İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0507:3808:2312:5315:3817:5719:25
Kabe

01.10.1994 - A

01.10.1994 - A
Tasavvuf Sohbetleri

01.10.1994 - A

09.12.2019
18 dk 59 sn

Eûzübillâhimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm

El-Hamdülillâhi rabbi'l-âlemîne hamden kesîran tayyiben mübâreken fîh. Kemâ yenbeğî li-celâli vechihî ve li-azîmi sultânih.

Ve's-salâtü ve's-selâmü alâ seyyidinâ ve senedinâ ve mededinâ Muhammedini'l Mustafa. Ve alâ âlihî ve sahbihî ve men tebiahû bi ihsânin ilâ yevmi'l cezâ.

Emmâ ba'd:

Aziz, muhterem ve sevgili kardeşlerim!

Çok kıymetli bir âlimin; Ebû Abdirrahman es-Sülemî'nin -rahmetullâhi aleyh ve kaddesallâhu rûhahû- yazmış olduğu çok değerli, mümtaz bir kitap olan Tabakâtu's-sûfiyye’sini okuyoruz. Ebû Abdirrahman es-Sülemî tasavvuf büyüklerinin hayatlarını ve mübarek fikirlerini toplamış, böyle bir eser meydana getirmiş. Ve bu eseri çok kıymetli mısırlı bir profesör de çok güzel dipnotlar, ilaveler, açıklamalar yaparak neşre hazırlamış. Henüz Türk dilimize tercüme edilmemiş bir kaynak eser olduğu için tasavvuf konusunda en salahiyetli, en meşhur, en büyük, en kıymetli şahısların sözlerini ve fikirlerini buradan öğrenebiliriz diye bu kitabı okuyoruz.  

Hamdûn-u Kassâr hazretleri ne güzel sözler söylüyor!

Kale ve kâle Hamdûn.

Buyurmuş ki;

Lâ yeczeu mine'l-musîbeti illâ men yettehimu rabbehû.

İnsanın başına musibet gelir mi?

Gelir.

Neden gelir?

Allah takdir ettiği için gelir.

Kötü kullara gelirse "Oh olsun!" da, iyi kullara da gelir mi musibet?

İyi kullara da gelir. Hatta peygamberlere en çok gelir. Evliyâullaha derecesine göre gelir, salihlere gelir. Firavunlara, Nemrutlara hiç gelmemiş. Başı ağrımamış heriflerin. Öyle giderken giderken, Azîzün Züntikam Allah, cezayı birden patlatmış, gafletten uyanmamışlar.

Bu ne demek?

"Rabbini seven, Rabbini bilen, ârif olan kul, başına gelen musibetten hoplayıp zıplamaz." demek. "Sabreder, sineye çeker, mütahammil olur, edebini bozmaz." demek.

Bir kul, bir musibetten dolayı edebini bozuyorsa demek ki Rabbini itham ediyor. "Bana haksızlık yaptın!" gibi bir duygu içinde demek ki. Halbuki ötekisi; "Rabbimin işinin bir sebebi, hikmeti vardır, her şeyi yerindedir." diyebiliyor.

İbrahim Hakkı Erzurûmî ne diyor?

Neylerse güzel eyler, diyor.

Bazen musibet verir; o da güzel.

Mevla görelim neyler.

Neylerse güzel eyler.

Evliyâullah böyle demiş:

Hoştur bana senden gelen,

Ya goncagül, yahut diken.

Goncagülü herkes sever de, dikeni sevmez.

Allah'ın kaderi sevilmez mi?

Allah'ın kaderi. Hepsinin bir hikmeti var. İnsanın, Allah'ın kaderine itirazı olmaması lazım.

Demek ki, ceza' ve feza' ne demek?

"Heyecanlanmak, itiraz etmek, tahammülsüzlük göstermek" demek.

Bu tahammülsüzlüğü kim gösterir?

Rabbini itham eden kimse gösterir.

Rabbine itimadı olan kimse böyle yapmaz, sakin durur; "O'nun bir bildiği vardır." der.

Evliya Çelebi, Seyahatnâme yazmış. Hoş bir adam, roman gibi ciltlerle seyahatlerini, macerasını yazmış. Bir yerde okumuştum.

Şam'da -Dımaşk'ta- arkadaşlarıyla sözleşmişler, bir yerde buluşacaklar. Aksakallı ihtiyar bir adam, bastonuyla buna bir girişmiş; bizim Evliya Çelebi'nin kafasını gözünü yarmış, canına okumuş, kolunu kanadını kırmış. Bastonu vura vura Evliya Çelebi'yi hastanelik etmiş. Osmanlı terbiyesi var Evliya Çelebi'de "gık" demiyor.

