16.08.1996 - İnsanların Haysiyetine Laf Etmek, Şefaat, Çok Lanet Etmek

16.08.1996 - İnsanların Haysiyetine Laf Etmek, Şefaat, Çok Lanet Etmek
Es-Selâmu aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtühû!
Aziz ve sevgili Akra dinleyicileri. Allah hepinizden razı olsun.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in rahima'llâhu diye başlayan hadîs-i şerîflerinden birkaç tanesini size okumak istiyorum.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in bu hadîs-i şerîflerinden bir tanesi şöyle:
Hz. Âişe validemiz rivayet eylemiş.
Hz. Âişe anamız radıyallahu teâlâ anhâ İslâm'ı çok iyi bilen, birçok konularda derin bilgi sahibi olduğu için yaşlı sahabîlerin dahi gelip kendisine soru sordukları ashâbın yedi fakih[inden] -dini çok iyi bilen, fetva veren, fetvaya muktedir isimlerinden- birisi.
Hz. Âişe anamız radıyallahu teâlâ anhâ rivayet ediyor ki;
Rahima'llâhu'mre'en keffe lisânehû an a'râdi'l-müslimîn. Lâ tahillu şefâatî li-ta'ânin ve lâ li-la'ânin.
Bu hadîs-i şerîfin kelimelerini izah edeyim:
Rahima'llâhu, Arapça dua siygası, dua maksadıyla söylenmiş bir cümle; "Allah rahmetine erdirsin, rahmetine mazhar eylesin." Mâzi siygasıyla ama dua mânasına.
Hepiniz duymuşsunuzdur: Arapça'da bazı kelimeler, mesela sahâbe-i kirâm konuşulduğu zaman, ismi geçtiği zaman radıyallahu anh diyoruz. Aslında radiye, lugatı tam açıp baktığınız okuduğunuz zaman mâzi siygasıdır. Radıyallahu anh, "razı oldu" demektir. Ama Araplar mâzi siygasını dua mânasında kullanırlar, ona "inşâî mânası" derler. Öteki mânasıyla kullanırlarsa ona "ihbârî mânası" derler.
Buradaki rahima'llah da "Allah rahmet etti." demek. Zaten ibarenin devam edişinden de dua mânasına geldiği anlaşılıyor. "Allah rahmet etti." mânasına değil de, "rahmet eylesin" mânasına kullanılıyor. Arapça'da mâzi siygaları dua makamında kullanılır diye, bunu da öğrenmiş oluyorsunuz.
Burada Peygamber Efendimiz dua buyurmuş:
Rahima'llâhu'mre'en.
İmre', Arapça'da "erkek kişi" demek. Eğer hanım olursa imre'eten derler; bunun müennesi, sonuna te harfi gelmiş şekli. Kâtip, "erkek yazar"; kâtibe, "yazı işleriyle meşgul olan hanım kişi" demek olduğu gibi... Muallim, "öğreten kimse"; muallime, "hanım öğretici"; mürebbi, "terbiye eden"; mürebbiye, "hanım terbiye edici" gibi... İmre', imru'un Arapça'da "kişi" demek. Müennesi imre'etün, yani "kadın" demek. Ama daha önceki konuşmalarımda da geçmişti; "kişi" deyince artık erkek de kadın da, genç de yaşlı da, hepsi umumî olarak kastedilmiş oluyor.
Rahima'llâhu'mre'en.
İmre' kelimesinin ilk harfi de hemze-i vasıldır, kendinden önceki kelimeye bağlanır. Onun için hemze-i vasıl arada kaldığı zaman okunmaz.
"Allah şu kişiye rahmetini ihsan eylesin, rahmetine o kimseyi daldırsın, rahmetini kazanmış kimselerden eylesin."
Kim?
Keffe lisânehû an a'râdi'l-müslimîn. "Müslümanların ırzlarından dilini çeken kişiye Allah rahmet eylesin, rahmetine mazhar eylesin, rahmetine erdirdiği kimselerden eylesin."
A'râdi'l-müslimîn, "müslümanların ırzları" demek. Yani "namusu, haysiyeti" demek.
