İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0507:3808:2312:5315:3817:5719:25
Kabe

20.11.1993 - A

20.11.1993 - A
Tasavvuf Sohbetleri

20.11.1993 - A

09.12.2019
28 dk 26 sn

Eûzübillâhimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm

El-Hamdülillâhi rabbi'l-âlemîne hamden kesîran tayyiben mübâreken fîh. Kemâ yenbeğî li-celâli vechihî ve li-azîmi sultânih.

Ve's-salâtü ve's-selâmü alâ seyyidinâ ve senedinâ ve mededinâ Muhammedini'l Mustafa. Ve alâ âlihî ve sahbihî ve men tebiahû bi ihsânin ilâ yevmi'l cezâ.

Emmâ ba'd:

Aziz, muhterem ve sevgili kardeşlerim!

Çok kıymetli bir âlimin; Ebû Abdirrahman es-Sülemî'nin -rahmetullâhi aleyh ve kaddesallâhu rûhahû- yazmış olduğu çok değerli, mümtaz bir kitap olan Tabakâtu's-sûfiyye’sini okuyoruz. Ebû Abdirrahman es-Sülemî tasavvuf büyüklerinin hayatlarını ve mübarek fikirlerini toplamış, böyle bir eser meydana getirmiş. Ve bu eseri çok kıymetli Mısırlı bir profesör de çok güzel dipnotlar, ilaveler, açıklamalar yaparak neşre hazırlamış. Henüz Türk dilimize tercüme edilmemiş bir kaynak eser olduğu için; tasavvuf konusunda en salahiyetli, en meşhur, en büyük, en kıymetli şahısların sözlerini ve fikirlerini buradan öğrenebiliriz diye bu kitabı okuyoruz.

Tabakâtü's-sûfiyye isimli eserinden 102 sayfa okumuşuz. 13.terceme-i hâle ulaşmışız. Elhamdülillah başlanan bir şey devam ediyor ve sona doğru yaklaşıyor. Bugün okuyacağımız sayfa eserin 103. sayfasında 13. terceme-i hâl. Daha önce İbrahim b. Edhemler vesaire dâhil on iki tane şahıs, hayatı ve eserleriyle okunmuş oldu.

Bugünkü zâtın ismi, Ahmed b. Hadraveyh.

Müellif diyor ki;

Ve minhüm Ahmedü'bnü Hadraveyh el-Belhiyyü.

Minhüm. "Bu sûfîlerin büyüklerinden."

"Evliyâullah" diye bildiğimiz tarikat erbâbı zâtların bir tanesi de, Ahmet b. Hadraveyh'dir.

el-Belhıyyü. "Belh şehrindendir."

Horasan'ın Belh şehri, Mevlânâ'nın şehri.

Künyetühû Ebû Hâmidin. "Künyesi Ebû Hâmid'tir."

Bu künyede bir şahıs daha bilirsiniz; Ebû Hâmit el-Gazzâlî. Gazzâlî'nin de künyesi Ebû Hâmid'tir. Demek ki onunla künyedaş.

Kibâr, "kebîrler" demek. "Büyük Horasan meşâyihinin büyüklerinden birisi idi."

Biz kibarı Türkçe'de "nezaketli" mânasında kullanıyoruz. Onlar "büyük, ulu şahsiyet" mânasında kullanıyorlar.

"Horasan şeyhlerinin ulularından birisi idi."

Sahibe Ebâ Türâbihi'n-Nahşebiyye. "Nahşebli Ebû Turâb, Ebû Turâb en-Nahşebî denilen büyük sûfî ile arkadaşlığı, sohbeti oldu."

Daha doğrusu bu onun talebesi oldu; ona gitti, geldi. Onun meclislerine devam etti; ondan feyiz aldı.

Sahabe; "Peygamber Efendimiz ile sohbet etmiş kimseler." Sahabenin Peygamber Efendimiz'le sohbeti gibi bu da Ebû Turâb en-Nahşebî'nin meclislerine devam etmiş, ondan feyiz almış. Sahibe "Sohbet etti." demek ama eşit değil. Sohbet edilen daha büyük; sohbete giden onun talebesi durumunda.

Ve Hâtemeni'l- Esamme.

Hâtem-i Esam'ın da meclislerine devam edip sohbetlerinden feyiz alma durumu var. Hâtem-i Esam'ın menâkıbı daha önce geçmişti.

Ve rahale ilâ Ebî Yezîde'l-Bistâmiyyi.

Ve rahale "Görmek için seyahate çıktı, ziyaretine gitti." İlâ Ebî Yezîde'l-Bistâmiyyi. "Ebû Yezîd Bistâmî" dediğimiz büyük şeyhimiz; tabi bizim de şeyhimiz oluyor. "Onun da ziyaretine, görmeye gitti."

Bistam; tabi Belh'ten uzak başka bir şehir ama onu görmeye de kalktı, gitti.

Yezîd kelimesi gayri munsarif'tir, muzafun ileyh olduğu halde Yezîde olabilir.

Nahiv bakımından Ve rahale ilâ Ebî Yezîde'l-Bistâmiyyi diye okunması lazım.

Demek ki Hâtem-i Esam'dan, Ebû Turâb en-Nahşebî'den feyz almış, Horasan'ın en büyük şeyhlerinden birisi de buymuş. Ebû Yezîd-i Bistâmî'yi de görmeye, ziyaretine gitmiş. Onun ziyaretiyle de şerefyâb olmuş.

