19.12.1996 - Şaban Ayındayız, Allahın Lütfuna, Kaderine, Rızka Rıza

19.12.1996 - Şaban Ayındayız, Allahın Lütfuna, Kaderine, Rızka Rıza
es-Selâmu aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh!
Hz. Ali Efendimiz radıyallahu anh'ın rivayet etmiş olduğu bir hadîs-i şerîfle başlamak istiyorum. Önce hadîs-i şerîfin mübarek metnini bir okuyacağım ondan sonra izahını yapmak işine girişeceğim. Hadis, hadîs-i kudsî; Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz diyor ki Allah şöyle buyurdu. Allah'ın söylediğini bize naklediyor. Bu hadîs-i kudsîler önemli bir hadis şeklidir. Bu seferki hadîs-i şerîf olarak bir hadîs-i kudsî okuyacağım size;
Yekûlullâhu teâlâ yebne âdem mâ tunsifunî etehabbebü ileyke bi'n-ni'am ve tetemakkatu ileyye bi'l-ma'âsî hayrî ileyke münzilün ve şerrrüke ileyye sâ'idün e lâ yezâlü melekün kerîmün ye'tînî anke külle yevmin ve leyletin bi-amelin kabîhin yebne âdem lev semi'te vasfeke min gayrike ve ente lâ ta'lem meni'l-mevsûf le-sâre'te ilâ maktihî.
Mânasına geçelim; "Allahu Teâlâ hazretleri şöyle buyuruyor." diye Resûlullah Efendimiz bize bildiriyor.
Bu hadisi seçmemin sebebi Şaban-ı şerîf ayında olmamız. "Receb, Allahu Teâlâ hazretlerinin, Şaban benim, Ramazan da ümmetimin ayıdır." diye buyurmuş Peygamber Efendimiz. Bu hadîs-i şerîfte de Şaban ayıyla ilgili olarak size yapacağım nasihatlerin sebepleri mevcut olduğu için bunu okudum.
"Ey Âdemoğlu" diyor. Yebne âdem. Allahu Teâlâ hazretlerinin böyle buyurduğunu Peygamber Efendimiz naklediyor. Mâ tunsifunî. "Bana karşı ey Âdemoğlu insaflı davranmıyordun, insafa, akla, adalete, hakkâniyete uygun bir davranışla davranmıyordun ey Âdemoğlu."
Âdemoğlu deyince hepimiz Hz. Âdem aleyhisselam neslinden türemiş bir mahlûk olmak hasebiyle bu sözle muhatabız. İster İslâm ülkelerindeki insanlar olsun ister başka yerlerdeki insanlar olsun, herkes Allah'ın kulu olduğu için âdemoğlu olduğu için bu hitaba muhatap. "Ey Âdemoğlu, bana karşı insaflı hareket etmiyorsun, dengeli, ölçülü, adaletli davranmıyorsun." diyor Allahu Teâlâ hazretleri. Böyle dediğini Peygamber Efendimiz bize bildiriyor.
Sonra bu insaflı hareket etmemenin neler olduğunu şu kelimelerle ifade buyuruyor.
Etehabbebü ileyke bi'n-ni'am ve tetemakkatu ileyye bi'l-ma'âsî.
Tezatlı bir durumu ortaya koyuyor. "Ben sana nimetler bahşederek sevgimi gösteriyorum, senin beni sevmeni sağlayacak bir ortam, durum meydana getiriyorum ama sen ey Âdemoğlu tetemakkatu ileyye bi'l-ma'âsî günahlar işleyerek, isyanlar ederek benim kızgınlığımı, gazabımı cezbedecek işler yapıyorsun."
Ben senin hoşuna gidecek, beni sevmeni temin edecek nimetleri sana ihsan ediyorum ama sen benim gazabımı cezbedecek günahlar işliyorsun. Allah nimet ihsan ediyor, kul isyan ediyor. İnsanoğlu böyle, maalesef.
Hayrî ileyke münzilün. "Benim hayrım sana gökten inmekte Mele-i Âlâ'dan, Arş-ı Âlâ'dan Allah'ın emri üzerine benim hayrım senin üzerine inmekte." Ve şerrrüke ileyye sâ'idün. "Ama senin bana şerrin, kötülüklerin gelmekte, yükselmekte."
Benim hayrım iniyor sana, senin bana şerrin yükselip geliyor.
Ve lâ yezâlü melekün kerîmün ye'tînî anke külle yevmin ve leyletin bi-amelin kabîhin. "Kerim bir melek daima, her gün ve gece -gece gündüz- senden bana kötü ameller getiriyor."
