İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0507:3808:2312:5315:3817:5719:25
Kabe

21.01.1995 - Ahmed b. Asımini’l-Antaki A

21.01.1995 - Ahmed b. Asımini’l-Antaki A
Tasavvuf Sohbetleri

21.01.1995 - Ahmed b. Asımini’l-Antaki A

10.10.2026
23 dk 51 sn

Eûzübillâhimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm

El-Hamdülillâhi rabbi'l-âlemîne hamden kesîran tayyiben mübâreken fîh. Kemâ yenbeğî li-celâli vechihî ve li-azîmi sultânih.

Ve's-salâtü ve's-selâmü alâ seyyidinâ ve senedinâ ve mededinâ Muhammedini'l Mustafa. Ve alâ âlihî ve sahbihî ve men tebiahû bi ihsânin ilâ yevmi'l cezâ.

Emmâ ba'd:

Aziz, muhterem ve sevgili kardeşlerim!

Çok kıymetli bir âlimin; Ebû Abdirrahman es-Sülemî'nin -rahmetullâhi aleyh ve kaddesallâhu rûhahû- yazmış olduğu çok değerli, mümtaz bir kitap olan Tabakâtu's-sûfiyye’sini okuyoruz. Ebû Abdirrahman es-Sülemî tasavvuf büyüklerinin hayatlarını ve mübarek fikirlerini toplamış, böyle bir eser meydana getirmiş. Ve bu eseri çok kıymetli Mısırlı bir profesör de çok güzel dipnotlar, ilaveler, açıklamalar yaparak neşre hazırlamış. Henüz Türk dilimize tercüme edilmemiş bir kaynak eser olduğu için; tasavvuf konusunda en salahiyetli, en meşhur, en büyük, en kıymetli şahısların sözlerini ve fikirlerini buradan öğrenebiliriz diye bu kitabı okuyoruz.

Kâle ve süile Ahmedü'bnü Âsımin ani'l-ihlâs.

Bu terceme-i hâli bahis konusu olan şahısa; "İhlâs nedir?" diye, ihlâstan soruldu. O da bir cevap verdi.

İhlâs ne demek; önce biz söyleyelim.

İhlâs, "niyeti halis kılmak" demek. İnsanın niyetinin hâlis olması, "hâlis muhlis bir sâfî niyet taşıması" demek. İnsanın bütün amellerinde niyet esastır. Hadîs-i şerîfe göre;

İnneme'l-a'mâlü bi'n-niyyât. "Ameller niyetlere göre değerlendirilir, mükâfâtlandırılır veya cezaya müstahak olur."

Ameller niyetlere göredir; niyetler de ihlâs denilen duyguya tâbidir. İnsan iyi niyetli, ihlâslı ise, işini ihlâsla, katıksız, sâfî bir şekilde yapıyorsa, o zaman yaptığı amel makbul olur, sevaplı olur, güzel olur. Onun için erbâb-ı tasavvuf, yaptıkları işlerin iyi niyetle, güzel bir maksatla yapılmasını ve niyetin de halis, ihlâslı olmasını çok kollamışlardır. Yani her işinde kendisini kollamıştır, içini kontrol etmiştir, kalbine bakmıştır, niyetinin hâlis olmasına çalışmıştır. Allah'ın rızasını arayan o mübarek zâtların önemli işidir.

İhlâsın olmaması, ihlâssızlık nedir?

Riyâ.

Riyâ ne demek?

Türkçe kelime kelimesine karşılığı, "gösteriş" demek. Yaptığı iyi ameli iyi bir niyetle yapmıyor da, gösteriş için yapıyor. Eğer gösteriş için yapıyorsa "riyâ" derler. Şöhret için, "duyulsun" diye, namı, şanı yayılsın diye yapıyorsa, "süm'a" derler.

Süm'a, semia'dan "İşitti" mânasından. Riyâ da, rü'yet mastarından, "görmek" fiilinden. Göstermek için yapıyorsa "riyâ", "duyulsun" diye yapıyorsa "süm'a" derler.

Riyâ ve süm'a, ihlâssızlık demektir. Çünkü Allah için yapmıyor da "Kullar beğensin." diye yapıyor. "Kullar görsün, kullar duysun, kulların arasında namı yürüsün, şanı bilinsin, yücelsin." diye yapıyor; makbul değil. İhlâs önemlidir.

İhlâsın da incelikleri vardır. İhlâslı olmak kolay değildir. İnsan "İhlâslıyım." dediği zaman bile kendisinin farkına varmadığı birtakım ince, kötü, ters duyguların içinde olabilir.

Bir mübarek zât, namazları hep cemaatle, camide, imamın arkasında kılarmış. Biliyorsunuz, sevap imama geliyor; ikinci, imamın arkasındaki şahsa geliyor; üçüncü, arkasındaki şahsın sağına geliyor; dördüncü, soluna geliyor; beşinci, sağdakinin sağına geliyor; altıncı, soldakinin soluna geliyor. Böyle sağlı sollu, sağlı sollu devam ediyor.

