İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0507:3808:2312:5315:3817:5719:25
Kabe

24.10.2000 - Mirac, İsra Hadisesi, Kandili İdrak Etmek

24.10.2000 - Mirac, İsra Hadisesi, Kandili İdrak Etmek
Özel Gün Ve Geceler

24.10.2000 - Mirac, İsra Hadisesi, Kandili İdrak Etmek

08.03.2021
48 dk 26 sn

Es-Selâmu aleyküm ve rahmetullâhi ve berekatüh!

Aziz ve sevgili izleyiciler ve dinleyiciler!

 Değerli kardeşlerim, kıymetli mü'minler!

 Önce hepinizin miraç kandillerini tebrik ediyorum. Miraç Kandili'nin Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in miracının; seneyi devriyesi münasebeti ile islam âlemi sevinçli, kandili kutluyoruz, her yerde toplantılar yapılıyor.

Bu mübarek günlerin Allah tarafından sevgili kullarına verilen feyizlerinden, bereketlerinden, ikramlarından, nimetlerinden Cenabı Hak cümlenizi hissedar eylesin, nasipdar eylesin. Allahü Teala Hazretleri hepinizin gönüllerinizde ki muratları ihsan eylesin, ikram eylesin.

Miraç hadisesi, muhakkak ki her sene kutlandığı için -hocaefendiler de anlattığı için- yabancı olmadığınız bir konu. Yalnız ben bilinenlerin tekrarı ile beraber yeni bazı bilgileri de, bu konuşmamda sunmak istiyorum. Yeni dediğim, benim daha önce konuşmalarım da söylemediğim bazı hususları zikretmek istiyorum.

Kandiliniz mübarek olsun. Allah nice kandillere eritirsin.

Bu miraç kelimesinin( Arapça) izahında başlamak başlayalım

Mi'râc; mif'âl vezninde bir kelime. Arapça'da kelime şekli, kalıbı olarak ism-i âlettir. Mesela, feteha fiilinden miftah dediğimiz zaman fetih işini yapma aleti, "anahtar". Feteha'dan miftah gibi araca fiilinden de; ayn, re, cim fiilinden de urûc mastarı, "yükselmek" mânasına gelen fiilden mi'râc; "yükselmeyi sağlayan araç, âlet" mânasına geliyor, ism-i âlet olmuş oluyor.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz bu mübarek olayda mânevî, nuranî, şahane güzellikteki bir araç ile yedi kat göklere sidretü'l-müntehâya çıktı, ulaştı. Onun için Miraç gecesi deniliyor.

Bunun bir de evveli var: Miraç, Kudüs'te Beytü'l-Makdis'te oldu. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz Mekke'deydi. Olayın Mekke-i Mükerreme'den Kudüs-ü Şerîf'e kadar olan kısmı var. Bu kısma da İsrâ denilir. İsrâ da if'âl babından masdardır. Arapça'da esrâ, yüsrî, isrâen; "geceleyin seyahat etmek, gece seyahati yapmak" mânasına geliyor.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in, bu şerefler bahşeden güzel, mübarek, kutsî hadisesi yatsı namazı ile sabah namazı arasında vukû buldu, geceleyin oldu. Geceleyin Mekke-i Mükerreme'den Kudüs-ü Şerif'e kadar gitti. Kudüs-ü Şerif'ten yedi kat gökleri seyran eyledi. Sidreti'l-müntehâya ve daha ötesine mâverâsına seyahat eyledi. Cennet ve cehennemi Cenâb-ı Mevlâ ona hâl-i hayatında görmeyi nasip ve müyesser eyledi. Gece yolculuğu kısmı da olduğundan İsra ve Miraç hadisesi olarak iki bölümlü zikredilmesi, İsra ve Miraç mucizesi diye söylenmesi lazım.

Kur'ân-ı Kerîm'in 15. cüzünde Sûreti'l-İsrâ, İsrâ sûresi var. Çünkü birinci âyet-i kerîmesi İsra olayından, geceleyin Mekke'den Kudüs'e gitme olayından bahsediyor. Kur'ân-ı Kerîm'in açıkça bahsetmiş olduğu bir olay! Tüm mü'minlerin kesinlikle, ayânen, açıkça, hiç şeksiz şüphesiz inandıkları açık bir olay! Tereddüde mahal olmayacak bir olay! Mübarek metnini okuyalım, mealini açıklamasını sunalım.

Bismillâhirrahmânirrahîm

Subhânellezî esrâ bi-abdihî leylen min el-mescidi'l-harâmi ile'l-mescidi'l-aksallezî bâreknâ havlehû li-nüriyehû min âyâtinâ innehû hüve's-semiu'l-basîr.

Sadakallâhü'l-azîm.

Şimdi kelimelerini açıklayalım:

Subhânellezî esrâ bi-abdihî. "Kulunu geceleyin seyahat ettiren, bir mekândan bir mekâna sevk eyleyen, Cenâb-ı Rabbü'l-İzzet'in, âlemlerin Rabbi'nin şanı ne kadar hayretbahştır, ne kadar hayret edilecek bir şana sahiptir, şanı ne kadar yücedir. Her türlü noksandan ne kadar münezzehtir!" mânasına tesbih ifadesiyle başlıyor. "Ellezi" ile başlayan da Cenâb-ı Hakk'ın sıla cümlesi oluyor: "O zât ki kuluna şunları şunları lütfeyledi, O'nun şanı ne yücedir!" Cümlenin ana yapısı bu!

Subhânellezî; Sübhan kelimesi de mef'ul-ü mutlak olarak üstündür, Sübhâne diye üstün okunuyor. Aslında bir gizli fiil vardır: Usebbihû; "Sübhanallah" demek, mef'ul-u mutlak olarak üstünlüğü, fetha harekesi gelmesi ondandır, diye açıklamalarda izah ediliyor.

Subhanallah dediği zaman "Ben Cenâb-ı Hakk'ın şanını takdis ederim, her türlü noksandan münezzeh olduğunu ifade ederim!" demiş oluyor.

Cenâb-ı Hak, Kur'ân-ı Kerîm'de kendisi vahyederek Sübhanellezi deyince; "Ben azîmüşşânın her türlü noksandan münezzeh olduğumu kullar bilsin diye ifade ediyorum." mânası olmuş oluyor.

Ellezî esrâ bi-abdihî. "O Allah ki, âlemlerin Rabbi ki kulunu gece seyahat ettirdi, sevk etti."

"Gece" sözü leylen'den geliyor. Geceleyin olduğu belli. Yatsı namazı ile sabah namazı arasında diye de demin ifade ettim.

Mine'l-mescidi'l-harâm. "el-Mescidü'l-Harâm'dan..."

Ortasında Kâbe-i Müşerrefe'nin olduğu mübarek mescit, Mescid-i Harâm. Biliyorsunuz aşağı yukarı, eni, boyu, yüksekliği küsuratı ile 12 metreye yakın bir bina.

Kapısı altından, elini kaldırdığı insanın zaman eşiğine ulaşabildiği siyah; koyu renkli, koyu gri, siyaha yakın taştan yapılmış bir bina. Sadece kapısı var. Kâbe-i Müşerrefe veya Beytullah, "Allah'ın mübarek ibadethanesi, evi" mânasına dediğimiz bina. Etrafında buna doğru dönülerek namaz kılınan mescidin adı el-Mescidü'l-Harâm; "saygı ile, ihtiram, hürmet ile içinde ibadet edilecek mescit" demek.

