İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0507:3808:2312:5315:3817:5719:25
Kabe

29.05.1995 - Fatih ve Fetih Ruhu

29.05.1995 - Fatih ve Fetih Ruhu
Özel Gün Ve Geceler

29.05.1995 - Fatih ve Fetih Ruhu

04.06.2020
37 dk 2 sn

Çok aziz, çok kıymetli, çok sevgili kardeşlerim!

 Bugün baharın, Mayıs ayının sonu, 29 Mayıs 1995...

 Bundan 542 sene önce yine böyle bir bahar gününde, yine böyle bir Mayıs ayında, bu mevsimde, güneşin bu grubda olduğu Şemsî yılın bu zamanında, şu oturduğumuz yerlerde Bizans'ın ahalisi oturuyorken; surların öbür tarafında Allah Allah diyen mücahitler, mübarek ecdadımız, mü'min-i kâmil, evliyâullah, ricâlullah, erenler sabırla Allah yolunda cihad ediyorlardı. Birbuçuk aydan fazla, iki aya yakın zamandan beri buralarda Allah rızası için, fîsebîlillah cihad eden müslümanlar, nihayet bu taş duvarların üstüne Lâ ilâhe illallah bayrağını diktiler. İmanı bu şehrin surlarının içine soktular. İslâm'ın bayrağını buraya yerleştirdiler.

 Peygamber-i zîşân Efendimiz, o Sultânü'l-enbiyâ, o ekin bitmez Mekke kayalık dağları arasında dünyaya gelip peygamber olunca, o da Lâ ilâhe illallah bayrağını küfrün tepesine dikmek, küfrü müzmahil kılmak, küfrü yok etmek için aldığı emir icabı çalıştı.

 Efdalü mâ kultü ene ve'n-nebiyyûne min kablî lâ ilâhe illallâhu vahdehû lâ şerîke leh.

"Benim ve benden önceki bütün peygamberlerin söylediği sözlerin en faziletlisi, en güzeli, en yücesi, en yükseği, Lâ ilâhe illallâhu vahdehû lâ şerîke leh sözüdür."

Lâ ilâhe illallah "Allah'tan başka ilah yok, o var..." Vahdehû "O tektir. " Lâ şerîke lehû "O'nun mülkünde şerîki, ortağı, misli, dengi, küfüvvü, benzeri yoktur." Allah vardır, şerîki yoktur. Allah'tan sonrası mâsivallahın kıymeti de yoktur. Lâ ilâhe illallahu vahdehû lâ şerîke leh... En mühim söz, en yüksek hakikat, en kurtarıcı ip, en sağlam sarılacak kulp budur. Buna sarılan cennete gider, Allah'ın rızasına erer, iki cihan saadetine nâil olur.

Peygamber Efendimiz, hayatı boyunca bu uğurda çalıştı. Cezîretü'l Araptan -Arap Yarımadası'ndan- küfrü söktü. O zaman dünya üzerinde iki büyük merkez meşhur...

1. Sâsânî İmparatorluğu...

Ateşe tapıyorlar. Yezdan ve Ehrimen… Ateş, nur tanrısı ve zulmet tanrısı diye iki tanrı düşünüyorlar. Düalizm deniliyor.

Velem yekûn lehû küfüven ehad.

Allah'ın karşısında durabilecek dengi bir başka taraf var mı, karşı taraf var mı?.. Mümkün mü?.. Allahu Teâlâ hazretlerinin emrine, fermânına karşı çıkabilecek bir başka güç var mı?.. Öyle şey olur mu?..

Efendim işte, hani şeytan var, kâfir var...

Allah dilese kahreder ama imtihan olduğu için serbest bırakmış. Ondan yapıyorlar. Yoksa hiçbirisi de Allah'ın karşısında bir kuvvet değil...

İnnehû leyse lehû sultânün ale'llezîne âmenû ve alâ rabbihim yetevekkelûn.

Şu şeytan denilen mahlûkun saltanatı, gücü ve kuvveti yok. İman edenlere diş geçirecek, söz geçirecek bir hali yok. Rabbine tevekkül edenlere bir tesiri yok... Sadece söylüyor. Ancak vesvese veriyor, "Şöyle yap, böyle yap!" diye kandırmaya çalışıyor. Kanma!..

Allah ona da müsaade etmese, onu da yapamazdı. Ama;

Kâle rabbi feenzırnî ilâ yevmi yüb'asûn.

"Bana mühlet ver yâ Rabbi! Bu insanların ba'sü ba'de'l-mevt olup da tekrar huzuruna geleceği zamana kadar bana serbestlik tanı, ben de onları aldatayım!" dedi.

Allah fırsat verdiğinden şeytan o faaliyeti gösteriyor ama gücü yok!.. Kabahat şeytana uyanın, şeytanın vesvesesine kananın... Şeytan sadece vesvese veriyor. Allah;

"Bakalım, kulum şeytanın sözünü mü dinleyecek, Rahman'ın yoluna mı gidecek?.. Rahman'ın hizbine mi gelecek, şeytanın hizbine mi gidecek?.." diye konuşturuyor.

Bir Sâsânîler vardı, ateşe, nura, zulmete tapıyorlardı. Ahuramazda veya Hürmüz denilen tanrıları vardı. Ehrimen denilen cehennem tanrıları vardı.

2. Bizans vardı.

Ehl-i Kitab idi. Hz. İsa'ya tâbi insanlar idi ama imanlarını kaybetmişlerdi. İkona -put, heykel- yapıyorlar ve ona tapıyorlardı. Teslis'e kaymışlardı. İznik Konsili'nde oturmuşlar, kalkmışlar, konuşmuşlar, doğru akîdeyi bulamamışlar, yanlış inanca saplanmışlardı. İnançları bozuktu.

Müslümanlar Sâsânî İmparatorluğu'nu çatır çatır yıkıp geçtiler, ezip geçtiler. İran'ı geçtiler, Horasan'ı geçtiler, Mâverâünnehr'e girdiler, Mâverâünnehir'den öteye geçtiler. Hindistan'a gittiler, Çin'e ulaştılar... Kuzeylere, uçsuz bucaksız yerlere gittiler. Afrika'ya geçtiler. Afrika'da Atlas Okyanusu'na kadar uzanan bir İslâm imparatorluğu kurdular. Afrika'nın sahilleri Dârüsselâm gibi güzel isimlerle isimlenen İslâm şehirleri oldu. İslâm Hindistan'dan Hind-i Çin'e kadar uzandı.

O zaman, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem müslümanlara hedef gösterdi... Bir bilgi verdi, bir müjde verdi:

Letüftehanne'l-Kostantîniyyetü.

"Şu Bizans'ın merkezi olan, çok uzaktaki Kostantıniyye şehri var ya, mutlaka ve mutlaka müslümanlar tarafından fetholunacak!" dedi.

