kız hâlbuki. Mahsustan "Ahmet mi?" deyince bir sinirleniyor;

"Hayır, Ayşe!" diyor.

Neden?

Aykırı bir şey söylendiği için hemen asabileşiyor. O zaman söylüyor, yoksa utanacak, söylemeyecek.

Künye ise künye. Ebû'lu, Ebû İshak. İsimse isim, nisbeyse nisbe. Nisbe "i"li oluyor. Mesela "Konevî" diyoruz, "Rûmî" diyoruz, "Buhârî" diyoruz.

Buharî ne demek?

Buharalı demek.

Kaç tane Buharî var?

Ne sen sor, ne ben söyleyeyim. Buharalıların hepsi Buhârî'dir.

Bir insanın yerini, babasının adını, kendi adını, künyesini söylüyoruz, bir de lakabı varsa lakabını söylüyoruz. Mesela kadı körse "kör kadı" diyoruz. O zaman belli olur. Öteki kadıların hepsinin gözü kör değil ya, "kör kadı" deyince herkes bilir. Demek ki lakap, isim, baba ismi, künye, nisbe beş tane şekille bir şahıs böyle yazıldığı zaman bu şahsı karıştırmıyorsun.

Sühreverdî, kaç tane Sühreverdî var?

Bir sürü Sühreverdî vardır ama üç tanesi meşhur. Bir tanesi bizim şeyhlerimizden, Akşemseddin'in de ecdadından Ebû Bekir es-Sıddık Efendimiz'in de sülalesinden olan Ebû Hafs Ömer es-Sühreverdî. Sadece "Sühreverdî" desek, hangi Sühreverdî, karışabilir.

İslâm tarihinde de söz söyleyenler böyle söylemezlerse isimler karıştırılabilir. İmâm-ı Âzam Ebû Hanife; bir bizim mezhebimizin imamı var, bir de ondan çok sonra yaşamış Türkistanlı bir başka şahıs var. Babaları onun ismini vermişler. İmâm-ı Âzam demişler, Ebû Hanife tutmuş ama ondan kaç asır sonra yaşamış.

Türkiye'de Lütfi Doğan, kaç tane Lütfi Doğan var. İkisi de Diyanet İşleri başkanlığı yaptı, ikisi de senatör oldu. Nasıl ayıracağız?

"Erzurumlu" diyoruz, bir başka şey ekleyerek ayırıyoruz.

Minhüm İbrâhim ibnü Edhem. "Bu evliyâullahın birisi de İbrahim b. Edhem'dir, Edhem'in oğlu İbrahim'dir."

Ebû İshak da künyesidir. İshak'ın babası demek. Ama bu künyeler bazen evladından dolayı isimlendirilmiş olur. Hakikaten Peygamber Efendimiz'in Kâsım adında oğlu vardı. Ebu'l-Kâsım, Kâsım'ın babası demek. Bazen de mecâzen olabilir. Ebu'l-Fazâil diyoruz, faziletler babası. Fazileti çok demek. Mânevî de olabilir.

Künyeler asalet bildirir. Asaletli insana ismiyle hitap edilmez. Talebe hocasına, çocuk babasına ismiyle hitap etmez. Toplumda da bir şahsa "Ali, Ahmet, Mehmet" filan diye ismiyle hitap edilmiyor; asaletli olduğu için "Ey filancanın babası! Yâ Ebe'l-Kâsım! Yâ Ebâ Bekr! Yâ Ebâ Hafs!" diye hitap ediliyor.

Hz. Ali Efendimiz'in künyesi neydi?

Ebû Turâb. Toprağa bulanmış biraz. Hz. Fâtıma anamızla aralarında biraz bir şey olmuş, konuşmuşlar, kalkmış mescide gitmiş, yatmış. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem eve gelmiş;

"Kızım Fâtıma, nerede Ali?"

"Baba, aramızda biraz konuşmalar geçti, üzüldü galiba, evden çıktı gitti."

Peygamber Efendimiz de çıkmış, aramış. Hz. Ali Efendimiz mescidin bir kenarında kumların üzerine yatmış.

"Kalk yâ Ebâ Turab!" diyor.

Biraz terlemiş, toprakta ellerine biraz kumlar yapışmış, topraklanmış. "Kalk yâ Ebâ Turab, ey toprak babası!" Topraklanmış olduğu için o sözü söylüyor. Ondan sonra da bu Ebû Turab lakabı hoşuna gitmiş.

