es-Selâmu aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtüh.
Allah'ın selâmı, rahmeti, bereketi üzerinize olsun.
Elhamdülillâh, Cenâb-ı Hak lütfediyor, Kur'ân-ı Kerîm ile ilgili sohbetlere başladık, devam ediyoruz.
Allah yardımcımız olsun.
Kur'ân-ı Kerîm'in özü mahiyetinde olan Fâtiha sûresini şimdiye kadar izah etmiş, o husustaki bilgileri size aktarmış olduk.
Allah eksiklerimizin kusuruna bakmasın, bilmediklerimizi öğrenmeyi nasip etsin...
Şimdi Fâtiha bitti, Kur'ân-ı Kerîm'in ikinci sûresi olan Sûretü'l-Bakara'ya gelmiş bulunuyoruz. Sûretü'l-Bakara Kur'ân-ı Kerîm'in sıra itibariyle ikinci, hacim itibariyle en büyük sûresidir. Bizdeki serlevhalarda, 286 âyet olduğu rivâyeti kabul edilerek âyetlerinin sayısı 286 olarak yazılmıştır. Baş tarafı;
Elif, lâm, mîm. Zâlike'l-kitâbü lâ raybe fîhi hüden li'l-müttakîn diye başlayan, bu Kur'ân-ı Kerîm'in en büyük sûresinin, sonu da Âmener-rasûlü âyetleridir. Ve bu sûre ile ilgili Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'den çok medihkâr, teşvikkâr hadisler vârid olmuştur. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'den birçok sahabe rivâyet etmişler ki Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz şöyle buyurmuş;
Li-külli şey'in senâmün ve inne senâme'l-kur'âni sûretü'l-bakarah ve fîhâ âyetün hiye seyyidetü âyi'l-kur'âni âyetü'l-kürsî.
Bu Sahîh-i Müslim'de, Tirmizî'de, Neseî'de rivâyet edilmiş bir hadîs-i şerîf. Mânâsı şöyle;
"Her şeyin bir zirvesi, en yüksek tabakası vardır. Kur'ân-ı Kerîm'in zirvesi, hörgücü, en yüksek mevkide olan parçası da Bakara sûresidir. Onun içinde bir âyet vardır ki o Kur'ân-ı Kerîm âyetlerinin seyyidesidir, efendisidir, en soylusudur. O Âyete'l-Kürsî'dir." buyuruyor.
Ây; sözü, medli elif ile, âyet kelimesinin çoğuludur. Hiye seyyidetü âyi'l-kur'an. "Kur'an âyetlerinin seyyidesi, efendisidir o âyet. O Âyetel-Kürsîdir." diye Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz medhetmiş oluyor.
Biliyorsunuz Âyete'l-Kürsî,
Allâhu lâ ilâhe illâ hüve'l-hayyü'l-kayyûm.. diye namazlardan sonra dua ederken okuduğumuz bir âyettir. Bu sûrenin içinde bir âyettir, her namazdan sonra onun okunmasını da bize Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz tavsiye etmiştir; "Namazlardan sonra kim Âyetel-Kürsî'yi okursa, onun cennete girmesine ancak hayatta olması engel teşkil etmektedir." Yani vefat etmiş olsa, cennete girecek demek. Böyle kuvvetli bir teşviki olduğu için, biz de onu namazları kıldıktan sonra dua ederken okuyoruz.
Başka rivâyetleri de sizlere nakledeyim. Ma'kıl b. Yesâr radıyallahu anh'ten yine rivâyet edilmiş ki;
Enne Rasûlallah sallallahu aleyhi ve sellem kâle. "Peygamber Efendimiz şöyle buyurdu." el-Bakaratü senâmü'l-kur'ân ve zirvetühû. "Bakara sûresi Kur'ân-ı Kerîm'in en yüksek dereceli sûresidir ve zirvesidir." Hani dağın nasıl en yüksek yerine zirve diyorsak, onun zirvesidir.
