İlke ve Değerlerinden Ödün Vermeden
Özgür Yayın Platformu Olarak Kalsın Diye
Akşam19:56 Yatsı21:24 İmsak04:35 Güneş06:09 İşrak06:54 Öğle13:08 İkindi16:54
Hava - Hava durumuAçık 19°C Nem %48
Türkçe
4 Zilka'de 1447 21 Nisan 2026 Salı
4 Zilka'de 1447
İMSAK GÜNEŞ İŞRAK ÖĞLE İKİNDİ AKŞAM YATSI
04:35 06:09 06:54 13:08 16:54 19:56 21:24
Giriş Yap

007.Fatiha (4) Hesap ve Cezâ Gününün Sahibi

Tefsir Sohbetleri

Allah'ın selâmı, rahmeti, bereketi, ihsânı, ikrâmı dünyada âhirette üzerinize olsun... İki cihanda Mevlâm cümlenizi mes'ud ve bahtiyar eylesin...

Fâtiha-i Şerife sûresinin tefsirine devam ediyoruz.

Bugün mâliki yevmi'd-dîn âyet-i kerîmesine geldik. Bizim saymamıza, sıralamamıza göre, numaralamamıza göre üçüncü âyet-i kerîme.

Mâliki yevmi'd-dîn, bir zincirleme tamlamadır, isim tamlamasıdır. Eski tâbirle, burada bir tetâbü i izâfât var. İzâfetler peş peşe geliyor. Yâni, isim tamlaması var. Mânâsı: "Din günün mâliki." demek." Din günün mâliki" tamlaması bir ayet oluyor, üç kelimeden ibaret bir âyet-i kerîme oluyor. Sûredeki yeri nedir, Durumu, sözün akışında, siyaktaki yeri nedir?

Birinci âyet-i kerîmede, besmelenin arkasından "el-hamdü lilâh" denildikten sonra, "El-hamdü lilâh" ın ikinci kelimesi Allah lafza-i celâlinin, yâni Allah kelimesinin sıfatları arkasından sıralanıyor.

Önemini dinleyenler, duyanlar anlasınlar diye, sıfatların üstüne böyle önem verilerek bastırılmış, vurgulanmış oluyor.

Allah, rabbül-âlemîn, errahmânir-râhim, yâni alemlerin Rabbi, Rahmân, Rahîm.

Mâliki yevmi'd-dîn Allah, öyle olan Allah. Tabii, olan sözü de doğru değil. Çünkü olmak, değilken sonradan oluşmak mânâsına da geliyor. O mânâya kullanılmaz, AllahuTeâlâ hazretleri için öyle değildir

Onun için her birinin mânâsını düşünerek: "Âlemlerin Rabbi, Rahmân, Rahîm, din günün mâliki Allah'a hamd olsun." veya "Hamd, âlemlerin Rabbi, Rahmân, Rahîm, din gününün mâliki Allah'ındır." mânâsına böylece hepsi birden, bu üç âyet-i kerîme mânâca bütünleşiyorlar.

Ama öneminden dolayı mâliki yevmi'd-dîn bir âyet-i kerîme; geçen hafta izah ettiğimiz er'rahmâni'r-rahîm, iki sıfattan ibaret bir âyet-i kerîme.

Şimdi mâliki yevmi'd-dîn âyet-i kerimesinin kelimelerini, sözcüklerini açıklayalım;

Mâlik; elif ile, yâni mimden sonra elif ile mim uzatılarak mâlik, mâliki yevmi'd-dîn.

Bizim kabul ettiğimiz, ülkemizdeki Kur'an-ı Kerimlerde yazılı olan şekliyle Âsım, Kisâî, Yâkub, Halef kıraatidir bu "mâlik" okunması kıraati aşereden. Bizim kabul ettiğimiz kıraat budur. Nâfi' Ebû Amr, Hamza, Ebû Câfer isimli alimler de... Kıraat alimleri, biliyorsunuz, on kıraat var. Kur'an ı Kerim'in kelimelerinin okunuşlarıyla ilgili görüşleri değerli alimlerin ortaya koydukları kıraat-i aşere diyoruz. El-kıraâtül-aşr, on kıraat. Tabii bunlardan üç tanesini daha eleyerek, yedi tanesini kuvvetli bularak Kıraâtüs-seb'a da var, bunun da öğretildiğini biliyoruz. Kıraât-i Seb'a var, Kıraât-i Aşere var.

Demek ki bâzı âlimler mâlik kelimesini, "mâlik" okumuşlar. Biz de ona tâbiyiz, öyle okuyoruz. " mâliki yevmi'd-dîn" diye okuyoruz.

Bazı alimler de -bilelim, bilginiz olsun- "melik" diye okuyorlar bu kelimeyi. "Melik-i yevmid-dîn" diye okuyorlar. Çeşitli yollarla, senetlerle, turuk-u müteaddide ile yâni, kendisine kimlerin rivayet ettiğini çeşitli senetlerle anlata anlata b.Merdeveyh. -veyahut Merdiviye diye de okunur bu kelime- isimli alim, rivâyete göre:

Enne rasûlallah sallallahu aleyhi ve sellem kâne yakrauhâ mâliki yemid-dîn Bu alimin rivayet ettiğine göre Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz Fâtiha-i şerifeyi okurken bizim de tâbi olduğumuz şekili, mâliki yevmi'd-dîn, şeklini okurlarmış. O da o zaman bizim okuyuşumuzun kuvvetli olduğunu gösteriyor. Ama meliki yevmi'd-dîn okunuşu hakkında da alimler uygun bir kıraattir diyorlar.

Şimdi ikisini biraz açıklayalım:

Mâlik kelimesi, yâni sahip olmak, mâlik olmak, bunun mastarı milk, melike-yemlekü-milk geliyor. Bu mânâdan geldiğine göre "mâlik" okuyoruz. Bu mânâ sahih, tabii AllahuTeâlâ hazretleri her şeyin mâlikidir.

Rabbü'n-nâs, Rabbü külli şey'in vel-melîkühû, her şeyin sahibidir, her şey onundur. Bütün varlıklar, yaratıklar onundur, insanlar da onundur, yerler gökler de onundur. Onun için mâlikiyet mânâsı Kur'an-ı Kerim'de pek çok âyet-i kerîmelerde sabit.

Meselâ: İnnâ nahnü nerisü'l-arda ve men aleyhâ ve ileynâ yürceûn âyet-i kerîmesini söyleyelim, bu mânâyı ifade etmek üzere, buyuruyor ki AllahuTeâlâ hazretleri âyet-i kerîmede:

"Yere ve yerin üstündeki bütün yaratıklara biz vâris olacağız ve hepsi bize döndürülecek."

Yâni insanların hayatlarından sonra dönecekleri yer Mevlâları, her şey Allah'ın. Yer gök bütün varlıklar Allah'ın. Onun için "Mâlik" kelimesi sahih; tabii, Peygamber Efendimiz de öyle okumuş.

Melik kelimesi de hükümdarlık etmek mânâsından geliyor. O da, bu hükümdarlık mastarı da mülk olarak geliyor, hükümran olmak, yâni hüküm sürmek, hâkim olmak mânâsına. Bu da âyet-i kerîmelerde ifade edilmiştir. Bu mânâyı ifade eden birkaç âyet-i kerîmeyi hatırlayalım:

Limenil-mülkül-yevm, lillâhil-vâhidil-kahhâr meselâ bir âyet-i kerîme. Yâni: "Bugün egemenlik, hüküm verme hakkı, hükmetme işi kimindir? (lillâhil-vâdilil-kahhar) Vâhid ve Kahhar Allah'ındır."

(Kavlühül-hak, ve lehül-mülk) "AllahuTeâlâ hazretleri'nin kavli, sözü haktır ve hükümranlık onundur."