Ama arkası çok önemli; imamın tam arkası cemaatin en kıymetli yeri. Oraya en kıymetli insanı getirirler. İmama namazda bir arıza gelse, namazı bırakmak zorunda kalsa, yerine adım atıp imamlığa geçebilecek şahsı oraya getirirler. Orası sevaplı yerdir. İhtiyar, mübarek insanlar umumiyetle orada namaz kılar. Orası alim, fazıl kimselere verilir. Ön safın en kıymetli yeri en ortasıdır, imamın arkasıdır.

O mübarek zât, yirmi küsur sene namazı hep cemaatle kılmış. Hep de imamın arkasında kılmış. Bir gün bir özrü olmuş, cemaate gecikmiş, ta arka tarafta namaz kılmış. Arka tarafta namaz kılınca da utanmış;

"Ya, benim gibi alim, fazıl bir kimse böyle ta arkada, en son safta namaz kılıyor; birisi görse benim hâlim nice olur? Ayıplarlar beni." diye düşünmüş.

Alim insanlar camiye erken gelir, ezandan önce gelirler, ön saflarda yer alırlar. En arkada kalmak iyi değil.

En arkada kaldığı için utanmış. "Beni böyle görseler.." diye içine bir duygu gelmiş. Fakat bunlar kendi kendisini kontrol eden insanlar ya;

"Ah! Riyâ ile yapıyormuşum!" demiş.

"Olmadı." diye yirmi küsur yıllık, otuz yıllık ibadetini kaza etmeye, ödemeye başlamış. İşte bu böyle. Bu mübarek zatlar ihlâsı böyle takip eder.

Süile Ahmedü'bnü Âsımin ani'l-ihlâs. "Buna ihlâstan sordular, 'İhlâs nedir?' diye bir soru açtılar."

Fe-kâle.

İhlâsı tarif ediyor:

İzâ amilte amelen sâlihan. "Bir ibadet, amel-i sâlih işlediğin, güzel iş yaptığın zaman." Sâlih; uygun, iyi demek. Fe-lem tuhibbe en tüzkere bihi. "Bu yaptığınla anılmayı istemiyorsan, 'Bu yaptığını insanlar bilsin de anılsın.' diye istemiyorsan, bunu sevmiyorsan." Ve tuazzame min ecli amelike. "Yaptığın işten dolayı hürmet görmek de istemiyorsan." Ve lem tatlüb sevâbe amelike min ehadin sivâhu. "Amel-i sâlihin mükâfâtını da O'ndan başkasından beklemiyorsan."

Allah'tan başkasından da bir aferin, mükâfât, para pul, menfaat beklemiyorsan.

Fe-zâlike ihlâsu amelike. "Ameli ihlâslı yapman budur."

Üç şey söyledi:

"Yaptığın güzel ibadet, taatten dolayı anılmayı sevmiyorsan, nâmının söylenmesini, anılmasını sevmiyorsan; bu işi yaptın diye 'Aferin, ne müslüman adam!' diye hürmet görmek istemiyorsan; sevabını, amelinin karşılığını da Allah'tan başkasından beklemiyorsan; ameli ihlâslı yaptın demektir." diyor.

Biz de bunlara dikkat edelim.

"Buyur sofraya." dersin.

"Teşekkür ederim, almayayım."

"Buyur canım, yiyelim."

"Teşekkür ederim, almıyorum."

Oruçlu olduğunu söylemek istemiyor. Oruçlu da; "Bugün niyetliyim." demek istemiyor.

Neden?

"Söylersem amelimde gösteriş yapmış olurum." diye, saklamak istiyor, orucunu gizli tutmak istiyor. Güzel. Mesela bu iyi bir şey; bunun gibi...

Sakallı birisi çarşıda alışveriş yapıyormuş. Satıcı demiş ki;

"Sen mübarek bir adamsın, sakallısın; sana şu kadar tenzilat yapayım."

"Yok, ben Müslümanlığı öyle tenzilatla filan satmam; istemem." demiş.

"Müslümanlığımı ticarette pazarlık unsuru yapmak istemem." demiş.

İşte ihlâs böyledir.

Kâle ve kâle Ahmedü: Enfau't-tavâdui mâ nefâ anke'l-kibre ve emâte minke'l-gadab.

Aşağıya doğru beş-altı tane "en faydalı, enfeu" kelimesiyle başlayan söz söyleyecek.

Enfau't-tavâdui. "Tevazunun en faydalısı."

Sen tevazu gösteriyorsun; mütevazı olanı Allah sever, bir mükâfât verecek. Ne kadar güzel tevazu yaparsan, mütevazı olursan, Allah o kadar büyük mükâfât verir, o kadar fayda görürsün.

Tevazunun en faydalısı nedir?

Mâ nefâ anke'l-kibre. "Senden kibri sürüp atandır. İçinde hiç kibir bırakmayandır." Ve emâte minke'l-gadab. "İçindeki kızgınlığı da öldürendir."

O mübarek, Allahuâlem, şunu demek istiyor:

En faydalı, en makbul, en güzel tevazu olması için içinde hiç kibir olmayacak, tamam; sana karşı bir saygısızlık yapsalar bile bundan rahatsız olmayacaksın.

Ve emâte minke'l-gadab. "Sana saygısızlık yapana karşı da içinde bir kızgınlık olmayacak. Kızgınlığı da öldürmüş olacaksın."

