İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0507:3808:2312:5315:3817:5719:25
Kabe

105.Bakara (217 - 218) Fitne Katilden Daha Kötüdür

105.Bakara (217 - 218) Fitne Katilden Daha Kötüdür
Tefsir Sohbetleri

105.Bakara (217 - 218) Fitne Katilden Daha Kötüdür

07.07.2022
33 dk 53 sn

es-Selâmu aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtühû!

Aziz ve sevgili dinleyiciler,

Allah'ın selâmı, rahmeti, bereketi üzerinize olsun.

Bu akşamki tefsir sohbetimiz, Bakara sûre-i şerîfesinin 217 ve 218. âyet-i kerîmeleri üzerinde. Önce âyet-i kerîmenin mübarek metnini okuyalım.

Bismillâhirrahmânirrahîm.

Yes'elûneke ani'ş-şehri'l-harâmi kıtâlin fîhi kul kıtâlün fîhi kebîrun ve saddün an sebîlillâhi ve küfrün bihî ve'l-mescidil-harâmi ve ihrâcu ehlihî minhu ekberu inda'llâhi ve'l-fitnetü ekberu minel-katl ve lâ yezâlûne yukâtilûneküm hattâ yeruddûküm an dîniküm ini'stetâû ve men yertedid minküm an dînihî fe-yemüt ve hüve kâfirun fe-ülâike habitat a'mâlühüm fi'd-dünyâ vel-âhireti ve ülâike ashâbü'n-nâri hüm fîhâ hâlidûn.

İnne'llezîne âmenû ve'llezîne hâcerû ve câhedû fî sebîlillâhi ülâike yercûne rahmetallâhi vallâhu ğafûru'r-rahîm.

Sadaka'llâhu'l-azîm.

Bu okuduğumuz 217. âyet-i kerîme meâlen şöyle: Yes'elûneke ani'ş-şehri'l-harâmi kıtâlin fîhi. "Ey Resûlüm! Haram ayda, haram aylardan birisi olan bir ayın içinde savaş yapmanın hükmünü soruyorlar; 'Olur mu böyle şey?' diye..."

Kıtâlün fîhi kebîrun. "Bu haram ayda savaşmak büyük günahtır ama..." Ve saddün an sebîlillâhi. "İnsanları Allah'ın yolundan çevirmek." Ve küfrün bihî. "Ve Cenâb-ı Hakk'a inanmayıp kâfir olmak." Ve'l-mescidi'l-harâmi. "Haccetmek, umre yapmak, ibadet etmek isteyen insanları Mescid-i Haram'ın yolundan çevirmek, men etmek, alıkoymak." Ve ihrâcu ehlihî minhu. "Harem-i Şerif'in ehli olan, oralı olan insanları dininden, imanından dolayı o şehirden sürgün edip dışarı çıkarmak." Ekberu inda'llâhi. "Allah indinde daha büyük bir günahtır."

Ve'l-fitnetü ekberu minel-katl. "Fitne, öldürmekten daha büyüktür, daha kötüdür." Ve lâ yezâlûne yukâtilûneküm hattâ yeruddûküm an dîniküm ini'stetâû. "Güçleri yetse bu müşrikler sizi dininizden geri döndürmek, irtidad ettirmek, tekrar küfre çekmek için daima sizinle savaşırlar." Ve men yertedid minküm an dînihî. "Eğer onların bu istekleri doğrultusunda, bu baskılar ve savaşlar dolayısıyla sizden biriniz dininden irtidad edip dönerse..." Fe-yemüt ve hüve kâfirun. "Ve kâfir iken, tevbe etmeden, tekrar İslâm'a gelmeden, o hâliyle ölürse..." Fe-ülâike habitat a'mâlühüm fi'd-dünyâ ve'l-âhireti. "İşte öyle kimselerin dünyada da âhirette de işledikleri işler boşa gitmiştir, iptal olmuştur." Ve ülâike ashâbü'n-nâri. "Bunlar cehennem ahâlisidirler, cehenneme atılacaklar." Hüm fîhâ hâlidûn. "Hem de orada ebediyyen yanacaklar."

Ama o halde ölmeden evvel tevbe ederse, hatasını anlar İslâm'a geri gelirse o zaman durumu değişir.

218. âyet-i kerîme:

İnne'llezîne âmenû. "Hiç şüphe yok ki iman edenler." Ve'llezîne hâcerû. "Ve imanından dolayı düşmanlarla karşı karşıya gelmekten dolayı hicret etmek durumunda olanlar..."

Hani mübarek sahabenin Mekke'den Medine'ye hicret ettiği gibi...

Ve câhedû fî sebîlillâhi. "Ve Allah yolunda cihat edenler." Ülâike yercûne rahmetallâhi. "İşte bunlar Allah'ın rahmetinin ümitlileridir, Allah'ın rahmetine erecekleri umulan kimselerdir. Bunlar rahatlıkla Allah'ın rahmetini umabilirler." Vallâhu ğafûru'r-rahîm. "Allahu Teâlâ hazretleri hiç şüphesiz çok gafûrdur, çok mağfiret edicidir; çok rahimdir, afv u merhamet edicidir."

Kısaca meâlini verdiğimiz bu âyet-i kerîmeler ne sebeple indi, onu açıklayalım:

Bu âyet-i kerîmeler, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in Mekkeliler'den, "Bunlar ne yapıyorlar, bunların durumları nedir, niyetleri nedir?" diye haber getirmek için Mekke civarına gönderdiği askerî bir müfrezenin oradan geçen bir kervana hücum edip oradaki insanlardan bir kısmını esir alıp, birisini öldürüp birisi ellerinden kaçıyor mallarla kervanı Medine-i Münevvere'ye getirmesi üzerine nâzil oldu. Bu hadise Receb ayının birinde olmuş. Receb ayı da içinde savaşmanın, mücadelenin olmadığı haram aylardan birisi... Dört tane haram ay var, birisi bu Receb ayı. Bu aylarda kanlı katiller bile birbirlerini görseler, başlarını çevirip görmezlikten gelir ve mücadele etmezler, kan dökmezler, yolcunun yolunu kesmezler, savaş yapmazlardı.