Hükümranlık ne demek? "Rân" kelimesi nereden geliyor? Farsçada; "sürmek" ten geliyor. Hükümranlık, "hüküm sürmek" demek. Yâni bir şeye hâkim olup, hükmünü geçirmek, hükmünü sürdürmek. Hükümdarlık hükme sâhip olmak. Dâr takısı, dâşten'den geliyor. Rân da rânden'den geliyor. Farsçadaki kökleri ayrı. Hükümdarlık hüküm sürmek demek.

(El-mülkü yevme izinil-hakku lir-rahmân, ve kâne yevmen alel-kâfirîne asîrâ.) Meselâ, "O gün egemenlik, hüküm sürmek, hüküm vermek Rahmân'ındır ve kâfirlere çok zor bir gün olacaktır, zorlu bir gün olacaktır o. Çünkü o zaman ceza görecekler." diye âyet-i kerîmelerde bu mânâda ifade ediliyor.

Şimdi, tabii o gün hüküm Allah'ındır, hükümranlık Allah'ındır da şimdi hüküm Allah'ın değil midir? Her zaman Allah'ındır. Ama o gün kimse kendi bildiğine kalkıp hareket edemeyecek, konuşamayacak. Çünkü dünyadayken AllahuTeâlâ hazretleri insanlara bir irade-i cüz'iye vermiş ve bir istediğini yapma hürriyeti vermiş. İyiyi veya kötüyü göstermiş. İyiyi tercih ederse mükâfatlandırılır, kötüyü tercih ederse cezalanacak. O gün artık kimse kalkıp da bir söz söyleyemeyecek.

Nasıl geçiyor âyet-i kerimelerde:

Yevme yekûmur-rûhu vel-melâiketü saffâ. "Melekler ve rûh-u a'zam Cebrail, Ruh adlı melek, saf saf kalkarlar,

Lâ yetekellemûne illâ men ezine lehür-rahmân. Rahmanın müsâde ettiğinden, izin verdiğinden başkası kalkıp konuşamaz, herkes susacak" (ve kâle sevâbâ)

Başka bir âyet-i kerîmede:

Ve haşaatil-asvâte lirrahmân felâ tesmeû illâ hemsâ. "Rahmân'ın huzurunda, Rahmân'a karşı bütün sesler kısılacak ve ancak böyle fısıltıdan başka bir şey işitilmeyecek. Herkes korkudan, dehşetten Allah'ın hükmünü bekleyecekler."

(Yevme ye'ti lâ tekellemü nefsün illâ biiznihî) "O gün geldiğinde kimse konuşamayacak, ancak Allah'ın izniyle konuşacak." gibi âyet-i kerîmeler...

Yâni o günde AllahuTeâlâ hazretleri'nin mâlik olduğu, mâliki olduğu o günde kimse artık hüküm ve söz söyleme onun izni olmadan hakkına sahip olmayacak. Dünyadaki imtihan için verilmiş hürriyetler bitmiş oluyor.

"Mâliki yevmid-din"i bazı alimler, yâni AllahuTeâlâ hazretleri, din gününü kurmaya, yaratmaya, yapmaya kâdirdir, onun yapılması, kudreti, onun meşiyyetindedir, onun emrindedir. Mânâsına anlamışlar. 

Ebû Hüreyre radıyallahu anh'den sahihaynde rivayet edilmiş ki; yâni sahihayn nedir? İmam Buhârî'nin, İmam Müslim'in sahih hadis kitaplarında, o mübarek kitaplarda kaydedilmiş ki, Peygamber Efendimiz buyurmuş:

Ahneu'smin indallâhi racülün tesemmâ bimelikil-emlâk, ve lâ mâlike illallah.

Bu hadis-i şerifte ne buyurmuş oluyor? (Ahneu'smin) İsm kelimesnin ilk harfi vâsıl olduğu için, hemze-i vâsıl... "En aşağı, en alçak, en zelil, en hakir isim nedir Allah indinde? Yâni Allah'ın sevmediği en alçak isim nedir? Melikül-emlâk, demişse, kendisine böyle bir unvan vermişse..." Yâni şahlar şâhı gibi, melikler melîki gibi. "Böyle bir isim vermişse Allah'ın en sevmediği, en aşağı sıfat budur. (ve lâ mâlike illallah) Çünkü Allah'tan başka mâlik yoktur." buyurmuş Peygamber Efendimiz.

Yine aynı iki mübarek hadis kitabında Peygamber Efendimiz'den rivayet olunmuş ki; bu hadis-i şerifi okuduğu zaman insan, mânâsına muttalî olduğu zaman tüyleri diken diken oluyor.

"Yakbidullâhül-arda ve yatvis-semâe biyemînihî sümme yekûlü enel-melikü eyne mülûkül-ard? Eynel-cebbârûn? Eynel-mütekebbirûn?"

Bu hadis-i şerifin mânâsın ne? "AllahuTeâlâ hazretleri, dünyanın sonu geldiği zaman yer yüzünü kabza-yı kudretine alır, semâvâtı dürer, katlar, yâni yer gök bir hiç olur. AllahuTeâlâ hazretleri'nin kudretinin avucunda, elinde. Ve AllahuTeâlâ hazretleri böyle yeri göğü kabza-i kudretiyle tuttuktan, avucuna aldıktan sonra..." diyelim, herhangi bir teşbih mânâsı şey yapmadan. Çünkü (biyemînihî) sağ el mânâsına da geliyor. Ama teşbih mânâsını düşünmeden anlamak lâzım bu hadis-i şerifleri.

"O günde buyurur ki AllahuTeâlâ hazretleri: ( Enel-melik) "Hükümran, hükümdar olan benim! (Eyne mülûkül-ard?) Nerde şimdi o yer yüzünün şahları, hükümdarları, padişahları, melikleri? (Eynel-cebbârûn?) Nerde cabbar herifler? Böyle zalimler?(Eynel-mütekebbirûn?) Nerde o öyle saltanattan burnunu havaya kaldıran, tekebbür eden kimseler?" buyurur. Tabii o zaman herkes tir tir titereyecek. Mahşer gününün, yâni kıyametin dehşetinden, AllahuTeâlâ hazretleri'nin böyle yeri göğü dürdüğü zamanın dehşetinden hiç kimse kalmayacak. Zâten hakiki, her işi yapan, yaratan, çeviren AllahuTeâlâ hazretleri olduğundan.

(Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh) Ne demek? Güç kuvvet Allah'ındır, yâni Allah birisine vermese izin, kimse kılını kıpırdatamaz, yaprak kıpırdamaz, rüzgâr esmez, dünya dönmez. Hiç bir şey olmaz. Hep AllahuTeâlâ hazretleri'nin kudretiyle, izniyle, müsâdesiyle, onun fiiliyle olduğundan, her şey AllahuTeâlâ hazretleri'nin fiiliyle olduğundan asıl melik, hükümran, (Bi yedihî melekûtü külli şey') "Her şeyin melekûtu elinde olan Allah'tır."

Pekiyi dünyadaki insanlara melik deniliyor; neden deniliyor?...O hakikat değil, o mecaz. Mecâzen, mecaz yoluyla onlara da denilmiş. Tabii Kur'an-ı Kerim'de onlara, dünyanın cüz'î hüküm sürme hakkına sahip insancıklarına melik denilmesi de var. Çünkü halk kullanıyor böyle bir şeyi. Kur'an-ı Kerim'de böyle mânâya gelen âyet-i kerimelerin içinde melik kelimesi, dünya hükümdarlarını ifade eder şekilde geçen ayetler var.

Hatırlayacaksınız, meselâ: (İnnallâhe kad bease leküm tâlûte melikâ) "Ey benî İsrâil, AllahuTeâlâ hazretleri size Tâlût'u, Tâlut isimli kahramanı melik olarak tayin etti; hadi bakalım ona tâbi olun!"

Sonra Kehf Sûresi'ni cuma günleri okuyorsunuzdur inşaallah, çok sevap çünkü yedi günlük günahı affoluyor insanın, Kehf Sûresi'ni okuyunca üç ziyadesiyle ediyor on gün... Orda da hani Hızır aleyhisselam bir gemiyi delmiş.

