İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0607:3908:2412:5315:3717:5619:24
Kabe

102.Bakara (213) Ümmet-i Muhammed ve Diğer Ümmetler

102.Bakara (213) Ümmet-i Muhammed ve Diğer Ümmetler
Tefsir Sohbetleri

102.Bakara (213) Ümmet-i Muhammed ve Diğer Ümmetler

15.08.2024
54 dk 4 sn

Esselâmü aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtühû!

Aziz ve sevgili dinleyiciler!

Bakara Sûre-i Şerifesi'nin 213. ayet-i kerimesini okuyoruz. 

Euzü billâhi mineşşeytanirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm:

Kânen-nâsü ümmeten vâhideten febeasallahün-nebiyyîne mübeşşirîne ve münzirîn, ve enzele meahümül-kitâbe bil-hakkı liyahküme beynen-nâsi fîmahtelefû fîh, ve mahtelefe fîhi illellezîne ûtûhü min ba'di mâ câethümül-beyyinâtü ba'yen beynehüm, fehedallahüllezîne âmenû limahtelefû fîhi minel-hakkı biiznih, vallahu yehdî men yeşâü ilâ sırâtın müstakîm. (Bakara: 213) 

Sadakallahul azîm.

Bir ayet-i kerime. Bu ayet-i kerimenin önce mânâsını, mealini nakledelim:

(Kânen-nâsü ümmeten vâhideten) "İnsanlar, halk bir tek ümmet idiler. (Febeasallahün-nebiyyîn) Allah peygamberleri gönderdi; (mübeşşirîne ve münzirîn) müjdeleyiciler ve ihtar ediciler, ikaz ediciler, korkutucular olarak..." Yâni, "Allah'ın emirlerine itaat ederseniz; cennete girersiniz, ebedî saadeti bulursunuz. Allah'a asî olursanız; cehenneme düşersiniz, ahirette ebedî azaba uğrarsınız." diye cenneti müjdelemek, azabı hatırlatıp insanları tahzir etmek, korkutmak ve ikaz etmek, uyarmak için.

(Ve enzele meahümül-kitâbe bil-hakkı) "Ve o peygamberlerle beraber, hak ile, hak olarak kitabı indirdi. (Liyahküme beynen-nâs) İnsanların arasında o peygamber, o vazifeli şahıs hükmetsin; (fîmahtelefû fîh) aralarında ihtilaf ettikleri konularda hakim olsun, hakem olsun, doğru hükmü versin diye, Allah o peygamberlerle beraber kitap indirdi."

(Ve mahtelefe fîhi illellezîne ûtûhü min ba'di mâ câethümül-beyyinât) "Amma bu konuda, ancak kendilerine beyyineler, belgeler, kanıtlar geldikten sonra, kendilerine o kanıtlar gelen insanlardan başkası ihtilafa düşmedi, onlar ihtilafa düştüler."

Allah peygamberleri ve kitabı onların ihtilaflarını çozmek için gönderdi, ama yine ihtilafa onlar düştü. Yâni ihtilafları çözümlensin diye, kendilerine peygamber gönderilen, kitap indirilenler yine ihtilifa düştüler. Neden? (Ba'yen beynehüm) "Aralarında zulmederek, kıskançlıkla, hırsla, zulümle, o çeşit duygulara kapılarak, yine onlar ihtilafa düştüler."

(Fehedallahüllezîne âmenû) "Bu durumda Allah iman edenleri hidayete erdirdi. (Limahtelefû fîhi minel-hakkı biiznih) 'Hak nerdedir, şurda mıdır, burda mıdır?' diye hak konusundaki ihtilaflarında kendi izni ile, lütfu ile inananları hidayete erdirdi. O ihtilafların içinden çıkarttı, onlara doğru yolu buldurup doğru yola sevkeyledi."

(Vallahu yehdî men yeşâü ilâ sırâtın müstakîm.) "Ve Allah dilediği kimseleri sırat-ı müstakîme sevkeder, yöneltir, sırât-ı müstakîmi buldurur." Dilemediklerine buldurtmaz, istediğine verir. İstemediğine, lâyık olmayana hidayeti vermez.

Bu bir ayet-i kerime, Bakara Sûre-i Şerîfesi'nin 213. ayet-i kerimesi. Ama insanlığın yeryüzüne geldiği ilk andan, Peygamber Efendimiz'e bu ayetin indiği zamana kadar, insanlığın tarihini anlatan, durumlarını kısaca özetleyen bir ayet-i kerime. Peygamberleri, peygamberlerin vazifesini anlatan, önemli bir takım bilgileri bize öğreten bir ayet-i kerime. Buradan kesin olarak öğreniyoruz ki, (Kânen-nâsü ümmeten vâhideten) "İnsanlar tek bir ümmet idiler." Ümmet ne demek? İ'timâm eden, birbirleri ile uyuşan, bir araya gelen insanlar. Uyumlu insanların bir araya getirdiği topluluğa ümmet deniliyor.

Tabii ümmetin Kur'an-ı Kerim'de, bir topluluğa isim olduğu gibi, bir tek şahıs olduğu halde İbrâhim AS'a da sıfat olarak verildiğini görüyoruz.

(İnne ibrâhîme kaniten lillâhi hanîfâ) "İbrâhim AS şüphesiz Hakka meyilli, Cenâb-ı Hakk'a ibadet arzusuyla dolu, itaatkâr, ibâdetkâr bir ümmet idi." (Nahl: 120) Yâni tek kişi olduğu halde ümmet vasfı İbrâhim AS'a verilmiş. Topluluk ismi gibi olduğu halde, bir çok bireylerden meydana gelen bir topluluğu anlattığı halde, umûmiyetle ümmet deyince aklımıza o geldiği halde, bir kişi için de kullanılabiliyor.

Bazen de bir zaman için kullanılıyor. Ama burada, (Kânen-nâsü ümmeten vâhideten) "İnsanlar tek bir ümmet idiler." buyruluyor. (Febeasallahün-nebiyyîne mübeşşirîne ve münzirîn) Fe'ye burda ta'kıbiyye derler. "Ondan sonra Allah, müjdeleyiciler, ikaz ediciler olarak peygamberleri gönderdi."

Bu insanlar ilk başta nasıl bir ümmet idiler, nasıl bir topluluk idiler? İnsanlardan ayrı varlıklara da ümmet deniliyor; kuşlar, karıncalar, diğer vahşî cinsler... Onlar da uyumlu, birbirlerine benzer şeyler oldukları için, onlara da;

(Ümemün emsâlüküm) "Sizin gibi ümmetlerdir." deniliyor Kur'an-ı Kerim'de. (En'am: 38)

İnsanlar tek bir ümmet idi, çeşit çeşit değildi, aynı durumda idiler. Ondan sonra Allah müjdeleyiciler ve ikaz ediciler olarak peygamberler gönderdi.

Şimdi bu ayet-i kerimenin kıraatini Abdullah ibn-i Mes'ud kıraatinde, (Kânen-nâsü ümmeten vâhideten fahtelefû) diye okumuşlar. Çünkü zâten başka ayet-i kerimeler var:

(Ve mâ kânen-nâsü illâ ümmeten vâhideten fahtelefû) (Yunus, 19) ayetinde olduğu gibi, burda da (fahtelefû) diye okumuşlar. "Tek bir ümmet idiler, ihtilafa düştüler de, onun üzerine Allah peygamberleri müjdeciler ve ikaz ediciler olarak, korkutucular olarak ba'seyledi, gönderdi." diye, öyle okumuş. "Übey ibn-i Ka'b RA de öyle okurdu." diye, Ebû Âliye (Rh.A)'den rivayet olunmuş.

Tabii insanların tek bir toplum halinde iken, tek cins, tek görünümlü, tek vasıflı, aynı durumda iken, ihtilâfa düştüğünü bu ayet-i kerimenin içindeki, ilerideki (ihtelefû fîhi) kelimesinden de sezinliyoruz. Ne buyruluyor? "Allah peygamberleri müjdeciler ve uyarıcılar olarak gönderdi. Onlarla beraber hak ile kitabı inzal etti, indirdi. Neden? (Liyahküme beynen-nâs) O peygamber, insanlar arasındaki ihtilaf ettikleri konuları hükme bağlasın, hükmetsin, doğruyu göstersin diye."