İşte bu tevazu güzel!

Evliyâullahtan birisi bir gemide seyahat ediyormuş. Tabi "Bu evliyâullahtır, bu büyük zâttır' filan diye kafasında yazı yok ki markası yok ki. Bir de elbisesi eskiyse tamam, hiç tanınmaz.

Eskiden kırk yamalı hırka giyelermiş; yamar yamar giyerleşmiş, atmazlarmış. Gösterişe önem vermezlermiş veya "Tasarruf olsun." diye yaparlarmış. Kıyafeti pek gösterişli değil; alnında da göğsünde de yazısı yok.

Birisi yolculuk esnasında, -gemide vakit geçecek- ortaya çıkmış, halkı güldürecek hokkabazlıklar yapıyor. Bir de hokkabazlık yapmak için birisini ortaya çekmesi lazım; hokkabazlığı onun üzerinde icra etmesi lazım. Gemide kendisini seyreden insanlara bakmış, bakmış. Tabi hatırlı bir insanı ortaya çekemez, gözü bunu tutmuş; bu fakir, bu gariban, "Bu pek kıymetli gibi görünmüyor." diye, yakasından çekmiş bunu ortaya. Bunun üzerinde hokkabazlıkları, halkı güldürecek şeyleri yapmış. Tabi bu şeyleri, onu küçük düşüre düşüre yapmış. Halk da gülmüş. Onların nazarında mühim olan hoşça vakit geçirmek.

Bu zât diyor ki;

"Hayatımın en mutlu dakikalarıydı. Çünkü baktı baktı, o kadar insan içinde en sefil, en aşağı, en kıymetsiz olarak beni gördü; ondan çok haz duydum. En gariban olarak beni bulduğuna sevindim."

Adamların hâline bak; kızmak şöyle dursun, yakasından tutuyorlar, ortaya çekiyorlar, maskara ediyorlar, halk gülüyor, bir de; "Bak en gariban beni gördü." diye memnun oluyor. Bu insanların halleri, durumları bu.

Demek ki biz tevazu sahibiysek, bu sözden çıkaracağımız ders; içimizde, "Ya ben büyüğüm, mevki makam sahibiyim, ilim irfan sahibiyim, zenginim, hatırlıyım, yaşım şu kadar." filan gibi bir şey, bir malzeme kalmamış olacak; hepsi atılmış olacak.

Gezdiğim bir yerde, vaaz mevzu olarak bir noktaya geldi, dedim ki;

"Müslümanın müslümana dargın durması haram. Üç günden fazla dargın kalmak haram. Barışmak lazım. Bak kandil gecesinde bir yerde toplandık da, filanca adam camide, kandil gecesinde, hiç ortada sebep yokken bir dargınlık yaptı, gitti. Halbuki öyle yapmaması lazım, dargınlık haram. Hele kandil gününde sebepsiz yere de böyle bir problem ortaya çıkarmaması lazım."

Söylediğim söz biraz da tesirli oldu, etkiledi. Kimisinin içine yer etti sözüm, kimisinin de gözünü yaşartacak gibi oldu. Birisi dedi ki;

"Hocam, bu toplantıda dargın olduğumuz birisi var; hâlâ barışmadık. İki defa ben teşebbüs ettim, olmadı, barışmadık. Ben ondan yaşça büyüğüm, onun gelmesini bekliyorum, ondan barışmadım."

Kendisini böyle savununca, dedim ki;

"Kaybettin. Üçüncü defa gitseydin, yine sen kazanacaktın. Dördüncü defa gitseydin, yine sen kazanacaktın."

Bak, ne düşünüyor; "Ben ondan yaşça büyüğüm, o gelsin." diyor, protokol düşünüyor.

Şu kitaptaki bu mübarek zat ne diyor?

"Kalbinde hiç kibir kalmayacak, hepsini çıkaracaksın. Büyüklüğü de, mevkiinin üstün olduğunu da, haklı olduğunu da, zengin olduğunu da, falancayı da bırak; hiçbir şey kalmasın, tam tevazu olsun, içinde biraz kırıntı kalmasın. Bir de kızma; kızgınlık da kalmasın karşı tarafa. Sen mütevazı olunca, karşı taraf da seni saymadı, sen de sayılmadığından dolayı kızdın, olmadı. Kızgınlığı da at. İçinde kibrin kırıntısı da kalmasın."

"Sana hürmet göstermeyen kimseye kızgınlık da yapma; onu da sür içinden. Tevazu böyle sağlam olur; en faydalı tevazu böyle olur." diye bildiriyor.

Tabi çoğumuz bu davranışlarımızdaki duygularımızı, bunlar gibi kontrol etmiyoruz. Biz, bu çağın insanları şimdi unutmuşuz, kendi içimize dönüp kendimizi kontrol etmeye, hislerimizi tashih etmeye yönelik çalışmalarımız az.

Bunları niçin okuyoruz?

O büyüklerin bu meselelere nasıl baktığını, kendilerini nasıl ıslah ettiklerini, nasıl Allah'ın rızasını kazanacak yönde hareket ettiklerini gösterdiği için okuyoruz. Bu kitabın büyüklüğü orada.