Amelleri melekler -ki hepsi Allah'ın kerim, soylu, şerefli, kıymetli, günahsız varlıkları- kulların amellerini dergâh-ı İzzet'e götürürler, sevk ederler; Allahu Teâlâ hazretlerine sunarlar. Ey Âdemoğlu benim hayrım size iniyor, sizin de şerriniz, kötü fiilleriniz gece gündüz melekler tarafından bana getiriliyor, diyor Allahu Teâlâ hazretleri.
Yebne âdem. "Ey Âdemoğlu." Lev semi'te vasfeke min gayrike. "Eğer sen kendinin ne yaptığını, vasfının ne olduğunu, nelerle meşgul olduğunu başkasından duysaydın…" Ve ente lâ ta'lem meni'l-mevsûf. "Kimden bahsedildiğini, bu vasıfların kime ait olduğunu bilmeseydin ama senden bahsediliyor olsaydı, bunlar sana anlatılsaydı, ‘birisi şöyle yapıyor' diye sana söyleselerdi ama söylenen şeyleri sen yapıyorsun, senden bahsederek bir yabancıya anlatıyormuş gibi anlatsaydı…" Le-sâre'te ilâ maktihî. "Kızmakta çok süratli davranırdın."
Bu hadîs-i kudsî, insanın tüylerini diken diken eder. Çok mühim. Cenâb-ı Mevlâ biz Âdemoğulları'na, insanlara hitap ediyor ve tezatları burada öğrenmiş oluyoruz. Allah bize nimetlerini ihsan ediyor, biz ise isyan ediyoruz. Hâlbuki nimetleri ihsan ettiğine göre bizim de nimetin şükrünü eda ederek Allah'a güzel kulluk yapmamız, Allah'ı sevmemiz, Allah'ın sevgisini kazanacak, rızasını kazanacak işler yapmamız lazım. Aksine, nimetleri geldikçe biz isyan ediyoruz. Bu yanlış.
Bunun Şaban ayıyla ilgisi ne?
Biliyorsunuz Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz Receb ayı girdiği zaman şöyle biraz daha bir [titiz] davranırdı, zaten güzel olan ibadetine, taatine, hayrât ü hasenâtına daha bir şevk verirdi ve dua ederdi:
Allahümme bârik lenâ fî recebe ve şa'bâne ve belliğnâ ramazan buyururdu. "Ya Rabbi şu Receb ayını, Şaban ayını bize mübarek eyle de bizi de mübarek Ramazan'a sıhhat, afiyetle eriştir." diye dua ederdi.
Bu aylar çok önemli aylar, Receb ayında tevbeyle meşgul olacaktık. Şaban ayında Resûlullah Efendimiz'in sünnet-i seniyyesini, sîret-i seniyyesini öğrenecektik; kendimizi Resûlullah gibi, o nasıl Allah'a güzel kulluk etmişse, kötülüklerden çekerek güzel ibadetlere yöneltecektik. İbadetin de nasıl yapıldığını Resûlullah'ın davranışlarından anlayacaktık. Resûlullah'ın hayatını, sözlerini ve tavsiyelerini dinleyerek. Onun için insafa gelmemiz lazım. Bu hadîs-i şerîf, bu hadîs-i kudsî insaflı davranmaya işaret buyuruyor.
"Ey Âdemoğlu bana karşı insaflı, adaletli, hakkâniyetli davranmıyorsun, hakkâniyetli davran." demektir, bu itabdır; hitâb-ı itab, azarlayıcı bir söz bu. Kötü bir durumu ifade edici söz.
O hâlde biz bu mübarek ayda insafa gelmeliyiz. Allah bize türlü türlü nimetlerini ihsan ediyor, türlü türlü lütuflarına mazhar ediyor. Sıhhat, afiyet vermiş, gökten yağmurlar yağıyor, yerden bitkiler bitiyor, rızkımız geliyor. Her an Allahu Teâlâ hazretlerinin sayısız nimetleri sayesinde ayakta duruyoruz, yaşıyoruz. Buna göre Allah'a güzel kulluk etmemiz lazım. Güzel kulluk etmenin yolu da Resûlullah'ın sünnetine sarılmak. Allah'ı seviyorsak, Allah'ın rızâsını kazanmak istiyorsak başka bir yol yok.
Ben oturayım da kendi felsefî kanaatlerime, düşünceme, fikrime göre Allah'a nasıl ibadet edeceksem, nasıl davranacaksam davranışlarımı ona göre ayarlayayım.