Mine'l-mescidi'l-harâm. "Cenâb-ı Hak Peygamber Efendimiz'i Mekke-i Mükerreme'deki Mescid-i Harâm'dan geceleyin sevk etti."

Esrâ bi-abdihî'de de Efendimiz abdihî diye anlatılıyor.

Peygamber Efendimiz'in en şerefli sıfatlarından birisi de Abdullah olmasıydı. Abdullah'tır, Allah'ın kuludur. Onu kendisi çok kuvvetli bir şekilde vurgulayarak söylemiştir Eski peygamberlerin ümmetlerinden mesela İsa aleyhisselam ümmetinin peygamberlerini iyi anlayamayıp da ona -hâşâ, sümme hâşâ- Allah'ın oğlu demeleri gibi bir yanlışlık olmasın diye Peygamber Efendimiz Abdühü, "Abdullah" sözünü çok iftiharla söylerdi.

Biz şehadet kelimesini söylerken de ne diyoruz?

Eşhedü en lâ ilâhe illallah. "Şahadet ederim ki Allah'tan başka mabut yoktur, ilah yoktur, tapınılacak, kulluk edilecek varlık yoktur, yaratan yoktur, sadece Allah vardır!" Ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve rasûlühû. "Yine şahitlik ederim, beyan ederim, kesinlikle ifade ederim ki Muhammed O'nun kuludur, O'nun gönderdiği mânevî elçisidir!"

Kullarına emirlerini bildirsin diye seçtiği mübarek elçisidir. Ama elçisi olmaktan önce abdühû'yu söylüyoruz ki inanlar herhangi bir şekilde şirke düşmesinler. Hristiyanların düştüğü yanlışlığa düşmesinler, yanılmasınlar diye üstüne vuruluyor.

Sübhânellezî esrâ bi-abdihî. "O mübarek kulunu..."

Abdihî sözü marifedir. Hû zamiri marife oluyor, abdihû olunca marife tamlama oluyor.

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem kulu Muhammed'i, -abdı olan- Muhammed'i…

Böyle bir ifade de Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz için bir şeref payesidir. Hz. Ali Efendimiz'den duyduğum, kitaplarda okuduğum bir söz var, çok çok hoşuma gidiyor:

"Bizim Cenâb-ı Hakk'ın kulu olmamız bize şeref olarak yeter; O'nun, Allah'ın bizim Rabbimiz olması bize izzet ve devlet olarak, mânevî rütbe olarak yeter!" diye çok güzel bir söz.

Kulluğu hepimiz için çok büyük devlet, çok büyük şeref, çok büyük nimet! Peygamber Efendimiz de ümmeti yanlış bir inanca düşmesin diye bunu özellikle vurgulamış. Âyet-i kerîmede de böyle buyuruluyor: Abdühû.

Subhânellezî esrâ bi-abdihî. Esrâ fiili -serâ, yesrî sülâsisi de olur, esrâ, yüsrâ if'al babı da olur- lazım fiildir.

Seyahat etmek mânasına; lazım, intransitif, geçişsiz fiildir. Bî harf-i cer'i ile geçişli hâle getiriliyor. Mesela Arapça'da zehebe, "gitmek" demek; zehebe bihî "götürmek" demek; "onun ile gitti" demek değil, "götürdü" demek.

Bî, geçişsiz bir fiili geçişli yapıyor. intransitif fiili, transitif hâle getiriyor.

Esrâ bi-abdihî. "Kulunu sevk etti, götürdü."

"O Allah ki kulunu bir gecede, İsra ve Mi'raç gecesinde" leylen "bir gecede" mine'l-mescidi'l-harâm "Mekke'de Kâbe'nin çevresindeki Mescid-i Harâm'dan" ile'l-mescidi'l-aksâ "el-Mescidü'l-Aksâ'ya..."

el-Mescidü'l-Aksâ da marife.

O neresi?

Arapça ifadelerde Kudüs veya Beytü'l-Makdis denilen, Batılılar'ın ve bazı eski Arap kaynaklarının da İlya diye kutsal bir yer olduğu için o kelimeyle ifade ettikleri mahal, Kudüs. Biz, şerefli olması dolayısıyla Kudüs-ü Şerif diyoruz. Oradaki el-Mescidü'l-Aksa, o da peygamberler tarafından yapılmış, peygamberlerin içinde bulunduğu bir mübarek mescit. Bu âyet-i kerîme;

"Bir gecede oradan oraya kulunu götüren Allahu Teâlâ hazretleri her türlü noksandan münezzehtir. Ey kullar bunu bilin!" mânasına.

Cenâb-ı Hak, kulunu Mekke-i Mükerreme'den Kudüs-ü Şerîf'e niçin götürdü?

 

Âyet-i kerîmede buyuruluyor ki;

Li-nüriyehû min âyâtinâ. "Bizim âyetlerimizden bir kısmını o kulumuza göstermek için!"

Demek ki Cenâb-ı Hakk'ın varlığını, birliğini, kudretini ve Kur'ân-ı Kerîm'de bahsi geçen birtakım görülmemiş, sadece sözü duyulmuş olan varlıkları Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz ayânen, gözüyle görsün diye oraya götürdüğünü beyan ediyor.

Mescid-i Aksa'nın tavsifi için kelimeler geçiyor:

Mine'l-Mescidi'l-Harâmi ile'l-Mescidi'l-Aksellezî bâreknâ havlehû.

Hemze-i vâsıl olduğu için hemzesi geçiliyor, bağlanıyor. Mine'l-mescidi['l-]aksellezî bârekna havlehû. "O Mescid-i Aksa ki çevresini mübarek kılmış idik!"

Kudüs-ü Şerifin çevresi mübarek kılınmış.

Bu mübareklik neyi ifade eder, bunu Türkçe nasıl anlatabiliriz? Çevresini mübarek kıldığımız Kudüs-ü Şerîf, ne demek?

Bu mübareklik iki şeyi ifade ediyor. Araplar bu kelimeyi kullandıkları zaman iki şey anlarlar:

Bir: Maddî bir bereket. Kudüs-ü Şerifin çevresi yeşilliktir, sulaktır, zeytin ağaçları, çeşitli güzel ağaçlar, turunçgiller… imrenilecek tabiat örtüsü vardır. Meyvesi, sebzesi, yenilecek içilecek, istifade edilip şükredilecek, Cenâb-ı Hakk'a hamd ü senâlar edilecek… Nimetlerinin bol olduğu yer mânasına çeşitli kulların istifade edeceği nimetler olmasından dolayı bu bir maddî berekettir.

Bir de mânevî bereket vardır. O mekânda peygamberler cevelan eylemiş, peygamberler yaşamış. Kur'ân-ı Kerîm'de ismi geçen peygamberlerin çoğunun oralarda hayatı devam etmiş, oralarda hatıraları var, oralarda dolaşmışlar. Peygamberlerin diyarı olması dolayısıyla mânevî bir bereket, nuraniyet, feyiz de olduğu için o da işin mânevî tarafı.

Maddeten ve mânen feyizli, bereketli, bolluk ve nimetli kıldığımız Mescid-i Aksa'ya bir gecede o mübarek kulunu ona âyetlerinden bazılarını göstermek üzere sevk eden, götüren, gece seyahati yaptırtan Cenâb-ı Hakk'ın, Yaradanın şanı ne yücedir. Her türlü noksandan münezzehtir.

İnnehû hüve's-semîu'l-basîr. "O Cenâb-ı Hak her şeyi hakkıyla işiten, hiç eksiksiz, tamamen işiten ve her şeyi tamamen görendir!"

