İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0507:3808:2312:5315:3817:5719:25
Kabe

22.06.1996 - A

22.06.1996 - A
Tasavvuf Sohbetleri

22.06.1996 - A

09.12.2019
38 dk 29 sn

Eûzübillâhimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm

El-Hamdülillâhi rabbi'l-âlemîne hamden kesîran tayyiben mübâreken fîh. Kemâ yenbeğî li-celâli vechihî ve li-azîmi sultânih.

Ve's-salâtü ve's-selâmü alâ seyyidinâ ve senedinâ ve mededinâ Muhammedini'l Mustafa. Ve alâ âlihî ve sahbihî ve men tebiahû bi ihsânin ilâ yevmi'l cezâ.

Emmâ ba'd:

Aziz, muhterem ve sevgili kardeşlerim!

Çok kıymetli bir âlimin; Ebû Abdirrahman es-Sülemî'nin -rahmetullâhi aleyh ve kaddesallâhu rûhahû- yazmış olduğu çok değerli, mümtaz bir kitap olan Tabakâtu's-sûfiyye’sini okuyoruz. Ebû Abdirrahman es-Sülemî tasavvuf büyüklerinin hayatlarını ve mübarek fikirlerini toplamış, böyle bir eser meydana getirmiş. Ve bu eseri çok kıymetli Mısırlı bir profesör de çok güzel dipnotlar, ilaveler, açıklamalar yaparak neşre hazırlamış. Henüz Türk dilimize tercüme edilmemiş bir kaynak eser olduğu için; tasavvuf konusunda en salahiyetli, en meşhur, en büyük, en kıymetli şahısların sözlerini ve fikirlerini buradan öğrenebiliriz diye bu kitabı okuyoruz. Cüneyd-i Bağdâdi Hz'nin hayatı ve sözleriyle ilgili bölümü devam ettiriyoruz.

Müellif rahmetullahi aleyh şöyle diyor:

Semi'tü Nasra'bne Ebî Nasrini'l-Attâr. Yekûlu semi'tü Ahmede'bni'l-alâ'. Yekûlü semi'tü Ebâ Bekrini'l-melâıkıyye yekûl. Semi'tü'l-Cüneyd yekûl:

"İnnemâ hâze'l-ism ya'nî et-tasavvufa na'tun ükîme'l abdü fîh. Fe kultü yâ seyyidî! Na'tün li'l-abd? Em na'tün li'l-hak. Fe-kâle na'tün li'l-hakki hakîkaten ve na'tün li'l abdi resmâ.

Bu kitabı niçin okuyoruz?

Bu kitapta tasavvufun en yüksek şahsiyetleri, sözlerini söylemişler. Onların hayatları hakkında bilgi var. Tasavvufun doğru tanınması, doğru anlaşılması, doğru anlatılması için bunları bilmek lazım.

Tasavvufu seviyor musunuz? Tasavvufla ilgileniyor musunuz? Tasavvufa merakınız var mı? Tasavvuf büyüklerine karşı muhabbetiniz var mı?

Var.

Tamam o zaman. "Bakalım o büyüklerimiz tasavvufu nasıl anlamışlar, nasıl yaşamışlar?" diye düşündüğünüz zaman tabi onların hayatlarını, eserlerini, sözlerini, nasihatlerini öğrenmek gerekiyor.

Ebû Abdurrahman es-Sülemî şöyle diyor:

Nişabur şehrinde yaşamış olan müellif, büyük alim, Benî Süleym kabilesinden, aslı Arap. Bu diyarlar Emevîler ve Abbasîler zamanında fethedildi. Oralara Arap ordugâhları kuruldu. Arap kabileleri gelip yerleşti. Halka İslâm'ı onlar öğrettiler. Halkla karıştılar ve İslâm'ı korudular. Halk var ama kalede müslüman askerler de, yöneticiler de, İslâm'ı bilen alimler de var. Onun için İslâm, Hicaz'da doğdu ama Horasan'da çok büyük bir ilgi, yükselme ve gelişme gösterdi. En büyük hadis, tefsir, fıkıh alimleri Horasan'da yetişti diyebiliriz. Rakam olarak, sayı olarak, mertebe olarak, rütbe olarak derece olarak böyle. Çok büyük şahıslar yetişti. Bu da Ebû Abdurrahman es-Sülemî. Kısaca "Sülemî" diyelim; öyle tanınıyor.

"Nâsır el-Attar (attarlık yapan Nâsır) isimli alimden işittim ki..." diyor.

Eski devrin alimleri ilimden para kazanmazlardı. Hafızlıktan, hocalıktan, ilimden, öğrettiklerinden para almazlardı. Öğrettiklerini Allah için öğretirlerdi. Para kazanmak için bir iş yaparlardı. Bir dükkanları olurdu. Dericilik, şişecilik, demircilik yaparlardı. Koku satarlardı. Eczacılık yaparlardı ama ellerinin emeği ile ticareti ile sevaplı yoldan, mübarek yoldan para kazanırlardı. İslâmî hizmetleri de para ile maaşla değil; Allah rızası için yaparlardı. Bak attar diyor. "Itır satan" demek. Itır da "koku" demek. Çoğulu utûr geliyor, "koku" demek. Kokular, kimyevî ilaçlar ve malzeme satan dükkânı varmış.

Neden?

"Kimseye yük olmadan helal lokma kazanayım. Hem helal lokma yiyeyim hem de helal lokmanın kazancının fazlalığı ile başkalarına da hayır hasenât yapayım" diye düşünürlerdi. Bu çok yüksek bir duygu.

 

Bakın bugün Avrupa'nın, Amerika'nın, medenî denilen insanları dünyayı sömürerek, başkalarının kanını emerek yaşıyor. Silah satacağım diye başkalarını ezerek, harp çıkararak yaşıyor. Bosna'da mazlumlara silah ambargosu koydular, zalimlere silah verdiler. İki yüz bin kişiyi öldürdüler. Hepsi katil! Avrupalıların, Amerikalıların hepsi katil!

Neden?

Müsaade ettiler, çanak tuttular, zemin hazırladılar. Öyle planladılar; gazeteler şimdi yazıyor. Beş yıl, on yıl önceden bu işleri planlamışlar.

Neden?

Zalim adam, kâfir adam, Allah'ın sevmediği, sahtekâr adam!

İslâm güzel; insan müslüman olmadıktan sonra güzel olması mümkün değil. Mademki müslüman değil, mademki İslâm'ı anlayamamış; işte böyle gaddar, böyle hunhar, böyle zalim olur. İşte 20. yüzyılda misalleri. Avrupa medenî falan değil.

Muhterem kardeşlerim!

Avrupa müreffeh yani refah seviyesi yüksek, zengin.

Bu zenginliği nasıl kazanmış?

Dünyayı soyarak, yakarak, yıkarak, sömürerek kazanmış, zengin olmuş. Burunları Kafdağı'nda. Kibirliler, kalpleri taş gibi, acımaları, merhametleri yok. Doğruyu söyleyene de kızıyorlar.

"Avrupa'da müslüman istemeyiz! Ne yapalım? Plan yapalım, Boşnakları keselim. Avrupa'da bir İslâm devletine tahammülümüz yok" diyorlar. Ve kesme planlarını yapıyorlar, uyguluyorlar.

Bizim ne yapmamız lazım?

Bizim de müslümanlar olarak bu zulme müsaade etmememiz lazımdı. Bizim de onların planlarını önceden anlayıp tedbir almamız lazımdı. O da bizim kusurumuz. Tedbir almamak, zalimin zulmünü yapmasına müsaade etmek veyahut müsaade etmese bile engel olmamak da bizim kusurumuz.

Çünkü Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz birisini anlatıyor. Peygamber Efendimiz isim söylemeyi sevmez. Kendi ismini söylemeyi de sevmez. "Allah'ın kullarından birisi şöyle yapmış" der. Kendisini anlatacağı zaman bile isim söylemeyi sevmez. Maksat gerçeklerin öğrenilmesidir.

"Allah'ın bir kulu kabre girer girmez kabirde melekler bunun kafasına ateşten bir topuz vuruyorlar. Öyle bir canı yanıyor ki kabrin içi ateş doluyor"

Tabi kabirde azap bu. Feryâd-u figâna başlıyor ve kendisini tanıtmaya çalışıyor.

"Ben müslümanım, mü'min bir kulum. Kâfir değilim. Beni niçin azaplandırıyorsunuz?" diyor.

Melekler, müslümana:

"Evet, sen müslümandın ama hayatında falanca zaman bir yerden geçiyordun. Zalimler bir mazluma işkence yapıyorlardı Sen orada o mazluma yardımcı olmadın, zalimleri engellemedin; bu azabı ondan yapıyoruz" diyorlar.

Allah'ın emri ile hareket ediyor.

Allah niçin azap ettiriyor?

Zalime engel olmadığı için.

Bizim Ankara'da İslâm hukukunu, fıkhı çok iyi bilen bir hoca dostumuz var, o söyledi:

"Dünyanın bir yerinde tek bir müslüman kadın, kâfirlerin eline esir düşse cümle İslâm âleminin onu kurtarması için çalışması boyun borcu olur, farz olur"

Yani mecburiyet.

 

Yirmi bin kadına ne kötü muamele yapılmış! İki yüz bin kardeşimiz öldürülmüş, bilmem ne kadar cami yakılmış, ne kadar tarihî eser tahrip olmuş… Gazeteler, radyo ve televizyonlar söylüyordu.

Bunu kim yaptırıyor?

Avrupalı yaptırıyor. İngiliz, Fransız, Alman yaptırıyor.

Neden?

Dinleri bozuk da ahlâkları da yok da onun için. Her şeyleri boyama, göstermelik. Dışı güzel, içi berbat. Dışından kravatlı, temiz giyimli, ütülü. Ama kalbi şeytan kalbi gibi, kafası şeytan kafası gibi. Bunu bilmemiz lazım. Bizimle alay ediyorlar. Bu adamlar dünya üzerindeki bir buçuk milyar müslümanla alay ediyor, oynuyorlar.

 

Eskiler nasıldı? Bizim alimlerimiz nasıldı? Bizim din adamlarımız nasıl?

Kendi elinin emeği ile çalışır, kazanır, maaş bile almaz. Allah rızası için hizmet yapar, ilim öğretir. O hattı, yazısı güzel olan Hafız Osman her gün Yedikule'den Eyüp'teki hocasına, ders almaya yaya olarak gidermiş. Talebedeki şevke, hocadaki aşka bak! İlim edebine bak! İslâm'ın güzelliğini anla. İslâm'ın dünyaya ne kadar güzel bir medeniyet öğrettiğini gör.

Ama araba yapmışlar, uçak yapmışlar, füze yapmışlar, bomba yapmışlar diye onlar medenî sayılıyor. O akıl, medeniyet değil. Aklı var onları yapıyor ama nereye kullanıyor? Atom bombasını nereye kullanıyor? Zenginliğini nereye kullanıyor? Kuvvetini nereye kullanıyor? Mühim olan o!

İslâm ve müslümanlar kuvvetli olduğu zaman zulmetmemiş. Kendi ülkesinde yaşayan gayrimüslimlerin kiliselerine, havralarına dokunmamış. Ticaretlerine, mallarına dokunmamış. Hanımlarına dokunmamış. Asırlarca aramızda, bayrağımızın altında rahat yaşamışlar. Hududumuzun içindekiler, emniyette yaşasın diye biz çarpışmışız, şehit veya gazi olmuşuz. Onlar askere bile gitmemişler, konaklarda yaşamışlar. Ömürlerini sürmüşler, geçmişler. Ama şimdi yaptıklarına bakın. İşte müslümanlar, işte İslâm ahlâkı… İşte kâfirler, işte kâfirin ahlâkı… Bunu görün.

Bak alim, attar. Parayı sevdiğinden değil. Dinini satarak para kazanmamak için bu mesleği icra ediyor. İncelik orada. Günlük kazancını kazanınca dükkanı kapatırlarmış, namaz kılmaya başlarlarmış.

Neden?

Bugünkü ihtiyacımı karşıladım.

Yevmün cedîd, rızkun cedîd. "Yeni gün, yeni rızık." Yarın çalışırım, yarınkini kazanırım demişler. İçlerinde fazla para toplamaya da hırs yok.

Yekûlü; semi'tü Ahmede'bni'l-alâ' yekûlü.

(Ahmed b. Alâ hakkında aşağıda kayıt var)

Hemedan'lıymış, bezzâzmış. Bezzâz da "bezci" demek. O da bir meslekle para kazanıyor, o da sömürücü değil. O da başkasının sırtından kazanmıyor.

Kâne muâsıran li-Ebi'l-Ferec. Muhammedi'bni Ahmedi'bni Eyyûbe ni şembûz. el-Mukri el- meşhûr. (Falanca şahsın muasırı idi."

El-Müteveffâ senete semâne ve ışrîne selâse mie. Hicrî 328 -üç yüz yirmi sekiz- senesinde vefat etmiştir." diye bilgi veriyor.

Neden?

Kitap, ilmi olduğu için her şahıs hakkında bilgi veriyor, ondan.

Semi'tü Ebâ Bekrini'l-melâıkıyye yekûl. "

Bu üçüncü şahıs râvî diyor ki;

Sem'tü'l-Cüneyde yekûl. "Cüneyd-i Bağdâdî'nin şöyle dediğini işittim"

İşte İslâm'ın ilim usulü budur. İslâm'da bir sözün nereden çıktığını nakleden söyler.

"Ben bunu falanca şahıstan işittim. O falancadan işitmiş. Öteki ötekisinden işitmiş. O Peygamberimiz'in sahabesinden işitmiş. O da Peygamber Efendimiz'den işitmiş" diye sözün nereden geldiğini söyler. İslâm'da sözün kaynağını incelemek ve sözü getiren insanların doğruluğunu araştırmak; ilmin sağlam olması için yerleşmiş bir âdetti. Bu başka hiçbir medeniyette, kültürde yok. Hiçbirisi öyle yapmamış.

Yunanlı bir tarihçi bir kitap yazmış. "Acaba doğru mu, acaba içindeki bilgiler uydurma mı?" belli değildir. "Ben şundan işittim" demez. "Ben şundan şundan işittim" demek, İslâm alimlerinin büyüklüğü; bunu da bilin. İslâm'ın büyüklüğünü, İslâm ahlâkının büyüklüğünü, sûfilerin, ilim adamlarının büyüklüğünü bilin.

Cüneyd-i Bağdâdî evliyânın şahı, evliyâullahın büyüklerinden adını duyduğunuz kimse.

Ne buyurmuş?

"İnnemâ hâze'l-ism ya'nî et-tasavvufa na'tun ükîme'l abdü fîh"

Bu tasavvuf denilen şey; kulun içine sokulduğu, içinde ikâme olunduğu bir haldir. Bir nâttir, bir sıfattır."

Tasavvuf nedir?

"Tasavvuf bir haldir."

Doğru. Tasavvuf laf değildir. Haldir, yaşamdır.

Adam nasıl yaşıyor?

Ne söylediği değil, nasıl yaşadığı mühimdir. Dürüst mü yaşıyor, sade mi yaşıyor, mütevazı mı yaşıyor, ârif mi? Hâli mühim. Bir insana uzaktan bakarsın, dış görünüşü iyi olabilir mühim değil. Kalbi mühim.

 

Filozofun birisi ne diyor?

Karşıdan boylu poslu, yakışıklı, güzel giyimli birisinin geldiğini görmüş. İmrenmiş, gözü dış görünüşünü sevmiş. Merak etmiş, selam vermiş, biraz konuşmuş. Adamın dış görünüşü çok güzel, çok yakışıklı, kılığı kıyafeti de güzel. Konuşunca bakmış ki; edebi, bilgisi, nezaketi zarafeti yok, terbiyesi kıt, küstah, kendini beğenmiş vesaire… neyse. Ne demiş?

"İnâü zehebin ve fîhi hallün

Altından bir kap, içinde sirke var demiş. Hoşuma gidiyor.

Kap altından ama içinde sirke var. Dışı altın gibi pırıl pırıl ama içi sirke gibi ekşi, turşu. Yani kıymetsiz. Mühim olan hâl. Evet, tasavvuf bir haldir, bir vasıftır. Kul onun içinde bulunur. İşte buna mutasavvıf (sûfi) denilir.

Karşısındaki sormuş:

"Yâ seyyidî!" Seyyid "efendi" demek. Seyyidî de "efendim" demek.

"Fe kultü yâ seyyidî! Na'tün li'labd? Em na'tün li'lhak"

Bu hal kulun hâli midir, Hakk'ın hâli midir?

Bu durum Allah'ın mıdır, kulun mudur?

"Fe kâle na'tün li'l hakki hakîkaten ve na'tün li'l abdi resmâ"

Hakikatte Allah'ın vasfıdır. Ama dış görünüşte kulun vasfıdır.

Bu söz tabii derin bir sözdür. Anladığımız kadar açıklamaya çalışalım.

Biliyorsunuz, Allahu Teâlâ hazretleri Hâlık, Yaradan; her şeyi yaratan O'dur. Dilediğini yapar, dilemediğini yapmaz.

"Yeşâü'llahu mâ yeşâü ve yahkümü mâ yürîd"

Kimse ona karşı çıkamaz. İstemediği şeyi, "yapılmasın" dediği şeyi yapmaya güç yetiremez. Müsaade ettiği şeyi yapabilir, izin verdiği miktarda yapabilir. Hepsi Allahu Teâlâ hazretlerinin kudretinin müsaadesi içindedir.

Allahu Teâlâ hazretleri dünyayı imtihan dünyası olarak yarattığı için kulları serbest bırakmış. Onun için kâfir kâfirliğini, mü'min mü'minliğini yapıyor. İstese kâfirlerin hepsini birden haklayabilir ama serbest bırakıyor. Dünyada imtihan olacak.

Mü'minle kâfir numune olarak bulunacak. Bunların birbirleri ile konuşması, davranışları, sözleri, aradaki insanlar imtihan olacaklar. Kâinatı böyle yaratmış. Biliyoruz ki zikri yapmak bile Allah'ın müsaadesi iledir. Allah müsaade etmezse zikir yapamazsın. Hatta Kur'ân-ı Kerîm'den söyleyeyim.

"Ve mâ teşâûne illâ en yeşâa'llah" Allah dilemezse siz bir şey dileyemezsiniz.

Siz içinizden; "ben dilediğimi yaparım" diyorsunuz.

İyi ama dilediğin şey ne?

İçinden bir şey diliyorsun. Mesela "Ben bugün deniz kenarına gideyim, vapura bineyim, gezeyim. Veyahut gazinoya oturayım. Emirgân'da sahilde çay içeyim"

Bir şey diliyorsun ama öteki şeyleri dilemedin de bunu niye diledin?

"Ve mâ teşâûne illâ en yeşâa'llah"

Dilemek de senin elinde değil.

Allah sana istediğini dilettiriyor da ondan diliyorsun. Onun için eski şairlerden birisi güzel bir şiir yazmış. Bir hikmetli manzume.

Diyor ki;

Cümle işler Hâlık'ındır, kul eli ile işlenir.

Hakk'ın emri olmaz ise sanma bir çöp deprenir.

"Bütün işleri Cenâb-ı Hak yaratıyor, var ediyor. Eğer yaratmasa, müsaade etmese, imkan vermese olmaz. Bir çöp bile yerinden kıpırdamaz" diyor.

 

Tasavvuf nedir?

Mesela mârifetullah.

"Tasavvufun bazı mühim şeyleri nedir?" dediğimiz zaman aklımıza gelen şeyleri söyleyelim.

Zikir; Allah istemeyince sen zikir yapamıyorsun. Severse, senin zikretmene müsaade ederse zikir yapıyorsun. Demek ki müsaade etmezse olmuyor. Sonra ibadet, taat yapıyorsun. Müsaade etmezse olmuyor.

Mârifetullah; bilgi vermezse sen Allah'ı bilemezsin. O kendisi bildirirse bilirsin.

Muhabbetullah; Allah'ı sevmek. Allah sana sevme kabiliyeti verirse sen seversin. Vermezse sevmezse sen onu sevemezsin. Çok âyet, hadis var; derin bir konu. İşte aslında bu tasavvufî haller de Allah'ındır ama zâhirde kulun gibi görünüyor.

Peki, bizim ne yapmamız lazım?

Cümlesi Allah'tan olduğuna göre, (Nâfî yani menfaat veren de, Dârr yani zarar veren de Allah, kaldıran da, indiren de Allah, azîz ve zelîl kılan, yaşatan, öldüren Allah) Bunlar esmâ-i hüsnâdan biliyorsunuz. Bizim ne yapmamız lazım? Bizim yapmamız gereken şey, Allah'ın sevgisini kazanmaya çalışmak. Eğer Allah'ın sevgisini kazanacak işler yaparsak Allah; sevdiği, güzel işleri yapmayı bize imkan ihsân eder. O da bir ikram. Camiye gelmek, müslüman olmak Allah'ın bir ikramı. Hidayet, Allah'ın bir ikramı.

Allahu Teâlâ hazretleri, Peygamber Efendimiz'e şöyle diyor:

"İnneke lâ tehdî men ahbebte ve lâkinna'llâhe yehdî men yeşâ"

Sen istediğine hidayet veremezsin. Allah istediğine verir.

Peygamber Efendimiz amcası Ebû Tâlib'in hidayete ermesini istedi. Allah vermeyince iman etmedi, imansız göçtü.

 

Demek ki ne yapmamız lazım?

"Allah bizi sevsin." diye çırpınmamız lazım.

Ne yapınca sever?

İtaat edince, emrini tutunca, zikredince, güzel huylu olunca sever. Bunları yapmaya çalışacağız ki; kuldan işaret, Cenâb-ı Hakk'tan beşâret olacak. Kuldan bir emare belirecek; Allah da o zaman lütfedecek. Yapacağımız tek bir şey var. Çok kolay, hepinizin hatırında kalacak bir şey.

Allah'ın sevgisini kazanmayı düşünmek ve onu yapmaya çalışmak!

Bunu düşündün mü?

İşte bu niyet. Mü'minin niyeti çok kıymetlidir. Allah'ın rızasını kazanmaya niyet edeceksin, azmedeceksin, karar vereceksin, isteyeceksin, teşebbüs edeceksin. Tabi bir insan her istediğini yapamaz. Çünkü yaratan kendisi değil. Yaşamak, ölmek elinde değil. Bir şeyi oldurmak, oldurmamak elinde değil. Onları yapan Allah.

O halde ne yapacak?

Niyeti iyi olacak. İyi bir şey yapmaya çalışacak. O zaman Allah ona iyi şeyleri ihsân ediyor.

Peygamber Efendimiz hadîs-i şerîfinde şöyle buyuruyor:

"Allah hayrı isteyene hayrı yaptırır, şerden korunmayı dileyeni şerden korur"

Demek ki istek, niyet, teşebbüs, işaret bizden olacak. Takdir, beşaret, kudret vermek, imkan sağlamak, tevfîkini refîk etmek Allah'tan olacak. Çok ince bir konudur. Ama işin özü, aslı, esası budur.

Sen şimdi her yapmak istediğini yapabiliyor musun?

Yapamıyorsun. Bir kere herkes çok para kazanmak ister ama herkes çok para kazanamıyor. Çok kimse iflas ediyor. Para kazanayım diye dükkan açıyor, iflas ediyor. Demek ki para kazanmak istiyor ama yapamıyor.

Sıhhatli olmak elinde mi?

Hayır.

Sıhhatli olmaya gayret ediyor, milyonlar harcıyor ama bir hastalığa tutuluyor. Çocuk sahibi olmak istiyor, Allah çocuk vermezse olamıyor. Çocuk sahibi olmamak istiyor, Allah inadına veriyor. Korunma, doğum kontrolü falan derken, bakıyorsun, hay Allah, yine bir çocuk. İstemiyor, istemediği halde veriyor. Demek ki bir şeylerin insanın elinde olmadığını, birçok şeyi istediği halde yapamadığını, birçok şeyi istemediği halde başına geldiğini biliyoruz.

Hangi Bosnalı bu haller başına gelsin isterdi?

Hiçbir Bosnalı istemezdi.

 

Demek ki olayların yapıcısı bizim üstümüzde, bizim dışımızda. Bazı şeyleri de yapabiliyor gibi görünüyoruz ama o yapabildiğimiz şeyler de yine Allah'ın kudretine bağlı.

Bizim kıymetli bir kardeşimiz var. Avustralya'dan haberi geldi. Allah şifa versin. Çok mütedeyyin, çok hayırsever, çok iyi bir kardeşimiz felç olmuş, Allah şifa versin.

"Hocam insan felç olunca ne yapıyor?"

İnsanın eli felç olursa elini kıpırdatamaz. Yüzü felç olursa gözünü açıp kapayamaz, ağzını oynatamaz, konuşamaz. Ayağı felç olursa ayağını kıpırdatamaz. Demek ki ayak doğrudan doğruya kıpırdamıyormuş. Göz doğrudan doğruya oynamıyormuş. Allah nasip ederse oynuyormuş. Nasip etmezse oynamıyormuş. Kesin! Bu böyle olduğu için bizim yapmamız gereken tek bir şey var.

"Yâ Rabbi! Ben senin sevdiğin, razı olduğun bir kul olmak istiyorum. Ben senin rızanı kazanmak istiyorum" diyeceğiz. Kalbimize bu güzel niyeti yerleştireceğiz. Altın gibi, pırlanta gibi bir niyetimiz olacak.

Bu adamın kalbindeki niyeti ne?

Bu adam Allah'ın rızasını kazanmak istiyor. Tamam! Allah'ın rızasını kazanmak istedi. İşte bizim bayrağımız bu! Siyah bir bayrak yapmışlar. Üstünde bir tarafında lâ ilâhe illallah yazıyor, öbür tarafında İlâhî ente maksûdî ve rıdâke matlûbî yazıyor. Allah razı olsun, hoşuma gitti. "Yâ Rabbi! Sensin benim muradım, maksudum, gayem." Ve rıdâke matlûbî. "Ben senin rızanı istiyorum"

Hah işte; o da bizim bayrağımız!

Bizim ana niyetimiz para kazanmak, mevki makam sahibi olmak değil; eğlenmek değil, zevk değil. Hatta saadet, mutluluk, keyif, safa da değil.

"Yok hocam, olur mu ya? Hani keyif değilmiş, zevk değilmiş, safa değilmiş. Pöh!"

Peki, bir kimse niye şehit oluyor? Söyle bakayım. Harp etmek çok mu keyifli? Dağlarda düşmanla heyecan içinde çarpışmak, yaralanmak; "ah yandım!" diye yerlere düşmek, kolun bacağın kopması çok mu keyifli!

Evvelki yıl İsveç'e gittiğimde Arapların camiine gittik, orada bir Arap'la tanıştım. İsveç'te Stokholm'de.

"Selamünaleyküm."

"Aleykümselam."

Birbirimizle kucaklaştık. İsmini öğrendik. Müslüman bir Arap kardeşimiz.

Geçen gidişimde İsveç'te onunla karşılaştım, selamlaştık.

"Beni tanıdınız mı?" dedi. Ben de çok insanla tanıştığım için herkesi birden tanıyamayabiliyorum. Bir yerden tanıyorum, tamam ama. Bir insan her gittiği şehirde on bin kişi ile karşılaşırsa hangi birini tanıyacak.

"Ben Stokholm'de falanca sene bizim camiye geldiğin zaman tanıştığın kardeşin. Falan Arap ülkesinden falancayım" dedi. Ama bu sefer koltuk değneği ile geziyordu, ayağının bir tanesi yoktu.

"Hayrola, geçmiş olsun!" dedim.

"Hayırdır hocam. Afganistan'a cihada gittim. Bir ayağımızı şehit verdik" dedi.

Safalı mı? İnsanın gözünün kör olması, ayağının kopması, canının gitmesi…

Bunu niye yapıyor?

Allah rızası için. Ölümü bile göze alıyor.

Aranızda, dışarıda gençler var; şurada, burada karşıma geliyorlar, soruyorlar:

"Hocam, ben Allah rızası için cihat etmek istiyorum. Müsaade eder misin?"

Ölecek. Ölmeye gitmek istiyor, neden?

Allah'ın rızasını kazanmak istediği için.

Burada bir keyif, bir menfaat yok. Âhiret menfaati var, Allah'ın rızasını kazanmak var. Menfaatse tamam ama Allah'ın rızasını kazanmak istiyor. Amerikalı gibi, Avrupalı gibi, materyalist, maddeci, hırslı insanlar gibi değil. Canından bile geçmeye razı.

Neden?

"Hocam, burada her şeyim var. Param pulum var, anam babam var, dükkanım var. Çeçenistan'daki kardeşlerime, Boşnak kardeşlerime acıyorum" diyor. Kabre girince azap görmek istemiyor.

"Onlar mazlum, gidip yardım etmek istiyorum; müsaade et gideyim" diyor.

 

Demek ki aziz ve muhterem kardeşlerim; bizim esas işimiz Allah'ın rızasını kazanmak.

Niyetine bunu koydun mu o niyetine göre bir şeyi yapabilirsen Allah müsaade etmiş, yapabildin sevap kazanırsın. Yapamazsan Allah müsaade etmemiş, yine sevap kazanırsın.

Neden?

"Niyetin güzel" diye.

Afganistan'a, Çeçenistan'a, Bosna'ya, Hersek'e gidemedin. İstiyordun ama huduttan bırakmadılar, pasaport vermediler. Kaçmak istedin, yakalandın. İnsanın her istediği olamıyor, hastalanıyor nasip olmuyor. Yapamasan bile içindeki niyetinin pırlanta gibi, som altın gibi olmasından sevap kazanıyorsun. Yapacağımız tek şey bu muhterem kardeşlerim! Eğer biz Allah'ın rızasını düşünürsek Allah her şeyi bizim niyetimize göre yapmamıza imkan veriyor. Onları düşünelim. Gayet kolay. Müslümanlık çok kolay. Müslümanlık bir tek bayrak. Bir tarafında lâ ilâhe illallah yazıyor, öbür tarafında İlâhî ente maksûdî ve rıdâke matlûbî, "Yâ Rabbi! Benim gayem sensin. Ben senin rızanı kazanmak istiyorum!"

Semi'tü Ebâ Bekrini'r-Râziyye yekûl. Semi'tü Ebâ Amrini'l-Enmâtiyye yekûl. Semi'tü'l Cüneyde yekûl. Müellif diyor ki;

"Ben Ebû Bekir er-Râzî'den işittim şöyle diyordu. O da Ebû Emir Enmatî'den işitmiş. O da Cüneyd-i Bağdâdî'den işitmiş." Bunlar râviler.

Cüneyd-i Bağdâdî ne diyormuş?

"İnneke len tekûne lehû ale'l-hakîkati abden ve şey'ün mimmâ dûnehû leke müsterikkun. Ve inneke len tesıle ilâ sarîhi'l-hurriyye. Ve aleyke min hakîkati ubûdiyyetihî bakiyye. Fe izâ künte lehû vahdehû abden. Künte mimmâ dûnehü hurrâ"

Mübarek büyüğümüz Cüneyd -i Bağdâdî ne buyurmuş?

"İnneke len tekûne lehû ale'l-hakîkati abden" (Lehû'deki hû Allah. Allah'a gidiyor)

Sen Allah'a hakikat üzere, gerçekten kul olamazsın. Sen Allah'a hakikati ile tam tamına gerçekten kul olamazsın.

"Ve şey'ün mimmâ dûnehû leke müsterikkun"

Allah'tan başka bir şey seni esir almışsa, seni kendisine bağlamışsa, esir etmişse, bend etmişse sen Allah'a hakiki kul olamazsın.

Müsterik ne demek?

"Esir almak" demek. Rık, "esaret" demek.

"Ondan başka, Allah'tan gayrı, mâsivâ dediğimiz (Allah'tan gayrı bir heves, bir arzu, bir hedef, bir emel, bir gaye, bir şahıs, bir eşya, bir mal, bir mülk, bir insan seni esir almışsa, gönlünü ona bağlamışsan) o seni esir etmişse sen Allah'a hakiki kulluk yapamazsın.

 

Neden?

 

Gönlünü ona bağladın, sen esirsin, onun esirisin; paranın, kumarın veya sigaranın esiri...

Ben şöyle diyorum, bakın. Sigaranın boyu ancak 20 cm. 15-17-20 cm. Uzunu var, kısası var. King size; büyük boy, kral boy. Sana hoş göstermek için yutturmaca! King size demek "zehiri daha çok" demek. Sigaranın boyu 20 cm, adamın boyu 1,80. İkisi güreşmek üzere karşılıklı geliyorlar. Sigara incecik, adam kocaman. 85 kilo, 95 kilo güçlü, kuvvetli, demiri alıyor, bükebiliyor. Vay be, ne kuvvetli!

Hangisi yenecek?

Sigarayla adam bir tutuşuyorlar. Alt alta, üst üste, bir toz duman… Bakıyorsun, sigara adamı yatırmış, üstüne çıkmış. Sigara adamı yenmiş. Şu kadarcık sigara, adamı yenmiş.

"Hocam ne demek istiyorsun?"

Bu koca adam bu aklı ile bu sigaradan vazgeçemiyor. Şu sigaranın esiri. Şu sigara o adamı yeniyor. Yahu bu senin sıhhatine zararlı, doktorlar, profesörler söylüyor, akademi başkanları söylüyor, general tabipler söylüyor. Gülhane'de söylüyorlar, gazetede yazıyorlar; bu sigara zararlı. Bırakacaksın bunu! Bırakamaz.

Niye? Güç yetiremem ki bu beni yener. Buna güç yetiremez. Belki içinizde pek çoğunuz da öylesinizdir; cebinizde sigara paketi vardır.

"Yak bir sigara." der. Bir de hediye eder. Çok da cömerttir.

"Yak benden bir sigara."

"Ya içmiyorum."

"Yak Allah aşkına ya. Bir tanecikten bir şey olmaz!"

Bir de "Allah aşkına!" der.

"İster zengin olsun ister fukara, her yemekten sonra içmek lazım sigara"

Böyle tekerlemeler, vesaireler söylenir. Bu sigara bu adamı yeniyor. İçmemek lazım.

Neden?

Ciğere zararlı, sıhhati bozuyor. Kanserojen maddeler, kanser yapan maddeler ihtiva ediyor; kanser olacak. Yavaş yavaş öldürüyor. Adam bunun karşısında yeniliyor. Sigara cansız, cinsiz, bir kağıda sarılı ot. Ota yeniliyor.

 

Allah'tan gayrı bir şey seni esir almışsa sen Allah'a hakiki kulluk edemezsin. Kadının esiri isen paranın esiri isen Allah'a kulluk edemezsin. Başkalarının takdirinin esiri isen Allah'a kulluk edemezsin.

Ne demek bu?

Her şeyi "Başkaları beğensin." diye yapıyor.

"Kızım mantonu ört."

"Örtemem; herkes beni ayıplar!"

"Ayıplasın. Allah sever kızım, ört."

"Örtemem."

"Niye?"

"Başkalarından utanırım!"

Başkalarının değerlendirmesine kıymet veriyor. Halbuki müslümanın vasfı nedir?

"Ve lâ yehâfûne levmete lâim" Müslüman, kınayanın kınamasından korkmaz. Benim namaz vaktim, çekilin şöyle!

Allahu Ekber. Sübhâneke allahümme ve bi-hamdik.

Müslüman öyle; havaalanında, istasyonda, meydanda, vapurda, kayıkta namaz kılar. Çünkü namaz kaçacak.

"Allah Allah, amma sofu adama çattık ya! Namazın kazası var"

Bizim otobüs şoförleri falan, sanki hepsi müftü!

"Şurada durun, namaz kılacağız." diyoruz.

"Ağabey, kaza etsen olur" diyor.

 

Fesüphanallah! Şöyle elinin tersi ile bir tane vuracaksın, başın derde girecek. Fesüphanallah! Hosteslerin hepsi sanki müftüye hanım. Abdest alacaksın."Oturduğun yerden teyemmümle olur" diyor. İçeride su harcanacak diye istemiyor. Kalktığın meydanda iftar vakti olmuş, yukarıda sen uçuyorsun. Camdan bakıyorsun, güneş karşıda ama yemeği getiriyor.

"Daha iftar vakti gelmedi, biraz sonra; şimdi istemiyorum" diyorsun.

"Beyefendi şimdi yiyebilirsiniz. İstanbul'da iftar oldu" diyor.

"İstanbul'da oldu ama ben şimdi İstanbul'da değilim ki havadayım. Güneş karşımda, daha batmamış."

"Olur, biz sorduk, böyle" diyor.

"Kızım ben İlahiyat Fakültesi profesörüyüm, böyle şey olmaz! Sen kimden sordun, kimden öğrendin?"

 

Hostesler fetva verir, otobüs muavinleri fetva verir; herkes bilgiç! Allahu Ekber, aman yâ Rabbi! Şu memleket ne hale geldi.

Ne yapacak?

Kınayanın kınamasından korkmayacak. Namazını kılacaksa kılacak, orucunu geç açacaksa geç açacak, Allah'ın emrine uyacak. O haramdır diyecek, yapmayacak. Benim dinim böyle dedi diyecek.

Aa böyle mayo mu olur?

Delikanlıların yüzme öğrenmesi lazım, tamam. Ne giymesi lazım? Dizinin altında giymesi lazım. Şimdi öyle kıyafetler, öyle mayolar var. "Haşema" diyorlar. "Hakiki şeriat mayosu" falan, bir şeyler. Onu giyiyor; "Aaa böyle mayo mu olur?" "Aa böyle şey olur mu?"

Niye olmasın?

Seninki olur mu?

Seninki şu kadarcık. Şu kadarcık bir şey. Ah zavallı, kıtlıktan mı çıktın, bez mi bulamadın, harpten darpten mı çıktın?

Müslüman ne yapacak?

Kimseye esir olmayacak. Eğer bir başkasının esaretinde ise Allah'a kulluk edemez.

"Ve inneke len tesıle ilâ sarîhi'l-hürriyye.

Ve aleyke min hakîkati ubûdiyyetihî bakiyye"

Sen apaçık bir hürriyete ulaşamazsın. O mâsivânın kulluğundan senin üstünde birazcık bir bakiye kalmışsa sen Allah'a kulluk edemezsin.

Allah'a has kulluk mu etmek istiyorsun?

Öteki bağları kopar. Allah'tan gayrısına boyun bükme. Allah'ın kulu olmak, Allah'ın emrini tutmak, Allah'ın yolunda yürümek, başkasına aldırmamak en güzel şey. Bunu söylüyor.

"Fe izâ künte lehû vahdehû abden" Sadece ve sadece Allah'a kul olursan,

"Künte mimmâ dûnehü hürren"

O zaman Allah'tan gayrısının karşısında hür olursun.

Seni Amerika da, Avrupa da bağlayamaz. Memleketin içindeki, dışındaki şu güç odakları, bu güç odakları falanca, filanca… Onlar da sana hiç tesir edemez.

Neden?

Sen Allah'a hakiki kul oldun mu başkalarının karşısında hür olursun. Başkalarının esaretinden üzerinde bir bakiye, birazcık kalıntı varsa Allah'a tam kulluk yapamazsın.

Neden?

Yaptırmaz.

"Cuma namazı kılmaya daireden müsaade etmiyorlar."

Etmezler tabi; imtihan! Cuma namazına takır takır gideceksin. "Atarlar." Atsınlar. "Satarlar." Satsınlar. "Keserler." Kessinler. "Yakarlar." Yaksınlar. Cuma namazını kılacaksın. Cuma namazı Allah'ın emri. Bunda taviz yok; öyle olacak. Öyle olmayınca öteki tür Müslümanlık olmaz.

Bak, gerçek kulluğun nasıl olacağını nasıl anlatıyor, nasıl kahramanlık öğretiyor... Onun için tasavvuftan korkarlar. Bütün İslâm düşmanları tasavvuftan korkar muhterem kardeşlerim!

Neden?

Mutasavvıf hakiki sûfî oldu mu, sûfî hakiki sûfî oldu mu bir Allah'ın kulu olur, başka hiçbir şeyden korkmaz.

 

 

Allah-u Teâlâ Hazretleri cümlenizden razı olsun. Cümlenizi Peygamber Efendimiz'in sevgisine, şefaatine, iltifatına nail eylesin. Peygamber Efendimiz'in has ümmeti olmanızı nasip eylesin. Dünya ve ahiretin her türlü tehlikelerinden koruyup dünya ve ahiretin her türlü hayırlarına erdirdiği kullarından eylesin. Firdevs-i Alâ'da Peygamber-i zişanımıza cümlenizi komşu eylesin. Cennet nimetleriyle mütene'ım eylesin.

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
17.08.1996 - Ebû Hüseyin en-Nûrî B
12.10.202526 dk 42 sn
11.01.1992 - Zünnûn-ı Mısrî A
10.01.202635 dk 47 sn
21.09.1996 - Ebû Osmân el-Hîrî B
09.11.202522 dk 55 sn
17.08.1996 - Ebû Hüseyin en-Nûrî A
11.10.202527 dk 24 sn
24.10.1992 - Seriyy es Sakati B
03.05.202623 dk 26 sn
21.02.1992 - Seriyy es-Sakatî B
25.01.202625 dk 38 sn
21.02.1992 - Seriyy es-Sakatî A
24.01.202632 dk 19 sn
26.10.1996 - Ebû Osmân el-Hîrî B
07.12.202518 dk 46 sn
26.10.1996 - Ebû Osmân el-Hîrî A
06.12.202538 dk 37 sn
29.06.1996 - Cüneydi Bağdadi B
31.08.202522 dk 6 sn
19.10.1996 - Ebû Osmân el-Hîrî B
30.11.202524 dk 51 sn
29.06.1996 - Cüneydi Bağdadi A
30.08.202537 dk 44 sn
19.10.1996 - Ebû Osmân el-Hîrî A
29.11.202530 dk 51 sn
22.06.1996 - B
09.12.201941 dk 25 sn
12.10.1996 - Ebû Osmân el-Hîrî B
23.11.202530 dk 52 sn
12.10.1996 - Ebû Osmân el-Hîrî A
22.11.202523 dk 18 sn
15.06.1996 - Cüneydi Bağdadi B
24.08.202529 dk 56 sn
05.10.1996 - Ebû Osmân el-Hîrî B
09.12.201924 dk 11 sn
15.06.1996 - Cüneydi Bağdadi A
23.08.202527 dk 12 sn
28.09.1996 - Ebû Osmân el-Hîrî B
16.11.202532 dk 42 sn
08.06.1996 - Cüneydi Bağdadi B
17.08.202524 dk 25 sn
28.09.1996 - Ebû Osmân el-Hîrî A
15.11.202526 dk 32 sn
08.06.1996 - Cüneydi Bağdadi A
16.08.202536 dk 25 sn
01.06.1996 - A
09.12.201939 dk 58 sn
21.09.1996 - Ebû Osmân el-Hîrî A
08.11.202526 dk 57 sn
14.09.1996 - Ebû Osmân el-Hîrî B
02.11.202524 dk 22 sn
10.05.1996 - Ebu Osman el Hiri B
10.08.202532 dk 14 sn
14.09.1996 - Ebû Osmân el-Hîrî A
01.11.202525 dk 5 sn
10.05.1996 - Ebu Osman el Hiri A
09.08.202521 dk 51 sn
16.12.1995 - Cüneyd-i Bagdadi B
03.08.202529 dk 20 sn
31.08.1996 - Ebû Hüseyin en-Nûrî B
26.10.202525 dk 58 sn
16.12.1995 - Cüneyd-i Bagdadi A
02.08.202530 dk 18 sn
31.08.1996 - Ebû Hüseyin en-Nûrî A
25.10.202521 dk 35 sn
24.08.1996 - Ebû Hüseyin en-Nûrî B
19.10.202522 dk 2 sn
30.09.1995 - Tasavvufta Emek ve Terbiye B
20.07.202520 dk 28 sn
30.09.1995 - Tasavvufta Emek ve Terbiye A
19.07.202545 dk 9 sn
24.08.1996 - Ebû Hüseyin en-Nûrî A
18.10.202523 dk 54 sn
23.09.1995 - Cüneyd-i Bağdadi B
13.07.202518 dk 3 sn
10.08.1996 - Ebû Hüseyin en-Nûrî B
05.10.202538 dk 7 sn
23.09.1995 - Cüneyd-i Bağdadi A
12.07.202529 dk 21 sn
10.08.1996 - Ebû Hüseyin en-Nûrî A
04.10.202535 dk 38 sn
05.08.1995 - Ebû Türab en-Nahşebî B
29.06.202526 dk 53 sn
05.08.1995 - Ebû Türab en-Nahşebî A
28.06.202527 dk 5 sn
03.08.1996 - Ebû Hüseyin en-Nûrî B
28.09.202532 dk 38 sn
08.07.1995 - B
09.12.201921 dk 4 sn
03.08.1996 - Ebû Hüseyin en-Nûrî A
27.09.202528 dk 56 sn
21.01.1995 - Ahmed b. Asımini’l-Antaki B
11.10.202616 dk 57 sn
08.07.1995 - A
09.12.201912 dk 10 sn
20.07.1996 - Cüneydi Bağdadi B
21.09.202533 dk 22 sn
20.07.1996 - Cüneydi Bağdadi A
20.09.202537 dk 26 sn
24.06.1995 - Ebû Türab en-Nahşebî B
22.06.202530 dk 56 sn
13.07.1996 - Cüneydi Bağdadi B
14.09.202524 dk 56 sn
21.01.1995 - Ahmed b. Asımini’l-Antaki A
10.10.202623 dk 51 sn
24.06.1995 - Ebû Türab en-Nahşebî A
21.06.202534 dk
13.07.1996 - Cüneydi Bağdadi A
13.09.202537 dk
10.12.1994 - B
09.12.201927 dk 22 sn
03.06.1995 - Abdullah b. Hubeykini’l Antaki B
01.11.202631 dk 35 sn
06.07.1996 - Cüneydi Bağdadi B
07.09.202523 dk 17 sn
10.12.1994 - A
09.12.201935 dk 30 sn
03.06.1995 - Abdullah b. Hubeykini’l Antaki A
31.10.202630 dk 23 sn
06.07.1996 - Cüneydi Bağdadi A
06.09.202532 dk 2 sn
05.11.1994 - Mansur b. Ammar Ebus Serîi B
04.10.202624 dk 54 sn
27.05.1995 - B
09.12.201931 dk 18 sn
05.11.1994 - Mansur b. Ammar Ebus Serîi A
03.10.202630 dk 24 sn
27.05.1995 - A
09.12.201925 dk 34 sn
22.10.1994 - A
09.12.201945 dk 29 sn
25.06.1994 - A
09.12.201934 dk 29 sn
15.04.1995 - Abdullah b. Hubeykini’l Antaki B
25.10.202627 dk 1 sn
15.10.1994 - Hamdûn el-Kassâr B
27.09.202629 dk 47 sn
11.06.1994 - Ebu Hafs el-Haddad B
06.09.202619 dk 11 sn
15.04.1995 - Abdullah b. Hubeykini’l Antaki A
24.10.202629 dk 58 sn
15.10.1994 - Hamdûn el-Kassâr A
26.09.202632 dk 32 sn
11.06.1994 - Ebu Hafs el-Haddad A
05.09.202632 dk 6 sn
01.04.1995 - B
09.12.201934 dk 41 sn
01.10.1994 - A
09.12.201918 dk 59 sn
07.05.1994 - Ebu Hafs el-Haddad B
30.08.202624 dk 25 sn
01.04.1995 - A
09.12.201921 dk 36 sn
10.09.1994 - Hamdûn el-Kassâr B
20.09.202628 dk 53 sn
07.05.1994 - Ebu Hafs el-Haddad A
29.08.202622 dk 50 sn
25.03.1995 - Ahmed b. Asımini’l-Antaki B
18.10.202625 dk 57 sn
10.09.1994 - Hamdûn el-Kassâr A
19.09.202635 dk
23.04.1994 - Yahya b. Muaz er-Razi B
23.08.202629 dk 30 sn
25.03.1995 - Ahmed b. Asımini’l-Antaki A
17.10.202620 dk 48 sn
09.07.1994 - B
09.12.201924 dk 20 sn
23.04.1994 - Yahya b. Muaz er-Razi A
22.08.202624 dk 18 sn
09.07.1994 - A
09.12.201920 dk 30 sn
16.04.1994 - B
09.12.201916 dk 56 sn
02.07.1994 - Ebu Hafs el-Haddad B
13.09.202625 dk 52 sn
02.07.1994 - Ebu Hafs el-Haddad A
12.09.202630 dk 42 sn
16.04.1994 - A
09.12.201928 dk 36 sn
19.03.1994 - B
09.12.201925 dk 28 sn
19.03.1994 - A
09.12.201926 dk 9 sn
11.12.1993 - B
09.12.201931 dk 53 sn
31.07.1993 - B
09.12.201928 dk 40 sn
11.12.1993 - A
09.12.201928 dk 53 sn
31.07.1993 - A
09.12.201930 dk 28 sn
04.12.1993 - B
09.12.201933 dk 7 sn
24.07.1993 - B
27.07.202531 dk 55 sn
04.12.1993 - A
09.12.201927 dk 55 sn
24.07.1993 - A
06.07.202532 dk 35 sn
27.11.1993 - B
09.12.201929 dk 21 sn
17.07.1993 - B
16.08.202626 dk 57 sn
27.11.1993 - A
09.12.201923 dk 50 sn
17.07.1993 - A
15.08.202634 dk 4 sn
20.11.1993 - B
09.12.201926 dk 59 sn
10.07.1993 - Ebu Süleyman ed-Darani B
09.08.202631 dk 44 sn
20.11.1993 - A
09.12.201928 dk 26 sn
10.07.1993 - Ebu Süleyman ed-Darani A
08.08.202629 dk 54 sn
23.10.1993 - B
09.12.201924 dk 3 sn
03.07.1993 - Ebu Süleyman ed-Darani B
02.08.202624 dk 58 sn
23.10.1993 - A
09.12.201924 dk 9 sn
03.07.1993 - Ebu Süleyman ed-Darani A
01.08.202626 dk 47 sn
07.10.1993 - B
09.12.201931 dk 12 sn
26.06.1993 - Ebu Süleyman ed-Darani B
26.07.202620 dk 47 sn
07.10.1993 - A
09.12.201928 dk 3 sn
26.06.1993 - Ebu Süleyman ed-Darani A
25.07.202629 dk 48 sn
12.06.1993 - Bayezid-i Bistami B
19.07.202619 dk 22 sn
28.08.1993 - B
09.12.201921 dk 4 sn
12.06.1993 - Bayezid-i Bistami A
18.07.202622 dk 26 sn
28.08.1993 - A
09.12.201924 dk 5 sn
15.05.1993 - Bayezid-i Bistami B
12.07.202622 dk 47 sn
21.08.1993 - B
09.12.201928 dk 17 sn
15.05.1993 - Bayezid-i Bistami A
11.07.202622 dk 43 sn
21.08.1993 - A
09.12.201929 dk 59 sn
08.05.1993 - Bayezid-i Bistami B
05.07.202625 dk 5 sn
07.08.1993 - B
09.12.201922 dk 10 sn
08.05.1993 - Bayezid-i Bistami A
04.07.202620 dk 36 sn
07.08.1993 - A
09.12.201922 dk 3 sn
01.05.1993 - Bayezid-i Bistami B
28.06.202632 dk 40 sn
01.05.1993 - Bayezid-i Bistami A
27.06.202628 dk 42 sn
10.04.1993 - Şakik-ı Belhi B
21.06.202619 dk 22 sn
10.04.1993 - Şakik-ı Belhi A
20.06.202627 dk 34 sn
27.03.1993 - Şakik-ı Belhi B
14.06.202626 dk 39 sn
27.03.1993 - Şakik-ı Belhi A
13.06.202624 dk 24 sn
23.01.1993 - Şakik-ı Belhi B
07.06.202627 dk 54 sn
23.01.1993 - Şakik-ı Belhi A
06.06.202635 dk 37 sn
09.01.1993 - Haris el-Muhasibi B
31.05.202625 dk 59 sn
09.01.1993 - Haris el-Muhasibi A
30.05.202632 dk 58 sn
24.12.1992 - Haris el-Muhasibi B
09.12.201922 dk 9 sn
24.12.1992 - Haris el-Muhasibi A
09.12.201921 dk 39 sn
05.12.1992 - Haris el-Muhasibi B
24.05.202623 dk 32 sn
05.12.1992 - Haris el-Muhasibi A
23.05.202631 dk 18 sn
28.11.1992 - Haris el-Muhasibi B
17.05.202623 dk 31 sn
28.11.1992 - Haris el-Muhasibi A
16.05.202623 dk 50 sn
21.11.1992 - Seriyy es Sakati B
10.05.202626 dk 10 sn
21.11.1992 - Seriyy es Sakati A
09.05.202630 dk 54 sn
01.08.1992 - Seriyy es Sakati B
12.04.202622 dk 20 sn
01.08.1992 - Seriyy es Sakati A
11.04.202621 dk 32 sn
25.07.1992 - Bişr-i Hâfî B
05.04.202628 dk 19 sn
25.07.1992 - Bişr-i Hâfî A
04.04.202627 dk 21 sn
04.07.1992 - Bişr-i Hâfî B
29.03.202631 dk 17 sn
04.07.1992 - Bişr-i Hâfî A
28.03.202629 dk 10 sn
09.05.1992 - İbrahim bin Edhem B
15.02.202631 dk 34 sn
09.05.1992 - İbrahim bin Edhem A
14.02.202646 dk 33 sn
02.05.1992 - İbrahim bin Edhem B
08.02.202628 dk 2 sn
02.05.1992 - İbrahim bin Edhem A
07.02.202625 dk 59 sn
18.04.1992 - İbrahim bin Edhem B
01.02.202632 dk 48 sn
18.04.1992 - İbrahim bin Edhem A
31.01.202627 dk 36 sn
18.01.1992 - Zünnûn-ı Mısrî B
18.01.202629 dk 4 sn
18.01.1992 - Zünnûn-ı Mısrî A
17.01.202623 dk 59 sn
11.01.1992 - Zünnûn-ı Mısrî B
11.01.202632 dk 31 sn
24.10.1992 - Seriyy es Sakati A
02.05.202629 dk 41 sn
17.10.1992 - Seriyy es Sakati B
26.04.202624 dk 46 sn
17.10.1992 - Seriyy es Sakati A
25.04.202623 dk 12 sn
10.10.1992 - Seriyy es Sakati B
19.04.202629 dk 14 sn
10.10.1992 - Seriyy es Sakati A
18.04.202624 dk 15 sn
28.12.1991 - Zünnûn-ı Mısrî B
04.01.202643 dk 56 sn
28.12.1991 - Zünnûn-ı Mısrî A
03.01.202633 dk 51 sn
16.12.1991 - Fudayl Bin İyad B
28.12.202532 dk 40 sn
16.12.1991 - Fudayl Bin İyad A
27.12.202528 dk 47 sn
09.12.1991 - Fudayl Bin İyad B
21.12.202527 dk 32 sn
09.12.1991 - Fudayl Bin İyad A
20.12.202529 dk 2 sn
02.12.1991 - Fudayl Bin İyad B
14.12.202528 dk 15 sn
02.12.1991 - Fudayl Bin İyad A
13.12.202541 dk 6 sn
AKRA