Dünya Sevgisi Ve Ölümden Korkmak - 08.05.1983

Dünya Sevgisi Ve Ölümden Korkmak - 08.05.1983
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem bize olmuşlardan, geçmiş ümmetlerin başına gelenlerden bahsettiği gibi geleceklerden de bahsetmiştir.
Öyle mi?
Öyle, elhak öyle...
Resûlullah Efendimiz asırlar sonrasından bahsetmiştir.
Nasıl bahsediyor?
Allah'ın resûlü de ondan... Dikkat et, Allah'ın elçisi, kâinâtın sahibinin, yaradanın elçisi...
"İstanbul fetholunacaktır." demiş.
Biz şimdi bu dersi nerede yapıyoruz? Medine'de mi yapıyoruz, Şam'da mı yapıyoruz?
Bak, İstanbul'da yapıyoruz.
Sadaka Resûlullah fîmâ kâl ev kemâ kâl.
Ne doğru söylemiş, Resûlullah. "Roma da fetholuncak!" diyor, müjdeler olsun. "Roma da fetholacak ama Roma'yı silahla fethetmeyeceksiniz, lâ ilâhe illallah'la fethedeceksiniz." diyor.
Roma'yı da fethedeceğiz. Zaten Roma'ya camiyi kurduk, orada eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammede'r-resûlullah diyoruz. Orada Roma Belediyesi çırpındı çırpındı, camiyi kurdu, elhamdülillah...
Her dediği olacak.
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri buyurmuş ki;
"İleride sizin başınıza ümmetler üşüşecekler."
Öteki milletlere mensup insanlar Ümmet-i Muhammed'in üstüne çullanacak.
Nasıl?
"Yemek tabağına yemek yiyicilerinin üşüştüğü gibi..."
Nasıl üşüşürler, bilirsiniz. Anadolu'da sofra kurulur, ortaya kâse konulur. Herkes kaşıkları alır, kâseye hücum eder. Hele bir de iftar vaktindeyse hızlı hızlı yemek yerler, kâseye saldırırlar. İşte tabağa herkesin hücum ettiği gibi bütün ümmetler size saldıracak.
Ne demek?
Sizi yiyip içecekler, sömürecekler, maddî ve mânevî zenginliklerinizi soyup soğana çevirecekler, yiyecekler...
"Ama bu zillet neden?" Ashâb-ı kîram alışmamış... Öyle hor, zelil olur mu müslüman?
Ve lillâhi'l-izzetü ve li-Resûlihî ve li'l-mü'minîne ve lâkinne'l-münâfikîne lâ yefkahûn.
"İzzet kimindir? İzzet, celal, azamet, şan, şevket Allah'ındır, Resûlü'nündür, müslümanlarındır. Münafıklar onu anlamaz."
Kimdir aziz olan?
Mü'mindir aziz olan. Tabi o zât-ı muhteremler alışmamışlar, diyorlar ki;
"Yâ Resûlallah! O zaman adedimiz az olacak da ondan mı bize düşmanlar böyle saldıracaklar?"
"Hayır" diyor Resûlullah Efendimiz. "Az olmayacaksınız, bilakis çok olacaksınız. Ama size eski ümmetlerin iki kusuru, iki hastalığı bulaşmış olacak. O hastalıktan dolayı onlar size hücum edebilecekler."
Ne?
"Bir, hubbu'd-dünyâ, dünyalık sevgisi, dünya sevgisi..."
Parayı sever misin?
Bayılırım...
Köşkü?
Oo, sorulur mu?..
Yemek içmek, zevk u sefa, mevki makam, rütbe, şan şeref, rahat, otomobiller...
Hepsi güzel.
Hubbu'd-dünyâ! Onu esas alıp onu seversen o zaman küçülüyorsun. Onları elinin tersiyle itip de, "Ben Allah'ı severim, Allah'ın yolunu severim." dediğin zaman azametli oluyorsun, karşındakiler küçülüyor, sen büyüyorsun. Sen devleşiyorsun, onlar cüceleşiyor. Dünya sevgisi, hastalıklardan birincisi.
