İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0607:3908:2412:5315:3717:5619:24
Kabe

33.Dolap Niçin İnilersin, Yunus Emre

33.Dolap Niçin İnilersin, Yunus Emre
Sükunetin Sesi

33.Dolap Niçin İnilersin, Yunus Emre

06.05.2024
25 dk 3 sn

Efendim bugün de inşallah Cenâb-ı Yunus’dan iki nutk-u şerîf okuyacağız. Hocam, “Dolap niçin inilersin” ve “Ben dervişim diyene”.

-İki tane Yunus Emre’nin nutk-u var, bakalım ne zuhur edecek. Hz. Yunus bize neler söyletecek. Yedi yüz yıl öncesinden geliyor ve söyletiyor. Tabi şöyle, Yunus ile başlayan, daha evveli olan büyük bir an’ane ağır adımlarla, ağır ve emin adımlarla geliyor. Hiç yok gibi görünürler bunlar. Ama hayatı geri planda onlar idare ederler. Ve onların söyledikleri büyük ve mühim düsturlardır. Bunların söyledikleri, yâni bu erenlerin söyledikleri Kur’an ve sünnetin zamanına ve zeminine göre bizim anlayacağımız dilden ifadesinden başka bir şey değildir. Bunun altını çok kalın çizerek söyleyelim. Çünkü hakikat bir. Değişmez. O hakikati her devrin insanlarının anlayacağı dilde, o insanların karşı karşıya kaldığı problemleri çözebileceği bir biçimde onlara anlatılması, ifade edilmesi ve yaşayarak gösterilmesi lâzım. 

İşte bu büyük an’ane, efendimizle beraber başlayan bu büyük oluşum, bu büyük hamle, sonra onun sevdikleri ve onu sevenler tarafından adım adım geliştirilmiş. Yunus da Anadolu’muzda, bakın başka bir coğrafyada değil Anadolu’muzda, bin yıllık yurdumuzda ve Türkçe söyleyen bir aziz. Başka yerlerde Arapça söyleyen, Farsça söyleyen azizler var. Urduca söyleyen azizler var. Yunus da Türkçe söylüyor.  Ve bugüne bize hitap ediyor. Tabi biz Yunus’u anlarken, Yunus’un dünyasına girmeye çalışırken Yunus’dan sonra devam eden an’anede o silsile içinde gelen azizlerin, zamanımıza kadar ulaşan azizlerin dillerine bakıyoruz. O dillere aşina olduktan sonra Yunus bize daha net bir şeyler söylüyor. Bir mânada bir çocuk gibi düşünün aşk yolunun yolcusunu; eğitime başlıyor, önce alfabe ile başlıyor değil mi. Sonra aritmatik, sonra cebir, sonra matematik,  yüksek matematik okuyor, aynı onun gibi. Yavaş yavaş muhabbet yolunun dilini kulaklarımız, sonra gönlümüz öğrenmeye, aşinalık kazanmaya ve sevmeye başlıyor. Ondan sonra Yunus’un kapıları bize açılıyor. Ama önce Anadolu’da Türkçe söylemiş, söylediği şeyler, ezeli ve ebedi hakikat. Allah kelâmı ve Peygamber sünneti. Onu benim anlayacağım bir dilde söylüyor. 

Zaten kendine bir paye biçmez. Bir garip ölmüş diyeler, der yâni. Üç günden sonra duyalar / Soğuk su ile yuyalar / Şöyle garip bencileyin, der. 

Çok dokunuyor hocam.

- Ama hep öyle değil miyiz, hep yalnız değil miyiz hâli hayatımızda? O büyük dost olmasa hep yalnız değil miyiz? ve bu yalnızlığımızı Kitab-ı Mübin’inde beyan buyurmuyor mu, evlâd ve ıyâl fitnedir demiyor mu yâni. Hayat böyle bir şey azizim. Ha biz zâhire riayet edeceğiz. Zâhire riayet, esbabına tevessül. Bu yolun iki mühim, aşk muhabbeti yolunun iki mühim düsturudur. Zâhire riayet edeceğiz. Zâhir ne ? eyvallah, riayet. Bileceğiz ki o zâhirdir. Zâhir aynı zamanda bizi setreder. Üzerimize bir örtü çeker ki, bilinmeyiz, görünmeyiz. Zaten güzelliği ordadır bu işin. Bilinirse ucb tehlikesi vardır. Zâhire riayet ederseniz sıradan adam derler. Kumaşçı Sırrı Amca. Tezgahtar, makastar. Sırrı Amca, kumaşçı. Bilmezler ki Abdülaziz Efendi’nin en yakın dostudur. Muhibbidir, mürididir, aşığıdır. Kumaşçı Sırrı Amca, herkes onu öyle bilir yâni. Böyle.   