Receb ayında kervanın vurulması, esir alınması meselesi olunca çok büyük bir sorun oldu bu... Müşrikler dediler ki: "Muhammed hem Mekke'nin mübarek olduğunu söylüyor, Kâbe'nin mübarek olduğunu söylüyor, haccı umreyi kabul ediyor; hem de haram aylarda saldırısını yine yapıyor, savaşı çıkartıyor, adam öldürüyor, esir alıyor, kervan vuruyor!" diye tenkit edince bu âyet-i kerîme indi.

Bu müfreze İslâm'da ilk savaş yapan, ilk esir alan, ganimet alan birlik oluyor. Bu hususta biraz bilgi verelim: Bu, asıl büyük Bedir harbinden iki yıl kadar önce vuku bulmuş bir hâdise. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz Abdullah b. Cahş el-Esedî radıyallahu anh'ı ki bu zât Kureyş'ten Peygamber Efendimiz'in akrabası idi; güvenilir, mübarek bir zât idi... Aralarında Ammâr b. Yâsir, Ebû Huzeyfe b. Utbe b. Rebia, Sa'd b. Ebî Vakkas, Utbe b. Gazvan es-Sülemî, Süheyl b. Beydâ ve Âmir b. Füheyre ve Vâkıd b. Abdullah el-Yerbûî gibi kimselerin bulunduğu bir birlik... "Gidin, Kureyş'in civarına yaklaşın, bize haber getirin." diye Peygamber Efendimiz gönderdi.

Gönderişi de ilginç bir şekilde oldu. Bizim de dikkat etmemiz gereken, biz de böyle şeyler gerektiği zaman böyle tedbirli davranalım diye, ibret almamız gereken bir şekilde gönderdi. Bunların eline bir mektup verdi. Dedi ki;

"Bu mektup kapalı duracak. İki gün Medine-i Münevvere'den dışarıya doğru gideceksiniz, falanca mevkie gelmeden açmayacaksınız. Orada açarsınız, ona göre hareket edersiniz."

Yazılı şeyi daha önce açmamalarını söyledi. Yani bu tedbir oluyor. Medine-i Münevvere'de iken mektubu açsalar, komutanın ağzı sıkı olmasa, "Şu tarafa gidiyoruz." diye askerlerine söylese, onlar da hanımlarına söyleseler, yayılır. Medine'de müslüman olmayan yahudiler var. Müslüman gibi olup da İslâm'ı sevmeyen, müslümanları sevmeyen münafıklar var... Bunlar bunu bir yerden duyarlar, duyunca da karşı tarafa uçururlar, haber olarak, istihbarat olarak verirler. Bu istihbarat imkânları kesmek için; "Siz önce Medine-i Münevvere'den çıkın, iki günlük yola gidin!" diyor. Yani Medine ahâlisiyle artık ilgisi kalmayacak. "O zaman mektubu açın." diyor. Çok güzel bir tedbir, çok güzel bir usul... Ve diyor ki;

"Bu mektubu açtıktan sonra sen orada bir görev yazılı göreceksin; ama bu göreve seninle beraber gelen arkadaşlarından hiçbirini zorlama! İsteyen gelsin, istemeyeni serbest bırak, geri dönsün."

Bunlar gidiyorlar, Medine-i Münevvere'den uzaklara varıyorlar ve Peygamber Efendimiz'in tavsiye ettiği şekilde Abdullah b. Cahş mektubu açıyor. Bakıyor ki Peygamber Efendimiz onu Nahle denilen mıntıkaya gönderiyor. Nahle, Mekke'nin yakınında, Mekke'yle Taif'in arasında bir yer, mevkiin adı. Mekke-i Mükerreme'ye yakın, Mekke'nin civarında. Oraya gönderiyor ve "Ashabından hiç kimseyi zorlama!" diyor. Abdullah b. Cahş mektubu açınca diyor ki;

"İnnâ lillâh ve innâ ileyhi râciûn. Peygamber Efendimiz bize bir görev vermiş. Kim şehit olmayı arzu ediyorsa benimle gelsin. Peygamber Efendimiz kimseyi zorlamamamı bana emretti. Ben gidiyorum."

Ama hiç kimse geri dönmüyor. Hepsi şehadet arzusuyla, Peygamber Efendimiz'in emrini yerine getirmek aşkıyla yola devam ediyorlar. Tabii Medine-i Münevvere'yle Mekke'nin arası daha uzun bir mesafe... İki günlük ayrıldıktan sonra mektubu açıyorlar, daha da ileriye gidiyorlar. Yalnız, yolda aşere-i mübeşşereden Sa'd b. Ebî Vakkas ve Utbe develerini kaybediyorlar, kaçırıyorlar. "Onu arayalım." derken kâfileden biraz geri kalıyorlar. Yani arama dolayısıyla geri kalıyorlar. Ötekiler önde gidiyorlar.