Demek ki insanların çoğalmasıyla, sonradan aralarında ihtilaflar çıkmış, ayrılıklar gayrılıklar olmuş, fikir ayrılıkları doğmuş ve çeşit çeşit gruplar olmuşlar da, ondan sonra peygamberleri Allah göndermiş.

Bizim inancımız, Allah-u Tealâ Hazretleri'nin ilk peygamber olarak, ilk insan Adem AS'ı gönderdiği tarzında. İlk insan, ilk peygamber olunca, ondan sonraki insanlar da, yâni onun evlatları Adem AS'a tâbî, tek bir ümmet idiler.

Katâde İkrime'den naklen, İbn-i Abbas RA'nın şöyle dediğini naklediyor:

(Kâne beyne nûhin ve âdeme aşeratü kurûn) "Nuh AS'a kadar, Adem AS ile arasında Nuh AS arasında on karn vardır." Kurûn karn kelimesinin çoğulu. Karn ne demek? On karn vardı; yâni on asır, veya on devre, veyahut on nesil vardı. Artık bu karn'dan, kurun'dan maksad nedir Allah bilir. Ama, Nuh AS ile Adem AS arasında uzun bir zaman geçtiğini görüyoruz, biliyoruz. Bilgileri topladığımız zaman, öyle olduğunu anlıyoruz.

Nuh AS'ın zamanında insanların çoğunun putlara tapmağa başlamış olduklarını da, Kur'an-ı Kerim bildiriyor. Yauk ve Nesir ve diğer bazı putlara taptıklarını, Nuh AS'ın onları putlara tapmaktan vazgeçirmeğe çalıştığını ayet-i kerimelerden biliyoruz.

(Küllühüm alâ şerîatin minel-hak) "Hepsi bunların hak üzere, Hak'tan olan bir şeriat üzere idiler, hak şeriat üzere idiler." Yâni Adem AS'ın öğrettiği bilgilerle idare ediyorlardı. Ama tabii, zaman geçtikten sonra, (Fahtelefû) ihtilaflar çıktı. Nesiller çoğalınca, sayılar artınca, bölgelere yayılınca, bu nesillerde ihtilaflar çıktı. Çünkü bazen bir olayı seyreden insanlar bile, onu başka başka anlatırlar. Hele o anlatım başka başka şehirlere gidince, başka başka rivayetler halinde sonradan dallanır budaklanır. Bu işin çoğalmasının, genişlemesinin olağan bir sonucu oluyor.

(Fahtelefû) İhtilaf ondan sonra çıktı. (Febeasallahün-nebiyyîne mübeşşirîne ve münzirîn.) Ondan sonra Allah-u Tealâ Hazretleri Peygamberleri müjdeleyiciler, Allah'ın ni'metlerini müjdeleyici, cenneti müjdeleyiciler olarak; Allah'ın azabını anlatıp Allah'ın azabından korkutucu, ikaz ediciler olarak; çıkarttıkları ihtilafları bıraksınlar, yanlış yola sapmış olanlar yanlış yollarını değiştirsin diye, Allah o peygamberleri gönderdi.

İbn-i Abbas'ın bu rivayeti böyle açıklaması ayet-i kerimeyi sonra Abdullah b. Mes'ud'un, Ubey ibn-i Kaab'ın kendi nüshalarında, (Kânen-nâsu ümmeten vahideten fahtelefû) diye, (fahtelefû) kelimesini ekleyerek, bu ayeti kerimeyi böyle kıraat eylemeleri, insanların iyi yolda iken sonradan zamanın geçmesi ile bozulduğunu gösteriyor.

İkinci bir rivayet daha var: O da yine Avfî tarafından İbn-i Abbas'a isnad edilerek nakledilmiş, orada da deniliyor ki:

(Kânen-nâsü ümmeten vâhideten, yekùl: Kânû küffâren) "Eskiden insanlar kâfirlerdi de, Allah peygamberleri onlara imanı öğretsin, cenneti anlatsın, cehennemi anlatsın diye gönderdi." diye de böyle bir rivayet var.

Yâni bu insanların bir oluşları, ihtilafsız oluşları, hepsi iman üzere miydi? Evet! Umumi görüş bu. Ama bazıları da diyor ki, hepsi yamuk halde, sapık halde idi, Allah peygamberleri ondan gönderdi. Ama biz biliyoruz ki, Adem AS da ilk peygamber, O da Allah'ın emirlerini anlattı. Kendisi de Allah'ın emirlerine uymakla vazifeli idi. Ona hitaben gelen ayet-i kerimeler bunları gösteriyor.

Demek ki doğru olan, önce iman üzereydiler, insanlık imanla başladı, peygamber ile başladı. İnsanlar sonradan çeşitli sebeplerden imanı kaybettiler, bozdular. Kimisi atalara taptı, kimisi başka şeylere taptı. Yâni insanoğlu yaşam tecrübesini ilerletirken, çevreyi tanıyacağız derken, kendilerini o anda ikaz edecek kimseler olmadığı için, şeytanın kandırması ile, bazıları bu tapma işinde yanlış yollara saptılar. Böylece sapıttılar da, ondan sonra peygamberler geldi.

(Febeasallahün-nebiyyîn) "Sonra, Allah peygamberler gönderdi."

(Kâne evvelü men buise nûhan) "İlk gönderilen peygamber Nuh AS'dı." deniliyor. Mücahid de İbn-i Abbas'tan rivâyeten böyle demiş. Yâni insanlar Adem AS'dan sonra bozulmuşlar, nesiller geçmiş, devirler geçmiş; sonra Nuh AS'ı göndermiş Allah-u Tealâ Hazretleri.

Bu birinci mânânın daha doğru olduğunu söyledik. Nuh AS'ın Adem AS'dan sonra, ihtilaflar çıktıktan sonra, imansızlıklar başladıktan sonra gönderilen, ilk görevli ulül-azm peygamberlerden biri olduğunu kitaplar kaydediyor; onu söyledik.

(Ve enzele meahümül-kitâbe bil-hakkı) "Allah onlarla beraber hak ile, gerçek ve hakikatleri ihtiva edecek şekilde kitabı indirdi"

Şimdi buradaki kitab kelimesi ve Kur'an-ı Kerim'in başka ayeti kerimelerinde geçen kitab kelimesi, aynı kelimenin kaynağı olan ketebe kelimesi, bizim hatırımıza ilk tebadür edecek, ilk anlaşılacak şekilde, cildi olan, sayfaları birbirine bağlanmış bir kitap olarak anlaşılmamalı! Cenab-ı Hakk'ın ahkâmının topluluğuna da kitab deniliyor. Yâni illâ mushaf mânâsına, cilt mânâsına, ciltlenmiş bir eser mânâsına değil de, Allah'ın ahkâmının topluluğu, Allah'ın ahkâmı mânâsına geliyor. Bunu bu ayetler geldiği zaman, daha geniş olarak da izah etmeğe çalışacağım.

Peygamberlerle beraber ahkâm indirdi Allah-u Tealâ Hazretleri. Peygamberlerle beraber hak üzere, hakkın ölçüsü olacak olan hükümleri indirdi. Yâni kitabı mushaf mânâsına, böyle gökten inmiş sayfalar topluluğu mânâsına da alsak, aynı kapıya çıkar da; yalnız bu kitap kelimesinin ille yazılı kağıt, kalem, kırtasiye malzemeli olma şartı olmadığını burada vurgulamak istiyorum.

Hak üzere, hak ile içinde hakikatleri ihtiva etmek üzere, Allah ahkâm indirdi peygamberlerine. Yâni peygamberler kendilerine ittiba edilsin diye görevlendirilmiş kimseler... Laf olarak değil, " Söz söylesinler de dileyen istediğini yapsın!" diye değil. Kendilerine ittibâ edilsin, uyulsun diye.

Asıl insanların itaatleri, uymaları gereken mercî neresi? Allah-u Tealâ Hazretlerinin dergahı... Allah'a itaat edecek Bütün kullar, bütün yaratıklar ve bu arada eşref-i mahlukat olan insan Allah'a itaatle vazifeli. Vazifesi Allah'a itaat etmek...

Peki, Allah'a itaat nasıl olacak? Yâni Allah'a itaatin işleniş, yapılış, uygulanış şekli nasıl olacak? Allah'ın bu gönderdiği, vazifelendirdiği kula, yâni peygambere itaat edecek. İşte itaatin aslı, temeli bu...