Ebû Turab, Ebâ Turab, Ebî Turab. Üç şekilde olabilir Arapça'da. "Ebû" kelimesi cümledeki yerine göre "ebû" olur, "ebâ" olur, "ebî" olur. Bunu da bilin, şaşırmayın.

"Ben ‘ebû' duydum, burada niye ‘ebâ' deniliyor, şurada niye ‘ebî' deniliyor?"

Onun sebebi vardır. Üç şekliyle de câizdir. "Ebû Bekrini's-Sıddîk" diyoruz değil mi? "Ebû" diye söylüyoruz ama bazen de başka türlü harfle karşınıza gelebilir.

 

Min ehli Belh. "Belh ahalisinden."

Belh nedir, dipnotta açıklama yapılmış.

Belh: Medinetün, meşhûretün bi-Horasân. "Belh, Horasan'da meşhur bir şehirdir."

Belh'ten başka kim çıkmış, bildiğimiz meşhur Belhli kim var?

Şakîk-i Belhî var, bir. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, o da Belh'ten. Meşhur bir şehirdir.

Min ecmeli müdûnihâ. "Horasan'ın en güzel şehirlerinden birisidir." Ve eşherihâ zikren. "Namı en meşhur olanlardandır." Ve ekserihâ hayren. "Hayrı en çok olanlardandır." Beynehâ ve beyne Tirmiz. "Tirmiz ve Belh arasında." Aşara fersahan. "On fersahlık mesafe vardır."

Eskiler mesafeleri fersahla ölçerlerdi. Fersah; bir kervanın bir günlük yol mesafesidir. Kervan buradan kalkar, akşam olunca bir yerde konaklar. Bu kervanın bir günlük yolculuk mesafesine bir fersah derler. Bir insan bir saatte ortalama 5-6 kilometre yürür, ortalama da bir günde yemek namaz hariç altı saat yol yürür. Demek ki; otuz küsur kilometre mesafe bir fersahtır. Belh'in Tirmiz'e mesafesi on fersahmış. Aşağı yukarı üçyüz elli küsur kilometre. Yani Adapazarı ile Ankara arası, İstanbul ile Gerede arası gibi bir mesafe.

Ale'ş-şâtıi'l-cenübiyyu li-nehri Ceyhûn. "Belh şehri, Ceyhun nehrinin güney kıyısına kurulmuş."

İki nehir; Seyhun ve Ceyhun var. İki nehrin ötesine-arasına Mâveraünnehir deniliyor. "Bölgenin siyasî merkezi idi." diyor aşağıdaki bilgilerde. "Sonra kültürel ve dinî merkez de oldu." diyor. "Toharistan denilen bölgenin yeridir." diyor. Buradan bizimle en yakından ilgili olan Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî var; o geldi oradan, babası hicret etti ve Konya'ya yerleşti. Onlar da oralı.

Demek ki bu İbrahim b. Edhem de Belh şehrindenmiş.

Kâne min ebnâi'l-mülûki ve'l-meyâsir. "Hükümdarların, varlıklı, zengin kişilerin evlâdındandı."

Biz şimdiye kadar "Belh şehrinin hükümdarı." diye okumuştuk, kendisi hükümdardır diye biliyoruz. Burada "Kendisi hükümdardır." demiyor. Varlıklı, hükümdarlardan birisinin evladından idi. Bu, sonradan orada hükümdar olmadı mânasına gelmez. "Hükümdar oğluydu, zamanı gelince, babası gidince de o hükümdar olmuş." demek olabilir. Ama söz burada böyle.

Harace mütesayyiden.

Sayd ne demek? Av demek.

Harace mütesayyiden. "Avlanmak kastederek çıktı."

Fe-hetefe bihî hâtifun. "Ona gâibten bir ses seslendi."

Hâtif, bir melektir deniliyor. Gâibten, uzaktan gelen sese de "hâtif" derler Araplar; bugün telefona da "hâtif" diyorlar, uzaktan sesi bu tarafa naklettiği için.

Ava çıktığı zaman kulağına bir ses gelmiş ama kim? Görmediği bir ses gelmiş.

Eykazahû min gafletihî.

"Onu gafletinden uyandırdı."

Gâibten seslenen bir seslenici buna seslendi, onu gafletinden uyardı.