Neden delmiş? (Ve kâne verâehüm melikün ye'huzü külle sefînetin ğasbâ) "O gemi biraz arızalansın, gidemesin, o zalim hükümdarın eline geçmesin. Çünkü ilerde bir melik vardı, hükümdar vardı, gasbediyordu bütün gemileri." O gemiyi kurtarmak için aslında arızalandırmış oluyor.

Orda da melik kelimesi kullanılıyor âyet-i kerîmede... Demek ki insanlara "Melik" denmesi, işin aslına, köküne bakarsak doğru değil. Çünkü nesi var insanın? Aciz naciz bir mahluk ama mecaz yoluyla işte insancıkların bazen böyle başkan olanlarına da melik sözü kullanılagelmiş. Ayet-i kerimelerde de böyle bu kullanım görünüyor. Ama asıl melik AllahuTeâlâ hazretleri'dir. Sonra tabii o ihtişamlı kıyamet gününde: "Nerde o dünyanın melikleri, nerede o cabbarlar, nerede o mütekebbirler?.." diye sorduğu zaman kaçacak delik arayacaklar o zalimler, cabbarlar, mütekebbirler. Sadece AllahuTeâlâ hazretleri'nin hükmü orada şey yapacak.

Şimdi, evet, demek ki bu âyet-i kerîmenin mâlik kelimesi "melik" de okunabiliyor, "mâlik" de okunabiliyor. Biz mâlik kıraatine tâbi olmuşsuz, Peygamber Efendimiz de öyle okurmuş sallallahu aleyhi ve sellem. Bu, sahip mânâsına geliyor. Sahip mânâsı doğru. Melik de okunursa hükümran mânâsına geliyor. O da doğru. İkisi de âyet-i kerîmelerle gördüğünüz gibi kullanılmış, varid olmuş, Kur'an-ı Kerim'de geçmiş.

Gelelim ikinci kelimesine, mâliki yevmi'd-dîn'in "yevm" kelimesine.Yevm, Arapça'da gün demek... Ama lügat açılırsa, gün kelimesinin daha çeşit çeşit nice mânâları olduğu, onların da kullanıldığı görülür. Burada bizim o çeşitli mânâlardan sarf-ı nazar ederek, teferruatı anlatmadan işaret etmemiz gereken önemli nokta nedir? Ahiretin o günü, yâni din günü, yevmüd-dîn, din günü.. Biliyorsunuz Farsça'da yevm kelimesinin karşılğı "Rûz" dur. Rûz-u cezâ, diyoruz. Peygamber Efendimiz'in de bir sıfatı olarak, hani dualarda kulağınıza gelmiştir, şefî-i rûz-u cezâ Muhammedinil-Mustafâ sallallahu aleyhi ve sellem diyoruz.

Yevm, bizim bu dünyada anladığımız gündüz mânâsına veyahut gece ve gündüzün toplamı gün mânâsına değil tabii. Yâni zaten biraz ilm-i hey'eti, astronomiyi okuyanlar bilirler ki; gün dediğimiz şey dünyada başka türlüdür, öteki seyyarelerde başka türlüdür. Yâni hepsinin gününün saat olarak, zaman olarak miktarı farklıdır. Hani çeşit çeşit seyyareler var, Merkür, Venüs, Jüpiter, Saturn, Uranus, Neptün, Pluton diye Lâtince isimlerini şimdi öğretiyorlar. Eskiden Zühre diye, Utarit diye, Merih diye geçerdi eski kitaplarda... Ben böyle ikisini de söylüyorum ki eski medeniyetimize biraz âşinâlığı olsun dinleyiciler, onları da duymuş olsunlar. Tamamen unutulmasın eski medeniyetimizin kelimeleri diye.

Dünyada bir gün 24 saat veyahut gün dediğimiz zaman gündüzü anlarız. Gün ışığı diyoruz. Güneş kelimesinin sonundaki 'eş'i atılmış şekli de gün.

Ây u gün, hem nüh felek

Ay ve güneş ve dokuz gök diye Mevlid'de geçiyor.

Demek ki gün kelimesi Türkçemizde güneş mânâsına da geliyor. Sadece güneşin olduğu gündüz mânâsına da geliyor. Bir de gündüzle gecenin toplamı olan 24 saat mânâsına geliyor. Ama tabii bu âyet-i kerîmede bu mânâya değil. Alel-ıtlak vakit demek, zaman demek. mâliki yevmi'd-dîn ne demek? "Din vaktinin, din zamanın mâliki."

Çünkü o gün 24 saat olmayacağı belli, zaten âyet-i kerîmelerde geçiyor. Bismillâhir-rahmânir-rahîm:

Ve inne yevmen inde rabbike keelfi senetin mimmâ teuddûn. "Rabbinin indinde bir gün, sizin saydıklarınızla kıyaslanırsa bin yılınız gibidir." diye buyuruluyor bir âyet-i kerimede.Demek ki orada bin yıl, bir gün gibi olacak. Ahiretin günü dünyanın gününden farklı olacak.

Sonra bir başka âyet-i kerîme var. Orada da bazı farklılıklar olduğunu böylece keşfetmiş, anlamış oluyoruz, Kur'an-ı Kerim bize çok şeyler öğretiyor:

(Ta'rucül-melâiketü ver-rûhu ileyfi fî yevmin kâne mikdâruhû hamsîne elfe seneh). Yâni ellibin yıl miktarı olan bir günde, melekler Cenâb-ı Mevlâ'nın huzur-u izzetine doğru urûc ederler, yükselirler." Demek ki huzur-u izzete giderken orada gün de ellibin yılımıza benzer gibi uzun oluyor.

Demek ki "Yevm" sözünü de böyle zaman mânâsına, vakit mânâsına alacağız, yoksa yirmi dört saat mânâsına almayacağız. Onu da öylece açıklamış olduktan sonra, gelelim âyet-i kerîmenin sonuncu kelimesi, üçüncü kelimesi din kelimesine.

Dîn kelimesi de, dâne-yedînü-dinen ve diyâneten kökünden, masdarından, fiilinden geliyor. Çok anlamları var dîn kelimesinin Arapça'da. Peygamber Efendimiz'in zamanında da çok anlamları vardı.

Bizim şimdi "din" deyince anladığımız nedir? Türkçedeki din kelimesinin kullanılışı; dindarlık, diyanet, bir insanın inançlarının bütünü, şeriat mânâsına kullanıyoruz. Bilmem ilkel dinler, beşerî dinler, semâvî dinler diye, dinler tarihi diye ilimler var dinleri inceleyen. Her kavmin bir inanç teşkilâtı oluyor, inançlarının toplamı olan bir inanç bütünü oluyor. Ona din deniliyor. Batı dillerinde, İngilizce religion diyorlar, Almanca religion deniliyor... Bizim bildiğimiz mânâ bu.

Ama buradaki Mâliki yevmid-din'de, acaba burdaki din o mânâya mı? Peygamber Efendimiz'in zamanında "Din" kelimesi hangi mânâya kullanılıyordu?.. Onlara bakacak olursak, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in zamanında ve Arapça'da din sözü, tabii çeşitli mânâlara gelir, onları sıralayabilirim lügata bakarak, birçok mânâsı arasında: Âdet, hâl, hesap, mükâfat, cezâ, karşılık, hüküm, kazâ, tedbir, ibadet, ivaz...

Bunun dışında da çeşitli mânâları var. Ama Peygamber Efendimiz acaba hadis-i şeriflerde bunu nasıl kullanmış diye bakacak olursak birkaç ayetten, hadisten misallerle onun ne mânâya geldiğini açıklayabiliriz. Arapçasında o devirde din kelimesi daha ziyade karşılık, hesap, ivaz mânâsına geliyor, cezâ mânâsına geliyor diyorlar.