Taif'le Mekke'nin arasındaki yere gelince orada bakıyorlar ki bir kervan var. Kervanın başında da üç-dört kişi var. "Ne yapalım?" diyorlar. Sanıyorlar ki Cemâziye'l-evvel'in son günü. Yani Receb ayından önceki ayın son günü... Aralarında istişare ediyorlar, diyorlar ki; "Bir tanesi çıksın, saçını tıraş etmiş olarak onlara görünsün!" Ukkâşetü'bnü Mihsan es-Sakafî çıkıyor. Kervandakiler de bakıyorlar, karşıdaki adamları görünce ilk önce bir ürküyorlar. Ama başı tıraşlı görünce; "Bunlar umre yapmaya gelen bir kâfile!" diyorlar, umrede çatışma olmaz diye düşündüklerinden rahatlıyorlar. Sonra bunlar; "Biz bu kervanı bırakırsak bunlar bilgiyi Mekke'ye götürürler, Mekkeliler de tedbir alırlar, üstümüze adam salarlar. Biz bunları bırakmayalım!" diyorlar ve hücum ediyorlar. Bir tanesini öldürüyorlar. Tefsir kitaplarında isimleri var. İki tanesini esir alıyorlar. Bir köle de hızlı bir şekilde kaçıyor, onu yakalayamıyorlar. Kervan Taif'ten Mekke'ye üzüm, yiyecek maddeleri vesaire getiriyormuş. Taif bağlık bahçelik, bolluk bereketlik bir yer, yeşillik bir yer. Oradan getiriyormuş.

Bunlar bu malları, develeri, iki esiri alıyorlar ve Medine-i Münevvere'ye geliyorlar. Anlatıyorlar; "Böyle böyle oldu, bir kişi öldürüldü." diyorlar. Yolda da Abdullah b. Cahş diyor ki;

"Bu ganimetlerin beşte biri Allah ve Resûlü'ne ayrılacak, tamam mı?"

Onlar da;

"Tamam!" diyorlar.

Daha o zaman, bu ganimetin beşte birinin Peygamberimiz'in emrine, Allah'ın arzu ettiği yere, beytülmâle tahsisi meselesi yokken ilk defa "beşte bir" sözü onun ağzından tevâfukan çıkmış oluyor.

Onlar Medine-i Münevvere'ye böyle kervanla gelince Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem diyor ki;

"Ben size 'savaşın' demedim, savaşmak için göndermedim! Böyle bir şeyi niçin yaptınız?"

O zaman dünya onların başına yıkılıyor... "Eyvah! Biz ne yaptık? Resûlullah'ın sevmediği, istemediği bir şeyi yaptık!" diye çok üzülüyorlar.

Mekkeliler de adam gönderiyorlar, diyorlar ki;

"Siz haram ayın hürmetini çiğnediniz, Receb ayının birinde adam öldürdünüz, esir aldınız, mal ganimet ettiniz; bu ne biçim iş?" diye laflar, dedikodular her tarafa yayılıyor.

Abdullah b. Cahş ve yanındakiler çok üzülüyorlar; "Eyvah! Biz hatalı bir şey yaptık!" diye perişan oluyorlar. Medine'deki bazı müslümanlar da ayıplıyorlar; "Siz Receb ayında niçin yaptınız bu işi?" diye bunlara söyleniyorlar. Bunlar da diyorlar ki;

"Biz Cemâziye'l-evvel'in son günü sandık, Receb olduğunu da tam kesin olarak tahmin etmiyorduk, bilmiyorduk. Hilâli sonradan gördük. Bu iş olduktan sonra baktık, akşam hilâlini o zaman gördük." diyorlar.

Bunlar bu haldeyken, üzüntüdeyken Allahu Teâlâ hazretleri bu âyet-i kerîmeyi indiriyor. Sebeb-i nüzûl yani bu âyetin inmesine sebep olan olay bu. Bu ölçekten, bu yönden bakarak âyet-i kerîmeyi izah edecek olursak, Allahu Teâlâ hazretleri buyuruyor ki;

Yes'elûneke ani'ş-şehri'l-harâmi. "Sana şehr-i haramdan, haram aydan soruyorlar." Kıtâlin fîhi. "Haram ayda savaşmaktan soruyorlar."

Yani haram aydan soruyorlar, ondan sonra da o ayda çarpışmaktan soruyorlar. Buna bedel derler, bedel-i ictimal derler. "Haram ayın içinde savaşmak doğru mu değil mi, yanlış değil mi?" gibi. Hem müslümanlar bunu merak ediyor hem de yahudiler de buradan kendilerine bir sürü pay çıkartmışlar. "Oh oh, Kureyşliler'le müslümanlar arasında savaş çıkıyor!" diye kendi kendilerine üç-dört yönden yorumlar yapmışlar. Tam bu durumdayken işte bu ayet-i kerîme iniyor:

Kul. "De ki;" Kıtâlün fîhi kebîrun. "Bu ayda savaşmak, evet Allah indinde büyük bir günahtır."

İşte burada durulacak, bu âyet-i kerîmenin burası durma yeri. Bu durma işaretleri çok önemli. Tefsiri bilmeden yanlış durma yapılırsa mâna bozulabilir.

"Ama..."

Ve saddün an sebîlilllâhi. "Allah'ın yolundan insanları saptırmak, mü'minleri İslâm'dan uzaklaştırmaya çalışmak, insanların İslâm'a girmesini engellemek..." Bir. Ondan sonra;

Ve küfrün bihî. "Cenâb-ı Hakk'a karşı kâfir olmak, iman etmemek..." İki.

Vel-mescidi'l-harâmi. "Mescid-i Haram'a müslümanlar hac için, umre için gitmek istedikçe; namaz kılmak, ibadet, haccetmek, umre yapmak istedikçe onu engellemek..." Üç.

Ve ihrâcu ehlihî minhu. "Ve Harem-i Şerif'ten oranın kendi halkını çıkartmak..."

Buradan da muhacirler kasdediliyor. Başta Peygamber-i Zîşânımız olmak üzere muhacirler; Mekkeli oldukları halde o kâfirlerin baskıları, tehditleri, işkenceleri yüzünden hicret etmek zorunda bırakıldılar, sürgün edildiler, baskıyla yurtlarından çıkartıldılar.

