İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0507:3808:2312:5315:3817:5719:25
Kabe

070.Bakara (142) Allah Dilediğine Hidayet Eder

070.Bakara (142) Allah Dilediğine Hidayet Eder
Tefsir Sohbetleri

070.Bakara (142) Allah Dilediğine Hidayet Eder

20.08.2026
37 dk 28 sn

es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtühû!

Mukaddes beldelerden Mekke-i Mükerreme'den hitap ediyorum.

Allah'a hamd ü senâlar olsun: Öyle bir yerden hitap ediyorum ki camından Kâbe-i Müşerrefe'nin etrafındaki Mescid-i Haram'ın büyük bir kısmı çok mükemmel bir şekilde görülüyor. İki kat yukarıda da, kaldığımız otelin misafirlerin oturması için geniş bir mekânı var. Onlar lobi diyorlar ama biz ne diyeceğiz bilmiyorum. Misafirlerin ferah bir şekilde oturması için gerekli yer.

Bir tarafından bakıyorsunuz Mescid-i Haram önünüzde. Biraz da ona yukarıdan bakıyorsunuz. Yarım kuşbakışı bir görünüm, çok tatlı. Arkadaşlara;

"Bunun görünümünü tespit edin, sonra Türkiye'deki kardeşlerimize televizyonla veya başka vasıtalarla aktarırsınız." dedim. Çok duygulandırıcı bir hoş, mübarek manzara!

Otelin on altıncı katı.

Otel yerine Türkçe ne diyelim?

Misafirhanenin, konaklama yerinin en üst katı, on altıncı katı.

Bir cephesinden Mescid-i Haram görülüyor; minareleriyle, en üst katındaki insanlarla, aşağıda çevresindekilerle… Mesfele tarafından; Mesfele tarafı dediğimiz, Yemen tarafı, güney tarafından güzel görünüyor.

On altıncı katın diğer tarafındaki camlarından baktığınız zaman o tarafta da öndeki dağların, Mekke'nin tepelerinin arkasından Cebel-i Sevr görünüyor. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in Ebû Bekr-i Sıddîk Efendimiz'le hicret ederken düşmanı şaşırtmak, izi belli etmemek için -tabii Medine-i Münevvere'ye giderken kuzeye gitmek lazım idi- ama şaşırtmak için tamamen Yemen tarafına, güneye doğru gitmişler ve Sevr Dağı'na varmışlar. Tamamen kayalık, çıkılması zor bir dağ. Tepesinde bir mağaraya saklanmışlar.

Ebû Bekr-i Sıddîk Efendimiz'in çobanı da sürülerini o taraflarda yayıyor gibi yapıp onların taze süt sağıp içmesini sağlamış. Müşrikler ona rağmen oraları da arayıp oralara kadar gelmişler. Demek ki ne kadar büyük hırsları var, gözleri ne kadar dönmüş! Oralara kadar çıkmışlar. Hatta Peygamber Efendimiz'in saklandığı mağaraya [kadar gelmişler]. Biz evvelki seneler oraya çıkmıştık, ziyaret etmiştik. Bir kardeşimiz de burada bizim hatıramız kalsın diye oraya bir seccade bırakmıştı. Oraya da girmiştik.

Orada Ebû Bekr-i Sıddîk Efendimiz'in çok telâşlandığı sırada Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in şahane mübarek sözü, hiç unutulmaması gereken bir söz:

"Niye telaş ediyorsun? Bir iki kişi ki üçüncüleri Allah! Yanlarında Allahu Teâlâ'nın hıfz u himâyesi bulunan iki kimsenin durumuna ne telaşlanıyorsun? Onlardan bir zarar gelebilir mi?!.." buyuruyor.

Bu, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in Allah'ın hak peygamberi olduğunun en bariz delili. Çünkü hayatın tehlikede olduğu bir zamanda bu kadar rahat olmak ve bu kadar kuvvetli bir sözü söylemek için bunu söyleyen kişinin ancak hak peygamber olması lazım!

Musa aleyhisselam da, Firavun'un ordusu arkadan gelip bunları suyun kenarında sıkıştırdığı zaman, Musa aleyhisselam'ın ashâbı;

İnnâ lemüdrekûne. "Eyvah, yakalanacağız!" dediği zaman;

Kâle kellâ inne meiye rabbî seyehdîni. "Hayır, yakalanma diye bir şey bahis konusu olamaz! Rabbim benimle beraber, O bize bir yol gösterecek!" demişti.

Aynı iman! Hak peygamber olunca işte böyle oluyor! Bunu herkes anlasın!

Buradan bizim Musa aleyhisselam'ı da ne kadar sevdiğimizi, "Musa aleyhisselam'a mensubuz!" diyenler anlasınlar da insafa gelsinler diye bunları söylüyorum.

Sevr Dağı'nın tepesi görülüyor. Öyle bir şahane manzara ki on altıncı kattan iki zıt istikâmet, ikisi de güzel. Bir tarafa bakıyorsunuz; Mescid-i Haram, bütün haşmetiyle önünüzde, göz, gönül dolduran kocaman bir manzara karşınızda! Öbür tarafa bakıyorsunuz; yakın Mekke tepelerinin arkasında, en yukarıda, en yüksek, arkada Sevr Dağı! Peygamber Efendimiz'in saklandığı mağaranın olduğu, güvercinin yuva yaptığı, örümceğin ağ gerdiği mağara var.