"Le" tekit edatıdır. "Tüftehu" "fetholunacak" demektir. Başına "le" gelince, "mutlaka; tekitli söylüyorum, gerçek söylüyorum, mutlaka fetholunacak" demektir. Sonra, sonuna "nûn-ı te'kîd-i sakîle", iki tane "nun" gelmiş.

"Bu ne demek?.."

"İstanbul şeksiz şüphesiz, mutlaka, muhakkak müslümanların eline geçecektir!" demek...

"Mutlaka fetholunacak! Olacak bu!.." dedi, Peygamber Efendimiz...

"Ne zaman söyledi?.."

Müşriklerin müslümanlara zulmettiği zaman söyledi. Kesin söyledi.

"Le tü'ftehanne'l Kostantiniyye"

Mutlaka ve mutlaka, muhakkak ki muhakkak o Kostantiniyye feth olunacak dedi. Doğru bir hadis-i şeriftir. Tahkik edilmiştir, doğrudur.

"Fe-leni'me'l-emîru emîruhâ." "Ne iyi komutandır, o ordunun komutanı..."

"Ve-leni'me'l-ceyşü zâlike'l-ceyş." "Ve o ordu ne güzel ordudur, ne mübarek ordudur."

Bu İstanbul'u fethedecek komutana sevgisini, methini söyledi.

"Ne iyi komutandır o komutan, ne iyi ordudur o ordu!.." dedi.

Resûlüllah bir iltifat etmiş, iltifatına canlar fedâ...

Herkes o nimete, o devlete, o saadete ermek için çırpındı.

Peygamber Efendimiz Hayber'in karşısında durdukları zaman da;

"Ben yarın sabah İslâm'ın sancağını içinizden bir şahsın eline vereceğim. Öyle bir şahsa vereceğim ki Allah onu sever, o Allah'ı sever!" buyurdu.

Gece herkes kıvrandı, uykusu kaçtı... Allah'ın sevdiği, Allah'ı seven bir insan şerefine ermiş olmayı herkes istedi.

Hz. Ömer;

"Ömrümde hiçbir şeyi o kadar arzu etmedim. 'Yarın sabah şu bayrağı Resûlüllah bana verse de, o iltifata ben ermiş olsam!' diye canım çok istedi." diyor.

Herkes gece heyecandan kıvrandı...

Ertesi gün şöyle bakındığı zaman, herkes, "Beni Resûlüllah kalabalıktan görsün, sen al bayrağı desin!" diye parmaklarının ucunda doğrularak kalkmış. Herkese baktı da Resûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem;

"Ali nerede?.." dedi.

"Yâ Resûlallah! Gözlerinde muazzam ağrı var, çok ağrıyor... Çadırda..." dediler.

"Çağırın onu!.." dedi.

Hz. Ali radıyallahu anh ve kerramallâhu veche'nin eline bayrağı verdi. Allah'ın sevdiği, kendisi de Allah'ın âşıkı olan Hz. Ali Hayber kalesini fethetti.

Perygamber Efendimiz, "İstanbul mutlaka fetholunacaktır. Ne iyi komutandır o komutan, ne iyi ordudur o ordu!.." buyurmuştu. Bu iltifata ermek için nice mücahitler canlarını verdiler.

Şu İstanbul, Resûlüllah'ın o iltifatına biz erelim diye 28 defa kuşatılmış... Emevîler zamanında kaç tane ordu geldi. Gemilerle denizden, karadan, çarpışarak, uğraşarak, didinerek İstanbul'a geldiler. Çarpıştılar olmadı. Karşı tarafta, Galata'da Arap Camii diye cami kurdular, koloni kurdular, uğraştılar, didindiler.

"Kime nasip oldu?.."

İstanbul'u fethetmek Fatih Sultan Muhammed cennetmekân hazretlerine nasip oldu.

"Nasıl bir insan?.."

Resûlüllah'ın methettiği, "ne güzel komutan" dediği insan... Asırlar önceden iltifat ettiği kişi... Yirmi iki-yirmi üç yaşında bir genç...

Siz kendi yaşınızı düşünün, kaç yaşında olduğunuzu düşünün; ondan sonra Fatih'i öyle düşünün...

Sahabeden nice insanlar fethetmek için buraya geldi. En meşhurları Hâlid b. Zeyd Ebû Eyyûb el-Ensârî hazretleri... Eyüb semtine adını veren, camisi olan, Peygamber Efendimiz'in mihmandârı, ev sahipliği yapmış, misafir etmiş; kurrâ hafız, Medine'nin camiinin imamlığını yapmış, Medine'nin valiliğini yapmış, büyük mücahit, vahiy kâtibi, Resûlüllah'a vahiy geldiği zaman vahiy yazmış insan...

Ebû Eyyûb el-Ensârî... Bizim başımızın tacı, bulunmaz insan...

O da bir efsâne... O da ciltlere sığmayan meziyetleri olan muazzam bir insan...

Fetih Fatih Sultan Muhammed Han'a nasip oldu.

"Neden?.."

Çünkü buraya bizim dedelerimiz zaten Allah'ın dinine hizmet için gelmişlerdi. Yerleri yurtları vardı. Senin yerin yurdun varken başka yer yurt arar mısın?.. Horasan vardı, Buhara vardı, Semerkand vardı, İran vardı... Bütün buralar onların yerleriyken, kefeni başına sarık diye dolayıp;

"Ölürsem beni buna sarsınlar!" diye, "Savaş olmadan emr-i Hak vâki olur, ölürüm, kefen lazım olur." diye, kefenini başına sarık diye sarıp, eşle dostla helâlleşip buraya cihada geliyorlardı.

Öyle geldiler buraya... Ahmed-i Yesevî hazretleri gönderdi.

"Gidin Anadolu'ya, oraları fethedin!" dedi. Dervişleri gönderdi, halifeleri gönderdi, şeyhleri gönderdi. Onların talebelerileri bayrakları ile geldiler.

Muazzam yıllar,muazzam zamanlar geçti. Buranın ahalisi de buraları hemen teslim etmedi... Ama müslümanlar cihad ede ede, anlata anlata, çalışa çalışa; kale kale, şehir şehir, belde belde fethettiler.

Rumeli'ye geçtiler, Rumeli'yi fethettiler. Ta ileriye kadar gittiler, burası kaldı. Çünkü kalın duvarları var... Duvarların önünde hendekler var... Hendeklerin içinde su var... İç duvarlar var... Öteki ordular fethedememiş.

Bunların enteresan ziftli bir ateşleri vardı. Yaklaşanların üstüne kazanla döküyorlardı, suda sönmüyordu. Suda sönmeyen "Rum Ateşi" denilen ateşleri vardı. Yanıyorlardı, kaleye tırmanamıyorlardı.

"Fatih Sultan Mehmed Han kaç tane yabancı lisan biliyordu?"

