İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0507:3808:2312:5315:3817:5719:25
Kabe

16.12.1995 - Cüneyd-i Bagdadi A

16.12.1995 - Cüneyd-i Bagdadi A
Tasavvuf Sohbetleri

16.12.1995 - Cüneyd-i Bagdadi A

02.08.2025
30 dk 18 sn

Eûzübillâhimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm

El-Hamdülillâhi rabbi'l-âlemîne hamden kesîran tayyiben mübâreken fîh. Kemâ yenbeğî li-celâli vechihî ve li-azîmi sultânih.

Ve's-salâtü ve's-selâmü alâ seyyidinâ ve senedinâ ve mededinâ Muhammedini'l Mustafa. Ve alâ âlihî ve sahbihî ve men tebiahû bi ihsânin ilâ yevmi'l cezâ.

Emmâ ba'd:

Aziz, muhterem ve sevgili kardeşlerim!

Çok kıymetli bir âlimin; Ebû Abdirrahman es-Sülemî'nin -rahmetullâhi aleyh ve kaddesallâhu rûhahû- yazmış olduğu çok değerli, mümtaz bir kitap olan Tabakâtu's-sûfiyye’sini okuyoruz. Ebû Abdirrahman es-Sülemî tasavvuf büyüklerinin hayatlarını ve mübarek fikirlerini toplamış, böyle bir eser meydana getirmiş. Ve bu eseri çok kıymetli Mısırlı bir profesör de çok güzel dipnotlar, ilaveler, açıklamalar yaparak neşre hazırlamış. Henüz Türk dilimize tercüme edilmemiş bir kaynak eser olduğu için; tasavvuf konusunda en salahiyetli, en meşhur, en büyük, en kıymetli şahısların sözlerini ve fikirlerini buradan öğrenebiliriz diye bu kitabı okuyoruz.

Lem yetezeyyene'n-nâsu bi-şey'in, efdale mine's-sıdkı ve talebi'l- halâl.

el-Fudayl hazretleri, "İnsanlar, doğruluktan ve helal aramaktan daha faziletli bir şeyde tezeyyün etmemiştir, ziynetlenmemiştir." diyor.

Lem yetezeyyene'n-nâsu; "İnsanlar ziynetlenmedi, tezeyyün etmedi."

Tezeyyün-ziynet, takıp takıştırmak. Parmağında yüzükler, kulağında küpeler, boynunda gerdanlıklar, omzuna kadar bilezikler; takmış takıştırmış deriz, süsleniyor yani. Süslenmek insanlar için, kadınlar için, erkekler için yerine göre berber vs. bir şey. Tabii insanların asıl süsü, güzel birtakım hareketleri ve huylarıdır. "İnsanlar, doğruluktan ve helali talep etmekten daha güzel bir şeyle süslenmediler." diyor.

Demek ki mânevî süsleri anlatıyor.

Birisi neymiş?

Sıdk. Yani doğru olmak.

Nerede doğru olmak?

Sözü doğru, fiili doğru, içi doğru, kalbi doğru olmak. Birisi dürüstlük, doğruluk. Yani yalancı, yanlışçı olmamak, her yönden doğru ve dürüst olmak, bu bir…

İkincisi; Talebü'l-helâl. Helal talep etmek... Kazancının helalden olmasına gayret etmek, haram lokma yememeye dikkat etmek, Allah'ın razı olacağı bir elinin emeği, alnının teri kazanç ile beslenmek. Bundan da büyük ziynet olmaz. Doğruluktan daha büyük bir ziynet olmaz, helal lokma kazanma gayretinden daha güzel bir gayret olmaz.

Biz demek ki bu insanlardan çok farklı durumlara düşmüşüz. Süsü giyimde, tıraşta, dış süslemede arıyoruz; ama bunlar iç süslemede arıyorlar ve ana noktalara bastırıyorlar.

Birisi dürüst olmak, doğru olmak, birisi helal lokma yemek… Hakikaten tasavvufun yani mâneviyat yolunun, evliyâlık yolunun iki önemli umdesidir, bu. Biri doğruluk, öteki helal lokma yemek...

Haram lokma yerse bir insan, ne olur?

Hadîs-i şerîflerden biliyoruz ki bir haram lokma ağzına girdiği zaman kırk sabah namazı kabul olmaz. Otuz gün bir ay ediyor, bir buçuk aya yakın bir zaman boşa uğraşacak; zaten o namazları kılmasa daha beter duruma düşer ama kılacak, kabul olmayacak. Haram bir lokma yediği zaman ileriye dönük kırk gününü mahvediyor. Onun için kendisinin olmayan bir elmayı suda bulup ısırmamak bile lazım. Ona bile dikkat etmiş büyüklerimiz, lokmanın helal olmasına gayret etmişler, yutmuşlarsa çıkarmışlar.

Mâlum, Ebû Bekir es-Sıddîk Efendimiz'e bir tabak içinde yiyecek bir şey getirdiler. Yedi, sonra sordu. Helal bir kaynaktan gelmeme ihtimali üzerine, korktuğu için gıcıklattırdı, parmağını boğazına sokup kustu, çıkardı. Haram lokma midesinde durmasın, vücuduna işlemesin diye. Müslüman bu titizlikte olacak, kendisinin olmayan mala mülke el uzatmayacak.

Onun için lokmanın helal olması lazım. En güzel mânevî ziynet, öyle takmak takıştırmak, tıraş, elbise falan değildir; doğruluktur, helal lokma arama, helal lokma yemektir.

