İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0507:3808:2312:5315:3817:5719:25
Kabe

13.07.1996 - Cüneydi Bağdadi A

13.07.1996 - Cüneydi Bağdadi A
Tasavvuf Sohbetleri

13.07.1996 - Cüneydi Bağdadi A

13.09.2025
37 dk

Eûzübillâhimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm

El-Hamdülillâhi rabbi'l-âlemîne hamden kesîran tayyiben mübâreken fîh. Kemâ yenbeğî li-celâli vechihî ve li-azîmi sultânih.

Ve's-salâtü ve's-selâmü alâ seyyidinâ ve senedinâ ve mededinâ Muhammedini'l Mustafa. Ve alâ âlihî ve sahbihî ve men tebiahû bi ihsânin ilâ yevmi'l cezâ.

Emmâ ba'd:

Aziz, muhterem ve sevgili kardeşlerim!

Çok kıymetli bir âlimin; Ebû Abdirrahman es-Sülemî'nin -rahmetullâhi aleyh ve kaddesallâhu rûhahû- yazmış olduğu çok değerli, mümtaz bir kitap olan Tabakâtu's-sûfiyye’sini okuyoruz. Ebû Abdirrahman es-Sülemî tasavvuf büyüklerinin hayatlarını ve mübarek fikirlerini toplamış, böyle bir eser meydana getirmiş. Ve bu eseri çok kıymetli Mısırlı bir profesör de çok güzel dipnotlar, ilaveler, açıklamalar yaparak neşre hazırlamış. Henüz Türk dilimize tercüme edilmemiş bir kaynak eser olduğu için; tasavvuf konusunda en salahiyetli, en meşhur, en büyük, en kıymetli şahısların sözlerini ve fikirlerini buradan öğrenebiliriz diye bu kitabı okuyoruz.

161.Sayfa, 19.Paragrafta kalmışız.

Semi'tü Ebâ Nasri't-Tûsiyye yekûl; semi'tü Ahmede'bne Atâi yezkürü an hâlihî, Ebî Aliyyin, ani'l-Cüneydi, ennehû kâl. "Sülemî, Ebû Nasr et-Tûsî'den işitmiş. O da Ahmet b. Atâ'dan işitmiş. O da dayısı Ebî Ali'den, o da Cüneyd'den işitmiş"

Cüneyd-i Bağdâdî şöyle buyurmuş:

Lâ tekûmü bimâ aleyke. Hattâ tetrüke mâ lek. Ve lâ yakvâ âlâ zâlike illâ nebiyyûn ev sıddîkun.

Lâ tekûmû bimâ aleyke. "Üzerine vacip olan vazifeleri yapmaya kâim olamazsın, onları yapamazsın." Hattâ tetrüke mâ leke. "Elinde olan neyin varsa onu sarf etmeden."

Üzerine düşen kulluk vazifelerini tam yapamazsın Fedakârlık lazım. Elindeki imkânlarını Cenab-ı Hakk'a güzel kulluk yapabilmek için sarf etmek, gayretli olmak lazım. Cömert olmak; cimrilik yapmamak, tembellik yapmamak lazım. Bütün gayretini, imkânını sarf etmek lazım ki kulluk vazifeleri güzel yapılmış olabilsin.

Velâ yakvâ alâ zâlike illâ nebiyyûn ev sıddîkun. "Bunu yapmaya kimse tâkat getiremez. Ancak, Peygamber olan veya sıddîk makamında olan kimse her şeyini hak yoluna verip de Allah'a güzel kulluk yapmaya tâkat getirebilir, güç bulabilir."

Ötekiler yapamıyor.

Şu adamın camiye gelmemesi eli ayağı tutmadığından mı?

Değil.

Bu adamın Allah yoluna harcayamaması, parası az olduğundan mı veya verdiği zaman kendisine kalmayacağından mı?

Değil ama veremiyor, camiye gelemiyor. Bu işe önem verip gayretini sarf etmiyor, işi sağlam tutmuyor.

İnsanın bir işi başarması için ona gayret sarf etmesi, çalışması, ter dökmesi lazım.

"Dükkân mı açtın?"

"Evet, dükkân açtım."

"Para mı kazanmak istiyorsun?"

"Evet, para kazanmak istiyorum."

"Tamam. O zaman saat on bire kadar yatma, saat üçte dükkânını kapatma. Erken git; çalış, çabala, koştur, işini iyi takip et, başar."

"İyi bir öğrenci mi olmak istiyorsun, iyi bir tahsil mi yapmak istiyorsun? Veyahut hayatında iyi bir mevki makam sahibi mi olmak istiyorsun?"

"O zaman derslerine çalış, o zaman var gücünle gayret sarf et."

"Olmaz! Çalışmayacağım, canım istemiyor. Biraz eğleneyim, spor yapayım, gezeyim, tozayım."

"Böyle yaparsan, bütün gayretini sarf etmezsen, o umduğun yüce gayeye de ulaşamazsın."

Ne lazım?

Gayret lazım. Çalışkan adam, tuttuğu işi azmi ile götüren adam, gecesini gündüzüne katarak gayret gösteren insan, bu işi başarır.

Düşünelim: "Tahsilsiz" dediğimiz, "avam" dediğimiz pek çok insan; değil bizim aklımızı taktığımız, gözümüzü diktiğimiz yüksek hedefler, şu basit dünya hayatında yaşamak için bile ne kadar gayret sarf ediyor. Bir çiftçiyi düşünün, buğday alacak. O sıcaklarda; "Tarlayı süreceğim, tohumu ekeceğim, içindeki dikenleri ayıklayacağım, hasat edeceğim, biçeceğim, harman yapacağım." diye ne zahmetler çekiyor. Bir kazanç elde edecek; satacak, kâr edecek, ekmek yiyecek.

