İlke ve Değerlerinden Ödün Vermeden
Özgür Yayın Platformu Olarak Kalsın Diye
Akşam17:44 Yatsı19:10 İmsak06:33 Güneş08:03 İşrak08:46 Öğle12:58 İkindi15:22
Hava - Hava durumuAçık 16°C Nem %82
Türkçe
7 Cemaziyelevvel 1444 1 Aralık 2022 Perşembe
Giriş Yap

Toprağımızı nasıl koruyabiliriz?

Özel Haber
Özel Haber
10.08.2022    |

Bereket fışkıran topraklarımızın korunması, daha verimli işlenmesi, doğal gübre yoluyla çoğaltılması mümkün. Kompost ve atık geri dönüşümü bu konuda öne çıkan yöntemlerden bazıları.

2. Bölüm

Kadim bilgiler ışığında akılcı tarım; koruyucu örtü ve kardeş bitkiler

Çok yıllık bitkiler kökleriyle organik maddeyi derinlere taşıyan, besin ihtiyaçlarını daha kolay karşılayabilen, gün ışığını sene boyunca biyokütleye çevirebilen türler. Etraflarına diğer bitki türlerinden ekim yapılarak erozyonu azaltabiliyor ve toprakta su tutmayı artıran mikroorganizmalar için konuksever bir yaşam alanı sağlayabiliyor. Çok yıllık bitkilerin yer aldığı ormanlık alanlar tarım planlarına entegre edilerek işlevsel hale gelebiliyor.

Tek yıllık bitkiler yetiştirilirken toprağın işlenmesi, organik maddelerin ayrışmasını artırıyor; karbonu ve besin maddelerini toprakta tutmak için, toprağın daha az işlenmesi, çeşitli mahsullere ekim nöbetiyle yer verilmesi, “koruyucu bitki” denilen bitkilerin kullanılması ve toprağın yüzeyinde mahsul artıklarının bırakılması öneriliyor.

Genellikle tercih edilen koruyucu örtü bitkilerine tüylü fiğ, yonca, kırmızı üçgül, çavdar, buğday, sorgum örnek verilebilir. Aynı araziye sırasıyla ekilen farklı mahsuller içinde örtü bitkileri ortama yaydıkları kimyasal maddelerle yabancı otlardan ve zararlılardan toprağı koruyabiliyor. Benzer şekilde ekim nöbetinde yer verilen baklagiller, topraktaki azotu sabitleyerek toprağın besin maddelerini zenginleştiriyor.

Anadolu irfanının “kardeş bitkileri” ekerek yalnızca insanı değil hem toprağı hem bitkileri hem hayvanları beslediği sisteme, bugün ziraat biliminde “simbiyotik bitki deseni” ismi veriliyor.

Çiftçiler, toprağı korumak için hasat etme niyeti olmaksızın örtü bitkileri ekiyor. Fiğ ve yonca gibi söz konusu bitkiler yayılan hayvanlar için doğal yem işlevi de üstlenebiliyor, böylece otlatma da bütüncül sisteme dahil oluyor.

On bin yıl öncesine dayanan toprağın sürülmemesi esası, bugünün onarıcı tarım tekniklerinde etkisi ispatlanmış olarak karşımıza çıkıyor. Ekim öncesinde ya da ekim sırasında yüzeye mahsul artıklarının bırakılması toprağın canlılığını ve kalitesini artırdığı gibi, yanı sıra toprağın erozyon tehlikesine karşı korunmasına da yardımcı.

Sulama ve gübre ihtiyacına kompost yoluyla veda

Ülkemizde su kaynaklarının dörtte üçü tarımda kullanılıyor. Su kaynaklarımız gün geçtikçe azalmakta ve kirlenmekte, uluslararası standartlar ölçüsünde su stresi altında kabul edilmekteyiz. Çiftçilerimiz damlama sulama gibi suyun buharlaşma ile kaybını önleyen ve 3 kat daha verimli olan usulleri hayata geçiriyor. Ancak yağışların azalmasıyla ilişkili olan kuraklık kavramı söz konusu olduğunda bu yeterli değil.

Kompost; Anadolu insanının yüzlerce yıldır aşina olduğu, yüzey toprağını besleyen bir yöntem. Sebze-meyve pazarlarının, marketlerin manav reyonlarının artıklarından oluşan taze biyobozunur atıklar, kurumuş yaprak ve dal gibi karbon kaynaklarıyla birleştirilerek uygun koşullarda çürütülüyor. Bu atıklar kontrollü koşullarda 2 ay boyunca biyolojik yanma ile tarlaları besleyecek bir toprak düzenleyici halini alıyor. Bu işlem sırasında oluşan kompost suları da park-bahçe sulamada kullanılabiliyor. Tarlalarda her bir hektara 5 cm kompost örtüsü 170 ton suyu tutabiliyor. Kimi yerde dönüm başına 60 ton su tutma kapasitesi kazanılabiliyor.

