Elhamdülillâh müslümanız! Gayemiz Allah’ın rızasını kazanmak; işimiz, ümmet-i Muhammed’e hizmet etmek, hayr işlemek, ibadat ve taat eylemek, insanlığa faydalı bir ömür geçirip, Rabbimiz’e, O bizden razı, biz O’ndan razı olarak kavuşmak.
Prof. Dr. M. Es’ad Coşan’dan Alıntılar
Elhamdülillah Müslümanız; gayemizin kaynağı imanımızdır. Biliyoruz ki dünya bizim asıl yurdumuz değil, muvakkat bir imtihan yeri. Ömrümüzün rüzgâr gibi, süratle geçip gittiğini gördükçe, âhiretimiz için halisâne ve yoğun salih ameller işlemek gerektiğini daha kuvvetle hissediyoruz. Fırsat kaçmadan insanlık için faydalı işler yapmalı; dinimize ve din kardeşlerimize bütün imkânlarımızı kullanarak hizmet etmeliyiz.
O hâlde değerli Müslümanlar, sizler aslî vazifenizi unutmayınız. Allah’ın dinine gerçek yardımcılar olunuz, dünya hayatının zenginliği veya fakirliği, telaşı ve tasası sizi iyi kulluktan, salih amelden, güzel hizmetten alıkoymasın.
O hâlde biz Müslümanlar, hem maddî manevi faydamız hem de insanlığın huzur ve rahatı, salah ve felahı için İslâm’a sımsıkı sarılmalıyız. Başka çıkar yol yoktur. İslâm’ı dosdoğru anlamaya, içimize iyice sindirmeye, hayatımızı her yönüyle ona uydurmaya, emirlerini severek tutup, yasaklarından şiddetle kaçınmaya mecburuz.
Her şeyin İslâm’ca olsun. Görünüşün, düşünüşün, davranışın, yaşayışın, tercihin, sevmen veya kızman, desteklemen veya engellemen, emrin veya nehyin, konuşman veya susman imanî bir hakikate dayansın, ulvî bir gayeye yönelik olsun! Aktif ve enerjik Müslüman ol!
O halde yaratılışımızın ana gayesini, hayatın hakikî hedefini hiçbir zaman unutmamalı, göz ardı etmemeli; her iş ve faaliyeti dine hizmet şuuruna göre tanzim ve ayar etmeli; sahip olduğumuz her imkân ve müktesebatı Yaradan’ımızın rızasını kazanmaya yöneltmeli, O’nun emrettiği asıl işleri îfâya koşmalıyız.
Bu dünya hayatında asıl amacımız Allahu Teâlâ hazretlerinin rızasına nail olabilmektir. En büyük gaye, hedef, çalışmalarımızın kaynağı, sebebi budur.
O, hayatı yaratmış, kim daha güzel kulluk edecek diye, imtihan etmek için! Karşımızda renkli ve karmaşık bir âlem… Melek de var, şeytan da; salih kulları da var, asi ve zalimler de; sağlık da var, hastalık da; safa da var, cefa da; iman da küfür de; hayır da var, şer de; akıl da var, delilik divanelik de; fazilet de var, rezalet de; temizlik de var, pislik de; hüsün de var, kubuh da…
Biz, “İlâhî ente maksûdî ve rıdâke matlûbî” diyoruz; gayemiz ilme, irfana, marifetullah ve muhabettullaha ermek, Allah’ın sevdiği ve razı olduğu kullar olmaktır. Bu çok asil, çok mübarek ve çok yüksek bir gayedir.
Hayatın gayesi Allah’ın varlığını birliğini sezmek, ona iyi kulluk etmek, rızasını kazanmak, imtihanı başarmaktır. Resulullah (s.a.v) nasıl ömür sürdü? Eski has ve halis Müslümanlar nasıl yaşadı, nasıl çalıştı, ne yolda öldü? Allah’ın emir ve yasakları neler? Kur’ân-ı Kerîm bizlere ne buyuruyor? İslâm’ın çağrısının ana hatları neler?
Fertler de bu dünyanın fânî olduğunu, imtihan yeri olduğunu, asıl amacın Allah’a güzel kulluk edip, O’nun rızasını kazanmak olduğunu; bir saniyenin bile gafletle geçirilmemesi, daima ibadet ve taat üzere bulunulması gerektiğini; ölümün ne yapılırsa yapılsın, mutlaka geleceğini ve insanların âhirette bu dünyadaki hayatlarının, kazançlarının, amellerinin ve ihmallerinin hesabını vereceklerini hiç unutmamalıdırlar.
En büyük ve en şerefli görevimiz Allah'a kulluktur. Her fikir ve hareketimiz bu ana muhtevaya bağlıdır. Allah yolunda her cefaya katlanmak, gerekirse mal, gerekirse can feda etmek, Allah için insanlığa, halka ve mahlukâta hizmet eylemek ulvî gayemizdir.