Nezele me'a li-külli âyetin minhâ semânûne meleken. "Onun her âyeti inerken, her âyetle beraber 80 melek inmiştir." Ve's-tuhricet Allâhu lâ ilâhe illâ hüve'l-hayyü'l-kayyûm min tahti'l-arşi. "Ve 'Allâhu lâ ilâhe illâ hüvel-hayyü'l-kayyûm' âyeti, yani Âyetü'l-Kürsî, Arş-ı A'zâm'ın altından, aşağısından çıkartılmıştır." [Fe-vusılet] Fe-vasalat bihâ. "Ve bu sûrenin içine yerleştirilmiştir." Ev [Fe-vusılet] fe-vasalat bi-sûreti'l-bakarah diye, o bihâ'daki hâ zamirinin Bakara sûresine gittiğini başka bir rivâyette açıklıyor.
Aynı hadîs-i şerîfin devamında, Yâsin sûresinin methi de geçmiş. Buyruluyor ki;
Ve yâsin kalbü'l-kur'ân. "Yâsin de Kur'ân-ı Kerîm'in kalbidir, gönlüdür." Yani vücutta insanın kalbi nasıl orta yerdeyse, nasıl önemli bir uzvuysa, nasıl hayat kalp çarpmasıyla, kalbin pompalamasıyla kan hücrelere gittiğinden onun vasıtasıyla devam ediyorsa; "Yâsin de Kur'ân-ı Kerîm'in kalbidir." diye, bir benzetmeyle şerefi belirtilmiş.
Lâ yakrauhâ racülün yurîdullâhe ve'd-dâre'l-âhirete. "Bir adam Allah'ın rızasını düşünerek, âhiret sevabını umarak, mânevî duygularla onu okursa." İllâ ğafera lehû. "Allah onun günahlarını mağfiret eder." Veyahut illâ ğufire lehû diye de okunabilir; [o zaman] "mağfiret olunur" mânâsına [gelir.] Vakraûhâ alâ mevtâküm. "Ve siz onu geçmişlerinizin, vefat etmiş tanıdıklarınızın ruhu için okuyunuz!" diye Peygamber Efendimiz'in bir hadîs-i şerîfi de rivâyet edilmiş.
Yine bu muazzam sûrenin sevabıyla ilgili Ebû Hüreyre radıyallahu anh'ten bir hadîs-i şerîf daha okuyalım.
Enne rasûlallah sallallahu aleyhi ve sellem kâle. "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki." Lâ tec'alû büyûteküm [mekâbira] kubûran. "Evlerinizi kabirler gibi yapmayınız! Kabirler durumuna, kabirlere benzer duruma düşürmeyiniz!"
Nasıl kabirlerde hayat yoktur, içinde ölüler kalıyor; evleriniz o duruma düşmesin. Yani, "İçindekiler Kur'an okusunlar da, kabir gibi olmaktan evler kurtulsun!" demek. Efendimiz hadîs-i şerîfte devam[ında] buyuruyor;
Ve inne'l-beytellezî tukraü fîhi sûretü'l-bakarah lâ yedhulühü'ş-şeytâne. "İçinde Bakara sûresinin okunduğu eve şeytan giremez."
Demek ki şeytandan kurtulmanın, şeytanın şerrinden korunmanın yollarından birisi bu Bakara sûresini okumak.
Ve kâle't-tirmizî hasenün sahih. İmam Tirmizî bu hadîs-i şerîf için sıhhatli olduğunu ayrıca beyan etmiş, kaydetmiş.
Enes b. Mâlik radıyallahu anh'ten rivâyet edilen bir başka hadîs-i şerîf yine bu konuda bize bilgi kazandırıyor.
Kâle rasûlallah sallallahu aleyhi ve sellem. "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri buyurdu ki." İnne'ş-şeytâne yahrucu mine'l-beyti izâ semi'a sûrete'l-bakarati tukrau fîhî. "Şeytan bir evin içinde Bakara sûresinin okunduğunu duyunca, orada duramaz, oradan çıkar gider."