Fe-tereke tarîkatehû.

"Yolunu bıraktı."

Fi't-tezeyyüni bi'd-dünyâ.

"Dünyalıkla ziynetlenmek, dünyalığa dalıp onunla süslenmek yolunu bıraktı."

Ve racea ilâ tarîkati ehli'z-zühdi ve'l-verâ'.

"Dünya ehlinin yolunu bıraktı, zühd ü takvâ ehli, vera ehli insanların yoluna döndü."

Niçin avlanmaya çıkmış, onu başka kitaplarda bildiriyor, burada o rivayet yok. Müellif belki bu rivayeti duydu ama sıhhatli olmadığı, kendisine sağlam bir senetle gelmediği için buraya kaydetmedi. Belki de müellif burada her şeyi yazmak iddiasında değil. Birkaç numune verip, hayatından birkaç bilgi verip, birkaç sözünü söyleyip, geçip yüz tane biyografiyi tamamlamayı hedef almış olabilir. Yani "Ben anlattığım şahsı bütün yönleriyle, tam olarak eksiksiz anlatacağım." dememiş.

Ama ben şahsen arzu ediyorum. İçimizden, üniversitede okuyan kardeşlerimiz, hatta hocalar vardır. Temenni ederim ki muhtelif kaynaklarda dağınık halde bulunan sıhhatli bilgileri, güzel, kaynağını göstererek derleyip toplayalım, bu zât-ı muhteremin hayatını bir güzel etraflıca kitap olarak ortaya koyalım, herkes okusun. Kısacık, küçük kalmasın diye temenni ederim. Belki yapılmıştır, bilmiyorum, kitap piyasasında çıkmış da olabilir. Ama ben görmemiştim, böyle bir şey yapılması iyi olur.

Kendisi babasından sonra hükümdar olmuş, hükümdarlık yapmış. Yatağa yatmış, atlas döşekler…

Atlas neden yapılır?

İpekten yapılır. Atlas döşekler, tabi serin, kaygan olur; kaba saba olmaz, insanın cildini rahatsız etmez. Atlas döşeğine yorganını çekmiş yatmış bu Belh hükümdarı. Derken sarayın çatısında bir tıkırtı duymuş. Birisi yukarıda rap rap rap, pat pat pat yürüyor. Sinirlenmiş; ya hükümdarın yattığı yerin üstünde, kiremitlerin üstünde birisi nasıl gezinebiliyor; vay küstah vay, vay edepsiz... Hemen camdan;

"Kim o?" diye seslenmiş.

"Ne arıyorsun?" diye bağırmış.

Yukarıdan bir ses, gayet sakin, aldırmıyor hiç, demiş;

"Senin gibi bir insanım, devemi kaybettim, onu arıyorum."

"Be adam, sen deli misin? Deve kiremitlerin arasında damda mı? Çıkamaz ki oraya, damda deve aranır mı?"

Aranmaz tabi.

Yukarıdan cevap gelmiş;

"Peki damda deve aranmaz da, atlas döşeklerin içinde Allah aranır bulunur mu? Böyle konforun, lüksün, keyfin zevk u safanın, tantananın, debdebenin, saltanatın içinde, çalsın sazlar, gelsin içkiler, meyveler; böyle Allah bulunur mu? Atlas döşek içinde Allah bulunur mu?"

Bu ne biçim söz; hem adam korkmadan söylüyor hem doğru söylüyor.

Çağırmış adamlarını; "Yukarıdaki kimdir, bulun!" Aramışlar, yok. Yukarıda kimse yok. Çatıya zaten herkes kolay çıkamaz. Uykusu kaçmış, söz kafasına iyice yerleşmiş. Ertesi gün uyanmışlar, toplantı olacak, vezirler, komutanlar toplanmış sarayın kabul salonunda, konuşmaya başlamışlar. Ama gecenin uykusuzluğundan ve olayın tesirinden kurtulmuş değil. Canı sıkkın.

Birden bir gür beyaz sakallı muhteşem ve vakur bir adam, rap rap rap rap ayak sesleri duyuluyor, kapıya gelmiş. Nöbetçiler var kapıda ama mâni olamamışlar. Yani tutulmuşlar, mâni olamamışlar. Salona girmiş, herkes, vezirler, padişah işi bırakmış bakıyorlar, bu gelen kim? Yürümüş gelmiş orada bir mindere oturmuş. Rahat bir şekilde oturmuş, aksakallı bir adam, herkes ona bakıyor.

