Kuranı Kerimi Anlamak - 07.04.2000

Kuranı Kerimi Anlamak - 07.04.2000
Bakıyorum "Müslümanım" diyen insanların sorularına, -müslüman olduğunda hiç şüphe etmiyorum- Kur'ân-ı Kerîm'i bilmiyorlar. delil olarak zikrettikleri âyetin, kendilerinin düşündüğünün aksini söylediğini anlayamıyorlar. Kur'an'ı okumadıklarından, dikkatli incelemediklerinden, mânayı iyi takip etmediklerinden, işin iç yüzünü bilmediklerinden, Ondan sonra da başkalarını suçluyorlar:
"Yâhu bu öyle söylemiş, bu sözünden dolayı tevbe etmesi gerekmez mi?"
Gerekmez, çünkü sen yanlış biliyorsun bu işi, sen yanlışsın. Onun söylediğinde bir yanlışlık yok, senin sözünde yanlışlık var.
Neden?
Çünkü sen Kur'ân-ı Kerîm'i bilmiyorsun. Kulaktan dolma bazı bilgiler kulağından içeriye girmiş... Sen de onu doğruluğunu, hudutlarını hiç incelememişsin. Kendine göre bir İslâm anlayışın var. O anlayışın dışında daha derin, daha samimi, daha müttakıyâne, daha ârifâne bir yaşamla karşılaştığın zaman, irkiliyorsun, şaşırıyorsun. Senin maddî, materyalist, sathî yaşamına uymadığı için irkiliyorsun ve onu yanlış sanıyorsun. Halbuki sen yanlışsın, yanlış yolda olan, yanlış kafada olan sensin.
Bu nereden kaynaklanıyor?
Kur'an'ı bilmemekten.
Onun için müslümanın Kur'ân-ı Kerîm'i çok okuması lazım. Madem seviyor, -seviyordur inkâr etmiyoruz- madem müslüman, -müslüman olduğunu da kabul ediyoruz. İnanıyorum ki hakikaten müslüman, o sözleri ondan söylüyor. Müslüman ama Kur'an okumamış, Kur'an'ı doğru bilmiyor, itikadından haberi yok, Ehl-i Sünnet itikadı ile zıt düşecek fikirlere, kanaatlere saplanmış, kısa aklıyla ileri geri konuşuyor.
Hiç olmazsa, o konularda konuşma!
Ben şuna benzetiyorum;
Bir insan, eğer televizyonu bozulursa, "Şunun arkasını bir açayım, şöyle bir tamir etmeye kalkışayım!" der mi?
Demez.
Bilgisayarı bozulursa, "Arkasını açayım, tamir edeyim!" der mi?
Demez.
Neden?
Televizyonu bilmiyor, bilgisayarı bilmiyor. Uzmanını çağıracak veya uzmanına götürecek, o açacak, şemasına bakacak, aletleriyle ölçecek, tamirini o yapacak.
Bilmediği yere elini koymuyor, bilmediği aletin arkasını açmıyor; bu güzel...
Bu saygının, bu haddini bilmenin dinî konularda da olması lazım! Dinini bilmeyen insan, dinî konularda konuşmamalı, araştırmalı, bilene sormalı; böyle başkalarını suçlamamalı! Bilmiyorsun kardeşim... O konunun mahiyetini bilmiyorsun, yanlış bilgilerle, yanlış yönde, yanlış cephede yanlış işler yapıyorsun.
Onun için Kur'ân-ı Kerîm'i müslümanın çok okuması lazım!
Kimseyi üzmek de istemiyorum, kırmak da istemiyorum. Aferin, müslüman olmak büyük bir nimettir. İslâmî konularla ilgilenmek, bu da bir canlılık alametidir.
O halde bir şey kalıyor; Kur'ân-ı Kerîm'i okuyup Kur'ân-ı Kerîm'den gerçekleri öğrenmek... Ana kitabımız, her şeyimizin kaynağı; ilmimizin, irfanımızın, itikadımızın, tasavvufumuzun, ahlâkımızın, her şeyimizin kaynağı Kur'ân-ı Kerîm'dir. Onu güzel okur, tam anlarsak, o zaman Kur'ân-ı Kerîm'e sarılan kurtulur.
Tabi, Kur'ân-ı Kerîm'in tam anlaşılması için de, Resûlullah'ın hadislerinin tam öğrenilmesi lazım! İşte burada karşımıza çıkıyor. Zaten Resûlullah Efendimiz de, Kur'ân-ı Kerîm öğrenmeye teşvik ediyor. Kur'ân-ı Kerîm'i anlamak istediğiniz zaman, Kur'ân-ı Kerîm de sizi Resûlullah'a gönderecek. Diyecek ki;
"Beni iyi anlamak istiyorsan, Peygamberimiz Muhammed-i Mustafâ'nın sünnetini iyi öğren! O'nun sünneti, Kur'ân-ı Kerîm'in en güzel, uygulamalı açıklaması demektir." diyecek.
İnsanın sünnet-i seniyyeye de saygısı oradan artacak. Kur'an'ı okuyunca sünnete bağlanacak, sünneti okuyunca Kur'an'ı daha iyi öğrenecek. Çünkü ikisi birbiriyle iç içe ve ikisi birbiriyle bir bütün teşkil ediyor. Birisi ötekisinin genişletilmiş, uygulamalı şekli.
Kuranı Kerimi
İdrak Ederek Okumak
Kurana ve
Sünnete Sarılacağız -