Kazançta insan ne yaparsa helal olur, ne yaparsa haram olur?

Müşteriyi aldatırsa haram olur, doğru olursa helal olur. Müşteriyi aldatmasa, normal usuller içinde ticaret yapsa, fakat cuma saatinde dükkânını açık tutsa gene haram olur; çünkü Kur'ân-ı Kerîm o zaman ve zerü'l-bey' "Alışverişi bırakın, namaza gidin." buyurmuş. Hz. Ömer radıyâllahu anh, çarşıya pazara elinde kamçıyla girerdi; haramları helalleri öğrenmeyenleri emîrü'l-mü'minîn imtihan ederdi; haramı helali, faizi, faizli işler nedir bilmeyeni, doğru cevap veremeyeni döverdi. Öğrensinler diye, yani baba gibi, bir dahaki hafta yine Hz. Ömer gelir de iflahımızı keser, dumanımızı çıkartır, ensemizde boza pişirir diye, korksunlar diye. O bakımdan helal lokmaya biz de gayret edelim.

Kâle ve semi'tü el-Fudayl yekûl: Aslu'z-zühdi er-rıdâ anillâhi teâlâ. "Zühd'ün aslı, temeli, hakikati, kökü, Allah'tan razı olmak duygusudur." diyor bu zât-ı muhterem.

Zühd'ün aslı Allah'tan razı olmaktır.

Bu ne demek? Zühd ne demek bir kere?

Zühd, müstağnî olmak, aldırmamak, önem vermemek, istememek demek. İzhed fi'd-dünyâ;dünyada, dünyaya karşı zahid ol, yani dünyayı isteme, rağbet etme mânasına geliyor; bu önemli bir vasıf çünkü;

Hubbu'd-dünyâ re'sü külli hatîetin.

Dünya sevgisi, dünyalık sevgisi, dünyalık hırsı insanları her hataya sürüklüyor; onun için gönlünde onlara rağbet olmayacak, diyor. Dünya mı, para mı, pul mu, mevki mi, makam mı, hepsini bir tarafa itecek; "Benim arzum bunlar değil, ben Allah'ın rızasını istiyorum." diyebilecek. Dünyalığın hepsine karşı müstağnî, tok gözlü olacak, aldırmaz, istemez, rağbet etmez hal olacak. Zühd bu.

Peki, insan bu hâle nasıl gelir? Nedir bunun aslı esası, kökü? Bu istenilen bir şey ama biz öyle miyiz?

Hepimiz para, pul, çalışma, mevki, makam peşindeyiz; dünya sevgisi içimizde.

Bunun aslı nedir?

Bunun aslı esası, kökü Allah'tan razı olmaktır. Yani Allah'ın her hükmüne razı olan, kaderine, kazasına, hükmüne razı olan zahid olur, pervasız olur, yürüyüşünde efe olur, öyle ona buna eyvallah etmez ve hakikî zahid olma vasfına böyle bir insan erişebilir.

Kâle ve semi'tühû yekûl:

Aynı râvî, yine aynı zâtın şöyle dediğini işittim diyor, men arafe'n-nâse isterâha, "İnsanları bilen müsterih olur."

Ne demek istiyor? Allahu a'lem! İnsanları hayat tecrübelerimizle tanıyoruz:

Geç fark ettim taşın sert olduğunu,

Su insanı boğar, ateş yakarmış,

Her geçen günün bir dert olduğunu,

İnsan bu yaşa gelince anlarmış.

Demek ki bir zaman, başında kavak yelleri esiyor. Dünyayı toz pembe görüyor, herkese itimat ediyor, herkesi seviyor; ama yaş ilerledikçe Allah Allah, Fesubhanallah… Acayip işlerle karşılaşıyor, ortağı kendisine oyun etmiş, arkadaşı olmadık bir şey yapmış, feleğin oradan bir darbesi gelmiş, buradan bir çelmesi gelmiş oluyor. Feleğin çemberinden geçmiş yaşlı bir insanın hali başka, yeni açılmış bir çiçek gibi yeni hayata atılmış insanın hali başka oluyor.

İnsan, zamanla insanoğlunu tanıyor.

Men arafe'n-nâse isterâha.

İnsanoğlunu zamanla tanıyoruz.

Nasıldır insanoğlu?

İnsanoğlunun içinde bir nefis vardır. Herkesin içinde bir nefs-i emmâresi vardır, herkesin bu nefs-i emmâre'ye kapılması vardır, hırsı vardır, tamahkârlığı vardır, çeşit çeşit kusurları, suçları, zaafları vardır. İşte bu zaafları bildi mi, insan rahat eder.

Hep Şeyh Sa'dî-i Şirâzî'nin Gülistan'ından Farsça cümleler hatırıma geliyor. Diyor ki;

"Şu kulların elinde senin dergâhına layık ne çıkar? Nasıl kullar bu insanlar? Zalûmen cehûla, zalûm ve cehûl, insanoğlu çok zalim ve çok cahil; yapısı itibariyle böyle; terbiye edilmemişse, ham haliyle imanı yoksa, imandan sonra bir terbiye, tasavvufî terbiye dediğimiz ruh terbiyesini kazanmamışsa…"

Geçen gün bir profesörle konuşuyorduk, onu size nakledeyim. Ben de hayret ettiğim için galiba siz de hayret edeceksiniz. Diyor ki; terbiye üç tanedir. Bir, beden terbiyesi, cisim terbiyesi; iki, ruhun terbiyesi; üç, sosyal terbiye, içtimaî terbiye.

