İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0507:3808:2312:5315:3817:5719:25
Kabe

106.Bakara (219-220) İçki ve Kumar

106.Bakara (219-220) İçki ve Kumar
Tefsir Sohbetleri

106.Bakara (219-220) İçki ve Kumar

05.09.2024
32 dk 11 sn

es-Selâmu aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtühû!

Aziz ve sevgili dinleyiciler, 

Allah'ın selâmı, rahmeti, bereketi üzerinize olsun.

Bugünkü konuşmam Kur'ân-ı Kerîm'deki Bakara sûresinin 219 ve 220. ayetleri üzerinde olacak. Çünkü bu ikisi birbiriyle anlam bakımından irtibatlı. Bu iki âyet-i kerîmenin önce metnini okuyalım. Bismillâhirrahmânirrahîm.

Yes'elûneke ani'l-hamri ve'l-meysir, kul fî-himâ ismün kebîrun ve menâfi'u li'n-nâsi ve ismühümâ ekberu min nef'ihimâ ve yes'elûneke mâ zâ yünfikûn, kuli'l-afv, kezâlike yübeyyinullâhu lekümü'l-âyâti le'alleküm tetefekkerûn. Fi'd-dünyâ ve'l-âhireh, ve yes'elûneke ani'l-yetâmâ, kul islâhun lehüm hayrun ve in tühâlitûhüm fe-ihvânüküm vallâhu ya'lemü'l-müfside mine'l-muslihi ve lev şâe'llâhu lea'neteküm inna'llâhe azîzün hakîm.

Sadakallâhu'l-azîm.

Burada, Peygamber Efendimiz'e bazı kimselerin dinî konularda açıklama almak maksadıyla sordukları sorular bahis konusu ediliyor. Önce hamrdan ve meysirden, içkiden ve kumardan sormuşlar; onun cevabı veriliyor. Ondan sonra sadaka, hayır olarak, nafaka olarak neyi infak edeceklerini sormuşlar; onu ifade ediyor. 219. âyet-i kerîmede…

Ondan sonraki 220. âyet-i kerîmede de, yetimlerin bakımı konusunu sormuşlar, onun cevabı veriliyor.

Şimdi açıklamaları yapmaya başlayalım:

Yes'elûneke ani'l-hamri vel-meysir. "Ey Resûlüm, ey Muhammed-i Mustafâm, ey Habîbim, sana hamrdan ve meysirden soruyorlar."

Soranlar kimler?

Tefsir kitapları soranların Hz. Ömer ve Muaz radıyallahu anh gibi, sahabeden bazı kimseler olduğunu kaydediyor.

Hamr, noktalı ha ile ha, mim, re bir şeyi örtmek mânasına gelen bir [kelime.] Üzüm, hurma, bal gibi tadı olan bir maddenin sıkılmışının ekşimesi, fışkırması, köpüklenmesi, tahammür etmesi, ekşimesi dolayısıyla, içildiği zaman aklı örtmesi, insanın aklını alması, sarhoş etmesi dolayısıyla, içkiye verilmiş bir isim. Kök mânası "örtmek"; aklı örttüğü için, kafayı dumanladığı için, bulandırdığı için içkiye hamr ismi verilmiş.

Hamr kelimesi ile daha çok kastettikleri, Arabistan'da da çok çok olan bir meyve var, üzüm her yerde yetişiyor. Medine-i Münevvere'ye gidenler de görür. Oraya mahsus ağaç olarak hurma ağaçları vardır ama ağaçların dibinde de yine bakarsınız, gölgeliklerde üzüm bağları vardır. Kur'ân-ı Kerîm'de de ineb diye geçiyor. Çoğulu a'nâb diye geçiyor.

Üzüm salkım salkım olur, taneleri kolay ezilir. Eski çağlardan beri bu meyveyi insanoğulları ya taze yemişlerdir; tabii taze yenildiği zaman, helâl, âfiyet olsun, yenilebilir. Helâl, besleyici, çok güzel bir meyve... Ya da kurutmuşlardır; o da helâl. Dalında kuruturlar veyahut koparırlar bir yerde kuruturlar. Kurusunu saklarlar, kışın yerler.

Meselâ, bizim yetiştiğimiz yörelerde, bizim memleketimizde [Çanakkale'de] üzümü, inciri böyle kurutup, torbalara konulmuş olarak saklayıp kışın yemek, çok olağan bir şeydir. Sonra biliyorsunuz, İzmir sultânî çekirdeksiz üzümü güzelce kurutuluyor. Kurutulduktan sonra ihracatı bile yapılıyor, gelir getiriyor.

Yaşı veya kurusu o haliyle yenildiği zaman, şekerli bir meyve; bunda bir mahzur yok... Ama bir de insanlar ne zaman bulmuşlarsa, bu meyvenin suyunun durduğu yerde değiştiği, fışkırdığını, köpürdüğünü, değişikliğe uğradığını keşfetmişler. Şark efsanelerine göre, efsanevi eski İran hükümdarı Cem yahut daha tam adıyla Cemşîd isimli hükümdar şarabı bulmuş. Üzümü sıkarak, şarap denilen sarhoş edici maddeyi yapmayı, ilk defa o hükümdar bulmuş. Gazellerde böyle geçer.

"Cemşîd eli dökmüşse nasıl câma sabûhu..." diye Yahya Kemal de şiirlerinde Cemşîd veya Cem adından bahsetmiş.

Sun câm-ı Cem "Cem'in kadehini bize sun!" diye Osmanlı şairleri bu ismi zikrederler.