"Karşısındaki adam aksakallı, nurlu bir kimse" diye, "gık" dememiş.

Kendisi yazıyor:

"İyice patakladı beni ama 'gık' demedim." diyor.

Hiçbir şey söylememiş, tahammül göstermiş. Büyük sakallı bir zât, mübarek bir kimse. Dövüyor! Döver. Osmanlı terbiyesi bu. Şimdi olsa anasına babasına bile "Sen bana tokat vurdun!" diyor, evden çıkıp gidiyor.

İşin aslı sonradan anlaşılmış. Kendisi hikmetini anlamış da o yazıyor, -o maceranın orasını burasını nereden bilecektik- Seyahatnâme'sinde yazıyor. Öyle ki buluşacağı -öteki yeniçeri, asker- arkadaşları hovardalığa gitmişler. Bunlar güya hacca gidiyorlar. Ama insanoğlu her zaman nefis sahibi. Şeytan da etrafında dolaşıyor. Şam yolunda, Şam'da öteki herifler eğlenmeye, hovardalığa gitmişler. Bunu da çağırmışlar; "Bu akşam bir yere gideceğiz; sen de gel." diye. Bu da dayağı yediği için hastanelik olduğundan gidemedi. Sonradan öteki o içki içenler, hovardalığa gidenler zaptiyeye tutulmuşlar, yakalanmışlar, çok beter olmuşlar.

"O zâtın -evliyâdan bir kimseydi- beni dövmesi, meğerse beni kurtarmak içinmiş." diyor.

Allahu Teâlâ hazretlerinin de işleri böyledir; belli olmaz. Adama; "Sen bana niye baston vuruyorsun?" diye itiraz etseydi, başka türlü olacaktı. Öbür arkadaşlarının yanına ulaşsaydı, onun da sonu kötü olacaktı. Ötekiler yakalanmış, kafaları kesilmiş, katledilmişler. Bu, ölümden kurtulmuş. Dayakla ölümden kurtuluyor.

Onun için ârif olan musibetin karşısında itiraza kalkışmaz. Ceza' ve feza' yani tahammülsüzlük, feryad ü figan göstermez; sabr-ı cemîl gösterir, evliyâlığını, ârifliğini gösterir.

Böyle yapmayanın Rabbinin işine itimadı yok da, Rabbini itham ediyor da ondan itiraz ediyor.

Niye böyle yaptın? Sen ondan iyi mi bileceksin? Vardır bir bildiği.

Kâle ve kâle Hamdûnü. "Yine aynı râviler demişler ki; 'Hamdûn hazretleri şöyle söyledi.'"

el-Kıyâsetü tûrisü'l-ucb. "Zeka, kendini beğenmişlik meydana getirir."

Elhak doğrudur. Bir adam akıllı mı, zeki mi; kibrinden, ucubundan yanına yanaşamazsın. Zeki çünkü, aklının iyi olduğunun kendisi de farkında.

el-Kıyâsetü. "Zekilik, zeka, akıllılık, ne yapar?" Tûrisü'l-ucb. "İnsanda ucub hâsıl eder."

Ucub hâsıl etmemesi için insanın tasavvufî bir terbiye görmesi lazım. Yoksa alimlik, diplama, zeka, sınıf birinciliği, insanı mahveder.

Ben arkadaşlara söylüyordum; sınıf birincileri çok fena olur.

Neden?

Sınıf birinciliğinin kendisine verdiği kibirden, gururdan bu çocuk nasıl kurtulacak? Kurtulamazsa helak olur. Herkese tepeden bakar, kibirli, gururlu bir kişi olur.

En iyisi, biraz ortalardan gidip de hiç kibre düşmemek. Veyahut da sınıfın birincisi olmuşsa; "Bunu veren sensin yâ Rabbi. Bende bir şey yok. İstersen bir anda alırsın zekamı, aklımı, divane edersin, beni zincirlere bağlarlar, Bakırköy'e gönderirler. Zeka da senden; o da bir nimet yâ Rabbi! Aman beni kibre, ucuba düşürme!" demesi lazım.

Bu alimlerin, profesörlerin, müderrislerin, koca kavukluların, büyük sarıklıların, sırmalı cübbelilerin, eskiden beri kendini beğenmişliği çok olmuş. "Ben, ben, ben!" demişler. "En büyük benim!" demişler.

Padişahın birisi merak edermiş:

"Ya şu alimlerle, müderrislerle, sûfîlerin arasındaki fark nedir?"