Şimdi insanlar bu itaatin aslını, temelini kaybetmişler, Allah'a itaati ve Allah'ın gönderdiği peygambere itaati kaybetmişler; bir çok bâtıllara itaat etmeğe başlamışlar. Kendilerinin uydurdukları tanrılara itaat etmeğe başlamışlar... Kendilerinin başlarına getirdiği reislere, zâlim, cebbar hükümdarlara itaat etmeğe başlamışlar... Başka başka şeylere itaat etmeğe başlamışlar. Halbuki tüm varlıkların ve özellikle kendisine mükellefiyet, sorumluluk yüklenmiş olan insanoğlunun vazifesi, Allah'a itaat etmek...

Peygamberler de, sadece sözü söyleyip, tebliği yapıp da giden insanlar değil; kendilerine itaat edilmesi gereken insanlar. Yâni devlet reisine tâbî olur gibi, tâbî olunacak. Şimdiki zamanımızdaki insanların tâbî olduğu gibi; veya biraz daha eski devreleri düşünecek olursak, şuna buna bey'at ettikleri gibi, insanların itaat mercii olarak peygamberi görüp, ona itaat etmesi lâzım! Ve o peygamber de Allah'ın kendisine indirdiği ahkâm ile, aralarında Allah nâmına, Allah için hükmetmesi lâzım!

Allah onun için, bu ahkâmı indirdi onlarla beraber. (Liyahküme beynen-nâs) "İnsanların arasında o peygamber, o vazifeli şahıs hükmetsin diye." Yahküme'nin faili o peygamber; yâni enbiyâdan, nebilerden bir peygamber mânâsına. Bu (yahküme) kelimesinin de, Cafer kıraatinde mechul sîgasıyla (liyuhkeme) diye kıraati var. O zaman, meçhul sîga ile okunduğu zaman, "İnsanlar arasında, ihtilaf ettikleri konularda doğru hüküm verilebilsin diye, doğru hüküm verilsin diye." mânâsına geliyor.

Çünkü burada enbiya, çoğul geldiği için (liyahkümû beynen-nas) demek düşünülürdü. Öyle denmeyip de (liyahküme) tarzında yazılınca, ya o peygamberlerden birisi murad edilip de, "O devirde, o hükümle öyle hükmetsin!" mânâsını anlıyoruz; ya da mechul sîgası ile, edilgen sîga ile, "Öyle hükmedilsin." mânâsını anlıyoruz. Cafer kıraati öyle.

İnsanlar arasında Allah'ın indirdiği ahkâm ile hükmedecek, (Fîmahtelefû fîh) Üzerinde ihtilaf ettikleri konularda hüküm vermek üzere" Yâni insanlar bir şeyde ihtilaf ettiler:

"Şunu yapalım mı, yapmayalım mı? Şu olsun mu, olmasın mı? Şöyle yapmak Allah'ın rızasına uygun mu, değil mi?"

Bu konuda doğruyu ortaya koymak için, hakem olmak için; tabi Allah nâmına, Allah'ın verdiği salâhiyetle, bilgi ile, görev ile hakem olmak için, peygamberler gönderiliyor. Onlar da kendilerine inen ahkâma göre, oraya dayanarak, bu ihtilafları çözümleyecek hükümleri veriyorlar.

Ama şu garip cilveye bakın ki, şu insanoğlunun şaşkınlarının şaşılacak hallerine bakın ki, veya şeytanın başarısına bakın ki, bu hükümler konusunda, bu peygamber konusunda, bu indirilen kitap konusunda ihtilafa kimler düştü? (Ve mahtelefe fîhi illellezîne ûtûhü) Kendilerine bu kitap, bu peygamber, bu hüküm gönderilmiş kimseler ilk önce ihtilafa düştü, onlardan başkası değil. Hayret! Yâni doğruyu bulsunlar diye kendilerine peygamber, kitap, hüküm gönderiliyor; ama bu doğruyu bulmaları için kendilerine peygamber gönderilen kimseler ilk önce ihtilafa düşüyorlar. (Min ba'di mâ câethümül-beyyinât) Hem de apaçık delilleri, belgeleri, kanıtları, tanıkları müşahede ettikten sonra, o kanıtlar kendilerine geldikten sonra ihtilafa düşüyorlar.

Bu tabii, basit, mâsum bir ihtilaf değil, fikir farkı değil. Fikir farkı olsa, İslâm zaten fikir farkını hoş görüyor. Hattâ Peygamber SAS Efendimiz, bu tarz böyle görüş ve yorumlayış farkını; ilmî bir çalışma sonunda kanaatlerin farklı olması, o müçtehidin o kararı alması, bu müçtehidin bu kararı alması meselesini kasdederek, buyuruyor ki:

(İhtilâfü ümmetî rahmetün) [Ümmetimin ihtilâfı rahmettir.] İhtilaf kötü bir şey ama, ihtilaf azab ama, tefrika dağıtıcı ama; ulemanın ihtilafı rahmettir, Allah'ın bir rahmetidir, çeşitli yönlerden rahmettir. Çünkü onlar var güçleri ile hakikati bulmağa çalıştılar, kendi bilimsel kanaatlerini ortaya koydular. Elbette bu rahmettir.

O tarzda, artık mâsum bir ihtilaf olmuyor. Ne oluyor? (Bağyen beynehüm) Bağa-yebğî-bağy, ism-i fâili bâğî; Arapçada söz dinlemeyen, haksızlık yapan, devlete karşı isyan eden kimse demek. (Bağa ba'duhüm alâ ba'dın) "Birisi ötekisine haksızlık yaptı." demek. "Haksızlık yaparak, söz dinlemeyerek, karşı çıkarak, isyan ederek, aralarında böyle ihtilafı devam ettirdiler."

Şimdi bu şuradan kaynaklanıyor, zamanımızda da görüyoruz: Menfaatler çıkıyor ortaya... Bazı insanlar günahtan, zulümden menfaatleniyor. Esrar kaçırmaktan, afyon ticaretinden büyük paralar döndüğü için polislerin, devletlerin uluslararası interpolün özel bürolarının sıkı takiplerine rağmen, yine de esrar kaçakçılığı satışı engellenemiyor. Hatta bazen de bazı devletlerin gizli teşkilatları, veya bazı isyancı kuruluşların teşkilatları, isyanları için para, kaynak temin etmek için, özellikle esrar kaçırıyorlar.

Menfaat var... Menfaat olunca, artık hakkı söylemek fayda vermiyor. "Aman böyle yapmayın, bak bu yanlış, şöyle oluyor, böyle oluyor!" diye isbata kalkışsan bile, karşı taraf o isbatı dinlemek istemiyor. Yâni menfaatini elinden kaçırmak istemiyor. İşin aslı, menfaatini tutuyor, senin sözünü koyun kaval dinler gibi dinliyor. "Ha, ha..." diyor ama, yine içinden, "Ben bildiğimi okurum!" diye düşünüyor.

İşte bu kendilerine peygamber gelen insanlar da, hem peygamber gelmiş, hem Allah'ın ahkâm-ı ilâhiyyesi inmiş; hak ile, hakikatlerle dopdolu olarak inmiş. Onlar hakemlik yapıyorlar, ama gene kendilerine hakem gönderilmiş olan kavmin içinden, menfaatperestçiler zulmen, isyan ederek haksızlık yoluna saparak, ihtilaflarını yeniden devam ettiriyorlar. Yâni dünya menfaati, dünya sevgisi ve dinsizlik, imansızlık, gaddarlık, zulümden dolayı... Hakkı aramak bulmak arzusu filan kalmadı artık, iş kemikleşti, inada dönüştü, menfaate dönüştü; ihtilafı devam ettiriyorlar.

Şimdi 21. Yüzyıl'a girdik, başındayız. Bir çok hakikatler artık uluslararası hakikatler halinde... Alimler söylüyorlar; meselâ, İslâm'ın hak din olduğunu Avrupa'daki alimler de söylüyorlar. Hatta bazı papazlar da İslâm'ın hak din olduğunu, Kur'an'ın hak kelâm olduğunu söylüyorlar. Hatta ben burada duydum:

"İncil'in başına Fatiha Sûresi'ni ekleyelim, onu da koyalım!" diyorlarmış.

Belki onda da düşündükleri bir şey vardır. "Ha, bizim Fatihamız burda!" diye, belki müslümanlar okur diye mi düşünüyorlar? Onu da düşünebiliriz, her şey olabilir ama, gerçekleri görenler de var. Papazlardan filozoflardan, gazetecilerden, profesörlerden, diplomatlardan müslüman olanlar da var. Hatta Amerika'nın meşhur senatörlerinden bazılarının müslüman olduğu söyleniyor. Yâni hakîkaten müslüman olmuş ve İslâm'a göre de davranan kimseler gözümüzün önünde... Hani rivayet değil de, yazı yazanlar, eser yazanlar var.

