25.10.1996 - Allah ile Aranızı Düzeltin, İçinizi Niyetinizi Temizleyin, Ahirete Hazırlanın

25.10.1996 - Allah ile Aranızı Düzeltin, İçinizi Niyetinizi Temizleyin, Ahirete Hazırlanın
es-Selâmu aleyküm ve rahmetullâhi ve berakâtüh!
Allahu Teâlâ hazretleri sizi, sevdiklerinizi, çevrenizi, çoluk çocuğunuzu, büyüklerinizi, dostlarınızı dünyanın ve âhiretin her türlü hayırlarına lütfuyla, keremiyle nâil ve mazhar eylesin.
Abdullah b. Amr b. el-Âs radıyallahu anhümâ, kendisi de babası da sahabi; İbn Ömer radıyallahu anhümâ, kendisi de babası da sahabi. İki kişiden, iki mübarek Abdullah'tan, ikisinin de adı Abdullah, ikisi de ashabın alimlerinden, bunların rivayet ettiği bir hadîs-i şerîfi okuyarak başlamak istiyorum.
Men ahsene fî mâ beynehû ve beynallâhi kefâhullâhu mâ beynehû ve beyne'n-nâs ve men aslaha serîretehû aslahallâhu alâniyetehû ve men amile li-âhiretihî kefâhullâhu dünyâhu.
Sadaka Resûllullah sallallahu aleyhi ve sellem fî mâ kâl, ev kemâ kâl.
Peygamber Efendimiz bu hadîs-i şerîfinde ne buyuruyor?
Men ahsene fî mâ beynehû ve beynallâhi kefâhullâhu mâ beynehû ve beyne'n-nâs. "Her kim ki kendisiyle Rabbi Allahu Teâlâ hazretleri arasını güzel ibadetlerle, güzel hareket ederek güzelleştirirse, düzeltirse, hoş ve uygun ederse Allah da ona, onunla insanlar arasındaki muamelelerinde yardımcı olur ve kifayet eder."
Allah'ın desteği her şeyine kâfi gelir.
Ve men aslaha serîretehû aslahallâhu alâniyetehû. "Her kim kendi içinin gizliliklerini, iç âlemini ıslah ederse, uygun, güzel hâle getirirse Allahu Teâlâ hazretleri onun dışını, zahirini de ıslah eder, güzel, uygun hâle getirir." Ve men amile li-âhiretihî kefâhullâhu dünyâhu. "Kim âhireti için çalışır, amel-i sâlih işler, ibadet ve taatte bulunur, sevap kazanmaya, cenneti kazanmaya çalışırsa Allah da onun dünyasına ait ihtiyaçlarını giderir, dünyasına kifayet eder, dünyalığı konusunda onu tatmin eder." mealinde bir hadîs-i şerif.
Çok mühim bir hadîs-i şerîf. Çünkü insanlar bu hadîs-i şerifte anlatılanlardan ikincilerine gayret ediyorlar, niyetleri ikincileri oluyor. O zaman birincileri de elden kaçıyor.
İkincileri ne demek?
"Kim Allah'la kendisi arasını güzel yaparsa, o konularda davranışları Allah'ın rızasına uygun olursa, sevaplı, ihtimamlı, dikkatli, itinalı olursa Allah onun insanlarla arasını düzeltir." buyuruyor.
İnsanlar böyle yapmıyor. İnsanlar ikiciyi yapıyor:
Öteki insanlarla arasını düzeltmek için çeşit çeşit düşünceler, davranışlar, gayretler ile uğraşıyorlar, planlar kuruyorlar "Filanca adamı kendime nasıl ısındırabilirim? Filanca işi nasıl ondan koparabilirim, filanca insanın gönlünü yaparsam bana ne kadar fayda sağlar…" diye planlar kuruyorlar.