Türkçe, Arapça, Rumca, Bulgarca, Latince vs. vs. Çalıştı, düşündü, plan yaptı, proje yaptı. "Ben bunların tepesinden topları nasıl aşırtırım?" diye usta buldu, uzun toplar döktürdü. Ne kadar uzağa, kimbilir, ne kadar ağırlıktaki gülleleri atacak muazzam toplar döktürdü. Gidin, Ayasofya Camii'nin arkasında meydandaki topları görün!

O topları yaptı. Onlar için barutlar biriktirdi. İçine kürek kürek barut atıyorlar. Bu taraftan tutuşturuyorlar, öbür taraftan muazzam bir gümbürtüyle, çatlamadan patlamadan koca gülle gidiyor; surlara güm diye vurduğu zaman, duvarlar çatır çatır çatlıyordu. Koca surlar sallanıyor, çatlıyordu. "Evet müslümanlar kahramandır, mücahittir, çarpıştılar yendiler..." Fakat bu iş o kadar kolay değil...

"Çanakkale harbi nasıl oldu?" diye oradaki bir köylüye sorduk... Savaşa katılmış. Hocamız'a anlatırken;

"Ben de katıldım. Tariflere sığmaz Hocam!" dedi... "Düşmanla gırtlak gırtlağa geliyorsun, sarılıyorsun birbirinle mücadele için... Ya sen onu öldüreceksin, ya o seni öldürecek!.. Ölüm kalım mücadelesi... Korkunç bir şey, tariflere sığmaz!" dedi.

Bir savaşın kazanılması kolay olmuyor. Varna'da, 1444 tarihinde, II. Murad zafer kazanmış. Bin dört yüzlü yıllarda I. Kosova, II. Kosova zaferleri... Zafer kolay kazanılmıyor. Şimdi de öyle! Uğraşıyorsun kolay değil ama mühim olan hedef.

Peygamber Efendimiz, "Adana'yı, Antakya'yı, Halep'i fethedeceksiniz." demedi, "İstanbul fetholunacaktır!" dedi.

Fatih Sultan Mehmed'in yapamadığı ikinci bir gayesi vardı. İkinci gayesi, küfrün öteki merkezi olan Roma'yı fethetmekti. Roma'yı fethedecekti, onun hazırlığını yapıyordu. İstanbul'u fethetti, Roma'yı fethetme hazırlığına geçti. İtalya'nın güneyinde Otranto kalesini almıştı. Asker göndermişti, donanma göndermişti. İtalya'nın çizmesinin topuk kısmı Osmanlılar'ın eline geçmişti. Toranto veya Otranto kalesi müslümanların eline geçmişti, hazırlık yapıyorlardı.

Hayatının son emeli, yapmak istediği ikinci iş, Roma'yı fethetmekti. Roma'yı fethetmek için hazırlanırken zehirlendi, şehit oldu, vefat etti. O nasip olmadı.

Ondan sonra gelenlerin hayatları da ibretli...

Oğlu Sultan Bayezid, öteki oğlu Cem Sultan... İhtilâfa düştüler vs.

Burada küfrü yenmek için, Allah rızası için cihad ettiler. Korkuyorlardı, kolay değildi. Avrupa ondan önce, kaç sefer Haçlı ordusu tertip etmişti. Selçuklular zamanında, kaç defa Anadolu'yu çiğneyip, Adana'dan, Antakya'dan geçip Kudüs'ü, Urfa'yı almıştı. Antakya'da, Kudüs'te krallık kurmuşlardı. Urfa'da hristiyan krallığı kurmuşlardı.

Kolay değil... Koca Avrupa, kalabalık nüfus, toplanıp geliyorlardı. Yine gelebilir diye korkuyorlardı. Ama müslüman mücahittir, ölümden korkmaz!.. Korkmaz ama tedbir var... Çanakkale Boğazı'nda tedbir aldı. Çanakkale Boğazı'na giderseniz, Çanakkale şehrinin orada, Anadolu tarafında Fatih Sultan Mehmed Han'ın yaptırdığı bir kale var... Karşısında da Kilitbahir var... Kilid-i Bahir; denizi kilitleyen kale... Bu tarafta bir kale, öbür tarafta bir kale...

"Kim yaptırmış?.."

Fatih Sultan Muhammed Han yaptırmış.

"Niçin yaptırmış?.."

Çanakkale Boğazı'ndan düşman gemisi geçemesin; geçerse bombalansın, bu tarafa yardım getiremesin diye...

Sonra, Anadolu Hisarı'nın karşısında, üç ayda üç paşaya taksimat yapıp "Burada kale yapacaksınız!" dedi, Rumeli Hisarı'nı yaptırdı. Orayı üç ayda yaptılar... Birbiriyle yarıştılar, üç ayda o koca kaleyi yaptılar. Boğazın iki tarafından geçen gemilere dur dedikleri zaman, duruyordu. Bir tanesi durmak istemedi, denemek istedi, bir şey yapamayacaklarını sanıp geçmeye kalktı. Bir top attılar, batırdılar. Anlaşıldı ki bu kalelerin önünden düşman askeri geçemez!

O tedbirleri aldı, topları döktü, çalışmaları yaptı, uğraştı, didindi.

"Gaye ne?.."

Resûlullah'ın iltifatına ermek...

Resûlullah'ın emrini, İslâm'ın hedefini bilen ulemâ teşvik etti. Kaç sefer;

"Olmuyor, bak aylardır muhasara ediyoruz, fethedemiyoruz!" diye bu muhasarayı kaldırmak istedikçe, Akşemseddin diretti;

"Kaldırmayacaksın, devam edeceksin! Fetih olacak, korkma, müjde var, sana nasip olacak!.." diye söyledi.

Ve 29 Mayıs 1453 senesinde, 857 Hicrî yılında İstanbul'u "Allahu Ekber" sesleriyle, tekbirlerle, Lâ ilâhe illallah'larla Allah'ın mü'min, muvahhid, mücahit, mübarek, cennetlik kulları fethettiler.

Vur pençe-i Alî'deki şemşîr aşkına

Gülbangi âsmânı tutan pîr aşkına

Son savletinle vur ki açılsın bu sûrlar

Feth-i mübîni zâmin o tebşîr aşkına

Bak, İslâm'ın ruhunu bilen şair, nasıl ifade ediyor. Yeniçeri'ye gazel yazmış. Şair ama kalbi çalışıyor. Müslümanın hedefini, halkın nereden gelip nereye gittiğini biliyor. Orta Asya'dan gelmişiz, mü'miniz, ehl-i tevhidiz.

Ta Arnavutluk'a kadar gitti.

Fatih Sultan Mehmed zamanında Belgrad'a kadar Balkanlar fetholdu.

Bütün bunlardan bizim çok ibret almamız; bu olayları, hadiseleri unutmamamız, gayeyi şaşırmamamız lazım!..