Ekberu inda'llâhi. "Allah indinde bu suçlar çok daha büyüktür!"

Düşünecek olursak: Bir kervanın önü kesilmiş, çarpışılmış, bir kişi ölmüş, iki kişi esir alınmış. Siz kaç tane masum müslümanı öldürdünüz? Kaç tane müslümanı yerinden yurdundan ettiniz, evini barkını yağmaladınız? Ne zulümler, ne işkenceler yaptınız! Kölelere neler yaptınız! Hatta Peygamber Efendimiz'i öldürmeye kasdettiniz, peşine düştünüz. Bu yaptıklarınız daha büyük! Bunları siz nasıl unutuyorsunuz da şimdi burada 'Receb ayında adam öldürüldü!' diye şamata yapıyorsunuz, yaygara çıkartıyorsunuz?! Sizin şimdiye kadar yaptıklarınız çok daha büyük!

Ve'l-fitnetü ekberu mine'l-katli. "Müslümanları, müslüman olmuş kimseleri İslâm'dan döndürmek, 'Dönün dininizden, bırakın İslâm'ı!' diye dinlerinde baskı yapmak, öldürmekten daha fenâdır."

Çünkü bir insan imanı bırakıp küfre girerse âhireti mahvolur. Ama mü'min olarak ölürse şehit olur. Mazlum olarak ölürse Allah mazlumun yardımcısıdır. Böyle dininden döndürülme baskısı yapılırsa, işte bu fitne, ekberu mine'l-katli öldürülmekten daha fenadır. Mü'min olarak, mazlum olarak öldürülürse maktül şehit olur, âhireti kurtulur. Ama; "Hadi dininden dön, bir şey yapmayacağız!" diye dininden döndürülürse âhireti mahvolacak, o daha fena...

"Sizin bu yaygaralarınız, şamatalarınız yersiz! Sizin şimdiye kadar yaptığınız suçların yanında bu söyledikleriniz çok az... Siz yaparken bir şey yoktu da şimdi küçücük bir mukabele olunca mı aklınız başınıza geldi?" gibi âyet-i kerîme onların bir çeşit kurnazlıklarını, üste çıkma çalışmalarını engelliyor ve hatalarını sıralıyor.

Ve lâ yezâlûne yukâtilûneküm. "Daima sizinle onlar çarpışırlar idi, çarpışırlar, çarpışmak isterler..." Hattâ yeruddûküm an dîniküm. "Dininizden sizi döndürünceye kadar..." İni'stetâû. "Güçleri yeterse."

Evet, müslümanları dinlerinden döndürmeye çalıştılar. Ta Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'den başladılar. "Sen bu dini bırak, bu iddiayı bırak! Niye çıkartıyorsun bunu? Vazgeç bundan, biz sana ne istersen verelim! Para verelim, en güzel kızlarımızı seninle evlendirelim, tatmin olacağın her türlü maddî imkânı sana sağlayalım..." diye Peygamber Efendimiz'i döndürmeye çalıştılar. Peygamber Efendimiz buyurdu ki;

"Bir elime kameri ayı verseniz, bir elime de güneşi verseniz, ben bu davadan vazgeçmem!"

"Allah beni vazifelendirdi, ben imanı söyleyeceğim! Şirkin, küfrün karşısına çıkacağım, onun yanlışlığını size anlatacağım!" dedi.

Müslümanlara da bu baskıları yaptılar, "Dininden dön!" dediler. Bilâl-i Habeşî'ye öldüresiye işkence yaptılar, mâlum. O her baskıda; "Ehad... Ehad... Ehad..." diyordu. Yani "Allah'ın şerîki nazîri yok, birdir!" diyordu Bilâl-i Habeşî, hatırlayacaksınız.

Allahu Teâlâ hazretleri müşriklerin ana kafa yapısını Peygamber Efendimiz'e veya mü'minlere böyle beyan ediyor. "Onlar sizinle daima çarpışırlar, güçleri yetse dininizden sizi döndürmek için daima bu işi yaparlar. Kafaları, zihniyetleri budur." diyor.

Ve men yertedid minküm an dînihî. "Onların bu baskılarından dolayı, aldatmacalarından veya çevirme çalışmalarından dolayı sizden biriniz irtidad ederse.."

İrtidad ne demek?

"İmandan sonra imanı, İslâm'ı bırakıp şirke, küfre dönmek" demek.

İrtidad edene "mürted" derler. Bir de ridde sözü var, sülâsiden mastar; "dinden geri dönmek" demek. İrtidad da aynı mânaya geliyor.

"Sizden biriniz irtidad ederse, yani İslâm'ı, imanı bırakıp küfre, şirke dönerse..."

Fe-yemüt ve hüve kâfirun. "Sonra da kâfir iken, o halde iken ölürse..." Fe-ülâike. "İşte böylelerinin..." Habitat a'mâlühüm. "Amelleri hebâen mensûrâ olur, sıfırlanır. İşledikleri evvelki iyilikler vesaire hepsi silinir, bâtıl olur, boşa gider, yok olur." Fi'd-dünyâ ve'l-âhireti. "Dünyada da âhirette de amelleri hebâen mensûrâ olur."

Dünyada irtidad edenin başına neler gelir, tefsir kitapları onu yazıyor: Bir kere miras hakkından mahrum olur. Sonra karısı kendisinden boş olur, nikâh ahdi kalmaz. Müslümanların mallarına ortak olma, Müslümanlık haklarını kaybeder. Dünyası böyle olur. Âhirette de cennete giremez, cezaya uğrar. İrtidad ettiğinden dolayı ebediyyen cehennemde kalır.

Nasıl?

Hüm fihâ hâlidûn. "Onlar yani irtidad edenler cehennemde ebediyen kalacaklardır."