Bazıları da diyor ki;

"Ya, siz müslümanlar önünüze gelenin, ağzınıza gelen ismin müslüman olduğunu söylüyorsunuz?"

Hayır! Bir delil olmasa söyler miyiz? Adam kendisi, "Ben müslümanım!" diyor, o konuda kitap yazıyor. Şimdi Roger Garaudy'e, "Müslüman değil!" diyebilir misiniz? Kaç tane kitap yazdı İslâm'ın hak din olduğunu anlatan... Profesör Maurice Bucaille'e diyebilir misiniz, "Müslüman değil!" diye? Diyemezsiniz. İslâmiyetini ilan ediyor, açıklıyor, söylüyor ve İslâm'ın savunmasına geçiyor. O konuda kitaplar yazıyor.

Şimdi 21. Yüzyıl'a gelmiş olduğu zaman, insanların artık eski yirmi asır önceki hurafelerle, efsanelerle işi, (lehven ve laiben) eğlence ve oyun haline getirip de, dini inançları böyle tarihsel bâtıl merasimler halinde hâlâ sürdürmeleri, akılla izah edilen bir şey değildir. Nedir? (Bağyen beynehüm)'dür. Yâni, aralarında artık isyandan dolayı, zulümden dolayı, haksızlıktan dolayı olan şeydir. Çünkü, hak gün gibi aşikâr olmuştur.

Pekiyi, bu durumda ne olacak? Yâni bazı insanlar inat ediyor, hakkı kabul etmiyor; ne olacak? Onu da bu ayeti kerimede görüyoruz:

(Fehedallahüllezîne âmenû limahtelefû fîhi minel-hakkı biiznihî) "Ve Allah-u Tealâ Hazretleri iman edenleri, 'Hak nerededir acaba?' diye hakkı bulmak konusunda ihtilâf ettikleri zaman, ihtilâflarında, izni ile, lütfu ile, keremi ile doğru yola sevk eyledi." Yâni, Cenab-ı Hak samîmî olanlara doğru yolu öğretiyor, gösteriyor ve bulduruyor. Bu çok önemli!

Ayette geçen (biiznihî)'nin mânâsı "izni ile" demek. Yâni, "Siz mâsumsunuz, siz iyi niyetlisiniz; binâen aleyh, ben size hidayetimi ihsân ediyorum!" diye hidayetini veriyor da, onlar gerçeği görüp, imânâ geliyorlar, hakkı kabul ediyorlar. (Bilutfihî) gibi; yâni "lütf u keremi ile, izn-i ilâhîsi ile" onların mü'min olmasına izin veriyor.

Çünkü bir kötü insan mü'min olsa, yâni Allah'ın sevmediği bir insan, hidayet anahtarı bir yerden eline geçse cennete girecek. Ama kötü, cehennemi hak etmiş bir kimse; o zaman tabi Allah o işi yaptırmıyor. Yâni cehenneme müstehak olmuş olan, cehenneme düşmesi gereken insanı da, böyle hak etmediği hidayet nimetine kavuşturmuyor, önüne engel koyuyor. Hak eden kimseye de, kapıyı açıyor, yolu açıyor; (biiznihî) işte lütfuyla, izniyle, o zaman hidayete erdiriyor.

Onun için Allah hidayet verici veyahut vermeyici, Hâdî veya Mudil sıfatlarına sahip, Esmâ-i Hüsnâsı arasında bu var. Ama dalâlete düşenin sebebi, kendisinin kötü evsafı, liyâkatsizliği; hidayete erenin de kalbindeki, davranışlarındaki temizlik... İman edenleri, hakikaten ihlâslı olanları Allah ihtilâf ettikleri hak meselesinde, hakkı bulmak konusunda, haktaki ihtilaflarındaki doğru şıkkı, doğru ihtimali bulduruyor ve doğruya erdiriyor.

"Erdirdi." diyor Allah. Yâni bu tarih boyunca böyle olmuş, gitmiştir. Mü'minlere Allah hidayeti nasib ediyor; samîmî inananlara yanlış yolda olsalar bile, doğruyu bulduruyor.

Bunun misali; kitapları neşredildi, Nijeryalı Fano isimli birisi, küçük yaşta kilise tarafından ailesi tarafından alınmış bir kabile reisinin, yâni büyük bir kabilenin soylu başkanının oğlu. Hristiyan olarak yetiştirilmiş, papaz yapılmış ki, orada çalışsın, Nijerya'da ahaliyi Hristiyan yapsın diye. İyi eğitilmiş, yetiştirilmiş. Bu da var gücüyle, bütün gayretiyle koşturuyor. İşte Afrika'daki, Nijerya'daki, belki başka komşu ülkelerdeki insanları doğru yola çekeceğim diye koşturuyor, koşturuyor.

Yetiştirmeleri esnasında, İslâm'ı da ona anlatıyorlar; "Sapık bir yoldur, kıymetli değildir. Onun Peygamberi de doğru hak peygamber değildir." gibi kötü sözler söyleyerek düşman ediyorlar. Ama o can u gönülden Allah'a hizmet edeceğim, sevap kazanacağım diye, iman-ı samîmî ile, iman-ı hakîkî ile yapıyor bu işleri.

Bu durumda iken, rüyasında Peygamber Efendimiz'i görüyor. "Bu kızdığım adamı ben niye görüyorum rüyada?" diye, şaşırıyor. Birkaç gün sonra bir daha görüyor, birkaç gün sonra bir daha görüyor; Peygamber Efendimiz ona iltifat buyuruyor, tebessüm eyliyor. Bir adam gösteriyor böyle sarıklı, cübbeli bir tarikat şeyhi... Afrika'daki hak tarikatlerden birisinin şeyhini gösteriyor:

"İşte bak, sen bunun elinde, bunun huzurunda müslüman olacaksın!" diyor.

İsmini de veriyor:

"Bunun adı İsmail İnak'tır, ara bunu!" diyor.

O da ne kadar arıyorsa arıyor, buluyor, müslüman oluyor. Demek ki, samîmî olunca, Allah hidayeti veriyor.

Avustralya'da da benim tanıdığım bir kimse var, böyle boynu bükük mazlum, efendi, çok kibar, edepli bir kimse... O da müslüman olmuş, camiye geliyor, namaz kılıyor. Ben sordum:

"Niye, nasıl müslüman oldun?" filân diye.

Dedi ki:

"Rasûlüllah SAS Efendimiz'i rüyamda gördüm."

Demek ki, iman-ı hakîkîye, samîmiyete sahip olanları Allah, yanlış düşünse bile yanlışından döndürüyor, doğruyu bulduruyor.

Yine benim tanıdığım, İngiltere'de okuyan, bakanlık da yapmış olan, tanınmış bir kimse var siyasilerden; o anlattı. Oradaki bir arkadaşı gerçek dini aramış. 

Bizim televizyonların kanallarını karıştırırken baktım; böyle bir açık hanım, sanatçıymış. Saçları açık, İslâmî görünümlü değil ama;

"Ben müslümanım elhamdülillâh... İstiyorum ki, çoluk çocuğum da gerçek İslâm'ı öğrensin. Dosdoğru İslâm'ı nerden öğreneceksek, bize onu gösterin! Biz onu okuyalım; dosdoğru İslâm neyse, ona uyalım!" diyor.

Bir dekan, profesör de diyor ki:

"Ben bir adres veriyorum size, orası doğruyu gösterir: Kur'an!" diyor.

Eksik söylüyor. Doğru adres Kur'an-ı Kerim ve sünnet-i seniyye... Çünkü Kur'an-ı Kerim'in yorumlarını yapabilmek için hadis-i şerife ihtiyaç var. Hadis-i şerifsiz Kur'an-ı Kerim'i okuyan pek çok kimse, yanlış mânâlara kayabilir. Çünkü Kur'an-ı Kerim'i doğru anlayamamış olur. Doğru adres, tam adres nedir? Kur'an-ı Kerim ve sünnet-i seniyye-yi nebeviyyedir, ayetler ve hadis-i şeriflerdir.

