Kuranı Kerim Okuyanın ve Okumayanın Farkı - 08.04.1984

Kuranı Kerim Okuyanın ve Okumayanın Farkı - 08.04.1984
Meselü'l-mü'mini'llezî yakrau'l-Kur'âne ke meseli'l-ütrücceti. Rîhuhâ tayyibün ve ta'muhâ tayyibün. Ve meselü'l-mü'minîne'llezî lâ yakrau'l-Kur'âne ke meseli't-temreti lâ rîha lehâ ve ta'muhâ hulvun. Ve meselü'l-münâfikı'llezî yakrau'l-Kur'âne ke meseli'r-reyhâneti rîhuhâ tayyibün ve ta'muhâ mürrün. Ve meselü'l-münâfikı'llezî lâ yakrau'l-Kur'âne ke meseli'l-hanzalati leyse lehâ rîhun ve ta'muhâ mürrün.
Bu hadîs-i şerîf Ebû'l-Mûsâ el-Eş'arî'den rivayet edilmiştir. Çok hadis kaynaklarında yer alan sağlam bir hadîs-i şerîf.
Peygamber Efendimiz müslümanları ve münafıkları bahis konusu edip dört cins insanı zikrediyor bu hadîs-i şerîfte, insanların iki ana grupta zikrediyor; birincisi mü'min-i kâmil, mü'min-i hâlis iyi mü'min, bir de münafık. Bir mü'min bir münafık, ikiyi böyle ayırıyor. Ondan sonra bu ayırdığı iki kimsenin Kur'an okuyan mü'min Kur'an okumayan mü'min; Kur'an okuyan münafık Kur'an okumayan münafık diye ikiye ayırıyor. Böylece dört tabaka zikredilmiş oluyor. Nasıl ayırıyor Peygamber Efendimiz;
"Kur'an okuyan mü'min ütrücce gibidir."
Ütrücce dediğimiz ağaç kavunu, turunç dediğimiz bir meyve ki kavun gibi fakat ağaçta olan hem kokusu güzel hem tadı güzel bir meyve. Turunç bir meyve, hem tadı güzel hem de hoş bir rayiha sahibi. Râyihâ-i tayyibe sahibi. Kur'an okuyan müslüman böyledir. Neden hem mü'min hem de Kur'ân-ı Kerîm'e bağlı hem güzel sıfatı var hem de Kur'ân-ı Kerîm'i okuyor.
Ve meselü'l-mü'minîne'llezî. "Herhalde ellezî unutulmuş olabilir." Lâ yakrau'l-Kur'âne ke meseli't-temreti. "Kur'an okumayan müslümanın misali de hurma gibidir. Hurmaya benzer. Lâ rîha lehâ ve ta'muhâ hulvun. "Kokusu yoktur ama tadı güzeldir." Yani hurma kokmaz, güzel bir hoş kokusu yoktur. Ama ağzına alırsan tadı vardır. Mü'min; tadı var ama Kur'an okumuyor, hoş bir kokusu yok. Böyle anlatmış Efendimiz.
Ve meselü'l-münâfikı'llezî yakrau'l-Kur'âne. "Kur'an okuyan münafık, Kur'an'dan bahsediyor, dili dilbaz, güzel şeyler söylüyor." Neye benzer: Ke meseli'r-reyhâneti. "Fesleğene benzer." Reyhaneye benzer. Reyhane denen fesleğen, hani şu küçük küçük yapraklı, elini bile şöyle sürsen hoş kokar. Kokusu güzeldir reyhan dediğimiz ama tadı yoktur. Ve ta'muhâ mürrün. "Yesen yenmez, tadı acıdır. Sadece hoş kokusu var. Tadı yok. Tadı acı."
Lâ yakrau'l-Kur'âne. "Kur'an da okumayan, Kur'an'dan zikretmeyen onu diline de almayan münafığın durumu da." Ke meseli'l-hanzalati. "Ebû Cehil karpuzu dediğimiz bitki gibidir." Bitkinin meyvesi gibidir. Ne hoş kokusu vardır. Leyse lehâ rîhun ve ta'muhâ mürrün. "Tadı da acıdır. Kokusu olmadığı gibi, tadı da acıdır."
