24.10.1997 - Meleklerin Dua Ettiği Üç Zümre, Alim, Cömert, Zalim, Aşikare, Günahkar, Bidatçi

24.10.1997 - Meleklerin Dua Ettiği Üç Zümre, Alim, Cömert, Zalim, Aşikare, Günahkar, Bidatçi
es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtühû aziz ve sevgili Akra dinleyicileri;
Peygamber Efendimiz, ibni Abbas radıyallahu anhümâ'nın rivayet ettiğine göre şöyle buyurmuşlar.
Selâsetün testağfiru lehümü's-semavâtü ve'l-ardu ve'l-leylü ve'n-nehâru ve'l-melâiketü el-ulemâ' ve'l-müteallimûne ve'l-ashiyâ'.
Sadaka Resûlullah fîmâ kâl ev kemâ kâl.
Peygamber Efendimiz, İbn Abbas radıyallahu anhümâ'nın rivayet ettiğine göre, yani Hz. Abbas isimli amcasının oğlu mübarek Abdullah'ın rivayet ettiğine göre, şöyle buyurmuşlar;
Selâsetün. "Üç cins zümre, üç grup insan vardır ki." Testağfiru lehüm. "Onlar için istiğfar eder." es-Semavâtü ve'l-ardu. "Gökler ve yer onlar için tevbe ve istiğfar eder." Ve'l-leylü ve'n-nehâru. "Gece ve gündüz onlar için dua eder." Yani zaman ve mekân, yerler-gökler, geceler-gündüzler bunları seviyor. Ve'l-melâiketu. "Ve melekler de onlar için dua ederler."
Kimdir bunlar?
el-Ulemâ'. Birincisi "alimler." Başta bu zikredilmiş.
Ve'l-müteallimûne. İkincisi "ilim öğrenenler."
Ve'l-ashiyâ'. Üçüncüsü de "cömert insanlar."
Aziz ve muhterem kardeşlerim;
Hayatın devamı için ilim çok önemli! Mutlaka çağdaş ilmi yakalamalıyız ve mutlaka hepimizin ilme sımsıkı sarılması, ilmî vasıtaları elde etmesi ve kullanması lazım. Bunları kullanmadan bu ileri ülkelere yetişmemiz, çağı yakalamamız ve onların karşısında hürriyetimizi, istiklalimizi korumamız bile mümkün olamayacak. Onun için topluca bir ilim seferberliği yapmaya -yirmibirinci yüzyıla hazırlanmak için, yirmibirinci yüzyıla üç sene kala- bu çağdaş ilmi yakalamak için mutlaka ilme sarılmalıyız. Bilgisayarla, kütüphanelerle, ansiklopedilerle, özel ilimlere dair en yeni, en kıymetli bilgileri alarak, yabancı dil öğrenerek, özellikle Amerika'yı, Avrupa'yı ihmal etmeden, Japonya'yı, Çin'i göz ardı etmeden mutlaka ilme sımsıkı sarılıp çalışmamız ve bir şeyler yapmamız gerekiyor. Bir şeyler arayıp bulmamız gerekiyor. Bizim de buluşlar yapmamız gerekiyor. Bizim de hatalarımızı anlayıp o hatalardan kurtulma çarelerini tespit etmemiz gerekiyor. Bizim de atılımlar yapmamız için bize neler gerekliyse onları sağlamamız gerekiyor. Bu da alimlerle olacak. Alimlere hürmetle olacak.
Alimler sınıf sınıftır, derece derecedir. Hatta iyisi ve kötüsü bile vardır. Bazı alimlerin ilmini kötüye kullandığı için dünya menfaati sağlamakta kullandığı için, Allah'ın rızasını düşünmediği için cehenneme atılacağını bildiren hadîs-i şerîfler var. Ama esas itibariyle ilim ve alimler kıymetli. Alimlerin en kıymetlisi Allah'ı bilen, Allah'ı bildiren alimlerdir. Yani evliyâullahtır. Dinî ilimlere âşina olan kimselerdir.