Ve hüve min mezkûri meşâyihi Horâsâne bi'l-fütüvveti.

Mezkûrî burada mezkûrîn kelimesinin muzâf hâli, yani nun'u düşmüş. Mezkûrîn; "mezkûrlar, anılanlar, adı geçenler" demek.

Ve hüve min mezkûri meşâyihı Horâsân bi'l-fütüvveti. "Ahmed b. Hadraveyh, Horasan şeyhleri içinde fütüvvet cihetiyle anılan kişilerden biriydi."

Fütüvvet; tasavvufta bir tarz, bir zihniyet, bir akım. Tasavvuf içinde bir cereyan. Fütüvvet hakkında kitaplar yazılmış. Hatta bu okuduğumuz eserin yazarı Ebû Abdurrahman es-Sülemî'nin de "Horasan fütüvveti" hakkında müstakil bir eseri var.

Fütüvvet üzerine özel çalışması, yazmış olduğu, telif etmiş olduğu bir kitap var. Kısaca söylemek gerekirse Fütüvvet fetâ kelimesinden geliyor. Fetâ "yiğit" demek; fütüvvet "yiğitlik" demek. Anlamı yiğitlik ama meslekî bir organizasyon.

Meslek teşkilatı gibi fakat tasavvufî yönü olan bir meslek teşkilatı. Tarikat erbabını, dervişleri, tekkeye devam eden müridleri umumiyetle beleşçilikle, onun bunun sırtından geçinmekle itham ederler ya! Aslında sûfîler, kendi elinin emeğini yemek fikrindedir

Kimseye yük olmamak, kendisi çalışıp kazanmak, kazancıyla kendi ihtiyacını gidermek, buna ilave olarak başkasına da iyilik yapmak, sadaka vermek.

Mesela İbrahim b. Edhem hazretlerini biliyoruz. Bir zamanın padişahı ama akşama kadar kendisi çalışırmış. Kazancıyla yiyecek alırmış, derviş arkadaşlarıyla kaldığı yere onları getirirmiş; onlara da ikram edermiş.

Hem çalışıyor , hem de başkalarına yediriyor. Yani mükrim; ikram ediyor, paylaşıyor. Beleşçi değil bilakis başkalarına hizmet veren kimseler. Onun için büyüklerimiz tasavvufun bir tarifini de şöyle yapıyor:

"Tasavvuf yar olup bar olmamaktır."

Tasavvuf dost olmaktır ama dost olduğu kimseye yük olmamaktır. Onun sırtından, kesesinden, mevkiinden, makamından, zenginliğinden istifade etmeyi düşünmemektir. Ona yük olmamaktır. Bilakis; "Ben buna bir yardım yapabilir miyim? Ben buna bir hizmet verebilir miyim? Ben buna bir yönden faydalı olabilir miyim?" diye düşünmektir.

Çünkü Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem; "İnsanların en hayırlısı insanlara en çok faydalı olandır." buyurmuş.

Böyle düşünürler.

O bakımdan büyük sûfîlerin hepsi bir mesleğe sahip olmuşlardır. Bir meslek edinmiş, ellerinin emeği ile geçinmişlerdir. Kazancının fazlasını da hayra, hasenâta sarf etmişlerdir. Böylece onların kimisinin demirci, kimisinin attâr, kimisinin derici, saraç kimisinin şu veya bu meslekte olduğunu görüyoruz.

Bunu niçin yapıyorlar?

"Kimseye yük olmayalım, kendimiz kazanalım; elimizin emeğini yiyelim, helal lokma yiyelim de feyzimiz çok olsun." diye yapıyorlar.

Feyizlerinin, mânevî terakkilerinin kesintisiz olması, (bu hâle) gölge düşmemesi için helal lokma yemeye dikkat etme arzularından kaynaklanıyor. Onun için fütüvvet teşkilatı, meslekî teşkilattır. Meslekler organize olmuş. Ama adamların hepsi derviş; dervişâne ahlakı getirmişler. Çıraklığın bir âdâbı var; kalfalığın, ustalığın bir âdâbı var.

Ürettiği mal mutlaka kaliteli olacak; kaliteli olmazsa meslekten atılabilir. Ustasına hürmet etmezse çıraklıktan atılabilir. Kimse kimsenin çırağını ayartıp kendisine çekemez. Çıraklıktan kalfalığa geçiş bir merasimle olur. Kalfalıktan ustalığa çıkış bir merasimle olur. Bir intizama almışlar. Böylece bu organizasyon, fütüvvet teşkilatı organizasyonu olarak yayılmış.

Bizim Anadolu'ya da gelmiş.

Horasan'dan Ortadoğu'ya Bağdat'a oradan da Selçuklularla Anadolu'ya gelmiş ve Anadolu'da fütüvvet teşkilatı çok canlı olarak yaşamış. Hatta fütüvvetin pîri Kırşehir'de Ahî Evran olarak biliniyor. Onun için şimdi senede bir, belli zamanda Kırşehir'de Ahî Evran merasimleri yapılıyor. Bir ara Ankara'yı bu ahîler idare etmiş. Ankara'nın yönetiminde bir devre, ahîlerin yönetim devresi. Yeşil ahî veya Ahî Mesut. Şimdi Etimesgut dediğimiz yer "Ahî Mesut" demek. Ahî Evran, Ahî Elvan, Ahî Şerafettin gibi birçok kimse var.