Bir usta, amele, sabahtan akşama kadar çalışıyor. Sen Allah'ın sevgili kulu olmak istiyorsan ondan daha çok çalışmalısın. Gayen küçük de mi az çalışıyorsun? O basit vatandaş kadar azmin ve gayretin yok mu ki emek sarf etmiyorsun?

Cenneti istiyorsun. Cennet o kadar ucuz mu ki yan gelip yatıyorsun? Hem cenneti iste hem de hiç gayret gösterme.

Olur mu, ele geçer mi? Ele geçmesi kolay mı?

Dünyada, çevrende birçok şeyin nice zorluklarla ele geçtiğini görmüyor musun?

İnşaat kolay mı yapılıyor? Bir günlük yevmiye veya maaş kolay mı kazanılıyor? Dükkân kolay mı idare ediliyor?

O halde neyin varsa ortaya koyman lazım. Sermayen, aklın, gayretin, paran pulun, imkânın ne?

O gayeye ulaşmak, o cenneti kazanmak, o rıza-i ilâhîye ulaşmak için ortaya koy bakalım. Ben de senin samimiyetini anlayayım, fedakârlığını göreyim. Kerem ile Aslı hikâyesini okumadım ama hep hatırıma gelir nedense.

Kerem, Aslı'sını göremiyormuş. Görmek için diş çektirmek gerekiyormuş. Diş çektirirken Aslı, diş çeken kimseye yardıma gelecek; o zaman görecek. Yalnızca o zaman görebileceği için dişleri çürük değil, sağlam olduğu halde dişlerini çektirmeye gitmiş. Bir dişini çektirmiş, doyamamış. Bir daha çektirmiş, bir daha çektirmiş. "Yüzünü biraz daha göreyim." diye otuz iki dişini birden çektirmiş. Hikâye böyle.

Okumadım, Kerem ile Aslı hikâyesini tam bilmiyorum, az biliyorum ama o sevdiğini görebilmek için otuz iki dişini birden çektirirse sen;

"Müşâhede-i cemâl için, cemâlullah için, o yüksek mükâfâtlara ermek için elinde ne varsa ortaya koyman lazım." diyor Cüneyd-i Bağdâdî hazretleri.

Tabi herkes bunu ortaya koyamıyor. Çünkü gayesinin çok yüksek olduğunu kavrayamıyor.

Kim kavrıyor?

Peygamber kavrıyor; o çalışıyor.

Peygamber Efendimiz çok ibadet ederdi, ibadet etmekten gece ayakları şişerdi. Hz. Âişe validemiz; "Ağrısı geçsin." diye ayaklarını ovardı. "Masaj" diyorlar şimdi. Ben "masaj" demiyorum. Ayaklarını ovardı ki ağrısı geçsin.

Bir taraftan da;

"Anam babam sana feda olsun yâ Resûlallah! Kendini niye bu kadar yoruyorsun?" derdi.

O da:

Efelâ yekûne abden şekûra? "Niye çok şükredici bir kul olmayayım?"

Şükürden yapıyor.

Demek ki Peygamber; müşâhedesi olduğu için gayenin büyüklüğünü bildiği için yapabiliyor.

Sıddîk ne demek?

"Sadakatinde mübalağalı dereceye, yüksek mertebeye ulaşmış" demek. Sıddîk, mübalağa sigasıdır. O anlayabilir. Evliyâ anlayabilir. Öteki avam; elde edeceği kazancın büyüklüğünü düşünemiyor, çalışmıyor. Elinden gelen gayreti göstermiyor. O zaman da elde edemiyor.

Sermaye koymuyor ki kâr gelsin, çalışmıyor ki bir şey elde etsin. Nesi varsa var gücü ile gayret göstermiyor ki maksuduna ulaşsın.

Kâle ve kâle'l-Cüneydü "Ayni râviler dediler ki." el-ünsü bi'l-mevâîdi ve't-ta'vîlü aleyhâ, halelün fi'ş-şecâati. el-Ünsü. "Ünsiyet etmek."

"Alışmak, meşgul olmak, ahbaplık etmek" mânasına geliyor.

Bi'l-mevâidi. "Vaat edilmiş olan mükâfâtlarla meşgul olmak."

Kafayı onlara takmak, onları düşünmek.

Ve't-ta'vîlü aleyhâ. "Onlara güvenmek, itimat etmek." "Şöyle yaparsam şu elime geçecek, şu mükafatı alacağım." diye düşünmek. Halelün "Bir yarıktır, eksikliktir, gediktir."Fi'ş-şecâati. "Şecaatte."

"Vaat edilen şeylere kafayı takıp onları elde etmek için çalışmak, şecaatte noksanlık demektir."

"Rütbesi aşağı" demektir.

Şecaat, "kahramanlık" demektir. Kılıcını çekiyor, korkmuyor, düşmanın üstüne yürüyor, çarpışıyor. "O adam şecaat sahibi, kahraman, korkmuyor, cesur" mânasına kullanılan bir kelime.

Bu kelime tasavvuf tâbirleri arasında da var. Tasavvufta derviş, sıradan insan değil. Tasavvuf erbabı aslında bir kahraman ama sen onun kahramanlığını, bugünkü kültür, terbiye ve anlayış içinde anlayamıyorsun.

Adam ne kahramanlıklar yapıyor. "Allah'ın rızasını kazanayım." diyor. Nelerden vazgeçiyor, ne tehlikeleri göze alıyor? Nasıl fedakârca çalışıyor. Dervişlik kolay değil.

Dervişlikte şecaat önemli; korkak mı, cesur mu? Ürkek mi, çekingen mi, tembel mi, gayretli mi, kuvvetli mi? Bu mühimdir. İşte dervişlikte şecaat güzel bir sıfattır. Derviş, savaştaki kahraman gibi atılgan olacak, gayretli olacak, çalışkan olacak, çalışacak. Ama kafayı aklı, vaatlere, mükâfâtlara takmışsa, hedefi oysa bu bir noksanlık.