Peygamber-i zîşânımız sallallahu aleyhi ve sellem çok vefalı bir insandı. Çok hatır-nüvaz, hatır kollayan ve kendisine yapılan iyilikleri daima iyilikle karşılayan, devam ettiren bir insandı. Medine'ye geldiği zaman Kuba köyünde gecelemiş, ondan sonra Medine'ye gelmiş… Her cumartesi Kuba'ya ziyarete giderdi. Mekâna bile vefası var...

Hz. Hatice'nin dostlarını daima kollardı. Kendi süt annesini daima arardı. Akrabalarını arar sorardı. Böyle iyi şeylerin hatırasını canlı tutardı. Bizim de mâzimizi unutmamamız lazım!..

"Biz kimlerin evlatlarıyız, biz neyiz, Allah'ın nasıl bir kuluyuz?.. Müslümanız, Müslümanlığın hedefi ne?.. Biz buraya niye gelmişiz, burada nasıl yaşıyoruz?.. Biz bu topraklarda doğduk ama bu topraklar eskiden bizim değildi; nasıl bizim oldu?.."

Gidin Fatih Sultan Mehmed Han'ın kabrine bakın! Fatih Camii'nin önünde… Bakın, görün, başka yerlerle mukayese edin!..

Bizim vefa göstermemiz lazım!..

Ahmed-i Yesevî hazretlerini su gibi bilmemiz lazım!.. Hikmetlerini herkesin okuması lazım!.. Dedelerimizi buraya Ahmed-i Yesevî hazretleri göndermiş. Hedefi Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem göstermiş; onlar da, "Cihad edin!" diye halkı, müridlerini, kendisinin sözünü dinleyen insanları bu tarafa yöneltmişler. Evliyâullah, ulemâ devletin ricâlini, askerin başındaki komutanları, "Şunu yapacaksınız! Şu tarafa gideceksiniz! Bunu yapmanız lazım!" diye öğretmişler, sevk etmişler, yöneltmişler, hedef göstermişler. Allah'ın dinine hizmet etmeyi gaye bilmişler. Şimdi biz onların o sözlerini hiç unutmamalıyız.

I. Murad, Murad-ı Hüdâvendigâr, Kosava'da elini açmış;

"Yâ Rabbi! Beni bu diyarda, bu kâfirlerin karşısında mağlup düşürme!.. Eğer askerim bu düşmanın karşısında mağlup olursa, bir daha buralarda sana ibadet edilmez, Lâ ilâhe illallah denmez. Bu adamlar haça taparlar, puta taparlar; sana ibadet edilmez. Ordum galip olsun, ben can derdinde, şan derdinde, ganimet derdinde değilim canım fedâ olsun!" demiş.

Böyle dua etmiş. Bu duayı unutmamamız lazım!.. Dünya saltanatı peşinde olan insan, bu sözü söylemez. Bu sözün üstüne bastırmamız, bu sözü çerçeveletmemiz lazım!..

"Benim canım fedâ olsun, yeter ki müslümanlar galip olsun!.. Burada 'Allah' denilsin, Lâ ilâhe illallah denilsin!.."

Mehmed Âkif'in;

Bu ezanlar ki şehadetleri dînin temeli

Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli dediği gibi.

"Bu Lâ ilâhe illallah burada söylensin, sönmesin!" diye dua etti. "Canım fedâ olsun!' dedi, Allah duasını kabul etti. Savaşı kazandıktan, savaş bittikten sonra, otağında, birisi ustalıkla, hainlikle, "Bir şey söyleyeceğim." diyerek yanına yanaşıp ani hareketle onu yaraladı, şehit etti, öldürdü.

Adamların gayesi saray değildi. Arazi, hazine, para derdinde değillerdi. "Canım fedâ olsun, yeter ki ben Allah'ın dinine hizmet edeyim!" düşüncesi içindeydiler.

Bu sultanların unvanlarını söylemiyorlar.

"Sultânü'l-guzâti ve'l-mücâhidîn." Bunların unvanı bu... Bunlar gazilerin, mücahitlerin sultanı... Buraya gelmişler, burada Allah yolunda gazâ ediyorlar, cihad ediyorlar. Onların başkanı bunlar... Osman-ı Gazi, Orhan-ı Gazi diyorlar.

Gazi, "gazâ edip Allah yolunda cihad etmiş insan" demektir... Unvanları buydu. Bunlar bununla iftihar ediyorlardı.

Bak bu sultanın ismi de Fatih... Sultan Muhammed demiyor, Fatih diyor. "Fetheden, İstanbul'u alan..." Bunların gayeleri dünya değildi.

İmtisâl-i "Câhidû-fi'llâh" olubdur niyyetim

Ehl-i küfrü serteser kahreylemektir niyyetim

Fazl-ı Hakku himmet-i cünd-i ricâlullah

Ehl-i küfrü serteser kahreylemektir niyyetim. diye.

Ondan sonraki Avcı Mehmed'in şiiri olduğu söyleniyor.

Câhidû fillâhi

"Allah'ın yolunda cihad edin diye Allah emretmiş. Bende namaz kıldırırken size okudum.

Öldüren, hayatı bitiren Allah; hayatı veren Allah... Hayatın miktarını da alnına yazan Allah...

"Hz. İbrahim'i Nemrud öldürebildi mi?.."

Öldürmek istedi. "Öldürün bunu!" dedi.

Harrikûhu ve'nsurû âliheteküm.

"Bu madem putları kırdı. Yakın bunu da tanrılarınıza yardım etmiş olun!" dediler. O kadar odunları yığdılar, tutuşturdular. Hz. İbrahim'i içine attılar. Yakamadılar. Allah öldürmeyince, bir insan ölmez. Allah bir insanın ölmesini yazdığı zaman da, öleceği zaman da, cümle tabîbân-ı cihân başına toplansa, onun ömrünü uzatamaz; o zaman da ölür. Öleceği zaman, vâdesi yettiği zaman;

Fe izâ câe ecelühüm felâ yeste'hirûne sâaten ve lâ yestakdimûn.

Biraz geriye gitmez, biraz öne gelmez; o anda ölür. Bu bizim Kur'ân-ı Kerîm'den gelen inancımız...

Allahu Teâlâ'nın Esmâ-i Hüsnâsı'ndan birisi "Muhyî"; "hayatı veren, yaşatan..." Bir tanesi de "Mümît"; "ölümü nasip eden, öldüren..." Ölüm Allah'tan, hayat Allah'tan... Ölüm Allah'ın emri, Allah'ın tayin ettiği zamanda...

Bizim dedelerimiz bu hakikatleri bildiklerinden ölümden korkmamışlar. Zaten ölümden korkmanın ölmemeye bir yararı yok, ölmemeyi sağlamıyor. Ölümden korkuyorsun, öleceksen yine ölüyorsun. Adam falanca yerden ölümden kaçıyor, filanca yerde ölüyor. Ecel geldiği zaman çare yok...

"Bu mübarekler ne yaptılar?.."

Allah yolunda cihad ettiler.

"Biz şimdi kimiz?.."