Şimdi bir profesör veya dekan, veya yazar, veya alim, hadis-i şerifleri küçümsüyorsa; o zaman çok tehlikeli, çok yanlış bir iş yapıyor, çok yanlış yolda... Ama onu niye zikretmiyor, bilmiyorum.

Benim bildiğim, bu devirde sünnet-i seniyyeden bucak bucak kaçanlar, İslâm'ı yamultmak ve yanlış tanıtmak, kendi keyiflerine göre yorumlamak isteyenler. Çünkü biliyorlar ki, insanlar hadis-i şerifi esas kabul ettikleri zaman; sahih hadisleri, yâni hadis alimlerinin ittifak ettiği, sağlıklı, sağlam, doğru hadis-i şerifleri esas aldıkları zaman, inanç dosdoğru ortaya çıkıyor. Kendisi şahsî yorumlarla müslümanları saptıramıyor, kandıramıyor.

Onun için, hadis-i şerifleri ekarte etmek, dışlamak, onları nazar-ı dikkate almamak çok yanlış ve çok büyük sapıklık! Hatta hadisleri toptan inkâr ederse; sıhhati kesin olarak belli olan bir hadis-i şerife, "Ben öyle şey kabul etmem!" derse, insan kâfir de olur. Bu hiç şakaya gelmez.

Doğru adres, Allah-u Tealâ Hazretleri'nin kitabı Kur'an-ı Kerim ve onun gönderdiği Peygamberinin 23 yıldaki anlatımı!

Diyorlar ki:

"Hadis-i şeriflerin bazıları sahih değil."

Tamam; sahih olanı, sahih olmayanı zaten hadis alimleri kılı kırka yararak incelemişler. Râvileri incelemişler, metinleri incelemişler. (Te'vil-i muhtelifil-ehadîs) diye, hadisler arasındaki anlam farkları varsa, farkları göstermişler.

Böyle bunların hepsinden ortaya çıkan bir manzara var: Peygamber Efendimiz sevilen bir kimse olarak, baş üstünde tutulan, sakalının kılları bile hatıra olarak saklanan, uğruna, emrine canlar verilen bir insan olarak, 23 yıl binlerce insanın arasında yaşamış. Pür dikkat kendisini hayranlıkla izleyen insanlar, kendi hanımları, ashabı, devrinde yaşayanlar, Peygamber Efendimiz'den 23 yılda ne kadar bilgi naklederler?

İşte o hadis-i şerifler büyük kaynak! Elini vicdanına koyan herkes bunu kabul eder, hadislere yan bakmaz, söz söylemez, hadisleri dışlamaz. Hadissiz bu işin olmadığını söylemek durumundadır herkes. Hadissiz bu iş olmaz!

"Hadissiz Kur'an-ı Kerim'den ben anlayacağım!" diyen mutlaka sapıtır, mutlaka şaşırır. Çünkü, hadis-i inkâr etmesinden dolayı, bir bereketsizliğe, bir cezaya da çarpılır. Onun için doğru adres, Kur'an-ı Kerim ve sünnet-i seniyyedir. Kesin, hiç şüphe yok!

İşte öyle iyi niyetli olanlara Allah, Peygamber Efendimiz'i rüyada gösteriyor, ikaz ettiriyor veyahut başka hidayet vesileleri ihsan ediyor, doğru yola sevk ediyor.

(Vallahu yehdî men yeşâu ilâ sırâtın müstakim) "Allah-u Tealâ Hazretleri dilediğini, dilediği kimseleri sırât-ı müstakîme yöneltir, sırât-ı müstakîmi buldurur, hidayete erdirir. (Men yeşâ') Dilediğini erdirir, dilemediğini değil..."

Kimleri diliyor, kimleri dilemiyor? Onların izahları da yine hadis-i şeriflerde, ayet-i kerimelerde bulunuyor. Samîmî olanları, ihlâslı olanları, art niyetli olmayanları hidayet ediyor. Kendisine apaçık deliller, tanıklar, kanıtlar, belgeler sunulduğu halde ibâ edenleri, yan çizenleri, kafa gerenleri, yüz çevirenleri de edepsizliğinden dolayı, terbiyesizliğinden dolayı yâni, küstahlığından dolayı;

"Mâdem böyle terbiyesizlik yapıyorsun, sana hidayet nimetimi vermiyorum! Ne yaparsan yap!" diye, ona sırât-ı müstakîmi göstermiyor.

O da artık şeytanın allamasıyla, pullamasıyla kendi yolunu doğru sanıyor. Kendisini allâme-i cihan sanıyor, kendisini en doğru yolda insan sanıyor. Bütün herkesler yanılmış; yâni tarih boyunca, tâ Peygamber Efendimiz'den bize kadar gelmiş, bunca derya gibi, dev gibi eserler yazmış büyük alimlerin hepsi yanılmış... Bu zavallıcık kendisini gelmiş geçmişlerin bir tanesi, en üstünü sanıyor.

Tabii, zaten böyle bir düşünce onun sapıklığının alâmeti. Yâni kendisini en büyük, en birinci, en başta gelen sanan mutlaka hastadır. Muhakkak akıl hastalıkları hastanesine götürülüp tedavi edilmelidir.

İmanlıları, edeple hareket edenleri, Cenâb-ı Hak doğru yola sevk ediyor. Bu münasebetle bu ayet-i kerimenin açıklamaları arasında bir açıklama olmak üzere, rivayet edilmiş, bir takım şeyleri severek nakletmek istiyorum.

Abdurrahman ibn-i Zeyd ibn-i Eslem babasından rivayet etmiş ki; (Fehedallahüllezîne âmenû limahtelefû fîhi minel-hakkı biiznihî) "Haktan ihtilâf ettikleri konularda iman edenleri, Allah lütfuyla doğru tarafa hidayet eyledi." ayet-i kerimesinin izahında, misaller olarak şöyle diyor:

(Fahtelefû fî yevmil-cumuati) "Cuma gününün kıymetinde ihtilaf ettiler bu ümmetler. (Fettehazel-yehûdü yevmes-sebti) Yahudiler cumartesi gününü seçti. (Ven-nasarâ yevmel-ehadi) Hristiyanlar da pazar gününü seçti. (Fehedallahu ümmete muhammedin sallallahu aleyhi ve selleme liyevmil-cumuati) Allah-u Tealâ Hazretleri ümmet-i Muhammed'i cuma gününe hidayet etti." Yâni asıl kendisinin mübarek kıldığı günün cuma günü olduğunu ve cuma gününe ta'zim edilmesi ve tatil yapılması gerektiğini onlara öğretti.

(Vahtelefû fil-kıbleh) "İnsanlar, eski ümmetler kıblede ihtilaf ettiler. (Festakbeletin-nasarâ el-maşrık) Hristiyanlar doğuya dönerlerdi, kıble konusunda. (Vel-yehûd beytel-makdis) Yahudiler de, Kudüs'teki Beyt-i Makdis'e, Mescid-i Aksa'ya yönelirlerdi. (Fehedallahu ümmete muhammedin lil-kıbleh) Allah-u Tealâ Hazretleri müslümanları en sevdiği mabed olan, insanların ilk mabedi olan, Adem AS zamanından beri, hatta Adem AS'dan önce bile olan Beytullah Kabe-i Müşerrefe'ye sevk etti." Bak, iman edenleri nasıl doğruya yöneltiyor, cumayı bulduruyor, Kâbe'yi bulduruyor.

(Vahtelefû fis-salâh) "Namaz kılma konusunda ihtilâflara düştüler. (Feminhüm men yerkeu ve lâ yescüd) Eski ümmetlerden bazısı sadece eğilme, reverans yapıyorlar; secde yok... (Ve minhüm men yescüdü ve lâ yerka') Bazısı da doğrudan secdeye ediyorlar, rükûsuz... (Ve minhüm men yusallî ve hüve yetekellem) Kimisi konuşarak namaz kılıyor. (Ve minhüm men yusallî ve hüve yemşî) Kimisi yürüyerek namaz kılıyor." Bu çeşitlerin arasında, değişik milletlerin, dinlerin, kökeni ilâhî olmakla beraber bozulmuşların hepsi böyle yaparken, (Fehedallahu ümmete muhammedin lil-hakkı min zâlike) Allah ümmeti Muhammed'i ibadette, namazda doğru olana hidayet eyledi, doğruyu buldurdu." Rükûsuyla, kıyamıyla, secdeleriyle, selâmlarıyla meleklerin ibadetleri olarak, en güzel namazı nasip etti.