İbn Mes'ud radıyallahu anh'ten de yine rivâyet edilmiş;
İnneş-şeytâne yefirru mine'l-beytillezî yesme'u fîhi sûrete'l-bakarah. İbn Mes'ud'un rivâyet ettiği bu hadîs-i şerîfte böyle de ifade edilmiş. "[Muhakkak ki] şeytan, içinde Sûre-i Bakara'nın okunduğunu duyduğu o evden firar eder kaçar." İçinde Sûre-i Bakara okunup da şeytanın onu duyduğu -okununca zaten duyar- evde şeytan duramaz, firar eder kaçar diye Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz beyan eylemiş.
Abdullah b. Mes'ud radıyallahu anh tavsiye buyuruyor;
Men karaa aşra âyâtin min sûreti'l-bakarah. "Kim Bakara sûresinden on âyet okursa." O âyetlerin hangileri olduğunu beyan edecek. Fî leyletin. "Bir geceye başlamadan önce. Gecenin başında, yatmadan evvel gecede kim on âyeti okursa." Lem yedhul zâlike'l-beyte şeytânün tilke'l-leylete. "Şeytan bu on âyetin okunduğu eve o gece girmez."
Demek ki yukarıdaki hadîs-i şerîflerden Bakara sûresi okunan evde şeytan duramıyor kaçıyor diye öğrendik. Ama Bakara sûresinin tamamı olmayıp da on âyet okunduğu zaman da şeytan o gece o âyetlerin okunduğu eve girmez.
Bunlar hangileri?
Erba'un min evvelihâ. "Bu on tanenin dört tanesi Bakara sûresinin başında..." Yani, Elif, lâm, mim. Zâlike'l-kitâbu lâ raybe fîh diye sayfanın sonuna kadar olan dört âyet. On tanenin dört tanesi bu.
Sonra?
Ve âyetü'l-kürsî. "O da ortasında; Âyete'l-Kürsî bir âyet ama, uzun." Ve âyetâni ba'dehâ. "Arkasından da [iki âyet.]"
Yani Lâ ikrâhe fîd-dîn... âyeti ile, Allâhu veliyyüllezîne... âyeti." Yani Âyete'l-Kürsî ve arkasındaki iki âyet, üç de onlar, başındaki dört ile yedi ediyor.
Ve selâsü ayâtin min âhirihâ. "En sonunda da üç âyet."
Demek ki Âmene'r-rasûlü'den önceki âyeti de alarak okursa;
Lillâhi mâ fî's-semâvâti ve mâ fi'l-ardı ve in tübdû mâ fî enfüsiküm ev tuhfûhü yuhâsibküm bihillâhi fe-yağfiru li-men yeşâü ve yu'azzibu men yeşâü vallâhu alâ külli şey'in kadîr.
Yani Bakara sûresinin sonundaki, Âmene'r-rasûlü'den önceki âyeti de okursa, üç tane de bu, ediyor on.
Demek ki bunları ezbere çok dinleyicilerimiz bilirler. Baş taraftan Elif, lâm mîm. Zâlike'l-kitab... ; ortadan Âyete'l-kürsî ve onu takip eden iki âyet; sondan da Âmene'r-rasûlü'nün bir öncesindeki âyetle beraber üçü; bunlar okunduğu zaman o gece o eve şeytanın girmeyeceği Abdullah b. Mes'ud radıyallahu anh'ten rivâyet edilmiş oluyor.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'den Sehl b. Sa'd radıyallahu anh'ten bir rivâyet var;
İnne li-külli şey'in senâmen ve inne senâme'l-kur'âni el-bakarah. "Her şeyin bir yüksek, şerefli, kıymetli yeri vardır. Kur'ân-ı Kerîm'in de bu şerefi yüksek kısmı, Bakara sûresidir." Ve inne men karaehâ fî-beytihî leyleten. "Kim bu sûreyi bir gece evinde okursa." Lem yedhulühü'ş-şeytânü selâse leyâlin. "Üç gece şeytan o eve girmez." Ve men karaehâ fî-beytihî nehâren. "Kim bu sûreyi gündüzleyin okursa." Lem yedhulühü'ş- şeytânü selâsete eyyâmin. "Üç gün şeytan oraya girmez."