Kâle, ve kâle Ahmedü. "Yine Ahmed b. Âsımini'l-Antâkî dedi ki."

Enfau'l-ihlâsi mâ nefâ anke'r-riyâ ve't-tezeyyün ve't-tasannu'.

İhlâsın en faydalısı, en güzeli, tam not alanı hangisidir?

"İçinde hiç riyâ bırakmayan, riyâ kırıntısı bırakmayandır."

"Görsün şu amelimi de bana 'Aferin!' desin, beni beğensin." gibi, başkasına göstermek arzusunun içinde hiç kalmamasıdır. Ve't-tezeyyün. "Bir de o amelle kendini süslemek, tezeyyün etmek arzusu da olmamasıdır." Ve't-tasannu'. "Yapmacık da olmamasıdır."

Kendin evinde olduğun zaman bu namazı nasıl kılacaktın?

Sere serpe, rahat rahat kılacaktın, elini kolunu sallaya sallaya kılacaktın. Camide bu kendine bir tavır eda vermek ne oluyor? Gösteriş oluyor. Evinde kıldığın namazla camide kıldığın namaz arasında eda farkı varsa, camideki daha güzelse, sende riyâkârlık var. Ben yapıyorsam bende riyâkârlık var. "Sen" dediğime üzülme, sende veya bende veya falanca şahısta. Eğer evde kıldığımız namaz ile camide kıldığımız namazın arasında, şekil bakımından camideki daha saflı ve edalı ise demek ki biz halkın bizi beğenmesini istiyoruz da orada tasannutlu, saltanatlı, yapmacıklı oluyor. Süsleyerek yapıyorsak demek ki riyâ var.

Nasıl olacak?

Eşit olacak. Hatta evdeki daha üstün olacak.

Geçtiğimiz derslerde "melamet meşrebi"ni anlatmıştık. "Halk kendisini beğenmesin." diye tersine hareket edenler var. "Halk sevmesin, halk teveccüh etmesin, şöhret olmasın, iltifat olmasın." diye, aksine, inadına kendisini beğenilmeyecek gibi gösterenler var. Tasavvufta ona da; "melamet meşrebi" diyoruz. "Halk kendisini levmetsin, kınasın, beğenmesin." diye aldırmayanlar var.

Evindeki daha üstün ise güzel, ihlâslısın. Camideki evindekinden üstünse demek ki camide halkı düşünüyorsun, gösterişi düşünüyorsun; o zaman sende tehlike var.

İhlâsın en sağlamı, en faydalısı hangisidir?

İçinde hiç gösteriş, amelini süsleme arzusu bırakmayandır, zorlama ve yapmacıklık bırakmayandır. Yapmacıksız, süslemesiz, riyâsız, sâfî oluyorsa ihlâs bu işte. Böyle olmuyorsa, riyâ az veya çok vardır.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz;

"Riyâyı herkes kolay anlayamaz. Karanlık gecede, taşın üstünde karıncanın gezmesi gibidir." buyurmuş.

Karıncanın ayak sesi duyulur mu, karanlıkta görülür mü?

Görülmez. Gizlidir, saklıdır.

Onun için çok dikkat etmek lazım. İnsanın kendisini iyi kontrol altına alması lazım, duygularına dikkat etmesi lazım.

Bayezid-i Bistâmî hazretlerinin bir hikayesi var:

Otuz sene yaya olarak hacca gitmiş. Her gün bir hatim indirirmiş. Yaya olarak hacca gitmenin sevabı çok büyük tabi; her adımda büyük sevaplar veriliyor. Tam Arafat'a çıkmışlar, Arafat'ta nefsi içinden buna demiş ki;

"Bayezit, hadi iyisin iyi, işin iş! Bak otuz sene hacca yaya olarak geldin gittin, her gün bir hatim indirdin, artık ne iyi durumun!"

Kimse bir şey demiyor; kendi içinden böyle bir duygu gelmiş.

Kendi amelini beğenmek, kendi yaptığı işi iyi sanmak; bu duygu nereden gelir?

Ya şeytandan gelir, ya nefisten gelir. Nefsi beğenir. Ya da şeytan onu sapıttırmak için yaptığı işi ona hoş gösterir. İkisi de yanlış. Tabi nefsinden geldiğini hissetmiş. Hemen;

"Ey müslümanlar! Otuz sene yaya olarak haccettim, her gün bir hatim indirdim; bunları satıyorum, alan var mı?" diye seslenmiş.

Herkes birbirine bakmış; "Ya, adamın kafasına güneş mi vurdu, aklından bir zoru mu var?"

Tabi kimse de kimsenin malını kolayca kesesinden parayı çıkarıp da almaz. Oradan çörek satan adamın birisi;

"Tamam, üç çöreğe ben alırım." demiş.

"Tamam, satarım. Ver üç çöreği." demiş.

Üç çöreği almış. Poğaça gibi gözümün önüne geliyor. Otuz tane haccın sevabını sattı. Her gün yaptığı hatm-i Kur'ân-ı Kerîm'in sevabını da sattı. Üç tane poğaça aldı.