Eski İran'ın efsanevi bir hükümdarı bulmuş deniliyor. O bulmuştur, başkası bulmuştur veya aynı anda muhtelif ülkelerde bulunmuştur.

Bu üzüm sıkıldığı zaman, suyu bir müddet sonra ekşiyor, bozuluyor. Bu ekşiyen şey sonradan, içildiği zaman insanın içini yakıyor; içindeki maddeler dolayısıyla kendisini mahmur ediyor, kafasını, aklını örtüyor, sarhoş ediyor. Yürümesi sallanmaya başlıyor, konuşması peltekleşmeğe başlıyor, dili dolaşmağa başlıyor; abuk sabuk işler yapmaya başlıyor ama içenler demek ki zevk alıyorlar ki, ne kadar engellense insanlar bunu içmişler.

Eski Yunanlılar içmiş. Hatta eski o putperest, kâfir, müşrik Yunanlılar, bir de şarap tanrısı diye tanrı uydurmuşlar; Baküs isimli bir putları da varmış. Yunanistan'da, Yunanlıların, eski Romalıların yayıldığı [yerlerde...] Mısır'ı da almışlar ya, Klepotra ile olan maceralarını tarih kitapları yazıyor.

Arabistan'da yaşayan insanların yakınına kadar bu içki içmek yayılmış. Akdeniz mıntıkasında, İtalya'da, Balkan yarımadasında, Mora yarımadasında, Anadolu'nun Akdeniz kıyılarında olan o zamanki kavimlerin içtiği bu şey oralara seyahat maksadıyla giden Arap yarımadası ahalisi ve kabileleri arasında da yayılmış, tanınmış; içki içiliyormuş. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz peygamber olarak vazifelendirilmeden önce, Arabistan'da bu içki içmek adeti yayılmış, yerleşmiş.

Şarapçılar şarapları, nerelerden alıyorlarsa oralardan elde ettikleri şarapları tulumlara -testi vs. ağır oluyor, tulumu taşıması kolay oluyor- doldurup ticaret maksadıyla Mekke'ye, Medine-i Münevvere'ye getirmişler... Buranın ahalisi de içki içmeye alışmış. Sarhoşluğu bilen, içkinin zevkini tatmış insanlar.

Hattâ çadırlarda içki satan seyyar satıcılar olurmuş. Bunlar bir yere çadır kurarlarmış. Gelenlerden işte nesini alıyorsa koyun mu alır, deve mi alır, daha başka deri mi alır, ne alırsa onun mukabilinde içkiyi verirlermiş. İçkileri bittiği zaman da, çadırın üstüne bir bayrak asarlarmış, bir bez parçası çekerlermiş.

Uzaktan onu gören, "Haa, demek ki şarap bitmiş artık, alamayacağız!" diye anlamaları için, önceden haber veriyor. Gelip de yok demektense, uzaktan "Kalmadı!" işaretini verirlermiş.

Bunu nereden biliyoruz?.. Bazı cahiliye devri şairleri övünme bâbında diyorlar ki:

"Ben nice şarap çadırına bayrak çektirtmişim!" O kadar çok içmiş ki, onunla övünüyor. Sonunda şarabı bitirttirmiş de, bayrak çektirtmiş.

Toplumun, cemiyetin durumu bu iken, İslâm geliyor. İslâm gelince de toplumun hastalıkları birer birer tedavi ediliyor. İşte burada sahabeden bazı kimseler, içkinin zararlarını, meysir denilen kumarın zararlarını gördükleri için, sormuşlar.

"Yâ Resûlallah, biz bu içkiyi içelim mi? Meysir denilen oyun oynansın mı, oynanmasın mı?" diye sormuşlar.

Hz. Ömer sormuş meselâ. Hz. Ömer'den Ebû Meysere rivayet ediyor ki, şöyle manasını da okuyalım:

Lemmâ nezele tahrîmü'l-hamr. "İçkinin haram olduğuna dair ayet inince..." -Bu konuda dört tane ayet iniyor.- Bir ayet inince Hz. Ömer demiş ki:

Kâle: Allâhümme beyyin lenâ fi'l-hamri beyânen şâfiyâ! "Yâ Rabbi, şöyle sadra şifa verecek, sakat kafaları, sakat düşünceleri şifaya kavuşturacak, açık seçik bir şifa verici açıklamayla, şu içkinin kötülüğünü bize bildir, beyan eyle!.." diye dua etmiş. Onun üzerine Sûre-i Bakara'daki,

Yes'elûneke ani'l-hamri ve'l-meysir kul fîhimâ ismün kebîrun. âyet-i kerîmesi, şu açıklamasını yapmakta olduğumuz âyet-i kerîme inmiş.

