Plastik atıkları artık yalnızca şişe, poşet veya ambalaj olarak görmemeliyiz. Doğaya ulaşan plastikler zaman içerisinde güneş ışığı, dalga ve mekanik aşınmayla parçalanıyor; mikroplastiklere, daha da küçük boyutlarda ise nanoplastiklere dönüşüyor. Böylece gözümüzün önündeki bir atık, zamanla deniz ekosisteminin çok daha geniş bir alanına yayılan görünmez bir tehdide dönüşüyor.
Son haftalarda Ege ve Akdeniz kıyılarımızda karşılaştığımız tablo, bu nedenle son derece önemli. Antalya, Mersin, Adana ve Muğla gibi Türkiye’nin doğal ve turistik açıdan en değerli bölgelerinde mikroplastiklere rastlanması, hiçbir kıyımızın bu tehdidin dışında olmadığını gösteriyor. Bölgelere göre mikroplastik yoğunluğu; akıntılar, nehir ağızları, kentleşme, sanayi, tarımsal faaliyetler, turizm yoğunluğu ve atık yönetimi altyapısı gibi çok sayıda faktöre göre değişiyor. Türkiye denizlerinde 428 noktada düzenli çevresel izleme yapılması da bu nedenle büyük önem taşıyor.
MİKROPLASTİĞİN KAYNAĞI SANDIĞIMIZDAN DAHA GENİŞ
Burada asıl sorumuz yalnızca “Ne kadar plastik var?” olmamalı. “Bu plastik nereden geliyor, hangi aşamada doğaya karışıyor ve bunu kaynağında nasıl önleyebiliriz?” sorularına cevap vermeliyiz. Çünkü denizleri temizlemek elbette gerekli; ancak gerçek başarı, plastiğin denize ulaşmasını engellemektir.
Üstelik kaynaklar yalnızca evsel atıklardan ibaret değil. Ambalajlar ve tek kullanımlık ürünlerin yanı sıra tekstil lifleri, sentetik halılar, lastik aşınması, balıkçılık ekipmanları ve bazı endüstriyel faaliyetler de mikroplastik kirliliğine sebep oluyor. Bu nedenle üretimden tüketime, tüketimden atık yönetimine kadar bütün zinciri birlikte ele almak zorundayız.
GELECEĞİN MALZEMELERİNE YATIRIM YAPMALIYIZ
Bu dönüşümün önemli bir ayağı da alternatif malzemelerin geliştirilmesi ve yaygınlaştırılmasıdır. Biyobozunur veya doğayla daha uyumlu seçenekler, uygun kullanım alanlarında tek kullanımlık plastiklere alternatif oluşturabilir. Bunun yanında cam ve metal gibi yeniden kullanılabilen ve döngüsel sistemlere yeniden kazandırılabilen malzemelerin tercih edilmesi de önemlidir.
Fakat burada da doğru bir çerçeve çizmeliyiz. Bir malzemeyi başka bir malzemeyle değiştirmek tek başına çözüm değildir. Asıl hedefimiz tek kullanımlılığı azaltmak, yeniden kullanımı artırmak, ürünlerin yaşam döngüsünü uzatmak ve son aşamada geri dönüşümü güçlendirmektir. Biyobozunur veya kompostlanabilir ürünlerin de uygun toplama ve işleme altyapısıyla birlikte değerlendirilmesi gerekir.
HEM İNSAN SAĞLIĞI HEM DE GIDA GÜVENLİĞİ MESELESİ
Mikroplastikler açısından mesele aynı zamanda bir insan sağlığı ve gıda güvenliği meselesidir. Bu parçacıklar balık, midye ve diğer deniz canlıları tarafından besin zannedilerek alınabiliyor; besin zinciri üzerinden insanlara ulaşabiliyor. İçme suyunda, gıdalarda ve deniz suyundan elde edilen tuzda mikroplastiklerin tespit edilmesi, konunun yalnızca çevre politikası olmadığını gösteriyor. Bilimsel araştırmalar mikroplastiklerin insan vücudundaki etkilerini anlamaya yönelik çalışmalarını sürdürürken, plasenta ve kordon kanında mikroplastik parçacıklarının tespit edilmiş olması da ihtiyatlı hareket etmemiz gerektiğini ortaya koyuyor.