Yeni bir terbiye, tıp profesörü söylüyor bunu. Bir misal veriyor; birisi altı aylık bebeği doktorun önüne götürmüş, demiş ki;

"Doktor bey, bak geç kaldı demeyesin diye bu çocuğu daha kundaktayken, bebekken getirdim, al, sana teslim bu bebek, tavsiyelerine uyacağız, bunu nasıl yetiştirmemiz gerekiyorsa, bunun terbiyesi sana ait."

Diyor ki bu profesör, bir çocuk annesinden doğup "ınga" dediği zaman terbiye fırsatının üçte ikisi bitmiştir. Tıp profesörü söylüyor bunu, bizim eski kitaplardan nakleden bir kimse değil, Amerika'da, İngiltere'de tahsil yapmış bir profesörle konuştuk o söylüyor, "ınga" dedi mi bebek, doğdu mu annesinden terbiye fırsatının üçte ikisi gitmiştir, kalmıştır üçte bir fırsat, diyor. Altı ay daha geçti mi ondan altı aylık devre daha geçmiş oluyor, çocuk bir sürü alışkanlık edindi, bir sürü huysuzluk edindi. Çevresinden, babasından, kardeşlerinden huylar edindi, hadi bakalım ayıkla pirincin taşını.

Bakın biz terbiyede ne kadar geriyiz, anlayın. Terbiyede ne kadar geri olduğumuzu anlayalım. Zaten doğunca iş işten geçmiş oluyor. Doğmadan evvel yapılacak çok şeyler varmış, o üçte ikisi geçiyor, doğduktan sonra üçte biri kalıyor. Biz üçte birinde de ne kadar geriyiz; şu sokaklardaki salma gezen zavallı çocuklardan düşünün. Bizim sosyal halimiz, içtimaî istikbalimiz ne olacak, oradan anlayın.

Bunu, bir fanatik, bir hayalperest kimse söylemiyor, mesleği bu olan bir aile doktoru söylüyor. Mesleği, kürsüsü bu olan bir profesör söylüyor. O bakımdan terbiye görmemişse insanoğlunun zaafları var, terbiyesizlikleri var. Bizim kitaplarımız da öyle söyler, doğmadan, annesinin karnındayken başlar çocuğun terbiyesi diye. O orada, annesinin karnındayken birtakım alışkanlıkları sezermiş. Küçüklüğünden ona nakşolunurmuş. Bebekçiğin kompüterine nakşolunurmuş. Dışarıda vaziyet böyle, kanunlar böyle, daha oradayken birtakım tecrübeler ediniyor. O bakımdan terbiye önemli.

O terbiyeyi görmemiş insanlar; ulâike ke'l-en'âmi belhum edall, "Hayvanlar gibidir, hayvanlardan da aşağıdır." Çünkü hayvanın kendisinin yaratılışına uygun bir meziyeti, bir seviyesi vardır, ama terbiye olmamış insan ondan aşağıdır. Ahsen-i takvîm üzere yaratılmıştır insanoğlu, ama esfel-i sâfilîn'e düşer. Terbiye görmezse çok berbat durumlara düşer.

"İnsanı bilen müsterih olur." diyor. Siz de insanoğlunun ana yapısı itibariyle ne kadar düşük olduğunu bilirseniz, o zaman çok şeylere hayret etmezsiniz. Tamam, insanoğlunun normal yapısının gereğini yapıyor bu zavallı. Hayvan gibi yaşıyor, hayvan gibi davranıyor, sözü kaba, işi yanlış, davranışları kötü falan diye rahat edersiniz, üzülmezsiniz de. Tabii karşılarsınız. "Çünkü tabiatının icabı budur." dersiniz. Bu tabii karşılamak da önemli, tabii karşılayınca hoşgörü sahibi olursunuz, yumuşak davranırsınız, onun da çeşitli faydaları var.

Kâle ve semi'tuhû yekûl: İnnî lâ a'tekıdu ihâe'r-raculi fi'r-rıdâ ve lâkinnî a'tekıdu ihâehû fi'l-gadabi, izâ ağdabtuhû.

Bu zât-ı muhterem, rahmetullahi aleyh, "Ben bir kimsenin hoşnutluk havası içindeyken arkadaşlığına inanmam, rızâ halindeyken, hoşnutluk havasındayken, her şey güzel gülistanken arkadaşlığına inanmam; gazap halindeyken arkadaşlığını esas kabul ederim." diyor.

Ben onu kızdırdığım zaman nasıl?

İzâ ağdabtuhû. Onu kızdırdığım zaman davranışı nasıldır?

Tabii ben ona hediye alıyorum, ona iyilik yapıyorum, hava güzel, komşuluk güzel, davranışlar güzel, tamam bu zamanda bu kimse benimle güzel arkadaşlık ediyor; ama bu önemli değil demek istiyor.

Ben ona bir ters muamele yaptığım zaman, onu kızdırdığım zaman bakalım nasıl davranacak? Ağzını açıp gözünü yumacak mı? Terlik mi savuracak? Tabak mı kıracak kafamda? Bütün ahbaplıklar boşa mı gidecek? "Zaten ben senin ne mal olduğunu biliyordum." diye şeceremizi mi sayacak? "Eskiden beri ben zaten sana hiç itimat etmedim." mi diyecek? Ne yapacak bakalım kızdırdığım zaman? "İnsanın hakikî arkadaşlığı o zaman, kızgınlıkta belli olur." demek istiyor.