Herkesin bir dünyası var; ihtiyaçları, hedefleri, gayeleri, amaçları, istekleri var. İlk önce bu istekleri düşünüyor, sonra etrafına bakıyor: Bu isteklerinin eline geçmesinde kim kendisine yardımcı olabilir?
Falanca zengin.
İşini görmek için hemen onun yanına yanaşıp buketlerle, selamlarla, temennalarla, eğilerek, tebessümler ederek, oraya gitmeden önce berbere gidip tıraş olarak, saçlarını tarayarak, aynaya bakarak, en güzel elbiselerini giyerek, ayakkabılarını boyatarak gidiyor. Veyahut falanca siyasî kuvvetli, onunla işi bitecek.
Ne yapıyor?
Gidiyor, onun yanına gitmeden önce göze girmek, beğenilmek, insanların hoşuna gitmek için bin bir tülü hazırlık… O gideceği insanın ilgisini, dikkatini sevgisini çekmek için çalışıyor. Bu bir yol.
Böyle hareket edilmesi her zaman kötü mü?
Hayır, normal! İnsanlar tabiî olarak başka insanların kendisini beğenmesini ister. Beğenilmek arzusu veya tenkit edilmemek veya nefret edilmek, istenmemek… bu gibi durumlar herkesin düşündüğü hususlardır.
"Acaba falanca adamı kızdırır mıyım, nefret ettirir miyim?.."
Aslında bunlar normal ama bazen veya çok kere bu gibi şeyler müraîlikle yapılıyor. İçinden istenmediği halde, aslında niyetinde o karşı tarafa göründüğü kadar güzel duygular beslemediği halde işini görmek için yapıyor.
Affedersiniz hani halkımızın bir sözü var: Köprüyü geçinceye kadar bir şeye dayı demek derler. Böyle oluyor, tabii bu ihlâssız.
İnsanlar öteki insanlarla arasını düzeltmek için uğraşırlar ama Allah; âlemlerin Hâlık'ı, sahibi, Rabbi Allahu Teâlâ hazretleri her zaman onları görüyor. Allahu Teâlâ hazretlerine itaat etmek her kulun borcu! Allahu Teâlâ hazretlerinin emirlerini tutması, yasaklarından kaçınması lazım. Allahu Teâlâ hazretleri her zaman onun yanında; yaptıklarını görüyor, içini dışını biliyor, gayesini, amacını, düşüncelerini, isteklerini, arzuların, nefsinin kendisine neler neler istettiğini biliyor. Allahu Teâlâ hazretleri kendisine, her kuluna sayısız, sonsuz, sınırsız, hadsiz, hesapsız nimetler bahşediyor. Türlü türlü nimetler çevremizde, yakınımızda, içimizde, vücudumuzda, aklımızda… O kadar çok nimetler var ki bunları sayamayız.
Zaten Kur'an da öyle buyuruyor:
Ve in teuddû ni'metallâhi lâ tuhsûhâ. "Allah'ın nimetlerini saymaya kalksanız, sayamazsınız!"
Hani şoför kardeşlerimizin "Ömür biter, yol bitmez!" dedikleri gibi. Allah'ın nimetleri saymakla bitmez.
Allahu Teâlâ hazretlerine aslında sonsuz bir hamd duygusuyla, şükür duygusuyla, sevgi ile saygı ile kulluk etmemiz lazım.
Yâ Rabbi, yâ Rabbi, yâ Rabbi; elhamdülillah. Ne nimetler vermişsin! Çayırları, çimenleri çiçeklerle, kuşlarla, kelebeklerle, böceklerle donatmışsın…
Ne kadar bir dış âlem var! Aman yâ Rabbi! Suların hali, yerlerin, göklerin hali, bulutların yağmur yağdırması, denizlerin manzarası, derelerin şırıldaması, çağlayanlar vs.
Aslında hepsine teşekkür lazım.