Olmuyor işte!
Sidney'in yakınında Wollongong diye bir şehir var. Orada bir Budist tapınağı var, çok geniş bir alana yayılmış, çok büyük paralar harcanmış, Buda heykelleriyle dolu. Böyle batıl bir inanç yolunda, Allah'ın razı olmadığı, Allah'tan gayriye tapılan bir tapınak yapılmış oluyor. Böyle olmaması lazım!
İnsanlar neden böyle yapıyorlar?
Akılları doğru çalışmıyor. Evet, akıl var ama işi akla bırakırsan paralar havaya gider, ibadetler yanlış maddelere yapılır; putlara ibadet edilir Allah'a ibadet edilmez, insanlar yanlış yollara sevk edilir vesaire. Heykel yapmışlar, önüne karpuz koymuşlar, elmaları yığmışlar, ananasları koymuşlar, görüyorlar, bunları koydular, ertesi gün düzgün, aynen orada duruyor. Bunu ne koyuyorsun, bu heykeli sen yaptın, oraya sen diktin, bu bunu yemez içmez, sonra akşam alıyorsun veya çürüyeceği zaman meyveler alıyorsun, yerine yenilerini koyuyorsun. “Ne mantıkla, akılla bunları yaptın?” desek...
Aklın ve mantığın kabul edeceği şeyler değil ama Çinliler'in çoğu bu inançta, Hintler'in bir kısmı bu inançta, Japonlar'ın bir kısmı bu inançta. Yanlış inançlar. Demek ki akılla insan bir şeyler yapıyor ama öteki insanların aklı da onları beğenmiyor. Çok âşikâr biçimde yanlış olduğu anlaşılıyor. Dünya üzerinde pek çok insan yanılıyor, onun için aklın Allahu Teâlâ hazretlerinin lütfuyla çalışması ve peygamberlerin -aleyhimüssalavâti ve't-teslimât- getirdikleri bilgilerle düzene konulması lazım. Şaşırmaması, yanlış iş yapılmaması için çizginin çizilmesi lazım. Onun için Resûlullah'a sarılmak gerekiyor. Allah'a güzel kulluk etmek için Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in sünnetine sarılmak gerekiyor.
Her gün Allah'ın hayrı, lütfu insanın üstüne geliyor, Allah'ın kaderiyle, takdiriyle, emriyle, lütfuyla geliyor ama her gün de melekler Allah'ın huzuruna kulların günahlarını çıkartıyorlar. Ne kadar yanlış… Bu durumu bırakmalıyız, insafa gelmeliyiz, tevbe etmeliyiz, Cenâb-ı Mevlâ'nın yoluna girmeliyiz, Peygamber Efendimiz'in izini takip ederek güzel kulluk etmeye çalışmalıyız. Çünkü bizim bu yaptığımız güzel değil, eğer biz kendimizi dışarıdan seyretsek, bizim yaptıklarımızı bir insaf gözüyle incelesek, herkesten önce kendimize biz kendimiz kızardık.
Hz. Ali rivayet etmiş bu hadîs-i şerîfi.
Budistler şaşırıyor da öteki batıl dinlerin, yanlış yolda giden insanların, putperestlerin, haça, puta tapanların yanlış yaptığını biliyoruz da acaba biz doğru muyuz? Biz de kendimizi kontrol etmeliyiz.
Kontrolün yeri de neye göre? Neye bakarak kontrol edeceğiz?
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in hadîs-i şerîflerini, sünnet-i seniyyesini, Kur'ân-ı Kerîm'in ahkâmını, büyük alimler tarafından güzelce kitapları yazılmış olan dinimizin, ahkâmını iyice öğrenmemiz lazım ki hatalı işler yapmayalım.
Allahu Teâlâ hazretleri şu mübarek ayda hatalarımızı anlayıp kendimizi bu hadîs-i kudsîde işaret edilen tezattan, terslikten, aykırılıktan kurtarmamızı nasip eylesin, içimizde şaşıranlar varsa doğru yola sevk eylesin, Rabbimiz lütfuyla, keremiyle hidayet eylesin. Doğru yolda yürüyenlerin de ayağını kaydırmasın, şaşırtmasın, kulluğu güzelce yapmayı nasip eylesin. Peygamber-i zîşanımız'ın hürmetine...
