21.07.1995 - Sabır ve Şükür, Kurana İtaat Mükafatları, Cennete Dört Vesile

21.07.1995 - Sabır ve Şükür, Kurana İtaat Mükafatları, Cennete Dört Vesile
Elhamdülillâhi Rabbi’l-âlemîn. Ve’s-salâtu ve’s-selâmu alâ seyyidi’l-evvelîne ve’l-âhirîn. Muhammedini'l Mustafa ve alâ âlihî ve sahbihi ve men tebiahü bi ihsânin ilâ yevmi’d-dîn.
Emmâ be'd.
Lâ tekâtaû ve-lâ tedâberû ve-lâ tebâkazû ve-lâ tehâsedû. Ve kûni ibâde'l-lâhi ihvâna
Ve-lâ yehıllü lî müslimîn en yehcüra ehâhü fevka selâse. Müttefekun aleyh.
Bu hadisi şerifi hem İmam Buhari, hem İmam Müslim kitaplarına almışlar, ittifak etmişler. Kendileri bu hadisi seçmişler. Hadisi şerif Enes radıyallahu anh'den rivayet edilmiş. Peygamber Efendimiz bize tavsiyelerde bulunuyor.
Buyuruyor ki:
Ve-lâ tekâtaû “Birbirinizle ilişkilerinizi kesmeyiniz.”
Akrabalar olsun, arkadaşlar olsun, Müslüman kardeşler olsun, komşular olsun alakaları, ilişkileri koparmayınız.
Ve-lâ tedâberû. “Birbirinize sırt -arka- çevirmeyiniz.”
Ve-lâ tebâğazû “Birbirinize buğz etmeyiniz.” Kızmayınız. Düşmanlık etmeyiniz.
Ve-lâ tehâsedû “Birbirinizle hasetleşmeyiniz.” Sen onun malına, mülküne, arabasına haset ediyorsun. O senin malına, mülküne, arabana haset ediyor. Haset çok kötü neticelere götürür. Haset de yapmayınız.
Ve kûni ıbâde’l-lâhi ihvânen “Ey Allah'ın kulları kardeş olun.” Allah sizi Kur'an-ı Kerim'de kardeş ilan etmiş, Müslümanlar sadece kardeştir, başka bir şey değil! Sadece ve sadece ancak ve ancak kardeştir buyurmuş. Ey Allah'ın kulları kardeş olun!
Ve-lâ yehıllü li müslimin “Bir Müslüman'a helal olmaz.”
En yehcüra ehâhü “Kardeşinden küs, uzak kalması”
Fevka selâsin “Üç günden fazla.” Bir kardeşinden üç günden fazla ayrı durması, küsmesi helal olmaz.
An Ebû Eyyübin radıyallahu anhü enne Rasululah sallallahu aleyhi ve sellem kâl.
Ebu Eyyub El Ensari Hazretleri -İstanbul'da kabri olan sahabe- Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’den şöyle rivayet etmiş:
Lâ yehıllü li müslimin en yehcüra ehâhü fevka selâsi le-yâl. Yelte kıyâni fe-yü’rizu hâzâ ve yü’rizu hâza ve hayru hümâ ellezî ye’bdeu bi’s-selâm.
Bu hadisi şerifi de İmam Buhari ve Müslim rivayet etmişler. Peygamber Efendimiz buyuruyor ki:
“Bir Müslüman'ın, bir Müslüman kardeşine üç günden ziyade dargın uzak durması, yakışık almaz.”
Fevka selâsi le-yâl “üç geceden fazla dargın kalması, uzak kalması, helal olmaz.
Yelte kıyâni “ikisi karşılaşırlar.” Yehcüra; burada küsmek manasında. Yani hicret ediyor, uzak kalma sözünü söylemiş. Manası küsmektir.
Yelte kıyâni “ikisi karşılaşıyorlar.”