Biz de Ahmed-i Yesevî hazretlerinin, İstanbul'u fetheden Fatihler'in, şehitlerin, gazilerin torunlarıyız. Ama İslâm'ı, hayatın gayesini, hayatta yapmamız gereken hedefi unutmuşuz. Üzerimize düşen vazifeyi yapmıyoruz.

Ölmüş, şehit olmuşlar. Cennetlik olmuşlar. Şehit, daha kanının ilk damlası yere damlarken gözünden perdeler kaldırılır, cennetteki makamı kendisine gösterilir. Şehit, hem kendisi cennetliktir hem de ehl-i beytinden, etrafından nice tanıdığına şefaat eder. "Yâ Rabbi, bunları da cennete dahil eyle!" diye şefaat edip, onların da cennete girmesine vesile olur.

Şehit olmak büyük bir nimettir. Şehit olmak büyük bir devlettir. Şehit olmak bir gayedir. Şehit olmak müslüman için bir idealdir. Onun için İmam Câfer-i Sâdık hazretleri şöyle dua ediyor:

Allahümme ahyînî saîden ve emitnî şehîden.

"Yâ Rabbi! Sen beni said bir kul olarak; sana mutî, mü'min bir kul olarak yaşat! Şehit olarak öldür!.." Şekâvet ehlinden, eşkıyâ zümresinden değil de, süedâ zümresinden, said bir kul olarak yaşat! Bana sevdiğin bir kul olarak, cennetlik olarak ömür sürdür!.. Said olarak yaşat, şehit olarak öldür!..

Şehitlik bir gayedir. Şehit olmak bir idealdir. Şehit olmak herkesin arzusunun ana gayesi olması lazım!..

Bu mübarekler bunu bildiler, bunun için çalıştılar. Ehlullah, evliyâullah, ricâlullah olarak... Her birisi mübarek insanlar olarak... Bir vakit namazını kazaya bırakmamış insanlar olarak... Gusülsüz, abdestsiz gezmemiş insanlar olarak...

Düşmana saldırırken "Allah Allah Allah Allah" diye zikir ede ede yürümüş olan insanlar... "Zikrederken canımı vereyim, Allah derken ruhumu teslim edeyim!" diye çalışmış insanlar...

Tabii onlar en yüksek makamı buldular. Onların bize ihtiyaçları yok...

Bismillâhirrahmânirrahîm.

Ve lâ tahsebenne'llezîne kutilû fî sebîlli'llâhi emvâten.

"Allah yolunda savaşırken öldürülen kimseleri ölü sanmayın!

Bel ahyâün inde rabbihim yürzakûn. "Bilakis onlar hayattadır, diridir. Rablerinin huzurunda, Rableri tarafından kendilerine nimetler verilip, nimetlenip duruyorlar"

Yestebşirûne bi-ni'metin mina'llâhi ve fadlin.

"Allah'tan kendilerine verilen nimetleri, fazlı, ikramı, ihsânı arkadakilere söylemek istiyorlar."

Sesleniyorlar;

"Yâhu, çok güzel bir şeymiş bu şehitlik!.. Biz şehit olduk da Allah'ın rahmetine erdik; Allah'ın fazlına, ikrâmına mazhar olduk. Siz de korkmayın, mahzun olmayın, ölümden çekinmeyin!.. Allah yolunda gevşemeyin, Allah yolunda malınızı, canınızı esirgemeyin!.. Bu şehitlik çok güzel! Çok büyük mükâfâtlar var!.." diye bizi müjdelemek istediklerini Kur'ân-ı Kerîm bildiriyor... Müjdeliyorlar ama duyacak kulak lazım!..

Bedir harbinden sonra kâfirlerin ölülerini bir kuyuya attılar. Peygamber Efendimiz o kuyunun başına geldi;

"Ey kâfirler!.. Biz Allah'ın bize vaadettiği mükâfâtları bulduk, gördük, erdik. Siz de Allah'ın size söylediği azaplara daldınız mı, mâruz kaldınız mı?.. Siz de o azapları tattınız mı, söyleyin bakalım!.." diye ölmüş insanların leşlerine, cesetlerine seslendi.

Sahabe-i kirâm meraklandılar;

"Yâ Resûlallah! Duyar mı bu adamlar?.." dediler.

Ölmüş, kurumuş, kaskatı kesilmiş, üst üste yığılmışlar, atılmışlar, kuyunun içindeler.

"Sizden iyi duyarlar ama cevap veremezler! Cevap verse de siz duyamazsınız." buyurdu.

Arada bir perde olduğundan duyulmaz ama duyan duyar. Evliyâullah duyar, bilir, görür ama herkes görmez, duymaz.

 

Aziz ve muhterim kardeşlerim!

Şehitler müjdeliyor, bizleri sevdikleri için geride kalan bizlere, evlatlarına;

"Korkmayın, müjdeler olsun! Şehit olursanız, Allah yolunda çalışır, çarpışır, cihad ederseniz, Allah'ın dinine hizmet ederseniz nimet var, ikram var, ihsan var... Mahzun olmak yok, korkuya uğramak yok... Bu tarafta korkulu bir durum yok… Korkmayın, gayret!" diye sesleniyorlar ama onu duyacak kulak lazım!..

 

Muhterem kardeşlerim!

"Hayatımı koruyacağım" diye bütün gayeniz yaşamak olmasın!.. Çünkü zaten yaşamak ve ölmek elinizde değil... Gayeniz Allahu Teâlâ hazretlerinin rızasını, Allah'ın sevgisini kazanmak, Allah'ın dinine hizmet etmek olsun!.. Gayeniz iman bayrağını burçlara dikmek olsun... Emeliniz Ulubatlı Hasan olmak olsun... Allah'ın emrini herkese tebliğ etmek, Allah'ın emrini tutturmak olsun!..

Dedelerimiz buralarda şu yüksek surların üstünden merdiven dayayarak, ip kanca sallayarak, tırmanarak, topa tutarak, yarıklardan, yıkıklardan geçerek buraları fethettiler.

Şimdi İstanbul'un nüfusu 11,12 milyon, 12 küsür milyon. 12 milyon insan Fatih Sultan Mehmet Han'ın, Fatih Sultan Mehmet Han'ın ordusundaki; mücahitlerin, şehitlerin gazilerin isteğine göre, arzusuna göre yaşıyor muyuz. Yaşıyor musunuz. Yaşıyor muyuz...

Şimdi bu diyarda yaşayan insanlar imana göre yaşıyor mu?.. İstanbul'un nüfusu Fatih Sultan Mehmed Han'ın ve ordusundaki mücahitlerin, şehitlerin, gazilerin isteğine, arzusuna, idealine göre yaşıyor mu?.. Yaşıyor musunuz, yaşıyor muyuz?..

Bu kimin sorumluluğu? Bundan kim sorumlu? Bu vebal kimin?

Bizi! Neden? Bu diyarların sahibi biziz.