Ama öteki ilimler?
Öteki ilimleri bilen alimler de mü'min oldukları takdirde baş tâcıdır, kıymetlidir.
Onun için hepimiz alim olmaya çalışalım ya da alimleri destekleyelim.
Yerin, göğün, gecenin, gündüzün tevbe ve istiğfar edip Allah'a yalvarıp, lehine duada bulunduğu kimselerin ikinci grubu; ve'l-müteallimûn, "öğrencilerdir, öğrenenlerdir." Bu da çok önemli. Tabi insan alim olmak için de önce öğrenci olmalı. İlmi öğrenmeye başlamadan alim olunamıyor. Onun için öğrenciler de çok kıymetli. Öğrencilere değer vermeliyiz, önem vermeliyiz, desteklemeliyiz. Fakir olanlara zekâtlarımızı vermeliyiz. Zeki olup da okuyamayanlara yardımcı olmalıyız. Eğitim müesseseleri kurmalıyız, eğitimi engellememeliyiz. Başarılı olduktan sonra bir kızın başörtüsü kusur görülmemeli, bir öğrencinin sakalı bir mâni teşkil etmemeli. Alimlere verdiğimiz kadar ilerinin alimleri olacak olan öğrencilere de kıymet vermeliyiz.
Üçüncüsü; ve'l-ashiyâ', "sahî kimseler, cömert kimseler."
Bunlara da yerler ve gökler, gece ve gündüz tevbe ve istiğfar eder. Çünkü her şey bir bakıma da maddiyâta dayanıyor. İşin, her atılımın bir parasal yönü oluyor. "Bunun sermayesini nereden bulacağız, bu işi nasıl yapacağız?" diye…
Hakikaten müslümanların para imkânlarını, maddî imkânlarını bir araya getirmesi lazım. Yapması gereken hayır hizmetlerini böylece yapması lazım. Veyahut diğer millî ve dinî atılımlarını paralarını bir araya getirerek yapması lazım. Para yönünden kuvvetli olduğu zaman bütün işleri kolayca yapmak ve en iyi cihazlarla, en hızlı şekilde yapmak mümkün oluyor.
Bu hadîs-i şerîften anladığımız ve almamız gereken dersler nedir?
İlme önem vermeliyiz. Alim olmaya çalışmalıyız. Çocuklarımızı alim yetiştirmeye çalışmalıyız; çağa göre yetiştirmeliyiz. Çocuklarımız da, onların hocaları da çok muhterem, el üstünde tutulmalı. Bunlar -mü'min oldukları takdirde- Allah'ın sevdiği insanlar. Tabi bunlar için gerekli mâlî imkânları, yardımları da zenginler keselerini açıp sağlamalı. Onlar da Allah'ın sevgili kulu oluyor. Sevgili kulu olduğu için yerler ve gökler, geceler gündüzler onlara tevbe ve istiğfar ediyor, Allah'a onlar için dua ediveriyorlar.
Bu çeşit çalışmaların yapılmasını candan duygularla, çok etkilenmiş olarak bu hadîs-i şerîfe önem vermenizi rica ediyorum. İlme koşalım, çocuklarımızı alim yetiştirelim ve kesenin ağzını açıp dinimiz için gayret edip çalışalım.
Bir hadîs-i şerîf daha okumak istiyorum.
Selâsetün leantühüm emîrun zâlimun ve fâsikun kad a'lane bi-fıskıhî ve mübtediun yehdimu sünneten.
Bu ikinci hadîs-i şerîf İbn Ömer radıyallahu anhümâ'dan. Bu da bizim dertlerimizle ilgili olduğu için, önemli bazı konulara işaret ettiği için okumayı uygun gördüm.
Selâsetün leantühüm buyuruyor Peygamber Efendimiz; "Üç grup insan vardır ki ben onlara lanet ederim."
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem kimseye beddua etmezdi. "Ben lanet edici bir peygamber olarak gönderilmedim." buyururdu.