En başta gelen vazifemiz Allahu Teâlâ'ya güzel kulluk etmek, onun rızasını kazanmaya çalışmaktır. Bunu da onun Resulü ve Habîb-i Edîbi Muhammed-i Mustafâ'sına (s.a.v) tâbi olarak, onun sünnet-i seniyyesi yoluyla sağlamak şarttır. Çünkü sünnete aykırı bid’at yolu, Allah'ın sevmediği ve kabul etmediği yoldur.
Bizim bu dünyadaki amacımız nedir? Amaç, gaye? Nedir amacımız? Amacımız Allah'ın rızasını kazanmak. Allah'ın rızasını kazanmak için neler yapmak gerekiyorsa yapacağız.
Allahu Teâlâ hazretleri Kur'ân-ı Kerîm'de; “Vemâ halaktu'l-cinne ve'l-inse illâ li-yağbudûn.” buyurmuş. Manası; “Ben, Azimuşşân Allahu Teâlâ, cinleri ve insanları başka bir şey için yaratmadım; ancak ve sadece bana ibadet etsinler diye yarattım.” Bismillâhirrahmânirrahîm. Ellezî halaka'l-mevte ve'l-hayâte li-yeblüveküm eyyeküm ahsenü amelâ. Allahu Teâlâ hazretleri bizleri hangimiz daha güzel işler yapacak ömrünü güzel â'mâl-i sâliha ile değerlendirip güzel geçirecek diye imtihan etmek, görmek ve denemek için ölümü ve hayatı yarattı, insanları yeryüzüne gönderdi, insanları yeryüzüne çıkardı, mânasına geliyor bu ayeti kerimeler. Demek ki birinci ayeti-i kerîmede cin sözü, insanların gözünden gizli olan, gözle görülemeyen varlıklar; ins sözü de, insanlar manasına geliyor. Biz insanları ve bizim göremediğimiz cin denilen diğer çeşitli görünmez varlıkları, Allahu Teâlâ hazretleri sadece kendisine ibadet etmeleri için yaratmış.
İbadet, deyince bizim hatırımıza hemen namaz geliyor; Ramazan günü orucu geliyor; haccetmek geliyor. Hâlbuki bu ayet-i kerîmede de "Yaratılışın gayesi ancak ibadettir." diye anlatılıyor, bildiriliyor. Peki, biz hep namazla, oruçla, bu ibadet diye düşündüğümüz zaman, hatırımıza ilk gelen şeylerle mi meşgul olacağız? Hayır! İbadetin manası bizim Türkçe'de düşündüğümüzden, hemen aklımıza ilk gelen şekillerden çok daha geniştir. İbadet, Allahu Teâlâ hazretlerine güzel kulluk yaparak yaşamak demektir. Hayatın her anı Allah'a itaatle geçiyorsa ibadettir, Allah'a bağlı olarak geçiyorsa, Allah'ı hatırlayarak, Allah'ın rızasını kazanmak yolunda hareket ederek geçiyorsa bu ibadettir. Ve eğer Allah'a itaat etmeden, âsi olarak, sözünü dinlemeden geçiyorsa bu da ibadet etmemektir. O bakımdan ibadeti, Allah'ı bilerek, Allah'ı severek, Allah'ın rızasını düşünerek yaptığımız her hareket olarak tarif edebiliriz. O halde insanın yemesi, içmesi, hatta uyuması, uyanması dahi niyetine göre ibadet sevabı kazanmaya sebep olabilir. Dükkânında çalışması dahi ibadet sevabı kazanmasına sebep olabilir. Demek ki biz yeryüzüne Allah'a itaat etmek ve bu imtihan olan hayatımızı Allah'ın rızasına uygun geçirmek üzere denenmek için indirilmiş varlıklarız. İbadeti güzel yapmak için, hayatı Allah'ın rızasına uygun geçirmek için de, hemen görülüyor ki bilgi lazım. İnsan ne yaparsa Allah'ın rızasına uygun olur, ne yaparsa Allah'ın rızasına aykırı olur, nasıl hareket ederse Allah sever, nasıl hareket ederse Allah'ın gazabına uğrayabilir, bunları bilmesi lazım.
Muhterem kardeşlerim! İşte hayat bu... İşte iman, işte din bu… Allah'ı bilmek, bulmak, sezmek, sevmek, ona kul olmak, salih icraat yapmak; şeytanın düşman olduğunu bilmek onunla savaşmak, inkârın çıkmaz olduğunu, uçurum olduğunu bilmek, o tarafa yanaşmamak… İmanın hayat olduğunu nur olduğunu bilmek, ona yapışmak. Hayatın önemi, aslı, esası, gayesi, hedefi bu… “Li-yeblüveküm eyyüküm ahsenü amelâ: Allah bizi, hangimiz daha güzel icraatta bulunacak, o ortaya çıksın diye, ‘imtihan olunmak için' yaratmış, dünyaya göndermiş. Bunu belirtmek için... Yani "biz bilelim" diye, yoksa elbette her şey O'nun mâlumudur. Acaba hangisi daha iyi amel icra edecek, salih amel işleyecek, hayırlı işler yapacak? Hangisi daha üstün kul olacak? Yarışacaklar. Bu hayat böyle devam etmeyecek; ne sizde ne bizde.