Aziz ve sevgili kardeşlerim!
Demek ki Bakara sûresi son derece muazzam, hem hacmi çok büyük, ikibuçuk cüz, 50 sayfa devam eden bir sûre. Hepsi Medîne-i Münevvere'de inmiş, Medenî âyetleri ihtiva ediyor Medenî [bir] sûre bu. Ve bir alimin incelemesine göre içinde bin tane kıssa var, bin tane emir var, bin tane yasak var... Yani böyle birçok muazzam bilgileri ihtiva eden çok muhteşem bir sûre. Ve Bakara sûresi okunduğu zaman şeytan o eve giremiyor. Başındaki âyetler çok önemli. Âyete'l-Kürsî Kur'an âyetlerinin efendisi, seyyidesi ve sonundaki Âmene'r-rasûlü ve ondan önceki bir âyetle beraber çok önemli.
Demek ki, çok mühim bir sûre-i şerîfe. Böylece [biz de onu açıklamaya] yönelmiş, başlamış oluyoruz.
Bir de, çok mühim gördüğüm bir başka hadîs-i şerîfi Bakara sûresini anlayasınız diye size nakletmek istiyorum.
Ebû Hüreyre radıyallahu anh'ten rivâyet edildiğine göre;
Be'ase rasûlüllah sallallâhu aleyhi ve seleme ba'sen. "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz bir heyet tertipleyip, bir askerî birlik düzenleyip onu bir yere göndermeye hazırlandı." Ve hüm zevû adedin. "Ve bu gönderilecek birlik, mücahit birliği, kalabalık bir heyet, topluluk idi." Fe's-tekraahüm. "Ve Peygamber Efendimiz onlardan Kur'ân-ı Kerîm hakkında neler bildiklerini okumalarını istedi." Fe's-tekraa külle vâhidin minhüm mâ me'ahû mine'l-kur'ân. "Peygamber Efendimiz, hepsine sordu ki; 'Kur'ân-ı Kerîm'den sende, hıfzında ne kadar var, nereleri ezbere biliyorsun?' diye, bu göndereceği heyetteki kişilere Peygamber Efendimiz tek tek sordu." Bu ne kadar önemli.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz Kur'ân-ı Kerîm'e ne kadar önem veriyor ve insanları nasıl değerlendiriyor?
Kur'ân-ı Kerîm'i ne kadar çok bildiğini ölçerek değerlendiriyor.
Fe-etâ alâ racülin min ahdesihim sinnen. "Nihâyet sıra bu topluluktaki, bu askeri birlikteki, gönderilecek mücahit topluluğundaki yaşca en gençlerinden olan bir adama sıra geldi." Bu sorgulama sırası o kişiye geldi.
Fe-kâle: Mâ me'ake yâ fülân. "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem o kişiye dedi ki; 'Ey filanca...'" Yani ismini rivâyette söylemiyor, belirsiz olarak "Ey filanca!" diye geçiyor. 'Ey filanca! Senin yanında neler var bakalım, Kur'ân-ı Kerîm'den ezberinde neler biliyorsun?' diye sordu."
Fe-kâle: Maî kezâ ve kezâ ve sûretü'l-bakarah. Ve o genç yaşlı olan mücahit Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'e cevaben dedi ki;
"Yâ Resûlallah! Ben Kur'ân-ı Kerîm'in şuralarını şuralarını biliyorum ve Sûre-i Bakara'yı biliyorum!" Genç, ikibuçuk cüzlük, 286 âyetli Sûre-i Bakara'yı bildiğini söyledi.
Fe-kâle. "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bunun üzerine." E me'ake sûretü'l-bakarah. "Sen Sûre-i Bakara'yı biliyor musun? Yani Sûre-i Bakara'nın tamamı ezberinde mi?" dedi. Yani tasdik makâmında ve takdir ederek sordu.
Kâle: Ne'am. "O genç dedi ki; 'Evet yâ Resûlallah, biliyorum!'" Kâle: İzheb fe-ente emîruhüm! [O zaman;] "Haydi git bakalım, sen bu topluluğun komutanısın, emirisin!" dedi.