"İrtidad yok! Müslümana hiçbir şekilde imanı, İslâm'ı bırakmak yakışmaz ve olmaz... Böyle yaparsa dünyası ve âhireti harap olur." diye, bu âyet-i kerîme bildiriyor.

Hani, ve'l-fitnetü ekberu mine'l-katl denilmişti ya, onların dinden döndürme çalışmaları; işte fitne bu... O fitne öldürmeden daha fena. Ona kanıp da müslümanlar öyle yaparlarsa, bazıları irtidad ederlerse ne olur?

Ebediyen cehennemde kalırlar.

Abdullah b. Cahş ve onunla beraber olan muhacirler, bu seriyyeye, bu askerî birliğe katılanların hepsi Kureyş'tendi, Ensar'dan hiç kimse yoktu. Hepsi Peygamber Efendimiz'in sevgili, itimatlı, güvenilir ashâbından idiler. Abdullah b. Cahş da halası oğlu olur veya amcası oğlu diye de bir tefsirde geçiyor. Ben soyunu tam geniş olarak araştıramadım. Ama Hâzin tefsirinde ibni ammetihî buyuruluyor. Yani hala oğlu, halazâde olmuş oluyor. Ötekiler Ukkâşetü'bnü Mihsan es-Sakafî, Sa'd b. Ebî Vakkas... Onları da hep biliyoruz; mübarek insanlar, cennetle müjdelenen insanlar, cennete bigayri hisâb girecekleri belirtilen, Efendimiz'in sevdiği insanlar.

Bu âyet-i kerîme gelince; "Demek ki yaptığımız suç değilmiş, Allah bizi cezalandırmayacak, günah yapmamışız!" diye sevindiler. Bu âyet-i kerîme onların lehine hüküm indirince Peygamber Efendimiz de o zaman "Tamam." dedi; o zamana kadar ganimetten hisse almamıştı, ganimetten hisseyi de aldı. Bir de, esir alınanlar için Kureyşli akrabaları fidye teklif ettiler; "Fidye verelim, sen bize bu esirleri geri ver!" dediler. Peygamber Efendimiz dedi ki;

"Durun bakalım, bizden o iki kişi daha gelmedi. Sa'd b. Ebî Vakkas'la arkadaşı Utbe gelmedi. Eğer onlara bir şey olduysa bu esirleri de biz cezalandırırız!"

Ama onlar da sağ sâlim, kaybolan develerini bulmuş olarak gelince esirlerin fidyelerini kabul etti. Bu ganimetleri de mücahitler aralarında taksim ettiler. Beytülmâle ayrılan humusu, yani beşte biri de dağıttılar. Bir de, ikinci bir ümit daha belirdi;

"Ya Resûlallah! Biz o zaman bu savaşmayla, bu kervana bu yaptığımız saldırıyla gazâ etmiş ve cihat etmiş sevabı alır mıyız?" diye de sordular.

İkinci bir merhale; ümitlenince bu sefer daha güzelini soruyorlar. "Günahtan kurtulduk, düz, günahsız orta durumda mıyız, yoksa bir de sevap var mı?" diye heveslendiler, sordular.

Onun üzerine de bu 218. ayet-i kerîme nâzil oldu. Burada ne buyuruluyor?

İnne'llezîne âmenû. " O kimseler ki iman ettiler, mü'min oldular..." Ve'llezîne hâcerû. "Ve iman edip de bir de bazıları hicret ettiler..."

Yerlerini yurtlarını, mallarını mülklerini, akrabalarını, içtimâî mevkilerini, makamlarını, her şeyi gönüllerinden sildiler, gözden çıkarttılar, Resûlullah'ın yanına gittiler, hicret ettiler. Çok sıkıntılar çektiler. Kolay değil; bir yerin eşrâfından olan insan hiçbir şeyi olmadan öbür tarafa gidince; evi yok, tarlası yok, malı yok, mülkü yok... Çok sıkıntı çektiler muhâcirler, çok mahrumiyetler, fakirlikler çektiler... Başta Peygamber Efendimiz, Hz. Ali Efendimiz olmak üzere... Bir misalle anlatayım:

Hz. Ali Efendimiz ihtiyar bir kadının kuyusundan kovayla su çekmiş, her kovası bir hurma mukabilinde... İhtiyar kadının hurma bahçesini sulamış, bir avuç hurma almış. "Ya Resûlallah, çalıştım, bu kadar hurma aldım; buyur!" diye, Peygamber Efendimiz'e getirmiş. Peygamber Efendimiz de bu hâlinden memnun kalıyor, o hurmadan alıyor, yiyiyor.

Böyle yaşamışlar, yani sıkıntılar çekmişler. Günlerce evlerinde aş pişmemiş, karınlarına taş bağlamışlar, çok sıkıntılar çekmişler.

"İşte bu iman edenler ve ondan sonra imanı dolayısıyla dinlerini korumak için hicret edenler..."

Hicreti niçin yapıyor insan, öbür tarafta kalsa ya?

"Hayır! Dinimi rahat yaşayayım, Resûlullah'ın yanında olayım, onun emrine tâbi olayım, emrini uygulayayım!" diye hicret edenler, çok sevap kazandılar. Muazzam ecirler, sevaplar kazandılar.

Ve câhidû fî sebîlillâhi. "Ve Allah yolunda da cihat edenler..."

"İman eden, hicret eden, bir de hicretten sonra Allah yolunda canlarını da ortaya koyup cihad edenler..."

Ülâike yercûne rahmetallâhi. "İşte bunlar Allah'ın rahmetini, sevabını umarlar, ummakta hakları vardır. Bunların amelleri boşa gitmez."