Fe yü’rizu hâzâ “bu yönünü bu tarafa çeviriyor.” Ve yü’rizu hâzâ “ötekisi de yönünü öbür tarafa çeviriyor.” Başlarını çeviriyorlar. Birbirlerini görmüyorlar. Yani küsler. İşte bu helal olmaz!
Ve hayru hümâ “bu iki kişiden daha hayırlı olanı hangisidir?
Ellezî ye’bdeu bi’s-selâm “Daha hayırlı olanı; esselamüaleyküm diyerek küslüğü bırakıp da selamı ilk verendir.” Küsmek helal olmaz. Karşılaştıkları zaman birisi başını o tarafa çeviriyor. Ötekisi öbür tarafa çeviriyor. Birbirlerine selam vermiyorlar. Küsler. Bu helal olmaz. Bunların ikisinden hangisi daha hayırlı Müslüman? Arkadaşına selam vereni daha hayırlı Müslüman.
Üçüncü hadisi şerif;
An ebî Hureyretü radıyallahu anhüm. Kâle kâle Rasululah sallallahu aleyhi ve sellem
“Ebu Hureyre (r.a)’dan rivayet olunduğu üzere (bu İmam Müslim'in rivayet ettiği bir hadisi şerif. Peygamber Efendimiz buyurmuş ki:
Tü’razu’l e’mâlü fî külli’sneyni ve hamîsin. “Her pazartesi ve Perşembe; ameller, icraatlar, faaliyetler, yapılan işler arz olunur.
Nereye? Allah'a.
Fe-ye’ğfirullâhü li külli’mriin lâ yüşrikü billâhi şey’â
“Allah'a şerîk koşmayan, ortak koşmayan her mü’min kulu Allah affeder. Yani “Ya Rabbi bunları affedecek misin?” diye arz olunur. Allah kendisine şerîk koşmayan, müşrik olmayan kulları pazartesi, perşembe günleri affeder.
İllâ “şu müstesnâ”
İlle’m-reen kânet beynehû beyne ehîyhi şehnâu fe yekûlü ütrikü hâzeyni hattâ yestalihâ.
“Ancak Müslümanların içinden bir kimseyi affetmez ki; o kimse ile Müslüman bir kardeşi arasında bir kızgınlık, dargınlık, küskünlük vardır onu affetmez. Bir Müslüman kardeşiyle dargınlığı, küskünlüğü olanı affetmez.”
Fe-yekûl “buyurur ki”;
Ütrikü hâzeyni Ey meleklerim “bu ikisini, benim huzuruma getirmeyin.” Bunları kenara koyun, terk edin. Bana sunmayı bırakın. Bunları benim huzuruma getirmeyin.
Hattâ yestalihâ “Aralarında barışıp sulh oluncaya kadar affolsun diye” Bunları benim huzuruma getirmeyin. Bunların isimlerini, amellerini benim karşıma getirmeyin. Önce bir barışsınlar, aralarını düzeltsinler.” buyurur Cenab-ı Hak.
Ne yapacağız bilmiyorum. Ne yapacağız? Bizim de kızdığımız, darıldığımız bir sürü insan var. Hele benim suyum biraz sert. Ben herkese çok darılıyorum, çok küsüyorum, çok kızıyorum, çok parlıyorum. Ne olacak benim halim bilmem.
Tabii bu arada da kusurlu gördüğüm Müslümanlara da kızıyorum. “Yok efendim o öyle yapmış, vay efendim bu böyle yapmış” diye. Maalesef bize karşı vefasızlık göstermiş olanlara da küskünlüğümüz var. Haremi Şerif'te karşılaştık bir talebemle. Haremi Şerif'te beni görmezliğe geldi. Göz göze geldik çevirdi başını gitti. Halbuki benim darılmam lazım. Benim dövmem lazım. Çünkü ben onun hem hocasıyım hem büyüğüyüm, hem ben haklıyım, onlar haksız. Ne yapacağız bakalım!
