İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0507:3808:2312:5315:3817:5719:25
Kabe

Yeni Bir Hicri Yıla Girmek

Yeni Bir Hicri Yıla Girmek
Hicrî Yıl Belgeselleri

Yeni Bir Hicri Yıla Girmek

25.08.2020
37 dk 52 sn

Hicri Yıl, Müslüman olmayanlar için pek bir anlam ifade etmese de Müslümanlar için çok şey ifade eden bir tarihtir.

Değerli dostlar; bu programda dilimiz döndüğünce Takvimi, tarihçesini, dünden bu güne olan sürecini, Hicri Takvim ve önemi hususlarını anlatmaya çalışacağız.   

Takvim, zaman kavramından hareketle, onun düzenlenmesi ve bu düzenlenme sayesinde de hayatın organizesi İhtiyacından kaynaklanır. Takvim İçin önemli olan temel İlke, zamanın geçmiş, şimdiki ve gelecek zaman olmak üzere üç perspektife sahip olması ve ikincil olarak da bir başlangıç noktası belirlemesidir. Takvim sayesinde (saati de takvimin ayrılmaz bir parçası olarak düşünürsek) olaylar belirli bir sıraya dizilmektedir. Bu sayede insanlığın eylemleri kategorize edilmekte, bu şekilde gün içindeki olaylar, günlerden hareketle aylık, aylardan hareketle yıllık, yıllardan hareketle asırlık, asırdan hareketle bir çağ ile ilgili olaylar ve nihayet bir toplumun tarihi ya da genel anlamda insanlık tarihi ile ilgili olaylar kronolojik anlamda bir sıra ya da düzene sokulmaktadır.

Takvimsiz bir hayat düşünmek oldukça zordur. Her türlü kitap, ders kitabı, roman, vs. sürekli takvimle ya da genel anlamda zamanla ilişkili olmak zorundadır. Takvim, bu anlam da insanlık tarihi açısından insanlığın ilk edinimleri arasında kabul edilir. Takvimin günümüzdeki anlam ve önemi geçmişe göre çok daha fazladır. Takvim, aslında matematiksel bir şeydir. Bu sayede binlerce yıl öncesi ya da sonrası hesaplanabilmektedir. Takvim temelde astronomik hesaplamaların sonucu olduğundan ve bu hesaplamalar da hemen hemen bütün takvimlerde gün üzerinden yapıldığından, bütün dünya takvimlerinde gün temel unsur olarak karşımıza çıkmaktadır. Yani takvimler, Güneş ve Ay’ın fezadaki hareketleri sırasında gerçekleşen doğal zaman akışına göre oluşturulmaktadır.

İnsanlığın kullandığı bilinen takvimler günümüz kaynaklarında;

Güneş Takvimleri(Şemsi Takvimler): Dünyanın güneşin etrafında gerçekleştirdiği bir tam dolanımla bağlantılıdır.

Ay Takvimleri(Kameri Takvimler): Ayın dünya etrafındaki bir dolanımı sırasında görülen büyüyüp küçülme sürecine dayanmaktadır.

Ay-Güneş Takvimleri: Ay takvimi ayın gökyüzünde kolay izlenebilirliği sebebiyle tarihin ilk takvimi olmuş, ancak mevsimlere uymayışı belirgin bir kusur sayılarak bunu sağlamak için bazı yıllara 13. bir ay eklenmesi yoluna gidilmiştir. Bu durumda takvim ay takvimi olmaktan çıkmış, ay-güneş takvimi denilen yeni bir nitelik kazanmıştır. Bilinen Ay-güneş  takvimleri şöylece sıralanabilir:

-Mezopotamya Takvimi, -Musevi Takvimi, -Nesili Takvim, -Eski Çin Takvimi,

-On iki hayvanlı Türk Takvimi, -Hita ve Uygur Takvimi.    

Yıldız ve gezegen takvimi: Nil Nehrinin kabarıp taşarak her tarafı su altında bırakmasının Sirus gezegeninin döngüsüne bağlanması ile oluşturulan takvim gibi.

Ay ve güneşin hareketlerine göre düzenlenen takvimlerin ortak özellikleri, her bir takvimin kendilerine bir başlangıç noktası tayin etmesidir. Bu noktadan hareketle yıl ve yıllar hesaplanmaktadır. Böyle bir başlangıç noktasının olmadığı yerde herhangi bir yıl hesabı yapmak mümkün değildir. Bu başlangıç noktasının belirlenmesinde tarihsel, kültürel ya da genel anlamda insanlık için oldukça önemli olaylar kıstas alınmaktadır. Mesela Hıristiyanlar için Hz İsa’nın doğumu ya da hicri takvim için Hz. Muhammed(s.a.s)’in Mekke’den Medine’ye hicreti sıfır noktası olarak kabul edilmiş ve yıllar buradan hareketle sayılmaya başlamıştır. 