İnsan lisanıyla birisine sataşırsa, kötü söz söylerse, hakaret ederse onun şerefine, haysiyetine söz söylemiş olur, gölge düşürmüş olur, taan etmiş olur, sataşmış olur, saldırmış olur. Bu, lisanla işlenen günahlardan birisidir.
İnsanlar çeşitli günahlar işleyebiliyor. Bunlardan kimisi gözle işleniyor, kimisi dille işleniyor, kimisi diğer âzâsı ile; eliyle, ayağıyla, kulağıyla ve sâir âzâsıyla işlenebiliyor.
Dil, çok günah kazandıran, insanı çok cezalara belalara uğratan, insanın dünyada âhirette başını derde sokan bir uzvu. Dilini kullanmaya çok dikkat etmesi lazım. Dilini Allah'ın emrettiği bir yolda, helal işlerde kullanması lazım.
Tabii insanın dili, lisanı çok güzel bir âlet, Allah'ın çok büyük bir ikramı. İnsan dili sayesinde başka insanlarla konuşuyor, derdini anlatıyor, çeşit çeşit işlerini görebiliyor.
Ama dil aynı zamanda onu günah yolunda kullanırsa günaha girmesine sebep olabiliyor. Günah yollarından bir tanesi insanın diliyle başkasının haysiyetini kıracak, şerefine leke düşürecek, üzecek, onu küçük düşürecek birtakım laflar söylemesidir. Bundan sakınması lazım.
Buna ne deniliyor? “en keffû an a'râdi'l-müslimîn”
"Irz" deyince biz daha başka cinsel suçları düşünüyoruz. Burada o mânaya değil; "haysiyeti, şerefi" demek.
"Müslümanların haysiyetine, şerefine sataşmaktan, onları kötülemekten dilini tutan kimseye Allah rahmet eylesin."
Muhterem, sevgili Akra dinleyicilerim, insanlar bu konuşma vasfı olan dillerini, lisanlarını -çok kere- bir araya geldiklerinde maalesef günah işleyecek şekilde, gıybette, dedikoduda, onu bunu çekiştirmekte kullanırlar.
Gıybet ne demekti?
Gıybet de önemli suçlardan, günahlardan birisi. Kişinin o toplantıda bulunmayan bir kimsenin arkasından, aleyhinden kötülüklerini söylemesidir. Kötülükleri olsa bile söylemek İslâm'da yasak. Gıyabında o yokken, arkasından onun kötülüklerini söylemek İslâm'da yasak.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz hazretlerine diyorlar ki;
"Yâ Resûlallah, iyi ama ya söylediğimiz kusur o kişide varsa, doğru söylüyorsak?.."
"Olsun, doğru da söyleseniz gıybettir, günahtır. Zaten doğru olmayan bir sözü söyleseniz, adamcağızın olmayan bir [kusurunu] olmadığı halde varmış gibi söylerseniz o iftira olur."
İftira da günah. İnsan onu da yapmayacak. Masum, hiç suçu olmayan kimseye iftira ediyor. "Şöyle yaptı, böyle yaptı..." Hani "kuru iftira" diyoruz, "Allah kuru iftiradan saklasın." diyoruz. Bu zaten günah, elbette günah...
Ama olan bir şeyini çekiştirmeyi de dinimiz yasaklıyor. Onun aleyhinde konuşmayı yasaklıyor. Buna da "gıybet" diyoruz.
Herkes biliyor da, yine de insanlar bir araya geldi mi birbirlerini gıybet ediyorlar. O toplantıda olmayan, bulunmayan birisinin aleyhinde konuşuyorlar. Bu alışkanlık...
Biraz da şeytan insana günah olan şeyleri allar pullar, tatlı gösterir, teşvik eder, yaptırtır. İnsanlar biraz da gıybeti, dedikoduyu seviyor.