Ahî dediğimiz zaman aklımıza ne gelecek?

Bir tarikat erbabı şahıs gelecek. Tarikatle, tasavvufla ilgisi olan bir şahıs ama aynı zamanda bir meslekle ilgili, o meslekte çalışan bir kimse. Sıradan bir insan da değil; o mesleğin en yükseğinde, başkanı durumunda olan kimse.

Bir insan ahî ise o devirde epeyce zengin, varlıklı, itibarlı, etrafında adamı olan kimse, demektir. Ahî unvanı önemli. Osmanlıların ilk devrelerinde Bursa'da da ahîler vardı. Hatta bazı vezirler ahî idi; ahîlik teşkilatı ile ilgisi olan kimselerdi. Hatta bazı padişahlar ahîlik teşkilatına bağlı idi. Fütüvvet teşkilatı işte bu.

Ahînin kelime manası ne?

Ahh kelimesi Arapça'da "kardeş" demek. Akhî kelimesinde fazladan ye harfi var, akhi kelimesi başka bir kelime. Bu ahî kelimesi bir rivayete göre aka, ağa kelimesinden geliyor; yani "büyük ağabey, itibarlı kimse" mânasına.

Bu aka kelimesi halen "beyefendi" mânasında kullanılır. İran dilinde, Farsça'da kullanılır. Mesela birisi birisine hitap ederken beyefendi anlamında bu aka kelimesini kullanılır.

Biz Ahmet Bey, Mehmet Bey diyoruz ya; bu bey mânasında aka kelimesi kullanılır. Bu aka, ağa olmuş. Ahmet Ağa, Mehmet Ağa. Bu kaf harfi ğayın'a dönmüş; ağa olmuş. Sonra da ahî haline gelmiş.

Bir rivayete göre "sehâvet sahibi, cömert" mânasına geliyor. Bunlar zengin olduklarından, ağa olduklarından sofraları açık; misafir ağırlıyorlar, fakirlere bakıyorlar.

"Zengin, cömert kimse, mânasına geliyor." diyenler var.

Hatta biraz zorlayarak "Eti" kelimesiyle ilgisi olduğunu söyleyenler var. Hani Anadolu'da Etiler var ya, oradan geliyor diyenler olmuş ama bunun menşei Horasan.

Terceme-i hâlini okuduğumuz Ahmed b.Hadraveyh Horasan'da ilk defa fütüvvetle, ahîlikle anılan kimseymiş

Ve dehale Neysâbûre. "Nîşâbûr şehrine de girdi."

Aslında Araplar bu şehre "Neysâbûr" diyor Sâsânilerin Şâpur isminde hükümdarı var onun ismiyle ilgili, şe ile olması lazım. Neysâbûr diyorlar, Bozulmuş şekli olarak biz Nişabur diyoruz. Doğrusu Neyşâpûr. Arapçada p harfi olmadığı için Neysâbûre deniliyor.

Dehale Neysâbûre, "Nişâbur'a da geldi."

Belhli ama Nişâbur şehrine de girdi.

Fi ziyâreti Ebî Hafsini'n-Nîsâbûrî. "Ebû Hafs en-Nîsâbûrî isimli büyük alim sûfîyi ziyaret için Nişâbur'a da geldi."

Nişâbur da Hacı Bektaş-ı Velî'nin şehriydi. Oradan kalkmış gelmişler; o da, Horasan'da eski bir kültür merkezidir. Arapların, Arap fatihlerin oraları fetheden ilk müslümanların ordugâhının olduğu yerdir; o da bir büyük şehir.

Kîle li-Ebî Hafsın "Ebi Hafs'a denildi ki soruldu ki."

Men ecellü men raeyte min hâzihi't-tabakâti? "Bu tabakadan gördüklerinin en ulusu, en yücesi, en kıymetlisi en büyüğü kimdi?"

Bu tabakadan dediği; "sûfîlerin tabakası."

"Birinci nesil, ikinci nesil, üçüncü nesil" diye, nesil nesil tabakalandırıyor.

Ebû Hafs'a; "Bu nesildeki; bu emsal, bu akran, bu devrin sûfîleri içinde en büyüğü kim?" diye sormuşlar.

Ecell, celîl kelimesinin ism-i tafdîl'i.

Mâ raeyte ehaden ekbera himmeten ve lâ asdaka hâlen min Ahmede'bni Hadraveyh.

O da cevaben demiş ki:

Mâ raeyte ehaden. "Hiçbir adam görmedim." Ekbera himmeten. "Himmeti en yüksek olmak yönünden." Ve lâ asdaka hâlen. "Hâli en doğru dürüst, en sağlam olmak yönünden." Min Ahmede'bni Hadraveyh. "Bu Ahmet b. Hadraveyh'den daha üstününü görmedim."

Türkçe'ye tam çevirecek olursak;

"Benim gördüklerimin içinde himmeti en büyük olan ve hâli en tam, katıksız, doğru düzgün derviş hâli olan oydu." demek.

Himmet orada "gayret" mânasına.

"Tasavvuftaki gayretinin yüceliği bakımından, iyi bir müslüman, iyi bir sûfî ve Allah'ın sevgili kulu olmak için yaptığı fedakârlıklarının ve çalışmalarının büyüklüğü bakımından; bir de hâlinin gerçek bir sûfî, tam gerçek bir tasavvuf erbabı hali olması bakımından bundan daha büyüğünü görmedim. En büyüğü Ahmet b. Hadraveyh idi." diye methetmiş, Ebû Hafs en-Nîsâbûrî.