Demek ki Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz, o [genci,] Bakara sûresini ezbere biliyor diye çok takdir etti. Çünkü Bakara sûresinin içinde bin tane emir, bin tane yasak var. Yani Kur'ân-ı Kerîm'in pek çok ahkâm âyeti bu sûrenin içinde... Bu sûreyi bilen bir kimse, dini en iyi biliyor demektir.
Peygamber Efendimiz'in asr-ı saadetinde insanların başkanlığı nasıl ölçülüyordu, başkanlık nasıl tayin ediliyordu, kimler nereye, niçin getiriliyordu, buradan anlıyoruz. Mühim olan, Allah'ın dini hakkında sağlam bilgi sahibi olmak... Sağlam bilgi sahibi olan yüksek mevkiye getiriliyor, görevlendiriliyor, ki yapılan işler Allah'ın rızasına uygun olsun...
Bu zât da, bu genç kişi de -Allah şefaatine erdirsin- Peygamber Efendimiz'in sevdiği genç bir sahabi. Belki o görevlendirildiği müfrezede komutan olarak gitti, belki şehid oldu, belki sağ döndü; bilmiyorum, burada ismi yok. Ama Peygamber Efendimiz, "Haydi git bakalım, sen onların komutanısın!" dedi, onu takdir etti.
Demek ki başkanlıkta mühim olan nedir?
Başkanlığını, maiyetindeki insanları yönetmeyi Allah'ın seveceği tarzda yapmak... Allah'ın emirlerine, yasaklarına uygun tarzda yapmak. Tabii en bilgili olan seçiliyor. Onun için ulü'l-emr, Abdullah b. Abbas radıyallahu anhümâ kesin olarak açıklamış; "Âyetlerde geçen ulü'l-emr, ulemâdır!" demiş. Çünkü en iyi bilen işin başına geçiriliyor... Sonradan işler tabii asıl anlamının dışına kaymış ve yanlış uygulamalar başlamış olabiliyor.
Fe-kâle racülün min eşrâfihim. "Böyle Peygamber Efendimiz, "Sen komutansın, haydi git bunların başına!" deyince onların en hatırlı, itibarlı, eşrafından, âyânından bir adam dedi ki." Vallahi mâ mene'anî en ete'alleme sûrete'l-bakarati illâ ennî haşiytü ellâ ekûme bihâ. Bakın bu da çok önemli, Böyle Bakara sûresini ezberlediği için, bir genci komutan tayin ettiğini görünce, eşraftan olan bir itibarlı kişi de dedi ki; "Allah'a and olsun ki Bakara sûresini ben de ezberleyebilirdim ama ben Bakara sûresini ezberlemekten şu sebepten sakındım ki, belki öğrenirsem icrâ edemem, îfâ edemem, ahkâmını yerine getiremem. Onun için öğrenmedim."
Şimdi bu mantık, bakın, "Belki yapamam." diye öğrenmemeyi tercih ediyor. Yani duymayayım diye kulağını tıkamak gibi bir şey, yanlış bir şey! Adama söylüyorsun;
"Hac sana farz olmuş, hacca gitsene!"
"Vallâhi kardeşim, doğru söylüyorsun ama şimdi ben hacca gitsem, hacdan döndükten sonra sigara içmemem lazım, içki içmemem lazım vesaire vesaire... Onun için gitmiyorum!" diyor.
Ne kadar yanlış bir mantık! Bakın burada da bu kişi de, o eşraftan olan şahıs da demiş ki; "Ben de öğrenirdim Bakara sûresini ama öğrenmedim."
"Öğrenmekten beni engelleyen düşünce ne idi?"
"Korktum ki eğer Bakara'yı öğrenirsem, belki tam hakkını yerine getiremem de, uygulayamam. Onun için öğrenmedim!" dedi.
Fe-kâle rasûlüllah sallallâhu aleyhi ve sellem. "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem onun üzerine buyurdu ki." Te'allemü'l-kur'âne. "Kur'ân-ı Kerîm'i öğrenin!"