Sübhâne sözü, Arapça'da çok büyük olaylar, seyredildiği, karşılanıldığı zaman çok etkilenilen, önemli olaylar karşısında söylenen bir söz. Hayret ifade eder. Çok mühim bir olay olur, insan hayret ederse veyahut hayranlık ifade eder. Çok güzel bir şeyle karşılaşırsa o zaman söylenilen bir söz. İsra ve Miraç olayında bu iki mâna da var. Hem hayret edilecek, akıllara durgunluk verecek olağanüstülük var hem de hayran olunacak güzellikler var.

Kendiniz âciz nâçiz kullar olarak tahayyül edin: Bir gece rüyanızda Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'i görüverseniz; o sabah ne kadar hoş, ne kadar mutlu, bahtiyar olarak kalkarsınız! "Elhamdülillah Cenâb-ı Hak bana Peygamber Efendimiz'in cemalini görmeyi nasip etti." diye. Ya da Evliyâullahtan birisini görseniz; "O mübarek, aksakallı, filanca zât rüyama geldi!" diye ne kadar sevinirsiniz. Hele bir de rüyada iltifat olsa, mesela rüyanızda o büyük zât size; "Aferin sen gece namazına kalktın diye ben seni sevdim evlat…" filan demiş olsa artık uçarsınız. O hayatınızın en mühim olaylarından birisi olur. Ya da rüyada size "Hadi şu senin, şu makama erdin, şöyle oldu…" diye bir şey bahşedilse ne kadar sevinirsiniz!

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in İsra ve Miraç hadisesi başka peygamberlere nasip olmamış, çok müstesna, tek, eşsiz emsalsiz bir olay olduğundan hayranlık duyulacak bir hadise.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in gördüğü her şey son derece güzeldi. Mesela Miracı anlatıyor:

"Göklere doğru uzanıyor, mücevheratla süslü, pırıl pırıl, nuranî bir şey! Diller onu tavsif edemez, o kadar güzel birşey" diyor.

Düz bir yükselme aleti, çeliklerin, birbirlerine potrallerin civatalanmasından yapılmış, inşaatta yukarıya yükü taşıyan bir aleti düşünün, gayet soğuk bir şey! Ama Miraç o kadar hoş, o kadar güzel bir şey ki vefat eden mü'minler de gözlerini vefat edecekleri zaman ona diker ve memnun olurlarmış. Meleklerin inip çıktıkları nuranî, son derece güzel bir şey!

Demek ki İsra ve Miraç'ta hem hayret edilecek olaylar var hem hayran olunacak olaylar var. Nereden bakarsanız her yönden maddeten ve mânen fevkalade önemli bir olay!

Peygamberlik nedir?

Allah'ın seçkin kulluğu, Allah'ın vazifelendirdiği insan!

Peygamberliği bilen, mucizeyi bilen insanlar hiç tereddüt etmez, anlar. Elbette Allah'ın mübarek peygamberidir, seçtiği kuldur. Elbette olağanüstü şeyleri Cenâb-ı Hak ona nasip edecek. Başka insanların görmediği şeyleri gösterecek, başka insanların ermediği devletlere, saadetlere, nimetlere erdirecek. Elbette böyle şeyler olur diye insan sıddıkiyetle tasdik eder. Elbet olur, gayet tabii. Hatta olmazsa insan şaşar! Allah'ın bir peygamberi olur da hiç öyle bir mazhariyeti olmamış olur mu?! Mutlaka olur diye insan bekler. O bakımdan mü'min için tereddüt edilecek hiçbir yanı yok!

Ama tabii o zamanın insanları -çağ, ibtidaî çağ olduğu için âlet edevat bakımından imkânların az olduğu bir [çağ] olduğundan- Peygamber Efendimiz'e; "Devemizi çatlatırcasına sürdüğümüz zaman bir ayda gidebildiğimiz Kudüs'e sen bir gecede mi vardın, bir gecede mi döndün?" diye olmaz böyle şey gibilerden inkâr yoluyla sormuşlar. Ama şimdi biz onlara gülüyoruz. Diyoruz ki; "Biz de yapıyoruz, biz de şimdi uçağa biniyoruz, kısa zamanda uzun mesafeleri aşıyoruz. Hatta okyanusları, kıtaları geçiyoruz. Oturduğumuz yerden yemek yiyerek, uyuyarak uyanarak nerelere seyahat ediyoruz!.."

Yeri göğü yaratan kudret-i külliye sahibi, her şeye kâdir olan Allahu Teâlâ hazretleri elbette bizim bildiğimiz, bilmediğimiz her türlü âlet edevat, vasıta ve imkâna sahip. Melekleri var, kudretinin türlü türlü tezahürleri var. Elbette götürebilir, bunda ne var! Bir gecede Mekke'den Kudüs'e gitmiş. Gayet tabii, evet gitmiştir! Zaten Kur'ân-ı Kerîm'de de sübhanellezî esra buyuruluyor.

Bir de Miraç. Miraç da o göğe çıkma yolundan, aletinden, -asansör diyelim- asansör gibi şeyden göklere doğru gidince orada gördüğü hadiseler.

Önümde kitaplar var. Hepsi kalın kalın ciltler, teferruatlı teferruatlı, sahih rivayetleri hadîs-i şerîfleri almışlar ve hepsinin kaynakları sağlam, güzel güzel anlatmışlar. Çok olağanüstü bir gece seyahati, görülen şeyler anlata anlata bitirilemeyecek şeyler!

Bu ne zaman olmuş?

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in hicretinden önce, Mekke'deyken müşriklerin iyice azdıkları ve Peygamber Efendimiz'i üzdükleri zaman olmuş. Taif'e gitmiş, Taif'te kimse iman etmemiş; hatta çok terbiyesizlikler etmişler, Efendimiz mahzun dönmüş. Mekke'nin müşrikleri her gün gittikçe daha da şiddetlerini arttırarak muhalefet ediyorlar. Çok üzüldüğü bir zamanda, Cenâb-ı Rabbü'l-İzzet, âlemlerin Rabbi Mevlâmız sevinsin, ruhu şâd olsun şenlensin; vahyedilen şeyleri gözüyle ayânen görsün diye Cenâb-ı Hak bu nimeti nasip etmiş.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz - ve'd-duhâ- suresinde de biliyoruz- bir ara vahiy gelmeyince Fetretü'l-vahiy; vahyin biraz tehire uğraması olayında kendi kendine, "Acaba bir hata mı işledim de Rabbü'l-âlemîn vahyi mi kesti?.." diye tereddüt etti ama Ve'd-duhâ sûresi indi.

Cenâb-ı Hak; Vedduhâ ve'l-leyli izâ secâ mâ veddeâke rabbüke ve mâ kâle,duhâya and ederek, geceye and ederek, "Rabbın seni terk etmedi, senden ayrılmadı, o müşriklerin dedikodu edip de, iftira edip de yalan yanlış söyledikleri gibi sana darılmış, küsmüş veya kızmış da değil; aksine seni çok seviyor ve sana şu nimetleri verecek…" diye ve'd-duhâ sûresi inince sahâbe-i kirâm da o sûrenin kendilerine tebliğini, okunuşunu dinledikleri zaman Allahu ekber dediler.

Allahu ekber, Araplar'da; coşmaktan, çok memnun olmaktan dolayı söylenen bir söz. "Allah en büyüktür!" mânasına Allahu ekber dediler.

Biz de Kur'ân-ı Kerîm'i hatmederken ve'd-duhâ'ya geldikten sonra "Allahu ekber, Allahu ekber, Lâ ilâhe illallâhu vallahu ekber, Allahu ekber velî'l-lâhi'l-hamd" diyoruz, ondan sonraki sûrelerin hepsinin arkasında bu ibareyi, Allahu Ekber sözünü tekrar edip hatmi öyle tamamlıyoruz.