Demek ki etrafında ziyaret ettiği, görüştüğü kimselerin; halini doğru dürüst ve gerçek sûfi olarak ve gayretinin de çok büyük bir gayret ve himmet erbabı bir kimse olduğunu söyledikleri bir kimseymiş.

Tüvüffiye senete erbaîne ve mieteyn.

Hangi tarihte vedat etmiş?

Tüvüffiye. "Vefat etti."

Allah tarafından ruhu kabz olundu, meçhul sîgasıyla.

Senete erbaîne ve mieteyn. Erbaîn "kırk" demek.

Aşere, ışrîn, selâsîn, erbaîn, hamsîn, sittîn, seb'în, semânîn, tis'în mie.Arapça onun katları böyle

Tasavvufta bir başka şeye daha erbaîn deniliyor:

"Adam erbaîna girdi" diyorlar.

Ne demek?

"Kırk günlük ibadete girdi." demek. Farsçası çile. Çihil veya çil Farsça "kırk" demek yani erbaînin Farsçası. Çile de "kırk günlük ibadet" demek. Hani 'çile çekmek' deniliyor ya, derviş kapalı bir yere, yerin altına veya bir caminin köşesindeki bir yere veya penceresiz bir hücreye giriyor; tesbih çekiyor. Kırk gün ibadet ediyor; kimseyle görüşmüyor. Yemeğini azaltıyor; gündüzleri oruç tutuyor, geceleri uykusunu azaltıyor. Zikrini çok yapıyor; belli bir usulle.

Bu usulleri mesela Avârifü'l-Maârif isimli eserinde İmam Sühreverdî Efendimiz -o da bizim pirlerimizden- açıklamış. Halvetin nasıl olacağına dair bir bölüm var; onu okursunuz. Halvet veya erbaîn veya Farsçası çile. Halvet çıkarmak erbaîne girmek veya çile çıkarmak.

Hepsi de; "Kırk gün ibadete girmek, tasavvufî bir çalışma yapmak; orada o eğitimi görüp çıkmak." demek.

Çileden çıkmak ne demek?

Adam dervişken ibadet ediyorken o kadar kızmış ki rayından çıkmış, gitmiş. Çileden çıkmak, o mânaya gelir.

240 senesinde vefat ettiği anlaşılıyor.

240 senesinin miladî seneye dönüştürülmesi nasıl olacak?

Tarih kurumumun neşrettiği; "Hicrî tarihleri miladîye çevirme kılavuzu" diye kılavuzlar vardır. O, araştırıcıların masasında durur. Açarlar 240 senesi hangi seneye rastlıyor, hangi miladî aya rastlıyor, hangi gününde başlıyor? Günü gününe oradan çıkarırlar. Böyle cetvelleri vardır. Sayfa sayfa cetveller halinde gider. Ama takrîbi bir hesap yapmak gerekirse hicri takvim 36 senede bir sene fazlalaştığı için bunun içinde kaç tane 36 var diye 36'ya böleceğiz; yani sekiz sene artmıştır. Sekizi çıkaracağız 240-8=232 eder. Hicret de 622 yılında olduğu için 622+232= 854. miladî yıla denk geliyor.

Hesaplaması bu şekilde; kısaca böyle bulunur.

Miladî 852'lerde ne oldu? O tarihte ne varsa işte oradan düşünüp hesaplayabilirsiniz.

Kezâlike semi'tü Abdâllahi'bne Aliyyin, kâle semi'tü Muhammede'bne'l-Fadlıni'l-Belhıyye yezkürü zâlike.

Bu paragraf ne demek?

Kezalike. "Bunun gibi." Semi'tü. "Ben işittim."

Kimi?

Abdâllahi'bne Aliyyin. "Ali oğlu Abdullah'ı işittim."

Kâle. "Dedi ki." Semi'tü Muhammede'bne'l Fadlıni'l-Belhıyyı yezkürü zâlike. "Muhammed b. Fadl el-Belhî'den işittim." Yezkürü zâlike. "Bu senede vefat ettiğini o söylüyordu."

Vefat tarihinin nereden alındığını; kaynağını, kimden duyduğunu bize o söylemiş oluyor.

[Semi'tü Mansûre'bne Abdillâhi. ] Köşeli parantez içinde bir metin görürseniz bu; 'Bunun burada böyle olması lazım. Benim faydalandığım yerde bu yok ama ben bunu falanca yerden aldım.' demektir. Yani "kendisinin araştırıp bulup eklediği yer" demektir.

Semi'tü Mansûre'bne Abdillâhi. "Abdullah oğlu Mansur'dan duydum." Yekûlü sem'itü Muhammede'bne Fadl. "O da Muhammed b. Fadl'dan duymuş." Yekûlü semi'tü Ahmedi'bni Hadraveyh. "O da Ahmed b.Hadraveyh'den duymuş." Yekûlü veliyyu'llâhi la yesimu nefsehû bi-sîmâin. Ve lâ yekûnü lehû ismün yetessemmâ bihî

Dikkat ederseniz; bizim müellifimiz bir zâtın hayatını anlatırken ne derdi?

Eğer hadisle meşgul olmuş, hadis rivayeti de yapmışsa ve esnede'l-hadîs "Hadis de rivayet etmiş." derdi, bir misal verirdi. Burada öyle demedi; doğrudan doğruya sözüne geçti.