Asıl hedef nedir?

Allah'ın rızasını kazanmak. Mükâfâtı veren bizzat Allah. Dağıtan bizzat Allah. Mükâfâtı ister versin ister vermesin, onu bile düşünmez. Çünkü fedakâr insan, çünkü âşık insan.

"Şu kadar masraf olacak. Verirsem cebimden şu kadar para çıkacak!"

Âşık insan hesap yapar mı? Bunları düşünür mü? Fedakârdır, her şeyini vermeye hazırdır. Vaadlerle değil vaadlerin sahibi olan Cenâb-ı Mevlâ ile meşgul olmak lazım.

Bunu başka sözlerle nasıl söyleyebiliriz?

Kur'ân'ı Kerîm'de Allahu Teâlâ buyuyor ki;

Minküm men yürîdü'd-dünyâ. "Ey Müslümanlar! Uhud'da, Bedir de düşmanlarla çarpıştınız ama sizin bir kısmınız dünyalık peşinde idi."

Minküm men yürîdü'd-dünyâ. "Bazısı ganimet peşinde idi."

"Çarpışalım da biraz ganimet elde edelim." diye maddi hesap yapıyordu, maddiyat peşinde idi. Bu; düşmandan intikam almak da olabilir, ganimet almak da olabilir.

"Bir kısmı dünyalık peşinde idi!"

Ve minküm men yürîdü'l-âhireti "Bir kısmı da dünyalık peşinde değildi, âhiretin sevabını düşünüyordu."

Allah rızası için, âhiret için; "Âhirette mevki makam sahibi olayım." diye yapıyordu.

Bu da bir mertebe. Ötekisi dünyayı istiyor, bu dünyayı istemiyor; bunun gayesi daha ulvî.

Tabi bir de ne var?

Mevlâ'yı isteyenler var.

Kur'ân-ı Kerîm'de tâbir olarak geçmiyor ama bir de;

Ve minküm men yürîdü'l-Mevlâ vardır. "Sırf Allah'ı isteyen var."

Gece gündüz, döne döne.

İstediğim haktır benim.

diye ilahilerde söylediği gibi, sırf Mevlâ'yı isteyenler var.

Bu, Kur'ân-ı Kerîm'de iki âyette geçiyor. Allahu Teâlâ hazretleri buyuyor ki;

Yürîdûne vechehû.

Ve lâ ta'tü aynâke anhüm, yürîdü zînete'l-hayâtü'd-dünyâ, Ve lâ tatrüdi'l-lezîne yed'ûne rabbehüm bi'l-ğadâti ve'l-aşiyyi yürîdûne vechehû. "Hak âşığı olan, gece gündüz Mevlâ'yı zikreden, Allah'ın vech-i pâkini arzulayıp ona göre çalışıp duran o mü'minleri yanından kovma!"

Velâ tatrüdi'l-lez'ine yed'ûne rabbehüm bi'l gadâti ve'l-aşiyyi yürîdûne vechehû. "Allah'ın vech-i pâkini isteyenler"

Kur'ân-ı Kerim'de bak; Allahu Teâlâ hazretleri kendisini isteyenleri bildirdi. Peygamber Efendimiz'in etrafında sahabenin içinden öyle insanlar vardı ki kabilesini, ailesini, ana babasını terk etmişti, zenginliği terk etmişti. Resûlullah'a iman etmişti, Resûlullah'ın yanında hicret etmişti. Diyar-ı gurbette fakr ü zarureti sineye çekmişti.

Bunu neden yapıyordu?

Allah'ın zâtını, vech-i pâkini istediği için yapıyordu. Tabi bunlar zenginliği itmiş. Bir asil ailenin soylu, zengin, güzel yüzlü çocuğu, ailesini, anasının babasının parasını bırakmış.

Anası babası;

"Müslümanlıktan vazgeç, yoksa seni evlatlıktan reddederiz." demiş.

"Ederseniz edin. Ben Mevlâ'nın yolundan ayrılmam." demiş.

Malı mülkü bırakmış, terk-i diyar etmiş, Medine-yi Münevvere'ye gelmiş.

Bunun kılığı kıyafeti yok. Zaten dünyaya aldırdığı yok. Âhireti, Allah'ı düşünüyor. Bazı zengin, yüksek tabaka, eşraf, âyân, rahatına düşkün kimseler böyle âşık kimseleri sevmezlerdi. Onları aşağı tabaka olarak görürlerdi.

Resûlullah'a derlerdi ki;

"Ya Resûlallah! Sen bize ayrı bir meclis, ayrı bir ders, ayrı bir toplantı tertiple. Bir zenginin evinde, konağında olsun; bu fukaralar gelmesin. Biz şöyle, rahat rahat, keyifli keyifli yiyeceklerin, içeceklerin alasını yiyerek içerek seninle beraber olalım."

Peygamber Efendimiz'i lüks olarak yanlarına alacaklar. Para pul var, konak var, mal mülk var. Bir de Peygamber Efendimiz gelince dünya da garanti, âhiret de garanti; keyifleri yerinde. Ama o fukaralar gelmesin. Onlar Peygamber Efendimiz'den böyle bir talepte bulununca âyet-i kerîme indi. Allahu Teâlâ hazretleri buyurdu ki;

"Gece gündüz Mevlâ'ya dua edip O'nun vech-i pâkine âşık olup onu isteyen insanları yanından uzaklaştırma, kovma. Zenginlerin o arzusunu yerine getirme!" dedi.

Bu zümre nedir?

Yürîdûne vechehû yürîdûne vecha'l-lâh. "Allah'ın vechini isteyenler."

Dünyayı istemiyor, âhireti de istemiyor; Allah'ın vechini istiyor.

Vecih ne demek?

Arapça'da vecih "yüz" demek ama "zât" mânasına kullanılıyor.

Ve yebkâ vechü rabbike...