Ben bir insanın rızâ halindeyken kardeşliğine inanmam, kızgınlık halinde, ben onu kızdırdığım zaman kardeşliğini esas kabul ederim, o zaman inanırım.

Ben onu kızdırmama rağmen kızmıyor mu? Sabrediyor mu? Susup geçiyor mu? Benim kötü davranışıma rağmen gene bir şey demiyor mu?

Hah demek ki sağlam arkadaşmış, benim sinirlendiğimi anladı, hoş gördü. İki gün sonra gelecek, "Sen o gün çok sinirliydin, ben sana cevap vermedim ama haksızdın şöyle olacaktı, böyle olacaktı…" diyecek. "Asıl arkadaşlık bu durumda belli olur." diyor.

Uzun bir senet, silsile saydıktan sonda diyor ki;

Kâle el-Fudaylu: Tebâ'ud mine'l-kurrâi, fe-innehum in ehabbûke, medahûke bimâ leyse fîke ve in ebğadûke, şehidû aleyke ve kubile minhüm.

Enteresan bir hayat tecrübesi olmuş, Fudayl hazretleri bize garip bir tavsiyede bulunuyor.

Diyor ki: "Kurrâdan uzak dur. Kârî'lerden, kurrâdan uzak dur. Ehl-i Kur'an'dan. Kur'an'ı vücuhu ile okumayı bilen kimseye kurrâ, hafız diyoruz. Hafızlar çalışmış, aşera-takrîb vs. okumuş, Kur'an ilminde ileri; buna kurrâ diyoruz. Bu kurrâ sözü de alim mânasına gelir. Daha başka kullanış özellikleri de vardır. "Onlarla pek arkadaşlık etme, onlardan uzak dur." diyor, sebebini de şöyle izah ediyor:

Fe-innehum in ehabbûke medahûke bimâ leyse fîke. "Çünkü onlar seni severlerse, sende olmayan şeylerle seni hoş görürler, methederler, sana iyisin, hoşsun derler." Amma ve in ebğadûke, "sana kızarlarsa" şehidû aleyke ve kubile minhüm, "aleyhine şehadet ederler, şehadetleri makbul da olur, mahvolursun."

Çünkü Ehl-i Kur'an'dır, Allah indinde mertebeleri vardır, aleyhine şehadet ederler, şehadetleri de kabul olur, yanarsın.

Farsça, kurb-ı sultan âteş-i sûzan buverd demişler; sultanın yakınında olmak, sarayında olmak yakıcı bir ateş gibidir. Çünkü aran iyi olduğu zaman iyi, güzel de bahşiş verir; bakarsın bir akşam eline, bir avuç kırmızı kese, şıkır şıkır altın bir kese, sevinirsin. Verdi mi böyle bol verir.

İyi ama bir de kızarsa ne olur?

Elini çırpar, "Cellat gelsin." der, "Leğen getirin, satırı getirin kesin şu herifin kafasını…" der; yani kurb-i sultan âteş-i sûzan buverd. Kâr da çok zarar da; bir de başka bir şiir var Farsça:

Be-derya der menâfi bî-şümârest

Eger hâhî selâmet der-kenârest

Selâmet der kenârest'i biliyorsunuz.

Deryada faydalar çoktur; balık tutarsın, inci avlarsın, mercan çıkarırsın vesaire. Deryada menfaat çoktur; ama selamet istiyorsan, selamet kenardadır. Burada menfaat var; ama selamet istiyorsan kenarda. Selâmet der-kenârest, sahildedir; dalga yok, fırtına yok, boğulma tehlikesi yok, selamet burada. Menfaat orada, selamet burada gibi.

Bu sözlerle açıklanacak. Ehl-i Kur'an'ın yanına pek yanaşma; çünkü methederlerse iyi güzel, methederler seni ama bir de sana kızarlarsa, aleyhinde şehadet ederlerse, Ehl-i Kur'an olduklarından kabul olur, diyor.

Ben bu sözü kısa aklımla böyle anladım, belki başka bir derin mânası vardır. Herhalde söylediğim gibi; yani sultanların yakınında olmak zordur falan demek istiyor, Allahu a'lem.

Diğer bir sözü, yine silsileyi veriyor, ben o silsileyi okumuyorum. O silsileye ait izahlar aşağıda sayfanın dibinde. Geniş, kıymetli izahları var, onları atlıyorum. İbrahim isimli zât-ı muhterem dedi ki;

Kâle İbrâhîmu, seeltü el-Fudayle'bne İyâd ani't-tevâzu', "İyâd'ın oğlu Fudayl denilen, bu terceme-i hâli geçen kişiye; 'Tevazu nedir?' diye sordum."

Mütevazı olma, tevazu Allah'ın sevdiği bir şey; mütevazı olursa Allah yükseltiyor, mütekebbir olursa batırıyor. Tevazu ehli olmak lazım, müslümanın mütevazı olması lazım.

"Nasıldır mütevazı olmak? Nasıl tezahür eder? Mütevazı insan nasıl davranır? Nasıl davranmalıyız?" gibi sormuşlar.

Fe-kâle Fudayl. El-Fudayl rahmetullahi aleyh buyurmuş ki; En tahda'a li'l-hakkı ve tenkâde lehû ve takbele'l-hakka min külli men tesme'uhû minhu.