(Vahtelefû fis-sıyâm) "Oruçta da bu çeşitli milletler, ümmetler, din sahipleri ihtilaf ettiler. (Feminhüm men yesùmü ba'dan-nehâr) Onların bazıları günün bir kısmında oruç tutardı. (Ve minhüm men yesumü an ba'dıt-taam) Onlardan bazıları bazı yemekleri yemezlerdi, yâni perhiz yaparlardı." Hamursuz bayramı, et yemezler, yumurta yemezler... (Fehedallahu ümmete muhammedin lil-hakkı min zâlike) "Ama Allah-u Tealâ Hazretleri, ümmeti Muhammed'e şu bizim orucumuzu nasip etti. Sahuruyla, iftarıyla, yemeden, içmeden, her türlü haramdan, günahtan sakınarak, tam ilâhî rızasına uygun oruç tutmayı nasib etti."

(Vahtelefû fî ibrâhîm aleyhis-selâm) "İbrahim AS konusunda ihtilaf çıktı ehl-i edyan arasında, ilâhî din sahipleri arasında. (Fekaletil-yehûd: Kâne yehûdiyyen) Yahudiler, 'İbrahim AS yahudi idi.' diye benimsemeğe çalıştılar." Çünkü, İbrâhim AS'ın oğlu İshak'a bağlıydılar kendileri. İbrâhim AS'ı yahudi saymaya kalkıştılar. (Ve kaletin-nasarâ: Kâne nasrâniyyen) "Hristiyanlar da, 'Yok, hristiyan sayılır.' dediler. (Ve cealehullahu hanîfen müslimen) Allah da onun Hakk'a meyilli, Allah'a kendisini teslim eden, hâlis bir kimse olduğunu, hanif ve müslüman olduğunu beyan etti. (Fehedallahu ümmete muhammedin lil-hakkı min zâlike) Ve İbrahim konusunda Allah ümmet-i Muhammed'e doğruyu buldurdu." Bunlar hep misaller.

(Vahtelefû fî îsâ aleyhis-selâm) "İsâ AS konusunda da ehl-i edyan, yâni ilâhî din sahipleri, çeşitli tavırlar takındılar. (Fekezzebet bihil-yehûd) Yahudiler İsâ AS'ı reddettiler, yalancılıkla itham ettiler, kabul etmediler. (Ve kalû liümmihhi bühtânen azîmâ) Annesi Meryem Vâlidemiz'e çok büyük iftiralar attılar, yâni zina etti gibi demek istediler. (Ve cealethün-nasarâ ilâhen ve veledâ) Hristiyanlar da tuttular bu sefer, babası olmadan böyle mucizevî olarak dünyaya geldi diye, onu tanrı edindiler. Tanrının oğlu dediler." Anasına tanrı doğuran dediler. Yanlış...

(Ve cealehullahu rûhahû ve kelimetehû) "Allah-u Tealâ Hazretleri onu kendisinin ruhundan ve kelimesinden olduğunu beyan etti Kur'an-ı Kerim'inde." Tabii bunların anlamları derin. (Fehedallahu ümmete muhammedin sallallahu aleyhi ve selleme lil-hakkı min zâlike) Allah-u Tealâ bu konuda ümmet-i Muhammed'e doğruyu gösterdi; onun bir kul olduğunu, beşer olduğunu, annesinin de sıddîka, halis, betül, ibadetkâr bir mübarek hatun olduğunu söyledi, temize çıkarttı."

Bütün bunlar, Allah'ın samîmî olanlara doğruyu gösterdiğinin misâlleri oluyor. Peygamber Efendimiz'in de bir hadis-i şerifini okuyalım:

(Nahnül-âhirûn) "Biz dünyaya son gelen ümmetleriz, kişileriz ama, en son ahir zaman ümmetiyiz ama, sondakileriz ama; (el-evvelûne yevmel-kıyâmeh) kıyamet gününde biz öne geçeceğiz. (Nahnü evvelin-nâsü dühûlenil-cenneh) Cennete ilk giren biz olacağız. Evvelâ ümmet-i Muhammed girecek. (Beyde ennehüm ûtül-kitâbe min kablinâ) Bizden önceki hak peygamberlerin hak ümmetleri de, kendilerine kitap verilmiş olmakla beraber, önce ümmeti Muhammed girecek, biz gireceğiz; (Ve ûtînâhü min ba'dihim) bize kitap sonradan verildiği halde. (Fehedânallahu limahtelefû fîhi minel-hakkı biiznih) Lütfu ile, haktan ihtilâf ettikleri şeyde bize doğruyu gösterdi.

(Fehâzel-yevmüllezihtelefû fîhi) "İşte bu cuma günü, onların kıymetini bilemedikleri, mübarekliğini bilemedikleri gün. (Fehedenallahu lehû) Allah bize bu cumanın bereketini, güzelliğini öğretti, biz ona ta'zim ediyoruz; cuma bizim bayramımız. (Fen-nâsü lenâ fîhi tebeun) Bütün insanlar bize bu konuda tabidirler, tabi olacaklar. (Feğaden lil-yehûd) Yarınki cumartesi yahudilerin; (ve ba'da gadin lin-nasarâ) yarından sonraki pazar günü hristiyanların." diye, böylece hadis-i şerifte, Peygamber Efendimiz de bu ayet-i kerime ile ilgili olarak buyurmuş. Böyle ihtilaflarda bize, biz ümmet-i Muhammed'e böyle özel muamele yapıldığını beyan buyurmuş

Şimdi, bu ayet-i kerimeyi şöyle anlayanlar da var: İslâm'dan öncekiler tek bir ümmet, yâni (El-küfrü milletin vahideh) "Küfür hepsi tek bir millettir." Neticede Allah'ı bulamamışlar zümresi oluyor hepsi; Allah'ın rızasına uygun olarak inancı öğrenememişler zümresi oluyor.

O zaman, bizden önceki ümmetler tekti ama, doğru yolda değillerdi. Allah bizim Peygamberimizi gönderdi, bu tek bir millet olan, haktan ayrılmış olan insanlara hidayeti gösterdi. Bu Peygamber Efendimiz'e bahşedilen özellikler de, onu gösteriyor. Bu ayet-i kerimeyi böyle anlayanlar da var. Yâni, ümmet-i vahide bütün kafirler diye, öyle anlayanlar da var.

(Fehedallahüllezîne âmenû limahtelefû fîhi minel-hakkı biiznihî) "İzniyle iman edenleri haktan ihtilaf ettikleri konularda doğruya hidayet etti." cümlesini, "Peygamberlerin ihtilaftan önce getirip öğrettiği şeye sevk etti." diye açıklamış bazıları.

İhlâs üzere kaldıklarını, Allah-u Tealâ Hazretlerine ibadette şerik tanımadıklarını, namazı kılmayı doğru yaptıklarını, zekâtı vermeyi doğru yaptıklarını, ihtilaftan önceki durumu devam ettirdiklerini, ihtilaftan uzak kaldıklarını ve kıyamet gününde de Hakk'ın şahitleri olacaklarını, Hak'tan yana Allah tarafından şahit gösterilecek kimseler olacaklarını; Nuh kavmine, Hud kavmine, Salih kavmine, Şuayb kavmine, Firavun kavmine hep böyle olduğunu; onların peygamberlerini inkâr ettiklerini ama, durumun hep bu kanun-u ilahi üzere cereyan ettiğini beyan ediyor.

(Biiznihî)'nin açıklamasını (biilmihî) diye yapmışlar. Yâni, "Allah-u Tealâ Hazretleri bilerek, ilmiyle, lutfuyla..." (Vallahu yehdî men yeşâü ilâ sırâtın müstakîm.) "Halkından, yaratıklarından dilediklerini hidayete, doğru yola erdirir." Yaptığı şey sağlamdır, hikmetlidir ve kesin bir delil, gayet âşikâr.

Hazret-i Aişe Anamızdan rivayet edilmiş ki: "Peygamber SAS geceleyin kalkardı, namaz kılınca, gece namazı, şöyle dua ederdi." diyor. Bu da bu ayet-i kerimeyle ilgili olduğu için bu duayı da okuyalım, açıklayalım sohbetimizi bununla tamamlayalım.