Bu hadîs-i şerîften sonra iki hadîs-i şerîf daha okumak istiyorum. Birisi gençlere, ötekisi yaşlılara iltifat. Beni dinleyenler genç olabilir, onlar bilsinler; beni dinleyenler genç olmaz yahut yaşlı olur onlar da dinlesinler. Allahu Teâlâ hazretlerine güzel kulluk etme gayretine gelsinler diye önce gençlerle ilgili bir hadîs-i şerîf okuyacağım. Abdullah ibn Ömer radıyallahu anhumâ'dan yine hadîs-i kudsî; yekûlulâhu azze ve celle diye başlıyor. Çok Azîz ve çok Celîl olan Allahu Teâlâ hazretleri buyuruyor ki, diye Peygamber Efendimiz, Allah'ın kelâmını, sözünü bize kendi ifadesiyle naklediyor. Ne buyurmuş Mevlâmız, Peygamber Efendimiz'in bize bildirdiğine göre;
Yekûlulâhu azze ve celle eş-şâbbü'l-mü'minü bi-kaderî er-râdî bi-kitabî el-kâni'u bi-rızkî et-târikü li-şehvetihî min eclî hüve indî ke-bâ'z-ı melâiketihî.
Rabbü'l-âlemîn Peygamber Efendimiz'in bize bildirdiğine göre buyuruyor ki;
eş-Şâbbü'l-mü'minü bi-kaderî. "Benim kaderime inanmış, bağlanmış olan genç bir kişi, delikanlı kimse erkek veya kız, genç."
Birinci şeyi ne?
Kadere inanmış, "Benim kaderime inanmış."
Evet, kâinattaki olayları, insanların hayatlarını, ölümlerini, rızıklarını Cenâb-ı Mevlâ takdir buyuruyor. Kadere inanıyoruz. Ve bi'l-kaderi hayrihî ve şerrihî kesin olarak inanıyoruz. Kadere inanmış bir mü'min, delikanlı genç. Bu gencin güzel vasıflarından birisi kadere inanmış olması.
Kadere inandı mı ne olur insan?
Rahat olur, üzüntülerden dolayı sarsılıp yıkılıp bozulmaz, intihara kalkışmaz, sevinçlerden dolayı şımarmaz, haddini bilir, sabreder, şükreder kulluğu güzel yapar. Kadere inanç çok önemli…
er-Râdî bi-kitabî. "Benim kitabıma razı olan."
Buradaki kitaptan maksat, benim alınyazısı neyi yazmışsam ona, kadere inanıyor ve alnına yazdığım yazıyı, onun hakkında takdir buyurduğum hükmü, işi, olayı rıza ile karşılıyor. İsyanla ve itirazla durumu berbat etmiyor, kadere razı, inanmış, Allah'ın hükmüne, kendisine yazdığı yazısına alın yazısına razı.
el-Kâni'u bi-rızkî. "Benim kendisine verdiğim rızka kanaat gösteriyor, açgözlülük yapıp da hırsızlık, gasp, rüşvet gibi haram yollara, gayrimeşru yollara sapmıyor, rızkıma kâni." et-Târikü li-şehvetihî min eclî. "Cinsel arzularını veyahut diğer şiddetli duygularını, ihtiraslarını benim sebebimle, bana olan duygularından, kulluk bağlılığından, saygısından dolayı şehvetini terk eden genç…" Hüve indî ke-bâ'z-ı melâiketihî. "Benim yanımda meleklerimden biri, bazısı gibidir." buyuruyor imiş.
Peygamber Efendimiz böyle bildiriyor.
Gençlerin nasıl olması, hangi güzel sıfatlara sahip olması lazım gerektiğini anlıyoruz bu hadîs-i şerîften. Kadere inanacağız, Allah'ın hükmüne, kadere, alınyazısına rıza göstereceğiz, rızkımıza kanaatkâr olacağız. Açgözlü olmayacağız, harama yönelmeyeceğiz, içimizdeki kuvvetli duyguları, arzuları, şehvetleri Allah rızası için terk edeceğiz, harama yönelmeyeceğiz, sapmayacağız. Bu güzel vasıflara sahip olan bir genç, Allah'ın indinde melekler gibidir, meleklerden birisi gibidir, diyor.
O hâlde bu güzel ayda, Şaban ayında bu sıfatları iktisap etmeye çalışalım, kazanmaya, edinmeye çalışalım.
Bir de ihtiyarla ilgili hadîs-i şerîf okuyayım:
Yekûlullâhu teâlâ
"Allahu Teâlâ hazretleri buyuruyor ki" diyor Peygamber Efendimiz. Enes radıyallahu anh'ten rivayet edilmiş, birkaç kaynakta var. Ve izzetî ve celâlî ve cûdî. "İzzetim, celâlim, cömertliğim hakkı için."