Dolap niçin inilersin 
Derdim vardır inilerim 
Ben Mevlâ'ya âşık oldum 
Onun için inilerim

Benim adım dertli dolap 
Suyum akar yalap yalap 
Böyle emreylemiş Çalap 
Derdim vardır inilerim

Beni bir dağda buldular 
Kolum kanadım yondular 
Dolaba layık gördüler 
Derdim vardır inilerim

Ben bir dağın ağacıyam 
Ne tatlıyam ne acıyam 
Ben Mevlâ'ya duacıyam 
Derdim vardır inilerim

Dağdan kestiler hezenim 
Bozuldu türlü düzenim 
Ben bir usanmaz ozanım 
Derdim vardır inilerim

Şu dülgerler beni yondu 
Her azam yerine kondu 
Bu iniltim Hak’dan geldi 
Derdim vardır inilerim

Suyum alçaktan çekerim 
Dönüp yükseğe dökerim 
Gör beni neler çekerim 
Derdim vardır inilerim

Yunus burda gelen gülmez 
Kişi muradına ermez
Bu fanide kimse kalmaz 
Derdim vardır inilerim

-Evet nutk-u şerîf böyle. Zâhirde baktığımız zaman Yunus bir su dolabı görüyor. Su dolabını burada anlatmayalım. Şimdi kalmadı ama hâlâ böyle otantik, turistik yerlerde belki bulunabilir. Ama eskiden bahçeleri sulamak için yapılan bir alet idi. Dönerek suyu bir akarsudan alır, yukarıya boşaltır, onu mesela bazen bir beygir çevirir, bazen akarsuyun kendisi çevirir. Bir kısmını da alır bir oluğa akıtır oradan da bahçeler sulanırdı. Zâhirde Yunus bir dolap görüyor ve o dolaba bir soru tevcih ediyor ama dolap cevap veriyor. Normalde dolap cevap vermez. Tahtadan yapılan bir şey. 

Dolap niçin inilersin, dolap cevap veriyor; Derdim vardır inilerim, Ben Mevlâ'ya âşık oldum / Onun için inilerim. Buradaki dolap bir mecaz. Hayat, rutinler. Muhabbet yolunda dolap ve değirmen metaforu çok kullanılmıştır. Bir değirmendir bu dünya/ Bir gün seni de öğütür, derler. Ne yapıyor dolap ve değirmen? hep aynı işi yapıyor. Dönüyor, dönüyor, dönüyor. İnsanlar gündelik hayatlarına baktıkları zaman, onlar da hep döndüklerini görecekler. Bir metafor var burada, dolap. Ha bazısı için bu rutinler bir çiledir. Bazısı için de bir hizmet vesilesidir. Bu bakışa bağlıdır. Yunus Emre de dolaba soruyor, sonra dolap dile geliyor ve anlatıyor. Dolabın tabi sesini duyuyor. Yâni o gıcırtı, bir derdin şikâyeti gibi gidiyor Yunus’a. Anlatıyor dolap dile gelip, ne diyor dolap? Benim adım dertli dolap, çünkü gıcırdıyorum dönerken, Suyum akar yalap yalap / Böyle emreylemiş Çalap / Derdim vardır inilerim. Yâni ben fonksiyonumu işlevimi yerine getiriyorum. Su alıyorum, bir aşağıdan yukarı çekiyorum. Bu işi yapıyorum, yaparken inliyorum. Bu bir zikrullahtır. Öyle diyelim zikrullahtır. Çünkü, Ben Mevlâ’ya aşık oldum ve Mevlâ’nın ismini zikrederek görevimi yerine getiriyorum. Niye? kader böyle emretmiş. Burada aynı zamanda kendisine nasip olan hâli, tevekkülü kabul etmek hâli de var. O tatmin de, o itminan da var. Niye böyle? çünkü diyor, Böyle emreylemiş Çalap. Ne iş yapıyorsun? filan iş, ne iş yapıyorsun? fırıncı, ne iş yapıyorsun? mühendis, ne iş yapıyorsun? su idaresinde çalışıyorum… muallim. Herkesin bir kaderi var. Bu kaderi kabullenmiş, işini şevkle ve tesbihat ile yapıyor. Su çekiyor aşağıdan hep aynı şeyi yapıyor. Sıkılıyor mu? hayır, sıkılmıyor. Çünkü yaptığı işin hizmet olduğunun farkında. Ve devam ediyor. Şimdi bu hâle nasıl geldi. Baştan alıyor. 