Vezir demiş ki;

"Padişahım, müsaade buyurun, ben size bunu göstereyim."

Bir ziyafet vermiş. Şehrin alimlerini, ulemâsını çağırmış, o devrin büyük zâtları, müderrisler, hepsi gelmişler. Yemek yemişler. Çıkarken padişaha demiş ki;

"Sen benim arkamda dur, şurada saklan."

Çıkarken,

"Efendim, bu toplantıya birçok büyük zât geldi. Bunun birincisi kim, bunların içinde en büyük alim kim, biz bilemedik, söyler misiniz?"

Kaşlarını çatıp bakıyormuş, sinirlenip kızıyormuş:

"Elbette ben!" diyormuş. Arkasındakine soruyormuş:

"Elbette ben!" diyormuş. Arkasındakine soruyormuş:

"Elbette ben!" diyormuş.

Hepsi "Ben!" demişler.

Padişah demiş ki;

"Ben bundan bir şey anlayamadım."

"Dur daha."

Bir de sûfîleri çağırmışlar. Sûfîlere de yemek vermişler. Çıkarken vezir yine sormuş, padişah arkada saklı, pencereden perdenin arkasından dinliyor:

"Efendim, bu toplantının en büyüğü, mertebesi en yüksek olan kim? Sizin olduğunuzu söylüyorlar."

"Yok, estağfirullah. Ben onların en nâçiziyim. Estağfirullah, öyle şey olur mu; ben onların ayağının tozu olamam."

Gidiyormuş ötekisine;

"Siz bu toplantının en büyüğü imişsiniz?"

"Hayır, efendim, içeridekiler daha büyük; ben âciz nâçiz bir günahkâr kulum." O da gidiyormuş.

Hepsine "Sen en büyükmüşsün." dedikçe, "Hayır efendim, arkadaki." diyormuş. En sonuncuya da çıkarken demişler;

"Efendim en büyük sizmişsiniz."

"Yok ya, ben beş para etmeyen bir adamım. Hep iyiler önden gittiler, ben en arkaya kaldım." demiş.

İşte kibir etmemek, tevazu!

Men tevâdaa li'llâhi rafaahu'llâh.

Tevazu eden, Allah katında yükseliyor.

Herhalde ötekisine de şöyle soruyordu:

"Efendim, zât-ı âlinizin en yüksek olduğu söyleniyor; öyle midir, değil midir?" deyince, o da herhalde hoşlanıyordu.

Herkes kendini beğendirmek istiyor. İnsanın içinde bir duygu var, onun için süsleniyor, onun için giyiniyor. Hiç kimse tevazu göstermiyor; ancak bu zâtlar müstesna. Bunun meşrebi, melamet meşrebi. Melamet meşrebinde olanlar, kendisini beğendirmek istemiyor.

Hepimiz kendimizi beğendirmek istiyoruz. Ayakkabımızı ondan boyuyoruz, pantolonumuzu ondan ütülüyoruz, berbere ondan gidiyoruz, sinek kaydı tıraşı ondan oluyoruz, bilgimizi ondan arz ediyoruz, toplantıda onun için öne çıkıyoruz.

Neden?

İnsanın içinde kendisini göstermek, beğendirmek arzusu var. Beğenilsin istiyor, alkış istiyor.

"Hepimiz, kendimizin bağrı yanık âşıkıyız." diyor, Mehmet Akif.

İşte bundan kurtulmak lazım. Onun için "Zeka ve akıl, insanda kibirlilik uyandırır." diyor.

Öyledir. Ulemâ birbiriyle ceng ü cidâle girerler, mükaşaya girerler, bir türlü bir hizaya gelmezler.

Nasıl olmak lazım?

Mütevazı olmak lazım. Kibir ve ucub göstermemek lazım.

Kâle, ve kâle Hamdûn. "Yine Hamdûn-u Kassâr hazretleri, aynı râvilerin rivayet ettiğine göre buyurmuş ki."

Lâ ehade edvenü mimmen yetezeyyenü li-dârin fâniye ve yetecemmelü li-men lâ yemlikü darrahu ve nef'ahu.

Diyor ki;

Lâ ehade edvenü mimmen yetezeyyenü li-dârin fâniye. "Şu fâni dünya için süslenen insandan daha alçak kimse yoktur." Ve yetecemmelü li-men lâ yemlikü darrahû ve nef'ahû. "Kendisine fayda veya zarar getiremeyecek kimsenin karşısında, kendisini beğendirmeye çalışandır."

Bu fâni dünya için süslenip ziynetlenen ve şu fâni dünyanın ehli olan insanlara ki onların kendisine bir fayda sağlaması, bir zarar sağlaması bahis konusu değildir. Fayda da zarar da aslında Allah'tandır.