Çok önceki uygarlıklarda bugünle kıyasla oldukça sistematik kabul edilecek takvimler söz konusudur. Mesela Eski Mısır’da bir sene 12 ay her biri 30 gün olmak üzere toplam 360 günden oluşur. Buna 5 gün ilave edilir. Gerçek güneş senesi Mısır takvime göre 6 saat daha uzundur. Bu durum Mısırlılar tarafından bilinmektedir. Buna karşın onlar bunu bir problem olarak görmemişlerdir. Takvim hesaplamalarından bağımsız olarak, gökyüzünün en parlak yıldızı Sirus’un döngüsel olarak ortaya çıkması Mısırlılar için oldukça anlamlıdır. Mesela bu yıldızın görünmesi ile Nil nehrinin yakında taşacağını tecrübe ile öğrenmişlerdir. Mısırlar bu gibi önemli olaylarla takvim arasında doğrudan bir ilişki kurmadıklarından takvimlerini yenileme ihtiyacı da duymamışlardır.

Mısır takviminin yanında Babil ve Musevilerin takvimi de Gregoryen Takviminin öncülleri olarak kabul edilebilir. Musevi takvimine göre en önemli zaman birimi haftadır. Haftayı zaman birimi olarak kullanan uygarlık M.Ö 3. yüzyılda Babillilerdir. 7 sayısı ön Asya’da kutsal olarak kabul edilir. Babilliler haftanın yedi gününe çok ilginç bir biçimde 7 gezegenin adını vermişlerdir. Güneş, Ay, Mars, Merkür, Jüpiter, Venüs ve Satürn. 7 günlük hafta anlayışı M.Ö. 3. yüzyılda Museviler tarafından da kullanılmaya başlanmış, haftanın günleri cumartesiye kadar (Şabat) numaralandırılmıştır. Son bin yılda mevcut takvim sisteminde birçok reform yapılmış, eskiler yenilerle değiştirilmiş, bazen günler eksik kabul edilmiş, bazen artık günler oluşmuş bazen de dönemler farklı ölçütlere göre değerlendirilmiştir. Bu bağlamda sadece hafta zaman birimi kendini hemen hemen bütün takvimlerde korumuştur. Hafta yaklaşık 2000 seneden beri zaman birimi anlamında değişmeden kalabilmiştir.

Eski Roma’nın kullanmış olduğu takvimde, başlangıç olarak Roma’nın kuruluşu kabul edilmiştir. Buna rağmen senelerin sayılması sırasında Roma’nın kurulmasına rakamsal olarak bir değer verilmediğinden dolayı takvimin başlangıç tarihi tam olarak tespit edilememektedir. Sene isimleri genel olarak o dönemde iktidarda olan kralın ismine atıfla verilen eski Roma takviminde hesaplar ay yılına göre ayarlanır ve sene 10 aya bölünürdü. Bu takvimdeki ay isimleri, Martius, Aprilis, Maius, Junuis, September, Oktober, Novemberi, Januarius, Februarius ve Quintilis’tir. Bu takvimde Musevilerden farklı olarak haftanın başlangıç günü pazar olarak kabul edilmiştir. Bu zamandan beri Pazar günleri dirilmenin hatırlanması olarak Hıristiyanların kutsal günü olarak kabul edilmiştir.

Bunlardan başka Çinlilerin, Budistlerin, Kıptilerin, İranlıların ve Bahailerin kendilerine has birer takvimleri var ise de Gregoryan Takvimi tüm dünya ülkeleri tarafından kabul görerek kullanılmakta olup uluslararası ilişkiler, ticaret, kültür ve sanat faaliyetlerinin ortak takvimi haline gelmiştir. 

Sözlük dili ile “doğrultmak, düzeltmek; değerini belirlemek” anlamlarına gelen takvim kelimesi, terim olarak “bir olayın belli bir başlangıca göre akıp giden zaman içerisindeki yerini, boyutlarını verme” ve “bunu veren belge” demektir. Söz konusu boyutlar yıl, ay, gün sayısı ve gün adı şeklinde belirlenmiş olduğundan, takvim, kısaca zamanı günlere, aylara, yıllara bölme metodudur denilebilir.

İnsanlar zamanı ölçerken, ölçü aracı olarak güneşi ve ayı kullanmışlardır. Güneşi kullananlar, dünyanın, güneş etrafındaki bir tam dönüşünü esas almışlardır ki bu süre 365 gün 6 saattir ve bu şekilde oluşturulan takvimlere de ''Güneş Takvimi” denilmektedir.

Ay'ı kullananlar ise ayın dünya etrafında 12 kez dönmesini, 12 x 29.5 = 354 günü esas almışlardır. Bu şekilde oluşturulan takvime de “Ay Takvimi” denilmektedir.