Rabbü'l-âlemin, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'e üzüldükçe sevindirici lütuflarını bahşediyor. Müşrikler sıkıştırdıkça Allahu Teâlâ hazretleri de; "Ey kulum! Ben seni seviyorum, senin hâlinden hoşnudum, memnunum. Sen onların terbiyesizliklerine müşriklerine, kâfirliklerine üzülme, mahzun olma! Bak sana nice nice nimetler vereceğim ve vaad ettiğim nimetler -gözlerinle gör- şunlar şunlar…" diye gösteriyor.

Çok büyük bir hadise, çok büyük bir olay! Mekke-i Mükerreme'den Kudüs-ü Şerîf'e kadar gitmesi yeryüzünde bir olay, Kudüs'ten de göklere çıkması sema ile ilgili bir olay! Bu olayın hem Kur'ân-ı Kerîm'de hem hadîs-i şerîflerde hem de sahâbe-i kirâmın son derece kıymetlileri tarafından sahih rivayetlerle rivayet edilmesi çok aşikâr olarak bu olayın kesin olduğunu ispat ediyor.

Ayrıca neler ispat ediyor?

Bazı olaylar da oldu, böyle bir olayın olduğunu Mekke'nin kâfirleri, müşrikleri de ispat ediyor.

Nasıl ispat ediyorlar?

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz İsra ve Miraç hadisesini ümmetine; müşriklere, kâfirlere söylemeseydi o zaman bir itiraz yükselecek miydi, bir gulgule çıkacak mıydı? "Şuna bak neler söylüyor!.." diye bir toplu alaya alma, itiraz etme olacak mıydı?..

Olmayacaktı!

Olduğuna göre demek ki Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in bunları söylediği ve başından bu olayın geçtiği müşriklerin davranışlarından da anlaşılıyor. Bir fantezi, bir hikâye, bir efsane değil; o canlı toplum içinde, mü'minlerle müşriklerin şiddetle mücadelelerinin sürdüğü bir zaman içinde vuku bulmuş kesin bir olay!

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in Miracıyla ilgili bir yeni rivayeti anlatmak istiyorum. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem İslâm'ı tebliğ ettikten sonra; Cezîretü'l-Arab, Arap Yarımadası'nda artık müşriklik kalmadıktan, artık puta tapmak tamamen kazınıp yok edildikten sonra çeşitli devletlere elçiler göndererek kendisinin Allah'ın Resûlü olduğunu, Allah'ın kendisine Kur'ân-ı Kerîm'i indirdiğini ve onlarında imana gelmeleri gerektiğini beyan eden elçiler gönderdi ve mektuplar yazdı.

Bu mektuplar Muhammed Hamidullah Bey'in el-Vesâikü's-Siyâsiye isimli kitabında tarihi kaynaklardan toplanmıştır, Türkçe tercümeleri de vardır.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Mısır hükümdarına elçi ve hediye gönderdi. Hatta zevcesi Mariye Hatun'u Peygamber Efendimiz'e, Mısır hükümdarı hediye olarak gönderdi. Elle tutulur tarihî bir olay! Hz. Hatice'den sonra o zevcesinden çocukları oldu ama yaşamadı, vefat ettiler.

Mısır'a gönderdi, sonra Bahreyn'e gönderdi. Sonra daha başka yerlere, Yemen'e gönderdi ve bu arada Bizans'a gönderdi. Bizans'ın başında o zaman Herakliyüs isminde bir hükümdar vardı. Araplar Herakl diyor, sondaki "iüs" sözü Yunan dilinde müzekker takısı olduğundan onu [söylemeden] Herakl diyorlar. Peygamber Efendimiz Herakl'e mektup gönderdi. Dihye el-Kelbî isimli sevdiği sahabesini ona elçi gönderdi, İslâm'a davet etti.

Herakliyüs elçiye dikkatli sorular sordu ve oradan anladı ki Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz Hz. İsa'nın bahsettiği âhir zaman Peygamberi! İnandı, içinden kâni oldu. Fakat çevresindeki komutanları, saray erkânı, vezirleri vs. itiraz ettiler. Bu olaylarla ilgili rivayetlerde Miraçla ilgili bir bölüm de geçiyor. Ben size bu sefer bir yenilik olsun sohbetimde diye onu okumak istiyorum:

Herakliyüs, "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz Hicaz'da faaliyete başlamış. İnsanları yeni dine davet ediyor…" diye haberini aldıktan sonra; "Şam'dan gelmiş kimseleri, tüccarları bana bulun getirin; onları sorgulayayım!" dedi. Askerleri de gittiler Şam'dan, Dimaşk'tan Hicaz'dan Peygamber Efendimiz ile ilgili konuşma yapabilecek kimleri buldularsa onları toparladılar. Tesadüfen bunların arasında Ebû Süfyan Sahr b. Harp, yani Muaviye'nin babası Ebû Süfyan da vardı. Tabii o zaman mü'min değildi. Kureyş'in başkanı durumundaydı. Azılı rakibiydi, [İslâm'ın] karşısındaki bir insandı! Herakliyüs onu çağırdı ve bazı sorular sordu. Ebû Süfyan -sonradan sahabi oldu- radıyallahu anh diyor ki;

"Sorular sorulduğu zaman ben onu gözden düşürmek için bir şeyler söylemeyi düşündüm ama yalan söylemekten korktum, hükümdar yalan söylediğimi anlarsa hiçbir şeyime inanmaz ve beni cezalandırır diye sorduklarına başkalarının da "Evet, böyle." diyebileceği genel doğru cevaplar verdim. Özel, aykırı, saptırıcı şeyler söyleyemedim." diye kendisi anlatıyor. Şöyle diyor:

Vallâhi mamena ani min en ekûle aleyhi kavlen üskatü min aynihî. "Hükümdarın gözünden beni düşürecek bir laf söylemekten ve yalanımdan dolayı beni cezalandırmasından korktum." diyor.

Bu olayların bir bölümünü size anlatmak istiyorum. Demiş ki;

Fe kultü eyyühe'l-melik. E lâ uhbirüke haberen ta'rifü ennehü kad kezebe. "Ey hükümdar! Soru sorduğun bu adam hakkında ben sana en son bir haber vereceğim, bir şey söyleyeceğim, sen de oradan onun yalan söyleyen bir kimse olduğunu artık kabul edeceksin, söyleyeyim mi?" diyor. Herakliyüs de;

Kâle ve mâ hüve? "Bu söyleyeceğin nedir?" demiş. Ebû Süfyan diyor ki;

Kâle kultü innehû yez'ımu lenâ ennehü harace min ardınâ ard e'l-harami fî leyletin fe câe mescideküm, hâzâ mescide ilyâ. "Ben şöyle dedim; O sanıyor ki bize de böyle söylüyor ki-

Peygamber Efendimiz'i- kastediyor inanmıyor ya, o anda rakibi. bizim topraklarımızdan, Harem-i Şerîf'ten yani Mekke'den çıkmış, güya bir gecede sizin bu Mescid-i İlya'ya, Kudüs Mescidi'ne, el-Mescidü'l-Aksa'ya gelmiş…"

İşte buradan yalan olduğunu anlayın, demek istiyor.

Ve racea ilaynâ fî tilke'l-leyle kable's-sabah. "Ve aynı gecede sabah olmadan evvel yine geriye döndüğünü söylüyor!" diye bunu anlatıyor.

