Kuranın Ve İlmin Ne olduğu - 10.04.19893

Kuranın Ve İlmin Ne olduğu - 10.04.19893
Leyse'l-Kur'ânu bi't-tilâveti ve le'l-ilmu bi'r-rivâyeti velâkinne'l-Kur'âne bi'l-hidâyeti ve'l-ilme bi'd-dirâyeti.
Sadaka Resûlullah fîmâ kâl ev kemâ kâl.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri buyuruyorlar ki:
Leyse'l-Kur'ânu bi't-tilâveti. "Kur'ân-ı Kerîm, okumak ile değildir." Ve le'l-ilmu bi'r-rivâyeti. "İlim de rivayet etmekle değildir."
"Ben filancadan duydum, falanca alim şöyle demiş, şu kitapta böyle yazıyor." diye rivayet etmek değildir.
Kur'ân-ı Kerîm açıp okumakla değil; ilim de başkasından rivayet edip nakletmekle değildir.
Velâkinne'l-Kur'âne bi'l-hidâyeti. "Fakat Kur'ân-ı Kerîm hidayet iledir." Ve'l-ilme bi'd-dirâyeti. "İlim de anlayış ve idrak iledir."
Kur'ân-ı Kerîm Allahu Teâlâ hazretlerinin indirdiği kitaptır. Allahu Teâlâ hazretleri Kur'ân-ı Kerîm'i Peygamberimiz, Efendimiz Muhammed-i Mustafâ hazretlerine 23 sene içinde ceste ceste inzal eyledi yani 23 sene içinde indirdi. Bir defada, bir cilt halinde indirmedi, 23 senede indirdi; gönüllerimiz sağlamlaşsın, mânasını öğrenelim, müslümanlar bu bilgileri hazmetsin, iyice onun mûcebine göre hareket etmeleri mümkün olsun diye. Terbiyevî bir sebepten, öğretmenin usulüne dayalı bir sebepten dolayı Allahu Teâlâ hazretleri bize, aramıza peygamber gönderdi. O peygambere vahyini ceste ceste, bölüm bölüm, âyet âyet indire indire, hadiselerin içinde bizi yetiştire yetiştire Kur'ân-ı Kerîm'in ahkâmına bizi muttali eyledi, Kur'ân-ı Kerîm ile hitabını bize tamamladı.
Allah'ın kelâmından daha üstün bir kelâm tasavvur edilebilir mi?
Hiçbir bakımdan tasavvur edilemez.
Sözlerin en güzeli Kur'ân-ı Kerîm'dir. Sözlerin en doğrusu Kur'ân-ı Kerîm'dir. İlimlerin en üstünü Kur'ân-ı Kerîm'dedir çünkü her şeyi bilen Allahu Teâlâ hazretlerinin kelâmıdır, kelâm-ı kadîmidir, O'nun vahyidir. O halde şerefi sonsuz, kıymeti sonsuz... Bizim kitabımızdır, bizim rehberimizdir, numûne-i imtisalimizdir. Onun içindeki âyetlere vâkıf oluruz, öğreniriz, hayatımızı ona göre tanzim ederiz. Ahkâmına tâbi oluruz, olmamız gerekir.
"Eh, bu kadar güzel bir kitap, binâenaleyh sabah akşam okuyorum… Tamam mı?"
Hayır! Okumak kifayet etmez. Çünkü Peygamber Efendimiz, "Kur'ân-ı Kerîm okumakla değildir." diyor. Bu hadîs-i şerîf şahit. Okumanın kâfi gelmediğine bu hadîs-i şerîf delalet ediyor. Nice Kur'an okuyan insanlar vardır ki Kur'ân-ı Kerîm onların boğazlarından daha aşağıya nüfuz etmez, daha aşağı!
Daha aşağıda ne var?
Kalp var, gönül var. Yani kalplerine inmez. Kalbinden söylemiyor. Gönlünün derinliğinden söylemiyor. Sevgiyle, bağlılıkla söylemiyor. Diliyle söylüyor. Kıymeti yok!
O halde gözümüzü açmamız lazım. Dikkat etmemiz lazım. Birkaç sûre ezberlemekle işin bitmediğini bilmemiz lazım. Kur'ân-ı Kerîm'i baştan sonra anlayarak okumamız lazım. Ahkâmını öğrenmemiz lazım. Her âyet-i kerîmenin içindeki ahkâmı tahkik etmeye, hakikat haline getirmeye, hayatımıza sokmaya, hayatımızın temel prensibi haline getirmeye çalışmamız lazım. İnsan bildiği ile amel ettiği zaman Allahu Teâlâ hazretleri böyle bir iyi niyetli kimseye bilmediği ilimleri de öğretir.
İlim nasıl olur? O büyük alimler, o deryalar, o ilim ummanları nasıl öyle alim olmuşlar?
Bildiği ile amel ettiği için... Bildiği ile amel etti mi, insanın zihnine o bilgisi de yerleşir. O bakımdan Kur'ân-ı Kerîm sadece okumak değildir. Sadece birkaç hafızı toplayıp da vefat etmiş bir kimsemiz için cüzleri dağıtıp okutturmak değildir. Onun içindeki ahkâm önemlidir. Hayatımızın yürüyüş tarzı önemlidir. Giyiniş tarzımız, yiyiş tarzımız, oturuş kalkışımız, evimizin şekli şemâili önemlidir. Kalbimizin niyetleri, zihnimizdeki maksatlar önemlidir. Yoksa kuru kuruya okumak insanı kurtarmaz. Belki vebalini artırır. Belki; "Sen Kur'ân-ı Kerîm'in şurasını okudun da niye onu tatbik etmedin?" diye insana aleyhinde hüccet olur. Aman ona dikkat edelim.