Güneş Takvimleri

İlk güneş takvimi Mısırlılar tarafından M.Ö. 238 yılında oluşturulmuş ise de çok yaygın kabul görmeyerek kısa sürede yürürlükten kaldırılmıştı. Bir müddet geçtikten sonra takvimsiz olmayacağını gören zamanın bilim insanları, zaman ölçümlerini aynı takvimi esas alarak yeniden yaptılar ve M.Ö. 146 yılında yeni ölçümlere göre oluşturdukları yeni takvim kullanılmaya başlanıldı. Geçmiş dönemlerde her toplum kendi takvimini oluştururken, kendileri için önemli saydıkları bir günü başlangıç olarak almışlardır. İyon ve Yunanlılar kanalıyla Batı’ya aktarılan güneş takviminde, Roma İmparatoru Jül Sezar’ın döneminde, yıl başlangıcı 1 Ocak, Hz. İsa’nın doğum tarihine çekilmiş ve M.Ö. 46 yılında Jülyen Takvimi adı ile yeni şeklini almış ve Quintilis olan Temmuz ayının adı Jül Sezar’dan esinlenilerek July olarak değiştirilmişti. Takvimdeki bir sonraki değişiklik M.Ö. 8. yılda İmparator Augustos tarafından, bir aya kendi ismini (Ağustos) verdirmek ve ayların gün sayısı ile oynamak şeklinde yaptırıldı. Jülyen takvimi, Romalı kökenli olması nedeniyle Türkçede Rumi Takvim olarak anılmaktadır. Aynı takvim Yeni Çağda Papa X!!I Gregor tarafından tekrar düzenletilerek 1582 yılından itibaren  kullanılmaya devam edilmiş ve artık Gregoryen Takvimi olarak anılmaya başlanmıştır. Batı dünyasında en yaygın olarak kullanılan bu takvim 1926 yılından itibaren ülkemizde de aynı adla kullanılmaya başlanmıştır.  

Yine geçmiş dönemlerde, 365 gün 6 saati esas alan ve bazı farklı isimlerle anılan güneş takvimleri de kullanılmıştır. Bunlardan bazıları Doğu Hıristiyanlarının (Süryânîler) kullandığı İskender Takvimi, bugünkü Mısır Hıristiyanları (Kıptîler) tarafından kullanılan Kıptî Takvimi, eski İran’da kullanılan Yezdicerd Takvimi, Selçuklu Hükümdarı Malikşah dönemi Celali Takvimidir.

Ay Takvimleri (Kamerî Takvimler)

Ayın dünya etrafındaki bir dolanımı sırasında görülen büyüyüp küçülme sürecine dayanmaktadır. Ay takviminde bazı ayların yirmi yedi veya yirmi sekizinci günü gökyüzünde güneşle ay, ay önde ve güneş arkada olarak birbirine yakın görünmekte ve akşamdan az önce ay, akşam olunca da güneş batmaktadır. Güneş aydan daha hızlı gittiğinden ayın yirmi sekiz veya yirmi dokuzunda aya yetişir ve dünya-ay-güneş bir hizaya gelir ve yerden bakıldığında güneşle ay birlikteymiş gibi görünür; bu duruma kavuşum (ictimâ-i neyyireyn, kısaca içtima) denilmektedir.

Batılı gökbilimcilere göre, güneş merkezinin ufuk çizgisi üzerine geldiği, şer‘î hükümlere göre ise güneşin bütünüyle batıp ufuk çizgisine teğet olduğu anı izleyen alacakaranlık içerisinde ay (yeni ay), batış noktası yakınında ve ufuk çizgisinin biraz üstünde sola bakan ince bir hilâl biçiminde görülecektir. Ayın bu şekilde gözlenip görülmesine rü’yet-i hilâl (kısaca rü’yet) adı verilmektedir. İki içtima ya da rü’yet arası süreye sinodal ay yahut içtima ayı veya rü’yet ayı denilir.

Bu takvimde bir ay yaklaşık 29,5 gün, on iki aylı bir yıl ise 354,5 gündür. Bunların gerçek değerleri de yirmi dokuz yahut otuz gün ve 354 veya 355 gündür. Ancak hangi ayların yirmi dokuz, hangilerinin otuz ve hangi yılların 354, hangilerinin 355 gün çekeceği önceden belirlenememiş ve bir kurala bağlanamamış olup o zaman dilimindeki rü’yete göre belirlenmektedir.

Hicri takvimin (ay-hicret takvimi, hicri-kameri takvim) İslâm âleminin dini takvimi olarak kabul edilmesi münasebetiyle Müslümanların ibadet vakitlerinin Güneş’in konumuna ve Ay’ın evrelerine göre belirlenmesi hususu önem kazanmış, Müslüman ilim adamları Ay ve Güneş hareketlerini ilgi ve hassasiyetle takip etmişlerdir. Bu husustaki araştırma ve çalışmalar zamanla Müslümanları vakit hesaplamalarında ileri bir seviyeye getirecek ve astronomide öncü bir rol oynamalarını sağlayacaktı. Elbette ki bunda Allah(c.c.)’ın Kuran-ı Kerim’de muhtelif sure ve ayetlerde güneş, ay, aylar ve buna göre ibadetlerin düzenlenmesinin bildirmesi önemli rol oynamıştır.