Birisi size geliyor, küçük bir şey yapıyor; kibar bir insan olarak hemen, "Teşekkür ederim." diyorsunuz. Üstelik "Çok teşekkür ederim." diyorsunuz. Bir iyilik yapıyor; bir şey veriyor, size kapıyı açıyor "Buyurun." diyor. "Çok teşekkür ederim." diyorsunuz.
"Su ister misiniz, kahve ister misiniz?"
"Çok teşekkür ederim…"
Peki, kibarlığımızdan bir kulun bir küçük ikramına çok teşekkür ediyoruz da niye Allah'ın sonsuz nimetlerine sayılamayacak kadar çok nimetlerine çok teşekkür etmiyoruz?
Her birine ayrı teşekkür etmemiz lazım. Bütün bu sözlerle anlatmak istediğim şeyi mutlaka çok iyi anladınız. Bitmez tükenmez bir sahaya yönelmiş olduk.
Allah'ın nimetleri sonsuz, o halde Allah'a bizim severek güzel kulluk etmemiz lazım.
İnsanlarla arasını düzeltmeye çalışıyor da Rabbiyle arasını düzeltmeye çalışmıyor. Rabbiyle arasındaki kulluk bağlarını kendisinin Rabbine karşı neler yapması gerektiğini düşünmüyor ve onu güzel yapmaya çalışmıyor; böyle olmaması lazım. İnsanlara saygı, sevgi gösteriyor, temennâ çakıyor, rica ediyor, istirham ediyor, "Lütfen…" diyor ama Rabbine karşı böyle kibar değil; olmaz, yanlış!
Peygamber Efendimiz bu yanlışlığa işaret ediyor. Yanlışını söylemiyor da doğruyu bize irşat edip gösteriyor:
"Kim kendisiyle Rabbi arasındaki muamelesini güzel yaparsa, kulluğunu, taatini, ibadetini yaşamda Rabbine karşı vazifelerini güzel yaparsa Allah da onu insanlarla olan münasebetlerinde destekler, yardımcı olur, işini rast getirir."
Allahu Teâlâ hazretleri kulların arasındaki işlerini, kendisine itaat eden kulunun öteki kullarla olan işlerini mânevî olarak destekliyor, yardımcı oluyor, o hususu güzelleştiriyor.
O halde biz ne yapacağız?
İnsanları hoş etmeye çalışmaktan önce, öncelikle Allah'ı hoş etmeye çalışacağız. Allah'ın rızasını kazanmaya çalışacağız. Tabii Allah'ın emri olduğundan öteki insanların da hayır duasını almaya çalışacağız ama onun da temelinde kazılırsa hazine çıkacak: Temelinde Allah'ı memnun etmek duygusu var.
"Sen filanca komşuna niçin iyi muamele ediyorsun? Adam kötü, sana kötülük yapıyor, sen niye iyilik yapıyorsun?"
"Allah rızası için!"
"Sen şu işi neden yapıyorsun; zahmetli, meşakkatli, zor, masraflı?"
"Allah rızası için!" diyor.
Bunlar Allah rızası olmasa yapılır mı?
Allah rızası için yapılıyor. İşin anahtarı, esrarı, gizli tarafı, madalyonun arka tarafı, perdenin öbür tarafı bu. Sen Allah'a güzel kulluk etmeye bak, Allah'a teslim ol, tevekkül et. Allah'a güzel kulluk et, Allah'ın sevdiği kulu ol, Allah yolunda yürü, Kur'an'ın emrini dinle, Peygamber Efendimiz'in sünnet-i seniyyesine sarıl; her şeyin rast gider! Dünya ve âhiretin, her işin, hayırlarla, sevaplarla dolar. Allah'ın sevgili kulu olursun.
Ve men aslaha serîretehû aslahallâhu alâniyetehû. "Kim kendi iç âlemini, iç dünyasını, gönlünü, kalbini ıslah ederse, güzelleştirir, düzeltir, uygunlaştırırsa Allah da onun dışını ıslah eder."