Feduiye umer ve kuriet aleyhi. "O zaman Hz. Ömer çağrılmış; Yâ Ömer bak sen dua ediyordun, soruyordun, istiyordun. Allahu Teâlâ hazretleri bu âyet-i kerîmeyi indirdi." diye kendisine okunmuş. Bu âyet-i kerîmenin devamının açıklamasını da size kısaca vereyim, buyuruluyor ki:

"Ey Habîbim! İçkiden ve kumardan, meysirden sana soruyorlar"

Kul "Onlara de ki:" Fîhimâ ismün kebîrun "Bu içkide ve kumarda büyük bir günah var." Bunu oynamakta, bu içkiyi içmekte, bu kumarı oynamakta büyük günah var. Vemenâfiu li'n-nâs. "İnsanlar için, bazıları için de bazı faydalar var." Meyhaneci için fayda var, kumarhaneci için fayda var... Şimdi sizin anlayacağınız şekilde kısaca öyle söyleyelim:

Bazı faydalar da var ama Ve ismühümâ ekberu min nef'ihimâ "Bu ikisinin günahı bazı kimselere sağladığı cüz'î, mevziî, kişisel faydasının yanında, çok daha büyüktür." buyuruluyor. Şimdi böyle buyrulduğu için rivayet edildiğine göre Hz. Ömer yine duasına devam ediyor;

Allâhümme beyyin lenâ fi'l-hamri beyânen şâfiyâ! diye aynı duaya devam edince, bu sefer bundan sonra bir âyet-i kerîme daha iniyor:

Yâ eyyühellezîne âmenû lâ takrabü's-salâte ve entüm sükârâ. "Ey iman edenler, sarhoşken namaza yaklaşmayın!"

Çünkü birisi çıkmış, içki içmiş olarak imamlık yapmaya kalkmış. O zaman ayetleri yanlış okumuş, mânayı bozmuş. Namaz tehlikeye girince, Hz. Ömer bu durumdan rahatsız olmuş, sahabe rahatsız olmuşlar. O zaman da o âyet-i kerîme inmiş.

Fe-kâne'l-münâdî resûlallallah sallallahu aleyhi ve sellem izâ ekâme's-salâte nâdâ. Peygamber Efendimiz'in namaza çağırmakla vazifeli müezzinleri, namaza çağırdıkları zaman, En lâ yakrabne's-salâte sekrânü "Sarhoş olan namaza yaklaşmasın!" diye de ayrıca ikaz ederlermiş. Çünkü sarhoşlukta neler yapılıyor.

Sonra Hz. Ömer, yine ısrarla duasına devam etmiş:

Allâhümme beyyin lenâ fi'l-hamri beyânen şâfiyâ! "Tam sadra şifa verecek bir beyanla bize bu içkinin hükmünü bildir yâ Rabbi!" diye. Onun üzerine de Mâide sûresindeki 90 ve 91. âyet-i kerîmeler inmiş. Allahu Teâlâ hazretleri içkiyi açık seçik bir şekilde, tamamen yasaklamış. Hz. Ömer'in istediği, arzu ettiği açıklıkla, herkesin anlayacağı bir şekilde haram olduğunu beyan etmiş. O zaman, artık;

Fehel entüm müntehûn. "İnşaallah bu içkiyi bırakırsınız, bitirirsiniz bu işi." deyince, evlerinde o ana kadar içki bulunduran ve içen herkes onları sokaklara dökmüşler.

Demek ki bu taleplerin, peş peşe duaların yapıldığı sırada, inen âyet-i kerîmelerin bir tanesi bu Yes'elûneke anil-hamri vel-meysir... âyet-i kerîmesi.

Hamr, umumiyetle üzümden yapılıyor da başka şeylerden yapılmıyor mu?

Ebû Davud'da Nu'mân b. Beşîr radıyallahu anh'ten rivayet olunduğuna göre, buyurmuş ki Peygamber Efendimiz:

İnne minel-ınebi hamren. "Üzümden hamr olur, yapılır." İçki yapılan şeyleri sayıyor sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz. Ve inne mine't-temri hamren. "Hurmadan da içki olur." Hurmayı suya ıslarsın, tadı suya geçer, ekşir, fışkırır, tahammur eder, mayalanır. Ondan da yine hurma şarabı olur.

Ve inne mine'l-aseli hamren. "Baldan da içki olur." Şu bizim kahvaltıda yediğimiz, sevdiğimiz bal da sulandırılırsa ekşir, ekşiyince fışkırır, fışkırınca mayalanır. Mayalanınca o da içki olur.

Ve inne mine'l-bürri hamren. Buğday da ezilirse, buğday katı haliyle bir şey olmaz da ezildiği zaman, nişastasıyla, tadıyla sulandığı zaman; o biraz bekledi mi, o da fışkırır, o da mayalanır, o da buğday içkisi olur.

Ve inne mine'ş-şaîri hamren. "Arpa da aynı şekilde yapılırsa hamr olur, içki olur." diyor Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem.

Demek ki bira dediğimiz şey, arpadan yapılıyor ya içki, bu bira da hamr oluyor, üzümden yapılan da oluyor, neden yapılırsa yapılsın...

Hakikaten kimyacıların bildiği bir husus. Artık liselerde vesairede okutulduğu için, umumî olarak bu kadarını halk da bilir. Özel olarak kimya fakültesine gitmemiş de bilirler ki, tatlı bir şey bekletildiği zaman etkileniyor, zamanla değişime uğruyor, ekşiyor, mayalanıyor, fışır fışır köpürüyor, fışkırıyor... İçinde kimyevî değişiklikler oluyor, sonunda hamr oluyor. İçildiği zaman insanın kafasını örten, aklını alan bir içecek hâline geliyor.

Bu kafa örtmeye de Arapça'da humâr derler.

Humâr ne demek?

Hamrı içtikten sonra kafadaki dumanlı... "Kafası dumanlı adamın." "sarhoş" demek. İşte ona humar derler.

Demek ki, içki çeşitli şeylerden oluyor. Hani, "Şaraptan gayrisi serbest..." gibi bir anlam çıkmamalı!.. Çünkü Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz, Kur'ân-ı Kerîm'in mânalarının inceliklerini bize hadîs-i şerîfleriyle, sünnet-i seniyyesiyle beyan etmiştir.