Şöyle ki;

Tevbe suresinin 36-37. ayetleriyle “Şüphesiz gökleri ve yeri yarattığı günden beri Allah katında ayların sayısı, Allah’ın kitabında on iki aydır. Onlardan dördü (olan Zilkâde, Zilhicce, Muharrem, Receb) haram olan (hürmet gereken ay)lardır. İşte dosdoğru din (hesap) budur. O halde onlarda (yani, o haram aylarda savaşıp, saygısızlık ederek) kendinize yazık etmeyin. (Fakat) müşrikler sizinle topluca (bu aylarda) savaşırlarsa, siz de onlarla topluca savaşın. Bilin ki Allah, (günahlardan) sakınanlarla beraberdir. (Haram aylarda savaşmak için bu) ayların yerlerini değiştirip sonraya bırakmak, olsa olsa küfürde bir artış (sebebi)dir ki onunla kâfirler saptırılır (daha da sapıp giderler).  Onlar, bir sene onu (o haram ayı geciktirmeyi) helal ve bir sene haram sayarlar ki (bu da görünüşte), Allah’ın haram kıldığı (ayları)n sayısına uydurmak, (böylelikle de) Allah’ın haram kıldığını helal yapmak içindir…”

Yunus Suresi 5-6 ayetlerde: “Güneşi bir ışık, ayı da (aydınlık) bir nur yapan; yılların sayısını ve hesabını bilmeniz için aya menziller düzenleyip koyan O’dur. Allah bunları (tesadüfen değil) ancak gerçek (bir ölçü) ile (faydası için) yaratmıştır. O, bilen bir kavim için ayetlerini geniş geniş açıklar. Gece ile gündüzün (uzayıp kısalarak) birbiri ardınca gelmesinde, Allah’ın göklerde ve yerde yarattığı şeylerde, (düşünen ve) Allah’a saygı duyup, emrine uygun yaşamak isteyen bir toplum için elbet (O’nun birliğine ve kudretine dair) nice ayetler (ibretler) vardır.

Yasin Suresi 38-40 ayetlerde; “Güneş de (bir delildir ki) kendi karargâhında (mihveri etrafında muntazam olarak) cereyan etmekte (dönerek gitmekte)dir. Bu mutlak galip, hakkıyla bilen (Allah’)ın takdiridir. Aya gelince; biz ona (dünyanın etrafında günlük devri ve seyri için) birtakım menziller tayin ettik ki (her aylık devrinin) sonunda o, (kurumuş) eski hurma salkımının eğri çöpüne döner (son ve ilk hilâl şeklini alır). Ne güneş aya erişir (geceyi önler) ne de gece gündüzü geçer (zamansız gelir). (Güneş, ay, dünya ve yıldızların) hepsi de bir felekte (bir yörüngede) yüzmektedirler.”

Al-i İmran Suresi 191. Ayette: “(İşte) o (aklıselim sahibi) kimseler ayaktayken, otururken, yan taraflarına yaslanarak yatarken Allah’ı anarlar, göklerin ve yerin yaratılışı hakkında düşünürler (ve derler ki:) “Ey Rabbimiz! Bunu boş yere yaratmadın…”

Araf Suresi 54. Ayette: “Şüphesiz ki Rabbiniz, gökleri ve yeri altı günde (devrede) yaratan, sonra Arş’ı hükmü altına alan; geceyi, peşi sıra gelen gündüzle bürüyüp örten; güneşi, ayı ve yıldızları emrine boyun eğmiş olarak yaratan Allah’tır….”

Rad Suresi 2. Ayette: “Gökleri görebileceğiniz (veya görüp durduğunuz gibi) bir direk olmaksızın yükselten, sonra Arş’ı hükmü altına alan, her biri belli bir vakte kadar ak(ıp hareket ed)en güneş ve ay(ı emrine gör)e boyun eğdiren, işleri (düzenli bir şekilde) yöneten Allah’tır...”

Bakara Suresi 189. Ayette: “(Resulüm!) Sana hilâl halindeki (yeni doğan) ayları sorarlar. De ki: “Onlar, insanlar ve (özellikle) hac için vakit ölçüleridir….”

İslâm dini, zamanın değerlendirilmesinde, günün planlanmasına verdiği önem nedeniyle Müslümanların günlük, haftalık ve yıllık ibadetlerini belirli bir intizam altına almış ve bu şekilde kişinin hayatını en verimli şekilde geçirmesini hedeflemiştir. Bunu kolaylaştırmak ve belli bir düzene koymak üzere, Müslümanların ibadetlerini, Ay’ın seyrine dayalı bir nizam içerisinde yapmalarına yönlendirici muhtelif ayetlerle, dikkatleri göklere çekmektedir. Kuran-ı Kerim’de, gökler, yıldızlar, Ay, Güneş vesaireye dair olan ifadeler Müslümanların astronomiye alaka duymasını sağlamıştır. Gerek ibadet vakitlerinin belirlenmesi için takvim çalışmaları, gerekse kıble yönünün bulunması için yapılan yön tayini çalışmaları ve astronomi araştırmaları İslam’ın ilk dönemlerinden itibaren hız kazanmıştır.