"Hayrola, hoş geldin. Niye geldin, kimsin?"

"Ben yolcuyum burada, kervansaraya dinlenmeye geldim."

"Burası kervansaray değil."

"Ya nedir?" demiş.

"Burası benim sarayım."

"Senden önce kimin sarayıydı?"

"Babamın sarayıydı."

"Ondan önce kimin sarayıydı?"

"Dedemin sarayıydı."

"Ondan önce kimin sarayıydı?"

"Falancanın filancanın..."

"Onlar nerede şimdi?"

"Kondular göçtüler, kaldılar gittiler, dünyadan göçtüler, yoklar şimdi."

"Şimdi bazı insanların konup da sonra, biraz kaldıktan sonra göçtükleri yere kervansaray demezler de ne derler?"

Kalkmış yerinden yürümüş gitmiş. Yine kimse mâni olamamış, donmuş kalmış. Gene düşünmüş, çare yok! Tabi canı sıkılmış;

"Toplantıyı iptal edelim. Biraz açılayım, bir av tertipleyelim." demiş, av partisi tertiplemişler. Silahları, atları vesaire hazırlanmış, beraberce ava çıkmışlar.

Harace mütesayyiden. Kısaca söylediği bu, avlanmaya bu sebepten çıkmış. Gece olay olmuş, gündüz olay olmuş; canının sıkıntısını atmak, stresinden kurtulmak için avlanmaya çıkmış. Ama oradan bir ses duymuş ve bu onu gafletinden uyandırmış. Duyduğu sesi de burada söylemiyor. Orada atını sürüyormuş, atını sürerken;

İntebih, intebih, intebih… diye ses duyuyormuş. Atını sürüşüne de benziyor, dıgıdık dıgıdık, intebih, intebih, intebih, kulağına böyle bir ses geliyormuş. İntebih, Arapça uyan demek. "Uyan, uyan..." Gaflet uykusundan uyan. Av kovalıyor gözleri açık ama gaflet uykusunda uyuyor. "Uyan" diye bir ses duyuyormuş. Sonra avlandığı hayvan dönmüş ona seslenmiş;

"Sen bunun için mi yaratıldın? Allah bunu mu rmretti? Dünyaya geliş sebebin bu mu?" diye.

 

Onun üzerine; eykazahû min gafletihi, bu sözler onu gafletinden uyandırmış. Anlamış ki asıl gaye av, zevk ü sefa değil, hayatın başka bir gayesi var. Gafletinden uyanmış.

Ve tereke tarîkatehû fi't-tezeyyüni bi'd-dünyâ. "Dünya ile, dünya keyifleri ile ziynetlenip süslenme yolunu bırakmış."

"Tarikat nedir?" diye sorarlar; işte burada ne güzel karşımıza çıkıyor. Arapça kullanımı, tereke tarîkatehû fi't-tezeyyüni bi'd-dünya; "Dünya ile süslenme yolunu bıraktı." diyor.

Ve racea ilâ tarîkati ehli'z-zühdi ve'l-verâ'. "Ehl-i zühdün ve vera sahiplerinin yoluna girdi."

O yolu bıraktı, bu yola girdi. Tarikat yolu demek. Demek ki Nakşî tarikati, Kâdirî tarikati, Mevlevî tarikati, falanca tarikat, filanca tarikat denildiği gibi, "tarikat" kelimesi, Sülemî'nin -beşinci asırda yaşamış olan şahsın- zamanında da, söz olarak, tasavvufî olmayan yollar için de kullanılıyormuş.

"Ehl-i dünya yolunu bıraktı, ehl-i âhiret yoluna girdi." diyor.

Tarikat, yol demek.

Nakşî tarikati; yani Nakşîler'in nefsi terbiye etme, Allah'ın rızasını kazanma, mârifetullaha erme yolu. Kâdirî tarikati; yani onların o metodu, o yolu. Veyahut şu veya bu. Aslında yol demek. Burada güzel, normal mânasıyla kullanılıyor. Dünya ile süslenme yolunu bıraktı, ehl-i zühd ve veranın yoluna girdi.

Zühd ne demek?

Zühd; dünya sevgisini kafasından, kalbinden, gönlünden, gayesi olmaktan silmek çıkartmak demek.