En üstün şekil müslümanın hem müslüman olması hem Kur'an okuması imiş. Tadı da tatlı, kokusu da hoş. Her bakımdan, her yönden güzeldir. Dikkat ederseniz Kur'an okuyup da uyulmamaktan hiç bahsetmiyor. Mü'min olduğu için okuyunca tatbik edecek ondan. Müslümansa okuyunca tatbik etmesi gerekiyor, yani sırf okumak vebali artırır. Kâfi değildir. Demek ki biz iyi müslüman olmak için ne yapacağız? Kur'an okuyacağız. Nasıl okuyalım? Mümkün ise tedebbür, tefekkür ile mânasını takip ede ede okuyacaksınız.
Bir alim var, adı Ebû Abdurrahman es-Sülemî diye, diyor ki;
"Biz üstatlarımızdan şöyle duyduk. Onlar da büyüklerden öyle duymuşlar. On âyet, bir aşr okurlardı. Ondan sonra o aşrı öğrenip tatbik ederlerdi hayatlarında, tatbik etmedikçe, iyice öğrenmedikçe öteki on âyete geçmezlerdi. Böylelikle Kur'ân-ı Kerîm'in âyetlerini ve tatbikatını bir arada öğrendiler. Sırf laf değil. Hem söz hem fiil, hem laf hem iş; ikisi bir aradadır. Öyle öyle öğrendiler, tatbik ede ede öğrenince insanın hatırında da kaldır."
Roman okur gibi okursa Kur'ân-ı Kerîm'in kıymeti olmaz. Bu esası bir kere şey yapacağız.
Bize bu hadîs-i şerîften gösterilen hedef nedir?
Bize gösterilen hedef müslüman olmak ve Kur'an okumak.
Kur'an'ı nasıl okuyalım?
Kur'ân-ı Kerîm'i daha güzel anlatışlar var. Kur'ân-ı Kerîm'in güzel, insana tesir etmesi için daha esrarlı okuyuşlar var ama… "Onu bana Mevlâm kendisi okuyor" gibi düşünürsen insan mestten zevk olur. Okuyacağız mânasını anlayarak ve her öğrendiğimizi tatbik ederek okuyacağız.
Eğer Kur'an okumazsak müslümanız ama müslüman olmamız sebebiyle bir tadımız var ama kokumuz yok. Etrafa fayda sağlamıyoruz. Koku ne yapar; etrafa yayılır, herkesin hoşuna gider.
"Aman ne kadar hoş, latif bir koku"
deriz mesela bir gül kokusu, bir sümbül kokusu;
"Aman bir karanfil ne kadar güzel kokuyoruz."
Bir iğdeler açtığı zaman veyahut Antalya, Adana taraflarında bir portakal, mandalina ağaçları çiçeklendiği zaman mest olur insan. Güzel koku, başkasına bir hoş tesir demek… Kur'an okursa insan demek ki bir hoş tesir olacak; işte böyle müslüman olmaya çalışalım kardeşlerim.
Kur'an bize "amel edelim" diye indirildi; "rafa koyalım" diye değil. "Ölülerimize hatim indirip ruhlarına bağışlayalım" diye değil. Ölüden önce bize gerekiyor. Önce bize gerekiyor.
Kur'ân-ı Kerîm'i öğrenemezsek yazık bize, vah bize! Mevlâmız bize kitap göndermiş, elçi göndermiş; bizim haberimiz yok.
Ne biçim müslümanız?
Hiç merak etmez misin bu cildin içinde ne yazıyor?
Şu kâinatın sahibi, Hâlık'ı, senin Râzık'ın Allahu Teâlâ hazretleri sana kitap göndermiş, hiç mi merak etmezsin içindekini?
Merak etmiyor millet, baştan sona hiç okumamış ömrü boyunca. Zor gelmiş, şeytan zor gösteriyor. Önüne duvar çekmiş.
Halbuki hepimiz bugünden her gün bir aşr okuyalım, anlayarak çoluk çocuğumuza da hele bir iki sene içinde Kur'ân-ı Kerîm ne diyormuş, anlayalım tatbik etmek arzusuyla...
Demek ki münafıklar da Kur'ân-ı Kerîm okurmuş. "Onun Kur'an okuyanı reyhane gibidir, okur; okumayanı Ebû Cehil karpuzu gibidir, hiçbir şeye yaramaz." diye böyle bildiriyor.
Kuran-ı Kerim
Şefaatçidir - 02.02.1986
Kuranı Kerim
Okumanın ve Ezberlemenin