Bunların hepsi atasözü… Hepsinin Arapça'sını yazıp duvara levha olarak asabiliriz, çok kıymetli sözler. Bir daha okuyayım:

En tahda'a li'l-hakkı ve tenkâde lehû ve takbele'l-hakka min külli men tesme'uhû minhu.

"Tevazu nedir?" diye sordular. Buyurdu ki;

"Hakk'a boyun eğmendir. Hakk'a, hakikate teslim olmandır, boyun vermendir, hakkı kabul etmendir, itiraz etmemendir. " Ve tenkâde lehu. "Ve ona teslim olmandır, boyun vermen, bağlanmandır. Hakkı kabul edip ona bağlanmandır." Min külli men tesmeuhû minhu. "Kimden işitirsen işit, işittiğin her kimseden hakkı kabul etmendir ve o hakka uymandır; tevazu budur." diyor.

Sözlerinin güzelliğini hadis kültürümüzden anlayabiliyoruz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bir hadîs-i şerîfinde buyuruyordu ki;

"Kibir nedir?" diye sordular.

"Kibir, hakkı kabul etmemektir." diye buyurdu.

Güzel giyinmek, güzel yemek yemek isterler, bu da kibir midir?

Kalbinde zerre kadar kibir olan cennete girmeyecek, halbuki insanda böyle bir güzellik duygusu var. Hayır, bu zararlı değildir. Allah güzeldir, güzeli sever; innallâhe cemîlün yuhibbu'l-cemâl. "Kibir; hakkı kabul etmemektir, insanlara tepeden bakmaktır, sözlerine itiraz etmektir." diye bildiriyor.

Mübarek Fudayl hazretleri, tevazuyu tam hadise uygun bir tarzda izah etmiş. "Hakkı kimden işitirsen işit, hakka boyun eğmen ve hakka tabi olmandır." diye tarif ediyor.

Kimden işitirsen işit sözünü biraz açıklayayım. Bir kimse hakkı mevki makam sahibi, yaş sahibi, rütbe sahibi bir insandan işitse elbette dinler. Albay, çavuşu çağırdı;

"Evladım şu yaptığın doğru değil, bu yaptığın böyledir, tamam mı, bundan sonra böyle yap."

"Baş üstüne komutanım." diyecek, ne diyecek yani? Topuklarını "tak" diye bir vuracak, selam duracak, "Emredersiniz komutanım, baş üstüne!" diyecek. Çünkü o yüksek albay, bu çavuş.

Babası evlada bir şey dedi, "peki" diyecek. Öğretmen talebeye bir şey dedi, bu normal.

Peki, küçük büyüğe söylerse?

Hz. Ömer radıyallâhu anh yoldan yürümeye başlamış, bu tarafa doğru gelmiş. Hem boylu poslu, babayiğit hem halife, hem kamçılı, hem sinirli, Hz. Ömer! Çocuklar oynuyorlarmış, çil yavrusu gibi dağılmışlar, her birisi bir tarafa kaçmışlar, bir tanesi hiç kaçmamış.

Hz. Ömer uzaktan çocukların davranışlarını görmüş, çocuğun yanına kadar gelmiş;

"Evladım bütün çocuklar kaçtı, sen niye kaçmadın?" demiş.

"Bir kabahat işlemedim ki kaçayım, yol senin geçemeyeceğin kadar dar değil ki kenara çekileyim."

"Doğru, haklısın." demiş Hz. Ömer de.

Bazen bir çocuk bir doğru söz söyler. Evliyâullahın hayatında oluyor. Kadının birisi çıkıyor, büyük bir şeyhe bir soru soruyor, şu nasıl olacak? O da bir cevap veriyor;

"Bu bir şey değil ki!" diyor.

"Peki bu işin doğrusu nedir?"

O bir cevap veriyor.

Ooo şahane!

Birisine sormuşlar.

"Elimize geleni kabul ederiz, alırız, yeriz; gelmezse sabrederiz." demiş.

"Bu Horasan'daki köpeklerin bile yaptığı bir şey; önüne bir şey atılırsa yer, verilmezse bekler, ne yapacak?"

"Peki, işin aslı nedir?"

O daha güzel bir cevap veriyor, tamam haklı diye şey yapıyor o zaman.

Bizim ve sizin için en büyük müşkil, hak sözü bir küçük kimse söylerse?

Çocuk babasına dikildi, "Ama baba şu şöyle." dedi. Hakkı söylemişse çocuk, baba; "Haklısın evladım, tamam, doğru." diyecek, bırakacak. Baba çocuğa evet diyebilecek, öğretmen talebeye evet diyebilecek, hatta düşmanın sana hakkı söylediği zaman, senin hasmın ama "Evet haklısın." diyebileceksin.

Ve lev alâ enfüsiküm evi'l-vâlideyni ve'l-akrabîn. "Kendi aleyhine bile olsa, ananın babanın aleyhine bile olsa, akrabalarının aleyhine bile olsa hakkı kabul edeceksin."

Bizim bağlı olmamız istenen mefhum ne?

Hak.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem;

Zül ma'a'l-hakkı haysu zâle. "Hak nereye giderse ona tabi ol, onunla beraber git, hakkın gittiği yere git, haktan hiç ayrılma." buyuruyor.

Onun için bu tarif çok güzeldir. Kimden işitirsen işit; hakka boyun eğmendir, ona teslim olmandır, onu yapmandır. Zor olan yeri burası, hakkı kabul edecek.