"İkincisi, kerâhiyetü'l-mevt, ölümden korkmak."
İnsan neden küçülüyor?
Dünya sevgisinden, ölüm korkusundan...
Peki, dünyayı sevmezse?
Dû cihânı ehline verdim hemân.
"İki cihan da ehlinin olsun, ben Allah'ı istiyorum." diyorsa ne yapacak o kimseye? Düşmanlar ne yapacak?
Bir şey yapamaz, çaresiz kalır. Tekniği ve teknolojisi mü'minin karşısında durur.
İstiklal harbinde öyle olmadı mı? Kıbrıs'ta öyle olmadı mı? Biz Kıbrıs'ı teknikle mi aldık?
İmanla aldık, "Allah" diyerek aldık.
Mânevî yardımla aldık.
Moral eğitimi, insanın içindeki asalet duygusu... O duygu oldu mu, insanın önünde kimse duramaz. Bu duyguyu geliştirmeliyiz. Halkımızı cüce insanlar yapmamalı, asil insanlar yapmalıyız. Halkımızın başı dik, göğsü kabarık durmalı.
Fakir olabiliriz.
"Fakirim ama öyle bir padişahın fakiriyim ki muhteşem bir fakirim."
Benim kimseye ihtiyacım yok. Ben bir lokma yedim mi doyarım. Elim tuttuğu müddetçe çalışırım da... Sen bana makine vermezsen ben kazmayla, kürekle yolumu yaparım. Sen bana bir şey vermezsen bana Allah ilham eder, senin yaptığından daha âlâ fabrika yaparım.
O şuuru almalıyız. O şuuru almadık mı adamı yetiştiririz, münevver ederiz. Adamlar elde ederler, senin aleyhine çalışır.
İman en önemli şeydir. Bu imanı hepimiz tesahüp edeceğiz. Kendimizi yoklayalım, bizde iman yoksa biz de sahip olmaya çalışalım. Bu Allah'ın bir lütfudur, herkese verir. Sende yoksa sen de çalış, sen de imanlı ol. Bir kimseye münhasır değil. Sonra ben, "Bende iman var sende olmasın." diye sende iman olmasını kıskanmıyorum. Gel kardeşim, sen de mü'min ol, sen geç imamlığa, ben cemaat olayım. Ben senin kölen olayım. Daha ne istiyorsun? Köle istemiyor musun? Al sana köle işte, daha ne istiyorsun? Allah'a kul ol!
Bize iman lazım... Rüşvetin, hırsızlığın, tembelliğin, hırsın, adam öldürmenin, gaddarlığın tedavisi iman...
Niye bu ilaçtan kaçıyorsun? Küçük çocuğun acı ilaçtan kaçtığı gibi, ne diye kaçıyorsun? Niye ben söyleyince bana kızıyorsun?
Ben senin kardeşinim, ben senin iyiliğini istiyorum.
Sen eğer mü'min değilsen, benim iç huzuruma sahip değilsen... Benim iç huzuruma bak, benim iç huzurumu gör; gel, sen de al bu iç huzurunu... Ne istiyorsun yani? Ne diye çelme takıyorsun? Cümle âlemin ihtiyacı iman...
Amerikalı sanki bu imana muhtaç değil mi? Amerikalı senden benden muhtaç.
Kem dürür yoksulluktan nicelerin varlığı
Bunca varlık var iken gitmez gönül darlığı.
Parası kasasında doludur, altında güzel otomobili, istediği yere gitmek için özel uçağı vardır. Arabasına biner, arkasına mektup bırakır; "Bu hayattan bir tat alamadım." Kerata; paran vardı, pulun vardı, malın vardı, köşkün vardı, araban vardı...
Niye?
İmanı yoktu da ondan...
Adam Avrupa'da, profesör olmuş, yüksek mütefekkir olmuş. Sonunda inceliyor, müslüman oluyor.
Dünyaya Meyledenin
Kalbi Kör Olur
Dünya Sevginin
Boşluğu - 28.06.1981