"Fayda ve zarar sağlamayacak insana kendisini beğendirmeye çalışması, şu fâni dünya için süslenmesi olan insandan daha alçak kimse yoktur." diyor.

İyi bir mü'minin nasıl olmasını istiyor?

Şu fâni dünya için süslenmeyecek.

Neresi için süslenecek?

Âhiret için süslenecek.

Âhiret için nasıl süslenilir?

Amel-i salih işleyerek süslenilir.

Âhiretin süsü nedir?

Takvâdır. Sevaplı işlerdir.

İnsan sevaplı işler yaptığı zaman âhirette itibar görecektir. Âhiretin süsü, yüz aklığı, ibadettir, taattir, hayrât u hasenâttır.

Kendisine fayda ve zarar sağlaması mümkün olmayan insana kendisini beğendirmeye çalışmayacak da kime beğendirmeye çalışacak?

Fayda ve zarar elinde olan, Mâlikü'l-mülk olan, Kâdir-i mutlak olan, Allah'a kendisini beğendirmeye çalışacak.

İnsan, kendisini Allah'a nasıl beğendirmeye çalışır?

Emirlerini tutarak, yolundan giderek, yasaklarından kaçınarak. İnsanın öyle olması lazım.

Burada tabi, yine insanların çoğunun anlamadığı bir şey var. Sanıyorlar ki faydayı ve zararı insanlar sağlıyor.

Hayır!

Faydayı ve zararı insanlar vasıtasıyla insanın başına musallat eden Allah. Hakikatte fâil-i mutlak O.

Fa'âlün limâ yürîd.

Allahu teâla hazretleri.

Gönderen O, yaptıran O, yaptırmayan da O.

İbrahim aleyhisselam'ı ateşte yaktırmayan O. Musa aleyhisselam'ı denizde boğdurmayan O. Ötekiler zarar vermek istediler, boğmak istediler; adam boğulmuyor. Allah'ın sevgili kulu olduğundan...

Yakmak istediler, yanmıyor; çünkü Allah yakmıyor.

Demek ki insanlarda zarar verme kaabiliyeti yokmuş. Allah zarar vermeyecek olduktan sonra zarar veremiyorlar.

Korumak isteseler?

Korumak isteseler de, Allah bir kimseyi mahvetmeyi kararlaştırdı mı, kimse koruyamaz. Kırk tane surun arkasına saklansa, orada bir sivrisineği ona musallat eder, kafasına dank dank, vurdura vurdura kendisini öldürtür. Bir mikrobu musallat eder, basit bir şeyi musallat eder.

Abbasî halifelerinden birisi, sıcakta, burasına bir sinek konmuş, kışalamış; burasına gelmiş, kışalamış; şurasına gelmiş, kışalamış... Koca Abbasî devletinin başındaki adam, güçlü, kuvvetli, askerli, silahlı, müthiş bir geniş kuvvet sahibi. Bir sinek; bir orasına konuyor, bir burasına.

Karşısında alim var. Demiş ki;

"Yâ imam! Allah bu muzır mahluku, bu sineği niye yaratmış?"

Diyor ki;

"Senin gibi insanlar, âcizliğini anlasın." diye. "Senin gibi elinde güç kuvvet olan insanlar aldanmasın, kendi gücüne kuvvetine mağrur olmasın, bir sineğin karşısında bile âciz olduğunu anlasın." diye."

Tabi isterse insanı bir sineğe mağlup eder. Fayda da Allah'tandır, zarar da Allah'tandır. Onun için Allah'a kul olmaya çalışması lazım.

"Ne kadar alçaktır o kimse ki ondan daha alçağı yoktur ki şu fâni dünya için süsleniyor ve kendisinden fayda ve zarar gelmeyecek olan insanoğluna kendisini beğendirmeye çalışıyor. Vay akılsız vay!" demiş oluyor.

Ve kâle Hamdûn. "Yine aynı râviler rivayet ettiler ki; 'Hamdûn-u Kassâr hazretleri şöyle söyledi.'"

Tehâven bi'd-dünyâ hattâ lâ ye'zume fî aynike ehlühâ ve men yemlikühâ. "'Dünyalığa mağlup olan insanları bir şey sanmayasın.' diye dünyayı küçümse, hor gör; dünya ehli gözünde büyümesin."

Şu dünyayı hor gör, aldırma. Ne olacak ki? Şu dünyanın topu ne olacak, tamamı ne olacak? Hor gör şu dünyayı ki gözünde dünya ehli insanlar büyümesin ve dünyalığa sahip insanlar böyle senden itibar görmesin.