Böyle geri durmak, uygulayamam filan diye kaçınmak yanlış bir mantık tabii. "Kur'an-ı öğrenin." dedi.
Ve'kraûhu. "Ve onu okuyun!"
Tabii tekrar tekrar okumak var.
Bizim bıkmadan, usanmadan, tekrar tekrar okuyacağımız, en çok okuyacağımız şey ne?
Kur'ân-ı Kerîm...
Hatmi indirir indirmez ne yapıyoruz?
Kul eûzü bi-rabbi'n-nâsi'yi okuyoruz, "Allâhu Ekber, lâ ilâhe illallâhu vallâhu ekber, Allâhu ekber, ve lillâhil-hamd" diyoruz; bitti Kur'ân-ı Kerîm. Bitti diye durmuyoruz, hemen,
Bismillâhirrahmânirrahîm. Elhamdü lillâhi rabbi'l-âlemîn 'e geçiyoruz. Hatta, Elif, lâm mim'i, Bakara'nın başını okuyoruz.
Ne demek yani?
"Yâ Rabbi! Ben Kur'ân-ı Kerîm'ini hatmettim ama, artık elimi çırpıp, Kur'ân-ı Kerîm'i kapayıp, duvara asıp durmayacağım. Aşkımdan, şevkimden, sevgimden dolayı Kur'ân-ı Kerîm'ini hatmetmeye doyamadım... Bak bitirdiğim anda, hemen başına yeniden başladım, devam edeceğim yâ Rabbi" diye, o arzusunu göstermek maksadıyla, tekrar Fâtiha sûresi okunuyor, Elif, lâm, mim okunuyor hatim zamanında.
Bu neyi gösteriyor?
"Ben Kur'an'ı hep okuyacağım! Ben Kur'ân-ı Kerîm'den bıkmadım. Hatmettim diye durmayacağım." demek. Peygamber Efendimiz burada da böyle diyor;
Te'allemü'l-kur'ân. "Kur'ân-ı Kerîm'i öğrenin." Ve'kraûhu. "Onu okuyun!"
Çünkü okunmazsa, unutulur. En büyük günahlardan birisi de, Kur'ân-ı Kerîm'in bazı yerlerini bilen bir insanın, okumaya okumaya onu unutmasıdır. Peygamber Efendimiz hadîs-i şerîflerinde öyle buyurdu. Bazıları;
"Efendim ben küçükten okumuştum, babam okutmuştu, şimdi unuttum."
Çok büyük günah... [Kur'ân-ı Kerîm'den] bildiği şeyi unutmayacak! İki günü bile eşit olamayacak. Müslümanın daha sonraki günü, ikinci günü, birinci gününden daha ilerlemiş, daha kazançlı, daha sevaplı, daha kârlı, daha güzel, daha yüksek olacak.
Te'allemü'l-kur'an. "Kur'anı öğrenin."
Hepimiz öğreneceğiz, hepiniz öğreneceksiniz. Kimisi okumasını bile bilmiyor, okumasını öğrenecek. Kur'ân-ı Kerîm'in dilini bilmiyor, Arapça'yı bilmiyor. Arapça öğrenecek... Ahkâmını bilmiyor.
Şu âyet ne demek, bu âyet ne demek? Zekâtı nasıl vereceğim? Hangi şeyler günah, hangi şeyler sevap? Abdesti nasıl alacağım, teyemümü nasıl alacağım?
Kur'ân-ı Kerîm'de her şey var, onları da öğrenmesi lazım!
Te'allemü'l-kur'ane ve'kraûhu. "Okuyun." Fe-inne mesele'l-kur'ân. "Çünkü Kur'ân-ı Kerîm neye benzer?" Li-men te'allemehu fe-karaehû. "Öğrenip okuyan." Ve kâme bihî. "Ve ahkâmını uygulayan kimse neye benzer?" Ke-meseli cerâbin mahşuvvin misken yefûhu rîhuhû fî külli mekânin. "İçi misk dolu olan bir kaba benzer, ağzı açık, her tarafa mis kokusu yayılıyor."