Dikkat ederseniz radyolarda konuşmacılar vardır, gazetelerde sütun yazarları vardır; dedikodu sütunudur. Sosyete dedikodusu; neler olmuş, neler kalmış, sosyeteden kim evlenmiş, kim boşanmış, kim kavga etmiş, kim barışmış... İnsanoğlu da bu dedikodu sütunlarını zevkle okuyor. "Dur bakalım falanca artistin ne maceralar başından geçmiş?.." diye takip ediyor, istiyor, okuyor da onun için gazeteler onun dedikodusu için bir bölüm ayırıyorlar, bir sütun açıyorlar, bir de "dedikodu sütunu" diyorlar. Ama dedikodu günah, İslâm'da yasak olan bir şey.
Niçin yasak?
Her şeyin sebebini, hikmetini de düşünmemiz lazım. "İbadetlerin, Allah'ın emirlerinin sebebi ne? Acaba ne sebeple emredilmiş? Hikmeti ne?" Bunu araştırmak lazım.
Hikmet, "bir işi yerli yerince, usûlünce, doğru, güzel yapmak" demek.
Allah'ın her işi hikmetlidir, her emri hikmetlidir, her yasağı hikmetlidir. Bir sebebi vardır.
İçki yasak.
Neden?
İnsanın aklını başından alıyor; olmadık rezalet, kepazelik sarhoşluk anında yapılabiliyor.
Neden?
Aklı başından gittiği için. Onun için İslâm içkiyi yasaklamış.
Gıybetin yasak olmasının sebebi nedir?
O gıybeti yapılan kimse kötüleniyor, sevilmiyor. O duyduğu zaman gıybeti yapan kimseye darılıyor. Toplumda geçimler bozuluyor, dostluklar zedeleniyor, insanlar birbirlerine küsüyor. Halbuki İslâm'da küsmek haram! Kişinin bir başka kimseye üç günden fazla dargın durması yasak. Kalp kırmak yasak. Böylece toplumun yapısı bozuluyor. Toplum çatlıyor. İnsanlar birbirlerinden uzaklaşıyorlar. Toplumun içtimâî yapısı bozuluyor. Bozucu bir şey olduğundan, kötü bir şey olduğundan İslâm bunu yasaklamış.
Bu biraz da şeytanın teşvik ettiği, biraz da tatlı bir günah olduğundan... Zaten günahların çoğu tatlıdır; tatlı tatlı yapılır. İnsan güle güle günah işler, ağlaya ağlaya âhirette cezasını çeker. Günahların tatlılığına aldırmamak lazım. Zehiri balla beraber, tatlı şekerle beraber yutturup da insanı zehirledikleri gibidir. Şeytan insana günahı tatlı tatlı gösterip yaptırır.
[İnsanın] dilini tutması lazım. İftira etmeyecek, yalan söylemeyecek.
Dille başkalarının haysiyetlerini zedelemek başka nasıl olur?
Küfür etmek olur, ağır hakaretler olur, kötü sözler söylemek olur.
Bazı insanlar asabî, sinirli oluyorlar.
"Karşımdaki adamın ben aleyhinde konuşmuyorum, yüzüne söylemekten çekinmem, dobra dobra söylerim!"
İyi söyle bakalım... Açıyor ağzını, yumuyor gözünü; öyle ağır laflar söylüyor ki... Kavga çıksa kavgadan da korkmuyor. "Kavga çıkarsa ben onu yenerim, ben ondan daha kuvvetliyim!" gibi bir düşünceyle söylüyor. Ama söylediği sözler teraziye konulduğu zaman adaletli, doğru, haklı değil.
Bazı insanlar kendisini haklı sanıyor, böyle tipler var; kendisinin her yaptığı şeyin çok iyi olduğunu sanan ve bu hususta ısrarlı olan kimseler var. Karşısındakinden korkmadığı için öyle laflar söylüyor ki dinleyen üzülüyor. Bu da haysiyetine, ırzına sataşmadır, yüzüne karşı sataşmadır.
Yokken konuşsa, aleyhinde gıybet dedikodu yapsa o da bir çeşit sataşmadır. İftira etse o da bir çeşit diliyle sataşmadır. Yalan söylese o da zararlı... Dille yapılan günahların böyle çeşitleri var.
