Z kuşağı olarak tanımlanan günümüz üniversite öğrencileri, teknolojinin içine doğdular ve yaşamlarını büyük ölçüde dijital mecralarda inşa ettiler. Bu kuşağın bir özelliği de eğitim yaşamları boyunca test çözme alışkanlığı kazanmış olmaları.
Akademizyenler Z kuşağının işte bu özellikleri nedeniyle üniversite düzeyine gelseler dahi doğru düzgün el yazısı yazamadığını ve kendilerini uzun yazılı metinlerle iyi ifade edemediğini söylüyor.
Diğer yandan üniversite öğrencilerinin kendilerine has ifade biçimleri olduğunu ve asıl anlaşmazlığın kuşaklar arasında ortaya çıktığını belirten akademisyenler de var. Prof. Dr. Nedret Kılıçeri’nin konu hakkındaki görüşleri şöyle:
'O' ve 'B' harflerini yazamıyorlar
“Öğrencilerin yazıları düz sayfada ya aşağı ya da yukarı doğru kayıyor. Günümüzde el yazısı eğitimi çok zayıflamış durumda. Zaten okuma yazma ile ilişki kurdukları günden itibaren kağıt kalemden çok ekran ve klavye ile muhataplar. Öğrenciler ortaokul ve lise dönemlerinde de sınav telaşına girdikleri için bu yazı biçimi aynı şekilde kalıyor.
Üniversite düzeyindeki öğrencilerin yazıları çok okunaksız. Kimi çok büyük kimi de çok küçük harflerle yazıyor. Öğrencilerimin sınav kağıtlarına baktığımda en çok sorunu ‘o’ ve ‘b’ harflerinde görüyorum. Bu iki harfi olması gerektiğinin dışında çok farklı biçimlerde yazıyorlar.
Uzun cümle kuramıyorlar
Bazı öğrencilerin de yazıları güzel olsa dahi kendilerini ifade edemediklerini gözlemliyorum. Bu durumun oluşmasında da test usulü sınavların yanı sıra sosyal medya kullanımının etkili olduğunu düşünüyorum. 1990’dan beri de öğrencilerin yazılı anlatımlarının günden güne kötüye gittiğini görüyorum. Çocuklar uzun cümleler kurmaktan kaçınıyor. Ayrıca paragraf yazmayı da bilmiyorlar. İki paragrafı ya da cümleyi birbirine bağlayamıyorlar. Bağımsız cümleleri alt alta koyarak paragraf yazdıklarını düşünüyorlar.
Kalem kullanmıyorlar
Kalem yerine klavye kullanmayı tercih eden bir nesil var. Zaten sınıfa da kalemsiz geliyorlar. Aslında sosyal medyanın yazıya olan etkisi tüm dünyada konuşuluyor. Burada dil bilimcilerine çok iş düşüyor. Öğrenciler de ne kadar çok okurlarsa dillerini o kadar çok sever ve doğru kullanımın farkına varabilir.”