Hazret-i Aişe-i Sıddîka Vâlidemiz'in rivayet ettiğine göre, Peygamber-i Zişanımız SAS, gece namazında şöyle dua edermiş:

(Allahümme rabbe cibrîle ve mîkâîle ve isrâfîl, fâtıres-semâvâti vel-ard, alimel-gaybi veş-şehâdeh, ente tahkümü beyne ibâdike fîmâ kânû fîhi yahtelifûn. İhdinî limahtülife fîhi minel-hakkı biiznik, inneke tehdî men teşâü ilâ sırâtın müstakîm.)

"Ya Rabbi! Ey Cebrail'in, Mikail'in, İsrafil'in Rabbi olan Allah'ım! Göklerin ve yerin yaratıcısı, düzenleyici, gaybı ve aşikâreyi bilen Rabbim! Sen kulların arasında hükmedersin, ihtilafa düştükleri konularda sen hükmedeceksin. Haktan ihtilaf edilen konularda, lütfunla, kereminle beni Hakka hidayet eyle. Çünkü dilediğini sırat-ı müstakime sen hidayet edersin. Sen hidayet vermezsen, yollar bulunmaz!" diye, bu ayet-i kerimenin mânâsına uygun olarak böyle dua ederdi.

Yine dua-yı mensurlarından birisi; her zaman yaptığımız bir dua, bu ayet-i kerimeye uygun olduğu için burada da İbn-i Kesir almış:

(Allahümme erinel-hakka hakkan verzuknet-tibhaah... Ve erinel-bâtıla bâtılan verzuknectinâbeh... Ve lâ tec'alhü mültebisen aleynâ fenadılle... Vec'alnâ lil-müttakîne imâmâ.)

"Ey Rabbimiz! Bize hakkı hak olarak göster, görebilelim, kaybetmeyelim, şaşırmayalım; ve hakka ittiba etmeyi bize ihsan eyle! Hakkı tutabilelim, hakka uyabilelim... Bâtılın da bâtıl olduğunu şıp diye anlayıp görmeyi bize nasip eyle, ve ondan sakınmayı bize nasip eyle... Hak konusunda bizi şaşırtma, karışık fikir durumuna uğratma, karıştırma durumuna düşürme... Böyle yaparsak ayağımız kayar, sapıtırız. Bizi müttakîlerin önderi, imamı eyle yâ Rabbi!" diye, böyle duası vardır. Hep yapıyoruz.

Rabbimiz bize hakkı göstersin, çünkü hakikaten hakkı bulmak çok kıymetli ve bazı kimseler de edepsizliklerinden dolayı bulamıyorlar. "Biz de o edepsizliğe bulaşırsak; yanılıp da edepsizlere tabi olup da, edepsizce işler yapar da, edepsizliğe bulaşırsak, bize de hidayet vermez." diye; "Aman o duruma düşürme yâ Rabbi bizi!" diye dua ediyor Peygamber SAS.

Rabbimiz bizi daimâ haktan yana, haklıdan yana olmağa muvaffak eylesin... Hakkı göstersin, hakka uydursun, bâtıldan korusun. Ömrümüzü rızasına uygun, İslâm'a güzel hizmet ederek, müslümanlara çok faydalı işler yaparak geçirmemizi nasib eylesin.

Şu Ramazanı hayırlı, bereketli geçirmeğe muvaffak eylesin... Şu Ramazanda afv ü mağfiret olunup, sevdiği, razı olduğu kullar zümresine biz de dahil olalım! Rızasına vasıl olalım, sevdiği, razı olduğu kullar olarak kendisine kavuşalım. Rabbimiz bizi cennetiyle, cemâliyle müşerref eylesin, aziz ve sevgili dinleyiciler!

Esselâmü aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtühû!