Senin gayen ne arkadaş?

"Ben okuyacağım, yüksek bir meslek sahibi olacağım, çok para kazanacağım, paşalar gibi yaşayacağım."

Bu bir gaye, böyle diyebilir bir insan.

Ama "Mal, keyif ve zevk benim gayem değil; ben Allah'ın sevdiği bir kul olmak istiyorum, Allah'ın rızasına uygun yaşamak istiyorum. Dünya da benim için önemli değil, mühim olan âhirette Allah'ın rızasına ereyim, cennete gireyim, cehenneme düşmeyeyim." de diyebilir. Bu da bir gaye. Bu bizim, imanlıların düşünce tarzı. Ötekisi imansızların, materyalistlerin düşünce tarzı.

"Arkadaş, insan dünyaya bir defa gelir, burada vur patlasın çal oynasın, her türlü keyfi zevki tatmalı, yapmalı, yaşamasına bakmalı." diyorlar.

Hayatın gayesi ne?

Yaşamak. Yaşamak için yiyorlar, yemek için yaşıyorlar, eğlenmek için her türlü şeyleri yapıyorlar. Dünya yani, dünyalık gayeleri olmuş.

Ama zühd; dünyaya metelik vermemek, âhireti hedef almak. Zühd; bir şeye değer vermemek, metelik vermemek, aldırmamak, önemsememek, teveccüh etmemek demek.

Ehl-i zühd ne demek?

Dünyaya aldırmıyorlar. Dünyayı gaye edinmemişler. Dünyalık önemli değil, âhiret önemli.

 

Allah-u Teâlâ Hazretleri cümlenizden razı olsun. Cümlenizi Peygamber Efendimiz'in sevgisine, şefaatine iltifatına nail eylesin. Peygamber Efendimiz'in has ümmeti olmanızı nasip eylesin. Dünya ve ahiretin her türlü tehlikelerinden koruyup, dünya ve ahiretin her türlü hayırlarına erdirdiği kullarından eylesin. Firdevs-i Âla'da Peygamber-i zişanımıza cümlenizi komşu eylesin. Cennet nimetleriyle mütene'ım eylesin.