Derviş kenarda oturuyormuş, kenardan azametli bir adam geçiyormuş, kıpırdamamış bile. Dikilmiş başına;

"Sen benim kim olduğumu biliyor musun?"

"Bilmiyorum."

Biliyor aslında; kılığından, kıyafetinden, kürkünden, kavuğundan belli, yüksek mevkili bir insan; ya vezir, ya komutan. Biliyor ama kılını kıpırdatmamış, yan gelip yatıyor.

Ötekisi sinirlenmiş:

"Sen benim kim olduğumu biliyor musun?"

"Bilmiyorum. Kimsin?"

"Ben komutanım."

"Sonra ne olacaksın?"

"Kadıasker olacağım, başkomutan olacağım."

"Sonra ne olacaksın?"

"Vezir olacağım."

"Sonra ne olacaksın?"

"Sadrazam olurum."

"Sonra ne olacaksın?"

"Hiç!" demiş.

"Ben zaten şimdiden hiçim; ben senden yükseğim!" demiş.

"Sen nice uğraşacaksın, sonradan hiç olacaksın; ben zaten şimdiden hiçim!" demiş.

Aldırmıyor!

Peygamber Efendimiz'in hadisi var:

"Mütekebbire tekebbür, sadakadır."

Vay mütekebbir vay!

Hiç kıymet verme de, horluğunu anlasın. Mütekebbire tekebbür, sadakadır. Neden? Doğru bir şeydir. Adam hizaya gelecek, aklı başına gelecek. Çünkü tekebbür edince Allah sevmeyecek. Onun için ona biraz; "Sen kimsin ya, bana ne ya, ne olursan ol!" diye, yürüyüp geçivermek, yüz vermemek lazım geliyor.

Allahu Teâlâ hazretleri, bizi tam Kur'ân-ı Kerim'in tarif ettiği müslüman olmaya muvaffak eylesin. Tam Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in hadîs-i şerîflerinde öğrettiği cins müslüman olmayı bizlere nasip eylesin. Sevdiği kul olalım, sevdiği şekilde yaşayalım, sevdiği işleri yapalım. Huzuruna sevdiği bir kul olarak varalım, âhirette pişman olmayalım. Âhirette Allah yüzümüzü güldürsün, dünyada yaptığımız işlerden dolayı cezalandırmasın.

Allah-u Teâla Hazretleri cümlenizden razı olsun. Cümlenizi Peygamber Efendimiz'in sevgisine, şefaatine, iltifatına nail eylesin. Peygamber Efendimiz'in has ümmeti olmanızı nasip eylesin. Dünya ve ahiretin her türlü tehlikelerinden koruyup, dünya ve ahiretin her türlü hayırlarına erdirdiği kullarından eylesin. Firdevsi Âlâda Peygamber-i Zişan’ımıza cümlenizi komşu eylesin. Cennet nimetleriyle mütena'ım eylesin.

 

 

 