Orada da kenarda sıcaktın dili sarkmış bir aç köpek duruyormuş, karnı içine göçük. Çöreğin bir tanesini ona atmış, yutmuş. İkincisini de atmış, onu da yutmuş. Üçüncüsünü de atmış, onu da yutmuş. Oturmuş kenara gözünü kapatmış, nefsine hitap etmiş:

"Şimdi ey nefsim, söyle bakalım, hangi ameline dayanacaksın, neye dayanacaksın? Elinde bir şey kalmadı, bomboşsun, hadi bakalım! Allah'ın rahmetinden başka bel bağlayacağın, dayanacağın bir şey kaldı mı?" demiş.

Adamların büyüklüklerine bakın, düşüncelerine bakın! Bu iş şakaya gelmez!

Mürit itikafa giriyor, on gün îtikaf yapıyor. Şeyhi mânevî bakımdan onu takip ediyor. Tam itikafın içinde; "Şu îtikafının sevabını bana ver." diye içine bir duygu geliyor. Şeyhi ortada yok ama içine böyle bir duygu geliyor.

Nereden geliyor? O duyguyu şeyhi gönderiyor. Telsizler çalışıyor; itikafta şeyhi ona mesaj gönderiyor.

"İtikafının sevabını ver."

Mırıldanıyor:

"Ya işte o gün ben aç kaldım, ben susuz kaldım, ben uykusuz kaldım, ben bu kadar namaz kıldım, ben bu kadar ibadet ettim." diye düşünüyor, kıvranıyor.

İnsan küçücük bir şeyi bile veremiyor.

Çoğu insan haccı ömürde bir defa yapıyor, kimisi de yapamıyor.

İnsan otuz haccı verir mi?

Bir hatim indirsen birisi; "Sevabını bana ver." dese kolay kolay verir misin?

"Yok, sevabını kendim istiyorum." dersin.

Bunların hepsini niye verdi?

İnsanın kendi ameline mağrur olması, onunla kibirlenmesi, ona dayanması, itimat etmesi doğru değildir de ondan.

Ya Allah kabul etmediyse?

Allah'ın lütfuna dayanacak, Allah'tan isteyecek, Allah'tan bekleyecek. Onun için o duyguyu içinden sökmesi lazım.

O duygu sökülmez ki illa ona söyler: "Otuz defa haccettin, hem de yaya olarak haccettin, ne kadar sevap kazandın. Her gün hatim indirdin, ne kadar sevap kazandın."

Bunu içinden atamaz. İnsanın içinden duyguları söküp atmak, elbise çıkarmak gibi kolay değildir; saplanır kalır. "Fikr-i sabit" diyoruz, idefiks diyoruz. İnsanın içinden kolay çıkmaz.

Çıkarmak için ne yapıyor?

Büyük üstat biliyor; ne yapıyor?

Öyle bir çıkarıyor ki içinden, içi bir daha onu düşünemeyecek gibi…

Endülüs'ü fetheden Tarık b. Ziyad, askerlerini gemilerle Afrika'dan, Cebel-i Tarık boğazından İspanya yarımadasına geçirmiş. Askerler gemilerden inince gemileri yaktırmış. Cayır cayır cayır, yelken, direk, kürek, gemiler yanmış; gemi kalmamış.

Niye?

Askerlerin artık geriye dönüş imkanı yok. O gemilerle bu tarafa geçtiler; geriye dönüş imkanı, vasıtası yok. Askerlerin karşına çıkmış, demiş ki;

"Ey mücahitler! Ey müslümanlar! Ey mü'minler! Bakın gemileri yaktım, önünüz derya gibi düşman, arkanız düşman gibi derya. Denize girseniz boğulursunuz, o da size ölüm getiriyor, o da düşman gibi. Arkanız düşman gibi derya, önünüz de derya gibi düşman. Bu düşmanı yenmekten başka çareniz yok!"

O mücahitler ne yapar? Siz olsanız ne yaparsınız? Tabi anlamak için kendinizi onun yerine koyacaksınız; ne yaparsınız?

Pabuç pahalı; "Bu düşmanın karşısında gevşek dursam bunlar beni kılıçtan geçirir. Kaçmak istesem kaçma imkanım yok; o halde mutlaka düşmanı yenmem lazım." der, öyle çarpışırsınız.

Komutanın büyüklüğüne bak! Müslümanlar ölümden korkmaz, mücahittir, şehitliği ister, hepsi tamam, iyi, güzel, hoş da; ya korkarsa, ya içine bir korku geliverirse, ya işi gevşek tutarsa, ya geriye kaçarsa? İşi sağlama bağlıyor. Usta komutan olduğu için işi öyle bir şekilde çözümlüyor ki başka kaçamak noktası bırakmıyor.

İşte ihlâs! İşte Allah'a kulluk etmenin incelikleri. Büyük üstatların büyük menkıbeleri, menâkıbı bunlar.

 

Allah-u Teâla Hazretleri cümlenizden razı olsun. Cümlenizi Peygamber Efendimiz'in sevgisine, şefaatine, iltifatına nail eylesin. Peygamber Efendimiz'in has ümmeti olmanızı nasip eylesin. Dünya ve ahiretin her türlü tehlikelerinden koruyup, dünya ve ahiretin her türlü hayırlarına erdirdiği kullarından eylesin. Firdevsi Âlâda Peygamber-i Zişan’ımıza cümlenizi komşu eylesin. Cennet nimetleriyle mütena'ım eylesin.