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
17.08.1996 - Ebû Hüseyin en-Nûrî B
12.10.202526 dk 42 sn
11.01.1992 - Zünnûn-ı Mısrî A
10.01.202635 dk 47 sn
21.09.1996 - Ebû Osmân el-Hîrî B
09.11.202522 dk 55 sn
17.08.1996 - Ebû Hüseyin en-Nûrî A
11.10.202527 dk 24 sn
24.10.1992 - Seriyy es Sakati B
03.05.202623 dk 26 sn
21.02.1992 - Seriyy es-Sakatî B
25.01.202625 dk 38 sn
21.02.1992 - Seriyy es-Sakatî A
24.01.202632 dk 19 sn
26.10.1996 - Ebû Osmân el-Hîrî B
07.12.202518 dk 46 sn
26.10.1996 - Ebû Osmân el-Hîrî A
06.12.202538 dk 37 sn
29.06.1996 - Cüneydi Bağdadi B
31.08.202522 dk 6 sn
19.10.1996 - Ebû Osmân el-Hîrî B
30.11.202524 dk 51 sn
29.06.1996 - Cüneydi Bağdadi A
30.08.202537 dk 44 sn
19.10.1996 - Ebû Osmân el-Hîrî A
29.11.202530 dk 51 sn
22.06.1996 - B
09.12.201941 dk 25 sn
12.10.1996 - Ebû Osmân el-Hîrî B
23.11.202530 dk 52 sn
22.06.1996 - A
09.12.201938 dk 29 sn
12.10.1996 - Ebû Osmân el-Hîrî A
22.11.202523 dk 18 sn
15.06.1996 - Cüneydi Bağdadi B
24.08.202529 dk 56 sn
05.10.1996 - Ebû Osmân el-Hîrî B
09.12.201924 dk 11 sn
15.06.1996 - Cüneydi Bağdadi A
23.08.202527 dk 12 sn
28.09.1996 - Ebû Osmân el-Hîrî B
16.11.202532 dk 42 sn
08.06.1996 - Cüneydi Bağdadi B
17.08.202524 dk 25 sn
28.09.1996 - Ebû Osmân el-Hîrî A
15.11.202526 dk 32 sn
08.06.1996 - Cüneydi Bağdadi A
16.08.202536 dk 25 sn
01.06.1996 - A
09.12.201939 dk 58 sn
21.09.1996 - Ebû Osmân el-Hîrî A
08.11.202526 dk 57 sn
14.09.1996 - Ebû Osmân el-Hîrî B
02.11.202524 dk 22 sn
10.05.1996 - Ebu Osman el Hiri B
10.08.202532 dk 14 sn
14.09.1996 - Ebû Osmân el-Hîrî A
01.11.202525 dk 5 sn
10.05.1996 - Ebu Osman el Hiri A
09.08.202521 dk 51 sn
16.12.1995 - Cüneyd-i Bagdadi B
03.08.202529 dk 20 sn
31.08.1996 - Ebû Hüseyin en-Nûrî B
26.10.202525 dk 58 sn
16.12.1995 - Cüneyd-i Bagdadi A
02.08.202530 dk 18 sn
31.08.1996 - Ebû Hüseyin en-Nûrî A
25.10.202521 dk 35 sn
24.08.1996 - Ebû Hüseyin en-Nûrî B
19.10.202522 dk 2 sn
30.09.1995 - Tasavvufta Emek ve Terbiye B
20.07.202520 dk 28 sn
30.09.1995 - Tasavvufta Emek ve Terbiye A
19.07.202545 dk 9 sn
24.08.1996 - Ebû Hüseyin en-Nûrî A
18.10.202523 dk 54 sn
23.09.1995 - Cüneyd-i Bağdadi B
13.07.202518 dk 3 sn
10.08.1996 - Ebû Hüseyin en-Nûrî B
05.10.202538 dk 7 sn
23.09.1995 - Cüneyd-i Bağdadi A
12.07.202529 dk 21 sn
10.08.1996 - Ebû Hüseyin en-Nûrî A
04.10.202535 dk 38 sn
05.08.1995 - Ebû Türab en-Nahşebî B
29.06.202526 dk 53 sn
05.08.1995 - Ebû Türab en-Nahşebî A
28.06.202527 dk 5 sn
03.08.1996 - Ebû Hüseyin en-Nûrî B
28.09.202532 dk 38 sn
08.07.1995 - B
09.12.201921 dk 4 sn
03.08.1996 - Ebû Hüseyin en-Nûrî A
27.09.202528 dk 56 sn
21.01.1995 - Ahmed b. Asımini’l-Antaki B
11.10.202616 dk 57 sn
08.07.1995 - A
09.12.201912 dk 10 sn
20.07.1996 - Cüneydi Bağdadi B
21.09.202533 dk 22 sn
20.07.1996 - Cüneydi Bağdadi A
20.09.202537 dk 26 sn
24.06.1995 - Ebû Türab en-Nahşebî B
22.06.202530 dk 56 sn
13.07.1996 - Cüneydi Bağdadi B
14.09.202524 dk 56 sn
21.01.1995 - Ahmed b. Asımini’l-Antaki A
10.10.202623 dk 51 sn