(Ed-dînü el-cezâu) Tabii cezâ deyince de biz Arapça'dan farklı, cezâyı sadece kötü yapılan bir işin karşılığı olarak düşünüyoruz. Halbuki Arapça'da cezâ sadece karşılık demektir. Hatta dua vardır. Mer'î, cârî, böyle hâlen kullanılıyor, Arabistan'a gitseniz, birisine bir iyilik yapsanız hemen der ki: "Cezâkellâhu hayran kesîrâ" "Seni Allah çok hayırlarla cezâlandırsın!" Yâni burada mükâfatlandırsın mânâsına geliyor.

(Ed-dînü el-cezâu) demek, yâni ne demek? Karşılık demek. Bir şeyin, yapılan bir işin karşılığı, ivazı, bedeli, hesabı mânâsına. Kur'an-ı Kerim'den bir iki misal düşünelim:

Yevmeizin yüveffîhimüllâhu dînehümül-hak. "O günde Allah kulları hak olan mükâfatlarını, karşılıklarını, amellerinin hesaplarını görecek, (yüveffîhimüllâhu dînehümül-hak) Hak olan hesaplarını görecek, hesaplarının sonucunda neyi haketmişlerse onun karşılığını verecek."

İnsanlar rûz-u mahşerde soracaklar (E innâ lemedînûn) "Bize yaptıklarımızdan dolayı bir karşılık verilecek mi?" diye insanların sormaları... Kur'an-ı Kerim'de demek ki karşılık mânâsına geçiyor. Yâni, "Hesaba çekilecek miyiz?" mânâsına.

Hadis-i şeriften misal düşünecek olursak, sahih bir hadis-i şerif, hatırlayacaksınız, zaman zaman hadis sohbetlerimizde de konu edinmişizdir, söylemişizdir. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki:

el-Keyyisü men dâne nefsehû ve amile limâ ba'del-mevt.

(El-keyyisü) "Akıllı insan (men) o kimsedir ki, (dâne nefsehû) nefsine mâlik oldu, sahip oldu; (ve amile limâ ba'del-mevt) ölümden sonrası için salih amelleri işledi. Akıllı insan budur."

Evet yâni, (dâne nefsehû) ne demek? Nefsini hesaba çekti ve ona hakim oldu, sahip oldu demek. Şeyde de yine bir söz yaygın olarak geçiyor: "Kemâ tedînü tüdân" Nasıl muamele edersen sen, onun karşılığında da sana öyle muamele olunur." mânâsına.

Demek ki bu misallerden, hadis-i şeriflerden, âyet-i kerîmelerdeki kullanışlardan anlıyoruz ki "Din" kelimesi karşılık demek oluyor, hesap demek oluyor. O zaman yevmid-dîn; hesap günü insanların hesaplarının görülüp de amellerinin karşılığı olan ne ise onun verildiği gün. Yâni iyi bir insansa, sâlih bir kimseyse, ibadet etmişse, hayır hasenât işlemişse, Allah'a itaat eylemişse onun karşılığı ne olacak, cezâsı ne olacak yâni mükâfat, özel, iyi olan cezâya mükâfat diyoruz mükâfatı ne olacak? Cennet olacak. E kötü iş yapmışsa, Allah'a âsi olmuşsa, zulmetmişse, başkalarının hakkını yemişse, gadretmişse o zaman onun cezası ne olacak? Yâni ikâbı, ukûbeti, (punishment İngilizcesi) onun karşılığı ne olacak? Onun da karşılığı cehennem olacak. O da cehennemde ettiğini bulacak; ne tür zulmettiyse, o tür muameleye mâruz olacak.

Demek ki, Kur'an-ı Kerim'in âyetlerini okurken bizim Türkçe'den de âşinâ olduğumuz, Türkçe'de de kullanılmış kelimeler olabilir. O kelimeleri kendi aklımızla, kendi aklımızda olan mânâları vererek kullanırsak bazen sonuçlar yanlış çıkabilir.

Ne yapacağız? Rivâyetleri inceleyeceğiz. Başka âyetlere bakacağız. Kur'an-ı Kerim'i Kur'an-ı Kerim'le anlamaya çalışacağız. Öbür ayetlere bakarak anlamaya çalışacağız. Peygamber Efendimiz'den bir rivayet varsa, sahabe-i kiramdan, Peygamber Efendimiz'i tanıyan, dini iyi bilen insanlar olarak onlardan rivayet varsa onlara kulak verceğiz. Yoksa insanın kendi başına Kur'an-ı Kerim'i kendi aklıyla açıklamaya çalışması çok yanlış noktalara götürür. Zâten böyle insanın çok hata edeceği ve ondan dolayı cezalandırılıp cehenneme gideceğine dair de tehditli rivayetler, hadis-i şerifler var. Öyle kendi bildiğine bir insan kalkıp da yarım yamalak bilgiyle Kur'an-ı Kerim'i açıklamaya kalkmamalı!

Bunu niçin söylüyorum? Bazıları kalkışıyorlar Kur'an-ı Kerim tercümesine. Tabii Kur'an-ı Kerim'i sevdiği için, anlamak için insan uğraşabilir ama Kur'an-ı Kerim'in mealini yazacağım, tefsirini yazacağım diye kalkışmak müktesebât ister, çalışma ister. O çalışması yok. Meselâ Arapça bilmiyor.

Sen Arapça bilmiyorsun, niye Kur'an-ı Kerim meali hazırlıyorsun? Neye dayanarak hazırlıyorsun?

"E ben, diyor, Lugat-ı Nâcî'yi alırım, ordan kelimelere bakarım, Kur'an-ı Kerim'i tercüme ederim."

Lügat-ı Nâci Osmanlıca lügatı... Çok yanılırsın, çok hata edersin. Çünkü bir kelime Türkçeye, Osmanlıcaya Arapça'dan geçmiş bile olsa, mânâsı kaymış, değişmiş olabilir. Bu dilcilerin çok iyi bildiği bir konudur. Zamanla kelimelerin mânâları çeşitlenir, değişir, kayar, farklılaşır. Öyle Osmanlıca lügatıyla Arapça meal, Arapça metin, Kur'an-ı Kerim çözümlenemez, anlaşılamaz. O zaman yanlış olur.

Nitekim ben Kur'an-ı Kerim meallerini toplamaya çalışıyorum. Okumaya çalışıyorum. Nasıl Türkçe karşılık verdiklerine bakıyorum. Yâni çok yanılmalar var. Çok yanılmalar olabiliyor. Bunun çaresi nedir? Sağlam kaynaklara dayanmak, sağlam kitaplardan, büyük alimlerin izahlarından faydalanmaktır.

Görüyorsunuz işte Din kelimesi bizim Türkçedeki anladığımız mânâdan başka bir anlamda olduğu bu âyet-i kerîmede sezinleniyor. Yâni: "Kulların amellerinin karşılığı neyse, onun verildiği o gün, rûz-u cezânın mâliki, onu kurmaya, onu yaratmaya, o işi yapmaya kâdir olan Allah; o gün herkesin susup, diz çöküp, sesini kısıp, boynunu büküp, tir tir titrediği zaman hükmünü sürecek olan Allah; o günün hükümranı, o günün mâliki, o hesap ve cezâ günün sahibi Allah." demek oluyor.

Tabii çok önemli bir konu bu. Yâni AllahuTeâlâ hazretleri'nin Fâtiha-i Şerife'de nelerini öğrenmiş oluyoruz? Âlemlerin Rabbi olduğunu, sahibi olduğunu öğrenmiş oluyoruz. Rahman'lığını öğrenmiş oluyoruz, Rahim'liğini öğrenmiş oluyoruz. Önemine binâen her birisi bir âyet-i kerîme olmuş. Bir de kulların hesaplarının görüldüğü o ilerdeki, ahiretteki o günün yegâne mâliki olduğunu, meliki olduğunu, sahibi olduğunu; onu halketmeye, onu yapmaya kâdir olduğunu, kullarını hesaba çekmeye kâdir olduğunu anlamış oluyoruz.

Tir tir titrer insan... Yâni bu âyet-i kerîmeyi okurken, Fâtiha'yı okurken insanın renkten renge girmesi lâzım, mum gibi erimesi lâzım, " mâliki yevmi'd-dîn" dediği zaman gözlerinden yaşlar boşanması lâzım. Çok önemli...