Kur'an okuyan, uygulayan, öğrenip de uygulayan, hayatında tatbik eden kimse, içi misk dolu bir kap gibidir. Kokusu her tarafa yayılır.
Ve meselü men te'allemehû fe-yerkudü ve hüve fî-cevfihî. "Öğrenmiş de ondan sonra gözünü yummuş, uyumuş; içinde Kur'ân-ı Kerîm ama uyumuş. " Ke-meseli cerâbin ûkiye alâ miskin. "Ağzı kapalı bir misk kabı gibidir. Kokusu etrafa yayılmıyor. İçinde Kur'an var ama uyuyor." diye Peygamber Efendimiz bildirdi.
Zarif bir [benzetme]. Yani öğrenip de uygulamazsa, o zaman tabii durumu biraz daha eksik oluyor, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz onu beyan etmiş oluyor.
Bir de sonuncu olarak, bir takım böyle rivâyetler var onlardan bir tanesini, olmuş olan tarihi olaylardan bir tanesini anlatarak, bu akşamki Kur'ân-ı Kerîm'in Bakara sûresinin fazileti hakkındaki rivâyetleri anlatmayı kapatmak, sözümü bitirmek istiyorum. Çok rivâyetler var, bir tanesini okuyorum.
Enne eşyâha ehli'l-medîneti haddesûhu enne rasûlallah sallallâhu aleyhi ve sellem kîle lehû: Elem tera Sabite'bne kays'ibn-i Şemmâsin lem tezel dâruhü'l-bârihate tezheru mesâbîh.
Medine'nin birçok alimleri, râvi Cerir b. Yezid'e hadisi nakletmişler ki, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e denilmiş;
"Görmüyor musun yâ Resûlallah! Zeyd b. Sâbit b. Kays b. Şemmâs'ın evi, dün gece kandillerle donanmış gibi, her tarafı ışıl ışıl kandil dolu gibi parlıyordu?"
Peygamber Efendimiz'e böyle "Görmüyor musun?" deyince yani, Elem tera görmüyorsun mânâsına ama Resûlüllah'a bildiriyorlar;
"Yâ Resûlallah! O Sabit b. Kays'ın evi dün gece sanki kandillerle donanmış gibi ışıl ışıl, ışıl ışıl parlıyordu." diye söylemiş oluyorlar. Arapça ifade böyle, yani anlatım tarzı bu. Yani meraklarından, hayretlerinden, böyle bir hayret edilecek olayı Peygamber Efendimiz'e bu ifadeyle bilgi olarak sunuyorlar.
Peygamber Efendimiz de, hiç o hadiseyi [görmediği halde,] onların aktarmasıyla muttali olduğu halde; Fe-le'allehû karaa sûrete'l-bakarah. "Madem ev öyle pırıl pırıl nurlu, belki Bakara sûresini okumuştur da ondandır." buyurmuş.
O zamanı düşünelim, çünkü devirde elektrik yoktu, ancak kandiller vardı. Yağ kandili veyahut odun parçası çıra vardı. Çok zaruri bir yere gidecekse onu kullanırdı veyahut evinde, odasında birazcık yakardı, mümkün olduğu kadar sarfiyat az olsun diye de az kullanırdı. Akşam erken yatılırdı. Şimdiki gibi her taraf ışıl ışıl değildi, elektrikli aydınlatma cihazları, aletleri, vasıtaları çok değildi, [yoktu.] gece karanlık basınca her taraf karanlık olurdu ama o zât-ı muhteremin evi, Sabit b. Kays b. Şemmâs radıyallahu anh'ın evi pırıl pırıl kandillerle donanmış gibi parlamış. Yani elektrik yok, olağanüstü bir şey var.
"Yâ Resûlallah görmedin mi? Gördün mü yâ Resûlallah?" Yani görüp görmediğini sormuyor da, olayı anlatış tarzı öyle.
"Gördün mü yâ Resûlallah? Bak, Sabit b. Kays'ın evi dün gece pırıl pırıl kandillerle donanmış gibi parlıyormuş!" deyince, Peygamber Efendimiz de;
"Belki, muhtemelen Bakara sûresini okumuştur." demiş.