Âyet-i kerîme'sinde olduğu gibi.

Buna; "Cüz'ü zikredip küllü murad etmek." derler.

Mecaz sanatlarından, edebi sanatlardan bir sanattır. Vech "yüz" demek ama "zât" demek. Allah'ın zâtını istiyor. Zaten insanın Allah bilgisi, mârifetullahı yükseldikçe aşkı artar, aşkullahı artar; tanıdıkça daha çok sever. O, Allah'ın rızasını istiyor. Gözünde dünya yok, gözünde âhiret yok.

Allah Allah, ne yüksek insanlar varmış dünyada; bak bunları Kur'ân methediyor.

Gelelim bizim Nakşi tarikatına;

Nakşi Tarikatı nedir?

Nakşi tarikatını anlatamıyoruz. Kusur bizde. Başka konuları anlatıyoruz da, teferruatta oyalanıyoruz da ana meseleyi bastıra bastıra anlatmamız lazım.

Ana mesele nedir?

Nakşî tarikatinde de dört şeyi terk etmek lazım.

Bir; terk-i dünyâ. Dünyayı terk edecek yani dünyalık hesabı peşinde olmayacak. Mükâfâtlar, varlıklar, zenginlikler, kazançlar. Öyle şey yok; ister olsun, ister olmasın.

İki; terk-i ukbâ. Âhireti terk edecek."Böyle yaparsan âhirette şu kadar sevap alırsın, cennete girersin." vesaire. Bunu da düşünmüyor. Çünkü bunlar mükâfât. Mükâfâtla değil, mükâfâtı verenle meşgul olmak lazım.

Nakşî tarikatındaki gönül takılmayacak olan, terk edilecek olan şeylerden birisi dünya, birisi âhiret.

Üçüncüsü terk-i vücûd, terk-i hestî. Varlığı terk edecek, varlığından geçecek, varlığını gözüne takmayacak, gönlüne sokmayacak, yokluğu tercih edecek.

Dördüncü de terk-i terk. Bu terk ettiklerinden dolayı böbürlenmeyecek, bunu kafasından silecek. "Ben öyle yüksek adamım ki dünyaya metelik vermiyorum. Ben öyle yüksek adamım ki; bunu âhiret hesabı için de yapmıyorum sırf aşkullah, muhabbetullah için yapıyorum. Ben öyle bir insanım ki her türlü maddi rütbe vesaireden soyunmuşum. Ne paşalığımla övünüyorum, ne paramla, zenginliğimle, ne varlığımla övünüyorum. Ben, sadece ben bunların hepsini terk etmişim. Ne adamım be!"

Sen iyi bir adam değilsin. Bu terk ettiklerinden dolayı sende bir kendini beğenmişlik var. Bunu da terk edeceksin.

Terk-i dünya, terk-i ukba, terk-i vucûd, terk-i terk.

Dört tane terk. O zaman tam müslüman oluyorsun.

Yunus Emre ne söylüyor? Onun şiirlerini bunların arasına katmamız lazım. Yunus çok büyük zâttı; ümmî değil. Ümmî bile olsa Allah öğretmiş, ümmîliği kalmamış. Peygamber Efendimiz'in ümmîliği gibi. Maşaallah Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem de ümmî ama ulûm-u evvelîni ve âhirîni; dünyayı ve âhireti biliyor.

Ne varlığa övünürem.

Ne yokluğa yerinirem.

Aşkın ile avunuram.

Bana seni gerek seni.

Seni gerek, "sen gereksin" demek, o zamanki tâbir böyle.

Ne varlığa övünürem.

Ne yokluğa yerinirem.

Aşkın ile avunuram.

Bana seni gerek seni.

"Varlık gözümde yok, yokluktan da korkmuyorum. Beni besleyen, ayakta tutan tek Sen'in aşkın. Bana Sen gereksin yâ Rabbi!" diyor.

Eğer beni öldüreler.

Külüm göğe savuralar.

Öldürseler, yaksalar, küllerini havalara savursalar.

Toprağım anda çağıra.

Bana seni gerek seni.

Zerreleri toprağı hala; "Yâ Rabbi! Ben seni istiyorum, seni istiyorum, seni istiyorum!" diyecek.

Öldürseler toz toprak etseler bile o aşktan, o muhabbetten vazgeçmeme azmini ifade ediyor Yunus Emre.

Demek ki yüksek şahıslar böyle düşünmüşler. Öyle vaadlere, mükâfâtlara, oyuncaklara, kafa takmamışlar; Allah'a bağlanmışlar. Hakiki kahramanlığa sahip olmuşlar.

Kâle ve kâle Cüneydü. "Aynı râviler rivayet ettiğine göre seyyidü't-tâife, sûfîlerin şahı Cüneyd-i Bağdâdî Efendimiz şöyle buyurmuş:"

el-Vaktü izâ fâte lâ yüstedrek ve leyse şey'ün eazze mine'l-vakti.

Söze bak!

"Vakit, zaman elden bir kaçtı mı bir daha yakalanmaz."

Öğleyin ne yaptın? Öğlenle ikindi arasında ne yaptın? Dün ne yaptın? "Bir şeyler yapacaktım da yapamadım."

O vakit kaçtı mı?

Kaçtı.

Yakalayabilir misin?

Gitti.

Dün gitti; sabah, öğle, ikindi gitti, şimdi akşamın içindeyiz Vakit geçti mi bir daha gelmez. Vakit bir kaçtı mı, bir daha ele geçmez.

Cüneyd-i Bağdâdî; "Vakitten daha izzetli, kıymetli, değerli bir şey yoktur." buyurdu.

Elmas, yakut, altın, gümüş, platin, boğazda köşk, mevki, makam hiçbirisi değil. Vakitten daha kıymetli bir şey yok. En kıymetli şey vakittir. Biz bunu bilmiyoruz. Aslında biliyoruz; kulağımızla duymuşuz, dilimizle söylüyoruz. Belki okulda edebiyat öğretmeni bu konuda tahlil vazifesi, kompozisyon vazifesi vermişse edebiyat da parçalamışızdır. Kıymeti yok. Sen lafı bırak! Vaktin kıymetini hakikaten biliyor musun?