İstanbul'un sahibi kim? Hepimiz!

Parça parça, şu kadar şu kadar, hisse hisse İstanbul'un sahibi, Anadolu'nun sahibi biziz.

İslam Diyarı; Maveraünnehr'e kadar uzanmış, Seyhun Nehri'nin ötesine gitmiş. Öbür tarafta düşmanlar hücum etmiş. Bir kısmı budist, bir kısmı hristiyan.

Hristiyanlık neredeydi? Suriyedeydi. Nazirat Kasabasındaydı. Nasrâni diyoruz ya! Hz İsa nerede yaşadı? Filistin'de, o civarda yaşadı. Müslümanların Diyarı'nın öbür tarafından ta Moğolistan'a, Sibirya'ya hristiyanlık ne zaman gitmiş. Hiç merak ettiniz mi, araştırdınız mı, incelediniz mi? Bizim Çinliler kadar bir gayret-i diniyyemiz yok mu. O bozkırlardan gelen insanlar, şehirlerimize zarar vermesin diye dağların tepesinden, vadilerin içinden, öteki dağların üstünden, öteki dağın ötesine kaç bin kilometre Çin Seddi yapmışlar. Kaç bin kilometre, kolay mı...

Selâhaddin-i Eyyubi başına siyah sarık sarmış, gülmemeye azmetmiş. Gülmeyeceğim! Kudüs fethedilinceye kadar gülmeyeceğim demiş, gülmemiş. Yüzü asık, kaşı çatık durmuş. Neden!

İslam'ın üçüncü mukaddes şehri Kudüs hristiyanların emrinde diye. Gülmek bana yakışmaz demiş. Biz ne biçim Müslümanız ya. Bizim kendimizi düzeltmemiz lazım muhterem kardeşlerim

Bizim böyle mübarek günlerde meseleyi enine boyuna düşünmemiz lazım.

Ölebiliriz, ölüm Allah'ın emri. Biz ölmeyecek olduktan sonra onlar bizi öldüremez. Biz er gibi durduğumuz zaman; Fatih Sultan Mehmet Han gibi çalıştığımız zaman hiçbir şey yapamazlar. Fatih Sultan Mehmet Han gibi hem Müslüman ol, hem de Fatih Sultan Mehmet Han'ın hazırlandığı gibi -teknik yönden- hazırlan!

Burada bir kızcağız kurslara gitmiş, computer kullanmayı öğrenmiş . Hoşuma gitti. Bir işe girmiş, aferin dedim kendi kendime. Sen de computer kullanırsan, sende çalışırsan, sende uğraşırsan, çabalarsan sende ilerlersin.

Japonlar, Amerikalılar'ın memleketlerine geldiği zaman; hükümdarlarının yanına sürüne sürüne, eteğini öpen, dizini öpen insanlardı. Medeniyetleri yoktu, kamıştan evleri vardı.

Baktılar ki pabuç pahalı. Baktılar ki o gidişle olmuyor, uğraştılar, çalıştılar çabaladılar. İmparator, Japon gençlerini seçti, Avrupa'ya Amerika'ya ihtisasa gönderdi.

Göndereceği gün hepsine ucu kıvrık hançer hediye etti. Hepsine birer tane hançer hediye etti. Dedi ki:

Gittiğiniz yerde öğreneceğiniz ilmi tam öğrenin, imtihanları başarın, öğrenemezsiniz Japonya'ya gelmeyin. Bu hançeri size verdim ya hançeri saplayın bağrınıza, cart yırtın ölün!

Bizimkiler ne yaptılar. Senin Fransa'dan, İngiltereden, Almanyadan -teknoloji bakımından-öğreneceğin bir şey yok muydu. Memleketin böyle mi kalması lazımdı.

Devlet-i Âliye'yi Osmaniye bu ya!

Yedi düvele tir tir titretiyordu bu devlet-i Osmaniyye. Senin bu devletin küçük bir devlet miydi. Gidenlerin her birisi alim olarak dönecekti, her birisi fabrika kuracaktı.

Memleket ne oluyor, sanayi ne oluyor, silah sanayi ne oluyor. Memleketi korumak nasıl olacak. Aletler, edevat hepsi Japonya'dan geliyor.

Bak işte Çine giden heyet Çin'e hayran kalmış. Şanghay'ı görünce ağzı açık kalmış. Allah Allah 21. yüzyıla girmiş demişler.

Ben geçen sene, bu adamlar 21. yüzyıla girmişler, bizden çok ileride ler -ilk defa Singapur'a gidip geldiğim-zaman dedim. Millet uyuyor.

Afrikalılar bizi geçti küçük küçük devletler bizden ileri duruma geldi.

6 milyon, 8 milyon nüfusu olan İsveç; uçak yapıyor, kamyon yapıyor, her şeyi yapıyor. Atom santrali ile ülkesinin enerjisini sağlıyor. Bizde hiçbir şey yok!

Bu neden!

Kanımızın donmasından, şehit evladı olduğumuzu unutmamızdan, müslümanlığımızın- imanımızın gerekliliğine göre yaşayamamızdan, islamı doğru anlayamamamızdan, Fatih Sultan Mehmet Han gibi iyi bir müslüman neler yapmalıymış, nasıl olmalıymış diye düşünüp de doğruyu bulamamamızdan.

Millet sanıyor ki; iyi müslümanlık sarık sarmak, cübbe giymek. Sarık modası cübbe modası!

İyi güzel kardeşim ama sen Amerikalıyı yenecek çalışma yapıyorsan o zaman iyi.

Bak Fatih Sultan Mehmet hem müslüman, hem de teknolojide birinci. Öyle çalışmış, öyle çalışıyorlar. Çin öyle çalışıyor, başka milletler öyle çalışıyor.

Onun için aziz ve muhterem kardeşlerim; şehitlerimizden şefaat isteyelim. Onlar imtihanları başardılar, Allah'ın rahmetine erdiler, cennetlik oldular, ahirete gittiler.

Tabii biz de onların evlatlarıyız. Yaşayan insan ne yapar? Kur'an-ı Kerimler hediye eder, dualar eder. Onların ihtiyacı yok. Onlar zaten cennetlik. Bizim onları sevmemiz, onları örnek almamız, onların yolundan gitmemiz lazım!

Allah onların şefaatlerine bizleri nail eylesin.

Allah hepinizden razı olsun.