İslamiyet’ten önce kullandıkları Kameri takvime alışık olan Müslümanlar, kısa sürede farklı coğrafi bölgelere yayılmışlar ve buralarda güneşe dayalı yeni takvimleri tanımışlardır. Güneş’e dayalı bu takvimlerin bazıları, İslam tarihi boyunca tarım işleri ve devlete ait bazı idari meselelerle ilgili olarak bugüne değin kullanıla gelmiştir. Müslümanlar arasında sosyal ve dini hayatı düzenleyen bir unsur olan Hicrî takvime duyulan ilgi, Müslüman astronomların başlıca meşgalesidir ve Celâlî Takvimi’nin hazırlanmasına kadar devam etmiştir. Selçuklu astronomları tarafından hazırlanan Celâlî Takvimi, çok geniş bir alanda kullanılmış mükemmel bir güneş takvimidir.

Hicrî Takvim

İslam dünyasında kullanılan Hicri-Kameri takvim, Peygamberimiz Hz. Muhammed(s.a.s)’in 622 yılında Mekke’den Medine’ye göç etmesiyle başlatılır ve Miladi takvimden farklı olarak Ay’ın Dünya etrafındaki dönüşüne göre tanımlanır. Müslümanların günlük, aylık ve yıllık dini ibadetlerinin vaktini belirleyen bu takvimde bir yıl, Kuran-ı Kerim’de de belirtildiği gibi on iki aydır. Bu aylar sırasıyla şu şekildedir: Muharrem, Safer, Rebiyülevvel, Rebiyülahir, Cemaziyelevvel, Cemaziyelahir, Receb, Şaban, Ramazan, Şevval, Zilkade ve Zilhicce. Bir yılı 354 gün olan Hicri takvim, güneş yılından yaklaşık 11 gün eksiktir. Bu eksiklik sebebiyle Miladi takvim, Hicri takvime göre otuz üç senede bir sene geri kalır. Dolayısıyla aylar güneş yılına göre kaydığı için Müslümanlar, ramazan orucunu daima aynı mevsimde değil her mevsime gelecek şekilde değişik günlerde tutarlar. Bu durum Hicri takvimi kullanan Müslüman devletlerin ayrıca güneş takvimini de kullanmaları ihtiyacını ortaya çıkarmakta, bundan dolayı da astronomlar tarafından hazırlanan bazı takvimlerde Hicri takvimin günleri yanında Miladi takvimin günlerinin de yazıldığı görülmektedir.

Kuran-ı Kerim, mesajının tamamı Ay Takvimi esasına göre inmiştir. Her biri zaman mefhumuna dayalı olan İslami kavramlar, Ay Takvimi’ne göre düzenlenmiştir. Temel ibadetlerimizden Haccın ifası, orucun ne zaman başlayacağı ve biteceği, mübarek kandiller ve bayramlarımız, hangi gece veya gündüzlerin diğer gecelerden üstün olduğu veya feyiz ve bereket açısından daha önemli olduğu hep Hicri Takvim esasına göre belirlenmiştir. Dolayısıyla Müslümanlar da hayatlarında yer teşkil eden önemli tarihleri Hicri Takvime göre belirlemeli ve Hicri Takvime göre törenlerini düzenlemelidirler. Dualarını ve hediyeleşmelerini o günlerde arttırmalıdırlar.

Her ayın “eyyamı bîyd” denilen 13, 14, 15’i günleri Hicri Takvime göre hesaplanır, Miladi Takvime göre değil. O günlerde oruç tutmak çok sevaplıdır. Ramazan ayının başlangıcı Hicri Takvime göre hesaplanır ve Miladi takvimde her sene yeri değişir. Haccın başlangıcı Zilhicce ayı yine Hicri Takvime göre hesaplanır ve Miladi Takvimde her sene yeri değişir. Bütün Kuran-ı Kerim mesajları Hicri Takvime göre düzenlenmiştir.

Kuran-ı Kerim’de Ayet-i Kerimelerde geçtiği için şer'i bakımdan büyük bir açıklıkla, kesinlikle ifade edilmiş olduğuna göre bir sene 12 aydan meydana gelmekte ve senenin dört ayı haram aylardır. Yani çok mübarek, muhterem ve hürmetine riayet edilmesi gereken aylardır. Bu dört haram ayın üç tanesi peş peşedir: Zilkade, Zilhicce ve Muharrem ayları. Zilkade ile Zilhicce eski senenin son iki ayı ve Muharrem de yeni başlayan senenin birinci ayıdır. Hac mevsimi bu aylarla başlamaktadır. Bu nedenle bu aylarda ceng ü cidâl, kavga, yol kesme vesaire gibi şeylerden Araplar son derece sakınırlardı, yapmazlardı. Aralarında kan davası olsa, husumet olsa bile hasmını görmezlikten gelirlerdi.