Bir Sonraki

01.04.1995 -

B

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
17.08.1996 - Ebû Hüseyin en-Nûrî B
12.10.202526 dk 42 sn
11.01.1992 - Zünnûn-ı Mısrî A
10.01.202635 dk 47 sn
21.09.1996 - Ebû Osmân el-Hîrî B
09.11.202522 dk 55 sn
17.08.1996 - Ebû Hüseyin en-Nûrî A
11.10.202527 dk 24 sn
24.10.1992 - Seriyy es Sakati B
03.05.202623 dk 26 sn
21.02.1992 - Seriyy es-Sakatî B
25.01.202625 dk 38 sn
21.02.1992 - Seriyy es-Sakatî A
24.01.202632 dk 19 sn
26.10.1996 - Ebû Osmân el-Hîrî B
07.12.202518 dk 46 sn
26.10.1996 - Ebû Osmân el-Hîrî A
06.12.202538 dk 37 sn
29.06.1996 - Cüneydi Bağdadi B
31.08.202522 dk 6 sn
19.10.1996 - Ebû Osmân el-Hîrî B
30.11.202524 dk 51 sn
29.06.1996 - Cüneydi Bağdadi A
30.08.202537 dk 44 sn
19.10.1996 - Ebû Osmân el-Hîrî A
29.11.202530 dk 51 sn
22.06.1996 - B
09.12.201941 dk 25 sn
12.10.1996 - Ebû Osmân el-Hîrî B
23.11.202530 dk 52 sn
22.06.1996 - A
09.12.201938 dk 29 sn
12.10.1996 - Ebû Osmân el-Hîrî A
22.11.202523 dk 18 sn
15.06.1996 - Cüneydi Bağdadi B
24.08.202529 dk 56 sn
05.10.1996 - Ebû Osmân el-Hîrî B
09.12.201924 dk 11 sn
15.06.1996 - Cüneydi Bağdadi A
23.08.202527 dk 12 sn
28.09.1996 - Ebû Osmân el-Hîrî B
16.11.202532 dk 42 sn
08.06.1996 - Cüneydi Bağdadi B
17.08.202524 dk 25 sn
28.09.1996 - Ebû Osmân el-Hîrî A
15.11.202526 dk 32 sn
08.06.1996 - Cüneydi Bağdadi A
16.08.202536 dk 25 sn
01.06.1996 - A
09.12.201939 dk 58 sn
21.09.1996 - Ebû Osmân el-Hîrî A
08.11.202526 dk 57 sn
14.09.1996 - Ebû Osmân el-Hîrî B
02.11.202524 dk 22 sn
10.05.1996 - Ebu Osman el Hiri B
10.08.202532 dk 14 sn
14.09.1996 - Ebû Osmân el-Hîrî A
01.11.202525 dk 5 sn
10.05.1996 - Ebu Osman el Hiri A
09.08.202521 dk 51 sn
16.12.1995 - Cüneyd-i Bagdadi B
03.08.202529 dk 20 sn
31.08.1996 - Ebû Hüseyin en-Nûrî B
26.10.202525 dk 58 sn
16.12.1995 - Cüneyd-i Bagdadi A
02.08.202530 dk 18 sn
31.08.1996 - Ebû Hüseyin en-Nûrî A
25.10.202521 dk 35 sn
24.08.1996 - Ebû Hüseyin en-Nûrî B
19.10.202522 dk 2 sn
30.09.1995 - Tasavvufta Emek ve Terbiye B
20.07.202520 dk 28 sn
30.09.1995 - Tasavvufta Emek ve Terbiye A
19.07.202545 dk 9 sn
24.08.1996 - Ebû Hüseyin en-Nûrî A
18.10.202523 dk 54 sn
23.09.1995 - Cüneyd-i Bağdadi B
13.07.202518 dk 3 sn
10.08.1996 - Ebû Hüseyin en-Nûrî B
05.10.202538 dk 7 sn
23.09.1995 - Cüneyd-i Bağdadi A
12.07.202529 dk 21 sn
10.08.1996 - Ebû Hüseyin en-Nûrî A
04.10.202535 dk 38 sn
05.08.1995 - Ebû Türab en-Nahşebî B
29.06.202526 dk 53 sn
05.08.1995 - Ebû Türab en-Nahşebî A
28.06.202527 dk 5 sn
03.08.1996 - Ebû Hüseyin en-Nûrî B
28.09.202532 dk 38 sn
08.07.1995 - B
09.12.201921 dk 4 sn
03.08.1996 - Ebû Hüseyin en-Nûrî A
27.09.202528 dk 56 sn
21.01.1995 - Ahmed b. Asımini’l-Antaki B
11.10.202616 dk 57 sn
08.07.1995 - A
09.12.201912 dk 10 sn
20.07.1996 - Cüneydi Bağdadi B
21.09.202533 dk 22 sn
20.07.1996 - Cüneydi Bağdadi A
20.09.202537 dk 26 sn
24.06.1995 - Ebû Türab en-Nahşebî B
22.06.202530 dk 56 sn
13.07.1996 - Cüneydi Bağdadi B
14.09.202524 dk 56 sn
21.01.1995 - Ahmed b. Asımini’l-Antaki A