Allah kendisinin izzet, celâl, cömertlik sıfatına yemin ederek, and içerek sözü ifade ediyor.
İzzetime, celâlime, cömertliğime and olsun ki onların hakkı için, vefâkate halkî. "Halkımın bana ihtiyacının, ihtiyacına and içerim ki…" Ve'rtifâ'î fî izzi mekânî. "Benim izzetimde, makamımın izzetindeki yüksekliği hakkı için."
Allahu Teâlâ hazretlerinin mekânının, makamının ne kadar yüce olduğu ortada, ona and içerek, ona and olsun ki;
İnnî le-estahyî min abdî. "Ben kulumdan" ve emetî. "Cariyemden muhakkak utanırım."
Kulum ve cariyem dediği erkek ve kadın müslüman demek.
Yeşîbâni fi'l-islâmi. "İslâm'da yaşamışlar, saçları ağarmış olsun, ihtiyarlamış olsunlar." Sümme uazzibuhumâ. "Sonra da ben onları azaplandırayım, böyle bir şey yapmaktan utanırım."
"İhtiyarlamış, İslâm'da ömür geçirmiş olanları azaplandırmaktan utanırım." dedi diyor Allahu Teâlâ hazretleri.
Bunu buyurduktan sonra sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz, sümme bekâ. "Sonra ağlamış Peygamber Efendimiz." Fe-kîle yâ resûlallah mâ yübkîke? "Hangi sebep seni ağlattı ya Resûlullah?" diye de sormuşlar çevresindekiler.
Burası çok önemli bir cümle.
Kâle. "Buyurdu ki Resûlullah Efendimiz" ağlamasının sebebini izah ederken; ebkî mimmen yestahyillâhu minhu ve lâ yestahyî minallâhi.
Allah kimden utanıyor?
İhtiyar kulundan, hanım olsun, bey olsun, Allah ihtiyar müslüman kulundan utanıyor.
Neden ağlıyormuş Peygamber Efendimiz?
Allah bu ihtiyar erkek veya ihtiyar hanımdan, ihtiyar efendi veya ihtiyar hatundan utanıyor da… Ve lâ yestahyî minallâhi. "Onlar Allah'tan utanmıyorlar."
Ne demek, yaşlanmış ama hâlâ günaha devam ediyor utanmıyorlar, Allah onlara azap etmekten utanıyor ama onlar Allah'tan utanmıyorlar. Ne kadar acı durum diye düşünüp Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz ona ağladığını beyan ediyor.
Çevremize baktığımız zaman yaşı yaşlandığı, kırkı geçtiği hâlde günaha devam eden insanlar da görürüz. Âhir ömrüne kadar zulümde, günahta, kumarda, zinâda, içkide, haksızlıkta, rüşvette, gaspta vesairede devam eden insanlar görürüz. Ağlanacak bir durum. Resûlullah Efendimiz ümmetine merhameti olduğu için ağlıyor, ağlanacak bir durum. Allah yaşlanmış bir müslümana, bir erkeğe, bir hanıma azap etmekten hayâ ettiğini beyan ediyor da kul Allah'ın nimetlerine mazhar, o yaşa gelmiş Allah'tan hayâ etmiyor; bu ağlanacak bir durum. Önce o kulun ağlaması lazım. O, işin farkında değil, o günaha devam ediyor da onun etrafındakiler onun hâline ağlar, çok acı bir durum.
Allah bizi böyle durumlara düşürmesin, böyle durumlara düşenleri de kurtarsın. Şu mübarek günler, aylar hürmetine, bize tevbe-i nasûh nasip eylesin, aşk ile şevk ile istekli olarak günahları bırakıp Cenâb-ı Mevlâ'nın yoluna çok samimi bir şekilde girmeyi nasip etsin hepimize. Şaşıranları doğru yola sevk eylesin, günahkârlara tevbe nasip eylesin, bu güzel aylarda Cenâb-ı Mevlâ'ya güzel ibadetler nasip eylesin, o güzel ibadetlerle zamanımızı değerlendirip Cenâb-ı Mevlâmız'ın rızasına erip, rahmetine mazhar olmayı, cennetiyle Cemâli'yle müşerref olmayı nasip eylesin.
es-Selâmu aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh!
27.01.1995 -
Dünyanın Faniliği, Kabir
28.11.1997 -
İmanı Korumak, Müslümanın