Bir profesör bir talebeye bir şey anlatmış, eze eze gerçekleri ispat etmiş, ötekinin itiraza mecali kalmamış, "Tamam, kabul" diyor. Bu hakkın kabulü kolay; ama küçükten, zayıftan, ummadığın bir insandan, hatta hasımdan gelirse, o zaman ne yapacaksın?

O zaman da kabul edebileceksin, tevazu bu.

 

Allah-u Teâla Hazretleri cümlenizden razı olsun. Cümlenizi Peygamber Efendimiz'in sevgisine, şefaatine, iltifatına nail eylesin. Peygamber Efendimiz'in has ümmeti olmanızı nasip eylesin. Dünya ve ahiretin her türlü tehlikelerinden koruyup, dünya ve ahiretin her türlü hayırlarına erdirdiği kullarından eylesin. Firdevsi Âlâda Peygamber-i Zişan’ımıza cümlenizi komşu eylesin. Cennet nimetleriyle mütena'ım eylesin.

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
17.08.1996 - Ebû Hüseyin en-Nûrî B
12.10.202526 dk 42 sn
11.01.1992 - Zünnûn-ı Mısrî A
10.01.202635 dk 47 sn
21.09.1996 - Ebû Osmân el-Hîrî B
09.11.202522 dk 55 sn
17.08.1996 - Ebû Hüseyin en-Nûrî A
11.10.202527 dk 24 sn
24.10.1992 - Seriyy es Sakati B
03.05.202623 dk 26 sn
21.02.1992 - Seriyy es-Sakatî B
25.01.202625 dk 38 sn
21.02.1992 - Seriyy es-Sakatî A
24.01.202632 dk 19 sn
26.10.1996 - Ebû Osmân el-Hîrî B
07.12.202518 dk 46 sn
26.10.1996 - Ebû Osmân el-Hîrî A
06.12.202538 dk 37 sn
29.06.1996 - Cüneydi Bağdadi B
31.08.202522 dk 6 sn
19.10.1996 - Ebû Osmân el-Hîrî B
30.11.202524 dk 51 sn
29.06.1996 - Cüneydi Bağdadi A
30.08.202537 dk 44 sn
19.10.1996 - Ebû Osmân el-Hîrî A
29.11.202530 dk 51 sn
22.06.1996 - B
09.12.201941 dk 25 sn
12.10.1996 - Ebû Osmân el-Hîrî B
23.11.202530 dk 52 sn
22.06.1996 - A
09.12.201938 dk 29 sn
12.10.1996 - Ebû Osmân el-Hîrî A
22.11.202523 dk 18 sn
15.06.1996 - Cüneydi Bağdadi B
24.08.202529 dk 56 sn
05.10.1996 - Ebû Osmân el-Hîrî B
09.12.201924 dk 11 sn
15.06.1996 - Cüneydi Bağdadi A
23.08.202527 dk 12 sn
28.09.1996 - Ebû Osmân el-Hîrî B
16.11.202532 dk 42 sn
08.06.1996 - Cüneydi Bağdadi B
17.08.202524 dk 25 sn
28.09.1996 - Ebû Osmân el-Hîrî A
15.11.202526 dk 32 sn
08.06.1996 - Cüneydi Bağdadi A
16.08.202536 dk 25 sn
01.06.1996 - A
09.12.201939 dk 58 sn
21.09.1996 - Ebû Osmân el-Hîrî A
08.11.202526 dk 57 sn
14.09.1996 - Ebû Osmân el-Hîrî B
02.11.202524 dk 22 sn
10.05.1996 - Ebu Osman el Hiri B
10.08.202532 dk 14 sn
14.09.1996 - Ebû Osmân el-Hîrî A
01.11.202525 dk 5 sn
10.05.1996 - Ebu Osman el Hiri A
09.08.202521 dk 51 sn
16.12.1995 - Cüneyd-i Bagdadi B
03.08.202529 dk 20 sn
31.08.1996 - Ebû Hüseyin en-Nûrî B
26.10.202525 dk 58 sn
31.08.1996 - Ebû Hüseyin en-Nûrî A
25.10.202521 dk 35 sn
24.08.1996 - Ebû Hüseyin en-Nûrî B
19.10.202522 dk 2 sn
30.09.1995 - Tasavvufta Emek ve Terbiye B
20.07.202520 dk 28 sn
30.09.1995 - Tasavvufta Emek ve Terbiye A
19.07.202545 dk 9 sn
24.08.1996 - Ebû Hüseyin en-Nûrî A
18.10.202523 dk 54 sn
23.09.1995 - Cüneyd-i Bağdadi B
13.07.202518 dk 3 sn
10.08.1996 - Ebû Hüseyin en-Nûrî B
05.10.202538 dk 7 sn
23.09.1995 - Cüneyd-i Bağdadi A
12.07.202529 dk 21 sn
10.08.1996 - Ebû Hüseyin en-Nûrî A
04.10.202535 dk 38 sn
05.08.1995 - Ebû Türab en-Nahşebî B
29.06.202526 dk 53 sn
05.08.1995 - Ebû Türab en-Nahşebî A
28.06.202527 dk 5 sn
03.08.1996 - Ebû Hüseyin en-Nûrî B
28.09.202532 dk 38 sn
08.07.1995 - B
09.12.201921 dk 4 sn