Peygamber (s.a.s.) Efendimizin zamanında o yörede tarihleme belirli mühim olayları zikrederek, "Ondan şu kadar önce, bundan şu kadar sonra" diye yapılırdı. Mesela Ebrehe, fil takviyeli ordusu ile Kâbe'yi yıkmak için Arafat'a kadar, Müzdelife'ye kadar gelmiş fakat ebabil kuşlarının onların üzerine attıkları taşlarla, ordu perişan olup hezimete uğrayıp geri dönüp gitmişti. Kuran-ı Kerim'de Fil suresinde anlatılan bu olay, Araplarca meşhur, çok olağanüstü bir olay. Büyük bir ordu Mekke'nin yakınına kadar geliyor fakat Mekkeliler çarpışmadan, bir takım manevi musibetlerle perişan olarak, yenik ekin taneleri gibi bitik olarak dönüp gidiyorlar. Dolayısıyla, bilinen bu meşhur olay Araplar için bir nirengi noktası oluşturuyor, bir olayı anlatacakları zaman, "Fil yılında oldu. Fil yılından iki sene önce oldu. Üç sene sonra oldu." gibi belirtiyorlardı.

Peygamber (s.a.s.) Efendimizin zamanında da buna benzer isimlendirmelere rastlıyoruz. Müslümanlar, Kureyş kendilerine çok zulmedince Peygamber(s.a.s) Efendimizden izin istediler, hicret etmeye izin çıktı, o zaman dilimine senetü'l-izn dediler. Sonra mühim vefat hadiselerinin olduğu seneye senetü'l-hüzn dediler.

Bu isimlendirme sistemi Peygamber (s.a.s) Efendimizin vefatından sonra bazı sıkıntılar getirmeye başladı. Hz. Ömer(ra)’in halifeliği zamanında, hicretten 17 yıl geçtiği sırada, Yemen'e hâkim ve kadı olarak gönderilen Ebû Musa el-Eş'ârî (ra), halifeye bir resmî yazı göndermiş; "Şaban ayı" diye bir tarih atmış ama ay ismi var fakat gerisi yok. Mektup Yemen'den gelip halife Hz. Ömer'in eline ulaştığı zaman: "Acaba hangi Şaban, şu yakındaki Şaban mı yoksa daha önceki Şaban mı?" diye tereddüt hâsıl olmuş. Bunun üzerine halife Hz. Ömer, sahabe-i kiramın ileri gelenleri istişareler yapmış, Ay’ın seyir durumuna göre belirlenen, uygulaması çok kolay, çok sade, herkes tarafından anlaşılabilir ve tarihi olan Kameri Takvimi seçmişler. Takvim başlangıcının, yılların rakamlarla belirlenmesinin neye göre olacağını konusunda ise Peygamber (s.a.s.) Efendimizin doğum tarihini esas almak istemişlerse de muhtelif rivayetler nedeni ile olmaz denilmiş. Vefat tarihini düşünmüşler hüzün oluşturduğu olmaz denilmiş. En sonunda İslâm için çok önemli bir dönüm noktası, çok önemli bir olay olan hicreti seçmişler. İslâm'ın hâkimiyetinin, galibiyetinin başlangıç noktası Peygamber (s.a.s) Efendimizin hicreti olduğu için bu olay sıfır, başlangıç olarak kabul edilmiş ve "Hicretten önce, hicretten sonra." diye yıllar isimlendirilmeye başlanmıştı.

Dini yönden Muharrem ayı önemli bir aydır. Zira dört muhterem aydan, haram aylardan bir tanesi olduğu için, Kuran-ı Kerim'le tescil edilmiş bir muhteremliği, mübarekliği olduğu için önemli bir aydır. Peygamber (s.a.s) Efendimiz de muhtelif hadisi şeriflerinde bu ayla ilgili şunları buyurmaktadır;

"Kim Muharrem ayı içinde bir gün oruç tutarsa tuttuğu her gün için 30 gün oruç tutmuş gibi sevap verilir."

"Ramazan ayından sonra tutulan oruçların en şereflisi, en faziletlisi Muharrem ayında tutulan oruçtur. Farz namazlardan sonra en faziletli namaz da geceleyin kılınan namazdır."

"Bir insan geçmiş senenin son günü olan Zilhiccenin sonuncu gününü oruçlu geçirirse giden seneyi oruçla kapatmış olur ve gelen yeni seneyi oruçla başlatmış olur. Allah böyle davranışını onun için 50 yıllık günahına kefaret vesilesi eyler."

Muharrem ayına önem kazandıran hususlardan birisi de Aşure günü olarak bilinen 10. günüdür. Bu günde oruç tutulması ile ilgili pek çok rivayet mevcuttur ve bizzat Peygamber (s.a.s) Efendimiz o gün oruç tutarak örnek teşkil etmişlerdir. Bu konudaki Hadisi Şerifleri ise şöyledir:

 “Aşure günü orucunun, bir önceki yılın günahlarına kefaret olmasını Allah’tan umarım.”