Bu hususta da buyurmuştur ki:

Küllü müskirin harâmün. "Her kafaya sekir veren, insanı sarhoş eden, kafayı dumanlayan her şey haramdır." diye beyan etmiş.

O halde, ister katı olsun, ister sıvı olsun, ister duman buhar şeklinde olsun... Kafayı tütsüledi mi, dumanladı mı, insanı sarhoş etti mi, koklanması sûretiyle olsa bile, onun da haram olduğu hadîs-i şerîften anlaşılıyor.

Burada bir noktayı dinleyicilerime açıklamak istiyorum:

Dinimizin ana kaynaklarından birisi Kur'ân-ı Kerîm; birisi de onun inceliklerini bize açıklayan hadîs-i şerîflerdir. Bakın, hadîs-i şerîfler ne kadar kesin bir şekilde insanların kaçamak noktalarını tıkayıp nasıl güzelce, açıkça anlatıyor. Kur'ân-ı Kerîm'deki âyet-i kerîmenin mânasının güzel bir şekilde anlaşılmasını sağlıyor.

Sarhoşluk verdi mi, haramdır. Meselâ bazıları, ayakkabının altında köseleyi yapıştırmağa yarayan yapıştırıcı maddeyi bile kokladıkları zaman, kafayı buluyorlarmış, duyduğumuza göre.

Çok tehlikeli bir şey!

Onu kokladığı zaman kanser oluyor sonunda, deli oluyor, mecnun oluyor. Ama işte muvakkat bir zevk için bu divanelikleri, divaneliğe götüren, deliliğe götüren delilikleri yapıyor insanlar. Ondan sonra da çeşitli hastalıklara tutuluyorlar.

Bu nedir?

O da haramdır.

"Canım ayakkabının köselesini deriye yapıştırmaya yarayan, teneke kutunun içindeki yapıştırıcı."

Öyle ama sonuç itibariyle sarhoşluk veriyor.

Tozlar, uyuşturucu tozlar... Ben görmedim de söylüyorlar, "Beyaz toz, esrar..." diyorlar. Çeşitleri var, çeşitli bitkilerden aynı amaca ulaştıracak şekilde maddeler çıkartıyorlarmış, çeşitli şekillerde kullanıyorlarmış. Sigaraya koyuyorlarmış...

Tabii sigaraya koyunca ne oluyor?

Dumanı içine çekmek oluyor. Dumanı bile haram!

Neden?

Sarhoşluk verdiği için, ana sebep kafayı dumanlandırdığı, aklı giderdiği için.

Çünkü İslâm dininin ana amaçlarından bir tanesi, aklı da korumaktır. İslâm aklın bekçisidir. Aklı korumak dinin ana görevleri arasındadır ve o hususta İslâm gayret göstermiştir, ahkâm koymuştur.

Onun için sıvı olsun, buhar olsun, duman olsun, katı olsun; çiğnenerek yensin, içilsin, koklansın... her ne şekilde olursa olsun, haramdır.

Faydaları neler?

Bir kere, satan para kazanıyor. Ondan sonra içen muvakkat bir zaman keyif buluyor, kafayı buluyor. İşte o keyiften dolayı zaten onu içiyorlar ama sonu çok acı biten bir keyif... Ondan sonra bazıları bir müddet cesaretleniyor. İşte onun için eski devirde, savaştan önce birkaç kadeh atarlarmış da, cesaretle harbe girerlermiş.

Bazıları da işte, "Zayıfım, kuvvetleneyim!" diye içiyor. Dinî duyguları düşünmeyen, dinin ahkâmını nazara dikkate almayan, bazı doktorları da duydum ben; "Çok zayıfsın. Kuvvetlenmek için şu içkiyi iç, bu içkiyi iç!" diye gelen hastalarına içki teklif ediyorlarmış. Güya fayda diye... Evet ama günahı daha büyük...

Bir şeyin faydası, zararı da var ama hangisi daha önemli, ona göre hareket etmeli! Sonra o fayda dediğin şeyler, dünyevî fayda, bir müddet, kısa bir zaman için olan fayda... Ama onun da sonu fayda değil, sonu felâket, hastane, hapishane, tımarhane ve mezar oluyor. Ona da fayda vermez.

Gelelim ikinci kelimenin açıklanmasına:

Hamr, "içki" demek; yasak... Meysir de yüsür kökünden geliyor, masdar-ı mîmi oluyor. "Kolaylık, zenginlik" demek.

İnne me'al-yüsri yüsran. "Zorluğun yanında kolaylık var." diye, Elem neşrah leke sûresinde geçiyor.

Bazı kimseler kumarda kolay bir şekilde servet kazanıyorlar, birden kazanıyorlar. Onun için meysir demişler.

Araplar çeşitli şekillerde kumar oynarlarmış. Onların oyunlarından bir şekil:

Deveyi kesip 28 parçaya bölerlermiş. Üzerine yazı yazılabilen, yassı on tane kumar oku varmış. Üzerinde her birinin ismi yazılıymış. Fezz, Tev'em, Rakib, Hils, Nâfis, Müsbil, Muallâ, Menih, Sefih, Vağd isimleri bu on tane kumar oku üzerinde bulunurmuş.

Torbaya koyup birisine verirlermiş, karıştırırlarmış torbanın içinde... Alt alta, üst üste, içindekiler karmakarışık olurmuş. Sonra kişiye göre çekerlermiş. Üzerinde ismi yazılı oklardan her birinin bir hakkı varmış. Fezz'in bir, Tev'em'in iki, Rakib'in üç, Hils'in dört, Nâfis'in beş, Müsbil'in altı, Muallâ'nın yedi hisse hakkı varmış; toplam 28 ediyor. Öteki Menih, Sefih, Vağd okları çıkarsa, onlar da boş çıkmış oluyor.