Herakliyüs'e ne demek istiyor?

"Bu adam böyle olmadık şeyler söyleyen bir kimse. Artık işte hak Peygamber olmadığını buradan anlayın!.." demek istiyor. Bu sözü söylemiş. Fakat iş onun umduğu gibi gelişmiyor.

Ve batrîkü ilya inde re'si kaysar. "İlya'nın, Kudüs'ün patriği; Hristiyanların ruhanî reisi, din büyüğü Herakliyüs'ün başı yanındaydı." Fe kâle batrikü ilya kad alimtü tilke'l-leyle. "İlya patriği, Kudüs Patriği; 'Ben bu geceyi biliyorum.' demiş." Fe nezera ileyhi kaysar ve kâle ve mâ ilmüke bihâza. "Bizans İmparatoru Herakliyüs Kayser'e bakmış; Nereden biliyorsun?" demiş.

O da olayı anlatıyor:

Kâle innî küntü lâ enâmü'l-leyleten hattâ ublika ebvâbe'l-mescid. "Ben Mescid-i Aksa'nın kapılarını kapatmadan geceleri hiç uyumazdım."

Gece olunca bütün mescidin kapılarını bir bir kapatmak [benim] âdetim.

Felemmâ kâne tilkelleyle a'laktü'l-ebvâbe külleha. "Bu gece olunca bütün kapıları kapattım." Gayri bâbi'l-vahid. "Bir kapı hariç!"

Kapıyı kapatamamış, uğraşmış ama mümkün olmamış.

Galebenî. "Beni yendi." Kapı kapanmadı, benim kapatma istemeğime rağmen kapı kapanmadı." demek istiyor.

Festeantü aleyhi bi-ummâli. "Hizmetçilerimi çağırdım; 'Yahu şu kapı kapanmıyor, gelin şunu kapatalım…' dedim." Ve men yahtümüni. "Yanında başka kimler varsa hepsi birden kapatmaya uğraşmışlar ve hiçbirisi kıpırdatamamışlar. Sanki bir dağı yerinden kıpırdatamaz gibi kapıyı kıpırdatamadı!" diyor. Onun üzerine;

Fe deavtü ileyhi'n-necâcire.

Necâcire; neccâr kelimesinin çoğulu.

"Bu durumda marangozları çağırdım." Onlar bakmışlar ve demişler ki; "Bu bab yerinden, menteşelerinden düşmüş, kıpırdamıyor. Yuvasından [düştüğü içi] bunu geceleyin yapamayız ancak sabah olduğu zaman bakabiliriz, demişler. Böylece kapı o hâlde kalmış. Kapıyı öyle bıraktıktan sonra;

Felemmâ asbahtü kadevtü aleyhimâ. "Sabah olunca o kapıya gitmiş. O kapı iki kanatlı, ikisi de kapanmıyor. Bir de bakmış ki kapının yanındaki taş delinmiş ve oraya bazı bineklerin bağlanma izleri var. Ve ashabına, yanındaki, etrafındaki insanlara, "Bu olağanüstü bir şey, kapı kapanmadı, [burada] da bazı binekler[in] bağlanma izleri alâmetleri var. Buraya ancak bu gece bir peygamber gelmiştir ve burada namaz kılmışlardır!" demiş.

Bizans İmparatoru Herakliyüs'ün huzurunda Ebû Süfyan; Peygamber Efendimiz'e inanmasınlar diye, olmadık bir olay diye Miracı söylüyor. [Patrik de] Miracın içinde olmuş birtakım olayları algılamış. Miracın bir kısmı Kudüs'te olduğundan o da böyle beyan ediyor.

Tabii tarih kitaplarının yazdığı daha başka maddî hususlar var: Mesela; [Peygamber Efendimiz İsra ve Mi'racı söyleyince,] Mekke'li müşrikler;"Böyle bir şeyin olduğu ne mâlum, ispat edecek delilin var mı?.." diye [sordular.]

Peygamber Efendimiz dedi ki;

"Sizin kafilenizden bir kervan vardı, içindekiler bir şey aramaya gitmişlerdi. Ben de indim, orada su kabı üstü örtülüydü, örtüyü açtım, suyu içtim. Şimdi Mekke'ye doğru o kervan geliyordur. En önde boz bir deve var, üstünde bir beyaz, bir siyah çul var. Gidin o kervan böyle mi, o su kabı dolu mu boş mu sorun!.." diye bir delil olarak müşriklere bunu söylüyor.

Müşrikler de hemen koşuyorlar. Bizim Ten'im Mescidi, umre mescidi dediğimiz yerde o taraftan gelecek kervanı bekliyorlar. Bir de bakıyorlar ki Peygamber Efendimiz'in tarif ettiği şekilde en önde boz deve var. Hakikaten üstüne siyah ve beyaz çul atılmış. Soruyorlar;

"Evet. Biz bir ihtiyaç için dağılmıştık. Su kabımızın üstü örtülüydü. Bir de geldik baktık ki içinde su yok. Bu su nereye gitti diye Hayret de ettik!.." diyorlar.

"Başka delil var mı?" diye Peygamber Efendimiz'e sordukları zaman diyor ki;

"Evet, bir başka kervanınız vardı, o kervanda bir deve kaybolmuştu, onu arıyorlardı. Ben de gökten 'Deveniz burada!' diye seslendim. Benim seslendiğim tarafa geldiler, deveyi buldular. Kervan gelince sorun!.."

Onlar da o kervanı bekliyorlar, soruyorlar:

"Evet, biz devemizi kaybetmiştik, çölde arıyorduk, bulamıyorduk. Bir ses bize "Deve burada!" dedi, o tarafa doğru gittik, deveyi bulduk!" diyorlar. Hatta bazıları sesin Peygamber Efendimiz'in sesi olduğunu da tanıdıklarına dair rivayette bulunmuşlar. Rivayetlerde bunlar da zikrediliyor.

Demek ki müşrikler inanmamaya, inkâra çalışıyorlar. İnkâr için her çırpınmalarında bir delil ortaya çıkıyor.

Elhamdülillah, Cenâb-ı Hakk'a hamd ü senâlar ederiz ki Allahu Teâlâ hazretleri bize bu Peygamber-i Zîşan'a ümmet olmayı nasip eyledi.

Ermedi evvel gelen bu devlete

Kimse nâil olmadı bu rif'ate

dediği gibi... Süleyman Çelebi rahmetlinin;

Daha evvel gelen peygamberlere nasip olmayan bir büyük lütuf, lütf-u ilâhî ki Allahu Teâlâ hazretlerinin kendi huzuruna alıp Habîb-i Edîbi'yle Mi'raç'ta konuşması. Onun ümmeti olmak şerefi çok büyük bir şeref. Allah'a hamd ü senâlar ediyoruz.

Allahu Teâlâ hazretleri [bize] Peygamber Efendimiz'e güzel ümmet olmayı, sünnetine uyup güzel ümmetlik yapmayı nasip eylesin. Elimizden Peygamber Efendimiz'in hadis kitapları düşmesin. Her işimizi Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in sünnetine uygun olarak yapalım. Cenâb-ı Hakk'ın rızasını kazanmak için Cenâb-ı Hak bize tevfîkini refîk eylesin.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Miraç'tan döndükten sonra, bize bu olaydan bir Miraç yadigârı, hediyesi oldu. O da çok mühim bir olay: Namaz!

Beş vakit namazın bizlere vazife olmasının başlangıcı nedir?

Bu miraç olayıdır.