Vaktini hakikaten değerlendiriyor musun? Vakit boş mu geçti, dolu mu geçti? Hayırlı mı geçti, günahla mı geçti?

Bu çok mühim.

Vaktini hayırlı geçirmesini bilen, vaktini sevaplı işlerle doldurup geçirmesini bilen kazanmıştır. Vaktini boşa geçiren büyük kayba uğramıştır, sermayesi gitmiştir.

Sûfiler yani Allah'ın rızasını kazanmak için hayatını, her şeyini ona göre hazırlamış, her şeyini o yola vakfetmiş olan insanlar, zamana çok önem verirler. Zamanın bir saniyesini boşa geçirmek istemezler. Uykuyu sevmezler. Uyku uyumamak için gözlerine tuz sürerler.

İçtiğimiz kahveyi kim bulmuş?

Yemenli sûfîler bulmuş.

Nereden bulmuşlar?

Tohumunu kaynattıkları, içtikleri zaman uykunun kaçtığını görmüşler. "Bunu içelim, gece uykumuz kaçar, ibadeti güzel yaparız." demişler, kahveyi âdet etmişler.

Niyete bak! Kahveyi keyif için içmiyorlar. Kahve acıdır.

Biz niçin içiyoruz?

Hazım için, keyif için içiyoruz. Karnımızı tıka basa doldurduktan sonra bakıyoruz ki mide hazımda zorlanıyor; "Biraz kahve içelim de mide biraz çalışsın, öğütsün." diyoruz. Rahatsız olmaya başlayınca maden suyu, çay, kahve aranıyoruz. Zihniyetler ne kadar farklı. Ne kadar farklı olduğunu gör.

Sûfîler, ömrün çok aziz, çok kıymetli olduğunu bildikleri için bir saniyesini bile ziyan etmek istemezler. Uyku bile uyumak istemezler.

Hacıbayram Camii'nin altında ibadet yerleri vardır. Tam böyle sırt dayanacak yere sivri çivi koymuş; yaslandığı zaman batacak. "Aman!" diyecek. Yaslanmamak, uyumamak için. Az yemek yemek, az uyku uyumak, az konuşmak, çok ibadet etmek, çok tefekkür etmek, çok sevaplı iş yapmak için çalışacak. Bunun için çalışmışlar.

Sen çalışıyor musun?

Çalışmıyorsun.

Lafı mühim değil. Üniversite giriş imtihanında cevabı işaretlemek gibi değil bu. Tamam, vakit kıymetli bildim, öğrendim; bitti.

Yetmez! Vaktin kıymetli olduğunu bilmek; vakti değerlendirdiğin zaman anlaşılır.

"Sabahleyin ne yaptın?" "Uyudum."

"Kaça kadar?"

"Sorma!"

"Sonra ne yaptın?"

"Yemek yedim."

"Sonra ne yaptın?"

"Maça gittim, oyun oynadım."

"Sonra ne yaptın?"

"Yüzdüm."

"Sonra ne yaptın?"

"Televizyon izledim."

"Sonra ne yaptın?"

"Arkadaşlarla yarenlik ettik."

"Ömür sermayesini harcıyorsun."

Bunlardan hangisi âhiretine yarayacak? Kur'ân öğrendin mi, ezberledin mi, tefsir okudun mu, hadis okudun mu, emr-i bi'l-ma'ruf nehy-i ani'l-münker yaptın mı? İslâm için çalıştın mı, koşturdun mu?

"Öyle bir şey yaptıysan sevaplı bir iş yaptıysan zamanını değerlendirdin." demektir.

"Yapmadım."

Öyleyse zamanı harcıyorsun. Demek ki zamanın kıymetini bilmiyorsun

Aziz ve muhterem kardeşlerim!

Bu çok önemli bir şeydir ama insanlar önemini anladıkları şeyleri bir türlü uygulamazlar; uygulamıyorlar. Uygulamak lazım. Plan yapacağız:

"Şu saatte kalkacağım. -Saati kuracağız, o saatte kalkacağız.- Günde şu kadar Kur'ân okuyacağım, şu kadar hadis okuyacağım. -Onu okuyacağız.- Günde yirmi kişiye selam vereceğim. -Selamı vereceğiz, selam da sevap.- Günde on kişiye nasihat edeceğim."

Bir şey yapacaksın, çalışacaksın ki İslâm faydalanacak, müslümanlar rahat edecek, istifade edecek.

Adamlar saniyesini düşünüyor. Japonya, Amerika'dan daha ileri. Neden? Çünkü her şeyin saniyesini hesaplıyor. Otomobil fabrikasında bir kalıp var. Parçalar kalıba dökülecek, kalıplanacak, preslenecek, bitecek.

Kaç adet lazım?

300 adet lazım.

300 adet onu presleyecek. Sonra tezgâhtan o kalıp sökülecek, yeni bir kalıp takılacak, öteki parça preslenecek. Bu bir kalıbın yerine öteki kalıbın takılması, Amerika'da farz edelim üç saatte değişiyormuş. O kalıbı oradan çıkarıp sökülüp diğerini takmak üç dört saat uğraştırıyormuş. Japonlar bir usul bulmuşlar. Bu işi 8 dakikada yapıyorlarmış. 172 saat kâr ediyor. Çok büyük bir fark. İşte oradan kazanıyor. Zamanın kıymetini biliyor.