Beni bir dağda buldular, elimdeki metinde Kolum kanadım kırdılar, vardı. Ben onu çizdim ‘yondular’ dedim. Kırmak menfî bir şey. Ama yonmak müsbet bir hadise. Yâni sizi bir terbiyeye tabi tutuyorlar. Bir ahşap, bir ağaç buluyorlar dağda. Dağda bir ağaç parçası, bir dal, bir gövde…her neyse. Belki bir odun diyebileceğimiz bir şey. Ama bu odun terbiyeye müsait, müstaid bir odun. Mesela sobayla alâkası olanlar bilirler. Bazı ağaçlar sadece yanar. Hatta bazısı yanarken doğru dürüst ısı bile vermez. Terbiyeye müstaid değildir onlar.  Ama bu ağaç Beni bir dağda buldular, kim buldu seni dağda? bu mühim bir soru. Eskiler derlerdi ki, “Evlâdım mürşid sayd u şikâre çıkar. Şikâr av demek, sayd avlamak demek. Avcılığa çıkar. Ne avlıyor? müstaid bir derviş bir genç bulur muyum, bir gönül bulur muyum da onu alayım. Onunla hemhâl olayım sayd u şikâr böyle bir hadise. Birisi buluyor onu dağda. Tebliğ böyle bir hadise. Eğer sizde bir emanet varsa o emanet size boşu boşuna verilmemiştir. Onu tebliğ ile mükellefsiniz. Kime? o emaneti kaldırabilecek birisine, ehline. Çarşının ortasına çıkıp tebliğ edemezsiniz. Ehline tebliğ ediyorsunuz. İşte onun için de ehlini bulacaksınız. Emaneti, çünkü o emanet size verilmiştir. Sizinle beraber toprağın altına gider. Gitmemesi lâzım,  verilmişse o yerine getirilecek. Beni bir dağda buldular,  bir mürşid beni bir dağda buldu, ne yaptı? Kolum kanadım yondular, yâni benim nefsaniyetimin varlığımın, benliğimin fazlasını, yongasını, budağını, dalını, dikenini ustalıklı bir şekilde yondu. Eline keseri aldı, müthiş bir metaforik anlatım var burada. Ben bir odun parçasıydım, avda adeta beni -ceviz sandığa dönüştürüldü- bir mobilya yaptı demek istiyor. Beni bir dağda buldular  /  Kolum kanadım yondular, sonra;  Dolaba layık gördüler 

Cami kapısı da yapabilirlerdi, yapmadılar. Dolaba lâyık gördüler. Peki, eyvallah. Hayır yok. Çok zor bir iş.  

Derdim vardır inilerim, diyor. Bütün insanların derdi vardır esasında. Bütün insanların derdi elest bezmindeki o ilâhi hitaba, o meclise tekrar geri dönmektir. Bir kısmı bunu hisseder. Bir kısmı daha yakından tanır. Bir kısmı da ruhunun derinliklerinde bir huzursuzluk duyar da onu bastırmaya çalışır. Bütün insanların rabbin kulu olmak bakımından elest bezmindeki o ilâhi hitaba, o muhabbete, o ana ihtiyacı vardır.   Derdim vardır inilerim, işte o dert. Bu dolap için başka dert bahis mevzu değildir. Bizler için birçok dert var da, alamadım, veremedim, satamadım, yaşlandım, belim ağrıyor, kulağım duymuyor. Bunlar için öyle şeyler yok.  

Ben bir dağın ağacıyım veya ağacıydım. Ne tatlıyım ne acıyım. Kokmaz bulaşmaz. Öyle insanlar çok değil mi, nötr insanlar yâni. İyi tarafı da var, kötü tarafı da var. Sonra Ben Mevlâ’ya duacıyım, haa bir dağın ağacısın, kendi hâlini biliyorsun. İyilerim var, kötülerim var yâni bazen açıksın bazen kapalısın kalp gönül bakımından ama Mevlâ’ya dua ediyorsun. Yarabbi diyorsun, beni bir doğru yola çıkar, bir sırat-ı müstakime çıkar, bir aşk ve muhabbet yoluna beni isal eyle, işte o zaman seni bir dağda buluyorlar. Kolunu kanadını yonuyorlar. Sonra dolaba lâyık görüyorlar. Ona da eyvallah, diyorsun. Ne olmuş?...