10.10.202623 dk 51 sn
24.06.1995 - Ebû Türab en-Nahşebî A
21.06.202534 dk
13.07.1996 - Cüneydi Bağdadi A
13.09.202537 dk
10.12.1994 - B
09.12.201927 dk 22 sn
03.06.1995 - Abdullah b. Hubeykini’l Antaki B
01.11.202631 dk 35 sn
06.07.1996 - Cüneydi Bağdadi B
07.09.202523 dk 17 sn
10.12.1994 - A
09.12.201935 dk 30 sn
03.06.1995 - Abdullah b. Hubeykini’l Antaki A
31.10.202630 dk 23 sn
06.07.1996 - Cüneydi Bağdadi A
06.09.202532 dk 2 sn
05.11.1994 - Mansur b. Ammar Ebus Serîi B
04.10.202624 dk 54 sn
27.05.1995 - B
09.12.201931 dk 18 sn
05.11.1994 - Mansur b. Ammar Ebus Serîi A
03.10.202630 dk 24 sn
27.05.1995 - A
09.12.201925 dk 34 sn
22.10.1994 - A
09.12.201945 dk 29 sn
25.06.1994 - A
09.12.201934 dk 29 sn
15.04.1995 - Abdullah b. Hubeykini’l Antaki B
25.10.202627 dk 1 sn
15.10.1994 - Hamdûn el-Kassâr B
27.09.202629 dk 47 sn
11.06.1994 - Ebu Hafs el-Haddad B
06.09.202619 dk 11 sn
15.04.1995 - Abdullah b. Hubeykini’l Antaki A
24.10.202629 dk 58 sn
15.10.1994 - Hamdûn el-Kassâr A
26.09.202632 dk 32 sn
11.06.1994 - Ebu Hafs el-Haddad A
05.09.202632 dk 6 sn
01.04.1995 - B
09.12.201934 dk 41 sn
07.05.1994 - Ebu Hafs el-Haddad B
30.08.202624 dk 25 sn
01.04.1995 - A
09.12.201921 dk 36 sn
10.09.1994 - Hamdûn el-Kassâr B
20.09.202628 dk 53 sn
07.05.1994 - Ebu Hafs el-Haddad A
29.08.202622 dk 50 sn
25.03.1995 - Ahmed b. Asımini’l-Antaki B
18.10.202625 dk 57 sn
10.09.1994 - Hamdûn el-Kassâr A
19.09.202635 dk
23.04.1994 - Yahya b. Muaz er-Razi B
23.08.202629 dk 30 sn
25.03.1995 - Ahmed b. Asımini’l-Antaki A
17.10.202620 dk 48 sn
09.07.1994 - B
09.12.201924 dk 20 sn
23.04.1994 - Yahya b. Muaz er-Razi A
22.08.202624 dk 18 sn
09.07.1994 - A
09.12.201920 dk 30 sn
16.04.1994 - B
09.12.201916 dk 56 sn
02.07.1994 - Ebu Hafs el-Haddad B
13.09.202625 dk 52 sn
02.07.1994 - Ebu Hafs el-Haddad A
12.09.202630 dk 42 sn
16.04.1994 - A
09.12.201928 dk 36 sn
19.03.1994 - B
09.12.201925 dk 28 sn
19.03.1994 - A
09.12.201926 dk 9 sn
11.12.1993 - B
09.12.201931 dk 53 sn
31.07.1993 - B
09.12.201928 dk 40 sn
11.12.1993 - A
09.12.201928 dk 53 sn
31.07.1993 - A
09.12.201930 dk 28 sn
04.12.1993 - B
09.12.201933 dk 7 sn
24.07.1993 - B
27.07.202531 dk 55 sn
04.12.1993 - A
09.12.201927 dk 55 sn
24.07.1993 - A
06.07.202532 dk 35 sn
27.11.1993 - B
09.12.201929 dk 21 sn
17.07.1993 - B
16.08.202626 dk 57 sn
27.11.1993 - A
09.12.201923 dk 50 sn
17.07.1993 - A
15.08.202634 dk 4 sn
20.11.1993 - B
09.12.201926 dk 59 sn
10.07.1993 - Ebu Süleyman ed-Darani B
09.08.202631 dk 44 sn
20.11.1993 - A
09.12.201928 dk 26 sn
10.07.1993 - Ebu Süleyman ed-Darani A
08.08.202629 dk 54 sn
23.10.1993 - B
09.12.201924 dk 3 sn
03.07.1993 - Ebu Süleyman ed-Darani B
02.08.202624 dk 58 sn
23.10.1993 - A
09.12.201924 dk 9 sn
03.07.1993 - Ebu Süleyman ed-Darani A
01.08.202626 dk 47 sn
07.10.1993 - B
09.12.201931 dk 12 sn
26.06.1993 - Ebu Süleyman ed-Darani B
26.07.202620 dk 47 sn
07.10.1993 - A
09.12.201928 dk 3 sn
26.06.1993 - Ebu Süleyman ed-Darani A
25.07.202629 dk 48 sn
12.06.1993 - Bayezid-i Bistami B