Deveyi keserlermiş, parçalara ayırırlarmış, okları karıştırırlarmış, hepsi çekermiş. Kimisi hava alıyor, kimisi bir hisse alıyor, kimisi yedi hisse alıyor. Buna meysir oyunu diyorlar. Bunun faydası ne? Hisseleri alanlar ya evlerine götürüyorlar, pişirip çoluk çocuk yiyorlar. Ya da adam zenginse, onu eve götürmeye tenezzül etmiyorsa oradaki fakirlere, kumarı seyredenlere veriyor. Onlar faydalanıyor. Ama böyle bir fayda, meşrû, güzel bir fayda değil...

İşte bunları soruyorlar. "İçkinin içilmesinde, kumarın oynanmasında büyük bir günah vardır. Bazı faydalar vardır bazı insanlar için ama günahı faydasından daha fazladır." diye böyle beyan ediyor.

Bundan sonra, 219. âyet-i kerîmedeki ikinci soru geliyor:

Ve yes'elûneke mâ zâ yünfikûn. "Bir de sana 'Neyi infak edecekler? Nafaka olarak neyi verecekler?' diye soruyorlar." Kuli'l-afv. "Onlara de ki: Afvı infak edin, nafaka olarak verin!"

Ayın, fe, vav; Afv, bize göre "bir suç işleyeni bağışlamak" mânasına geliyor ama burada müfessirlerin kesin beyanına göre, "malın fazlası" demek. Ailenin ihtiyacını karşıladıktan sonra, elindeki varlıktan arta kalana afv deniliyor. Fazla olanı vermesi tavsiye edilmiş.

Bu husustaki bazı hadîs-i şerîfleri okuyalım: Ebû Hüreyre radıyallahu anh'tan rivayet edildiğine göre, birisi Peygamber Efendimiz'e geldi, dedi ki:

Kâle racülün: Yâ rasûlallah, indî dînârun "Yâ Resûlallah yanımda altın para var, ne yapayım?" dedi. Peygamber Efendimiz de: Enfıkhü alâ nefsik "Onu kendine harca!" dedi. Kâle: İndî âhar "Daha var yanımda..." dedi. Kâle: Enfıkhü alâ ehlike. "Onu da ailene harca!.." Kâle: İndî âhar. "Daha fazlası var." dedi. Onun üzerine, dedi ki Peygamber Efendimiz: Enfıkhü alâ veledike veya vüldike "Onu çocuklarına harca!" Ve indî âhar "Daha var..." demiş. Fe-ente ebsır! "Artık kendin bak, nere uygunsa oraya harca!"

Demek ki, öncelikle kendisinden başlamak suretiyle, kişi malını, elindeki maddî imkânını, derece derece yakınından uzağına doğru harcayacak.

Müslim'in Sahîh'inde Câbir radıyallahu anh'tan beyan ettiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bir kişiye dedi ki:

İbde' bi-nefsike. "Elindeki para ve imkânı harcamaya kendine harcamaktan başla." Fe tesaddak aleyhâ. "Nefsine bu harcamayı yap!" Fe in fadule şey'ün feliehlike. "Daha artarsa ailene harca." Fe in fadula şey'ün an zâlike. "Ondan da artarsa." Fe li zî karâbetik. "Akrabana harca." Fe in fadule an zî karâbetike şey'ün. "Akrabandan da artarsa." Fe hâkezâ ve hâkezâ... "Şuraya, şuraya harcarsın!" buyurmuş.

Yine Ebû Hüreyre radıyallahu anh'ten bir başka hadîs-i şerîf: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki:

Hayru's-sadakati mâ kâne an zahri gınen. "Sadakanın hayırlısı, insanın imkânı varken verdiğidir." Ve'l-yedü'l-ulyâ hayrun mine's-süflâ. "Daha yüksek el, daha aşağıdaki elden hayırlıdır." Yüksek el, veren el oluyor. Aşağıdaki el, alan el oluyor. Vermek, almaktan daha iyidir.

Vebde' bi-men teûlü. "Hayrı vermeye, geçimiyle görevli olduğundan başla!" buyuruyor.

Bir hadîs-i şerîf daha var:

İbne Âdem "Ey Ademoğlu!" İnneke in tebzülü'l-fadla hayrun leke. "Malının artanını, fazlasını bezledersen, ikram edersen, hayır olarak verirsen, bu senin için daha hayırlıdır." Ve in tümsikhu şerrun leke. "Tutarsan, o fazlası senin için zarardır." Ve lâ tülâmü alâ kifâf. "İhtiyacın için olanı tutmanda bir beis olmaz." diye hadîs-i şerîfler var.

Demek ki, "Neyi infak edelim?" diye sorulduğu zaman, Peygamber Efendimiz, "Malından fazlasını..." demiş. Zorlamayı, tekellüfü, kendisi verip de, ondan sonra el açıp başkasından dilenme durumuna gelmeyi uygun görmüyor.

Kezâlike yübeyyinullâhu lekümü'l-âyât. "Allah ayetleri sizin için böylece açıklıyor. Lealleküm tetefekkerûn. "Düşünesiniz diye."

Fi'd-dünyâ ve'l-âhireh. "Hem dünya konusunda, hem âhiret konusunda..." Demek ki, dinimiz hem dünyayı tanzim ediyor, hem âhireti...