03.08.1996 - Ebû Hüseyin en-Nûrî A
27.09.202528 dk 56 sn
21.01.1995 - Ahmed b. Asımini’l-Antaki B
11.10.202616 dk 57 sn
08.07.1995 - A
09.12.201912 dk 10 sn
20.07.1996 - Cüneydi Bağdadi B
21.09.202533 dk 22 sn
20.07.1996 - Cüneydi Bağdadi A
20.09.202537 dk 26 sn
24.06.1995 - Ebû Türab en-Nahşebî B
22.06.202530 dk 56 sn
13.07.1996 - Cüneydi Bağdadi B
14.09.202524 dk 56 sn
21.01.1995 - Ahmed b. Asımini’l-Antaki A
10.10.202623 dk 51 sn
24.06.1995 - Ebû Türab en-Nahşebî A
21.06.202534 dk
13.07.1996 - Cüneydi Bağdadi A
13.09.202537 dk
10.12.1994 - B
09.12.201927 dk 22 sn
03.06.1995 - Abdullah b. Hubeykini’l Antaki B
01.11.202631 dk 35 sn
06.07.1996 - Cüneydi Bağdadi B
07.09.202523 dk 17 sn
10.12.1994 - A
09.12.201935 dk 30 sn
03.06.1995 - Abdullah b. Hubeykini’l Antaki A
31.10.202630 dk 23 sn
06.07.1996 - Cüneydi Bağdadi A
06.09.202532 dk 2 sn
05.11.1994 - Mansur b. Ammar Ebus Serîi B
04.10.202624 dk 54 sn
27.05.1995 - B
09.12.201931 dk 18 sn
05.11.1994 - Mansur b. Ammar Ebus Serîi A
03.10.202630 dk 24 sn
27.05.1995 - A
09.12.201925 dk 34 sn
22.10.1994 - A
09.12.201945 dk 29 sn
25.06.1994 - A
09.12.201934 dk 29 sn
15.04.1995 - Abdullah b. Hubeykini’l Antaki B
25.10.202627 dk 1 sn
15.10.1994 - Hamdûn el-Kassâr B
27.09.202629 dk 47 sn
11.06.1994 - Ebu Hafs el-Haddad B
06.09.202619 dk 11 sn
15.04.1995 - Abdullah b. Hubeykini’l Antaki A
24.10.202629 dk 58 sn
15.10.1994 - Hamdûn el-Kassâr A
26.09.202632 dk 32 sn
11.06.1994 - Ebu Hafs el-Haddad A
05.09.202632 dk 6 sn
01.04.1995 - B
09.12.201934 dk 41 sn
01.10.1994 - A
09.12.201918 dk 59 sn
07.05.1994 - Ebu Hafs el-Haddad B
30.08.202624 dk 25 sn
01.04.1995 - A
09.12.201921 dk 36 sn
10.09.1994 - Hamdûn el-Kassâr B
20.09.202628 dk 53 sn
07.05.1994 - Ebu Hafs el-Haddad A
29.08.202622 dk 50 sn
25.03.1995 - Ahmed b. Asımini’l-Antaki B
18.10.202625 dk 57 sn
10.09.1994 - Hamdûn el-Kassâr A
19.09.202635 dk
23.04.1994 - Yahya b. Muaz er-Razi B
23.08.202629 dk 30 sn
25.03.1995 - Ahmed b. Asımini’l-Antaki A
17.10.202620 dk 48 sn
09.07.1994 - B
09.12.201924 dk 20 sn
23.04.1994 - Yahya b. Muaz er-Razi A
22.08.202624 dk 18 sn
09.07.1994 - A
09.12.201920 dk 30 sn
16.04.1994 - B
09.12.201916 dk 56 sn
02.07.1994 - Ebu Hafs el-Haddad B
13.09.202625 dk 52 sn
02.07.1994 - Ebu Hafs el-Haddad A
12.09.202630 dk 42 sn
16.04.1994 - A
09.12.201928 dk 36 sn
19.03.1994 - B
09.12.201925 dk 28 sn
19.03.1994 - A
09.12.201926 dk 9 sn
11.12.1993 - B
09.12.201931 dk 53 sn
31.07.1993 - B
09.12.201928 dk 40 sn
11.12.1993 - A
09.12.201928 dk 53 sn
31.07.1993 - A
09.12.201930 dk 28 sn
04.12.1993 - B
09.12.201933 dk 7 sn
24.07.1993 - B
27.07.202531 dk 55 sn
04.12.1993 - A
09.12.201927 dk 55 sn
24.07.1993 - A
06.07.202532 dk 35 sn
27.11.1993 - B
09.12.201929 dk 21 sn
17.07.1993 - B
16.08.202626 dk 57 sn
27.11.1993 - A
09.12.201923 dk 50 sn
17.07.1993 - A
15.08.202634 dk 4 sn
20.11.1993 - B
09.12.201926 dk 59 sn
10.07.1993 - Ebu Süleyman ed-Darani B
09.08.202631 dk 44 sn
20.11.1993 - A
09.12.201928 dk 26 sn
10.07.1993 - Ebu Süleyman ed-Darani A
08.08.202629 dk 54 sn
23.10.1993 - B
09.12.201924 dk 3 sn
03.07.1993 - Ebu Süleyman ed-Darani B
02.08.202624 dk 58 sn
23.10.1993 - A
09.12.201924 dk 9 sn
03.07.1993 - Ebu Süleyman ed-Darani A
01.08.202626 dk 47 sn