Mürtedlerin amelleri hani boşa gidiyordu, hiçbirisi kalmıyordu, sıfırlanıyordu, eski iyilikleri de siliniyordu; bunlarınki silinmez. Bunlar Allah'ın rahmetini umma hakkına, selâhiyetine sahiplerdir, umabilirler. "Allah rahmetini verecek!" diye, bu da bir müjde... Yani sevap da aldıkları böylece bu âyet-i kerîmeden anlaşıldı.

Vallâhu ğafûru'r-rahîm. "AllahuTeàlâ hazretleri sonsuz mağfiret sahibidir, pek ziyade mağfiret edicidir, çok ziyade rahmedicidir." diye bitiriyor.

Bu kulları mağfiret edeceğini, rahmetine erdireceğini bildiriyor.

Bu seriyyeye katılanlar bunlardan dolayı da artık ayrıca bayram ettiler. "Acaba yanlış bir şey yaptık mı?" diye çok korkmuşlardı. Çünkü Peygamber Efendimiz de; "Ben böyle söylememiştim, niye böyle yaptınız?" diye pek memnuniyet göstermemişti. Sonunda böyle olunca, âyet-i kerîmeler kendilerini sevindirecek tarzda bilgiler verince Peygamber Efendimiz'e ve mü'minlere; çok rahat ettiler, çok memnun ve mesrur oldular, Cenâb-ı Mevlâ'ya şükrettiler.

Allahu Teâlâ hazretleri şefaatlerine erdirsin.

İşte bu olay, yani bu kervanın ganimet olarak getirilmesi, ilk ganimet; iki tane esir alınması, ilk esirler; bir kişinin öldürülmesi, ilk düşmandan öldürülen olmuş oluyor. Kureyşliler; "Fidye-i necat verelim, serbest bırakın." demişlerdi. Bu iki esirden bir tanesi müslüman oldu; Kureyş'e gitmedi, Resûlullah'ın yanında kaldı, İslâmiyetini iyice geliştirdi, iyi müslüman oldu ve Bi'r-i Maûne olayında şehit oldu. Müslüman olarak yaşadı ve şehit olarak ruhunu teslim etti. Âhireti kurtuldu. İsmi el-Hakem b. Keysan idi. Öteki esir Osman b. Abdullah, Mekke'ye döndü, orada kâfir olarak öldü. Güya kurtuldu; ama kurtulmadı, cehennemlik oldu. Onun için iyi bir şey olmadı. Berikisi böylece cennetlik oldu.

Allahu Teâlâ hazretleri böylece, bu olayda, düşüne taşına, Allah'ın rızasını bulmaya çalışarak bir iş yapıp da ondan sonra da "Doğru mu yaptık, yanlış mı yaptık?" diye korkulara düşen müslümanları sevindirmiş oldu.

Olay hakîkaten âyet-i kerîmenin beyan ettiği şekilde çok açık seçik bir şekilde ortadadır. Müşriklerin şamatalarına hiç meydan yoktur. Onlar o zamana kadar Peygamber Efendimiz'e ve ashâbına çok zulümler etmişlerdi. Sonra yaptıklarının çok azı kendilerine yapılınca gürültü patırtı yapmalarının hiç aslı esası yok. Bu böyle devam ediyor. Asırlar boyunca, her devirde, her zaman böyle olabiliyor.

Asıl ölçüyü unutmamak lazım! Birisi birisine zulmederse, zulme uğrayan da karşılık verirse elbette mazlumun kendisini savunma hakkı vardır. O bakımdan suçlanması yersiz olur. Bu âyet-i kerîmeden bu hakikat ortaya çıkıyor.

Allahu Teâlâ hazretleri her işimizi rızasına uygun yapmaya bizleri de muvaffak eylesin. Yolunda dâim eylesin. İslâm'a hüsnü hizmetle hâdim olanlardan eylesin. Cennetiyle cemâliyle cümlenizi, cümlemizi müşerref eylesin.

es-Selâmu aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtühû!