24.06.1995 - Ebû Türab en-Nahşebî A
21.06.202534 dk
13.07.1996 - Cüneydi Bağdadi A
13.09.202537 dk
10.12.1994 - B
09.12.201927 dk 22 sn
03.06.1995 - Abdullah b. Hubeykini’l Antaki B
01.11.202631 dk 35 sn
06.07.1996 - Cüneydi Bağdadi B
07.09.202523 dk 17 sn
10.12.1994 - A
09.12.201935 dk 30 sn
03.06.1995 - Abdullah b. Hubeykini’l Antaki A
31.10.202630 dk 23 sn
06.07.1996 - Cüneydi Bağdadi A
06.09.202532 dk 2 sn
05.11.1994 - Mansur b. Ammar Ebus Serîi B
04.10.202624 dk 54 sn
27.05.1995 - B
09.12.201931 dk 18 sn
05.11.1994 - Mansur b. Ammar Ebus Serîi A
03.10.202630 dk 24 sn
27.05.1995 - A
09.12.201925 dk 34 sn
22.10.1994 - A
09.12.201945 dk 29 sn
25.06.1994 - A
09.12.201934 dk 29 sn
15.04.1995 - Abdullah b. Hubeykini’l Antaki B
25.10.202627 dk 1 sn
15.10.1994 - Hamdûn el-Kassâr B
27.09.202629 dk 47 sn
11.06.1994 - Ebu Hafs el-Haddad B
06.09.202619 dk 11 sn
15.04.1995 - Abdullah b. Hubeykini’l Antaki A
24.10.202629 dk 58 sn
15.10.1994 - Hamdûn el-Kassâr A
26.09.202632 dk 32 sn
11.06.1994 - Ebu Hafs el-Haddad A
05.09.202632 dk 6 sn
01.04.1995 - B
09.12.201934 dk 41 sn
01.10.1994 - A
09.12.201918 dk 59 sn
07.05.1994 - Ebu Hafs el-Haddad B
30.08.202624 dk 25 sn
01.04.1995 - A
09.12.201921 dk 36 sn
10.09.1994 - Hamdûn el-Kassâr B
20.09.202628 dk 53 sn
07.05.1994 - Ebu Hafs el-Haddad A
29.08.202622 dk 50 sn
25.03.1995 - Ahmed b. Asımini’l-Antaki B
18.10.202625 dk 57 sn
10.09.1994 - Hamdûn el-Kassâr A
19.09.202635 dk
23.04.1994 - Yahya b. Muaz er-Razi B
23.08.202629 dk 30 sn
25.03.1995 - Ahmed b. Asımini’l-Antaki A
17.10.202620 dk 48 sn
09.07.1994 - B
09.12.201924 dk 20 sn
23.04.1994 - Yahya b. Muaz er-Razi A
22.08.202624 dk 18 sn
09.07.1994 - A
09.12.201920 dk 30 sn
16.04.1994 - B
09.12.201916 dk 56 sn
02.07.1994 - Ebu Hafs el-Haddad B
13.09.202625 dk 52 sn
02.07.1994 - Ebu Hafs el-Haddad A
12.09.202630 dk 42 sn
16.04.1994 - A
09.12.201928 dk 36 sn
19.03.1994 - B
09.12.201925 dk 28 sn
19.03.1994 - A
09.12.201926 dk 9 sn
11.12.1993 - B
09.12.201931 dk 53 sn
31.07.1993 - B
09.12.201928 dk 40 sn
11.12.1993 - A
09.12.201928 dk 53 sn
31.07.1993 - A
09.12.201930 dk 28 sn
04.12.1993 - B
09.12.201933 dk 7 sn
24.07.1993 - B
27.07.202531 dk 55 sn
04.12.1993 - A
09.12.201927 dk 55 sn
24.07.1993 - A
06.07.202532 dk 35 sn
27.11.1993 - B
09.12.201929 dk 21 sn
17.07.1993 - B
16.08.202626 dk 57 sn
27.11.1993 - A
09.12.201923 dk 50 sn
17.07.1993 - A
15.08.202634 dk 4 sn
20.11.1993 - B
09.12.201926 dk 59 sn
10.07.1993 - Ebu Süleyman ed-Darani B
09.08.202631 dk 44 sn
20.11.1993 - A
09.12.201928 dk 26 sn
10.07.1993 - Ebu Süleyman ed-Darani A
08.08.202629 dk 54 sn
23.10.1993 - B
09.12.201924 dk 3 sn
03.07.1993 - Ebu Süleyman ed-Darani B
02.08.202624 dk 58 sn
23.10.1993 - A
09.12.201924 dk 9 sn
03.07.1993 - Ebu Süleyman ed-Darani A
01.08.202626 dk 47 sn
07.10.1993 - B
09.12.201931 dk 12 sn
26.06.1993 - Ebu Süleyman ed-Darani B
26.07.202620 dk 47 sn
07.10.1993 - A
09.12.201928 dk 3 sn
26.06.1993 - Ebu Süleyman ed-Darani A