Yekûlü. "Şöyle diyordu." Veliyu'llâh. "Allah'ın velîsi, sevgili kulu, dostu." Lâ yesimu nefsehû bi-sîmâin. "Kendisini bir alâmetle işaretlemez." Ve lâ yekûnü lehû ismün yetessemmâ bihî. "Ve onun kendisine verilmiş bir sıfatı da, ismi de olmaz."

Şan ve şöhret peşinde koşmaz. Her türlü isimden, sıfattan sıyrılmış bir kimse olur.

Kendisine bir sıfat tayin edip yakıştırmaz. Kendisini bir vasıfla tavsif etmez. Bir işaretle işaretlemez.

Peki ne olacak?

Renksiz, kokusuz, şeffaf, isimsiz, vasıfsız ne demek?

"Benliğini yok etmiş, tamamen Allah'ın iradesine teslim olmuş, herşeyiyle Allah'ın rızası için hareket eden; kendisi yok ortada sadece Allah'ın emirlerini icra eden bir varlık halinde."

Veliyyullâhın vasfı budur.

Kendisi yok ortada; onu kastederler. Öyle demek istiyor; Allahu a'lem. Allah'ın sevdiği bir kul ise kendisinin bir iradesi, isteği, arzusu, ismi, kendisinin bir sıfatı, şânı olmaz. Kendisinin hiçbir şeyi olmaz. Hani "yok olmak"  hiç olmak deniliyor ya ve ölmeden evvel ölmek.

Vezirin birisi veya makam sahibi birisi gidiyormuş. Dervişin birisi de kenarda oturuyormuş. Hikâye nasılsa, detayı belki çok doğru olarak hatırımda kalmamış olabilir. Kalkmamış, aldırmamış. Adam dönmüş yanına kadar gelmiş;

"Sen benim kim olduğumu biliyor musun?" demiş.

"Bilmiyorum."

"Ben vezirim." demiş.

"Ben bu kadar mevki, makam sahibi bir insanım. Niye bana kalkmadın, hürmet etmedin. Sen bana gereken ihtirâmı göstermedin." demek istiyor.

"Peki sen vezirlikten sonra ne olacaksın?" demiş.

"Allah yardım ederse sadrazam olacağım."

"Ondan sonra ne olacaksın?"

"Şunu bunu."

Ondan sonra, ondan sonra, söyleyeceği şeyler bitmiş.Hiç demiş

"Sen ne kadar zaman geçtikten sonra hiç olacaksın ben zaten şimdiden hiçim." demiş.

Böyle bir latifesi, şakası da var.

Hacı Bayram camiinin imamı ârif bir hocaefendi vardı; Zekai hoca. Bir kart bastırmış; eski yazı kocaman bir hîç yazmış oraya; "Bu benim kartvizitim." diyordu. İsmi yok da hiç; yani "yok olmak "Benlikten tamamen sıyrılmak, zerre bile olmamak; hiç olmak." Evliyâullah'ın asıl hâli budur.

Tevazuun en ileri derecesi, benlikten sıyrılmanın en üstün mertebesi; kendi beşerî şahsiyetine, dünyevî varlığına ait hiçbir sıfatı yok ,her şey Allah’ın onun üzerindeki tecellisi.Kendisini tamamen Allah’ın iradesine teslim etmiş,tam teslimiyet sahibi.

Zaten Müslüman Alla’a teslim olan insandı.Bu o kadar teslim olmuş ki artık ortada kendi kalmamış yok olmuş.Benliğini yok etmek tasavvufta bu manada.

Kale ve kalü Ahmedü,müellif yine aynı ravilerle Ahmed’in şöyle dediğini nakletti:

el-Kulûbü cevvâletün. "Gönüller cevelân edicidir, gezicidir; dolaşır.

Bir adam fazla gayretli çalışkan ve faal ise "cevvâl" diyoruz ya. Gönüller fıldır fıldır dolaşır, cevvaldir.

İmmâ en-tecevvele havli'l-arşi. "Ya arşın etrafından dolaşır." Ve immâ en-tecevvele havli'l-huşşi. "Ya da çerçöpün etrafında dolaşır."

İlla dolaşır. Gönül bir şeye takılır, bir şeyin peşinde gezer, bir şeye bağlanır. Ya Arş-ı A'lâ'nın etrafında dolanır ya da çerçöp yani haşhaş, kıymetsiz şeylerin etrafında. Maksat; en yüksek duygularla Allah'a kulluk etme yolunda olmaktır.

Huş,noktasız ha ile ötreli olarak harekelenmiş,

"Ya Arş'ın etrafında dolaşır ya mezbelenin etrafında dolaşır." "Helâ etrafında dolaşır." diye düşünmüş olabilir.

İnsan ya Allah'a bağlanır; O'nun rızasını kazanmak için döner dolaşır ya da pis şeylere yönelir. Mâsivallah, "Allah dışındaki şeylerin hepsi." Ot, çerçöp. Mesela "cenin" diyor; "anne karnında ölmüş, kurumuş cenin." "Hurma topluluğu." diyor; "helâ, yüznumara" diye kullanılıyor. "Otluk, tepe mânasına gelir." diyor.

"Gönüller dolaşıcıdır, cevelân edicidir, gezicidir; ya Arş'ın etrafında gezer ya da çöpün, pisliğin etrafında dolaşır."