Birilerinin dediği gibi; "Din bir duygudur, âhiretle ilgilidir. Dünya ayrı, din ayrı... "

Öyle değil! İkisine birden Allah ayetler indiriyor, insanlara hem dünyevî ahkâmı, dünyadaki yaşantılarına fayda sağlayacak şeyleri, hem de uhrevî saadeti, ebedî saadeti kazanmalarına sebep olacak şeyleri anlatıyor.

Bu 220. âyet-i kerîme'de; F'id-dünyâ vel-ahireh cümlesinden sonra, üçüncü soru geliyor:

Ve yes'elûneke ani'l-yetâmâ. "Sana yetimleri de soruyorlar."

Sormalarının sebebi şu: Ondan önce "Yetimlerin mallarını yiyenler, karınlarına cehennem ateşi yiyorlar, ateş dolduruyorlar." diye âyet-i kerîme inmiş. Onun üzerine, yetimlerin malına yanaşmak, onları yönetmek, yetimlere bakmak durumda olanlar, "Aman günah olmasın, haram yemiş olmayalım, ateş yemiş olmayalım!" diye yetimin yanına yanaşmamaya başlamışlar.

O zaman yetimler kendileri zaten küçük, babaları da ölmüş daha güç duruma düşmüşler. Onun için soruyorlar. "Yetimler hakkında nasıl davranalım?" diye soru sormuşlar. Onlar hakkında buyuruluyor ki:

Kul islâhun lehüm hayr. "Onların durumlarını ıslah etmek, mallarını yönetivermek, daha iyi duruma gelmelerini sağlayacak teşebbüslerde bulunmak, daha hayırlıdır.

Ve in tühâlitûhüm. "Eğer siz onlarla uzak durmak yerine karışırsanız, meselelerini çözmek için yanlarına yanaşırsanız, meselelerine el koyarsanız."

Fe-ihvânüküm. "Onlar sizin kardeşlerinizdir." Vallâhu ya'lemü'l-müfside mine'l-muslih. "Allah iyi niyetle yanaşanı da, kötü niyetle yanaşanı da çok iyi bilir, ayırt eder, tefrik eder." Kötü niyetle yanaşanı cezalandırır, ıslah maksadıyla yanaşıp da, "Aman ateş yemeyeyim karnıma!" diye korka korka da olsa, yanaşmak hayırlıdır diye yanaşanı bilir, onu da mükâfatlandırır.

Ve lev şâellâhu lea'neteküm. Allahu Teâlâ hazretleri dileseydi sizi sarpa sardırırdı, işlerinizi zorlaştırırdı ama kolaylıklar ihsân ediyor.

İnna'llâhe azîzün hakîm. Allahu Teâlâ hazretleri hiç şüphesiz ki çok azizdir, çok hakîmdir." buyuruyor.

Allah hepinizden razı olsun,

es-Selâmu aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtühû!