Japon otomobili şu kadar ucuza çıkıyor, Amerikan otomobili şu kadar pahalıya çıkıyor. Neden? O kadar işçinin parası, fiyat olarak onun üstüne biniyor. Ama kısa zamanda yapılınca ucuzluk oluyor. Bu yüzyılın ileri ülkeleri, zamanın kıymetini biliyorlar. Eski devirlerin en ileri insanları olan evliyâullah, sûfîler de böyle diyorlar:

"Zaman bir gitti mi bir daha ele geçmez, zamandan daha kıymetli şey yoktur. Zamanı iyi değerlendirmek, elden kaçırmamak lazım."

İşte sûfîlerin nasıl insanlar olduğunu gördünüz. Bir de "Miskindir, tembeldir, cahildir." diye sûfîlere yapılan iftiraları düşünün. Onların dedikleri başka. Onlar sûfî değil.

Hani adam küçükken dayak yediği için kaçamadığı için babasının anasının zoruyla hafız olmuş. Büyüdükten sonra yanlış yollara sapmış, din adamı ile ilgisi kalmamış.

Ne diyorlar ona?

"Ha'sı gitmiş, fız'ı kalmış." Hafız değil.

Tabi o tembel insanlar, bu işin taklitçisi; bunlar hakikisi. Hakiki evliyâullah nasıl yüksek konulardan, hiç duymadığımız şeylerden bahsediyor. Her cümlede hayran oluyorum.

"Vay be! Sûfîlerde de, şecaat çok esaslı bir vasıfmış. Vay canına! Sûfîler bir saniye bile boş geçirmek istemiyorlarmış. Vay canına! Sûfî gayesine sımsıkı sarılıyormuş, nesi varsa o yola koyuyormuş. Kazancını sağlamak için böyle çalışıyormuş."

İşte sûfî bu. Bizim de öyle olmamız lazım. Zaten bu eseri okuyuşumuzun sebebi de bu. "Hakiki sûfîyi tanıyalım. Biz de onlara benzemeye çalışalım." istiyoruz.

 

Allah-u Teâla Hazretleri cümlenizden razı olsun. Cümlenizi Peygamber Efendimiz'in sevgisine, şefaatine, iltifatına nail eylesin. Peygamber Efendimiz'in has ümmeti olmanızı nasip eylesin. Dünya ve ahiretin her türlü tehlikelerinden koruyup, dünya ve ahiretin her türlü hayırlarına erdirdiği kullarından eylesin. Firdevsi Âlâda Peygamber-i Zişan’ımıza cümlenizi komşu eylesin. Cennet nimetleriyle mütena'ım eylesin.