Selamün aleyküm ve rahmetullah ve berekatuhu

Bir Sonraki

29.05.1998 -

Fetih

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
16.04.1997 - Arafat Duası
26.05.202626 dk 16 sn
13.11 1995 - Mehmed Zahid Kotku Kabri Başında Dua
26.07.202512 dk 48 sn
28.05.1999 - Fatih Sultan Mehmed'in Kişiliği, Fetih Ruhu
28.11.202350 dk 52 sn
02.11.2000 - Ramazanın İlk Gecesinin Fazileti, Kadir Gecesi, İftar Ettirmek
28.11.202342 dk 46 sn
00.12.2000 - Orucun Önemi, Orucu Zedeleyen Şeyler, Oruçlunun Mükafatı
28.11.202322 dk 7 sn
29.12.1999 - Kul Hakkı, Deccal, Veda Haccı
28.11.202316 dk 24 sn
29.06.1985 - Bayram Kutlamaları, Ramazan Sonrası, Şevval Orucu
28.11.202332 dk 17 sn
29.05.1987 - Ramazandan Sonraki Halimiz
28.11.202358 dk 16 sn
28.12.1999 - İtikaf
28.11.202344 dk 11 sn
27.11.2000 - Ramazan Ayının Başı, Sahur Vakti, İbadet
28.11.202318 dk 20 sn
26.05.1995 - Aşure Günü, Nafile Oruçlar
05.07.202518 dk 7 sn
26.04.1990 - Ramazandan Sonra İbadetlere Dikkat, Mümin Kardeşine Memnun Etmek, Bayram, Ariflerin Özellikleri
20.03.202629 dk 12 sn
24.03.1993 - Ramazanda Kazanılan Mükafatlar, Aileye Verilen Önem, Ramazan Sonrası İbadetler
28.11.202331 dk 39 sn
22.11.1999 - Berat Kandili
02.02.202640 dk 4 sn
21.12.2000 - İtikaf, Çocuk Yetiştirme
28.11.202315 dk 25 sn
21.01.1990 - Peygamber Efendimizin Yemin Etmesi, Bayram Namazına Gitmesi, Hutbesi, Zemzemin Faziletleri, Ailenin Önemi
28.11.202323 dk 21 sn
20.06.1985 - Bayram Namazı Öncesi, Ramazandan Sonra, Şevval Orucu, İmanın Tadı, Ramazan Bayramı
28.11.202334 dk 4 sn
19.11.1989 - Mescidden Kalkarken Okunacak Dua, Peygamber Efendimizin Bayram Namazına Ailesini Getirmesi
28.11.202326 dk 55 sn
19.06.2000 - Kuran Kıraati
28.11.202316 dk 5 sn
18.04.1997 - Kurban Bayramı, Yardımlaşma, Hac Manzaraları
26.05.202630 dk 23 sn
17.12.2000 - Gece Namazı, Ramazandan Sonra Alışkanlıkların Devam Etmesi
28.11.202337 dk 27 sn
16.05.1997 - Muharrem, Aşure Gününün Önemi, Orucun Fazileti, Muharremde Neler Yapılmalı
28.11.202323 dk 24 sn
16.05.1997 - Aşure Günü
28.11.202328 dk 32 sn
16.01.1999 - Sabah Ve İkindi Namazlarının Önemi
28.11.202322 dk 14 sn
15.12.2000 - İtikaf Fazileti
28.11.202323 dk 7 sn
15.12.1999 - Müminin Güzelliği, Hikmet, Kardeşin İhtiyacını Görmek
28.11.202339 dk
15.07.1990 - Tevhid, Namaz, Zekat
28.11.202323 dk 11 sn
14.01.1999 - Kadir Gecesi
28.11.202339 dk 46 sn
13.12.2000 - Cennet Ve Oruç
28.11.202333 dk 34 sn
13.01.1999 - İslamda Kardeşlik
28.11.202335 dk 30 sn
11.01.1998 - Ramazandan Sonra Hali Muhafaza Etmek
28.11.202332 dk 53 sn
10.01.2001 - Güzel Ahlak Sahibi Olmak, Zikir
28.11.202323 dk 19 sn
07.12.2000 - Oruç Tutmak, İftar Ettirmek
28.11.202326 dk 29 sn
07.01.2000 - Ramazanın Son Günü
28.11.202331 dk 49 sn
06.05.1990 - Bayram Eğlenceleri, Cumanın Önemi, Peygamber Efendimiz
28.05.202627 dk 34 sn
05.07.1990 - Hac, Mazlumun Günahını Almak, Dürüst Olmak, Güvenilir Olmak, Sözünde Durmak
28.11.202316 dk 16 sn
05.04.1992 - Ramazandan Sonra, Ramazanın Mükafatı, Sünneti Seniyye
28.11.202340 dk 41 sn
05.04.1992 - Ramazandan Sonra, Ramazanın Mükafatı, Sünneti Seniyye, Ahmet Ziyaüddin Gümüşhanevi
28.11.202356 dk 20 sn
05.02.1992 - Güzel Ahlakın Önemi
28.11.202315 dk 26 sn
05.01.1998 - Ramazanda Takva Sahibi Olmak
28.11.202321 dk 56 sn
04.00.0000 - Allahın Seveceği Kullar
28.11.202343 dk 30 sn
03.12.2000 - Orucun Mükafatı, Oruç Adabı
28.11.202324 dk 7 sn
00.12.2000 - İftarı Suyla Açmak, Sahura Kalmak, Yalan Yere Yemin, Gıybet
28.11.202322 dk 34 sn
00.12.2000 - Cennetin Ramazan Ayında Süslenmesi
28.11.202335 dk 4 sn
00.00.2000 - Ramazanda Sahura Kalkmak, Hilalin Görünmesi
28.11.202314 dk 3 sn
00.00.2000 - Ramazan, İftar Ettirmek
28.11.202342 dk 4 sn
00.00.2000 - İftar Ettirmek, Oruçlunun Yanında Yemek
28.11.202316 dk 5 sn
00.00.1999 - Ramazan, Orucun Faydaları
28.11.202322 dk 2 sn
00.00.1999 - Güzel Ahlak, Münafığın Alametleri
28.11.202322 dk 13 sn
00.00.0000 - İyi Ve Kötü Huy, Toplum Ahlakı, Kullara İyilik, Kullara Kötülük
28.11.202328 dk 16 sn
26.12.2000 Ramazandan Sonrası, Allahın Adını Anarak Birşey İstemek, Münafığa Efendi Demek, İyilik
20.04.202324 dk 8 sn
27.07.1996 Peygamber Efendimizin Soyu, Peygamber Özellikleri
03.09.202547 dk 7 sn
Mahmud Esad Coşan Hocaefendinin Çeşitli Sohbetlerinden Mehmed Zahid Kotku
18.09.202029 dk 19 sn
25.10.1995 - M. Zahid Kotku Hocaefendinin Hayatı
04.06.202057 dk 9 sn
13.11.2000 - M. Zahid Kotku Hocaefendinin Özellikleri, Şemaili, Kerametleri
18.09.202028 dk 58 sn