Toprağın kendi nemini koruyan, su tutma kapasitesini artıran, besin döngüsünü organik madde ile destekleyen, yüzey toprağında yaşayan binlerce canlıyı besleyen, oluşturduğu hava kabarcıkları sayesinde toprağı yararlı bakteri ve mantarlarla zenginleştiren, böylece toprağı onaran ve kalitesini artıran bir örtü.

Toprağın mineral ihtiyacını karşılamak için suni gübreler verildiğinde, topraktaki organik madde ve mikroorganizmaların çoğalmasının önü kesiliyor, bitkinin besini emme kabiliyeti kayboluyor. Su kaynaklarına ve sera gazı salınımına etkisi ise cabası.

Toprağın içi topraktan gelen atıklar yoluyla beslendiği zaman, içindeki bakteriler onu mikroorganizmalara çeviriyor. Söz konusu yararlı mikroorganizma faaliyetleriyle toprağın verimi ve besin değeri artıyor. Ülkemizin büyük şehirlerinde sadece pazar artıkları kullanılarak yıllık 2.5 milyon kompost üretilmesi ile su, enerji ve gübre kaynaklı tarım girdilerini en aza indirmek ve verimi artırmak mümkün.

Üstelik kurumuş dal ve yaprakların öğütülmesi ve nemlendirilmesiyle oluşturulan kompost/bir malçlama örtüsü, yanan orman alanlarında dahi mikroklima oluşturarak toprağın iyileşmesine katkı sağlayabiliyor.

Tarım ilacı yerine atık geri dönüşümü

Tarım ilaçları, tarım ürünlerine zarar veren, kalitesini yahut verimini düşüren bitki, haşere ve mikroorganizmaları hedef alan çoğunlukla aktif kimyasal içerikli toksik ürünler. Tarım zararlılarıyla mücadelede kimyasaldan daha etkin yöntemler de bulunuyor. Bunlardan birisi olan mekanik mücadele, sivrisinek gibi zararlıların yetiştiği ortamda larvalarının toplanmasını içeriyor. Çukurova’da narenciye, kayısı, şeftali, nektarin, yenidünya, erik, ayva, armut, elma, incir, Trabzon hurması ve nar gibi pek çok meyveye zarar veren Akdeniz Meyve Sineği de bir diğer örnek. Özellikle tarım atıklarının toplu halde bırakıldığı kanal boyları, Akdeniz meyve sineğinin en önemli üreme alanları olarak görülüyor.

Ayrıca burada işlenmeden bekleyen artıklar, karbon gazından 28 kata kadar tehlikeli metan gazı yayılmasına da sebep oluyor. Atıklar geri dönüşüm için toplandığında, çoğunluğu biyobozunur olan bu atıkların kompost haline getirilmesiyle meyve sineği yumurtaları sıcaktan ölüyor, ilaçsız ve biyolojik bir mücadele gerçekleşiyor. Kompostun tarımsal katkıları ise cabası.

Bütüncül yönetimle, sera gazı salınımın emilime dönüşümü

Toprak, küresel sera gazı çevrimlerinde son derece önemli bir rol oynuyor. Araziden salınan ya da tutulan karbondioksit, metan ve azot oksit gibi sera gazları arazi kullanımı düzenlendiği takdirde toprağı, insan ve çevre sağlığını onarabiliyor. Ticari tarım ve sanayi faaliyetleriyle niteliğini kaybeden topraklarda canlılık faaliyetleri azaldığı gibi karbon oranları da düşüyor. Tarımdan önce %25-30 olan karbon oranları yoğun ticari tarım yapılan arazilerde %5 civarında ölçülüyor.

Toprağın sürülmemesi, kardeş bitkilerin ekim nöbetiyle ekilmesi, tarımsal artıkların toprağa örtülmesi gibi uygulamalarla toprağın karbon tutumu artırılabiliyor.

Toprak içindeki organik maddenin %55’i karbondan oluşmakta. 1 metre derinliğindeki toprakta, organik madde oranının %1 artırılması, metrekarede 14 kg organik madde oluşturulması ve 28 kg karbondioksidin toprakta depolanması anlamına geliyor. Bunu sağlayabilmek üzere ekim, otlatma, arazi planlaması, maddi planlama ve yapılan işlemlerin ölçümlerle ekolojik açıdan değerlendirilmesi bütüncül yönetimi oluşturuyor.

Toprak sağlığı; biyolojik çeşitlilik, su döngüsü, mineral döngüsü, enerji akışı ve topluluk dinamikleri gibi ekosistem işlevleri ile ölçülüyor. Bir avuç sağlıklı toprakta mineral maddelerin yanı sıra trilyonlarca bakteri, on binlerce nematod ve protozoa, kilometrelerce uzunlukta mantar ağı bulunuyor. Mikro canlılık ve onları besleyecek %3 ve üzeri yeterli miktarda organik madde canlı bir toprak ekosisteminin olmazsa olmazları. Bu özellikler toprak ile toz arasındaki farkı belirliyor. Bütüncül yönetimle toprak ekosistemini yeniden canlı ve işlevsel hale getirmek, gıda üretim kapasitesini de nitelik ve nicelik yönünden artırmak mümkün.