Allah huylarımızı güzel eylesin. Belki haklı sebeplerle, dargınlıkta insanlar muhakeme olacak. Sebebi haklı olanlar belki kurtulur. Ama en iyisi iyi geçinmek. Mümkün olduğu kadar Müslümanlarla dargınlaşmamak.
Allah-u Teâlâ hazretleri bize doğru olanı, güzel olanı öğretsin. Onu yapmayı nasip eylesin.
Kötü huylardan, kötü hallerden, kötü amellerden korusun. Kötü durumlara düşmekten korusun. Dünya ve ahirette aziz eylesin. Kıymetli, izzetli eylesin.
An ebî Me'sûdini’l Bedriyyu radıyallahu anhü kâle: küntü e’dribü ğulâmen lî bi-savtı fe-semîtü savtan min halfi i’lem ebâ Mes’ud fe-lem eshemi’l savta mine’l gadab. Fe-lemmâ denâ minnî izâ hüve Rasululah sallallahu aleyhi ve sellem. Fe izâ hüve yekûl: İ’lem ebâ Mes’ud ennellâhe akderu aleyke minke alâ hâze’l gulâm. Fe-kultü lâ adribü memlüken be’dehû ebedâ.
Ve fî rivâyetin fe-sakata's-savtı min yedî min heybetihî ve fî rivayetin fe-kultü yâ Rasululah hüve hurrün li vechillâhi fe-kâle emmâ innehû lev lem tef’al le hakke’n-nâru ev le messekke’n-nâru.
Revâhiu Müslimin bi-hâizih’r-rivayet
Ebu Mesud; İbni Mesud değil, Ebu Mesud el-Bedri isimli kişi kendisi rivayet ediyor ki:
Kuntü e’dribü ğulâmen lî bi-savtı “Benim bir kölem vardı onu u kamçıyla dövüyordum.” Çat çat. Patlatıp dövüyordum.
Fe-semîtü savtan “Döverken arkamdan bir ses işittim.
İ’lem ebâ Mes’ud “Ey Mesut'un babası bil ki…” diye bir ses duydum.”
Fe-lem eshemi'l savta mine’l gazab “Arkam dönüktü köleye kızgınlığımdan lafın kimden geldiğini, ne olduğunu pek anlayamadım. Arkamdan biz laf geldi ama anlayamadım.”
Fe-lemmâ denâ denâ minnî “O seslenen kişi bana yaklaşınca”
İzâ hüve resulullah sallallahu aleyhi ve sellem.“Birde ne göreyim. O gelen Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizmiş.”
Ben köleyi dövüyorken “bil ki ey Ebu Mesud!” diye arkandan seslenen Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem imiş.
Fe-izâ hüve yekûl “Ve diyordu ki:
İğlem ebâ Mes’ud “Ey Mesut'un babası bil ki”
Ennellahe ekberu aleyke minke alâ hâze’l kulâm “Allah-u Teâlâ senin bu köleye
hakimiyetinden daha çok sana ceza ve eza vermeye kadirdir.” Sen O’un kulusun. O sana her şeyi yapabilir. Bu kölene sen yapıyorsun ya, Allah da sana çok daha fazlasını yapmaya, çok daha kadirdir. Bak bil bunu!
Fe-kultü lâ adribü memlûken ba’dehû ebeden “Ben de dedim ki: Bundan sonra hiçbir köleyi bir daha dövmeyeceğim.
Ve fî rivâyetin “Bir başka rivayette de”
Fe-sakata’s-savtı min yedî min heybetihî “Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemin görünüşündeki muazzamlıktan, heybetten kamçı elimden düşüverdi. Resulullah'tan korktum yani. Kamçı elimden düşüverdi.” Bir rivayette bu söz var.
Ve bir rivayette de; Fe-kultü ya Resulallah “Dedim ki ey Allah'ın resulü”
Hüve hurrun li vechillâhi “Allah rızası için bu köleyi şu anda azat ettim hürdür artık.” Bu dövdüğüm köleyi, senin hatırın için Allah rızası için azat için ettim dedim.