"Yâ Resûlallah, bunlar bize işkence ediyorlar, bunlara lanet et de Allah bunları kahretsin!" dedikleri zaman,
"Ben lanetçi peygamber olarak gönderilemedim. Yâ Rabbi, kavmim bilmiyor. Bunları hidayete sevk eyle. Bunları affeyle. Bunlara doğru yolu göster!" diye, merhametle dua eden Peygamber Efendimiz;
"Üç sınıf insana lanet ederim." buyuruyor. Leantühüm, "lanet ettim bile" demek. Mâzi sîgasıyla işin kesinliğini, ciddiyetini, vehametini göstermek bakımından önemli.
Resûlullah Efendimiz'in hiç sevmediği ve mutlaka lanet edeceği, lanet ettiğini kesin olarak belirttiği bu üç sınıf insan kimmiş?
Bunları da görelim çünkü bunlar da çok önemli.
Bir; emîrun zâlimun "Zalim bir emir."
Kendisinde mevki makamı dolayısıyla emretme hakkı, selahiyeti olan ama zalim olan bir kimse. Peygamber Efendimiz ona lanet ediyor.
Tabi "emir" deyince, mesela müslümanların başındaki kimselere "emîrü'l-mü'minîn", "mü'minlerin emiri" denilir. Ama her işin, her emrin başındaki sorumlu kişiye de "emir" denir. O emri yönetmekle sorumlu insan demek. Binâenaleyh, mesela Devlet Su İşleri'nin başındaki kimse de Arapça'nın mantığına göre, kelimenin kullanış şekline göre emirdir. Karayolları'nın başındaki de emirdir. Demiryolları'nın başındaki genel müdür de emirdir. Veyahut Tarım Bakanlığı'nda Toprak Mahsulleri Ofisi'nin başındaki kimse emirdir.
Neden?
Emretme selahiyeti var. Hak ve selahiyet sahibi, emir ve komuta elinde olan. Yalnız asker değil; ümmetin işini görmek üzere bir görevin başına getirilmiş, emretme hakkına, selahiyetine makamı dolayısıyla sahip olan her kimse emirdir. En başındaki, hepsinin başındaki sultandır, o en büyük emirdir, emîrü'l-mü'minîn'dir. Ötekiler derece derece daha küçük sorumlulukları yüklenmiş emirlerdir.
Emir, yönetici, emir ve komuta sahibi, komutan veya kaymakam veya genel müdür veya sorumlu bir kişi eğer adaletle hareket ederse Allah sever. Ama zulüm yaparsa, haksızlık yaparsa, baskı yaparsa, ezerse, haklıya hakkını vermezse, haksıza iltimas geçerse veyahut birilerini, mazlumları, zayıfları ezer, inletir, ağlatırsa Resûlullah Efendimiz böyle bir kimseye lanet ediyor. Resûlullah da bir kimseye lanet etti mi, o dünyada da âhirette de iflah olmaz; dünyada da cezasını çeker, âhirette de belasını bulur. Birincisi bu.
İkincisi; ve fâsikun kad a'lene bi-fıskıhî "Bir günahkâr ki günahını korkmadan âşikâre işliyor."
Ona da Resûlullah Efendimiz lanet eder.
Kusursuz kul olmaz, günah işlemeyen kaç kişi vardır? "Gece gündüz işleri, isyan kamu" dediği gibi şairlerin, insanların çoğu hata işler, günah işler. Ama biraz da Allah'tan korkup, utanıp kendini sakınması, çekinmesi lazım. Hiç böyle yapmıyor, günahını açıkça işliyor, pervasızca, küstahça "Yaparım, ne olacak yahu?" gibilerinden dikleniyor, açıkça günahını işliyor. Bu daha fena! Çünkü gizli bir yerde, gizli bir suç işlerse insanın kendisiyle Allah arasında kalır; Allah dilerse affeder, dilerse cezalandırır. Ama fıskını, fücûrunu, günahını âşikâre yapıp da bir de utanmadan, arlanmadan dikleniyorsa, devam ediyorsa o zaman o başkalarına kötü örnek olur. Resûlullah ona lanet ediyor. Böyle bir kimse çok daha tehlikeli bir günahkâr oluyor. Kendi başına bir köşede sessizce günah işleyen, kendisine ait, kendisine zararı olacak bir suçu işleyen, o da günahkâr ama kalkıp da işi âşikâre yapan Allah'tan korkmadığını ilan etmiş oluyor, pervasızlığını göstermiş oluyor. Başkalarına da kötü örnek oluyor. Ona da Resûlullah lanet eder.