Bizim bu asırda çektiğimiz sıkıntıların temelinde Kur'ân-ı Kerîm'i sevdiğimiz halde bilmememiz yatıyor. Seviyoruz, hiç kimseye, "Kur'ân-ı Kerîm'i sevmiyorsun." diyemem. Severiz, okunduğu zaman gözyaşı dökeriz, ağlarız.
Bakıyorsun otobüse binecek;
"Eûzubillâhimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm... Aman yâ Rabbim, çok şükür yâ Rabbim..." diyor. Pırıl pırıl iman ifade eden sözler söylüyor.
Bakıyorsun, biraz meşgul oluverdin mi en uzak gördüğün insan İslâm'a ısınıyor.
"Benim yolum böyle yol değildi ama ne yapayım, şaşırmışım. Ah keşke mümkün olsa da hak yola dönsem." diyor.
O halde o hak yola dönmek isteyen insanlara İslâm'ı öğretemediğimiz zaman bütün müslümanlar, hepimiz mesulüz.
Ne kadar paraya ihtiyacımız var bizim?
Şu midemizin dolması lazım... Hem örtünelim hem de üşümeyelim diye şu sırtımıza bir şey giymemiz lazım... Başımızı sokacak bir yer olması lazım... Gerisi bize vebal oluyor. Hepsi... Nasıl evimize, dükkânımıza maliyeden bir müfettiş grubu gelse; "Çıkart bakalım defterlerini." dese; "Nereden ne aldın, nereye ne verdin, verginin ne kadarını yatırdın?" diye... Nasıl insanın sırtı terler. Hepsi hesabını veremeyeceğimiz şeyler. Onun için bu paraları biraz Allah'ın yoluna sarf etmemiz lazım.
Bizim aklımıza geliyor ki İslâm'ı yaymak için ille kılıcı çekeceksin, düşmana hücum edeceksin. Önce düşmana kılıç üşürmek, kılıç sallamak yok; önce İslâm'ı tebliğ etmek var.
Anlatabildin mi İslâmiyet'i? Doğru düzgün bir Kur'ân-ı Kerîm'in tefsiri yazıldı mı?
Elhamdülillah, yazılmaya başlandı.
Bu paraları Allahu Teâlâ hazretlerinin yolunda sarf etsek de âhirete hayrımız olsa... Bu memlekete de hayrımız olsa daha iyi değil mi? Müslümanız ama zayıf müslümanlarız. İslâm öğretilmemiş, anlatılmamış.
Biz İslâm'ı sadece cami yapmak diye anlıyoruz. Cami'yi de ille kubbeli olacak, ille iki tane minaresi olacak diye düşünüyoruz. Bir minare yeter, minaresiz de olur, çatıyla da olur. Mühim olan caminin içindeki cemaat... Cemaat şuurlu olmadıktan sonra 80 tane kubbesi olsa ne olur! Süleymaniye'nin içinde üç kişiyle öğle namazı, ikindi namazı kılınca ne kıymeti var? Mühim olan cemaat, mühim olan eğitim. Mühim olan insanların terbiye olması, ârif olması, zarif olması, birbirini seven insanlar olması.
Âhirette hesap vereceğine dair mesûliyet duygusu yok. O insanı zaptedemezsin ki. Başına 80 bin tane polis koysan, zeki insanlar polisleri de aldatır, yine işini yapar. İnsanoğlu kurnaz... O kadar tedbirle, yerin altını kazıp, her türlü şeylerden kurtulup, tedbirden geçip yine de bankayı soyuyorlar. Gangster haberlerinde okuyoruz.
Hâsılı biraz daha şuurlu olacağız, çalışacağız. İş şekilde, yaldızda değildir; iç taraftadır. Kur'ân-ı Kerîm bile sadece okumakla olmaz. İçindeki ahkâma riayet edip hidayet üzere olmakla olur.
"Sen Kur'an ehli misin, Kur'ân-ı Kerîm okuyor musun?"
"Okuyorum."
Lev kâne hubbuke sâdıkan le-eta'tehû
İnne'l-muhibbe li-men yuhibbu mutî'u.
"Eğer senin sevgin hak ve gerçek sevgi olsaydı sen itaat edip onu hayatına tatbik edecektin."
Onun için aklımızı başımıza ciddi ciddi alalım. Çoluk çocuğumuz, kendimiz, muhitimiz, memleketimiz, İslâm için, dinin imanın öğrenilmesi, öğretilmesi için biraz cömert, biraz gayretli olalım. Biraz şu keyifleri, rahatlıkları terkedelim. Televizyonun başında sabahtan akşama kadar esir; çizgi film var, renkli film var, maç var, boks var, bilmem ne var... Sabahtan akşama kadar esir.
Peki, bu dışarıdaki işler ne olacak?
Ondan sonra da bir zaman geliyor, "Hadi bakalım vakit bitti, yürü âhirete." diyorlar. O zaman temenni ediyor;
"Ah yâ Rabbi! Biraz daha yaşasam da Allah yolunda gayret etsem..."
"Tam tevbe edecektim, tüh..."
"Sakal bırakacaktım, hacca da gidecektim, eski borçlarımı da ödeyecektim…"
Geçmiş ola... Mâzi geçti, istikbal ya gelir ya gelmez. İçinde bulunduğun anda müslüman olmaya, İslâm'a faydalı olmaya bak. İslam'a faydalı olmaya bak.
Kuran Okunmayan
Evde Gariptir -
Kuran-ı Kerim
Şefaatçidir - 02.02.1986