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
17.08.1996 - Ebû Hüseyin en-Nûrî B
12.10.202526 dk 42 sn
11.01.1992 - Zünnûn-ı Mısrî A
10.01.202635 dk 47 sn
21.09.1996 - Ebû Osmân el-Hîrî B
09.11.202522 dk 55 sn
17.08.1996 - Ebû Hüseyin en-Nûrî A
11.10.202527 dk 24 sn
24.10.1992 - Seriyy es Sakati B
03.05.202623 dk 26 sn
21.02.1992 - Seriyy es-Sakatî B
25.01.202625 dk 38 sn
21.02.1992 - Seriyy es-Sakatî A
24.01.202632 dk 19 sn
26.10.1996 - Ebû Osmân el-Hîrî B
07.12.202518 dk 46 sn
26.10.1996 - Ebû Osmân el-Hîrî A
06.12.202538 dk 37 sn
29.06.1996 - Cüneydi Bağdadi B
31.08.202522 dk 6 sn
19.10.1996 - Ebû Osmân el-Hîrî B
30.11.202524 dk 51 sn
29.06.1996 - Cüneydi Bağdadi A
30.08.202537 dk 44 sn
19.10.1996 - Ebû Osmân el-Hîrî A
29.11.202530 dk 51 sn
22.06.1996 - B
09.12.201941 dk 25 sn
12.10.1996 - Ebû Osmân el-Hîrî B
23.11.202530 dk 52 sn
22.06.1996 - A
09.12.201938 dk 29 sn
12.10.1996 - Ebû Osmân el-Hîrî A
22.11.202523 dk 18 sn
15.06.1996 - Cüneydi Bağdadi B
24.08.202529 dk 56 sn
05.10.1996 - Ebû Osmân el-Hîrî B
09.12.201924 dk 11 sn
15.06.1996 - Cüneydi Bağdadi A
23.08.202527 dk 12 sn
28.09.1996 - Ebû Osmân el-Hîrî B
16.11.202532 dk 42 sn
08.06.1996 - Cüneydi Bağdadi B
17.08.202524 dk 25 sn
28.09.1996 - Ebû Osmân el-Hîrî A
15.11.202526 dk 32 sn
08.06.1996 - Cüneydi Bağdadi A
16.08.202536 dk 25 sn
01.06.1996 - A
09.12.201939 dk 58 sn
21.09.1996 - Ebû Osmân el-Hîrî A
08.11.202526 dk 57 sn
14.09.1996 - Ebû Osmân el-Hîrî B
02.11.202524 dk 22 sn
10.05.1996 - Ebu Osman el Hiri B
10.08.202532 dk 14 sn
14.09.1996 - Ebû Osmân el-Hîrî A
01.11.202525 dk 5 sn
10.05.1996 - Ebu Osman el Hiri A
09.08.202521 dk 51 sn
16.12.1995 - Cüneyd-i Bagdadi B
03.08.202529 dk 20 sn
31.08.1996 - Ebû Hüseyin en-Nûrî B
26.10.202525 dk 58 sn
16.12.1995 - Cüneyd-i Bagdadi A
02.08.202530 dk 18 sn
31.08.1996 - Ebû Hüseyin en-Nûrî A
25.10.202521 dk 35 sn
24.08.1996 - Ebû Hüseyin en-Nûrî B
19.10.202522 dk 2 sn
30.09.1995 - Tasavvufta Emek ve Terbiye B
20.07.202520 dk 28 sn
30.09.1995 - Tasavvufta Emek ve Terbiye A
19.07.202545 dk 9 sn
24.08.1996 - Ebû Hüseyin en-Nûrî A
18.10.202523 dk 54 sn
23.09.1995 - Cüneyd-i Bağdadi B
13.07.202518 dk 3 sn
10.08.1996 - Ebû Hüseyin en-Nûrî B
05.10.202538 dk 7 sn
23.09.1995 - Cüneyd-i Bağdadi A
12.07.202529 dk 21 sn
10.08.1996 - Ebû Hüseyin en-Nûrî A
04.10.202535 dk 38 sn
05.08.1995 - Ebû Türab en-Nahşebî B
29.06.202526 dk 53 sn
05.08.1995 - Ebû Türab en-Nahşebî A
28.06.202527 dk 5 sn
03.08.1996 - Ebû Hüseyin en-Nûrî B
28.09.202532 dk 38 sn
08.07.1995 - B
09.12.201921 dk 4 sn
03.08.1996 - Ebû Hüseyin en-Nûrî A
27.09.202528 dk 56 sn
21.01.1995 - Ahmed b. Asımini’l-Antaki B
11.10.202616 dk 57 sn
08.07.1995 - A
09.12.201912 dk 10 sn
20.07.1996 - Cüneydi Bağdadi B
21.09.202533 dk 22 sn
20.07.1996 - Cüneydi Bağdadi A
20.09.202537 dk 26 sn
24.06.1995 - Ebû Türab en-Nahşebî B
22.06.202530 dk 56 sn
13.07.1996 - Cüneydi Bağdadi B
14.09.202524 dk 56 sn
24.06.1995 - Ebû Türab en-Nahşebî A
21.06.202534 dk