Dağdan kestiler hezenim, ne yaptı, seni bulunduğun muhitten, içinde bulunduğun ruh hâlinden kalbî alâkalarından kopardı aldı. Yavaş, yavaş alıyor seni mürşid. Sonra Bozuldu türlü düzenim, sen orada bir düzen kurmuştun. Bu düzen maddi düzenden çok manevi düzendir. İnsanlar yaşadıkları hayatta çevreleriyle bir fiziksel düzen içindedirler. Evi dükkânı, kürsüsü, camisi, vaazı her neyse. Başka yerlere de giderler. Bir düzen kurarlar. Bu aynı zamanda onların iç dünyalarının dış âleme yansımasıdır. İnsan sevmediği şeyi yapmaz, hoşlanmadığı şeyi yapmaz. Yaparken şevki olmaz. Ama bir mürşid seni dağda bulduğu zaman, dağın başında seni önce şöyle bir ele alıyor. Neyini alıyor? kalbini alıyor eline. O kalbe ahlâk-ı hamîdeyi terkib olarak doldurmaya çalışıyor. Zemimeyi de oradan çıkarmaya çalışıyor. Mürşidin yaptığı bu. Düzenim bozuldu. Ben bir usanmaz ozanım, insanın sevdiği bir dünyadan ayrılıp, bir başka dünyaya gitmesi fevkalâde zordur. Söyler, söyler, söyler.  

Şu dülgerler beni yondu, kuyumcu altını işler, elması keser. Cerrah ameliyat eder, hastayı keser. Aşığı da dülger keser. Kim o? işte mürşid. Beni yondu baktı hâline; bu hazrette hangi hâller var, ‘buna nasıl bir reçete vereyim ki, seyr ü sülûkta bu biraz yürüsün, bir yere kadar gelsin bakalım bir görelim’. Bu aynı zamanda bir de nasip meselesidir.  Bazı seyr ü sülûk hadiselerinde birkaç adım atar derviş durur. Bazısında hızlı gider. Bizim büyüklerimiz ona “tikitak” derlerdi. Gitti, bitti tamam oldu. Öbürleri daha bekliyor. 

Şu dülgerler beni yondu  /  Her azam yerine kondu, burası çok mühim. Bana Cenâb-ı Allah’ın verdiği bir hiyerarşik yapı vardı. Ben o yapının farkında değildim. Biraz daha açalım istersen. Nefs-i emmâre benim her tarafımı örtmüştü. Kötü şeyleri bana güzel gösteriyordu. İyi şeyleri de bana çok zor, yapılması mümkün değil gibi gösteriyordu. Zaman zaman levvâme, bu durumu eleştiriyordu ama onun da gücü o kadardı. Ama dülger geldi mi, sahneye çıktı mı, seninle irtibata geçti mi, yavaş yavaş senin önce bir düzenini bozar. Seni bir yerden alır, kalbini alır. Zâhirde mühim olan, zâhirdeki hayatının hiç etkilenmemesidir. Biraz evvel sözünü etmeye çalıştık ya, üzerine kalın bir örtü çekiyor. Mestur kılıyor sizi, setrolunmuş. Ama iç dünyanızda eskideki bütün değerlerinizi terk ediyorsunuz. Terk etmeden kalbin içi boşalmadan, oradaki ağır yüklerle, kesafet dolu yüklerle, cemâl, nur ve muhabbet kalbe doğmuyor.    

Şu dülgerler beni yondu  /  Her azam yerine kondu, yâni azalarım, hiyerarşik yapı ne oldu? Evvelden belki nefsim bütün vücudumu ve ef’âlimi  yönetiyordu. Şimdi gönlümün etmeye başladı. Nefsim bana lâzım, nefissiz olmaz. Ama nefis gönlün emrinde olacak. Evvelden ben çok aklî idim, ama şimdi görüyorum ki çok aklî olmak işe yaramıyor. Akıl tabi ki lâzım, büyük bir nimet. Ama gönül aklın önünde. Çünkü akıl hele nefisle birleşti mi çok zor zaptedilen bir küheylan olur yâni. Yakar yıkar her tarafı. Gönlün emrinde uysal bir binek atı olur. Her azam yerine kondu, ama Bu iniltim Haktan geldi. Biraz evvel de yine sözünü etmeye çalıştık. Bir efendi dervişi  aldı. Tâlim etti, seyr ü sülûk başladı bir noktaya gitti. Fakat kalbe fütuhat olmayabilir. İşte inilti o fütuhatı söylüyor. Nasip meselesi demiştik. Füyuzat Allah’tan gelir. 