13.11.1999 - Hak Din İslam, Sünnete Uygun Müslümanlık, Tasavvuf
04.06.202044 dk 25 sn
13.11.1994 - Alimlerin Önemi
15.07.202642 dk 34 sn
13.11.1993 - M.Zahid Kotku Hocaefendi Anma Programı
04.06.202031 dk 25 sn
13.11.1992 - M.Zahid Kotku Hocaefendi ve Teslimiyet
26.07.202539 dk 41 sn
06.11.1997 - Recebin Önemi, Tevbe Etmek, Regaip Kandili
25.12.202548 dk 16 sn
06.00.0000 - Receb, Şaban, Ramazan, Regaip Kandili, Recebin İlk Günü ve Cuma Gecesi
18.02.202143 dk 2 sn
28.09.2000 - Regaip Kandili, Receb Ayının Faziletleri
18.02.202129 dk 38 sn
14.09.1999 - Recebin İlk Cuma Gecesi
18.02.202147 dk 46 sn
13.03.1986 - Recep Ayı
25.12.202533 dk 57 sn
09.01.1992 - Recep Ayının Faziletleri, Üç aylar
18.02.202134 dk 13 sn
08.12.1994 - Regaib Kandili, Recebin Önemi, İlk Cuması
18.02.202138 dk 5 sn
25.12.1996 - Berat Kandilinin Önemi, Affedilemeyenler
25.03.202131 dk 47 sn
22.11.1999 - Berat Kandili, Duhan Suresi
06.03.202340 dk 4 sn
20.11.1988 - Berat Kandili, Sevap Kazanmak
25.03.202124 dk 33 sn
14.12.1997 - Berat Kandili, Affedilecek ve Edilmeyecek Olanlar
17.03.202238 dk 9 sn
11.03.1990 - Berat Kandilinin Önemi, İhyası ve Ramazana Hazırlık
25.03.202151 dk 41 sn
10.11.2000 - Berat Kandili
25.03.202160 dk 30 sn
10.11.2000 - Berat Kandili, Allahı Zikretmek, Tevbe Etmek
25.03.202128 dk 23 sn
04.05.1985 - Berat Kandilinin Faziletleri
25.03.202138 dk 45 sn
03.12.1998 - Berat Kandilinde Duaların Kabul Oluşu
25.03.202136 dk 53 sn
00.00.1987 - Berat Kandili, Berat Kandilini İdrak Etmek
17.03.202227 dk 37 sn
31.01.1992 - Mirac Kandilinde Oruç Tutmanın Sevabı
08.03.202118 dk 50 sn
28.04.1984 - Miraçta Peygamberimizin Yaşadıkları
08.03.202152 dk 33 sn
27.05.2000 - Mirac Gecesinde Görülenler, Faiz, Namaz
08.03.202119 dk 7 sn
26.11.1997 - Mirac Hadisesi
17.02.202337 dk 53 sn
24.10.2000 - Mirac, İsra Hadisesi, Kandili İdrak Etmek
08.03.202148 dk 26 sn
19.12.1995 - Mirac Hediyeleri
15.01.202652 dk 52 sn
19.01.1993 - Mirac Kandili
08.03.202151 dk 41 sn
15.02.1981 - Peygamberimizin İsra ve Mirac, Miraçta Gördükleri
08.03.202122 dk 2 sn
06.04.1986 - Mirac Kandilinin Önemi, İsra Hadisesi, Oruç ve Nefis Terbiyesi
06.02.202433 dk 50 sn
30.09.1990 - Peygamber Efendimizin Son Peygamber Oluşu, Peygamber Sevgisi
26.09.202339 dk 52 sn
29.08.1993 - Peygamber Efendimiz, Mevlid Kandili
04.06.202035 dk 13 sn
19.09.1991 - Mevlid Kandili, Peygamberimizin Dünyaya Teşrifi
24.08.202637 dk 43 sn
15.07.1997 - Mevlid Kandili, Mekke
04.06.202058 dk 16 sn
14.11.1986 - Mevlid Kandili, Peygamberimizin Hadis Yolu Oluşu
04.06.202043 dk 32 sn
14.06.2000 - Mevlid Kandili
04.06.202018 dk 16 sn
10.10.1989 - Peygamber Sevgisi, Sünnete Uymak
04.06.202063 dk 22 sn
08.08.1995 - Mevlid Kandili
24.08.202642 dk 22 sn
25.01.1998 - Kadir Gecesi
04.06.202030 dk 36 sn
23.12.2000 - Kadir Gecesinin Önemi, Kuran-ı Kerim
04.06.202034 dk 23 sn
20.03.1993 - Kadir Gecesinin ve Ramazanın Önemi, Rahmetten Ümit Kesmemek
04.06.202041 dk 26 sn
15.06.1985 - Kadir Gecesi, Halis Niyet
04.06.202038 dk 20 sn
15.02.1996 - Kadir Gecesinin Ramazanın 27.Günü Olması
04.06.202028 dk 10 sn
14.01.1999 - Kadir Gecesinin İhyası
04.06.202040 dk 20 sn
07.07.1983 - Dua
04.06.202032 dk 20 sn
03.01.2000 - Kadir Gecesi
04.06.202050 dk 56 sn
29.05.1998 - Fetih
04.06.202050 dk 51 sn
29.05.1990 - Vatan, Fatih ve Fetih
04.06.202045 dk 19 sn
28.05.1999 - Fatih Sultan Mehmet'in Çevresi,Fetih Ruhu
04.06.202047 dk 17 sn
29.05.1987 - Ramazan Bayramı, Takva, İman, Ramazandan Sonraki Halimiz
04.06.202033 dk 52 sn
21.01.1990 - Zemzemin Taşınması, Peygamber Efendimizin Özellikleri
04.06.202023 dk 21 sn
20.06.1985 - Bayram Kutlamaları, Ramazandaki Sevaplar, Ramazan Sonrası, Şevval Orucu
10.04.202431 dk 38 sn
09.02.1997 - Bayram Tebriği, Sadaka Vermek, Şevval Oruçları, Bayram Sonrası
31.03.202528 dk 16 sn
08.01.2000 - Bayram Tebriği, Bayramdan Sonra Oruç Tutmak
21.03.202621 dk 7 sn
06.05.1990 - Bayramda Def Çalınması, Cumaya Temiz Gitmek, Peygamber Sevgisi
04.06.202028 dk 26 sn
28.04.1996 - Kurban Bayramı, Kurban Kesmenin Fazileti
27.05.202626 dk 11 sn
18.04.1997 - Kurban Bayramı, Salatu Selam, Ziyaret Etmek, Sadaka Vermek
04.06.202027 dk 57 sn
17.04.1998 - Hac Sonrası, Büyük Mescitlerde İbadet, Avrupa Ülkeleri
02.08.202036 dk 52 sn
17.03.2000 - Kurban Bayramı, Kurban Kesmenin Fazileti
07.06.202525 dk 32 sn
05.04.1998 - Kurban Bayramı, Ziyaretleşme, Hediyeleşme
28.05.202623 dk 45 sn
01.07.1990 - Arefe Günü, Arafatta Dua, Hac, Kalb Temizliği
15.06.202430 dk 29 sn
AKRA