İnsanoğlunun bu dünyaya yaratılıp gönderilmesinin sebebi ne? Niye insanoğlu var kılınmış, yaratılmış, dünyaya gönderilmiş? Bunu Kur’an-ı Kerîm'de Allahu Teâlâ hazretleri ayet-i kerîmeyle bildiriyor: Vemâ halaktü'l-cinne ve'l-inse illâ li-ya'büdûn. “Ben insan cinsini, mahlûklarım arasındaki insan neslini, Benî Âdem'i, insanları ve cinleri bana ibadet etsinler diye yarattım.” buyuruyor. İbadet sadece dar mânalı, namaz kılmak, oruç tutmak demek değil. İbadet, Allah'a kulluk yapmak demek. Allah'a Allah'ın istediği şekilde kulluk yapmak demek. Her yönden kulluğunu güzel yapması demek. İbadetin mânası bu. Yani "uyu" dediği yerde uyuyacak, "uyan" dediği yerde uyanacak, "ye" dediği yerde yiyecek, "yeme" dediği yerde yemeyecek, sabredecek. Allah'ın her emrini tutacak. "Kalk" dediği zaman kalkacak, "yat" dediği zaman yatacak. Bizim esas yaratılış gayemiz, Allah'a kulluk etmek… Allah ne emrediyorsa Allah'ın emrettiği şeyleri emrettiği vecih ile yapmak. Hayatın her faaliyetinde, gecemizde-gündüzümüzde, gençliğimizde-yaşlılığımızda, bekârlığımızda-evliliğimizde her zaman, her yerde Allah'ın rızasını düşünmek. Kulluk bu.
"Allah iki cihanı, Benî Adem için yarattı; Benî Adem'i de kendi mârifeti için yarattı." Ne demek? İnsanoğlunu “Kendisini bilsin, mârifetullaha ersin, insan-ı kâmil olsun.” diye yarattı. Neden yarattı Allah? Benî Adem'i “Kendisini bilsinler.” diye yarattı. Bilecek bir varlık yarattı. Kafa verdi, akıl verdi, zihin verdi, fikir verdi, mantık verdi, şuur verdi, hafıza verdi. Çok çeşitli mânevî güçlerle melekelerle insanoğlunu yükseltti. Bu haller koyunda yok, balıkta yok, kuşta yok; sende var. Bu kabiliyetlerin hepsini sana verdi; ta ki sen Allah'ı bilesin, bulasın Allah'a güzel kulluk edesin. “Vemâ halaktü'l-cinne ve'l-inse illâ li-ya'büdûn.” Bana ibadet etsinler diye yarattım, diyor. Bizim yaratılış gayemiz; Allah’ı bilmek, Allah’ı bulmak, Allah’a ibadet etmek… Bizim gayemiz Kapalıçarşı’da dükkan işletmek değil... Bizim gayemiz şu veya bu değil... Bizim asıl gayemiz ne olmalı? Allah’a güzel kulluk etmek olmalı, muhterem kardeşlerim! Allah’ı bilmek için yaratıldın; bileceksin, gafil kalmayacaksın, bulamadan bilemeden ölmeyeceksin.
"İnsanları ve cinleri başka bir şey için değil ancak ve sadece 'Bize kulluk etsinler.' diye yarattık." “İbadet etsinler.” diye yarattık. Yaratılışın ana hikmeti, yaratılanların Yaradan’a kulluk yapması. Cinlerin ve insanların asıl vazifesi, Cenâb-ı Hakk’a kulluk etmek. Ben nasıl güzel kulluk yapabilirim? Ne yaparsam güzel kulluk yapmış olurum? Ne yaparsam Rabbimiz hoşlanmaz, memnun olmaz, hoşnut olmaz? İşi bu olması lazım.
Asıl amaç nedir? Dünya bir imtihan yeridir. Asıl amaç, âhirete imtihanı kazanmış olarak gitmektir. Âhirette Allah'ın lütfuna, rahmetine ermektir; kahrına gazabına, azabına ikâbına uğramamaktır. Asıl gözlenmesi gereken hedef budur. İnsanı cehenneme sokacak, Allah'ın kahrına, gazabına uğratacak şeyleri insanların yapmaması lâzım, bu durumu hatırlaması lâzım!
Bizim bu dünyadaki amacımız, gayemiz nedir; onu da bilmemiz lazım. Müslümanın, mü'minin gayesi, bu dünyada mesut, bahtiyar olmak değildir! Gayesi nedir? Âhireti, Allah'ın rızasını kazanmaktır; âhiret saadetini elde etmektir. Hesap buna göre olunca, seve seve malını çıkarır, hayır hasenât yapar. Hesap böyle olunca, hiç kimseden çekinmeden hakkı söyler, doğruyu söyler.