Yine büyüklerimiz buyurmuşlardır ki, “Oğlum ben size sadece bazı hakikati söyler ve onu tâlim etmeye çalışırım. Ama Hadî, Hakiki Allah’tır. Ben olsa olsa Abdulhadi olurum”. Hadî, Hakiki Cenâb-ı Rabbül-âlemin’dir. Bu iniltim, yâni Beni dağda buldular / Kolum kanadım yondular /  Şu dülgerler beni yondu  vs. vs. ama Elhamdülillâhi Teâla bir inilti bende zuhur etti. O işte biraz evvel yine sözünü ettiğimiz elest bezminin iniltisi, o yâni büyük misal. Cenâb-ı Allah’la irciî emrinin iniltisi o. Ona mülakî olma iniltisi. Bu dünyada ancak o inilti halinde olabilir. 

Suyum alçaktan çekerim, sonuna geldik nutkun. Dönüp yükseğe dökerim, hizmet ediyorum, diyor yâni. Gör beni neler çekerim, hizmet hiç kolay değildir. Hele insanlarla ülfet ediyorsanız, hizmet fevkalâde zordur. Büyükler buyurmuşlardır ki: “Bu yolun iki mühim şiârı var, muhabbet yolunun. Bir tanesi Cenâb-ı Allah’a muhabbetle ibadet etmek. İkincisi bütün mahlûkata merhametle hizmet etmek”. Bütün mahlûkata merhametle hizmet çok zordur. Mahlûkat senin hizmetinin farkında olmaz. Daha iyisini ister, beğenmez. Hiç dokunmayacak sana. Çok zor. Suyum alçaktan çekerim  / Dönüp yükseğe dökerim / Beni gör neler çekerim, diyor. Ancak bu o muhabbet sayesinde olabilir. İnsan sonra, “üff yeter artık” der. O demiyor. Nereye kadar? kırılıncaya kadar. Dolabın kırılması demek, ortaya çıkması demek. Yâni irciî emrine beşerin, insanın itaat edip, öbür tarafa göç etmesi demektir. Böyle bir hadise.

Her yaşın kendine göre bir hizmeti vardır. Genç yaşın hizmetini ihtiyardan bekleyemezsiniz. İhtiyarın hizmetini de gençten beklerseniz insafsızlık olur. Orta yaşın rengi başkadır. Çocukluğun hizmeti de başkadır. Çocukluğun da hizmeti, şimdi maalesef bu nokta ihmal ediliyor. Çocuk üç-beş yaşına geldi mi o da mutlaka hizmete alıştırılmalıdır. Şimdi ihmal ediliyor. Çocuk geliyor onbeş-yirmi yaşına hizmetin ‘H’sinden haberi yok, bilmiyor. Ve sonra da ebeveynler, ‘niye böyle oldu’ diyorlar. Hâlbuki çocuğun, ‘bunun da yapacağı iş var’ hizmeti var. O hizmetin tadına, getirdiği manevi lezzete, daha insanoğlunun küçük yaşından itibaren tatmış, alışmış olması lâzım. Ruhun o lezzeti tatmış olması lâzım. Yaşlının da yapacağı hizmet var. En basitini söyleyeyim, hiçbir şey yapamıyor, dua eder yahu. Bundan büyük hizmet olur mu? dua eder yâni. El açar rabbine, ‘Allah bana uzun ömür verdi’ der. ‘Çok ibadet imkânı verdi’ der, dua eder. Şevkatle bakar, muhabbetle bakar insanlara. Bundan büyük hizmet mi olur. 

Evet, Yunus burda gelen gülmez, dünya böyle bir dünya, burada gülmek beklemeyin. Kişi muradına ermez, murad değdiği, hep murad dediği hadise işte. Niye derdi var?  o elest bezmini özlemiştir. O en büyük muraddır insan için. Diğer muradların hepsi öyle veya böyle yerine gelir.  Ama en büyük murad odur. Bu fanide kimse kalmaz, iyi ki de kalmıyor. Derdim vardır inilerim. 