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
001.Kur an-ı Kerim in Faziletleri
19.09.202434 dk 51 sn
002.Kur an-ı Kerim Tefsirine Giriş
26.09.202450 dk 30 sn
003.Besmele Hakkında
03.10.202450 dk 39 sn
004.Euzü Besmele
10.10.202428 dk 36 sn
005.Fatiha (1 - 2) Hamd ve Senâ
17.10.202450 dk 54 sn
006.Fatiha (3) Allah Rahmân ve Rahîm dir
24.10.202440 dk 4 sn
007.Fatiha (4) Hesap ve Cezâ Gününün Sahibi
31.10.202445 dk 20 sn
008.Fatiha (5 - 7) Kulun Rabbinden İstedikleri
07.11.202453 dk 17 sn
009.Bakara Suresine Giriş
14.11.202431 dk 25 sn
010.Bakara (1) Hurûf-u Mukattaa
21.11.202430 dk 37 sn
011.Bakara (2) Kur an-ı Kerim Hidâyettir
28.11.202450 dk 59 sn
012.Bakara (3) Müttakîlerin Vasıfları
05.12.202448 dk 35 sn
013.Bakara (4 - 5) Ehl-i Kitaptan Müslüman Olanlar
12.12.202445 dk 56 sn
014.Bakara (6 - 7) Bile Bile Hakkı İnkâr Edenlerin Durumu
12.06.202546 dk 23 sn
015.Bakara (8 - 10) Münafıkların Halleri
19.06.202533 dk 34 sn
016.Bakara (11 - 13) Münafıkların Fesad Çıkartmaları
03.07.202550 dk 9 sn
017.Bakara (14 - 22) Münafıkların Şaşkınlıkları
10.07.202549 dk 5 sn
018.Bakara (23 - 24) Kur’an-ı Kerim’in Emsalsiz Oluşu
17.07.202557 dk 3 sn
019.Bakara (25) İman Eden ve Salih Amel İşleyenler
24.07.202539 dk 38 sn
020.Bakara (26 - 27) Kur’an-ı Kerim’deki Misaller
31.07.202556 dk 17 sn
021.Bakara (28 - 29) Allah’ı Nasıl İnkâr Edersiniz?
14.08.202546 dk 3 sn
022.Bakara (30) İnsanın Yaratılması ve Melekler
21.08.202546 dk 16 sn
023.Bakara (31 - 33) Adem As’ın Meleklerden Üstün Kılınması
28.08.202536 dk 57 sn
024.Bakara (34) Şeytanın Hz. Adem’e Secde Etmemesi
04.09.202528 dk 18 sn
025.Bakara (35 - 36) Adem As’ın Cennete Girmesi ve Çıkması
11.09.202535 dk 13 sn
026.Bakara (37 - 39) Hz. Adem’in Tevbesinin Kabul Edilmesi
25.09.202532 dk 14 sn
027.Bakara (40 - 43) Ey İsrâiloğulları
24.11.202251 dk 27 sn
028.Bakara (44 - 46) Bildiği ile Amel Etmemek
02.10.202552 dk 39 sn
029.Bakara (47 - 48) Öyle Bir Günden Sakının Ki...
09.10.202541 dk
030.Bakara (49 - 50) İsrâiloğulları’nın Firavun’un Zulmünden Kurtarılması
16.10.202549 dk 12 sn
031.Bakara (51 - 54) Tur-u Sinâ’da Mûsâ As’a Kitap Verilmesi
23.10.202558 dk 47 sn
032.Bakara (55 - 57) İsrâiloğulları’nın “Allah’ı Görmedikçe İnanmayız!” Demeleri...
30.10.202550 dk 40 sn
033.Bakara (58 - 60) İsrailoğulları’nın Bir Şehre Girmeleri
06.11.202539 dk 37 sn
034.Bakara (61) İsrailoğulları’nın Çeşitli Yiyecekler İstemeleri
13.11.202542 dk 15 sn
035.Bakara (62) İman Edenlere Mükafatlar
20.11.202555 dk 6 sn
036.Bakara (63 - 66) Allah’a Karşı Gelmekten Sakının!
27.11.202545 dk 16 sn
037.Bakara (67 - 73) İsrâiloğulları’na Bir Sığır Kesmelerinin Emredilmesi
04.12.202545 dk 2 sn
038.Bakara (74 - 77) İsrailoğulları’nın Kalplerinin Taştan Katı Olması
24.02.202348 dk 36 sn
039.Bakara (78 - 82) Tevrat’ı Değiştirenlere Veyl Olsun!
11.12.202546 dk 28 sn
040.Bakara (83) İsrâiloğulları’na Verilen Görevler
18.12.202555 dk 40 sn
041.Bakara (84 - 86) Kitabın Bir Kısmına İnanmıyor Musunuz?
01.01.202638 dk 58 sn
042.Bakara (87 - 88) Yahudilerin Peygamberlere Karşı Gelmeleri
08.01.202640 dk 48 sn
043.Bakara (89) Bekledikleri Peygamberi İnkâr Etmeleri
22.01.202638 dk
044.Bakara (90) Yahudilerin Küfrü Tercih Etmeleri
10.12.201942 dk 19 sn
045.Bakara (91 - 96) Yalnız Bize İndirilene İnanırız Demeleri
29.01.202647 dk 31 sn
046.Bakara (97 - 98) Yahudilerin Cebrâil As’a Düşmanlığı
05.02.202646 dk
047.Bakara (99 - 101) Fâsıklar İman Etmezler
12.02.202633 dk 42 sn
048.Bakara (101 - 103) Yahudilerin Şeytana ve Sihre Uymaları
15.06.202345 dk 45 sn
049.Bakara (104 - 105) Yahudilerin Müslümanlarla Alay Etmeleri
02.04.202643 dk 12 sn
050.Bakara (106 - 107) Bazı Ayetlerin Neshedilmesi
09.04.202644 dk 17 sn
051.Bakara (108) Yahudilerin Peygamber Sas’den İstekleri
16.04.202633 dk 28 sn
052.Bakara (109 - 110) Ehl-i Kitabın Müslümanları Küfre Döndermek İstemesi
23.04.202642 dk 50 sn
053.Bakara (111 - 112) Ancak Mü’minler Cennete Girecek
30.04.202632 dk 33 sn
054.Bakara (113) Yahudilerle Necran Heyetinin Tartışmaları
13.08.202049 dk 48 sn
055.Bakara (114 - 115) Mescidlerde Allah’ın Zikrine Engel Olmak
07.05.202651 dk 9 sn
056.Bakara (116 - 117) Allah’a Oğul İsnad Edenler
14.05.202646 dk 45 sn
057.Bakara (118 - 119) Bilmeyenlerin Allah Bizimle Konuşsa Demeleri