"Müslümanların haysiyetlerine, onur -onur dışarıdan gelme bir kelime- , şereflerine sataşmaktan kendisini tutabilen, frenleyebilen, 'Bu günahtır!' diye yapmayan kula Allah rahmet etsin." diye Peygamber Efendimiz'in duası var.
Dedik ya, Peygamber Efendimiz'in dua ettiği bazı tip insanlardan, bazı cins olaylardan bahsedeceğiz diye, işte onlardan birisi: Allah Resûlü, duası makbul olan Peygamber-i Zîşânımız Muhammed-i Mustafâ sallallahu teâlâ aleyhi ve sellem Efendimiz dua ediyor.
Kime?
Müslümanların haysiyetlerine, şereflerine, ırzlarına dil uzatmaktan kendisini tutan, alıkoyan, bunu yapmaktan kaçınan bir kişiye Allah'tan rahmet diliyor. "Allah onu rahmetine erdirsin." diyor.
Sonra, aynı konunun devamı olarak buyuruyor ki;
Lâ tahillu şefâatî. "Benim şefaatim helal olmaz..."
"Benim şefaatime eremez. Ben ona şefaat etmem."
Kim?
Li-ta'ân. "Taan edene, taan etme işini çokça yapan..." Ve lâ li-la'ân. "Lanet eden kimse..."
"Laneti çok yapan kimseye benim şefaatim helal olmaz."
"Benim şefaatim helal olmaz." ne demek?
"Ben böyle bir kimseye şefaat etmeyeceğim." demek.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz hazretlerine Allahu Teâlâ hazretleri âhirette şefaat lütfunda bulunacak;
Ya Resulallah, ey benim Habîbim, ey Muhammed-i Mustafâm! Sana şefaat hakkını verdim. Şefaat eyle!" diyecek.
Peygamber Efendimiz de bazı kimseler hakkındaki dileklerini, af isteklerini Allahu Teâlâ hazretlerine bildirecek. Allah da onun şefaatini kabul edecek.
Biliyorsunuz bu sebepten Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz hazretlerinin sıfatlarından birisi nedir?
eş-Şâfi'. "Şefaat edici."
Sonu aynlı.
eş-Şâfî dersek onun mânası şifadan gelir. O değil.
eş-Şafi'. "Şefaat eden."
Bir sıfatı da el-Müşeffa'; şefaati kabul olunan, şefaat hakkı kendisine bahşedilip "Hadi şefaat et, şefaatini kabul edeceğim." diye şefaat hakkı ve selâhiyeti ve imkânı verilen kimse.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz müjdelemiş:
"Ben bana inanan, bağlanan ümmetime şefaat edeceğim."
İnsan düşünür; "Gece gündüz ibadet eden, namaz kılan, oruç tutan mübarek müslümanlar; Peygamber Efendimiz onlara şefaat edecek. Acaba yüzü kara, kusurlu, eksikli, bîçâre, düşmüş, hataları işlemiş öteki müslümanlar ne olacak acaba?" diye insanın aklına gelir.
Peygamber Efendimiz onlar hakkında da müjdelemiş:
Şefâatî li-ehli'l-kebâiri min ümmetî. "Benim şefaatim ümmetimin büyük günah işlemiş olanlarına dahi olacak." Diye Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’in müjdesi var.
Demek ki Ümmet-i Muhammed'e Peygamber Efendimiz şefaat edecek. Âbid, zâhid, hâlis, muhlis, salih müslümanlara elbette şefaat edecek. Ama bir de günahkârlara bile şefaat edecek. Hata, günah işlemiş bile olsa; "Yâ Rabbi! Bu benim ümmetimdir. Yâ Rabbi! Bunu afv u mağfiret eyle!" diye divân-ı ilâhîde secde ederek Allahu Teâlâ hazretlerinden onun affedilmesini isteyecek.
Ama Peygamber Efendimiz bazı kimseleri -şefaat etmeyecek- şefaatinden hariç tutacak. Bunu bilmek lazım. İnsan günah işleyebilir ama bazı günahları işleyenlere şefaat eylemeyeceğini Peygamber Efendimiz önceden bildiriyor. Onlar şefaate mazhar olmayacak.
Onlardan birisi kim?