13.07.1996 - Cüneydi Bağdadi A
13.09.202537 dk
10.12.1994 - B
09.12.201927 dk 22 sn
03.06.1995 - Abdullah b. Hubeykini’l Antaki B
01.11.202631 dk 35 sn
06.07.1996 - Cüneydi Bağdadi B
07.09.202523 dk 17 sn
10.12.1994 - A
09.12.201935 dk 30 sn
03.06.1995 - Abdullah b. Hubeykini’l Antaki A
31.10.202630 dk 23 sn
06.07.1996 - Cüneydi Bağdadi A
06.09.202532 dk 2 sn
05.11.1994 - Mansur b. Ammar Ebus Serîi B
04.10.202624 dk 54 sn
27.05.1995 - B
09.12.201931 dk 18 sn
05.11.1994 - Mansur b. Ammar Ebus Serîi A
03.10.202630 dk 24 sn
27.05.1995 - A
09.12.201925 dk 34 sn
22.10.1994 - A
09.12.201945 dk 29 sn
25.06.1994 - A
09.12.201934 dk 29 sn
15.04.1995 - Abdullah b. Hubeykini’l Antaki B
25.10.202627 dk 1 sn
15.10.1994 - Hamdûn el-Kassâr B
27.09.202629 dk 47 sn
11.06.1994 - Ebu Hafs el-Haddad B
06.09.202619 dk 11 sn
15.04.1995 - Abdullah b. Hubeykini’l Antaki A
24.10.202629 dk 58 sn
15.10.1994 - Hamdûn el-Kassâr A
26.09.202632 dk 32 sn
11.06.1994 - Ebu Hafs el-Haddad A
05.09.202632 dk 6 sn
01.04.1995 - B
09.12.201934 dk 41 sn
01.10.1994 - A
09.12.201918 dk 59 sn
07.05.1994 - Ebu Hafs el-Haddad B
30.08.202624 dk 25 sn
01.04.1995 - A
09.12.201921 dk 36 sn
10.09.1994 - Hamdûn el-Kassâr B
20.09.202628 dk 53 sn
07.05.1994 - Ebu Hafs el-Haddad A
29.08.202622 dk 50 sn
25.03.1995 - Ahmed b. Asımini’l-Antaki B
18.10.202625 dk 57 sn
10.09.1994 - Hamdûn el-Kassâr A
19.09.202635 dk
23.04.1994 - Yahya b. Muaz er-Razi B
23.08.202629 dk 30 sn
25.03.1995 - Ahmed b. Asımini’l-Antaki A
17.10.202620 dk 48 sn
09.07.1994 - B
09.12.201924 dk 20 sn
23.04.1994 - Yahya b. Muaz er-Razi A
22.08.202624 dk 18 sn
09.07.1994 - A
09.12.201920 dk 30 sn
16.04.1994 - B
09.12.201916 dk 56 sn
02.07.1994 - Ebu Hafs el-Haddad B
13.09.202625 dk 52 sn
02.07.1994 - Ebu Hafs el-Haddad A
12.09.202630 dk 42 sn
16.04.1994 - A
09.12.201928 dk 36 sn
19.03.1994 - B
09.12.201925 dk 28 sn
19.03.1994 - A
09.12.201926 dk 9 sn
11.12.1993 - B
09.12.201931 dk 53 sn
31.07.1993 - B
09.12.201928 dk 40 sn
11.12.1993 - A
09.12.201928 dk 53 sn
31.07.1993 - A
09.12.201930 dk 28 sn
04.12.1993 - B
09.12.201933 dk 7 sn
24.07.1993 - B
27.07.202531 dk 55 sn
04.12.1993 - A
09.12.201927 dk 55 sn
24.07.1993 - A
06.07.202532 dk 35 sn
27.11.1993 - B
09.12.201929 dk 21 sn
17.07.1993 - B
16.08.202626 dk 57 sn
27.11.1993 - A
09.12.201923 dk 50 sn
17.07.1993 - A
15.08.202634 dk 4 sn
20.11.1993 - B
09.12.201926 dk 59 sn
10.07.1993 - Ebu Süleyman ed-Darani B
09.08.202631 dk 44 sn
20.11.1993 - A
09.12.201928 dk 26 sn
10.07.1993 - Ebu Süleyman ed-Darani A
08.08.202629 dk 54 sn
23.10.1993 - B
09.12.201924 dk 3 sn
03.07.1993 - Ebu Süleyman ed-Darani B
02.08.202624 dk 58 sn
23.10.1993 - A
09.12.201924 dk 9 sn
03.07.1993 - Ebu Süleyman ed-Darani A
01.08.202626 dk 47 sn
07.10.1993 - B
09.12.201931 dk 12 sn
26.06.1993 - Ebu Süleyman ed-Darani B
26.07.202620 dk 47 sn
07.10.1993 - A
09.12.201928 dk 3 sn
26.06.1993 - Ebu Süleyman ed-Darani A
25.07.202629 dk 48 sn
12.06.1993 - Bayezid-i Bistami B