Bir Önceki

10.12.1994 -

B

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
17.08.1996 - Ebû Hüseyin en-Nûrî B
12.10.202526 dk 42 sn
11.01.1992 - Zünnûn-ı Mısrî A
10.01.202635 dk 47 sn
21.09.1996 - Ebû Osmân el-Hîrî B
09.11.202522 dk 55 sn
17.08.1996 - Ebû Hüseyin en-Nûrî A
11.10.202527 dk 24 sn
24.10.1992 - Seriyy es Sakati B
03.05.202623 dk 26 sn
21.02.1992 - Seriyy es-Sakatî B
25.01.202625 dk 38 sn
21.02.1992 - Seriyy es-Sakatî A
24.01.202632 dk 19 sn
26.10.1996 - Ebû Osmân el-Hîrî B
07.12.202518 dk 46 sn
26.10.1996 - Ebû Osmân el-Hîrî A
06.12.202538 dk 37 sn
29.06.1996 - Cüneydi Bağdadi B
31.08.202522 dk 6 sn
19.10.1996 - Ebû Osmân el-Hîrî B
30.11.202524 dk 51 sn
29.06.1996 - Cüneydi Bağdadi A
30.08.202537 dk 44 sn
19.10.1996 - Ebû Osmân el-Hîrî A
29.11.202530 dk 51 sn
22.06.1996 - B
09.12.201941 dk 25 sn
12.10.1996 - Ebû Osmân el-Hîrî B
23.11.202530 dk 52 sn
22.06.1996 - A
09.12.201938 dk 29 sn
12.10.1996 - Ebû Osmân el-Hîrî A
22.11.202523 dk 18 sn
15.06.1996 - Cüneydi Bağdadi B
24.08.202529 dk 56 sn
05.10.1996 - Ebû Osmân el-Hîrî B
09.12.201924 dk 11 sn
15.06.1996 - Cüneydi Bağdadi A
23.08.202527 dk 12 sn
28.09.1996 - Ebû Osmân el-Hîrî B
16.11.202532 dk 42 sn
08.06.1996 - Cüneydi Bağdadi B
17.08.202524 dk 25 sn
28.09.1996 - Ebû Osmân el-Hîrî A
15.11.202526 dk 32 sn
08.06.1996 - Cüneydi Bağdadi A
16.08.202536 dk 25 sn
01.06.1996 - A
09.12.201939 dk 58 sn
21.09.1996 - Ebû Osmân el-Hîrî A
08.11.202526 dk 57 sn
14.09.1996 - Ebû Osmân el-Hîrî B
02.11.202524 dk 22 sn
10.05.1996 - Ebu Osman el Hiri B
10.08.202532 dk 14 sn
14.09.1996 - Ebû Osmân el-Hîrî A
01.11.202525 dk 5 sn
10.05.1996 - Ebu Osman el Hiri A
09.08.202521 dk 51 sn
16.12.1995 - Cüneyd-i Bagdadi B
03.08.202529 dk 20 sn
31.08.1996 - Ebû Hüseyin en-Nûrî B
26.10.202525 dk 58 sn
16.12.1995 - Cüneyd-i Bagdadi A
02.08.202530 dk 18 sn
31.08.1996 - Ebû Hüseyin en-Nûrî A
25.10.202521 dk 35 sn
24.08.1996 - Ebû Hüseyin en-Nûrî B
19.10.202522 dk 2 sn
30.09.1995 - Tasavvufta Emek ve Terbiye B
20.07.202520 dk 28 sn
30.09.1995 - Tasavvufta Emek ve Terbiye A
19.07.202545 dk 9 sn
24.08.1996 - Ebû Hüseyin en-Nûrî A
18.10.202523 dk 54 sn
23.09.1995 - Cüneyd-i Bağdadi B
13.07.202518 dk 3 sn
10.08.1996 - Ebû Hüseyin en-Nûrî B
05.10.202538 dk 7 sn
23.09.1995 - Cüneyd-i Bağdadi A
12.07.202529 dk 21 sn
10.08.1996 - Ebû Hüseyin en-Nûrî A
04.10.202535 dk 38 sn
05.08.1995 - Ebû Türab en-Nahşebî B
29.06.202526 dk 53 sn
05.08.1995 - Ebû Türab en-Nahşebî A
28.06.202527 dk 5 sn
03.08.1996 - Ebû Hüseyin en-Nûrî B
28.09.202532 dk 38 sn
08.07.1995 - B
09.12.201921 dk 4 sn
03.08.1996 - Ebû Hüseyin en-Nûrî A
27.09.202528 dk 56 sn
21.01.1995 - Ahmed b. Asımini’l-Antaki B
11.10.202616 dk 57 sn
08.07.1995 - A
09.12.201912 dk 10 sn
20.07.1996 - Cüneydi Bağdadi B
21.09.202533 dk 22 sn
20.07.1996 - Cüneydi Bağdadi A
20.09.202537 dk 26 sn
24.06.1995 - Ebû Türab en-Nahşebî B
22.06.202530 dk 56 sn
13.07.1996 - Cüneydi Bağdadi B
14.09.202524 dk 56 sn
21.01.1995 - Ahmed b. Asımini’l-Antaki A
10.10.202623 dk 51 sn
24.06.1995 - Ebû Türab en-Nahşebî A
21.06.202534 dk
10.12.1994 - B
09.12.201927 dk 22 sn
03.06.1995 - Abdullah b. Hubeykini’l Antaki B
01.11.202631 dk 35 sn
06.07.1996 - Cüneydi Bağdadi B
07.09.202523 dk 17 sn
10.12.1994 - A
09.12.201935 dk 30 sn
03.06.1995 - Abdullah b. Hubeykini’l Antaki A
31.10.202630 dk 23 sn
06.07.1996 - Cüneydi Bağdadi A
06.09.202532 dk 2 sn
05.11.1994 - Mansur b. Ammar Ebus Serîi B
04.10.202624 dk 54 sn
27.05.1995 - B
09.12.201931 dk 18 sn
05.11.1994 - Mansur b. Ammar Ebus Serîi A
03.10.202630 dk 24 sn
27.05.1995 - A
09.12.201925 dk 34 sn
22.10.1994 - A
09.12.201945 dk 29 sn
25.06.1994 - A
09.12.201934 dk 29 sn
15.04.1995 - Abdullah b. Hubeykini’l Antaki B
25.10.202627 dk 1 sn
15.10.1994 - Hamdûn el-Kassâr B
27.09.202629 dk 47 sn
11.06.1994 - Ebu Hafs el-Haddad B
06.09.202619 dk 11 sn
15.04.1995 - Abdullah b. Hubeykini’l Antaki A
24.10.202629 dk 58 sn
15.10.1994 - Hamdûn el-Kassâr A
26.09.202632 dk 32 sn
11.06.1994 - Ebu Hafs el-Haddad A
05.09.202632 dk 6 sn
01.04.1995 - B
09.12.201934 dk 41 sn
01.10.1994 - A
09.12.201918 dk 59 sn
07.05.1994 - Ebu Hafs el-Haddad B
30.08.202624 dk 25 sn
01.04.1995 - A
09.12.201921 dk 36 sn
10.09.1994 - Hamdûn el-Kassâr B
20.09.202628 dk 53 sn
07.05.1994 - Ebu Hafs el-Haddad A
29.08.202622 dk 50 sn
25.03.1995 - Ahmed b. Asımini’l-Antaki B
18.10.202625 dk 57 sn
10.09.1994 - Hamdûn el-Kassâr A
19.09.202635 dk
23.04.1994 - Yahya b. Muaz er-Razi B
23.08.202629 dk 30 sn