Lâ tahillu şefâatî. "Benim şefaatim helal olmaz." Li-ta'ân. "Taan edenlere..."
Ta'ân, fa'âl vezninde mübalağa siygasıdır; çok taan eden. Bazı insanlar ona buna çok sataşır. Taan etmek, "saldırmak, sataşmak" demek. Ona buna çok sataşır, onu bunu üzer, kalbini kırar, aleyhinde laflar sözler söyler. Herkes onun dilinden korkar, "Aman Allah saklasın! Allah şunun hışmına uğratmasın!" diye...
Çok taan eden kimseye Peygamber Efendimiz şefaat eylemeyecek.
Neden?
Çok taan ediyor, ortalığı karıştırıyor, cemiyetin huzurunu bozuyor.
Başka?
Ve lâ li-la'ân.
La'ân da, "laneti çok yapan" demek.
Bazı insanlar maalesef dilini, kalbini, kafasını güzel terbiye etmemiş. Bu biraz aileden de geliyor. Aile terbiyesi, aile görgüsü, toplum, çevresindeki insanlar böyle şeyleri çocukluğunda insanın kafasına farkına varmadan yerleştiriyorlar. Bazı insanlar çok lanet edicidir. "Allah kahretsin! Allah belasını versin! Allah mahveylesin!" Halkın kızdığı zaman, ağzını açıp gözünü yumduğu zaman birisinin aleyhinde neler söylediğini düşünün...
Tabii birisinin aleyhinde böyle korkunç şeyleri istemek nedir?
Lanet etmektir. Feci şeyleri "onun başına gelsin" diye istemek. Bu da doğru değil.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'e dediler ki;
"Müslümanlara zulmeden şu kâfirleri, müşrikleri lanet et de Allah kahretsin."
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz;
"Ben lanetçi bir peygamber olarak gönderilmedim, rahmet peygamberi olarak gönderildim." dedi.
"Yâ Rabbi! Benim kavmimi affet. Çünkü onlar henüz daha İslâm'ın ne olduğunu bilmiyorlar; benim senin hak Resûlün olduğumu tam iyi anlayamadılar da bu hatalı davranışları ondan oluyor. Sen bunları bağışla." diye dua etti Peygamber Efendimiz.
Müslümanlar zulme uğradıkça, haksızlık gördükçe, işkence gördükçe beddua etmedi, lanet etmedi.
Kendisi lanet etmediği gibi, kendisinin güzel huyları herkesin iyiliğini istemesi dolayısıyla lanet etmeme tarzında olduğu gibi, bizim de lanet edici kimse olmamamızı tavsiye buyuruyor.
Ve bu hadîs-i şerîfte tehdit var:
"Lanetçi, laneti çok yapan kimseye benim şefaatim helal olmaz. Yani şefaat etmeyeceğim."
O halde müslüman olarak, Peygamber Efendimiz'in ümmeti olarak dilimize sahip olacağız. Sağa sola dilimizle sataşmayacağız. Dilimizle lanet etmeyeceğiz, sağımıza solumuza kötü kötü sözler, beddualar yağdırmayacağız.
Böyle yaparsak, dilimizi müslümanların haysiyetlerinden, şereflerinden, onları zedelemekten uzak tutarsak, alıkoyabilirsek o zaman Allah'ın rahmetine erelim, diye Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz dua eylemiş.
Allahu Teâlâ hazretleri hepimizi Peygamber Efendimiz'in sevgisine, şefaatine, hayır duasına mazhar eylesin. Âhirette yüzü gülenlerden eylesin. Cehennemden âzât olup cennetine Allah'ın lütfuyla keremiyle dâhil ettiği bahtiyar kullardan olmayı Allah cümlemize nasip eylesin. Cümlemizi sevdiklerimizle beraber cennette Peygamber Efendimiz'e komşu eyleyip Allahu Teâlâ hazretlerinin cemâlini görmeyi, selâmına ermeyi de nasip eylesin.
Es-Selâmu aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtühû aziz ve sevgili Akra dinleyicileri...
16.08.1996 -
Kişisel Temizlik, Not
16.08.1996 -
Helal Kazanç, Ölçülü