Tabi Arş'ın etrafında dolaşmayı teşvik ediyor. Gönlün dünyevî, fani şeylere mâsivallaha bağlanmasını istemediği için bu tahkir edici ifadeyi kullanmış. Arş ve huş ikisi de "şe" ile bitiyor. Secî' sanatı da var.

 

Allah-u Teâla Hazretleri cümlenizden razı olsun. Cümlenizi Peygamber Efendimiz'in sevgisine, şefaatine, iltifatına nail eylesin. Peygamber Efendimiz'in has ümmeti olmanızı nasip eylesin. Dünya ve ahiretin her türlü tehlikelerinden koruyup, dünya ve ahiretin her türlü hayırlarına erdirdiği kullarından eylesin. Firdevsi Âlâda Peygamber-i Zişan’ımıza cümlenizi komşu eylesin. Cennet nimetleriyle mütena'ım eylesin.

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
17.08.1996 - Ebû Hüseyin en-Nûrî B
12.10.202526 dk 42 sn
11.01.1992 - Zünnûn-ı Mısrî A
10.01.202635 dk 47 sn
21.09.1996 - Ebû Osmân el-Hîrî B
09.11.202522 dk 55 sn
17.08.1996 - Ebû Hüseyin en-Nûrî A
11.10.202527 dk 24 sn
24.10.1992 - Seriyy es Sakati B
03.05.202623 dk 26 sn
21.02.1992 - Seriyy es-Sakatî B
25.01.202625 dk 38 sn
21.02.1992 - Seriyy es-Sakatî A
24.01.202632 dk 19 sn
26.10.1996 - Ebû Osmân el-Hîrî B
07.12.202518 dk 46 sn
26.10.1996 - Ebû Osmân el-Hîrî A
06.12.202538 dk 37 sn
29.06.1996 - Cüneydi Bağdadi B
31.08.202522 dk 6 sn
19.10.1996 - Ebû Osmân el-Hîrî B
30.11.202524 dk 51 sn
29.06.1996 - Cüneydi Bağdadi A
30.08.202537 dk 44 sn
19.10.1996 - Ebû Osmân el-Hîrî A
29.11.202530 dk 51 sn
22.06.1996 - B
09.12.201941 dk 25 sn
12.10.1996 - Ebû Osmân el-Hîrî B
23.11.202530 dk 52 sn
22.06.1996 - A
09.12.201938 dk 29 sn
12.10.1996 - Ebû Osmân el-Hîrî A
22.11.202523 dk 18 sn
15.06.1996 - Cüneydi Bağdadi B
24.08.202529 dk 56 sn
05.10.1996 - Ebû Osmân el-Hîrî B
09.12.201924 dk 11 sn
15.06.1996 - Cüneydi Bağdadi A
23.08.202527 dk 12 sn
28.09.1996 - Ebû Osmân el-Hîrî B
16.11.202532 dk 42 sn
08.06.1996 - Cüneydi Bağdadi B
17.08.202524 dk 25 sn
28.09.1996 - Ebû Osmân el-Hîrî A
15.11.202526 dk 32 sn
08.06.1996 - Cüneydi Bağdadi A
16.08.202536 dk 25 sn
01.06.1996 - A
09.12.201939 dk 58 sn
21.09.1996 - Ebû Osmân el-Hîrî A
08.11.202526 dk 57 sn
14.09.1996 - Ebû Osmân el-Hîrî B
02.11.202524 dk 22 sn
10.05.1996 - Ebu Osman el Hiri B
10.08.202532 dk 14 sn
14.09.1996 - Ebû Osmân el-Hîrî A
01.11.202525 dk 5 sn
10.05.1996 - Ebu Osman el Hiri A
09.08.202521 dk 51 sn
16.12.1995 - Cüneyd-i Bagdadi B
03.08.202529 dk 20 sn
31.08.1996 - Ebû Hüseyin en-Nûrî B
26.10.202525 dk 58 sn
16.12.1995 - Cüneyd-i Bagdadi A
02.08.202530 dk 18 sn
31.08.1996 - Ebû Hüseyin en-Nûrî A
25.10.202521 dk 35 sn
24.08.1996 - Ebû Hüseyin en-Nûrî B
19.10.202522 dk 2 sn
30.09.1995 - Tasavvufta Emek ve Terbiye B
20.07.202520 dk 28 sn
30.09.1995 - Tasavvufta Emek ve Terbiye A
19.07.202545 dk 9 sn
24.08.1996 - Ebû Hüseyin en-Nûrî A
18.10.202523 dk 54 sn
23.09.1995 - Cüneyd-i Bağdadi B
13.07.202518 dk 3 sn
10.08.1996 - Ebû Hüseyin en-Nûrî B
05.10.202538 dk 7 sn
23.09.1995 - Cüneyd-i Bağdadi A
12.07.202529 dk 21 sn
10.08.1996 - Ebû Hüseyin en-Nûrî A
04.10.202535 dk 38 sn
05.08.1995 - Ebû Türab en-Nahşebî B
29.06.202526 dk 53 sn
05.08.1995 - Ebû Türab en-Nahşebî A
28.06.202527 dk 5 sn
03.08.1996 - Ebû Hüseyin en-Nûrî B
28.09.202532 dk 38 sn
08.07.1995 - B
09.12.201921 dk 4 sn