Fe-kâle emmâ innehû lev lem tef’al “Eğer böyle yapmasaydın”
Le-hakke’n-nâru ev le messeke'n-nâru “Seni cehennem ateşi yakardı veya cehennem ateşi sana temas ederdi” dedi. Yani “iyi ki köleyi azat ettin de, gönlünü aldın da böylece bu yaptığın şeyden kurtuldun.”
Bakın İslam'da köle onun malıdır. Çünkü köle, harpte falan alınıyor öldürülmüyor. Hayatı bağışlanıyor. “Sen benim kölemsin hizmetimdesin” filan deniliyor. Onun malı. Ama dinimiz, dövmeyi uygun görmüyor. Yediğinden yedirmeyi, giydiğinden giydirmeyi, eza cefa etmemeyi uygun görüyor. Mümkün ise fırsatlar oldukça azat etmeyi, köle azat etmeyi tavsiye ediyor.
Burada da kamçıyla bir köleyi dövüyor diye Efendimizin muamelesini görmüş olduk.
Tabi ki bir Müslüman köle alınamaz. Yani “ben seni yakaladım, yolunu kestim, sen benim kölemsin” diyemezsin. Müslüman köle olmaz. Harpte esir alınan köle olur, esir kölesi olabilir. Çünkü harp etmiştir kendisiyle. Ondan sonra Müslüman olmuşsa; kölesi olduktan sonra “müslüman oldum” diye kölelikten kurtulmaz. Müslüman olarak kalabilir ama Müslüman olan bir insan köle yapılamaz. Köle haline getirilemez. İslam’da köle olmuş olanların da azat edilmesi tavsiye edilmiştir.
Ve ani'bni Umera radıyallahu anhümâ enne’n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve sellem kâl men darabe kulâmen le-hû hadden lem ye’tihî ev- latamehû fe-inne keffâratehû en yü’tıkâhû revâhu Muslim.
İbni Ömer radıyallahu anh -Hazreti Ömer'in oğlu Abdullah İbni Ömer'den- rivayet edilmiş. Yazan İmam Müslim. Bunu kitabında yazmış.
“Kim kölesini yapmadığı bir şeyden dolayı döverse”
Men darabe kulâmen le-hû hadden lem ye’tihî “İşlemediği bir suçtan dolayı cezalandırıp döverse, tokatlarsa, şamar atarsa”
Keffâratehû “Bu yaptığı işin keffareti -haksız dövmenin, haksız kamçılamanın, haksız tokatlamanın- köleyi azat etmektir.
Ve an Hişâmi’bni Hakîmi’bni Hizâmin radıyallahu anhümâ “Babası da oğlu da sahabe olan iki kişiden rivayet olarak gelmiş. Yani rivayet eden kişinin babası da sahabi, ikisi de sahabi.
Ennehû merra bi’ş-şâmi alâ ünâsin mine’l enbâb
Hişam -bu rivayet eden şahıs- Şam'da ikincilerden güneşte oturmuş. Ve-kad ukîmû fi’ş-semsi ve’s-subhu alâ ruûsihimu’-zeydü “Güneşte oturtulmuş ve başlarına zeytinyağı dökülen bazı insanların yanından geçti.” Allah Allah...Güneşte oturulmuş, başlarına da zeytinyağı dökülmüş.
Fe-kâle “Dedi ki”:
Mâ hâzâ “Bu ne oluyor?” Bu ne demek böyle?
Kıyle yüazzebûne fi’l harâci “Haraç vergisini vermedikleri için” böyle cezalandırılıyorlar. Güneşte tutuluyorlar başlarına yağ da dökülüyor.