19.07.202619 dk 22 sn
28.08.1993 - B
09.12.201921 dk 4 sn
12.06.1993 - Bayezid-i Bistami A
18.07.202622 dk 26 sn
28.08.1993 - A
09.12.201924 dk 5 sn
15.05.1993 - Bayezid-i Bistami B
12.07.202622 dk 47 sn
21.08.1993 - B
09.12.201928 dk 17 sn
15.05.1993 - Bayezid-i Bistami A
11.07.202622 dk 43 sn
21.08.1993 - A
09.12.201929 dk 59 sn
08.05.1993 - Bayezid-i Bistami B
05.07.202625 dk 5 sn
07.08.1993 - B
09.12.201922 dk 10 sn
08.05.1993 - Bayezid-i Bistami A
04.07.202620 dk 36 sn
07.08.1993 - A
09.12.201922 dk 3 sn
01.05.1993 - Bayezid-i Bistami B
28.06.202632 dk 40 sn
01.05.1993 - Bayezid-i Bistami A
27.06.202628 dk 42 sn
10.04.1993 - Şakik-ı Belhi B
21.06.202619 dk 22 sn
10.04.1993 - Şakik-ı Belhi A
20.06.202627 dk 34 sn
27.03.1993 - Şakik-ı Belhi B
14.06.202626 dk 39 sn
27.03.1993 - Şakik-ı Belhi A
13.06.202624 dk 24 sn
23.01.1993 - Şakik-ı Belhi B
07.06.202627 dk 54 sn
23.01.1993 - Şakik-ı Belhi A
06.06.202635 dk 37 sn
09.01.1993 - Haris el-Muhasibi B
31.05.202625 dk 59 sn
09.01.1993 - Haris el-Muhasibi A
30.05.202632 dk 58 sn
24.12.1992 - Haris el-Muhasibi B
09.12.201922 dk 9 sn
24.12.1992 - Haris el-Muhasibi A
09.12.201921 dk 39 sn
05.12.1992 - Haris el-Muhasibi B
24.05.202623 dk 32 sn
05.12.1992 - Haris el-Muhasibi A
23.05.202631 dk 18 sn
28.11.1992 - Haris el-Muhasibi B
17.05.202623 dk 31 sn
28.11.1992 - Haris el-Muhasibi A
16.05.202623 dk 50 sn
21.11.1992 - Seriyy es Sakati B
10.05.202626 dk 10 sn
21.11.1992 - Seriyy es Sakati A
09.05.202630 dk 54 sn
01.08.1992 - Seriyy es Sakati B
12.04.202622 dk 20 sn
01.08.1992 - Seriyy es Sakati A
11.04.202621 dk 32 sn
25.07.1992 - Bişr-i Hâfî B
05.04.202628 dk 19 sn
25.07.1992 - Bişr-i Hâfî A
04.04.202627 dk 21 sn
04.07.1992 - Bişr-i Hâfî B
29.03.202631 dk 17 sn
04.07.1992 - Bişr-i Hâfî A
28.03.202629 dk 10 sn
09.05.1992 - İbrahim bin Edhem B
15.02.202631 dk 34 sn
09.05.1992 - İbrahim bin Edhem A
14.02.202646 dk 33 sn
02.05.1992 - İbrahim bin Edhem B
08.02.202628 dk 2 sn
02.05.1992 - İbrahim bin Edhem A
07.02.202625 dk 59 sn
18.04.1992 - İbrahim bin Edhem B
01.02.202632 dk 48 sn
18.04.1992 - İbrahim bin Edhem A
31.01.202627 dk 36 sn
18.01.1992 - Zünnûn-ı Mısrî B
18.01.202629 dk 4 sn
18.01.1992 - Zünnûn-ı Mısrî A
17.01.202623 dk 59 sn
11.01.1992 - Zünnûn-ı Mısrî B
11.01.202632 dk 31 sn
24.10.1992 - Seriyy es Sakati A
02.05.202629 dk 41 sn
17.10.1992 - Seriyy es Sakati B
26.04.202624 dk 46 sn
17.10.1992 - Seriyy es Sakati A
25.04.202623 dk 12 sn
10.10.1992 - Seriyy es Sakati B
19.04.202629 dk 14 sn
10.10.1992 - Seriyy es Sakati A
18.04.202624 dk 15 sn
28.12.1991 - Zünnûn-ı Mısrî B
04.01.202643 dk 56 sn
28.12.1991 - Zünnûn-ı Mısrî A
03.01.202633 dk 51 sn
16.12.1991 - Fudayl Bin İyad B
28.12.202532 dk 40 sn
16.12.1991 - Fudayl Bin İyad A
27.12.202528 dk 47 sn
09.12.1991 - Fudayl Bin İyad B
21.12.202527 dk 32 sn
09.12.1991 - Fudayl Bin İyad A
20.12.202529 dk 2 sn
02.12.1991 - Fudayl Bin İyad B
14.12.202528 dk 15 sn
02.12.1991 - Fudayl Bin İyad A
13.12.202541 dk 6 sn
AKRA