"Bir günün öteki güne içinde oruç tutmak bakımından bir üstünlüğü yoktur, hepsi eşittir ama Ramazan ayı ve Aşure günü müstesna."

"Peygamber (s.a.s) Efendimiz kendileri Aşure orucunu tutmuşlar ve başkaları da tutsun diye emretmişlerdi."

Aşure orucunun hükmü nedir?" diye sahabe-i kiram efendilerimizden İbn Abbas(ra) sorulduğunda şöyle buyurmuş; "Peygamber (s.a.s) Efendimizin faziletini umarak, öteki günlerden daha faziletli diyerek, riayet ederek, bugünden başka bir gün oruç tuttuğunu bilmiyorum. Bugün için bu faziletlidir diyerek tutardı. Aylar içinde de Ramazan orucunu tutardı." diye buyuruyor.

Peygamber (s.a.s) Efendimiz Medine-i Münevvere ‘ye teşrif ettikleri zaman, orada birilerinin oruç tuttuğunu gördü. Onlara sordu:

"Bu ne orucu, niye oruç tutuyorsunuz?" dedi. Onlar dediler ki:

"Bu gün mübarek bir gündür. Allah bu günde İsrailoğulları’nı kurtardı, Firavun ve ordusu denizde boğuldu. Musa (as) şükür için bu orucu tuttu." diye bildirdiler. Peygamber (s.a.s) Efendimiz dedi ki:

"Musa (as) bizim kardeşimizdir, biz ona sizden daha yakınız. Onun sevindiği şeyden sevinmeye biz daha çok riayet ederiz. Dinin esaslarında bir ayrılığımız yoktur. O halde biz de bu günü tutarız." dedi.

Ashabına Aşure günü oruç tutulmasını tavsiye etti. Yalnız, tam onlar gibi olmayalım diye, onlara tabi olmuş olmayalım diye, dokuzunda ve onunda veya onunda ve on birinde tutmayı tavsiye buyurdu. Bu hususta ki bir başka rivayette; Resulullah (s.a.s) Efendimiz buyurmuş ki;

"Önümüzdeki seneye çıkarsam, sağ kalırsam, o zamana kadar bâki olursam, ömrüm sürerse, Muharrem'in dokuzuncu günü de inşallah oruç tutacağım."

Peygamber Efendimiz(s.a.s) bir soru sorduklarında Hz. Ali(ra) Efendimiz de onun yanında oturmakta imiş. Demişler ki: "Ramazan'dan başka bir zamanda oruç tutmamı tavsiye ederseniz hangi ayda tutmamı tavsiye edersiniz?" Orada bulunan Hz. Ali(ra) Efendimiz de orada oturuyormuş, o anlatıyor. "Ben orda oturuyordum, duydum bunu aynen böyle." diyor. Peygamber Efendimiz de cevaben buyurmuşlar ki;

 "Eğer Ramazan'dan başka bir ayda oruç tutmak istersen, Muharrem'de tut! Çünkü Muharrem ayı mukaddes bir aydır, şehrullah diye anılan aylardandır, haram aylardandır; onun için, o ayda tut! Onun içinde bir gün vardır ki o günde Allah eski kavimlerden bazı kimselere tövbe nasip etmiştir. O evvelki insana tövbe nasip ettiği gibi başka insanlara da tövbesinin kabul olunmasını nasip eder. Onun için o ayda oruç tutun!"

Hangi kişinin tövbesi kabul olunmuş bu Muharrem ayında? Ebu'l-Leys Semerkandi'nin eserinde belirttiğine göre, Hz. Âdem (as) tövbesini Allah’u Teâlâ hazretleri bu Muharrem ayında kabul etmiş. Ona işaret ediyor Peygamber(s.a.s) Efendimiz. O bakımdan "Başka kulların da günahlarını afv u mağfiret eder, bu ayda tut!" diye tavsiye buyurmuş. Bu hususta mükâfatlar da beyan eylemiş. Yine İbn Abbas(ra) 'dan rivayet ediliyor ki;

"Kim Muharrem ayında bir oruç tutarsa her gün için otuz gün tutmuş gibi sevap verilir." buyurmuş.

“Aşure gününde oruç tutmak nasıldır?” sorusuna "Geçmiş senenin günahlarını affettirir, bağışlatır, kefaret olur." buyurdu. Bazı rivayetlerde "Umuyorum ki öndeki, ondan sonraki seneye de kefaret olur." ilave ibaresi bulunmaktadır.

Aşure günü ile ilgili Peygamber (s.a.s) Efendimizin şu hadisi şerifi de bize bu gün yapılacaklar ile ilgili ışık tutmaktadır.

“Kim bu Muharrem'in onuncu günü, Aşure günü ailesine, çoluk çocuğuna, geçimiyle mükellef olduğu kimselere, karısına lütufta bulunur, ikramda bulunur; yiyecek, içecek, giyecek, sevindirici eşyalar vermek suretiyle bir genişlik, ikram, ferahlık sağlarsa, ikramda bulunursa; Allah da ona bu günden sonra, senenin diğer günlerinde aynı tarzda ferahlık sağlar."