Demek ki Fâtiha-i şerifemizde imanın en mühim rükünlerinden olan ahirete iman çok güzel bir şekilde işaret edilmiş oluyor ve oradan anlıyoruz ki, AllahuTeâlâ hazretleri bu dünyayı abes yere, boş yere yaratmamıştır; gâyesi vardır, hilkatın amacı vardır. İnsanların bu dünyada bulunuşunun sebebi vardır, hikmeti vardır. İnsanlar bu dünyaya muvakkaten geldiler, gidecekler. Bir kere fâni, burada duruşları muvakkat, bir gelip bir gidecekler. İmtihan için gelecekler, geliyorlar. Ondan sonra da zorunlu olarak gidecekler. Herkes fânî.

İşte hepsine Cenâb-ı Mevlâ sahip olacak, varis olacak diye demin âyet-i kerîmeyi okuduk. Herkes Cenâb-ı Hakk'ın huzuruna istesin, istemesin, eski tâbirimizle, Osmanlıca tabirimizle, Farsçadan alınma; "hâh me hâh", istesin istemesin gidecek, çırpına çırpına gidecek veya koşa koşa, isteye isteye gidecek.

Ne mutlu Allah'ı sevip, Allah tarafından sevilip, Allah'ın sevgili kulu olup, can atarak, isteye isteye [gidenlere!..] Allah'ın da severek, "Gel kulum, salih kullarımın arasına gir de, onlarla beraber cennetime dahil ol!" diye iltifat ettiği kullardan olanlara!.. Ne mutlu böyle olanlara!

Ne yazık, Allah'ın kulu olduğunu anlayamayıp, şu fâni dünya hayatının aldatıcı olaylarına, meselelerine, unvanlarına, mevkilerine, makamlarına, menfaatlerine aldanıp, takılıp, ahireti unutup, günah işleyen, zulmeden, haksızlık yapanlara!.. Ne yazık, ne kadar cahilce, ne kadar gâfilce, ne kadar yanlış bir şey!.. İşte onlar da istemeye istemeye de olsa, sürüklene sürüklene Cenâb-ı Hakk'ın huzuruna gidecekler. Orada herkes bu dünyada ettiklerinin karşılığını görürken, onlar da cezalarını belâlarını, ikablarını, ukûbetlerini, azaplarını bulacaklar, görecekler, bin pişman olacaklar, milyon, milyar pişman olacaklar, ah edecekler, vah edecekler...

"Keşke peygamberleri dinleseymiştik! Keşke Kur'an-ı Kerim'e tâbi olsaymıştık! Vah bizi yoldan çıkaran arkadaşlara! Vah bizi yoldan çıkaran, kötü fikirler aşılayan kimselere, yöneticilere, sürükleyicilere, liderlere!.." diye diye cehenneme atılınca da birbirleriyle kavga edecekler tabii:

"Sen bizi azdırdın!"

"Sen aklını kullansaydın, azmasaydın."

Saç saça, baş başa cehennemde de birbirlerinden davacı olacaklar:

"Yâ Rabbi, bu bizi azdırdı! Bu olmasaydı, biz iyi kul olacaktık..." filân diyecekler, ama fayda vermeyecek.

Onun için aziz ve sevgili kardeşlerim, Kur'an-ı Kerim bizim için çok büyük nimettir, çok büyük bir devlettir, çok büyük bir fırsattır, çok büyük bir ikazdır, çok büyük bir uyarıdır, çok büyük bir ihtardır!.. Elhamdü lillâh, AllahuTeâlâ da bize nasip etti, söylüyoruz Kur'an-ı Kerim'in anlamlarını, âyet-i kerîmelerin mânâlarını; size de nasip etmiş, siz de dinliyorsunuz. Ne mutlu! Dinlemek de bir nimet, söylemek de bir nimet... Ne kadar güzel şey!

E bunların tabii sonucu, bunların asıl sonucu, bu âyet-i kerîmelerin gereği neyse onu yapmak, mûcebince amel etmek. Dinleyip dinleyip de, ondan sonra dağılıp gitmek, bir filim seyretmiş de etkilenmiş, ondan sonra kalkıp evine giden insanlar gibi olmak değil. Madem ki AllahuTeâlâ hazretleri âlemlerin Rabbidir, Rahmandır, Rahimdir, cezâların, mükâfatların verileceği, hesapların görüleceği günün mâlikidir, sahibidir, hükümrânıdır, hükümdarıdır. O halde o Melik-ü Cebbâr'ın, o hakiki melikin, o âlemlerin Rabbinin huzuruna gideceğini bilip, ona göre tedbirini alıp, öyle yaşayıp; Allah'ın huzuruna güzel amellerle gitmek lâzım!

Akıllı insanın işi budur. Şaşkın insanlar da, zavallı insanlar da, acınacak insanlar da tabii, bunun aksini yapanlardır. Çünkü bu fâni dünya hayatı ne kadar uzasa kısadır, çok sayılmaz. Sonunda herkes ölüp gidecek. Yaşlanacak veya yaşlanmayacak. Yâni genç veya yaşlı, ecel bir gün gelecek.

Ecel büke belimizi,

Söyletmeye dilimizi...

dediği gibi Yunus Emre rahmetullahi aleyh'in, bir gün ecel herkesin belini, boynunu bükecek. Sonra insanlar, burdaki imtihanı bittiği için hesap gününü sahibi Allah'ın huzuruna döndürülecek.

Allah, bu mânâları anladıktan sonra hayatını buna göre uyarlayan, ayarlayan zeki insanlardan olmayı cümlenize nasip eylesin. O rûz-u cezâda, yâni yevm-i hisabda, yevmid-din'de bizi Rabbimiz hesaba dahi çekmesin... Ben öyle dua ediyorum ama liyâkatımdan değil. Yâni:

"İyi kullar hesaba çekilmeden, doğrudan doğruya cennete gidecek. Ondan değil yâ Rabbi, bizim hesaba tahammülümüz yok! Hesaba çekilirsek halimiz harap! Sen de duaları kabul edicisin, Erhamür-râhimînsin, Rahmânür-Rahîm'sin... El açıyoruz, senden istiyoruz. Bizden dua etmek; sen de lütfedersen, kabul edersen ne mutlu bize..." diye, "Yâ Rabbi cennetine bigayri hisâb dahil eyle!" diyoruz.

Çünkü hesaptan korkmamak mümkün değil. Bu mâliki yevmi'd-dîn, zincirleme tamlamasında yevm-i din var ya, o hesap günü, rûz-u cezâ, ondan korkmamak mümkün değil.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz: "Beni Hûd sûresi ve emsâli sûreler ihtiyarlattı, saçımı sakalımı ağarttı." buyurmuş. Bu kelime de insanın saçını sakalını ağartır muhterem kardeşlerim! Yevmid-în, rûz-u cezâ, rûz-u hesâb, hesap günü, mükâfatların cezaların verildiği gün...

O günün sahibi olan, mâliki olan AllahuTeâlâ hazretleri cümlemize lütfeylesin, rahmeylesin, tevfîkini refîk eylesin... Hak yolu görüp, bilip, tanıyıp, o yolda sebat edip yürümeyi nasip etsin...

Bir hususu söyleyerek sözlerimi tamamlamak istiyorum, sevgili kardeşlerim! Bu dünya hayatı imtihan olduğundan, yeri gelince âyet-i kerîmelerde de göreceğiz, AllahuTeâlâ hazretleri imtihan gönderiyor insanların başına... İmtihan ile sıdk u sadâkati ölçüyor. Yâni, "Bakalım bu kulum, bu imtihanın cevabını nasıl verecek? Bakalım gevşeyecek mi, bakalım dönecek mi, bakalım cayacak mı, bakalım samîmî mi, bakalım ihlaslı mı, bakalım vefâlı mı?.." diye AllahuTeâlâ hazretleri, insanları daima imtihan eder.