03.08.1996 - Ebû Hüseyin en-Nûrî A
27.09.202528 dk 56 sn
21.01.1995 - Ahmed b. Asımini’l-Antaki B
11.10.202616 dk 57 sn
08.07.1995 - A
09.12.201912 dk 10 sn
20.07.1996 - Cüneydi Bağdadi B
21.09.202533 dk 22 sn
20.07.1996 - Cüneydi Bağdadi A
20.09.202537 dk 26 sn
24.06.1995 - Ebû Türab en-Nahşebî B
22.06.202530 dk 56 sn
13.07.1996 - Cüneydi Bağdadi B
14.09.202524 dk 56 sn
21.01.1995 - Ahmed b. Asımini’l-Antaki A
10.10.202623 dk 51 sn
24.06.1995 - Ebû Türab en-Nahşebî A
21.06.202534 dk
13.07.1996 - Cüneydi Bağdadi A
13.09.202537 dk
10.12.1994 - B
09.12.201927 dk 22 sn
03.06.1995 - Abdullah b. Hubeykini’l Antaki B
01.11.202631 dk 35 sn
06.07.1996 - Cüneydi Bağdadi B
07.09.202523 dk 17 sn
10.12.1994 - A
09.12.201935 dk 30 sn
03.06.1995 - Abdullah b. Hubeykini’l Antaki A
31.10.202630 dk 23 sn
06.07.1996 - Cüneydi Bağdadi A
06.09.202532 dk 2 sn
05.11.1994 - Mansur b. Ammar Ebus Serîi B
04.10.202624 dk 54 sn
27.05.1995 - B
09.12.201931 dk 18 sn
05.11.1994 - Mansur b. Ammar Ebus Serîi A
03.10.202630 dk 24 sn
27.05.1995 - A
09.12.201925 dk 34 sn
22.10.1994 - A
09.12.201945 dk 29 sn
25.06.1994 - A
09.12.201934 dk 29 sn
15.04.1995 - Abdullah b. Hubeykini’l Antaki B
25.10.202627 dk 1 sn
15.10.1994 - Hamdûn el-Kassâr B
27.09.202629 dk 47 sn
11.06.1994 - Ebu Hafs el-Haddad B
06.09.202619 dk 11 sn
15.04.1995 - Abdullah b. Hubeykini’l Antaki A
24.10.202629 dk 58 sn
15.10.1994 - Hamdûn el-Kassâr A
26.09.202632 dk 32 sn
11.06.1994 - Ebu Hafs el-Haddad A
05.09.202632 dk 6 sn
01.04.1995 - B
09.12.201934 dk 41 sn
01.10.1994 - A
09.12.201918 dk 59 sn
07.05.1994 - Ebu Hafs el-Haddad B
30.08.202624 dk 25 sn
01.04.1995 - A
09.12.201921 dk 36 sn
10.09.1994 - Hamdûn el-Kassâr B
20.09.202628 dk 53 sn
07.05.1994 - Ebu Hafs el-Haddad A
29.08.202622 dk 50 sn
25.03.1995 - Ahmed b. Asımini’l-Antaki B
18.10.202625 dk 57 sn
10.09.1994 - Hamdûn el-Kassâr A
19.09.202635 dk
23.04.1994 - Yahya b. Muaz er-Razi B
23.08.202629 dk 30 sn
25.03.1995 - Ahmed b. Asımini’l-Antaki A
17.10.202620 dk 48 sn
09.07.1994 - B
09.12.201924 dk 20 sn
23.04.1994 - Yahya b. Muaz er-Razi A
22.08.202624 dk 18 sn
09.07.1994 - A
09.12.201920 dk 30 sn
16.04.1994 - B
09.12.201916 dk 56 sn
02.07.1994 - Ebu Hafs el-Haddad B
13.09.202625 dk 52 sn
02.07.1994 - Ebu Hafs el-Haddad A
12.09.202630 dk 42 sn
16.04.1994 - A
09.12.201928 dk 36 sn
19.03.1994 - B
09.12.201925 dk 28 sn
19.03.1994 - A
09.12.201926 dk 9 sn
11.12.1993 - B
09.12.201931 dk 53 sn
31.07.1993 - B
09.12.201928 dk 40 sn
11.12.1993 - A
09.12.201928 dk 53 sn
31.07.1993 - A
09.12.201930 dk 28 sn
04.12.1993 - B
09.12.201933 dk 7 sn
24.07.1993 - B
27.07.202531 dk 55 sn
04.12.1993 - A
09.12.201927 dk 55 sn
24.07.1993 - A
06.07.202532 dk 35 sn
27.11.1993 - B
09.12.201929 dk 21 sn
17.07.1993 - B
16.08.202626 dk 57 sn
27.11.1993 - A
09.12.201923 dk 50 sn
17.07.1993 - A
15.08.202634 dk 4 sn
20.11.1993 - B
09.12.201926 dk 59 sn
10.07.1993 - Ebu Süleyman ed-Darani B
09.08.202631 dk 44 sn
10.07.1993 - Ebu Süleyman ed-Darani A
08.08.202629 dk 54 sn
23.10.1993 - B
09.12.201924 dk 3 sn
03.07.1993 - Ebu Süleyman ed-Darani B
02.08.202624 dk 58 sn
23.10.1993 - A
09.12.201924 dk 9 sn
03.07.1993 - Ebu Süleyman ed-Darani A
01.08.202626 dk 47 sn
07.10.1993 - B