Bu konuda önemli eserlerde, özellikle büyük âlim Abdülkadir Geylani hazretlerinin Gunyetü't-tâlibin'inde, Ebu'l-Leys-i Semerkandî'nin kitabında, et-Tergîb ve't-terhîb isimli eserde, daha başka vaaz ve hadis kitaplarında, hutbe kitaplarında çeşitli tavsiyeler, daha başka rivayetler de mevcuttur.  

Bu güne Aşure günü denilmesi hakkında da çeşitli izahat var, Muharrem'in onuncu günü olduğu için 10 rakamını ifade eden “aşere”den Aşure denmiş olabilir, daha başka sebepler de zikrediliyor. Bu günlerde ayrıca eski peygamberlerin hep bu günlerde çeşitli rahatlıklara, ferahlıklara, lütuflara, ikramlara erdiği rivayet ediliyor ki bunları şöyle sıralamak mümkündür:

- Hz. Âdem'in işlediği günahtan sonra tövbesinin kabul edilmesi,

- Hz. İdris'in diri olarak göğe yükseltilmesi,

- Hz. Nuh'un gemisinin tufandan kurtulması,

- Hz. İbrahim'in ateşte yanmaması,

- Hz. Yakup'un oğlu Yusuf'a kavuşması,

- Hz. Eyyub’un hastalıklarının iyileşmesi,

- Hz. Musa’nın Kızıldeniz'den geçip İsrailoğulları'nı firavundan kurtarması,

- Hz. Yunus’un balığın karnından çıkması,

- Hz. İsa'nın doğumu ve ölümden kurtarılıp göğe yükseltilmesi.

Bu güzelliklerin yanında, bu mübarek günde, yürekleri parçalayan, acı, tarihî bir olayda vuku bulmuş, Hz. Ali Efendimizin mübarek oğlu, Hz. Hüseyin Efendimiz Kerbela’da, 10 Muharrem'de, yanındaki ailesiyle, çoluk çocuğuyla, sevdikleriyle beraber şehit edildi. Bunu da elbette hiç unutmamamız lazım! Hz. Hüseyin Efendimizin ruhu için çeşitli dualar, sureler okuyup, hatimler indirip ona hediye edebiliriz.

Muharrem ayında bu gecelerde, gündüzlerde yapılacak başka neler olabilir diye bakıldığında, kadim eserlerde ve âlim zatların, Allah((c.c)’ın veli kullarının sohbetlerinde deniliyor ki:

"Bu gecelerde tesbih namazı kılmak da çok sevaptır."

“Bu gecelerde teheccüd namazı kılmaya da gayret edelim” Bu teheccüd namazını da rivayet edilen şekiller arasında Fâtiha'dan sonra 50 İhlâs-ı şerîf okunması tavsiye edilmiştir.

“Bu ayda çok çok tövbe ve istiğfar etmeye, oruçlar tutmaya gayret edilmeli!”

Son olarak bu günde yapıla gelen ananevi bir yemek var ki o da Nuh(as) ve kendisine inanan müminlerin tufandan kurtuluşuna dayanıyor. Nuh(as)’ın Allah(c.c)’ın emri ile yapmış olduğu gemi ve kendisine inanıp gemiye binenler tufan nedeniyle aylarca suyun üstünde kalmışlar, Muharrem ayının onuncu günü, sular çekilmeye başlayınca gemi Cudi dağının üstüne oturmuştu. Rivayete göre içindeki yiyecekler de azalmış, en son ne varsa; pirinç, fasulye, nohut, incir, üzüm, zerdali, şeftali, erik v.b malzemeden bir yemek yaparlar ve Allah için tuttukları o orucu da bu pişirdikleri yemekle açarlar. İşte bu vesile ile biz Müslümanlar böyle bir Aşure yemeği yapıyoruz, dağıtıyoruz. Başkalarına ikramda bulunuyoruz.

Yüce Rabbimiz cümlemizi bu günlerin kıymetini bilenlerden, gereği gibi değerlendirip sevaplara nail olabilenlerden eylesin. Âmin.

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
Muharrem ve Aşura
25.06.20266 dk 38 sn
Takvim ve Muharrem Ayı
25.06.20265 dk 58 sn
Takvim ve İsimlendirme
25.06.20263 dk 41 sn
Hicri Takvim
25.06.20265 dk 8 sn
Güneş ve Ay Takvimleri
25.06.20265 dk 44 sn
Tarihsel Süreçte Takvim
25.06.20265 dk 6 sn
Takvim ve Çeşitleri
25.06.20264 dk 36 sn
Hicri Yıl ve Muharremiyeler 2
21.08.202022 dk 18 sn
Hicri Yıl ve Muharremiyeler 1
21.08.202022 dk 45 sn
Aşure Günün Önemi
25.06.202629 dk 31 sn
AKRA