O halde ne yapmamız lâzım? Uyanık olmamız lâzım! AllahuTeâlâ hazretleri'nin yoluna sımsıkı sarılmamız lâzım! Çeşitli imtihanlarda, zorluklarda Allah'ın yolundan kaymamamız, sapmamamız lâzım! Cazibeli, boyalı, allı pullu, dallı güllü dünya zinetlerine aldanıp günahlara kaymamak lâzım!

Günahlara kaymanın çok kolay olduğu ortadadır. Zâten günahlar için korkunç bir sanayi var; eğlence sanayi, ışıklı reklamlar, paralar, muazzam masraflar, büyük mekânlar... Çok göz alıcı yerlere, en manzaralı yerlere, boğazın kenarına, dağların tepesine, en güzel yerlere tırlarla paralar dökülüp, eğlence yerleri yapılıyor. Zevk ü sefâ yerleri, günah yerleri, haram yerleri yapılıyor. Bunların hepsi imtihan... İnsanın karşısına böyle câzibeli günahlar gelince, insan kendisini tutacak, câzibesine kapılıp da kendisini mahvetmeyecek, yakmayacak. Yâni cereyana kapılır gibi kapılıp da, yanıp perişan olmayacak, kül olmayacak.

Mihnet ü meşakkatle karşılaştığı zaman veya hastalıkla karşılaştığı zaman... O da olabilir. Meselâ Eyyub aleyhisselam Allah'ın peygamberi, ne kadar azılı, ne kadar uzun, ne kadar zorlu hastalıklara tutulmuş, ne kadar sıkıntılara uğramış; o da bir imtihan. Hastalık imtihan, mihnet-ü meşakkat imtihan... Dinine karşı yapılan baskılar imtihan... Bunların karşısında ne yapacağız?.. Ne olursa olsun vefâmızdan, sıdk u sadâkatimizden ayrılmayacağız. Cenâb-ı Hakk'ın mü'min kullarıyız, müslüman kullarıyız. Elhamdü lillâh dönmeyiz. Kur'an ı Kerim, Kur'an kursu marşı gibi bir güzel şiir var:

Biz Kur'an'ın hâdimleri,

Pür imanlı ve zindeyiz.

Bu yoldan dönmeyiz asla

Peygamberin izindeyiz!..

Ne kadar güzel! Çocuklar bunu söyledikçe çok hoşuma gidiyor. İlâhî gibi, marş gibi okudukça çok hoşuma gidiyor.

Yoldan dönmemek lâzım! İmtihandan kaybetmeden çıkmak lâzım! Sabretmek lâzım, sebat etmek lâzım! Cenâb-ı Hakk'ın yolunda mihnet ü meşakkate tahammül etmek lâzım! Allah'tan dua edip hayırları istemek lâzım.

AllahuTeâlâ hazretleri zorlu imtihanlara uğratmasın... Çok baskı yapıp da, tahammül edemeyeceğimiz yüklerin altında bizi ezmesin... Lütfuyla, keremiyle imtihanları başarma kuvveti versin, imtihanları da kolay eylesin... Sımsıkı dinimize sarılıp, Peygamber Efendimiz'in, Kur'an-ı Kerim'in yolundan yürüyelim. Aldatmak isteyenlerin aldatmasına aldanmayalım. Sebatlı olalım!

AllahuTeâlâ hazretleri hepinizin yârı, yâveri, yardımcısı olsun. Allah'ın selâmı, rahmeti, bereketi hepinizin üzerine olsun.

es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh!