Ve üçüncüsü; ve mübtediun yehdimu sünneten "Sünneti yıkan bid'atçi."
Dinimizin bugüne kadar sapasağlam, tertemiz kalmasının sebebi; Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in hayatının çok teferruatlı olarak, çok sağlam bir şekilde -Allah razı olsun- din alimleri tarafından satır satır, kelime kelime tespit edilmiş olmasıdır. Peygamber Efendimiz'in sözleri, hareketleri, hatta bir olay karşısındaki davranışı, susması, konuşması, bunların hepsi bizim için dinimizde birer önemli kaynaktır. Fıkıh ahkâmının kaynağıdır. Şimdi bunlar çok güzel tespit edilmiş olduğu için büyüklerimiz, din alimlerimiz sünnet-i seniyye-i nebeviyyeye uygun olarak, tam Resûlullah'ın yolunca yürüyüp gelmişlerdir, tertemiz müslümanlar olarak bu asra kadar gelmişlerdir.
Bunu ne bozar?
Dinde sünnete uymayıp, bid'atler ortaya çıkaranlar bozarlar. Onun için bid'atçiler çok kötü insanlardır. Bid'atçiler, ortaya sonradan yeni şeyler çıkaranlar, sünnette olmayan şeyleri çıkaranlar, dini her birisi bir miktar bozuyor demektir. Böyle bozanlar "cehennemin köpekleridir" kilâbu'n-nâr diye bildiriliyor bir hadîs-i şerîfte. Bu çok kötü bir şey.
Sünnet-i seniyye bozuldu mu, tahrip oldu mu, insanlar darmadağın dağılır. Çünkü dinimizin teferruatını sünnet-i seniyye bildiriyor. Mesela Kur'ân-ı Kerîm'de Allahu Teâlâ hazretleri "zekât veriniz" diye buyurmuş ama zekâtla ilgili bütün öteki bilgileri Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem sünnet-i seniyyesiyle bizlere anlatmıştır. "Namaz kılın" diye buyurmuş ama "Namaza Sübhaneke ile başlayın" veya "Fatiha'yı okuyun", "Fatiha'dan sonra bir sûre ekleyin", "rüku edin", "secde edin" diye neler okuyacakları teferruatla Peygamber Efendimiz'in hadîs-i şerîfinde bildirilmiştir. Kur'ân-ı Kerîm öz olarak işaret buyurmuştur, Peygamber Efendimiz tafsilen onu açıklamıştır. Sünnet-i seniyye, bir bakıma Kur'ân-ı Kerîm'in açıklamasıdır, tefsiridir. Bir insan onu ihmal ederse, yıkarsa, bozarsa, ona uymazsa, dini çığırından çıkarmış olur.
Bizden önceki ümmetler, peygamberlerinin getirdiği asıl dini koruyamadıkları için delalete düşmüşlerdir, sapık olmuşlardır, Allah'ın gazabına uğrayacak duruma düşmüşlerdir. "Mağdûbi aleyhim" olmuşlardır, "dâllin" olmuşlardır, "mudıllîn" olmaktadırlar. Bizim o duruma düşmememiz için Resûlullah'ı iyi tanımamız, sallallahu aleyhi ve sellem'in sünnetine sımsıkı sarılmamız lazım. Öyle olursa, sünnete uygun olarak, o zaman din sapasağlam ayakta durur. Kıyamete kadar zaten Allahu Teâlâ hazretlerinin Kur'ân-ı Kerîm'ine kimse dokunamayacak. Kur'ân-ı Kerîm'in tam mânasıyla doğru anlaşılması ve yaşanması mümkün olur.