07.10.1993 - B
09.12.201931 dk 12 sn
26.06.1993 - Ebu Süleyman ed-Darani B
26.07.202620 dk 47 sn
07.10.1993 - A
09.12.201928 dk 3 sn
26.06.1993 - Ebu Süleyman ed-Darani A
25.07.202629 dk 48 sn
12.06.1993 - Bayezid-i Bistami B
19.07.202619 dk 22 sn
28.08.1993 - B
09.12.201921 dk 4 sn
12.06.1993 - Bayezid-i Bistami A
18.07.202622 dk 26 sn
28.08.1993 - A
09.12.201924 dk 5 sn
15.05.1993 - Bayezid-i Bistami B
12.07.202622 dk 47 sn
21.08.1993 - B
09.12.201928 dk 17 sn
15.05.1993 - Bayezid-i Bistami A
11.07.202622 dk 43 sn
21.08.1993 - A
09.12.201929 dk 59 sn
08.05.1993 - Bayezid-i Bistami B
05.07.202625 dk 5 sn
07.08.1993 - B
09.12.201922 dk 10 sn
08.05.1993 - Bayezid-i Bistami A
04.07.202620 dk 36 sn
07.08.1993 - A
09.12.201922 dk 3 sn
01.05.1993 - Bayezid-i Bistami B
28.06.202632 dk 40 sn
01.05.1993 - Bayezid-i Bistami A
27.06.202628 dk 42 sn
10.04.1993 - Şakik-ı Belhi B
21.06.202619 dk 22 sn
10.04.1993 - Şakik-ı Belhi A
20.06.202627 dk 34 sn
27.03.1993 - Şakik-ı Belhi B
14.06.202626 dk 39 sn
27.03.1993 - Şakik-ı Belhi A
13.06.202624 dk 24 sn
23.01.1993 - Şakik-ı Belhi B
07.06.202627 dk 54 sn
23.01.1993 - Şakik-ı Belhi A
06.06.202635 dk 37 sn
09.01.1993 - Haris el-Muhasibi B
31.05.202625 dk 59 sn
09.01.1993 - Haris el-Muhasibi A
30.05.202632 dk 58 sn
24.12.1992 - Haris el-Muhasibi B
09.12.201922 dk 9 sn
24.12.1992 - Haris el-Muhasibi A
09.12.201921 dk 39 sn
05.12.1992 - Haris el-Muhasibi B
24.05.202623 dk 32 sn
05.12.1992 - Haris el-Muhasibi A
23.05.202631 dk 18 sn
28.11.1992 - Haris el-Muhasibi B
17.05.202623 dk 31 sn
28.11.1992 - Haris el-Muhasibi A
16.05.202623 dk 50 sn
21.11.1992 - Seriyy es Sakati B
10.05.202626 dk 10 sn
21.11.1992 - Seriyy es Sakati A
09.05.202630 dk 54 sn
01.08.1992 - Seriyy es Sakati B
12.04.202622 dk 20 sn
01.08.1992 - Seriyy es Sakati A
11.04.202621 dk 32 sn
25.07.1992 - Bişr-i Hâfî B
05.04.202628 dk 19 sn
25.07.1992 - Bişr-i Hâfî A
04.04.202627 dk 21 sn
04.07.1992 - Bişr-i Hâfî B
29.03.202631 dk 17 sn
04.07.1992 - Bişr-i Hâfî A
28.03.202629 dk 10 sn
09.05.1992 - İbrahim bin Edhem B
15.02.202631 dk 34 sn
09.05.1992 - İbrahim bin Edhem A
14.02.202646 dk 33 sn
02.05.1992 - İbrahim bin Edhem B
08.02.202628 dk 2 sn
02.05.1992 - İbrahim bin Edhem A
07.02.202625 dk 59 sn
18.04.1992 - İbrahim bin Edhem B
01.02.202632 dk 48 sn
18.04.1992 - İbrahim bin Edhem A
31.01.202627 dk 36 sn
18.01.1992 - Zünnûn-ı Mısrî B
18.01.202629 dk 4 sn
18.01.1992 - Zünnûn-ı Mısrî A
17.01.202623 dk 59 sn
11.01.1992 - Zünnûn-ı Mısrî B
11.01.202632 dk 31 sn
24.10.1992 - Seriyy es Sakati A
02.05.202629 dk 41 sn
17.10.1992 - Seriyy es Sakati B
26.04.202624 dk 46 sn
17.10.1992 - Seriyy es Sakati A
25.04.202623 dk 12 sn
10.10.1992 - Seriyy es Sakati B
19.04.202629 dk 14 sn
10.10.1992 - Seriyy es Sakati A
18.04.202624 dk 15 sn
28.12.1991 - Zünnûn-ı Mısrî B
04.01.202643 dk 56 sn
28.12.1991 - Zünnûn-ı Mısrî A
03.01.202633 dk 51 sn
16.12.1991 - Fudayl Bin İyad B
28.12.202532 dk 40 sn
16.12.1991 - Fudayl Bin İyad A
27.12.202528 dk 47 sn
09.12.1991 - Fudayl Bin İyad B
21.12.202527 dk 32 sn
09.12.1991 - Fudayl Bin İyad A
20.12.202529 dk 2 sn
02.12.1991 - Fudayl Bin İyad B
14.12.202528 dk 15 sn
02.12.1991 - Fudayl Bin İyad A
13.12.202541 dk 6 sn
AKRA