25.03.1995 - Ahmed b. Asımini’l-Antaki A
17.10.202620 dk 48 sn
09.07.1994 - B
09.12.201924 dk 20 sn
23.04.1994 - Yahya b. Muaz er-Razi A
22.08.202624 dk 18 sn
09.07.1994 - A
09.12.201920 dk 30 sn
16.04.1994 - B
09.12.201916 dk 56 sn
02.07.1994 - Ebu Hafs el-Haddad B
13.09.202625 dk 52 sn
02.07.1994 - Ebu Hafs el-Haddad A
12.09.202630 dk 42 sn
16.04.1994 - A
09.12.201928 dk 36 sn
19.03.1994 - B
09.12.201925 dk 28 sn
19.03.1994 - A
09.12.201926 dk 9 sn
11.12.1993 - B
09.12.201931 dk 53 sn
31.07.1993 - B
09.12.201928 dk 40 sn
11.12.1993 - A
09.12.201928 dk 53 sn
31.07.1993 - A
09.12.201930 dk 28 sn
04.12.1993 - B
09.12.201933 dk 7 sn
24.07.1993 - B
27.07.202531 dk 55 sn
04.12.1993 - A
09.12.201927 dk 55 sn
24.07.1993 - A
06.07.202532 dk 35 sn
27.11.1993 - B
09.12.201929 dk 21 sn
17.07.1993 - B
16.08.202626 dk 57 sn
27.11.1993 - A
09.12.201923 dk 50 sn
17.07.1993 - A
15.08.202634 dk 4 sn
20.11.1993 - B
09.12.201926 dk 59 sn
10.07.1993 - Ebu Süleyman ed-Darani B
09.08.202631 dk 44 sn
20.11.1993 - A
09.12.201928 dk 26 sn
10.07.1993 - Ebu Süleyman ed-Darani A
08.08.202629 dk 54 sn
23.10.1993 - B
09.12.201924 dk 3 sn
03.07.1993 - Ebu Süleyman ed-Darani B
02.08.202624 dk 58 sn
23.10.1993 - A
09.12.201924 dk 9 sn
03.07.1993 - Ebu Süleyman ed-Darani A
01.08.202626 dk 47 sn
07.10.1993 - B
09.12.201931 dk 12 sn
26.06.1993 - Ebu Süleyman ed-Darani B
26.07.202620 dk 47 sn
07.10.1993 - A
09.12.201928 dk 3 sn
26.06.1993 - Ebu Süleyman ed-Darani A
25.07.202629 dk 48 sn
12.06.1993 - Bayezid-i Bistami B
19.07.202619 dk 22 sn
28.08.1993 - B
09.12.201921 dk 4 sn
12.06.1993 - Bayezid-i Bistami A
18.07.202622 dk 26 sn
28.08.1993 - A
09.12.201924 dk 5 sn
15.05.1993 - Bayezid-i Bistami B
12.07.202622 dk 47 sn
21.08.1993 - B
09.12.201928 dk 17 sn
15.05.1993 - Bayezid-i Bistami A
11.07.202622 dk 43 sn
21.08.1993 - A
09.12.201929 dk 59 sn
08.05.1993 - Bayezid-i Bistami B
05.07.202625 dk 5 sn
07.08.1993 - B
09.12.201922 dk 10 sn
08.05.1993 - Bayezid-i Bistami A
04.07.202620 dk 36 sn
07.08.1993 - A
09.12.201922 dk 3 sn
01.05.1993 - Bayezid-i Bistami B
28.06.202632 dk 40 sn
01.05.1993 - Bayezid-i Bistami A
27.06.202628 dk 42 sn
10.04.1993 - Şakik-ı Belhi B
21.06.202619 dk 22 sn
10.04.1993 - Şakik-ı Belhi A
20.06.202627 dk 34 sn
27.03.1993 - Şakik-ı Belhi B
14.06.202626 dk 39 sn
27.03.1993 - Şakik-ı Belhi A
13.06.202624 dk 24 sn
23.01.1993 - Şakik-ı Belhi B
07.06.202627 dk 54 sn
23.01.1993 - Şakik-ı Belhi A
06.06.202635 dk 37 sn
09.01.1993 - Haris el-Muhasibi B
31.05.202625 dk 59 sn
09.01.1993 - Haris el-Muhasibi A
30.05.202632 dk 58 sn
24.12.1992 - Haris el-Muhasibi B
09.12.201922 dk 9 sn
24.12.1992 - Haris el-Muhasibi A
09.12.201921 dk 39 sn
05.12.1992 - Haris el-Muhasibi B
24.05.202623 dk 32 sn
05.12.1992 - Haris el-Muhasibi A
23.05.202631 dk 18 sn
28.11.1992 - Haris el-Muhasibi B
17.05.202623 dk 31 sn
28.11.1992 - Haris el-Muhasibi A
16.05.202623 dk 50 sn
21.11.1992 - Seriyy es Sakati B
10.05.202626 dk 10 sn
21.11.1992 - Seriyy es Sakati A
09.05.202630 dk 54 sn
01.08.1992 - Seriyy es Sakati B
12.04.202622 dk 20 sn
01.08.1992 - Seriyy es Sakati A
11.04.202621 dk 32 sn
25.07.1992 - Bişr-i Hâfî B
05.04.202628 dk 19 sn
25.07.1992 - Bişr-i Hâfî A
04.04.202627 dk 21 sn
04.07.1992 - Bişr-i Hâfî B
29.03.202631 dk 17 sn
04.07.1992 - Bişr-i Hâfî A
28.03.202629 dk 10 sn
09.05.1992 - İbrahim bin Edhem B
15.02.202631 dk 34 sn
09.05.1992 - İbrahim bin Edhem A
14.02.202646 dk 33 sn
02.05.1992 - İbrahim bin Edhem B
08.02.202628 dk 2 sn
02.05.1992 - İbrahim bin Edhem A
07.02.202625 dk 59 sn
18.04.1992 - İbrahim bin Edhem B
01.02.202632 dk 48 sn
18.04.1992 - İbrahim bin Edhem A
31.01.202627 dk 36 sn
18.01.1992 - Zünnûn-ı Mısrî B
18.01.202629 dk 4 sn
18.01.1992 - Zünnûn-ı Mısrî A
17.01.202623 dk 59 sn
11.01.1992 - Zünnûn-ı Mısrî B
11.01.202632 dk 31 sn
24.10.1992 - Seriyy es Sakati A
02.05.202629 dk 41 sn
17.10.1992 - Seriyy es Sakati B
26.04.202624 dk 46 sn
17.10.1992 - Seriyy es Sakati A
25.04.202623 dk 12 sn
10.10.1992 - Seriyy es Sakati B
19.04.202629 dk 14 sn
10.10.1992 - Seriyy es Sakati A
18.04.202624 dk 15 sn
28.12.1991 - Zünnûn-ı Mısrî B
04.01.202643 dk 56 sn
28.12.1991 - Zünnûn-ı Mısrî A
03.01.202633 dk 51 sn
16.12.1991 - Fudayl Bin İyad B
28.12.202532 dk 40 sn
16.12.1991 - Fudayl Bin İyad A
27.12.202528 dk 47 sn
09.12.1991 - Fudayl Bin İyad B
21.12.202527 dk 32 sn
09.12.1991 - Fudayl Bin İyad A
20.12.202529 dk 2 sn
02.12.1991 - Fudayl Bin İyad B
14.12.202528 dk 15 sn
02.12.1991 - Fudayl Bin İyad A
13.12.202541 dk 6 sn
AKRA