Onun için namaz mü'minin miracıdır. Namazı da miraç şuuruyla Cenâb-ı Hakk'ın huzuruna çıkıyoruz, diyerek kılalım.

Mısır'da bizi bir yaşlı imamın arkasına götürmüşlerdi. İmam ile tanıştırdılar, mübarek bir zattır, dediler. Namaz kılacağız, imam olarak cemaate döndü; "Saflarınızı düzgün tutun, ileri geri durmayın, boşlukları doldurun, yönünüzü kıbleye dönün!" dedi. Ondan sonra da Arapça olarak; "Gönlünüzü de Cenâb-ı Hakk'a döndürün!" dedi. Yön Kâbe'ye dönüyor da insanın bir de Cenâb-ı Hakk'ın huzuruna geldiğini bilip o ciddiyeti takınması lazım.

Allahu Teâlâ hazretleri hepimize namazı o ciddiyetle kılmayı nasip eylesin. Namaz çok önemli! Elhamdülillah, bir insan müslümanım deyince "eşhedü en lâilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve rasûlühû" deyince müslüman, tamam. Kimse Allah'ın kuluna verdiği imanı çekip almak istemez. Biz herkesin mü'min olmasını istiyoruz.

Ama müslümanım deyip de namaz kılmayanlar çok büyük hata ediyorlar. Namaz mü'minin miracıdır, çok önemli bir ibadettir ve lütfen namazlarımıza başlayalım; kılmayanlar varsa beş vakit namazı kılmaya gayret etsinler!

Cenâb-ı Hak Miraçta elli vakit emretmiş, sonra Peygamber Efendimiz Musa aleyhisselam'ın tavsiyeleri ile tekrar tekrar Cenâb-ı Hakk'a niyaz ederek beş vakte indirmiş. Ama Cenâb-ı Hak buyurmuş ki, "Benim huzurumda benim söylediğim söz değişmez. Ben 50 vakit emretmiştim, sen istediğin için beş vakte de indirdim ama 50 vaktin sevabını vereceğim!" buyurmuş.

el-Hasenetü bi-aşri emsâlihâ.

Yapılan iyiliklerin de en aşağı bire on kat mükâfatlandırılacağı ortada. Binâenaleyh namaza çok dikkat edelim.

Peygamber Efendimiz gökleri geçerken peygamberlerle karşılaştı. İbrahim aleyhisselam'ın Peygamber Efendimiz'e bir nasihatini selamıyla beraber nakletmek istiyorum:

İbrahim aleyhisselam Peygamber Efendimiz'e yedinci semada karşılaştıkları zaman buyurmuş ki; Mübarek heybetli, haşmetli bir peygamber olarak "Ümmetine benden selam söyle, onlara emret, haber ver de cennetteki yerlerine fidan dikmeyi çoğaltsınlar. Çünkü cennetin toprağı güzeldir, tayyiptir, tatlı güzel suludur, arazisi de geniştir ama düzdür. Üstünde nebatât ve süsleyen ziynetler çiçekler sahipleri tarafından dikilecek. Oraya fidan dikmeyi çoğaltsınlar!" diye İbrahim aleyhisselam Peygamber Efendimiz'e tavsiye buyurmuş.

O da sormuş ki; "Cennete fidanlar dikmek nasıl olur?"

"Cennete dikilecek fidanlar; "Sübhanallah, velhamdülillah, velâ ilâhe illallah, vallahuekber'dir." buyurmuş.

Bu sözlerin hepsinin anlamı çok büyük!

Sübhanallah: "Cenâb-ı Hak her türlü noksandan münezzehtir, her türlü kemalin sahibidir, hâlıkıdır, her türlü güzelliğin mâlikidir." demek.

Velhamdülillah: "Bütün övmeler, övülmeler O'na gider, O'nundur, O'nadır, Allah'adır. Neyi översek Allah'a gider ve her türlü övgü de O'na layıktır." demek.

Ve lâ ilâheillallah; "Eşi, nazîri, şerîki yoktur!"

Bu en önemli inanç. Bütün insanların burada toplanması lazım. Yirminci yüzyılda şarkta garpta, kuzeyde güneyde herkesin artık anlaması lazım ki ancak yeri göğü yaratan Allah'a ibadet edilir. O'ndan başka ilah yoktur! Ne Japon imparatoru Allah'ın oğludur, ne Hz. İsa Allah'ın oğludur; hepsi Allah'ın kuludur. Allahu Teâlâ hazretleri Vâhid ü Ferd ü Ehad ü Samed'dir, şerîki nâziri yoktur. Bunu böyle bilmesi lazım!

Vallahu ekber; "Ve en yüce olan, hiçbir varlıkla mukayese edilmeyecek kadar yücelik ve büyüklük sahibi olan ancak Allahu Teâlâ hazretleridir!"

Bütün peygamberler kendi zamanlarında -bizimki gibi şeklen tam bizimkine benzemese dahi- kendileri namazı kılmışlar ve ümmetlerine emretmişler. Bunu Kur'ân-ı Kerîm âyetlerinden biliyoruz ki onlar namaz kılıyorlardı. Mesela İbrahim aleyhisselam, İsmail aleyhisselam ile Kâbe-i Müşerrefe'yi bina ettiği zaman orada el açıp dua ettiler. Başka zaman da duaları var.

"Yâ Rabbi! Ben buraya zürriyetimi iskân ettim…" diye ilk zamanda, İbrahim aleyhisselam hanımı ile oğlunu oraya bıraktığı zaman da dua etmişti. "Burada kalan zürriyetime sen imkânlar bahşet, nimetler ver, çeşit, çeşit meyvelerle onları rızıklandır ve namaz kılan insanlar olsunlar" diye dua etmişti.

Demek ki Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'den önce de İbrahim, İsmail aleyhisselam; zürriyetlerinden namaza devamlı bir ümmet [gelmesi için] dua etmişler. İshak, Yakup aleyhisselam namaz kılmış. Şuayp aleyhisselam çok namaz kılardı. Musa aleyhisselam namazla emrolunmuştu; namaz kılmaları konusunda kavmini, İsrail oğullarını öğütlemişti, söz almıştı. Lokman aleyhisselam'ın oğluna nasihatlerini biliyoruz, namaz kılmayı emretmişti. Zekeriya aleyhisselam namaza devamlıydı. İsa aleyhisselam da namaz kılmıştı. Demek ki Allahu Teâlâ hazretlerine kulluğun güzel şekli...

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz miraçta melekleri gördükçe - onların kimisi kıyamda kimisi rükûda, sücutta- o güzel miraç manzaralarını da [görerek] namazı bugünkü dinimizin, şeraitimizin emrettiği tarzda kılmayı ümmetine emretti.

Miraç'tan önceki zamanda da müslümanlar namaz kılıyorlardı. Ama beş vakit namaz böylece bize Miraç gecesinin hatırası olmuş oldu. Her kıldığımız namazın bir miraç olduğunu bilerek namazımızı kılalım. Amene'r-rasûlü âyetleri, Bakara sûresinin sonundaki âyet-i kerîmeler de Miraç gecesinde inmiştir. Onu da çok dikkatli okuyarak oradaki mânalara gayret ve dikkat edelim.

Allahu Teâlâ hazretleri bizi Peygamber Efendimiz'e has ümmet eylesin. Kendisine güzel kulluk etmeyi nasip eylesin, tevfîkini refîk eylesin. Namazını kılan, ibadetleri yapan, ibadetinde daimî olan ve dîn-i mübînine en güzel tarzda bağlanan ve hizmet eden, müslümanlara faydalı olan kullar olarak yaşamayı nasip eylesin.