Ama sünnetler hiçe sayılırsa, bid'atçiler çıkarsa, bid'atçiler rağbet kazanırsa, İslâm'ın aslında, Resûlullah'ın hayatında, asr-ı saadetinde olmayan, sünnetin ruhuna aykırı olan işler yayılırsa, o zaman din çığırından çıkar. Dindarlar dinden sapmış olurlar, doğru yoldan kaymış, ayakları yanlış yollara batmış olur, bataklığa saplanmış olurlar. Onun için kendileri ve etrafını tehlikeye düşürürler. Dünyaları, âhiretleri zarara uğrayabilir. Buna sebep olan bid'atçiler, sünneti yıkan, sünneti tahrip eden bid'atçiler de Peygamber Efendimiz'in lanetine uğramış oluyorlar. Peygamber Efendimiz onları tehdit ediyor, kimsenin böyle yapmamasını söylüyor.
"Kimse zulüm yapmasın. Kimse günah işlemesin. Âşikâre, edepsizce günahı açık açık işleyip, bir de sağa sola efelik taslamasın. Kimse sünnet-i seniyyeyi yıkmasın." diye onlara karşı ne kadar sert bir ifade kullanmış oluyor.
Allahu Teâlâ hazretleri bizi her çeşit haksızlıktan, zulümden korusun. İlme irfana uygun olarak yaşamaya muvaffak eylesin. Günahlardan uzak eylesin. Aksine, Resûlullah Efendimiz'in tavsiye buyurduğu, Allah'ın seveceği güzel amelleri, güzel ibadetleri, taatleri, sevapları, işleri, hayrât u hasenâtı yapmayı, Ümmet-i Muhammed'e faydalı olmayı nasip eylesin. Bi'datlerden uzak durup sünnet-i seniyyeye uygun yaşamayı nasip eylesin.
Allahu Teâlâ hazretleri cümlemizi dîn-i mübîn-i İslâm'a en güzel hizmet edenlerden, müslüman kardeşlerine en faydalı çalışmaları yapanlardan eylesin. Kardeşlerimizin mutlu olmasını sağlayacak, rahat etmesini sağlayacak, başkalarının yüzünün gülmesini sağlayacak, onlardan dua almaya sebep olacak işler yapmayı Allah cümlemize nasîb-i müyesser eylesin. Ömrümüz hayırla, hasenatla geçsin. Allah cümlemize hayırlı, verimli, uzun ömürler ihsan eylesin. Hüsn-ü hâtimeler ile Allah'ın sevdiği kullar olarak, şöyle kelimeteyni şehâdeteyni güzel güzel, iman ile söyleye söyleye, 'eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne muhammeden abdühû ve resûlühû' diye diye, aşk ile, sıdk ile, mü'min-i kâmiller olarak âhirete göçüp Rabbimiz'in cennetiyle, cemaliyle müşerref olmayı, Rıdvân-ı ekberine ermeyi, yani razı olduğu kullar olmayı, cennetine sokup taltif eylediği kullar olmayı cümlemize nasip eylesin. Peygamber Efendimiz'e komşu eylesin.
Peygamber Efendimiz'in şefaatine, sevgisine, iltifatına mazhar olmayı nasip eylesin. Lanetine uğrayanlardan, sevmediği -havzı kevserine geliyorken azap melekleri olan zebaniler, bazı kimseleri alıp götürecekler, cehenneme atacaklar- yoldan döndürülenlerden eylemesin.
Allahu Teâlâ hazretleri mübarek günler, geceler hürmetine dualarımızı kabul eylesin. Cümlemizi dünya ve âhiretin her türlü hayırlarına mazhar eylesin.
es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtühû aziz ve sevgili Akra dinleyicileri.
Gönül dolusu selamlar.
25.09.1998 -
İlimle Meşgul Olmak,
23.08.1996 -
İçkinin Kötülüğü, İlim