Diğer Kayıtlar
Başlık Eklenme Tarihi Paylaş Oku Ekle Süre Beğen
playlist play 001.Kur an-ı Kerim in Faziletleri 10.12.2019 playlist oku playlist ekle 34 playlist like
playlist play 002.Kur an-ı Kerim Tefsirine Giriş 10.12.2019 playlist oku playlist ekle 50 playlist like
playlist play 003.Besmele Hakkında 10.12.2019 playlist oku playlist ekle 50 playlist like
playlist play 004.Euzü Besmele 10.12.2019 playlist oku playlist ekle 28 playlist like
playlist play 005.Fatiha (1 - 2) Hamd ve Senâ 10.12.2019 playlist oku playlist ekle 50 playlist like
playlist play 006.Fatiha (3) Allah Rahmân ve Rahîm dir 16.04.2020 playlist oku playlist ekle 40 playlist like
playlist play 008.Fatiha (5 - 7) Kulun Rabbinden İstedikleri 10.12.2019 playlist oku playlist ekle 53 playlist like
playlist play 009.Bakara Suresine Giriş 10.12.2019 playlist oku playlist ekle 31 playlist like
playlist play 010.Bakara (1) Hurûf-u Mukattaa 10.12.2019 playlist oku playlist ekle 30 playlist like
playlist play 011.Bakara (2) Kur an-ı Kerim Hidâyettir 05.11.2019 playlist oku playlist ekle 50 playlist like
playlist play 012.Bakara (3) Müttakîlerin Vasıfları 05.11.2019 playlist oku playlist ekle 48 playlist like
playlist play 013.Bakara (4 - 5) Ehl-i Kitaptan Müslüman Olanlar 05.11.2019 playlist oku playlist ekle 45 playlist like
playlist play 014.Bakara (6 - 7) Bile Bile Hakkı İnkâr Edenlerin Durumu 05.11.2019 playlist oku playlist ekle 46 playlist like
playlist play 015.Bakara (8 - 10) Münafıkların Halleri 05.11.2019 playlist oku playlist ekle 33 playlist like
playlist play 016.Bakara (11 - 13) Münafıkların Fesad Çıkartmaları 10.12.2019 playlist oku playlist ekle 50 playlist like
playlist play 017.Bakara (14 - 22) Münafıkların Şaşkınlıkları 10.12.2019 playlist oku playlist ekle 49 playlist like
playlist play 018.Bakara (23 - 24) Kur’an-ı Kerim’in Emsalsiz Oluşu 16.04.2020 playlist oku playlist ekle 57 playlist like
playlist play 019.Bakara (25) İman Eden ve Salih Amel İşleyenler 16.04.2020 playlist oku playlist ekle 39 playlist like
playlist play 020.Bakara (26 - 27) Kur’an-ı Kerim’deki Misaller 16.04.2020 playlist oku playlist ekle 56 playlist like
playlist play 021.Bakara (28 - 29) Allah’ı Nasıl İnkâr Edersiniz? 16.04.2020 playlist oku playlist ekle 46 playlist like
playlist play 022.Bakara (30) İnsanın Yaratılması ve Melekler 16.04.2020 playlist oku playlist ekle 46 playlist like
playlist play 023.Bakara (31 - 33) Adem As’ın Meleklerden Üstün Kılınması 16.04.2020 playlist oku playlist ekle 36 playlist like
playlist play 024.Bakara (34) Şeytanın Hz. Adem’e Secde Etmemesi 16.04.2020 playlist oku playlist ekle 28 playlist like
playlist play 025.Bakara (35 - 36) Adem As’ın Cennete Girmesi ve Çıkması 16.04.2020 playlist oku playlist ekle 35 playlist like
playlist play 026.Bakara (37 - 39) Hz. Adem’in Tevbesinin Kabul Edilmesi 16.04.2020 playlist oku playlist ekle 32 playlist like
playlist play 027.Bakara (40 - 43) Ey İsrâiloğulları 10.12.2019 playlist oku playlist ekle 51 playlist like
playlist play 028.Bakara (44 - 46) Bildiği ile Amel Etmemek 10.12.2019 playlist oku playlist ekle 52 playlist like
playlist play 029.Bakara (47 - 48) Öyle Bir Günden Sakının Ki... 10.12.2019 playlist oku playlist ekle 41 playlist like
playlist play 030.Bakara (49 - 50) İsrâiloğulları’nın Firavun’un Zulmünden Kurtarılması 10.12.2019 playlist oku playlist ekle 49 playlist like
playlist play 031.Bakara (51 - 54) Tur-u Sinâ’da Mûsâ As’a Kitap Verilmesi 10.12.2019 playlist oku playlist ekle 58 playlist like
playlist play 032.Bakara (55 - 57) İsrâiloğulları’nın “Allah’ı Görmedikçe İnanmayız!” Demeleri... 10.12.2019 playlist oku playlist ekle 50 playlist like
playlist play 033.Bakara (58 - 60) İsrailoğulları’nın Bir Şehre Girmeleri 10.12.2019 playlist oku playlist ekle 39 playlist like
playlist play 034.Bakara (61) İsrailoğulları’nın Çeşitli Yiyecekler İstemeleri 10.12.2019 playlist oku playlist ekle 42 playlist like
playlist play 035.Bakara (62) İman Edenlere Mükafatlar 10.12.2019 playlist oku playlist ekle 55 playlist like
playlist play 036.Bakara (63 - 66) Allah’a Karşı Gelmekten Sakının! 10.12.2019 playlist oku playlist ekle 45 playlist like
playlist play 037.Bakara (67 - 73) İsrâiloğulları’na Bir Sığır Kesmelerinin Emredilmesi 10.12.2019 playlist oku playlist ekle 45 playlist like
playlist play 038.Bakara (74 - 77) İsrailoğulları’nın Kalplerinin Taştan Katı Olması 10.12.2019 playlist oku playlist ekle 48 playlist like
playlist play 039.Bakara (78 - 82) Tevrat’ı Değiştirenlere Veyl Olsun! 10.12.2019 playlist oku playlist ekle 46 playlist like
playlist play 040.Bakara (83) İsrâiloğulları’na Verilen Görevler 10.12.2019 playlist oku playlist ekle 55 playlist like
playlist play 041.Bakara (84 - 86) Kitabın Bir Kısmına İnanmıyor Musunuz? 10.12.2019 playlist oku playlist ekle 38 playlist like
playlist play 042.Bakara (87 - 88) Yahudilerin Peygamberlere Karşı Gelmeleri 10.12.2019 playlist oku playlist ekle 40 playlist like
playlist play 043.Bakara (89) Bekledikleri Peygamberi İnkâr Etmeleri 10.12.2019 playlist oku playlist ekle 38 playlist like
playlist play 044.Bakara (90) Yahudilerin Küfrü Tercih Etmeleri 10.12.2019 playlist oku playlist ekle 42 playlist like
playlist play 045.Bakara (91 - 96) Yalnız Bize İndirilene İnanırız Demeleri 10.12.2019 playlist oku playlist ekle 47 playlist like
playlist play 046.Bakara (97 - 98) Yahudilerin Cebrâil As’a Düşmanlığı 10.12.2019 playlist oku playlist ekle 46 playlist like
playlist play 047.Bakara (99 - 101) Fâsıklar İman Etmezler 10.12.2019 playlist oku playlist ekle 33 playlist like
playlist play 048.Bakara (101 - 103) Yahudilerin Şeytana ve Sihre Uymaları 10.12.2019 playlist oku playlist ekle 45 playlist like
playlist play 049.Bakara (104 - 105) Yahudilerin Müslümanlarla Alay Etmeleri 10.12.2019 playlist oku playlist ekle 43 playlist like
playlist play 050.Bakara (106 - 107) Bazı Ayetlerin Neshedilmesi 10.12.2019 playlist oku playlist ekle 44 playlist like
playlist play 051.Bakara (108) Yahudilerin Peygamber Sas’den İstekleri 10.12.2019 playlist oku playlist ekle 33 playlist like
playlist play 052.Bakara (109 - 110) Ehl-i Kitabın Müslümanları Küfre Döndermek İstemesi 10.12.2019 playlist oku playlist ekle 42 playlist like
playlist play 053.Bakara (111 - 112) Ancak Mü’minler Cennete Girecek 10.12.2019 playlist oku playlist ekle 32 playlist like
playlist play 054.Bakara (113) Yahudilerle Necran Heyetinin Tartışmaları 10.12.2019 playlist oku playlist ekle 49 playlist like
playlist play 055.Bakara (114 - 115) Mescidlerde Allah’ın Zikrine Engel Olmak 10.12.2019 playlist oku playlist ekle 51 playlist like
playlist play 056.Bakara (116 - 117) Allah’a Oğul İsnad Edenler 10.12.2019 playlist oku playlist ekle 46 playlist like
playlist play 057.Bakara (118 - 119) Bilmeyenlerin Allah Bizimle Konuşsa Demeleri 10.12.2019 playlist oku playlist ekle 40 playlist like
playlist play 058.Bakara (120 - 121) Yahudilere ve Hristiyanlara Tâbî Olmak 10.12.2019 playlist oku playlist ekle 46 playlist like
playlist play 059.Bakara (122 - 123) İsrâiloğulları’na Verilen Nimetler 10.12.2019 playlist oku playlist ekle 31 playlist like
playlist play 060.Bakara (124) İbrâhim As’ın İmtihan Edilmesi 10.12.2019 playlist oku playlist ekle 54 playlist like
playlist play 061.Bakara (125) Kâbe’nin Şerefi 10.12.2019 playlist oku playlist ekle 42 playlist like
playlist play 062.Bakara (126) İbrâhim As’ın Mekke İçin Duası 10.12.2019 playlist oku playlist ekle 44 playlist like
playlist play 063.Bakara (127 - 128) İbrâhim As ve İsmâil As’ın Kâbe’yi Yapmaları 10.12.2019 playlist oku playlist ekle 37 playlist like
playlist play 064.Bakara (129) Yâ Rabbi, Onlara İçlerinden Bir Peygamber Gönder! 10.12.2019 playlist oku playlist ekle 46 playlist like
playlist play 065.Bakara (130 - 132) İbrâhim As’ın Dininden Yüz Çevirenler 10.12.2019 playlist oku playlist ekle 54 playlist like
playlist play 066 Bakara (133 - 134) Ya’kub As’ın Oğullarına Vasiyeti 10.12.2019 playlist oku playlist ekle 35 playlist like
playlist play 067.Bakara (135) İbrâhim As’ın Dinine Gelin! 10.12.2019 playlist oku playlist ekle 39 playlist like
playlist play 068.Bakara (136 - 138) İslâm Bütün İnsanları Kucaklar 10.12.2019 playlist oku playlist ekle 33 playlist like
playlist play 069.Bakara (139 - 141) Doğru Yol Rasûlüllah’ın Yolu 10.12.2019 playlist oku playlist ekle 24 playlist like
playlist play 070.Bakara (142) Allah Dilediğine Hidayet Eder 10.12.2019 playlist oku playlist ekle 37 playlist like
playlist play 071.Bakara (143) Ümmet-i Muhammed’in Şerefi 10.12.2019 playlist oku playlist ekle 49 playlist like
playlist play 072.Bakara (144 - 147) Kıblenin Kâbe’ye Çevrilmesi 10.12.2019 playlist oku playlist ekle 37 playlist like
playlist play 073.Bakara (148 - 150) Yüzünüzü Mescid-i Haram’a Çevirin! 10.12.2019 playlist oku playlist ekle 32 playlist like
playlist play 074.Bakara (151 - 152) Beni Zikredin, Ben de Sizi Zikredeyim! 10.12.2019 playlist oku playlist ekle 40 playlist like
playlist play 075.Bakara (153 - 154) Sabır ve Namazla Allah’tan Yardım İsteyin! 10.12.2019 playlist oku playlist ekle 31 playlist like
playlist play 076.Bakara (155 - 157) Belâlara Sabretmenin Karşılığı 10.12.2019 playlist oku playlist ekle 47 playlist like
playlist play 077.Bakara (158) Safâ ile Merve 10.12.2019 playlist oku playlist ekle 46 playlist like
playlist play 078.Bakara (159 - 162) Hakkı Söylememek, Susmak 10.12.2019 playlist oku playlist ekle 50 playlist like
playlist play 079.Bakara (163 - 164) Allah’ın Varlığı ve Birliği 10.12.2019 playlist oku playlist ekle 47 playlist like
playlist play 080.Bakara (165 - 167) Mü’minlerin Allah Sevgisi 10.12.2019 playlist oku playlist ekle 45 playlist like
playlist play 081.Bakara (168 - 171) Şeytanın Peşinden Gitmeyin 10.12.2019 playlist oku playlist ekle 51 playlist like
playlist play 082.Bakara (172 - 173) Helâl ve Haram Rızıklar 10.12.2019 playlist oku playlist ekle 39 playlist like
playlist play 083.Bakara (174 - 176) Ayetleri Saklayanların Cezası 10.12.2019 playlist oku playlist ekle 27 playlist like
playlist play 084.Bakara (177) Asıl İyilik 10.12.2019 playlist oku playlist ekle 61 playlist like
playlist play 085.Bakara (178 - 179) Kim Haddi Aşarsa... 10.12.2019 playlist oku playlist ekle 29 playlist like
playlist play 086.Bakara (180 - 182) Vasiyet Etmek 10.12.2019 playlist oku playlist ekle 37 playlist like
playlist play 087.Bakara (183 - 184) Orucun Farz Kılınması 10.12.2019 playlist oku playlist ekle 40 playlist like
playlist play 088.Bakara (185) Ramazan Orucu 10.12.2019 playlist oku playlist ekle 50 playlist like
playlist play 089.Bakara (186) Allah-u Teàlâ Duaları Kabul Eder 10.12.2019 playlist oku playlist ekle 55 playlist like
playlist play 090.Bakara (187) Oruçla İlgili Hükümler 10.12.2019 playlist oku playlist ekle 66 playlist like
playlist play 091.Bakara (188) Haksızlıkla Başkasının Malını Yemeyin! 10.12.2019 playlist oku playlist ekle 44 playlist like
playlist play 092.Bakara (189) Ay’ın Durumları 10.12.2019 playlist oku playlist ekle 33 playlist like
playlist play 093.Bakara (190 - 192) Allah Aşırılığa Sapanları Sevmez 10.12.2019 playlist oku playlist ekle 50 playlist like
playlist play 094.Bakara (193 - 195) Kendi Ellerinizle Kendinizi Tehlikeye Atmayın 10.12.2019 playlist oku playlist ekle 55 playlist like
playlist play 095.Bakara (196) Haccı ve Umreyi Tamamlayın! 10.12.2019 playlist oku playlist ekle 57 playlist like
playlist play 096.Bakara (197) Haccın İncelikleri 10.12.2019 playlist oku playlist ekle 39 playlist like
playlist play 097.Bakara (198 - 199) Hacda Ticaret ve Zikir 10.12.2019 playlist oku playlist ekle 44 playlist like
playlist play 098.Bakara (200 - 202) Dünyada da, Ahirette de İyilik 10.12.2019 playlist oku playlist ekle 43 playlist like
playlist play 099.Bakara (204 - 207) Münafıkları İyi Tanıyın! 10.12.2019 playlist oku playlist ekle 48 playlist like
playlist play 100.Bakara (208 - 210) Topluca İslâm’a Girin! 10.12.2019 playlist oku playlist ekle 41 playlist like
playlist play 101.Bakara (210 - 212) Dünya Hayatı ve Kâfirler 10.12.2019 playlist oku playlist ekle 45 playlist like
playlist play 102.Bakara (213) Ümmet-i Muhammed ve Diğer Ümmetler 10.12.2019 playlist oku playlist ekle 54 playlist like
playlist play 103.Bakara (214) Belâlar ve Allah’ın Yardımı 10.12.2019 playlist oku playlist ekle 40 playlist like
playlist play 104.Bakara (215 - 216) Allah Yolunda Harcamak 10.12.2019 playlist oku playlist ekle 42 playlist like
playlist play 105.Bakara (217 - 218) Fitne Katilden Daha Kötüdür 10.12.2019 playlist oku playlist ekle 33 playlist like
playlist play 106.Bakara (219-220) İçki ve Kumar 10.12.2019 playlist oku playlist ekle 32 playlist like
playlist play 107.Bakara (221) Müşriklerle Evlenmeyin! 10.12.2019 playlist oku playlist ekle 38 playlist like
playlist play 108.Bakara (222 - 223) 10.12.2019 playlist oku playlist ekle 47 playlist like
playlist play Ali İmran (92) Furkan (74) İnfak, Gıpta Edilecek Kimseler, Sadaka Vermek 19.03.2025 playlist oku playlist ekle 14 playlist like
playlist play Ali İmran 98 - 101 - Hristiyanların Allahın Ayetlerine Tutumları 05.02.2025 playlist oku playlist ekle 28 playlist like
playlist play Bakara (104) Rahman (1- 4) Kuranı Öğrenmek, Kıymet Bilmek 05.02.2025 playlist oku playlist ekle 19 playlist like
playlist play Bakara (146) Hicr (2 -3) Doğru İnancın Önemi 05.02.2025 playlist oku playlist ekle 19 playlist like
playlist play Hac (73 - 76) Mü’minun (14) İnsanın Yaratılışı Süreci 05.02.2025 playlist oku playlist ekle 37 playlist like
playlist play İnsan (1 - 31) Dünya Sevgisi 05.02.2025 playlist oku playlist ekle 25 playlist like
playlist play Rahman (5 -13) Her Şeyin Dengeli Olması ve Her Varlığın Secde Etmesi 05.02.2025 playlist oku playlist ekle 25 playlist like
playlist play Tekvir (1-14) Kıyamet Günü Alametleri, Mahşer Anı, Pişmanlıklar 05.02.2025 playlist oku playlist ekle 31 playlist like
Kabe
Canlı Yayın
Şuan Canlı Yayın
Canlı Yayın
AKRA CANLI
 / 
Canlı Yayın close icon
AKRA CANLI
Canlı Yayın
Canlı Yayın Add Icon volume up
 / 
Canlı Yayın
fast rewind
fast forward
Playlist
Bu özelliği kullanabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir
  