09.12.201931 dk 12 sn
26.06.1993 - Ebu Süleyman ed-Darani B
26.07.202620 dk 47 sn
07.10.1993 - A
09.12.201928 dk 3 sn
26.06.1993 - Ebu Süleyman ed-Darani A
25.07.202629 dk 48 sn
12.06.1993 - Bayezid-i Bistami B
19.07.202619 dk 22 sn
28.08.1993 - B
09.12.201921 dk 4 sn
12.06.1993 - Bayezid-i Bistami A
18.07.202622 dk 26 sn
28.08.1993 - A
09.12.201924 dk 5 sn
15.05.1993 - Bayezid-i Bistami B
12.07.202622 dk 47 sn
21.08.1993 - B
09.12.201928 dk 17 sn
15.05.1993 - Bayezid-i Bistami A
11.07.202622 dk 43 sn
21.08.1993 - A
09.12.201929 dk 59 sn
08.05.1993 - Bayezid-i Bistami B
05.07.202625 dk 5 sn
07.08.1993 - B
09.12.201922 dk 10 sn
08.05.1993 - Bayezid-i Bistami A
04.07.202620 dk 36 sn
07.08.1993 - A
09.12.201922 dk 3 sn
01.05.1993 - Bayezid-i Bistami B
28.06.202632 dk 40 sn
01.05.1993 - Bayezid-i Bistami A
27.06.202628 dk 42 sn
10.04.1993 - Şakik-ı Belhi B
21.06.202619 dk 22 sn
10.04.1993 - Şakik-ı Belhi A
20.06.202627 dk 34 sn
27.03.1993 - Şakik-ı Belhi B
14.06.202626 dk 39 sn
27.03.1993 - Şakik-ı Belhi A
13.06.202624 dk 24 sn
23.01.1993 - Şakik-ı Belhi B
07.06.202627 dk 54 sn
23.01.1993 - Şakik-ı Belhi A
06.06.202635 dk 37 sn
09.01.1993 - Haris el-Muhasibi B
31.05.202625 dk 59 sn
09.01.1993 - Haris el-Muhasibi A
30.05.202632 dk 58 sn
24.12.1992 - Haris el-Muhasibi B
09.12.201922 dk 9 sn
24.12.1992 - Haris el-Muhasibi A
09.12.201921 dk 39 sn
05.12.1992 - Haris el-Muhasibi B
24.05.202623 dk 32 sn
05.12.1992 - Haris el-Muhasibi A
23.05.202631 dk 18 sn
28.11.1992 - Haris el-Muhasibi B
17.05.202623 dk 31 sn
28.11.1992 - Haris el-Muhasibi A
16.05.202623 dk 50 sn
21.11.1992 - Seriyy es Sakati B
10.05.202626 dk 10 sn
21.11.1992 - Seriyy es Sakati A
09.05.202630 dk 54 sn
01.08.1992 - Seriyy es Sakati B
12.04.202622 dk 20 sn
01.08.1992 - Seriyy es Sakati A
11.04.202621 dk 32 sn
25.07.1992 - Bişr-i Hâfî B
05.04.202628 dk 19 sn
25.07.1992 - Bişr-i Hâfî A
04.04.202627 dk 21 sn
04.07.1992 - Bişr-i Hâfî B
29.03.202631 dk 17 sn
04.07.1992 - Bişr-i Hâfî A
28.03.202629 dk 10 sn
09.05.1992 - İbrahim bin Edhem B
15.02.202631 dk 34 sn
09.05.1992 - İbrahim bin Edhem A
14.02.202646 dk 33 sn
02.05.1992 - İbrahim bin Edhem B
08.02.202628 dk 2 sn
02.05.1992 - İbrahim bin Edhem A
07.02.202625 dk 59 sn
18.04.1992 - İbrahim bin Edhem B
01.02.202632 dk 48 sn
18.04.1992 - İbrahim bin Edhem A
31.01.202627 dk 36 sn
18.01.1992 - Zünnûn-ı Mısrî B
18.01.202629 dk 4 sn
18.01.1992 - Zünnûn-ı Mısrî A
17.01.202623 dk 59 sn
11.01.1992 - Zünnûn-ı Mısrî B
11.01.202632 dk 31 sn
24.10.1992 - Seriyy es Sakati A
02.05.202629 dk 41 sn
17.10.1992 - Seriyy es Sakati B
26.04.202624 dk 46 sn
17.10.1992 - Seriyy es Sakati A
25.04.202623 dk 12 sn
10.10.1992 - Seriyy es Sakati B
19.04.202629 dk 14 sn
10.10.1992 - Seriyy es Sakati A
18.04.202624 dk 15 sn
28.12.1991 - Zünnûn-ı Mısrî B
04.01.202643 dk 56 sn
28.12.1991 - Zünnûn-ı Mısrî A
03.01.202633 dk 51 sn
16.12.1991 - Fudayl Bin İyad B
28.12.202532 dk 40 sn
16.12.1991 - Fudayl Bin İyad A
27.12.202528 dk 47 sn
09.12.1991 - Fudayl Bin İyad B
21.12.202527 dk 32 sn
09.12.1991 - Fudayl Bin İyad A
20.12.202529 dk 2 sn
02.12.1991 - Fudayl Bin İyad B
14.12.202528 dk 15 sn
02.12.1991 - Fudayl Bin İyad A
13.12.202541 dk 6 sn
AKRA