Fe fî rivâyetin hubisû fi’l cizyeti “Cizyelerini vermedikleri için” (Bunlar gayrimüslim, hapsolunmuşlar)
Fe-kâle Hişâmun “Hişam dedi ki” (Bu sahabe olan ravi)
Eşhedü “şehadet ederim ki”
Le-semîtü Rasululah sallallahu aleyhi ve sellem “Ben Resulullah'tan işittim ki”
İnne’l-lâhe yüazzibu’l-lezîne yüazzibûne'n-nâse fi’d-dünya “ Peygamber Efendimiz’den işittim ki:
Allah bu dünyada insanlara işkence yapanlara ahirette azap verir.”
Fe dehale ale’l emîr “Emirinin yanına girdi. (Bu sahabi Suriye’nin emirinin yanına girdi)
Fe- haddesehû “Bu durumu anlattı” -Bunlar Cizre vermiyor, vergi vermiyor diye başlarına yağ dökülüp güneşte bunlar tutuluyorlar böyle azaplandırılıyorlar- “Olmaz böyle şey! İslam’da böyle bir şey yok!” Diye söyleyince;
Emera bi-him fe-hullü “Emir -oranın sorumlusu olan vali- adamlarına emretti ve onları serbest bıraktılar.
Revah-ı Müslim (Bu hadisi şerifi İmam Müslim rivayet etmiş.)
Ondan sonra ki hadisi şerif;Ali İbni Abbasin radıyallahu anhümâ kâl:
Reâ Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem himaren mevsûme'l vechi fe-enkera zâlike fe-kâle vallahi lâ esimuhû illâ aksâ şey’in mine’l vechi ve emera bi- himârihî fe küviye fî câirateyhi fe hüve evvelü men keve'l-câiraten. Revâhi Müslim el câiratân nâhiyetâni’l ve-rikeyni havle’d-dübur
İbni Abbas radıyallahu anh'dan rivayet edildiğine göre Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz şöyle buyurmuş:
Yüzü, ateşten çubukla dağlanmış, işaret yapılmış bir merkep gördü. Yüzüne kızdırılmış kıpkırmızı demirle basılmış, işaret yapılmış, yüzü dağlanmış. Bir eşek gördü. Bu durumdan hoşlanmadı. Beğenmedi, nahoş buldu. Dedi ki: “Allah'a yemin ederim ki vallahi ben hayvanımı işaretleyecek olsam damgasını vuracaksam, yüzünden en uzak yerinden işaret basardım. Kendi merkebinin dağlanmasını uyluklarının -arka butlarının- orasına işaret yapılmasını emretti. Peygamber Efendimiz; işaretlemeyi -damgalamayı- arkadan yapan ilk kişi oldu.
Hayvan olmasına rağmen yüze yapmayı uygun görmedi.
Allah-u Teâla hazretleri merhametli olmayı, canı olan her şeye kurda kuşa, her canlıya acıması olan kimseler olmayı hepimize nasip etsin. Güzel huylar nasip etsin. Çünkü merhamet edene merhamet olunur. Bu dünyada insan merhametli olursa, ahirette Allah'ın rahmetine merhametine mazhar olur. Huylarımızı güzelleştirelim. Anlayışlı olalım. Merhametli olalım. Çoluk çocuğumuza, hanımlarımıza, akrabamıza, dostlarımıza, Müslümanlara, çevremizdeki hayvanlara hatta bitkilere, ağaçlara merhametli olalım.
Allah-u Teâla hazretleri böyle iyiliksever olunmasını seviyor öyle olalım. Huylarımızı ıslah etmeyi, nefsimizi terbiye etmeyi Allah bize nasip etsin. Sevdiği kul eylesin.
Huzuruna, sevdiği kul olarak varan, cennetiyle, cemaliyle müşerref olanlardan eylesin.
Bi hürmeti ismihi’l âzâm ve bi- hürmeti nebiyyihi’l ekrem ve bi’ hürmeti sehru ramazân el-mübarek ve bir hürmeti esrarı suretil Fatiha.
13.02.1998 -
İnanç Özgürlüğü, Tercihler,
24.11.2000 -
Orucun Faziletleri ve