Hepimiz daha büyük gayret içine gelmeliyiz. Küfür ve şirk, nefse tapmak, şeytana kapılmak çoğaldıkça biz de insanları kurtarmak için; İslâm'ın yayılması ve uygulanması, gevşek müslümanların da ihlâslı, hâlis muhlis müslümanlar hâline gelmesi için elimizden gelen her türlü gayreti göstermeli, her türlü atılımı yapmalı, her türlü faaliyeti ortaya koymalıyız. Yayın, konuşma, tebliğ ve irşat çalışmalarını daha da güçlü bir şekilde yapmalıyız.

Cenâb-ı Hak rızasını kazanmaya vesile eylesin. Rızasına uygun çalışmalar yapmayı nasip eylesin. Nice nice kandilleri cümlenize erdirsin.

Allah hepinizden razı olsun.

Aziz ve sevgili izleyiciler ve dinleyiciler!

Es-selâmu aleyküm ve rahmetullâhi ve berekatüh!

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
16.04.1997 - Arafat Duası
26.05.202626 dk 16 sn
13.11 1995 - Mehmed Zahid Kotku Kabri Başında Dua
26.07.202512 dk 48 sn
28.05.1999 - Fatih Sultan Mehmed'in Kişiliği, Fetih Ruhu
28.11.202350 dk 52 sn
02.11.2000 - Ramazanın İlk Gecesinin Fazileti, Kadir Gecesi, İftar Ettirmek
28.11.202342 dk 46 sn
00.12.2000 - Orucun Önemi, Orucu Zedeleyen Şeyler, Oruçlunun Mükafatı
28.11.202322 dk 7 sn
29.12.1999 - Kul Hakkı, Deccal, Veda Haccı
28.11.202316 dk 24 sn
29.06.1985 - Bayram Kutlamaları, Ramazan Sonrası, Şevval Orucu
28.11.202332 dk 17 sn
29.05.1987 - Ramazandan Sonraki Halimiz
28.11.202358 dk 16 sn
28.12.1999 - İtikaf
28.11.202344 dk 11 sn
27.11.2000 - Ramazan Ayının Başı, Sahur Vakti, İbadet
28.11.202318 dk 20 sn
26.05.1995 - Aşure Günü, Nafile Oruçlar
05.07.202518 dk 7 sn
26.04.1990 - Ramazandan Sonra İbadetlere Dikkat, Mümin Kardeşine Memnun Etmek, Bayram, Ariflerin Özellikleri
20.03.202629 dk 12 sn
24.03.1993 - Ramazanda Kazanılan Mükafatlar, Aileye Verilen Önem, Ramazan Sonrası İbadetler
28.11.202331 dk 39 sn
22.11.1999 - Berat Kandili
02.02.202640 dk 4 sn
21.12.2000 - İtikaf, Çocuk Yetiştirme
28.11.202315 dk 25 sn
21.01.1990 - Peygamber Efendimizin Yemin Etmesi, Bayram Namazına Gitmesi, Hutbesi, Zemzemin Faziletleri, Ailenin Önemi
28.11.202323 dk 21 sn
20.06.1985 - Bayram Namazı Öncesi, Ramazandan Sonra, Şevval Orucu, İmanın Tadı, Ramazan Bayramı
28.11.202334 dk 4 sn
19.11.1989 - Mescidden Kalkarken Okunacak Dua, Peygamber Efendimizin Bayram Namazına Ailesini Getirmesi
28.11.202326 dk 55 sn
19.06.2000 - Kuran Kıraati
28.11.202316 dk 5 sn
18.04.1997 - Kurban Bayramı, Yardımlaşma, Hac Manzaraları
26.05.202630 dk 23 sn
17.12.2000 - Gece Namazı, Ramazandan Sonra Alışkanlıkların Devam Etmesi
28.11.202337 dk 27 sn
16.05.1997 - Muharrem, Aşure Gününün Önemi, Orucun Fazileti, Muharremde Neler Yapılmalı
28.11.202323 dk 24 sn
16.05.1997 - Aşure Günü
28.11.202328 dk 32 sn
16.01.1999 - Sabah Ve İkindi Namazlarının Önemi
28.11.202322 dk 14 sn
15.12.2000 - İtikaf Fazileti
28.11.202323 dk 7 sn
15.12.1999 - Müminin Güzelliği, Hikmet, Kardeşin İhtiyacını Görmek
28.11.202339 dk
15.07.1990 - Tevhid, Namaz, Zekat
28.11.202323 dk 11 sn
14.01.1999 - Kadir Gecesi
28.11.202339 dk 46 sn
13.12.2000 - Cennet Ve Oruç
28.11.202333 dk 34 sn
13.01.1999 - İslamda Kardeşlik
28.11.202335 dk 30 sn
11.01.1998 - Ramazandan Sonra Hali Muhafaza Etmek
28.11.202332 dk 53 sn
10.01.2001 - Güzel Ahlak Sahibi Olmak, Zikir
28.11.202323 dk 19 sn
07.12.2000 - Oruç Tutmak, İftar Ettirmek
28.11.202326 dk 29 sn
07.01.2000 - Ramazanın Son Günü
28.11.202331 dk 49 sn
06.05.1990 - Bayram Eğlenceleri, Cumanın Önemi, Peygamber Efendimiz
28.05.202627 dk 34 sn
05.07.1990 - Hac, Mazlumun Günahını Almak, Dürüst Olmak, Güvenilir Olmak, Sözünde Durmak
28.11.202316 dk 16 sn
05.04.1992 - Ramazandan Sonra, Ramazanın Mükafatı, Sünneti Seniyye
28.11.202340 dk 41 sn
05.04.1992 - Ramazandan Sonra, Ramazanın Mükafatı, Sünneti Seniyye, Ahmet Ziyaüddin Gümüşhanevi
28.11.202356 dk 20 sn
05.02.1992 - Güzel Ahlakın Önemi
28.11.202315 dk 26 sn
05.01.1998 - Ramazanda Takva Sahibi Olmak
28.11.202321 dk 56 sn
04.00.0000 - Allahın Seveceği Kullar
28.11.202343 dk 30 sn
03.12.2000 - Orucun Mükafatı, Oruç Adabı
28.11.202324 dk 7 sn
00.12.2000 - İftarı Suyla Açmak, Sahura Kalmak, Yalan Yere Yemin, Gıybet
28.11.202322 dk 34 sn
00.12.2000 - Cennetin Ramazan Ayında Süslenmesi
28.11.202335 dk 4 sn
00.00.2000 - Ramazanda Sahura Kalkmak, Hilalin Görünmesi
28.11.202314 dk 3 sn
00.00.2000 - Ramazan, İftar Ettirmek
28.11.202342 dk 4 sn
00.00.2000 - İftar Ettirmek, Oruçlunun Yanında Yemek
28.11.202316 dk 5 sn
00.00.1999 - Ramazan, Orucun Faydaları
28.11.202322 dk 2 sn
00.00.1999 - Güzel Ahlak, Münafığın Alametleri
28.11.202322 dk 13 sn
00.00.0000 - İyi Ve Kötü Huy, Toplum Ahlakı, Kullara İyilik, Kullara Kötülük
28.11.202328 dk 16 sn
26.12.2000 Ramazandan Sonrası, Allahın Adını Anarak Birşey İstemek, Münafığa Efendi Demek, İyilik
20.04.202324 dk 8 sn
27.07.1996 Peygamber Efendimizin Soyu, Peygamber Özellikleri