25.07.202629 dk 48 sn
12.06.1993 - Bayezid-i Bistami B
19.07.202619 dk 22 sn
28.08.1993 - B
09.12.201921 dk 4 sn
12.06.1993 - Bayezid-i Bistami A
18.07.202622 dk 26 sn
28.08.1993 - A
09.12.201924 dk 5 sn
15.05.1993 - Bayezid-i Bistami B
12.07.202622 dk 47 sn
21.08.1993 - B
09.12.201928 dk 17 sn
15.05.1993 - Bayezid-i Bistami A
11.07.202622 dk 43 sn
21.08.1993 - A
09.12.201929 dk 59 sn
08.05.1993 - Bayezid-i Bistami B
05.07.202625 dk 5 sn
07.08.1993 - B
09.12.201922 dk 10 sn
08.05.1993 - Bayezid-i Bistami A
04.07.202620 dk 36 sn
07.08.1993 - A
09.12.201922 dk 3 sn
01.05.1993 - Bayezid-i Bistami B
28.06.202632 dk 40 sn
01.05.1993 - Bayezid-i Bistami A
27.06.202628 dk 42 sn
10.04.1993 - Şakik-ı Belhi B
21.06.202619 dk 22 sn
10.04.1993 - Şakik-ı Belhi A
20.06.202627 dk 34 sn
27.03.1993 - Şakik-ı Belhi B
14.06.202626 dk 39 sn
27.03.1993 - Şakik-ı Belhi A
13.06.202624 dk 24 sn
23.01.1993 - Şakik-ı Belhi B
07.06.202627 dk 54 sn
23.01.1993 - Şakik-ı Belhi A
06.06.202635 dk 37 sn
09.01.1993 - Haris el-Muhasibi B
31.05.202625 dk 59 sn
09.01.1993 - Haris el-Muhasibi A
30.05.202632 dk 58 sn
24.12.1992 - Haris el-Muhasibi B
09.12.201922 dk 9 sn
24.12.1992 - Haris el-Muhasibi A
09.12.201921 dk 39 sn
05.12.1992 - Haris el-Muhasibi B
24.05.202623 dk 32 sn
05.12.1992 - Haris el-Muhasibi A
23.05.202631 dk 18 sn
28.11.1992 - Haris el-Muhasibi B
17.05.202623 dk 31 sn
28.11.1992 - Haris el-Muhasibi A
16.05.202623 dk 50 sn
21.11.1992 - Seriyy es Sakati B
10.05.202626 dk 10 sn
21.11.1992 - Seriyy es Sakati A
09.05.202630 dk 54 sn
01.08.1992 - Seriyy es Sakati B
12.04.202622 dk 20 sn
01.08.1992 - Seriyy es Sakati A
11.04.202621 dk 32 sn
25.07.1992 - Bişr-i Hâfî B
05.04.202628 dk 19 sn
25.07.1992 - Bişr-i Hâfî A
04.04.202627 dk 21 sn
04.07.1992 - Bişr-i Hâfî B
29.03.202631 dk 17 sn
04.07.1992 - Bişr-i Hâfî A
28.03.202629 dk 10 sn
09.05.1992 - İbrahim bin Edhem B
15.02.202631 dk 34 sn
09.05.1992 - İbrahim bin Edhem A
14.02.202646 dk 33 sn
02.05.1992 - İbrahim bin Edhem B
08.02.202628 dk 2 sn
02.05.1992 - İbrahim bin Edhem A
07.02.202625 dk 59 sn
18.04.1992 - İbrahim bin Edhem B
01.02.202632 dk 48 sn
18.01.1992 - Zünnûn-ı Mısrî B
18.01.202629 dk 4 sn
18.01.1992 - Zünnûn-ı Mısrî A
17.01.202623 dk 59 sn
11.01.1992 - Zünnûn-ı Mısrî B
11.01.202632 dk 31 sn
24.10.1992 - Seriyy es Sakati A
02.05.202629 dk 41 sn
17.10.1992 - Seriyy es Sakati B
26.04.202624 dk 46 sn
17.10.1992 - Seriyy es Sakati A
25.04.202623 dk 12 sn
10.10.1992 - Seriyy es Sakati B
19.04.202629 dk 14 sn
10.10.1992 - Seriyy es Sakati A
18.04.202624 dk 15 sn
28.12.1991 - Zünnûn-ı Mısrî B
04.01.202643 dk 56 sn
28.12.1991 - Zünnûn-ı Mısrî A
03.01.202633 dk 51 sn
16.12.1991 - Fudayl Bin İyad B
28.12.202532 dk 40 sn
16.12.1991 - Fudayl Bin İyad A
27.12.202528 dk 47 sn
09.12.1991 - Fudayl Bin İyad B
21.12.202527 dk 32 sn
09.12.1991 - Fudayl Bin İyad A
20.12.202529 dk 2 sn
02.12.1991 - Fudayl Bin İyad B
14.12.202528 dk 15 sn
02.12.1991 - Fudayl Bin İyad A
13.12.202541 dk 6 sn
AKRA