Nutku burada nihayete erdirdik efendim. Derdiniz ve derdimiz mübarek olsun. Allah başka dert vermesin. Muhabbet derdi, dertlerin en safı en güzeli. En gönlü okşayan, geliştiren besleyen, büyüten, zenginleştiren derttir. Allah muhabbetinden bizleri ayırmasın.  

Bir Beste- Dolap niçin inilersin / Derdim vardır inilerim 

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
34.Ben Dervişim Diyene Bir Ün Edesim Gelir, Yunus Emre
22.02.202116 dk 20 sn
30.Allah Emrin Tutalım, Yunus Emre
06.01.202120 dk 50 sn
32.Aşk Bezirganı Sermaye Canı, Yunus Emre
06.01.202120 dk 7 sn
31.Bu Aklu Fikrile Mevla Bulunmaz, Yunus Emre
05.04.202110 dk 5 sn
27.Gir Semaya Zikrile Gel Yane Yane Hu Deyu, Niyazi Mısri
06.11.202314 dk 45 sn
26.Esma-i İlahiyede Bihad Hünerim Var, Niyazi Mısri
24.10.202222 dk 20 sn
29.Çün Sana Gönlüm Mübtela Düştü, Niyazi Mısri
05.02.202421 dk 48 sn
28.Derman Arardım Derdime, Niyazi Mısri
28.08.202330 dk 45 sn
25.Mevlam Ver Aşkını Bana, Seyyid Seyfullah
22.01.202423 dk 32 sn
24.Bağrımdaki Biten Başlar Muhammedin Aşkındandır, Seyyid Seyfullah
04.03.202421 dk 36 sn
23.Çalabım Bir Şar Yaratmış, Hacı Bayram Veli
21.08.202321 dk 32 sn
22.Noldu Bu Gönlüm, Hacı Bayram Veli
08.01.202426 dk 52 sn
16.Mevlam Sana Ersem Diye, Yunus Emre
15.01.202423 dk 37 sn
21.Gani Mevlam Nasib Etse Varsam Ağlayı Ağlayı, Yunus Emre
15.04.202414 dk 43 sn
20.Kabenin Yolları Bölük Bölüktür, Yunus Emre
19.02.202417 dk 57 sn
19.Gönül Hayran Olupdur Aşk Elinden, Yunus Emre
11.12.202316 dk 48 sn
18.Milki Bekadan Gelmişem, Yunus Emre
26.02.202423 dk 13 sn
17.Gelin Gidelim Efendim Allah Yoluna, Yunus Emre
20.11.202311 dk 45 sn
11.Evtad-ı Erbaa, Hacı Bayram-ı Veli, Şeyh Şaban-ı Veli
01.06.202028 dk 15 sn
10.Evtad-ı Erbaa, Mevlana Celaleddin-i Rumi, Hacı Bektaş Veli
01.06.202031 dk 39 sn
09.Aktab-ı Erbaa, Ahmed Bedevi, İbrahim Dussuki
01.06.202020 dk
15.Dağlar İle Taşlar İle, Yunus Emre
20.05.202415 dk 42 sn
14.Mail Oldum Bahçesinde Hurmaya, Yunus Emre
04.12.202314 dk 59 sn
13.Ah Nice Bir Uyursun, Yunus Emre
09.10.202318 dk 18 sn
12.Genel Olarak Mutasavvıf Şairler
01.06.202021 dk 36 sn
08.Aktab-ı Erbaa, Abdülkadir Geylani 2, Ahmed el Rufai
28.05.202024 dk 33 sn
07.Aktab-ı Erbaa, Abdülkadir Geylani
28.05.202017 dk 11 sn
06.Peygamber Efendimize Dayanan Tasavvufi Neşve 2, İlk Mutasavvıflar
28.05.202018 dk 16 sn
05.Peygamber Efendimize Dayanan Tasavvufi Neşve 1
28.05.202014 dk 54 sn
04.Peygamber Efendimiz ve O'na Yazılan Naat Örnekleri
27.05.202025 dk 25 sn
03.Dede Ömer Ruşeni ve Eşrefoğlu Manzumeleri
27.05.202021 dk 4 sn
02.Olanlar Şeyhi'nin Tasavvuf Manzumesi 2
27.05.202027 dk 48 sn
01.Genel Giriş, Olanlar Şeyhi'nin Tasavvuf Manzumesi
27.05.202029 dk 15 sn
AKRA