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
001.Kur an-ı Kerim in Faziletleri
19.09.202434 dk 51 sn
002.Kur an-ı Kerim Tefsirine Giriş
26.09.202450 dk 30 sn
003.Besmele Hakkında
03.10.202450 dk 39 sn
004.Euzü Besmele
10.10.202428 dk 36 sn
005.Fatiha (1 - 2) Hamd ve Senâ
17.10.202450 dk 54 sn
006.Fatiha (3) Allah Rahmân ve Rahîm dir
24.10.202440 dk 4 sn
007.Fatiha (4) Hesap ve Cezâ Gününün Sahibi
31.10.202445 dk 20 sn
008.Fatiha (5 - 7) Kulun Rabbinden İstedikleri
07.11.202453 dk 17 sn
009.Bakara Suresine Giriş
14.11.202431 dk 25 sn
010.Bakara (1) Hurûf-u Mukattaa
21.11.202430 dk 37 sn
011.Bakara (2) Kur an-ı Kerim Hidâyettir
28.11.202450 dk 59 sn
012.Bakara (3) Müttakîlerin Vasıfları
05.12.202448 dk 35 sn
013.Bakara (4 - 5) Ehl-i Kitaptan Müslüman Olanlar
12.12.202445 dk 56 sn
014.Bakara (6 - 7) Bile Bile Hakkı İnkâr Edenlerin Durumu
12.06.202546 dk 23 sn
015.Bakara (8 - 10) Münafıkların Halleri
19.06.202533 dk 34 sn
016.Bakara (11 - 13) Münafıkların Fesad Çıkartmaları
03.07.202550 dk 9 sn
017.Bakara (14 - 22) Münafıkların Şaşkınlıkları
10.07.202549 dk 5 sn
018.Bakara (23 - 24) Kur’an-ı Kerim’in Emsalsiz Oluşu
17.07.202557 dk 3 sn
019.Bakara (25) İman Eden ve Salih Amel İşleyenler
24.07.202539 dk 38 sn
020.Bakara (26 - 27) Kur’an-ı Kerim’deki Misaller
31.07.202556 dk 17 sn
021.Bakara (28 - 29) Allah’ı Nasıl İnkâr Edersiniz?
14.08.202546 dk 3 sn
022.Bakara (30) İnsanın Yaratılması ve Melekler
21.08.202546 dk 16 sn
023.Bakara (31 - 33) Adem As’ın Meleklerden Üstün Kılınması
28.08.202536 dk 57 sn
024.Bakara (34) Şeytanın Hz. Adem’e Secde Etmemesi
04.09.202528 dk 18 sn
025.Bakara (35 - 36) Adem As’ın Cennete Girmesi ve Çıkması
11.09.202535 dk 13 sn
026.Bakara (37 - 39) Hz. Adem’in Tevbesinin Kabul Edilmesi
25.09.202532 dk 14 sn
027.Bakara (40 - 43) Ey İsrâiloğulları
24.11.202251 dk 27 sn
028.Bakara (44 - 46) Bildiği ile Amel Etmemek
02.10.202552 dk 39 sn
029.Bakara (47 - 48) Öyle Bir Günden Sakının Ki...
09.10.202541 dk
030.Bakara (49 - 50) İsrâiloğulları’nın Firavun’un Zulmünden Kurtarılması
16.10.202549 dk 12 sn
031.Bakara (51 - 54) Tur-u Sinâ’da Mûsâ As’a Kitap Verilmesi
23.10.202558 dk 47 sn
032.Bakara (55 - 57) İsrâiloğulları’nın “Allah’ı Görmedikçe İnanmayız!” Demeleri...
30.10.202550 dk 40 sn
033.Bakara (58 - 60) İsrailoğulları’nın Bir Şehre Girmeleri
06.11.202539 dk 37 sn
034.Bakara (61) İsrailoğulları’nın Çeşitli Yiyecekler İstemeleri
13.11.202542 dk 15 sn
035.Bakara (62) İman Edenlere Mükafatlar
20.11.202555 dk 6 sn
036.Bakara (63 - 66) Allah’a Karşı Gelmekten Sakının!
27.11.202545 dk 16 sn
037.Bakara (67 - 73) İsrâiloğulları’na Bir Sığır Kesmelerinin Emredilmesi
04.12.202545 dk 2 sn
038.Bakara (74 - 77) İsrailoğulları’nın Kalplerinin Taştan Katı Olması
24.02.202348 dk 36 sn
039.Bakara (78 - 82) Tevrat’ı Değiştirenlere Veyl Olsun!
11.12.202546 dk 28 sn
040.Bakara (83) İsrâiloğulları’na Verilen Görevler
18.12.202555 dk 40 sn
041.Bakara (84 - 86) Kitabın Bir Kısmına İnanmıyor Musunuz?
01.01.202638 dk 58 sn
042.Bakara (87 - 88) Yahudilerin Peygamberlere Karşı Gelmeleri
08.01.202640 dk 48 sn
043.Bakara (89) Bekledikleri Peygamberi İnkâr Etmeleri
22.01.202638 dk
044.Bakara (90) Yahudilerin Küfrü Tercih Etmeleri
10.12.201942 dk 19 sn
045.Bakara (91 - 96) Yalnız Bize İndirilene İnanırız Demeleri
29.01.202647 dk 31 sn
046.Bakara (97 - 98) Yahudilerin Cebrâil As’a Düşmanlığı
05.02.202646 dk
047.Bakara (99 - 101) Fâsıklar İman Etmezler
12.02.202633 dk 42 sn
048.Bakara (101 - 103) Yahudilerin Şeytana ve Sihre Uymaları
15.06.202345 dk 45 sn
049.Bakara (104 - 105) Yahudilerin Müslümanlarla Alay Etmeleri
02.04.202643 dk 12 sn
050.Bakara (106 - 107) Bazı Ayetlerin Neshedilmesi
09.04.202644 dk 17 sn
051.Bakara (108) Yahudilerin Peygamber Sas’den İstekleri
16.04.202633 dk 28 sn
052.Bakara (109 - 110) Ehl-i Kitabın Müslümanları Küfre Döndermek İstemesi
23.04.202642 dk 50 sn
053.Bakara (111 - 112) Ancak Mü’minler Cennete Girecek
30.04.202632 dk 33 sn
054.Bakara (113) Yahudilerle Necran Heyetinin Tartışmaları
13.08.202049 dk 48 sn
055.Bakara (114 - 115) Mescidlerde Allah’ın Zikrine Engel Olmak
07.05.202651 dk 9 sn
056.Bakara (116 - 117) Allah’a Oğul İsnad Edenler
14.05.202646 dk 45 sn
057.Bakara (118 - 119) Bilmeyenlerin Allah Bizimle Konuşsa Demeleri