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
001.Kur an-ı Kerim in Faziletleri
19.09.202434 dk 51 sn
002.Kur an-ı Kerim Tefsirine Giriş
26.09.202450 dk 30 sn
003.Besmele Hakkında
03.10.202450 dk 39 sn
004.Euzü Besmele
10.10.202428 dk 36 sn
005.Fatiha (1 - 2) Hamd ve Senâ
17.10.202450 dk 54 sn
006.Fatiha (3) Allah Rahmân ve Rahîm dir
24.10.202440 dk 4 sn
007.Fatiha (4) Hesap ve Cezâ Gününün Sahibi
31.10.202445 dk 20 sn
008.Fatiha (5 - 7) Kulun Rabbinden İstedikleri
07.11.202453 dk 17 sn
009.Bakara Suresine Giriş
14.11.202431 dk 25 sn
010.Bakara (1) Hurûf-u Mukattaa
21.11.202430 dk 37 sn
011.Bakara (2) Kur an-ı Kerim Hidâyettir
28.11.202450 dk 59 sn
012.Bakara (3) Müttakîlerin Vasıfları
05.12.202448 dk 35 sn
013.Bakara (4 - 5) Ehl-i Kitaptan Müslüman Olanlar
12.12.202445 dk 56 sn
014.Bakara (6 - 7) Bile Bile Hakkı İnkâr Edenlerin Durumu
12.06.202546 dk 23 sn
015.Bakara (8 - 10) Münafıkların Halleri
19.06.202533 dk 34 sn
016.Bakara (11 - 13) Münafıkların Fesad Çıkartmaları
03.07.202550 dk 9 sn
017.Bakara (14 - 22) Münafıkların Şaşkınlıkları
10.07.202549 dk 5 sn
018.Bakara (23 - 24) Kur’an-ı Kerim’in Emsalsiz Oluşu
17.07.202557 dk 3 sn
019.Bakara (25) İman Eden ve Salih Amel İşleyenler
24.07.202539 dk 38 sn
020.Bakara (26 - 27) Kur’an-ı Kerim’deki Misaller
31.07.202556 dk 17 sn
021.Bakara (28 - 29) Allah’ı Nasıl İnkâr Edersiniz?
14.08.202546 dk 3 sn
022.Bakara (30) İnsanın Yaratılması ve Melekler
21.08.202546 dk 16 sn
023.Bakara (31 - 33) Adem As’ın Meleklerden Üstün Kılınması
28.08.202536 dk 57 sn
024.Bakara (34) Şeytanın Hz. Adem’e Secde Etmemesi
04.09.202528 dk 18 sn
025.Bakara (35 - 36) Adem As’ın Cennete Girmesi ve Çıkması
11.09.202535 dk 13 sn
026.Bakara (37 - 39) Hz. Adem’in Tevbesinin Kabul Edilmesi
25.09.202532 dk 14 sn
027.Bakara (40 - 43) Ey İsrâiloğulları
24.11.202251 dk 27 sn
028.Bakara (44 - 46) Bildiği ile Amel Etmemek
02.10.202552 dk 39 sn
029.Bakara (47 - 48) Öyle Bir Günden Sakının Ki...
09.10.202541 dk
030.Bakara (49 - 50) İsrâiloğulları’nın Firavun’un Zulmünden Kurtarılması
16.10.202549 dk 12 sn
031.Bakara (51 - 54) Tur-u Sinâ’da Mûsâ As’a Kitap Verilmesi
23.10.202558 dk 47 sn
032.Bakara (55 - 57) İsrâiloğulları’nın “Allah’ı Görmedikçe İnanmayız!” Demeleri...
30.10.202550 dk 40 sn
033.Bakara (58 - 60) İsrailoğulları’nın Bir Şehre Girmeleri
06.11.202539 dk 37 sn
034.Bakara (61) İsrailoğulları’nın Çeşitli Yiyecekler İstemeleri
13.11.202542 dk 15 sn
035.Bakara (62) İman Edenlere Mükafatlar
20.11.202555 dk 6 sn
036.Bakara (63 - 66) Allah’a Karşı Gelmekten Sakının!
27.11.202545 dk 16 sn
037.Bakara (67 - 73) İsrâiloğulları’na Bir Sığır Kesmelerinin Emredilmesi
04.12.202545 dk 2 sn
038.Bakara (74 - 77) İsrailoğulları’nın Kalplerinin Taştan Katı Olması
24.02.202348 dk 36 sn
039.Bakara (78 - 82) Tevrat’ı Değiştirenlere Veyl Olsun!
11.12.202546 dk 28 sn
040.Bakara (83) İsrâiloğulları’na Verilen Görevler
18.12.202555 dk 40 sn
041.Bakara (84 - 86) Kitabın Bir Kısmına İnanmıyor Musunuz?
01.01.202638 dk 58 sn
042.Bakara (87 - 88) Yahudilerin Peygamberlere Karşı Gelmeleri
08.01.202640 dk 48 sn
043.Bakara (89) Bekledikleri Peygamberi İnkâr Etmeleri
22.01.202638 dk
044.Bakara (90) Yahudilerin Küfrü Tercih Etmeleri
10.12.201942 dk 19 sn
045.Bakara (91 - 96) Yalnız Bize İndirilene İnanırız Demeleri
29.01.202647 dk 31 sn
046.Bakara (97 - 98) Yahudilerin Cebrâil As’a Düşmanlığı
05.02.202646 dk
047.Bakara (99 - 101) Fâsıklar İman Etmezler
12.02.202633 dk 42 sn
048.Bakara (101 - 103) Yahudilerin Şeytana ve Sihre Uymaları
15.06.202345 dk 45 sn
049.Bakara (104 - 105) Yahudilerin Müslümanlarla Alay Etmeleri
02.04.202643 dk 12 sn
050.Bakara (106 - 107) Bazı Ayetlerin Neshedilmesi
09.04.202644 dk 17 sn
051.Bakara (108) Yahudilerin Peygamber Sas’den İstekleri
16.04.202633 dk 28 sn
052.Bakara (109 - 110) Ehl-i Kitabın Müslümanları Küfre Döndermek İstemesi
23.04.202642 dk 50 sn
053.Bakara (111 - 112) Ancak Mü’minler Cennete Girecek
30.04.202632 dk 33 sn
054.Bakara (113) Yahudilerle Necran Heyetinin Tartışmaları
13.08.202049 dk 48 sn
055.Bakara (114 - 115) Mescidlerde Allah’ın Zikrine Engel Olmak
07.05.202651 dk 9 sn
056.Bakara (116 - 117) Allah’a Oğul İsnad Edenler
14.05.202646 dk 45 sn
057.Bakara (118 - 119) Bilmeyenlerin Allah Bizimle Konuşsa Demeleri
21.05.202640 dk 40 sn
058.Bakara (120 - 121) Yahudiler ve Hristiyanlar Senden Asla Memnun Olmayacaktır
04.06.202646 dk 15 sn
059.Bakara (122 - 123) İsrâiloğulları’na Verilen Nimetler
11.06.202631 dk 33 sn
060.Bakara (124) İbrâhim As’ın İmtihan Edilmesi
17.09.202054 dk 56 sn
061.Bakara (125) Kâbe’nin Şerefi
18.06.202642 dk 42 sn
062.Bakara (126) İbrâhim As’ın Mekke İçin Duası
02.07.202644 dk 40 sn
063.Bakara (127 - 128) İbrâhim As ve İsmâil As’ın Kâbe’yi Yapmaları
09.07.202637 dk 18 sn
064.Bakara (129) Yâ Rabbi, Onlara İçlerinden Bir Peygamber Gönder!
16.07.202646 dk 57 sn
065.Bakara (130 - 132) İbrâhim As’ın Dininden Yüz Çevirenler
23.07.202654 dk 35 sn
066 Bakara (133 - 134) Ya’kub As’ın Oğullarına Vasiyeti
30.07.202635 dk 11 sn
067.Bakara (135) İbrâhim As’ın Dinine Gelin!
06.08.202639 dk 46 sn
068.Bakara (136 - 138) İslâm Bütün İnsanları Kucaklar
07.12.202333 dk 6 sn
069.Bakara (139 - 141) Doğru Yol Rasûlüllah’ın Yolu
13.08.202624 dk 36 sn
070.Bakara (142) Allah Dilediğine Hidayet Eder
20.08.202637 dk 28 sn
071.Bakara (143) Ümmet-i Muhammed’in Şerefi
28.12.202349 dk 58 sn
072.Bakara (144 - 147) Kıblenin Kâbe’ye Çevrilmesi
27.08.202637 dk 42 sn
073.Bakara (148 - 150) Yüzünüzü Mescid-i Haram’a Çevirin!
03.09.202632 dk 40 sn
074.Bakara (151 - 152) Beni Zikredin, Ben de Sizi Zikredeyim!
10.09.202640 dk 37 sn
075.Bakara (153 - 154) Sabır ve Namazla Allah’tan Yardım İsteyin!
17.09.202631 dk 57 sn
076.Bakara (155 - 157) Belâlara Sabretmenin Karşılığı
24.09.202647 dk 46 sn
077.Bakara (158) Safâ ile Merve
01.10.202646 dk 45 sn
078.Bakara (159 - 162) Hakkı Söylememek, Susmak
08.10.202650 dk 6 sn
079.Bakara (163 - 164) Allah’ın Varlığı ve Birliği
15.10.202647 dk 48 sn
080.Bakara (165 - 167) Mü’minlerin Allah Sevgisi
22.10.202645 dk 51 sn
081.Bakara (168 - 171) Şeytanın Peşinden Gitmeyin
29.10.202651 dk 56 sn
082.Bakara (172 - 173) Helâl ve Haram Rızıklar
25.04.202439 dk 50 sn
083.Bakara (174 - 176) Ayetleri Saklayanların Cezası
18.03.202127 dk 25 sn
084.Bakara (177) Asıl İyilik
01.04.202161 dk 39 sn
085.Bakara (178 - 179) Kim Haddi Aşarsa...
16.05.202429 dk
086.Bakara (180 - 182) Vasiyet Etmek
16.05.202437 dk 13 sn
087.Bakara (183 - 184) Orucun Farz Kılınması
23.05.202440 dk 15 sn
088.Bakara (185) Ramazan Orucu
08.04.202150 dk 11 sn
089.Bakara (186) Allah-u Teàlâ Duaları Kabul Eder
20.06.202455 dk 12 sn
090.Bakara (187) Oruçla İlgili Hükümler
27.06.202466 dk 50 sn
091.Bakara (188) Haksızlıkla Başkasının Malını Yemeyin!
04.07.202444 dk 3 sn
092.Bakara (189) Ay’ın Durumları
11.07.202433 dk 41 sn
093.Bakara (190 - 192) Allah Aşırılığa Sapanları Sevmez
03.06.202150 dk 37 sn
094.Bakara (193 - 195) Kendi Ellerinizle Kendinizi Tehlikeye Atmayın
10.12.201955 dk 44 sn
095.Bakara (196) Haccı ve Umreyi Tamamlayın!
06.06.202457 dk 48 sn
096.Bakara (197) Haccın İncelikleri
13.06.202439 dk 8 sn
097.Bakara (198 - 199) Hacda Ticaret ve Zikir
10.12.201944 dk 22 sn
098.Bakara (200 - 202) Dünyada da, Ahirette de İyilik
18.07.202443 dk 23 sn
099.Bakara (204 - 207) Münafıkları İyi Tanıyın!
25.07.202448 dk 21 sn
100.Bakara (208 - 210) Topluca İslâm’a Girin!
01.08.202441 dk 50 sn
101.Bakara (210 - 212) Dünya Hayatı ve Kâfirler
08.08.202445 dk 19 sn
103.Bakara (214) Belâlar ve Allah’ın Yardımı
22.08.202440 dk 19 sn
104.Bakara (215 - 216) Allah Yolunda Harcamak
29.08.202442 dk 1 sn
105.Bakara (217 - 218) Fitne Katilden Daha Kötüdür
07.07.202233 dk 53 sn
106.Bakara (219-220) İçki ve Kumar
05.09.202432 dk 11 sn
107.Bakara (221) Müşriklerle Evlenmeyin!
12.09.202438 dk 28 sn
108.Bakara (222 - 223)
10.12.201947 dk 5 sn
Ali İmran (92) Furkan (74) İnfak, Gıpta Edilecek Kimseler, Sadaka Vermek
29.05.202514 dk 54 sn
Ali İmran 98 - 101 - Hristiyanların Allahın Ayetlerine Tutumları
01.05.202528 dk 30 sn
Bakara (104) Rahman (1- 4) Kuranı Öğrenmek, Kıymet Bilmek
10.04.202519 dk 2 sn
Bakara (146) Hicr (2 -3) Doğru İnancın Önemi
24.04.202519 dk 44 sn
Hac (73 - 76) Mü’minun (14) İnsanın Yaratılışı Süreci
22.05.202537 dk 38 sn
İnsan (1 - 31) Dünya Sevgisi
15.05.202525 dk 40 sn
Rahman (5 -13) Her Şeyin Dengeli Olması ve Her Varlığın Secde Etmesi
17.04.202525 dk 25 sn
Tekvir (1-14) Kıyamet Günü Alametleri, Mahşer Anı, Pişmanlıklar
05.02.202531 dk 11 sn
AKRA