Kâle: Fe-seeltü sâbiten. "Bu sözü söyleyen şahıs, işi anlamak için bu sefer gitmiş, evi geceleyin kandillerle donanmış gibi parlayan Sâbit'e;
"Yahu sen dün gece ne yaptın?" diye mesela sormuş, nasıl sorduysa.
Fe-kâle: Kara'tü sûrete'l-bakarah. "O da ne cevap vermiş?
"Bakara sûresini okumuştum."
Demek ki Bakara sûresini okuyunca şeytanlar gitti, melekler doldu, her taraf ışıklandı, mânevî bakımdan nurlandı ve o nurları da başka insanlar da gördüler.
İşte böyle bir mübarek sûreye, Kur'ân-ı Kerîm'in en büyük sûresine, bu [sohbetten] itibaren başlamış oluyoruz. İlk önce fazileti hakkında böyle bilgileri sizlere sunduk; aşkınız, şevkiniz, iştiyakınız, iştahınız çoğalsın; Kur'ân-ı Kerîm'e daha çok sarılın ve Kur'ân-ı Kerîm'i daha iyi okuyun diye.
Tabii ezberinizde yoksa, hemen Elif, lâm, mim. Zâlike'l-kitâbü lâ raybe fîh sayfasını bir ezberleyin! Eğer şimdiye kadar hâlâ öğrenmemişseniz, Âyetel-Kürsî'yi bir ezberleyin! Eğer hâlâ şimdiye kadar öğrenmediyseniz, Âmene'r-rasûlü, o iki âyettir, evvelindeki bir âyet-i kerîme ile beraber o üç taneyi ezberleyin! Her akşam onları okumak âdetiniz olsun!
İnşallah biz de, Allah sağlık, âfiyet verirse önümüzdeki haftaki Kur'ân-ı Kerîm konuşmamızda, Kur'ân-ı Kerîm'i anlatmaya çalıştığımız âcizâne sohbetimizde, Bakara'nın birinci âyet-i kerîmesi olan Elif, lâm, mim'in izahına başlayalım. Ve gücümüzün yettiği kadar, öbür âyetlere doğru yürüyelim!..
Cenâb-ı Hak sıhhat, âfiyet, ömür versin; biz söyleyelim, siz dinleyin! Kur'ân-ı Kerîm ile aşinâlığımız, bilgimiz, ilmimiz, irfanımız ilerlesin, gelişsin... Allah bize Kur'ân-ı Kerîm'in tamamını, böyle mübarek kitaplardan, büyük alimlerin yazdığı çok derin, güzel, sağlam bilgiler ihtiva eden; en sağlam, sahih, sıhhatli, yani sağlıklı kaynaklardan aldığımız en doğru haberleri size naklederek Kur'ân-ı Kerîm'i tanıtmaya çalışalım; dinleyelim, söyleyelim...
Cenâb-ı Hak hepimizden razı olsun. Kur'ân-ı Kerîm de hepimize şefaatçı olsun. Çünkü Allah Kur'ân-ı Kerîm'e âhirette şefaat hakkı verecek; kendisini okuyan, kendisini seven ehl-i Kur'an'a şefaat edecek. Peygamber Efendimiz de şefaat edecek, Kur'ân-ı Kerîm de şefaat edecek.
Allah bizi lütfuna erdirsin. Kahrına gazabına uğrayıp, cehenneme atılıp, cayır cayır yanan bahtsızlardan eylemesin. Ömrümüzü gâfil geçirmeyip, rızasına uygun geçirip, sevdiği kul olarak yaşayıp, Ümmet-i Muhammed'e hizmetler edip, insanlığa faydalı çalışmalar yapıp, hayırlı bir ömür geçirmeyi nasip eylesin.
Her türlü dünyevî, uhrevî hayırlara sizleri ve sevdiklerinizi, yakınlarınızı, dostlarınızı, çoluk çocuğunuzu, aile efradınızı, büyüklerinizi erdirsin. İki cihanda aziz ve bahtiyar olun.
es-Selâmu aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtüh