İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0507:3808:2312:5315:3817:5719:25
Kabe

06.04.1986 - Mirac Kandilinin Önemi, İsra Hadisesi, Oruç ve Nefis Terbiyesi

06.04.1986 - Mirac Kandilinin Önemi, İsra Hadisesi, Oruç ve Nefis Terbiyesi
Özel Gün Ve Geceler

06.04.1986 - Mirac Kandilinin Önemi, İsra Hadisesi, Oruç ve Nefis Terbiyesi

06.02.2024
33 dk 50 sn

Allahu Teâlâ hazretleri kandilinizi mübarek eylesin. Gecenizi feyizli eylesin, hayırlı ibadetler yapmaya muvaffak eylesin. Hicret-i Nebeviyye’den bir sene sekiz ay kadar önce, daha Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz Mekke-i Mükerreme’de iken; bir Receb ayının 26’sını böyle 27’sine bağlayan gecede Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizi Allahu Teâlâ ve tekaddes hazretleri, her şeye kadir olan Mevlâmız, bir gecede Mekke-i Mükerreme’den Kuds-ü Şerîf’e götürdü.

Bismillâhirrahmânirrahîm.

سُبْحَانَ الَّذ۪ٓي اَسْرٰى بِعَبْدِه۪ لَيْلًا مِنَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ اِلَى الْمَسْجِدِ الْاَقْصَا الَّذ۪ي بَارَكْنَا حَوْلَهُ لِنُرِيَهُ مِنْ اٰيَاتِنَاۜ اِنَّهُ هُوَ السَّم۪يعُ الْبَص۪يرُ

Sübhânellezî esrâ bi-‘abdihi leylen mine’l-mescidi’l-harâmi ile’l-mescidi’l-aksellezi bâreknâ havlehû li-nüriyehû min âyâtinâ innehû hüve’s-semî’ul-basîr.

Biliyorsunuz; biz birşeye şaşırdığımız, hayret ettiğimiz zaman büyüklerimiz öyle öğretmiş, güzel öğretmişler, Allah hepsinden razı olsun, kabirleri pür nur olsun; “Sübhanallah, Allah Allah!..” diye şaşırırız, “Sübhanallah” deriz. Dikkat edilirse bu âyet-i kerîmede de sübhânellezî diye başlıyor; “Allahu Teâlâ hazretlerinin şânı her türlü noksandan münezzehtir.”

Allahu Teâlâ hazretleri her türlü kemâlat ile muttasıftır, her türlü gücün kudretin, her türlü ilmin sahibidir, her şeyden haberdardır, her şeyi bilir, her şeyi görür, her şeye gücü yeter, her şey O’ndandır, nasıl dilerse öyle yapar, kâdir-i mutlaktır, lâ yüs’elü ammâ yef’al'dir.

Hiç kimsenin hatırına hayâline gelmeyecek bir şekilde bir gecede Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’i, Ebû Talib hazretlerinin mübarek kızı Ümmühânî radıyallahu anhâ’nın evinden veyahut Kâbe-i Müşerrefe’nin yanından bir gecede Mekke-i Mükerreme’den Kuds-ü Şerîf’e, binlerce kilometre mesafe öteye götürdü. Âyet-i kerîmede şöyle buyuruluyor;

Sübhânellezî. “O Allah’ın şânı her türlü noksandan münezzehtir, ne kadar şaşılcak şey de olsa hepsini yapmaya kadirdir ki.” Esrâ bi-‘abdihî. “Kulunu geceleyin seyahat ettirdi.” Geceleyin böyle bir recebin 26’sı gecesi seyahat ettirdi. Leylen. “Gece vaktinde.” Mine’l-mescidi’l-harâmi. “Mescid-i Haram’dan.”

Ya Kâbe’nin içinden demek ya da harem dairesi yani o ihramsız girilmeyen mıntıka, orası harem mıntıkası olduğu için böyle denilmiş olabilir. O mıntıkadan Kuds-ü Şerîf’in içinde bulunan Mescid-i Aksâ’ya, en uzaktaki, en şerefli, en itibarlı mescidlerden biri olan Mescid-i Aksâ’ya bir gecede götürdü.

Ellezî bâreknâ havlehû. O Kudüs müstesna, mukaddes bir yer. Adı bile kuds kelimesi kudsiyet kelimesinden geliyor. O mübarek yer ki peygamberlerin cevlangâhı, mübarek yer ki maddî mânevî kelimelerle tarifi mümkün olmayan kudsiyetlere sahip bir belde. O beldeye [Allah] Peygamber Efendimiz’i götürdü. Mescid-i Aksâ diye eskiden yapılmış, mübarek peygamberlerin yapılmasında çalışmış oldukları Davud aleyhisselam ve Süleyman aleyhisselam zamanlarına varan bir mescide götürdü. Kur’ân-ı Kerîm bunu böylece [bildiriyor.]

Allahu Teâlâ hazretleri neden Peygamber Efendimiz’i böyle bir gecede alıp Kuds-ü Şerîf’e götürdü?

Li-nüriyehû min âyâtinâ. “Âyetlerinden bir miktarını göstermek için.” Li-nüriyehû âyâtina. “Ayetlerimizi gösterelim” demiyor. Âyetleri sonsuz, sayısız, hadsiz hesabsız. O âyetlerinden o delillerinden bir nebze, bir miktar göstermek için Allahu Teâlâ hazretleri oradan aldı oraya götürdü.

Acaba hocam uyku halinde olamaz mı? Uyukladığı esnada rüyalar görmüştür, oralara öyle gitmiştir olamaz mı?

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz Burak’a bindi gitti fakat etrafı göre göre gitti. Hatta öyle oldu ki havada giderken aşağıda filanca kabilenin kervanını gördü; onlar bir hayvanlarını kaybetmişler, hayvanın nereye gittiği bilmiyorlar. O yukardan görüyor, “şurdadır” diye onlara göstererek öyle gitti. Yani geçtiği yollarda[ki] şeyleri göre göre gitti. Sonra da ertesi gün müşrikler inat edince, inkâra kalkışınca; o olan şeyleri; “Şöyle olmadı mı, böyle olmadı mı, şöyle yapmadım mı, böyle yapmadım mı?” diye onlara hatırlattı. Anlaşılıyor ki bizim anlayamadığımız bir şekil ile ruh mea’l-cesed, -Allahu Teâlâ hazretleri[nin] uyku halinde yani bir iç âlemi, rüya göstermesi tarzında değil- Peygamber Efendimiz Kuds-ü Şerîf’e gitti.

Bu “İsrâ” denilen hadisedir ki isrâ demek “geceleyin bir kimseyi bir yere götürmek, gece seyahati yapmak” demek.

Niye gece seyahati oluyor?

Çünkü arapların diyârı gündüzleri çok sıcak olur, insanın gündüzleri yürümeye mecâli olmaz. Ayakları kumlara, yüzü terlere batar, mecâli kalmaz. Güneşin altında kurur kalır, ölür gider, güneş çarpar mahvolur. Araplar güneş battıktan sonra kervanlarıyla harekete geçerler, o gecenin serinliğinde tıngır tıngır develerin çanları çala çala kervanlarla, yollarını gece alırlar; kendileri “yâ leyl” diye türküler tuttururlar, develeri heyecanlandıracak kasideler okurlar; gecenin serinliğinde onları okuya okuya, yıldızları seyrederek, mehtap varsa mehtabı seyrederek seyahat ederler. Bu gece seyahatleri onlarda meşhurdur. Geceleyin seyahate isrâ diyorlar.

Allahu Teâlâ hazretleri Peygamber Efendimiz’i de geceleyin aldı ve Kuds-ü Şerîf’e görtürdü. Bu birinci merhalesi Kur’ân-ı Kerîm’de şu okuduğum âyet-i kerîme bildiriyor.

Kuds-ü Şerîf’ten Allahu Teâlâ hazretleri ona yedi kat semayı gösterdi. Yedi kat semadan geçirdi ki bu semaların [varlığını âyetlerden] biliyorsunuz. Tebâreke sûresinde buyuruluyor ki;

اَلَّذ۪ي خَلَقَ سَبْعَ سَمٰوَاتٍ طِبَاقًاۜ

Ellezî haleka seb’a semâvâtin tıbâkâ. Yedi kat semâvât var, âyet-i kerîmelerden biliyoruz.

وَلَقَدْ زَيَّنَّا السَّمَٓاءَ الدُّنْيَا بِمَصَاب۪يحَ

Ve lekad zeyyenne’s-semâe’d-dünyâ bi-mesâbîhâ. Allahu Teâlâ hazretleri; “En yakın semayı yıldızlarla donattık.” buyuruyor.

Buradan da anlıyoruz ki birinci sema yıldızların olduğu, yer aldığı semadır. Demek ki bu semalar, bu yıldızlar bitecek, bunların bitmesinden sonra ikinci sema başlayacak. Ondan sonra üçüncü sema başlayacak, ondan sonra dörtdüncü, yedinci sema; kürsü, arş, ondan sonra öteki muazzam varlıklar.

Dünya semaların yanında zerre kalır, kürsünün yanında yedi kat sema zerre kalır, arşın yanında kürsü küçücük bir dane gibi kalır. Böyle bir muhteşem kâinat, böyle bir muhteşem fezayı Allahu Teâlâ hazretleri Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’e oraları geçirip gösterdi, cenneti cehennemi gösterdi. Sidretü’l-Müntehâ’ya kadar, Sidretü’l-Müntehâ denilen yere kadar ki Cebrail aleyhisselam kedisine mihmândarlık eyledi, [hadîs-i şerîflerdeki] haberlerden okuyoruz ki oralara kadar [arkadaşlık] yaptı. Fakat Sidretü’l-Müntehâ denilen yerde dedi ki;

“Yâ Resûlallah! Benim takâtim, benim müsadem buraya kadar. Eğer ben bu Sidre-i Müntehâ’dan biraz daha ileri gitsem yanarım, burdan öteye benim tahammülüm yok.” dedi. O meleklerin bile daha öteye gidemediği mesafeleri Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri aştı.

Geldi refref önüne virdi selâm.

 Refref’e binip Allahu Teâlâ hazretlerinin huzûr-u âlisine vardı.

Tabii bunları bilmeyen bir insana, gözü görmeyen bir insana yeşil ile kırmızının farkını nasıl anlatırsın?! “Yeşil renk diye bir renk vardır, bir de kırmızı vardır, bir de sarı vardır.” Ama anadan doğma kör bir insan bunları nasıl anlasın?

Anlayamaz!

Tatlı yememiş bir insana, hiç ekşi bir şey yememiş bir kimseye; “Bizim dünyamızda tatlı diye bir şey vardır, ekşi diye bir şey vardır.” diye ikisinin farkını nasıl anlatırsın? Yani damaktaki lezzetin farkını nasıl anlatırsın? Göremeyene nasıl anlatırısın? Tatmayana nasıl anlatırsın? Bilmeyen nasıl anlatır?

Kelimelerin hepsi bu dünyadaki hayatımız için kullanılan kelimeler. Biz bir şey görüyoruz, “masa” diyoruz. Bir başka şey görüyoruz “kitap” diyoruz. Bir başka şey görüyoruz “defter” diyoruz, “gözlük” diyoruz, “mikrofon” diyoruz, “cami” diyoruz, “kubbe” diyoruz. Hep kelimeleri bu dünyamız için seçmişiz.

Bu dünyanın ötesinde görmediğimiz şeyleri hangi kelimelerle anlatalım?

Onun için Süleyman Çelebi rahmetullahi aleyh rahmeten vâsiaten çok güzel, çok zarif, çok ârif kimseymiş. Mevlid yazarı Süleyman Çelebi diyor ki;

Şeş cihetten ol münezzeh zülcelâl

Bî kem ü keyf âna gösterdi cemâl.

Şu beytin manasını yani bir tarafına altınları, elmasları koy, bir tarafına bu beyti koy bu beyit ağır gelir. O kadar güzel söylemiş.

Şeş cihetten ol münezzeh zülcelal hazretleri. Yani sağda, solda, yukarda, aşağıda, önde, arkada değil mekândan münezzeh.

Mekândan, altı cihetten münezzeh olan Allahu Teâlâ hazretlerini Peygamber Efendimiz gördü ama ne gördü, neye benzer, nasıl anlatalım?

لَيْسَ كَمِثْلِه۪ شَيْءٌۚ

Leyse ke-mislihî şey’ün. “Allah gibi bir şey yok ki biz ona benzeterek şöyle şunun gibi bir şey diyelim. Leyse ke-mislihî şey’ün.

Bî kem ü keyf âna gösterdi cemâl. Kemiyetsiz ve keyfiyetsiz.” Bî kem, bî keyf, bu iki tabir şöyle demek ki yani miktara sığmaz, kalite ve kuantite denilen şeyle anlatılması mümkün olmayan, tarif ve tavsifi mümkün olmayan bir tarzda “Allahu Teâlâ hazretleri ona cemâlini gösterdi.”

Gösterdi, nasıl gösterdi?

Her şeye kâdir olan Allahu Teâlâ hazretleri bizim de anlayamayacağımız bir tarzda gösterdi, [Peygamber Efendimiz de] gördü.

Gel habîbim sana âşık olmuşam

Cümle halkı sana bende kılmışam.

Diyerek sevdiği kulunu kendi huzûr-u âlîsine kabul eyledi, konuştular.

Mevlid o [sahneleri] çok güzel anlatıyor; gayet edeb, tevazu, terbiye ile anlatıyor. Sonra tabii;

Bilirim görmeye doymassın beni.

 Tabii o safâya erdikten sonra insanın gözü dünya mı görür, dünyaya dönmek mi ister? Ama vazifesi var, daha peygamberliği tamam olacak. Bu miraç hadisesi hicretten evvel oldu, geri döndü. Yani lûtf ile kerem ile Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz geri döndü.

Süleyman Çelebi, Allah rahmet eylesin, diyor ki;

Sen ki mîrâc eyleyip kıldın niyâz,

Ümmetin mîrâcını kıldım namâz.

“Ey Resûlüm! Sen ki nasip oldu mirac ettin. Benim huzuruma kadar geldin, meleklerin geçemediği yerleri geçtin. En yüksek makama erdin, Benim senin ümmetinin miracını da namaz kıldım. Namazı senin ümmetinin miracı olarak tayin eylediğini buyurdu.” diyor, Süleyman Çelebi böyle anlatıyor.

Biz Peygamber Efendimiz’in büyüklüğüyle, şerefiyle iftihar ederiz. Ona ümmet olmaktan şeref duyuyoruz. Bu şerefi hiçbir şeyle almak mümkün değil. Eski peygamberler Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’in ümmeti olmaya can atıyorlardı. Eski insanlar; “ah n’olaydı onun zamanında yaşasaydım da ona ümmet olsaydım, onun tebliği esnasında ona yardım edebilseyim.” diye ümmeti olmaya herkesin can attığı bir peygambere elhamdulillah, eş-şükrü lillah. Allahu Teâlâ hazretleri bizi ümmet eylemiş.

Çok güzel! Mademki Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri böyle mirac gibi büyük bir nimete mazhar olmuştur, mademki bizim namazımız da böyle bir miractır. Allah bizim bu miracımızın da kadrini kıymetini bilmeyi bize ihsân eylesin.

Geçen gün bir başka şehirde konuşuyoruz, [arkadaş]; Avrupalı kardeşlerimiz müslüman oluyor, namaz zor geliyor” diyor. “Ondan sonra biraz müslüman oluyorlar, biraz şey yapıyorlar, günde beş vakit her zaman namaz kılmayı yapamıyorlar.” diyor.

Eh namaz bir angarya gibi düşünülürse, angarya gibi olursa yapılmaz. Her gün her gün aynı angarya olmaz. Namazın güzelliğini sezip sevebilmek lazım. Namazın güzelliğini sezip sevebilmek lazım ki o iş yürüsün.

Allahu Teâlâ hazretleri o lezzeti, o güzelliği, o şahâne ibadetin inceliklerini anlamayı, sezmeyi, yaşamayı öyle ibadet etmeyi bizlere nasip eylesin.

Beş vakit namaz bu mirac gecesinde Rabbimiz tarafından bize ikram olunmuş, vazife olarak verilmiş. Çok şükür yâ Rabbi! Bize namaz gibi ibadeti nasip eylesin. Sıdk ile beş vakit namazı eda edince 50 vakit sevabı da ihsan ediyor. Elli vakit kılmış gibi Allahu Teâlâ hazretleri o sevabı da cümlemize ihsan eyleyecek.

Rabbimiz Peygamberimiz Efendimiz’e layık, has ümmet olmayı cümlemize nasip eylesin.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’in mübarek hadîs-i şerîflerinden mirac ile ilgili bir iki hadis-i şerifi teberrüken okuyuveriyim.

Mirac hakkında bir hadîs-i şerîfinde buyuruyor ki;

رَأَيْتُ لَيْلَةَ أُسْرِيَ بِي قُصُورًا مُسْتَوِيَةً عَلَى الْجَنَّةِ. قُلْتُ: يَا جِبْرِيلُ، لِـمَنْ هٰذَا؟ فَقَالَ: لِلْكَاظِمِينَ الْغَيْظَ وَالْعَافِينَ عَنِ النَّاسِ. وَاللهُ يُحِبُّ الْـمُحْسِنِينَ

Raeytü leylete üsriye bî kusûran müsteviyeten ale’l-cenneti kultu yâ cibrîlü li-men hâzâ? Fe-kâle li’l-kâzimîne’l-ğayze ve’l-âfîne ani’n-nâsi vallâhu yuhibbü’l-muhsinîne.

Peygamber Efendimiz bu bir hadîs-i şerîfi Hz. Abdullah b. Abbas radıyallahu anhümâ’dan rivayet edilmiş. Türkçe olarak ifadesi şu;

“Beni Rabbim geceleyin isrâ mucizesiyle şerefyâb edip de miraca celb ettiği zaman cennette bir seviyede yapılmış muhteşem köşkler gördüm.”

Peygamber Efendimiz cenneti gezdi, gördü, gökleri gördü. Vakit de [uzadı,] zaten bildiğiniz şeylerle [vakti] doldurmayayım diye uzun anlatmıyorum. Orada, cennetin üzerinde çok güzel köşkleri gördü. Müsteviyeten ale’l-cenneti. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz cennetin üzerinde bir seviyede muhteşem köşkler gördü. “Gördüm” diye kendisi söylüyor.

Yanında Cebrail aleyhisselam var, mihmândar; Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'e “şurası şöyledir, burası böyledir” diye bildiriyor. Peygamber Efendimiz;

Kultü yâ cibrilü li-men hâzâ? “Kimin için bunlar, bu köşkler kimin, sahibleri kim bunların?” diye sormuş, [Cebrail aleyhisselam] buyurmuş ki; Li’l-kazimîne’l-ğayze. “Gayzını yutanlar için.” Ve’l-âfîne ani’n-nâsi. “İnsanları affedip bağışlayanlar içindir.” Vallâhu yuhibbü’l-muhsinîne. “Allah iyilik yapan kulları sever.”

Muhterem kardeşlerim!

Cennete iyi huyla gireceğiz, huylarımızın güzel olması lazım.

İyi huy nedir?

Bu iyi huyu öğrenmeden, iyi huyu kendimize hal edinmeden bu iş olmayacak. Peygamber Efendimiz Ebû Hüreyre radıyallahu anh’a söylüyor ki iyi huy;

تصل من قطعك

Tasilü men kata’ake. “Seninle alakayı koparana sen münasebetlerini devam ettirirsin, ahbaplığını kesmezsin, sürdürürsün.”

وتعطي من حرمك

Ve tu’tî men harameke. “Senden esirgeyen, vermeyene sen bahşedersin, ihsan edersin, verirsin.”

 وتعفو عمن ظلمك

Ve ta’fû ammen zalemeke. “Sana zulmeden, haksızlık eden, seni ezalandırana sen affedici olursun, bağışlarsın.” buyuruyor.

Muhterem kardeşlerim!

Güzel huy denilen şey karşılıksız olan bir şey. Yani o bana bir hediye vermiş, ben de ona bir hediye veriyorum. O bana bir iyilik yapmış ben de ona iyilik yapıyorum. O beni seviyor ben de onu seviyorum. Bunlar karşılıklı. Güzel huy denilen şey karşılıksız olan bir şey. Karşılıksız yapabiliyorsa insan hakiki güzel huylu işte o zaman olacağız ve bizim bu dertlerimiz[in birçoğunun sebebi güzel huylu olamayışımızdadır.] Bizim biribirimizin dertlerimizi bitmesi mümkün değil. Derviş olsak da bitmesi mümkün değil.

İnsanların içinde bu nefis bulunduğu müddetçe, insanların damarlarında dolaşan kan gibi şeytan dolaştığı müddetçe, bu huylar düzelmediği müddetçe, huylarımızı İslâm huyları, İslâm ahlâkı etmediğimiz zaman bu tehlike her zaman, her yerde var. Aynı ailenin içinde bile olur. Karı ile koca arasında bile olur. İki kardeş arasında bile olur. Camide de olur; imamla müezzin arasında da olur. Müftüyle imamlar arasında da olur. Herkesin arasında olur.

Huyumuzun güzel olması lazım. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri buyurdular ki; “Ben güzel ahlâkı tamamlamak için peygamber gönderildim.” Dinimizin hedefi güzel huylu olmaktır.

Ele geleni yersin,

Dile geleni dersin.

Böyle dervişlik mi olur?

Sen derviş olamazsın.

Yine Yunus Emre’nin sözü. Ele gelen yenmeyecek dile gelen söylenmeyecek. Tutacak insan kendisini, sabredecek, boynu bükük olacak, gülüp geçecek, kötülüğe iyilikle muamele edebilecek. O zaman [insan güzel huylu olur.]

Bak Peygamber Efendimiz cennetteki o güzel köşklerin sahibini sorduğu zaman Cebrail aleyhisselam cevabı nasıl vermiş?

Li’l-kâzimîne’l-ğayz. “İçinde gayzı, kızgınlığı kabarmış, yüzü kıpkırmızı olmuş çok kızgın. Tamam, eyvah, kinleri, kızgınlığı taştı ama onu yutuveriyor, yutuyor, kendisine hâkim oluyor, dizginleyiveriyor.

Hz. Ömer radıyallahu anh’a birisi gelmiş; “Hiç de bize adaletle muamele etmiyorsun!” dememiş mi! Hz. Ömer’e! Sübhanalah! Yani bu insanların da diline gem vurulmuyor. Hz. Ömer’e deme bari.

Hz. Ömer radıyallahu anh dünyada adaletiyle tanınmış, namı geçmiş bir kimse. “Hiç de bize adaletli hükmetmiyorsun!” demiş.

Hz. Ömer şöyle yerden bir doğrulmuş, dövecek yani. Pestilini çıkartır ya. Ondan sonra İbn Abbas radıyallahu anhümâ varmış yanında demiş ki;

“Yâ emire’l-mü’minîn! Kur’ân-ı Kerîm’de Allahu Teâlâ hazretleri ‘cahillerden yüz çevir’ buyuruyor, bu da cahildir.” demiş. “Bu da cahildir” demiş. Öyle deyince Hz. Ömer, koca babayiğit, üç beş tane insan zaptedemez, güçlü kuvetli, oturmuş; susmuş, oturmuş. Yani kinini, kızgınlığını tutuvermek, kendine hakim olmak: Kâzimîne’l-ğayz. Bu misal böyle hatırıma geldi.

Ve’l-âfîne ani’n-nâsi. “İnsanların da kabahatlerini, kusurlarını affeden, affetmek.” Şimdi ortada bir kabahat olacak ki, hakîkaten yapılmış bir kabahat olacak ki affetmek olsun ve onun sevabı olsun.

“Efendim o bana şöyle etmişti, böyle yapmıştı.”

Ya hiç lüzumu yok! Tamam, öyle de yapmıştır, daha fazla da yapmıştır.

Yaptığı halde affedebiliyor musun?

İş bu!

Yani tamam o yaptı hatta senin bilmediğin daha başka şeyleri de yaptı ama yaptığı halde affedebiliyor musun?

İşte o zaman bak cennetin o yukarısındaki sıralanmış o güzel köşklere Allahu Teâlâ hazretleri o kimseleri sokacak.

Vallâhu yuhibbü’l-muhsinîn. “Allah iyilik yapan kulları sever.”

İşte biz bu iyilik yapıcılık halini elde edeceğiz. Elde edebilirsek, huyumuzu güzelleştirebilirsek, kötülüğe iyilikle muamele edebilirsek, ahlakımızı güzelleştirebilirsek çelik gibi iradeli olabilirsek, Eyyûb aleyhisselam gibi sabırlı olabilirsek, İbrahim aleyhisselam gibi gözü yaşlı olabilirsek o zaman güzel huylara sahip olduğumuz zaman cennetini, cemâlini hak edeceğiz. Bu güzel huyları elde etmek için çalışalım. Bu güzel huyları elde etmek için çalışalım!

Muhterem kardeşlerim!

Bir aya yakın, 25 gün önce Regaib kandili oldu. Üç aylar girdi Regaib gecesi oldu, ilk Cuma gecesi oldu dedik. O zamandan başladı. Peygamber Efendimiz Receb ayında çok oruç tutardı. Receb ayında, Şaban ayında çok oruç tutardı. Bu Receb ayında çok oruç tutardı. Oruç insanın ahlakını güzelleştirmek için en güzel vasıtalardan biridir. Oruç tutuyorsun ama bizim milletimiz orucu sadece yemek yememek diye sanıyor. Böyle değil! Peygamber Efendimiz böyle tarif etmemiş ama öyle sanıyorlar.

Peygamber Efendimiz diyor ki; “Gıybet orucu bozar.” E herkes gıybet ediyor, oruçları gidiyor. Dedikodu orucu bozar.

Peygamber Efendimiz; “Gözler zina eder.” diyor. E zina edince oruç kalmaz ki! “Eller zina eder” diyor. Zina edince oruç kalmaz. Yani oruç tutmak demek, güzel huylu olmaya diş sıkıp sabretmek demek. Harama bakmayacaksın, kötü söz söylemeyeceksin. Kimseyle kavga etmeyeceksin, sövüşmeyeceksin, dövüşmeyeceksin, oruç öyle olacak. Efendimiz böyle oruç tuta tuta demek ki anlıyoruz ki öyle güzel Regaib gecesinin gelişinden, Recebin 27’sinde, daha bir aya varmamışken, mirâc-ı güzîn nasip olmuş. Allahu Teâlâ hazretleri huzûr-u izzetine habîb-i edîbini lütfen ve keremen kabul eylemiş.

Biz de böyle oruç tutarak, kendimize hâkim olacağız, bu güzel huyu, bu güzel ahlâkı elde edeceğiz. Ondan sonra o lütuflara nâil olacağız.

Peygamber Efendimiz; “Haklı olduğu halde münakaşayı terk edene cennetin avlusunda bir köşkü garanti ederim.” buyuruyor. Haklı iken, haklı tamam, bu taraf doğru, o yanlış. “Haklı olduğu halde münakaşayı terk edene cennetin avlusunda bir köşkü nasibederim.”

Bütün bunların hepsi neden?

Güzel huy dediğimiz şey ne işe yarar? Yani tamam hocam, güzel huylu oldum. Güzel huyun faidesi ne?

Güzel huy güzel geçim sağlar. Müslümanlar biribiriyle geçimli olur, iyi kardeş olurlar. Esas olan kardeşlik. Esas olan müslümanın müslümanı sevmesi, kardeş olması, yek vücud olması. İşte onu sağlıyor bu güzel huy. Güzel huy olmayınca ahbablık olmuyor. Peygamber Efendimiz buyuruyor ki;

“İman etmedikçe cennete giremezsiniz.” Tamam, çok hadisler var, çok deliller var. Biliyoruz ki; imansız cennete girmeyecek; isterse omzu kalabalık olsun, isterse rütbesi yüksek olsun, isterse herhangi bir hazinenin sahibi olsun, bir devletin reisi olsun, bir ordunun komutanı olsun, değişmez. Cennete imanlı girecek. Tamam.

İkincisi, hadîs-i şerîfin devamında buyuruyor ki; “Birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız.” Haydi buyurun gelin de ağlayalım şimdi!

Biz hepimiz kendimizi mü’min saymıyor muyuz?

Hepimiz “elhamdülillah Müslümanım” diyoruz, “mü’minim” diyoruz ama gel bakalım Resûlullah’ın terazisinde bir dirhem çekecek miyiz?

Bak Peygamber Efendimiz ne buyuruyor;

“İnanmadıkça cennete girmezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de inanmış olmazsınız.” Bu hadîs-i şerîf de sıhhatli hadîs-i şerîf. Böyle buyuruyor...

Öyle anlaşılıyor ki, benim bu hadislerden çıkarttığıma göre o halde bizim ilk yapacağımız iş, sevmeyi öğrenmek. Bir mektebi olsa da gitsek şunun alfabesinden başlasak, ilkokulunu, ortaokulunu, lisesini, üniversitesini bitirsek de şu sevmek denilen şeyi öğrensek. Sevmeyi bilmiyoruz. Biribirimizi sevmeyi öğrenememişiz. Ahbaplığı devam ettirmeyi, candan kardeşliği, biribirimiz için fedakârlık yapmayı bilmiyoruz. Eskiler biliyordu, eskiler biribirleri için canlarını verirlerdi. Böyle bu hususta çok fıkralar, hikâyeler, ibretli şeyler vardır.

Eskiler eskide kalmış, biz şimdi biribirimizi o muhabbetle sevemezsek hakîki iman etmiş olmayacağız. Hocamız burada bizden önce, Allah razı olsun, biz de böyle diz çöktük dinledik hep anlatır dururdu; bu sevgi, bu muhabbet olmadıktan sonra bir netice yok.

Biz şimdi düşüneceğiz, taşınacağız, biribirimize karşı hislerimizi nasıl düzeltebiliriz, biribirimizle nasıl hakîki dost ve ahbab olabiliriz, birbirimizi hakikâten nasıl sevebiliriz, onun çaresine bakacağız.

Onun çarelerinden bir tanesi Peygamber Efendimiz buyuruyor ki; “Size yaptığınız zaman aranızda muhabbetin oluşacağı bir şeyi tavsiye edeyim mi?”

“Buyur yâ Resûlallah” diyorlar.

“Selamı aranızda yayın.” diyor.

“Selamı aranızda yayın” Arapça ifadesi şöyle;

 أَفْشُوا السَّلاَمَ بَيْنَكُمْ

Efşü’s-selâme beyneküm. “Selamı aranızda ifşâ edin.” Yani “selam verin” demiyor da “selamı aranızda ifşâ edin” diyor. “İfşâ” sözünde bir sır var.

Niye selam verin dememiş de “selamı ifşâ edin” demiş?

Selam insanın karşısındakine esenlik, rahatlık, güzellik, hoşluk temenni etmesi demek. Ama bu dille söylendiği zaman olmuyor. Sen ona hakikaten esenlik diliyorsan, o hâlinden de belli olacak. Ona esenlik dilediğin hâlinden belli olacak. Birçok insan yüzüne karşı gülüyor [arkasından alay ediyor.]

Bir ülkedeyiz, ben telefonda duyuyorum, mesela birisi ötekisine telefon açmış; “Allah'a ısmarladık. Kusura bakmayın, Allah’a ısmarladık, gidiyorum.” diyor, öbür taraftan başkası öteki odadan alay ediyor. Yani karşı tarafın odasından birisi “kah kah” gülüyor, bu tarafla alay ediyor. Ama telefonda o karşı tarafın duyduğunu bilmiyor tabii. O alay ediyor, telefonda da bir sürü tatlı söz söylüyor. Kıymeti yok, başına çalınsın! Tatlı sözler başına çalınsın! Çünkü aslında alay ediyor. Buna derler münafıklık. Buna mü’minlik demezler, buna münafıklık derler! Seviyorsan erkekçe seviyorum de sevmiyorsan da yiğitçe “seni sevemedim kardeşim.” de bitsin. Yüzüne gülüp arkasında kuyusunu kazmak, “eyvallah” deyip ayağının altına eğilip selam veriyor gibi karpuz kabuğu yerleştirmek, “Allah ömürler versin.” deyip arkasında ölümünü temenni etmek filan bunlar münafıklık işi...

Biribirimize samimi, candan dost olacağız. Biribirimize hislerimizle, davranışlarımızla, hareketlerimizle esenlik dileyeceğiz. Selamın ifşâsını ben öyle anlıyorum. Yani selam temenni ettiğin senin üzerinde zâhir olacak. Selam verdiğin kimsenin iyiliğini istediğin gözünden belli olacak, elinden belli olacak, hareketinden belli olacak, davranışından belli olacak.

Camide namaza duruyor adam; böyle kısıyor omuzlarını, dirseğini öbür tarafa dayıyor. E daha muhabbeti olmamış, ufak tefek şeylerden kızıyor. Olmaz! Hakikaten sevecek, “Gel kardeşim, sen benim yerime dur, ben geride durayım, sen halıda dur ben taşta durayım, sen sevab kazan ben kenarda şey yapayım” diyebilecek hâle geleceğiz. Tercih hâline gelebileceğiz.

İmam Gazzâlî kardeşliğin üç merhalesi var diyor; “En aşağı derecesi kardeşliğin, Müslüman kardeşliğinin; kardeşinin yemesi, ihtiyacı ve hayati ihtiyaçlarını gidermektir.”

Bu neye benzer?

Evinde beslediğin hizmetçiye, kâhyaya bilmem akrabaya şuna buna yemek çıkartman, yatacak yer göstermene benzer. “Arkadaşlığın en aşağı mertebesi, arkadaşının ihtiyaçlarını böylece görmektir.” diyor. Orta derecesi, vasatî yani eh şöyle böyle orta derecesi, “neyin varsa bölüşmendir.” diyor. “Al kardeşim yarısı senin yarısı benim.” Elman var ortasından yarısı sana yarısı bana. Buna da “orta derece” diyor. Yüksek derecesinde; “al kardeşim elmayı sen ye ben yine yerim sen şey yapma.” filan deyip hepsini ona vermek, çoğunu ona vermek kendisine tercih etmek.

Eski zamanda bir grup [halinde] dervişleri yakalamışlar, “Siz hırsızsınız galiba veyahut bozuk akideli insanlarsınız galiba, sizi zındıklar sizi, vurun boynunu!” filan demişler. Bunların hepsini cellata teslim etmişler. Gençlerden bir tanesi cellatın önüne koşuyor;

“Önce beni kes!”

“Dur be adam çekil kenara!”

Ötekisini kesmek için şey yapıyor genç delikanlı yine geliyor;

“Önce beni kes!”

 “Ya git kenera!” Tekrar geliyor, [cellat];

“Niye bu kadar ısrar ediyorsun? Diye soruyor. Niye önceden?

“Ben” diyor, “kesilirken sen benimle üç beş dakika meşgul olacaksın ya, kardeşlerim üç dakika daha fazla yaşamış olurlar.” diyor. Ölürken bile kardeşlerim üç dakika daha yaşasınlar diye kendisinin kesimiyle meşgul olurken ötekiler üç dakika daha çok yaşasın diye öne gidiyor. Cellatın elinden balta düşüyor. Gidiyor padişaha diyor ki;

“Efendim bunlar, bunlar yanlış anlaşılmış, bunlar kötü insanlar değil. Böyle böyle yaptılar” diyor. Hakikaten tahkik ediliyor, anlaşılıyor ki hepsi hakikaten derviş insanlar ama o devirde tabii derviş dediğin insan, üstü başı eski püskü, yoldan gelmiş belki tozlu topraklı dilenci mi haydut mu şey mi anlayamamışlar; basiretleri kapanmış, kötü insan sanmışlar. Yani kardeşleri biraz daha yaşasın diye kendisinin boynunu öne koyuyor. O kadar böyle şey yapmışlar. Buna da îsâr derler, tercih derler.

Muhterem kardeşlerim!

Eğer biz bu muhabbetle birbirimizi sevsek bize Dünya hepsi bir araya gelse zarar veremez. Bizim çektiğimiz, kendimizin biribirimizden. Bizim Müslümanların çektiği biribirindendir.

Bak Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz mirac münasebetiyle bize yapılan kusurları affetmeyi emretti. İnşaallah bu akşam dargın olduğumuz kardeşlerimizle barışalım. Barışık olduğumuz kardeşlerimizle bilişelim. Bilişik olduğumuz kardeşlerimizle de sarmaş dolaş, samimi hakiki dostluğu öğrenelim de Allahu Teâlâ hazretleri biribirini Allah için seven kulları arşının gölgesine gölgelendirecek.

Allahu Teâla hazretleri Kuran-ı Kerimleri tekrar tekrar hatmetmeyi nasip eylesin. Ama içindeki manaları anlamayı nasip eylesin. Ve o ahkâmı hayatımızda yaşamayı nasip eylesin. Böylece Kuran-ı Kerim’i hayatımıza rehber eylesin, Kuran-ı Kerim’in şefaatine ermeyi cümlemizi nasip eylesin. Sâir ibadet ve taatlerimizi Rabbimiz kabul eylesin. Dünyanın ve ahiretin bildiğimiz bilmediğimiz bütün hayırlarına nail eylesin. Şöyle mübarek gecelere sıhhat ve afiyetle vâsıl olup bu gecelerin hayrından, feyzinden, bereketinden tam manasıyla en yüksek derecede istifade etmeyi nasip eylesin. Rızasına uygun şekilde yaşayıp ahirette de cennetine cemaline nail olmayı cümlemize nasip eylesin. Allahu Teâla hazretleri cümlemizden razı olsun

Bi hürmeti esmâike'l hüsnâ ve habibikel mücteba Muhammedini'l Mustafa ve bi hürmeti esrâri sûreti'l fatiha.

 

 

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
16.04.1997 - Arafat Duası
26.05.202626 dk 16 sn
13.11 1995 - Mehmed Zahid Kotku Kabri Başında Dua
26.07.202512 dk 48 sn
28.05.1999 - Fatih Sultan Mehmed'in Kişiliği, Fetih Ruhu
28.11.202350 dk 52 sn
02.11.2000 - Ramazanın İlk Gecesinin Fazileti, Kadir Gecesi, İftar Ettirmek
28.11.202342 dk 46 sn
00.12.2000 - Orucun Önemi, Orucu Zedeleyen Şeyler, Oruçlunun Mükafatı
28.11.202322 dk 7 sn
29.12.1999 - Kul Hakkı, Deccal, Veda Haccı
28.11.202316 dk 24 sn
29.06.1985 - Bayram Kutlamaları, Ramazan Sonrası, Şevval Orucu
28.11.202332 dk 17 sn
29.05.1987 - Ramazandan Sonraki Halimiz
28.11.202358 dk 16 sn
28.12.1999 - İtikaf
28.11.202344 dk 11 sn
27.11.2000 - Ramazan Ayının Başı, Sahur Vakti, İbadet
28.11.202318 dk 20 sn
26.05.1995 - Aşure Günü, Nafile Oruçlar
05.07.202518 dk 7 sn
26.04.1990 - Ramazandan Sonra İbadetlere Dikkat, Mümin Kardeşine Memnun Etmek, Bayram, Ariflerin Özellikleri
20.03.202629 dk 12 sn
24.03.1993 - Ramazanda Kazanılan Mükafatlar, Aileye Verilen Önem, Ramazan Sonrası İbadetler
28.11.202331 dk 39 sn
22.11.1999 - Berat Kandili
02.02.202640 dk 4 sn
21.12.2000 - İtikaf, Çocuk Yetiştirme
28.11.202315 dk 25 sn
21.01.1990 - Peygamber Efendimizin Yemin Etmesi, Bayram Namazına Gitmesi, Hutbesi, Zemzemin Faziletleri, Ailenin Önemi
28.11.202323 dk 21 sn
20.06.1985 - Bayram Namazı Öncesi, Ramazandan Sonra, Şevval Orucu, İmanın Tadı, Ramazan Bayramı
28.11.202334 dk 4 sn
19.11.1989 - Mescidden Kalkarken Okunacak Dua, Peygamber Efendimizin Bayram Namazına Ailesini Getirmesi
28.11.202326 dk 55 sn
19.06.2000 - Kuran Kıraati
28.11.202316 dk 5 sn
18.04.1997 - Kurban Bayramı, Yardımlaşma, Hac Manzaraları
26.05.202630 dk 23 sn
17.12.2000 - Gece Namazı, Ramazandan Sonra Alışkanlıkların Devam Etmesi
28.11.202337 dk 27 sn
16.05.1997 - Muharrem, Aşure Gününün Önemi, Orucun Fazileti, Muharremde Neler Yapılmalı
28.11.202323 dk 24 sn
16.05.1997 - Aşure Günü
28.11.202328 dk 32 sn
16.01.1999 - Sabah Ve İkindi Namazlarının Önemi
28.11.202322 dk 14 sn
15.12.2000 - İtikaf Fazileti
28.11.202323 dk 7 sn
15.12.1999 - Müminin Güzelliği, Hikmet, Kardeşin İhtiyacını Görmek
28.11.202339 dk
15.07.1990 - Tevhid, Namaz, Zekat
28.11.202323 dk 11 sn
14.01.1999 - Kadir Gecesi
28.11.202339 dk 46 sn
13.12.2000 - Cennet Ve Oruç
28.11.202333 dk 34 sn
13.01.1999 - İslamda Kardeşlik
28.11.202335 dk 30 sn
11.01.1998 - Ramazandan Sonra Hali Muhafaza Etmek
28.11.202332 dk 53 sn
10.01.2001 - Güzel Ahlak Sahibi Olmak, Zikir
28.11.202323 dk 19 sn
07.12.2000 - Oruç Tutmak, İftar Ettirmek
28.11.202326 dk 29 sn
07.01.2000 - Ramazanın Son Günü
28.11.202331 dk 49 sn
06.05.1990 - Bayram Eğlenceleri, Cumanın Önemi, Peygamber Efendimiz
28.05.202627 dk 34 sn
05.07.1990 - Hac, Mazlumun Günahını Almak, Dürüst Olmak, Güvenilir Olmak, Sözünde Durmak
28.11.202316 dk 16 sn
05.04.1992 - Ramazandan Sonra, Ramazanın Mükafatı, Sünneti Seniyye
28.11.202340 dk 41 sn
05.04.1992 - Ramazandan Sonra, Ramazanın Mükafatı, Sünneti Seniyye, Ahmet Ziyaüddin Gümüşhanevi
28.11.202356 dk 20 sn
05.02.1992 - Güzel Ahlakın Önemi
28.11.202315 dk 26 sn
05.01.1998 - Ramazanda Takva Sahibi Olmak
28.11.202321 dk 56 sn
04.00.0000 - Allahın Seveceği Kullar
28.11.202343 dk 30 sn
03.12.2000 - Orucun Mükafatı, Oruç Adabı
28.11.202324 dk 7 sn
00.12.2000 - İftarı Suyla Açmak, Sahura Kalmak, Yalan Yere Yemin, Gıybet
28.11.202322 dk 34 sn
00.12.2000 - Cennetin Ramazan Ayında Süslenmesi
28.11.202335 dk 4 sn
00.00.2000 - Ramazanda Sahura Kalkmak, Hilalin Görünmesi
28.11.202314 dk 3 sn
00.00.2000 - Ramazan, İftar Ettirmek
28.11.202342 dk 4 sn
00.00.2000 - İftar Ettirmek, Oruçlunun Yanında Yemek
28.11.202316 dk 5 sn
00.00.1999 - Ramazan, Orucun Faydaları
28.11.202322 dk 2 sn
00.00.1999 - Güzel Ahlak, Münafığın Alametleri
28.11.202322 dk 13 sn
00.00.0000 - İyi Ve Kötü Huy, Toplum Ahlakı, Kullara İyilik, Kullara Kötülük
28.11.202328 dk 16 sn
26.12.2000 Ramazandan Sonrası, Allahın Adını Anarak Birşey İstemek, Münafığa Efendi Demek, İyilik
20.04.202324 dk 8 sn
27.07.1996 Peygamber Efendimizin Soyu, Peygamber Özellikleri
03.09.202547 dk 7 sn
Mahmud Esad Coşan Hocaefendinin Çeşitli Sohbetlerinden Mehmed Zahid Kotku
18.09.202029 dk 19 sn
25.10.1995 - M. Zahid Kotku Hocaefendinin Hayatı
04.06.202057 dk 9 sn
13.11.2000 - M. Zahid Kotku Hocaefendinin Özellikleri, Şemaili, Kerametleri
18.09.202028 dk 58 sn
13.11.1999 - Hak Din İslam, Sünnete Uygun Müslümanlık, Tasavvuf
04.06.202044 dk 25 sn
13.11.1994 - Alimlerin Önemi
15.07.202642 dk 34 sn
13.11.1993 - M.Zahid Kotku Hocaefendi Anma Programı
04.06.202031 dk 25 sn
13.11.1992 - M.Zahid Kotku Hocaefendi ve Teslimiyet
26.07.202539 dk 41 sn
06.11.1997 - Recebin Önemi, Tevbe Etmek, Regaip Kandili
25.12.202548 dk 16 sn
06.00.0000 - Receb, Şaban, Ramazan, Regaip Kandili, Recebin İlk Günü ve Cuma Gecesi
18.02.202143 dk 2 sn
28.09.2000 - Regaip Kandili, Receb Ayının Faziletleri
18.02.202129 dk 38 sn
14.09.1999 - Recebin İlk Cuma Gecesi
18.02.202147 dk 46 sn
13.03.1986 - Recep Ayı
25.12.202533 dk 57 sn
09.01.1992 - Recep Ayının Faziletleri, Üç aylar
18.02.202134 dk 13 sn
08.12.1994 - Regaib Kandili, Recebin Önemi, İlk Cuması
18.02.202138 dk 5 sn
25.12.1996 - Berat Kandilinin Önemi, Affedilemeyenler
25.03.202131 dk 47 sn
22.11.1999 - Berat Kandili, Duhan Suresi
06.03.202340 dk 4 sn
20.11.1988 - Berat Kandili, Sevap Kazanmak
25.03.202124 dk 33 sn
14.12.1997 - Berat Kandili, Affedilecek ve Edilmeyecek Olanlar
17.03.202238 dk 9 sn
11.03.1990 - Berat Kandilinin Önemi, İhyası ve Ramazana Hazırlık
25.03.202151 dk 41 sn
10.11.2000 - Berat Kandili
25.03.202160 dk 30 sn
10.11.2000 - Berat Kandili, Allahı Zikretmek, Tevbe Etmek
25.03.202128 dk 23 sn
04.05.1985 - Berat Kandilinin Faziletleri
25.03.202138 dk 45 sn
03.12.1998 - Berat Kandilinde Duaların Kabul Oluşu
25.03.202136 dk 53 sn
00.00.1987 - Berat Kandili, Berat Kandilini İdrak Etmek
17.03.202227 dk 37 sn
31.01.1992 - Mirac Kandilinde Oruç Tutmanın Sevabı
08.03.202118 dk 50 sn
28.04.1984 - Miraçta Peygamberimizin Yaşadıkları
08.03.202152 dk 33 sn
27.05.2000 - Mirac Gecesinde Görülenler, Faiz, Namaz
08.03.202119 dk 7 sn
26.11.1997 - Mirac Hadisesi
17.02.202337 dk 53 sn
24.10.2000 - Mirac, İsra Hadisesi, Kandili İdrak Etmek
08.03.202148 dk 26 sn
19.12.1995 - Mirac Hediyeleri
15.01.202652 dk 52 sn
19.01.1993 - Mirac Kandili
08.03.202151 dk 41 sn
15.02.1981 - Peygamberimizin İsra ve Mirac, Miraçta Gördükleri
08.03.202122 dk 2 sn
30.09.1990 - Peygamber Efendimizin Son Peygamber Oluşu, Peygamber Sevgisi
26.09.202339 dk 52 sn
29.08.1993 - Peygamber Efendimiz, Mevlid Kandili
04.06.202035 dk 13 sn
19.09.1991 - Mevlid Kandili, Peygamberimizin Dünyaya Teşrifi
24.08.202637 dk 43 sn
15.07.1997 - Mevlid Kandili, Mekke
04.06.202058 dk 16 sn
14.11.1986 - Mevlid Kandili, Peygamberimizin Hadis Yolu Oluşu
04.06.202043 dk 32 sn
14.06.2000 - Mevlid Kandili
04.06.202018 dk 16 sn
10.10.1989 - Peygamber Sevgisi, Sünnete Uymak
04.06.202063 dk 22 sn
08.08.1995 - Mevlid Kandili
24.08.202642 dk 22 sn
25.01.1998 - Kadir Gecesi
04.06.202030 dk 36 sn
23.12.2000 - Kadir Gecesinin Önemi, Kuran-ı Kerim
04.06.202034 dk 23 sn
20.03.1993 - Kadir Gecesinin ve Ramazanın Önemi, Rahmetten Ümit Kesmemek
04.06.202041 dk 26 sn
15.06.1985 - Kadir Gecesi, Halis Niyet
04.06.202038 dk 20 sn
15.02.1996 - Kadir Gecesinin Ramazanın 27.Günü Olması
04.06.202028 dk 10 sn
14.01.1999 - Kadir Gecesinin İhyası
04.06.202040 dk 20 sn
07.07.1983 - Dua
04.06.202032 dk 20 sn
03.01.2000 - Kadir Gecesi
04.06.202050 dk 56 sn
29.05.1998 - Fetih
04.06.202050 dk 51 sn
29.05.1995 - Fatih ve Fetih Ruhu
04.06.202037 dk 2 sn
29.05.1990 - Vatan, Fatih ve Fetih
04.06.202045 dk 19 sn
28.05.1999 - Fatih Sultan Mehmet'in Çevresi,Fetih Ruhu
04.06.202047 dk 17 sn
29.05.1987 - Ramazan Bayramı, Takva, İman, Ramazandan Sonraki Halimiz
04.06.202033 dk 52 sn
21.01.1990 - Zemzemin Taşınması, Peygamber Efendimizin Özellikleri
04.06.202023 dk 21 sn
20.06.1985 - Bayram Kutlamaları, Ramazandaki Sevaplar, Ramazan Sonrası, Şevval Orucu
10.04.202431 dk 38 sn
09.02.1997 - Bayram Tebriği, Sadaka Vermek, Şevval Oruçları, Bayram Sonrası
31.03.202528 dk 16 sn
08.01.2000 - Bayram Tebriği, Bayramdan Sonra Oruç Tutmak
21.03.202621 dk 7 sn
06.05.1990 - Bayramda Def Çalınması, Cumaya Temiz Gitmek, Peygamber Sevgisi
04.06.202028 dk 26 sn
28.04.1996 - Kurban Bayramı, Kurban Kesmenin Fazileti
27.05.202626 dk 11 sn
18.04.1997 - Kurban Bayramı, Salatu Selam, Ziyaret Etmek, Sadaka Vermek
04.06.202027 dk 57 sn
17.04.1998 - Hac Sonrası, Büyük Mescitlerde İbadet, Avrupa Ülkeleri
02.08.202036 dk 52 sn
17.03.2000 - Kurban Bayramı, Kurban Kesmenin Fazileti
07.06.202525 dk 32 sn
05.04.1998 - Kurban Bayramı, Ziyaretleşme, Hediyeleşme
28.05.202623 dk 45 sn
01.07.1990 - Arefe Günü, Arafatta Dua, Hac, Kalb Temizliği
15.06.202430 dk 29 sn
AKRA