03.09.202547 dk 7 sn
Mahmud Esad Coşan Hocaefendinin Çeşitli Sohbetlerinden Mehmed Zahid Kotku
18.09.202029 dk 19 sn
25.10.1995 - M. Zahid Kotku Hocaefendinin Hayatı
04.06.202057 dk 9 sn
13.11.2000 - M. Zahid Kotku Hocaefendinin Özellikleri, Şemaili, Kerametleri
18.09.202028 dk 58 sn
13.11.1999 - Hak Din İslam, Sünnete Uygun Müslümanlık, Tasavvuf
04.06.202044 dk 25 sn
13.11.1994 - Alimlerin Önemi
15.07.202642 dk 34 sn
13.11.1993 - M.Zahid Kotku Hocaefendi Anma Programı
04.06.202031 dk 25 sn
13.11.1992 - M.Zahid Kotku Hocaefendi ve Teslimiyet
26.07.202539 dk 41 sn
06.11.1997 - Recebin Önemi, Tevbe Etmek, Regaip Kandili
25.12.202548 dk 16 sn
06.00.0000 - Receb, Şaban, Ramazan, Regaip Kandili, Recebin İlk Günü ve Cuma Gecesi
18.02.202143 dk 2 sn
28.09.2000 - Regaip Kandili, Receb Ayının Faziletleri
18.02.202129 dk 38 sn
14.09.1999 - Recebin İlk Cuma Gecesi
18.02.202147 dk 46 sn
13.03.1986 - Recep Ayı
25.12.202533 dk 57 sn
09.01.1992 - Recep Ayının Faziletleri, Üç aylar
18.02.202134 dk 13 sn
08.12.1994 - Regaib Kandili, Recebin Önemi, İlk Cuması
18.02.202138 dk 5 sn
25.12.1996 - Berat Kandilinin Önemi, Affedilemeyenler
25.03.202131 dk 47 sn
22.11.1999 - Berat Kandili, Duhan Suresi
06.03.202340 dk 4 sn
20.11.1988 - Berat Kandili, Sevap Kazanmak
25.03.202124 dk 33 sn
14.12.1997 - Berat Kandili, Affedilecek ve Edilmeyecek Olanlar
17.03.202238 dk 9 sn
11.03.1990 - Berat Kandilinin Önemi, İhyası ve Ramazana Hazırlık
25.03.202151 dk 41 sn
10.11.2000 - Berat Kandili
25.03.202160 dk 30 sn
10.11.2000 - Berat Kandili, Allahı Zikretmek, Tevbe Etmek
25.03.202128 dk 23 sn
04.05.1985 - Berat Kandilinin Faziletleri
25.03.202138 dk 45 sn
03.12.1998 - Berat Kandilinde Duaların Kabul Oluşu
25.03.202136 dk 53 sn
00.00.1987 - Berat Kandili, Berat Kandilini İdrak Etmek
17.03.202227 dk 37 sn
31.01.1992 - Mirac Kandilinde Oruç Tutmanın Sevabı
08.03.202118 dk 50 sn
28.04.1984 - Miraçta Peygamberimizin Yaşadıkları
08.03.202152 dk 33 sn
27.05.2000 - Mirac Gecesinde Görülenler, Faiz, Namaz
08.03.202119 dk 7 sn
26.11.1997 - Mirac Hadisesi
17.02.202337 dk 53 sn
19.12.1995 - Mirac Hediyeleri
15.01.202652 dk 52 sn
19.01.1993 - Mirac Kandili
08.03.202151 dk 41 sn
15.02.1981 - Peygamberimizin İsra ve Mirac, Miraçta Gördükleri
08.03.202122 dk 2 sn
06.04.1986 - Mirac Kandilinin Önemi, İsra Hadisesi, Oruç ve Nefis Terbiyesi
06.02.202433 dk 50 sn
30.09.1990 - Peygamber Efendimizin Son Peygamber Oluşu, Peygamber Sevgisi
26.09.202339 dk 52 sn
29.08.1993 - Peygamber Efendimiz, Mevlid Kandili
04.06.202035 dk 13 sn
19.09.1991 - Mevlid Kandili, Peygamberimizin Dünyaya Teşrifi
24.08.202637 dk 43 sn
15.07.1997 - Mevlid Kandili, Mekke
04.06.202058 dk 16 sn
14.11.1986 - Mevlid Kandili, Peygamberimizin Hadis Yolu Oluşu
04.06.202043 dk 32 sn
14.06.2000 - Mevlid Kandili
04.06.202018 dk 16 sn
10.10.1989 - Peygamber Sevgisi, Sünnete Uymak
04.06.202063 dk 22 sn
08.08.1995 - Mevlid Kandili
24.08.202642 dk 22 sn
25.01.1998 - Kadir Gecesi
04.06.202030 dk 36 sn
23.12.2000 - Kadir Gecesinin Önemi, Kuran-ı Kerim
04.06.202034 dk 23 sn
20.03.1993 - Kadir Gecesinin ve Ramazanın Önemi, Rahmetten Ümit Kesmemek
04.06.202041 dk 26 sn
15.06.1985 - Kadir Gecesi, Halis Niyet
04.06.202038 dk 20 sn
15.02.1996 - Kadir Gecesinin Ramazanın 27.Günü Olması
04.06.202028 dk 10 sn
14.01.1999 - Kadir Gecesinin İhyası
04.06.202040 dk 20 sn
07.07.1983 - Dua
04.06.202032 dk 20 sn
03.01.2000 - Kadir Gecesi
04.06.202050 dk 56 sn
29.05.1998 - Fetih
04.06.202050 dk 51 sn
29.05.1995 - Fatih ve Fetih Ruhu
04.06.202037 dk 2 sn
29.05.1990 - Vatan, Fatih ve Fetih
04.06.202045 dk 19 sn
28.05.1999 - Fatih Sultan Mehmet'in Çevresi,Fetih Ruhu
04.06.202047 dk 17 sn
29.05.1987 - Ramazan Bayramı, Takva, İman, Ramazandan Sonraki Halimiz
04.06.202033 dk 52 sn
21.01.1990 - Zemzemin Taşınması, Peygamber Efendimizin Özellikleri
04.06.202023 dk 21 sn
20.06.1985 - Bayram Kutlamaları, Ramazandaki Sevaplar, Ramazan Sonrası, Şevval Orucu
10.04.202431 dk 38 sn
09.02.1997 - Bayram Tebriği, Sadaka Vermek, Şevval Oruçları, Bayram Sonrası
31.03.202528 dk 16 sn
08.01.2000 - Bayram Tebriği, Bayramdan Sonra Oruç Tutmak
21.03.202621 dk 7 sn
06.05.1990 - Bayramda Def Çalınması, Cumaya Temiz Gitmek, Peygamber Sevgisi
04.06.202028 dk 26 sn
28.04.1996 - Kurban Bayramı, Kurban Kesmenin Fazileti
27.05.202626 dk 11 sn
18.04.1997 - Kurban Bayramı, Salatu Selam, Ziyaret Etmek, Sadaka Vermek
04.06.202027 dk 57 sn
17.04.1998 - Hac Sonrası, Büyük Mescitlerde İbadet, Avrupa Ülkeleri
02.08.202036 dk 52 sn
17.03.2000 - Kurban Bayramı, Kurban Kesmenin Fazileti
07.06.202525 dk 32 sn
05.04.1998 - Kurban Bayramı, Ziyaretleşme, Hediyeleşme
28.05.202623 dk 45 sn
01.07.1990 - Arefe Günü, Arafatta Dua, Hac, Kalb Temizliği
15.06.202430 dk 29 sn
AKRA