21.05.202640 dk 40 sn
058.Bakara (120 - 121) Yahudiler ve Hristiyanlar Senden Asla Memnun Olmayacaktır
04.06.202646 dk 15 sn
059.Bakara (122 - 123) İsrâiloğulları’na Verilen Nimetler
11.06.202631 dk 33 sn
060.Bakara (124) İbrâhim As’ın İmtihan Edilmesi
17.09.202054 dk 56 sn
061.Bakara (125) Kâbe’nin Şerefi
18.06.202642 dk 42 sn
062.Bakara (126) İbrâhim As’ın Mekke İçin Duası
02.07.202644 dk 40 sn
063.Bakara (127 - 128) İbrâhim As ve İsmâil As’ın Kâbe’yi Yapmaları
09.07.202637 dk 18 sn
064.Bakara (129) Yâ Rabbi, Onlara İçlerinden Bir Peygamber Gönder!
16.07.202646 dk 57 sn
065.Bakara (130 - 132) İbrâhim As’ın Dininden Yüz Çevirenler
23.07.202654 dk 35 sn
066 Bakara (133 - 134) Ya’kub As’ın Oğullarına Vasiyeti
30.07.202635 dk 11 sn
067.Bakara (135) İbrâhim As’ın Dinine Gelin!
06.08.202639 dk 46 sn
068.Bakara (136 - 138) İslâm Bütün İnsanları Kucaklar
07.12.202333 dk 6 sn
069.Bakara (139 - 141) Doğru Yol Rasûlüllah’ın Yolu
13.08.202624 dk 36 sn
070.Bakara (142) Allah Dilediğine Hidayet Eder
20.08.202637 dk 28 sn
071.Bakara (143) Ümmet-i Muhammed’in Şerefi
28.12.202349 dk 58 sn
072.Bakara (144 - 147) Kıblenin Kâbe’ye Çevrilmesi
27.08.202637 dk 42 sn
073.Bakara (148 - 150) Yüzünüzü Mescid-i Haram’a Çevirin!
03.09.202632 dk 40 sn
074.Bakara (151 - 152) Beni Zikredin, Ben de Sizi Zikredeyim!
10.09.202640 dk 37 sn
075.Bakara (153 - 154) Sabır ve Namazla Allah’tan Yardım İsteyin!
17.09.202631 dk 57 sn
076.Bakara (155 - 157) Belâlara Sabretmenin Karşılığı
24.09.202647 dk 46 sn
077.Bakara (158) Safâ ile Merve
01.10.202646 dk 45 sn
078.Bakara (159 - 162) Hakkı Söylememek, Susmak
08.10.202650 dk 6 sn
079.Bakara (163 - 164) Allah’ın Varlığı ve Birliği
15.10.202647 dk 48 sn
080.Bakara (165 - 167) Mü’minlerin Allah Sevgisi
22.10.202645 dk 51 sn
081.Bakara (168 - 171) Şeytanın Peşinden Gitmeyin
29.10.202651 dk 56 sn
082.Bakara (172 - 173) Helâl ve Haram Rızıklar
25.04.202439 dk 50 sn
083.Bakara (174 - 176) Ayetleri Saklayanların Cezası
18.03.202127 dk 25 sn
084.Bakara (177) Asıl İyilik
01.04.202161 dk 39 sn
085.Bakara (178 - 179) Kim Haddi Aşarsa...
16.05.202429 dk
086.Bakara (180 - 182) Vasiyet Etmek
16.05.202437 dk 13 sn
087.Bakara (183 - 184) Orucun Farz Kılınması
23.05.202440 dk 15 sn
088.Bakara (185) Ramazan Orucu
08.04.202150 dk 11 sn
089.Bakara (186) Allah-u Teàlâ Duaları Kabul Eder
20.06.202455 dk 12 sn
090.Bakara (187) Oruçla İlgili Hükümler
27.06.202466 dk 50 sn
091.Bakara (188) Haksızlıkla Başkasının Malını Yemeyin!
04.07.202444 dk 3 sn
092.Bakara (189) Ay’ın Durumları
11.07.202433 dk 41 sn
093.Bakara (190 - 192) Allah Aşırılığa Sapanları Sevmez
03.06.202150 dk 37 sn
094.Bakara (193 - 195) Kendi Ellerinizle Kendinizi Tehlikeye Atmayın
10.12.201955 dk 44 sn
095.Bakara (196) Haccı ve Umreyi Tamamlayın!
06.06.202457 dk 48 sn
096.Bakara (197) Haccın İncelikleri
13.06.202439 dk 8 sn
097.Bakara (198 - 199) Hacda Ticaret ve Zikir
10.12.201944 dk 22 sn
098.Bakara (200 - 202) Dünyada da, Ahirette de İyilik
18.07.202443 dk 23 sn
099.Bakara (204 - 207) Münafıkları İyi Tanıyın!
25.07.202448 dk 21 sn
100.Bakara (208 - 210) Topluca İslâm’a Girin!
01.08.202441 dk 50 sn
101.Bakara (210 - 212) Dünya Hayatı ve Kâfirler
08.08.202445 dk 19 sn
102.Bakara (213) Ümmet-i Muhammed ve Diğer Ümmetler
15.08.202454 dk 4 sn
103.Bakara (214) Belâlar ve Allah’ın Yardımı
22.08.202440 dk 19 sn
104.Bakara (215 - 216) Allah Yolunda Harcamak
29.08.202442 dk 1 sn
106.Bakara (219-220) İçki ve Kumar
05.09.202432 dk 11 sn
107.Bakara (221) Müşriklerle Evlenmeyin!
12.09.202438 dk 28 sn
108.Bakara (222 - 223)
10.12.201947 dk 5 sn
Ali İmran (92) Furkan (74) İnfak, Gıpta Edilecek Kimseler, Sadaka Vermek
29.05.202514 dk 54 sn
Ali İmran 98 - 101 - Hristiyanların Allahın Ayetlerine Tutumları
01.05.202528 dk 30 sn
Bakara (104) Rahman (1- 4) Kuranı Öğrenmek, Kıymet Bilmek
10.04.202519 dk 2 sn
Bakara (146) Hicr (2 -3) Doğru İnancın Önemi
24.04.202519 dk 44 sn
Hac (73 - 76) Mü’minun (14) İnsanın Yaratılışı Süreci
22.05.202537 dk 38 sn
İnsan (1 - 31) Dünya Sevgisi
15.05.202525 dk 40 sn
Rahman (5 -13) Her Şeyin Dengeli Olması ve Her Varlığın Secde Etmesi
17.04.202525 dk 25 sn
Tekvir (1-14) Kıyamet Günü Alametleri, Mahşer Anı, Pişmanlıklar
05.02.202531 dk 11 sn
AKRA