21.05.202640 dk 40 sn
058.Bakara (120 - 121) Yahudiler ve Hristiyanlar Senden Asla Memnun Olmayacaktır
04.06.202646 dk 15 sn
059.Bakara (122 - 123) İsrâiloğulları’na Verilen Nimetler
11.06.202631 dk 33 sn
060.Bakara (124) İbrâhim As’ın İmtihan Edilmesi
17.09.202054 dk 56 sn
061.Bakara (125) Kâbe’nin Şerefi
18.06.202642 dk 42 sn
062.Bakara (126) İbrâhim As’ın Mekke İçin Duası
02.07.202644 dk 40 sn
063.Bakara (127 - 128) İbrâhim As ve İsmâil As’ın Kâbe’yi Yapmaları
09.07.202637 dk 18 sn
064.Bakara (129) Yâ Rabbi, Onlara İçlerinden Bir Peygamber Gönder!
16.07.202646 dk 57 sn
065.Bakara (130 - 132) İbrâhim As’ın Dininden Yüz Çevirenler
23.07.202654 dk 35 sn
066 Bakara (133 - 134) Ya’kub As’ın Oğullarına Vasiyeti
30.07.202635 dk 11 sn
067.Bakara (135) İbrâhim As’ın Dinine Gelin!
06.08.202639 dk 46 sn
068.Bakara (136 - 138) İslâm Bütün İnsanları Kucaklar
07.12.202333 dk 6 sn
069.Bakara (139 - 141) Doğru Yol Rasûlüllah’ın Yolu
13.08.202624 dk 36 sn
070.Bakara (142) Allah Dilediğine Hidayet Eder
20.08.202637 dk 28 sn
071.Bakara (143) Ümmet-i Muhammed’in Şerefi
28.12.202349 dk 58 sn
072.Bakara (144 - 147) Kıblenin Kâbe’ye Çevrilmesi
27.08.202637 dk 42 sn
073.Bakara (148 - 150) Yüzünüzü Mescid-i Haram’a Çevirin!
03.09.202632 dk 40 sn
074.Bakara (151 - 152) Beni Zikredin, Ben de Sizi Zikredeyim!
10.09.202640 dk 37 sn
075.Bakara (153 - 154) Sabır ve Namazla Allah’tan Yardım İsteyin!
17.09.202631 dk 57 sn
076.Bakara (155 - 157) Belâlara Sabretmenin Karşılığı
24.09.202647 dk 46 sn
077.Bakara (158) Safâ ile Merve
01.10.202646 dk 45 sn
078.Bakara (159 - 162) Hakkı Söylememek, Susmak
08.10.202650 dk 6 sn
079.Bakara (163 - 164) Allah’ın Varlığı ve Birliği
15.10.202647 dk 48 sn
080.Bakara (165 - 167) Mü’minlerin Allah Sevgisi
22.10.202645 dk 51 sn
081.Bakara (168 - 171) Şeytanın Peşinden Gitmeyin
29.10.202651 dk 56 sn
082.Bakara (172 - 173) Helâl ve Haram Rızıklar
25.04.202439 dk 50 sn
083.Bakara (174 - 176) Ayetleri Saklayanların Cezası
18.03.202127 dk 25 sn
084.Bakara (177) Asıl İyilik
01.04.202161 dk 39 sn
085.Bakara (178 - 179) Kim Haddi Aşarsa...
16.05.202429 dk
086.Bakara (180 - 182) Vasiyet Etmek
16.05.202437 dk 13 sn
087.Bakara (183 - 184) Orucun Farz Kılınması
23.05.202440 dk 15 sn
088.Bakara (185) Ramazan Orucu
08.04.202150 dk 11 sn
089.Bakara (186) Allah-u Teàlâ Duaları Kabul Eder
20.06.202455 dk 12 sn
090.Bakara (187) Oruçla İlgili Hükümler
27.06.202466 dk 50 sn
091.Bakara (188) Haksızlıkla Başkasının Malını Yemeyin!
04.07.202444 dk 3 sn
092.Bakara (189) Ay’ın Durumları
11.07.202433 dk 41 sn
093.Bakara (190 - 192) Allah Aşırılığa Sapanları Sevmez
03.06.202150 dk 37 sn
094.Bakara (193 - 195) Kendi Ellerinizle Kendinizi Tehlikeye Atmayın
10.12.201955 dk 44 sn
095.Bakara (196) Haccı ve Umreyi Tamamlayın!
06.06.202457 dk 48 sn
096.Bakara (197) Haccın İncelikleri
13.06.202439 dk 8 sn
097.Bakara (198 - 199) Hacda Ticaret ve Zikir
10.12.201944 dk 22 sn
098.Bakara (200 - 202) Dünyada da, Ahirette de İyilik
18.07.202443 dk 23 sn
099.Bakara (204 - 207) Münafıkları İyi Tanıyın!
25.07.202448 dk 21 sn
100.Bakara (208 - 210) Topluca İslâm’a Girin!
01.08.202441 dk 50 sn
101.Bakara (210 - 212) Dünya Hayatı ve Kâfirler
08.08.202445 dk 19 sn
102.Bakara (213) Ümmet-i Muhammed ve Diğer Ümmetler
15.08.202454 dk 4 sn
103.Bakara (214) Belâlar ve Allah’ın Yardımı
22.08.202440 dk 19 sn
104.Bakara (215 - 216) Allah Yolunda Harcamak
29.08.202442 dk 1 sn
105.Bakara (217 - 218) Fitne Katilden Daha Kötüdür
07.07.202233 dk 53 sn
107.Bakara (221) Müşriklerle Evlenmeyin!
12.09.202438 dk 28 sn
108.Bakara (222 - 223)
10.12.201947 dk 5 sn
Ali İmran (92) Furkan (74) İnfak, Gıpta Edilecek Kimseler, Sadaka Vermek
29.05.202514 dk 54 sn
Ali İmran 98 - 101 - Hristiyanların Allahın Ayetlerine Tutumları
01.05.202528 dk 30 sn
Bakara (104) Rahman (1- 4) Kuranı Öğrenmek, Kıymet Bilmek
10.04.202519 dk 2 sn
Bakara (146) Hicr (2 -3) Doğru İnancın Önemi
24.04.202519 dk 44 sn
Hac (73 - 76) Mü’minun (14) İnsanın Yaratılışı Süreci
22.05.202537 dk 38 sn
İnsan (1 - 31) Dünya Sevgisi
15.05.202525 dk 40 sn
Rahman (5 -13) Her Şeyin Dengeli Olması ve Her Varlığın Secde Etmesi
17.04.202525 dk 25 sn
Tekvir (1-14) Kıyamet Günü Alametleri, Mahşer Anı, Pişmanlıklar
05.02.202531 dk 11 sn
AKRA