Fikrini Paylaş
TAAHHÜTNAME

Hazırlamış olduğum ve sitenize gönderdiğim/ teslim ettiğim, tamamen orjinal ve bana ait olan, projemin/görüntü veya kaydımın, AKRA MEDİA tarafından kendisine ait kablolu/karasal/uydu, şifreli/şifresiz, free/paralı TV, video, DVD, VCD,VHS ,radyo, kaset, sinema ve sair mevcut yada ortaya çıkacak her türlü İşaret, ses ve /veya görüntü nakline yarayan araçlarla umuma iletim hakkı ve tüm internet siteleri ve sosyal medya platformlarında yayınlamasına, çoğaltma hakkı, yayma hakkı, işleme hakkı ve temsil hakkının kullanılmasına süresiz olarak müsaade ediyorum.

Projemin/görüntü veya kaydımın, bant, CD, VCD, DVD, GSM, MP3 Player, dijital kayıt vb. tüm yollarla kayıt, çoğaltma ve dağıtım haklarını, bilişim veya iletişim ortamında görüntülenmesini, iletilmesini, okunmasını, izlenmesini, dinlenmesini vb. interaktif veya normal CD, VCD, DVD, GSM, MP3 Player vb. şekilde basılarak veya ses kayıtlarının metin haline getirilip kitap olarak piyasaya sunulmasını sağlayacak her türlü materyal üzerine kaydı ile çoğaltılması, kullanılması, işlenmesi, yeniden ve genişletilmiş şekilde sesli, yazılı ya da görüntülü yayın haklarını, bu suretle de çoğaltılarak kullanılması, dağıtılması, pazarlanması vb. fikri, mali ve manevi haklarımın tamamını, programda gerekli görülen değişiklikleri yapma haklarımı bila bedel olacak şekilde, AKRA.MEDİA sitesine ve bu site'nin yetkilisi ve sahiplerine devir ve temlik ettiğimi, beyan, kabul ve taahhüt ederim.

Şehir Seçin
Close