Önemli olan insanın iç dünyasıdır. İnsanın Allahu Teâlâ hazretleri kalıbına, kıyafetine, dışına, şekline, yüzüne gözüne değil; gönlüne bakıyor. Gönlü güzel olması lazım; içi, iç âlemi güzel olması lazım.
Bir arkadaş düşünün ki içten pazarlıklı. Tanıdığınız bir kimse, biliyorsunuz, zaman zaman da konuşuyorsunuz. Başkalarına karşı duygularını biliyorsunuz: İçinden çok kinler, hasetler, kızgınlıklar, kırgınlıklar, intikam duyguları taşıyor ama dışı, giyimi kuşamı bilmem nesi iyi. Ne kıymeti var!
Mühim olan, insanı insan yapan içi. İç dünyasının güzel olması lazım. Onu ıslah etmeye çalışmak lazım. Bu da tasavvuf dediğimiz ilimle oluyor.
İnsanın içinin ıslahı için başka mektep yok!
"İnsanın kalbini ıslah nasıl olacak?" derseniz;
Ben "Önce nasıl olmuş olduğunu düşünün." derim. Tarih boyunca insanın içinin ıslahı nasıl olmuş? Yunuslar, Mevlânâlar, sevdiğiniz mübarek evliyâullah şahıslar nasıl yetişmiş?
Nefsini ıslah ederek, içini ıslah ederek yetişmişler. Onun için işin aslı, esası kalbi temizlemek.
Dinimizin birinci en önemli hükmü, emri, temel kaidesi niyet değil mi? Ameller niyetlere göre değil mi? Yaptığımız her işte niyet neyse karşılığını ona göre almayacak mıyız? İyi niyetliysek mükâfat, kötü niyetliysek ceza görmeyecek miyiz?
O bakımdan insanın içinin ıslahı önde geliyor. İçi ıslah olursa Allah zahirini de ıslah eder. Bir kul batınını ıslah ederse Allah onun zahirini de ıslah eder. O zaman zahiren, batınen, kalben ve kâlıben…
Kâlıp ne demek?
İnsanın dışı demek.
Kalp, insanın içi demek.
Kalben ve kâlıben, Zahiren ve batınen, ruh ve bedence insan güzel olur. Yüzü güzel olur…
İçi ıslah oldu mu, dışı da güzel oluyor, herkes seviyor.
Peygamber Efendimiz'in hadisinin son kısmı;
Ve men amile li-âhretihî kefâhullâhu dünyâhu. "Kim âhireti içi hazırlanırsa Allah onun dünyasına kifayet eder."
Sevgili mü'min kardeşlerim, müslüman kardeşlerim!
Biliyorsunuz, bir bu hayat var, buna el-hayâtü'd-dünyâ diyoruz. İşte yaşıyoruz, şu yaşa geldik, şu dünyada yaşıyoruz; bu bir hayat, bir yaşam perdesi, bir yaşam devresi, bu dünyada yaşıyoruz.
Sonra ne olacak?
Sonra bu hayat bitecek. el-Hayâtü'd-dünyâ, fâni dünya sona erecek.
Sonra ne olacak?
Bâki olan âhiret hayatı, ebedî hayat başlayacak. el-Hayâtü'l-âhire, âhiret hayatı başlayacak. Ayrı bir âleme geçeceğiz; bu dünya devresi bitecek, âhiret âlemine göçeceğiz.
Kabir bir kapıdır, bütün insanlar bu kapıdan geçecek.
Nereye geçecek?
Dünyadan âhirete, herkes o kapıdan âhirete geçecek.
Âhiret sonsuz, dünya muvakkat! Dünya küçücük bir devre, toplu iğnenin başı kadar hatta toplu iğnenin ucu kadar bile değil! Âhiret sonsuz bir hayat, sonsuz.