19.07.202619 dk 22 sn
28.08.1993 - B
09.12.201921 dk 4 sn
12.06.1993 - Bayezid-i Bistami A
18.07.202622 dk 26 sn
28.08.1993 - A
09.12.201924 dk 5 sn
15.05.1993 - Bayezid-i Bistami B
12.07.202622 dk 47 sn
21.08.1993 - B
09.12.201928 dk 17 sn
15.05.1993 - Bayezid-i Bistami A
11.07.202622 dk 43 sn
21.08.1993 - A
09.12.201929 dk 59 sn
08.05.1993 - Bayezid-i Bistami B
05.07.202625 dk 5 sn
07.08.1993 - B
09.12.201922 dk 10 sn
08.05.1993 - Bayezid-i Bistami A
04.07.202620 dk 36 sn
07.08.1993 - A
09.12.201922 dk 3 sn
01.05.1993 - Bayezid-i Bistami B
28.06.202632 dk 40 sn
01.05.1993 - Bayezid-i Bistami A
27.06.202628 dk 42 sn
10.04.1993 - Şakik-ı Belhi B
21.06.202619 dk 22 sn
10.04.1993 - Şakik-ı Belhi A
20.06.202627 dk 34 sn
27.03.1993 - Şakik-ı Belhi B
14.06.202626 dk 39 sn
27.03.1993 - Şakik-ı Belhi A
13.06.202624 dk 24 sn
23.01.1993 - Şakik-ı Belhi B
07.06.202627 dk 54 sn
23.01.1993 - Şakik-ı Belhi A
06.06.202635 dk 37 sn
09.01.1993 - Haris el-Muhasibi B
31.05.202625 dk 59 sn
09.01.1993 - Haris el-Muhasibi A
30.05.202632 dk 58 sn
24.12.1992 - Haris el-Muhasibi B
09.12.201922 dk 9 sn
24.12.1992 - Haris el-Muhasibi A
09.12.201921 dk 39 sn
05.12.1992 - Haris el-Muhasibi B
24.05.202623 dk 32 sn
05.12.1992 - Haris el-Muhasibi A
23.05.202631 dk 18 sn
28.11.1992 - Haris el-Muhasibi B
17.05.202623 dk 31 sn
28.11.1992 - Haris el-Muhasibi A
16.05.202623 dk 50 sn
21.11.1992 - Seriyy es Sakati B
10.05.202626 dk 10 sn
21.11.1992 - Seriyy es Sakati A
09.05.202630 dk 54 sn
01.08.1992 - Seriyy es Sakati B
12.04.202622 dk 20 sn
01.08.1992 - Seriyy es Sakati A
11.04.202621 dk 32 sn
25.07.1992 - Bişr-i Hâfî B
05.04.202628 dk 19 sn
25.07.1992 - Bişr-i Hâfî A
04.04.202627 dk 21 sn
04.07.1992 - Bişr-i Hâfî B
29.03.202631 dk 17 sn
04.07.1992 - Bişr-i Hâfî A
28.03.202629 dk 10 sn
09.05.1992 - İbrahim bin Edhem B
15.02.202631 dk 34 sn
09.05.1992 - İbrahim bin Edhem A
14.02.202646 dk 33 sn
02.05.1992 - İbrahim bin Edhem B
08.02.202628 dk 2 sn
02.05.1992 - İbrahim bin Edhem A
07.02.202625 dk 59 sn
18.04.1992 - İbrahim bin Edhem B
01.02.202632 dk 48 sn
18.04.1992 - İbrahim bin Edhem A
31.01.202627 dk 36 sn
18.01.1992 - Zünnûn-ı Mısrî B
18.01.202629 dk 4 sn
18.01.1992 - Zünnûn-ı Mısrî A
17.01.202623 dk 59 sn
11.01.1992 - Zünnûn-ı Mısrî B
11.01.202632 dk 31 sn
24.10.1992 - Seriyy es Sakati A
02.05.202629 dk 41 sn
17.10.1992 - Seriyy es Sakati B
26.04.202624 dk 46 sn
17.10.1992 - Seriyy es Sakati A
25.04.202623 dk 12 sn
10.10.1992 - Seriyy es Sakati B
19.04.202629 dk 14 sn
10.10.1992 - Seriyy es Sakati A
18.04.202624 dk 15 sn
28.12.1991 - Zünnûn-ı Mısrî B
04.01.202643 dk 56 sn
28.12.1991 - Zünnûn-ı Mısrî A
03.01.202633 dk 51 sn
16.12.1991 - Fudayl Bin İyad B
28.12.202532 dk 40 sn
16.12.1991 - Fudayl Bin İyad A
27.12.202528 dk 47 sn
09.12.1991 - Fudayl Bin İyad B
21.12.202527 dk 32 sn
09.12.1991 - Fudayl Bin İyad A
20.12.202529 dk 2 sn
02.12.1991 - Fudayl Bin İyad B
14.12.202528 dk 15 sn
02.12.1991 - Fudayl Bin İyad A
13.12.202541 dk 6 sn
AKRA