Âhirette insanlar cennetteyse cennette ebedî yaşayacaklar. Cehennemliklerse cehennemde ebedî azap görecekler.
Hüm fîhâ hâlidûn. "Orada herkes ebediyen, hâlidiyyen yaşayacak."
Bu âhiret hayatı çok mühim ama insanlar henüz o tarafı görmüyor. O kapıdan geçmediği için öbür tarafı görmüyor.
İnsan öbür tarafı nasıl görür?
Allah gösterirse görür.
Âhireti insan rüyada da görür. Allah bildirirse bildiriyor. Allah ikaz ediyor, Allah insanlara hayatı boyunca her vesile ile nice nice ikazlar gönderiyor. Ama bir radyo konuşmasından, ama bir kitaptan, ama bir filmden, ama bir arkadaşın lisanından, ama dosttan, ama düşmandan… Sen gelen sözü dinle, anla; söyleyene değil, söyletene bak, derler.
Aklını başına topla. Ebedî âhiret hayatı var, onu mahvetme; ona çalışmak lazım.
Ebedî âhiret hayatına çalışmak nasıl olur?
Allah'a inanmakla, ibadet etmekle, hayır hasenat yapmakla, cenneti kazanmaya sebep olacak güzel şeyler yapmakla, arkanda eser bırakmakla, çevrene faydalı olmakla, hizmet etmekle, edeple, ahlâkla, çalışmayla, gayretle, himmetle olur.
İnsan bu duygularla âhiretine çalışacak. Ebedî hayatını mâmur etmeye, ebedî saadeti kazanmaya, Allah'ın rızasını elde etmeye çalışacak.
Peygamber Efendimiz beşîr ve nezîr; "Ey insanlar! Âhireti unutmayın, cennete buyurun, cennete gelin. Aman cehenneme düşmeyin, şunları yaparsanız cehennemlik olursunuz, öyle yapmayın! Öyle yapmayın, cehenneme düşersiniz; böyle yapın, çok büyük mutluluklara erersiniz." diye müjdeliyor.
O halde hepimiz ne yapmalıyız?
Âhirete hazırlanmalıyız.
Dünya ne olacak?
Allah o zaman dünyayı da garantiliyor, teminatını Allah veriyor, insanın dünyası da mâmur oluyor âhireti de mâmur oluyor.
Çalışacağım, kazanacağım, yükseleceğim derken günah işliyorlar, haram yiyorlar haram deryasına batıyorlar. Ondan sonra âhiretleri mahvoluyor. Sen ilk önce âhiretini düşün. Allah senin dünyalığını da garantileyecek, verecek. Dünyada da nasibin neyse onu alacaksın. İşte insanlar bunu bilemiyor. Onun için bu hadîs-i şerîf çok önemli.
İnsanların üç büyük yanılgısı var:
İnsanlara hoş görünmeye çalışıyor, öyle yapmayacak. Allah'a hoş görünmeye çalışacak.
Dışını süslemeye çalışıyor. Taranıyor, donanıyor, boyanıyor, giyiniyor, takıyor, takıştırıyor. İçini güzelleştirmeye, kalbini, ahlâkını güzelleştirmeye, içini nurlandırmaya çalışacak.
Dünyası için çalışıyor, âhiretini ihmal ediyor.
Allah'la aranızı güzelleştirmeye çalışın. Kalbinizi, içinizi nurlandırmaya, güzelleştirmeye çalışın. Âhiretinize çalışın, Allah dünyalığı da nasip eder.
Allah, bunları böylece yapmayı, rızasını kazanmayı nasip etsin. Kalbinizi nurlandırsın, gönül gözünüzü açsın. Âhiret için en tesirli, en verimli şekilde çalışmanızı nasip etsin. Hem dünyanızı hem âhiretinizi mesut ve bahtiyar eylesin.
es-Selâmu aleyküm ve rahmetullâhi ve berakâtüh.
29.10.1992 -
Tebliğ Çalışmaları