Böyle güzel bir yerden tam yevm-i terviyede size konuşma yapıyorum.

Bakara Sûre-i Şerîfesi'nin 142. âyet-i kerîmesi. Devamı konu bakımından ilişkili olmakla beraber, tam Mina yolcusu olma durumunda bulunduğumuzdan bugünkü sohbetimizde sadece bu âyet-i kerîme üzerinde sohbet etmek istiyorum.

Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ hazretleri Bakara Sûre-i Şerîfesi'nin 142. âyet-i kerîmesinde buyuruyor ki;

Seyekûlü's-süfehâü mine'n-nâsi mâ vellâhüm an kıbletihimülletî kânû aleyhâ kul lillâhil-meşriku ve'l-mağribu yehdî men yeşâü ilâ sırâtin müstakîm.

Bakara, 142.

Sadakallâhül-azîm.

Önce âyet-i kerîmenin mealini, hangi konuda olduğunu anlayalım diye kısaca bilgi olarak verelim, sonra açıklamaları yapalım:

Seyekûlü. "Diyecekler."

Se, şimdiki veya geniş zamanın fiilini istikbale götüren, mânayı nakleden bir ön takı.

Yekûlü. "Der ki…" veya "Diyor ki…" demek; muzârî siygası Arapça'da hem şimdiki zamana, hem geniş zamana tekabül eder.

Seyekûlü's-süfehâü. "Akılları hafif olan, hikmete sahip olmayan, mâkul ve mantıklı düşünemeyen sefih kimseler, sefahat ehli kimseler diyecekler ki…"

İçki içildiği zaman insan içkiyi Allah'a isyan ederek içiyor, ondan dolayı bir akılsızlık oluyor, akıl hafifliyor. Hem de içki içtiği zaman aklı örttüğünden, akıl mantık kalmadığından, sarhoşun zırvaları başladığından öyle kimselere de "sefih" diyorlar. Aklı hafif, muhakemesi mâkul ve mantıklı olmayan, akılsız kimse demek ama akılsızlığı bu tarzda! Dünyevi işleri belki şeytanca güzel yapar, ticaretini, adam kandırmasını yahut dünyevî menfaatini kollamakta, haramı yemekte her türlü şeytanlığı bilir ama doğruyu düşünemeyip hakka isabet edemediği için sefih!

"Sefihler yakın bir zamanda hemen diyecekler ki..."

Çünkü se geldiği zaman yakın istikbal olur, sevfe geldiği zaman uzak istikbal olur. Sevfe yekûlü deseydi, çok ilerideki bir istikbalde demek olurdu; öyle dememiş.

Seyekûlü. "Hemen böyle bir konuşmayı başlatacaklar, hemen diyecekler!"

Seyekûlü's-süfehâü mine'n-nâsi. "Akılsızlar, beyinsizler, aklı kıtlar veya mâkul, akıllı olmayanlar, doğru düzgün düşünemeyenler, ağırbaşlı olmayanlar, hafif meşrep hafif akıllılar; insanlardan böyle olanları diyecekler ki..."

Böyle olmayanlar [kimler]?

Hakîmler, hikmet sahibi, her konuştuğunu hikmetle konuşan; düşündüğü zaman iyi düşünen, konuştuğu zaman isabetli konuşan; halifeyi makama getiren, icabında hâl eden kimselere de hâll ü akd erbabı deniliyor. Tabii onlar demezler. Bunu dese dese aklı ve mantığı, ahlâkı ve hâli hafif olanlar der.

Onlar diyecekler ki;

Mâ vellâhüm an kıbletihimülletî kânû aleyhâ. "Bunları yönelmiş oldukları kıbleden başka tarafa ne çevirdi?

Mâ, "ne" mânasına soru edatı.

Mâ vellâhüm. "Bunları ne çevirdi?"

Nereden?

An kıbletihimülletî kânû aleyhâ. "Kıblelerinden ki o kıble üzerindelerdi, namazı öyle kılıyorlardı. Bu üzerinde oldukları kıbleden bunları başka tarafa kim çevirdi?"

Düşüncesi kıt, hafif meşrep olanlar böyle diyecekler.

Kul lillâhil-meşriku ve'l-mağribu. "Ey Resûlüm! Sen onlara de ki; Güneşin doğuş tarafı doğu da, güneşin batış tarafı batı da Allah'ın mülküdür! Yeryüzü Allah'ın mülküdür. Yerler gökler Allah'ın mülküdür. Doğu batı, semtler, cihetler, coğrafi yönler; hepsi Allah'ındır."

"Sizin itirazınızın bir değeri yoktur. Cenâb-ı Hak ne dilerse öyle yapar, öyle emreder. Kullarına nereye dönmeyi uygun bulursa o tarafa döndürür. Ne olacak, sebebini niye soruyorsunuz?"

Yehdî men yeşâü ilâ sırâtın müstakîm. "Dilediklerini, kimleri diliyorsa onları hidayete erdirir, doğru yola sevk eder!"

Demek ki Cenâb-ı Mevlâ dilediklerini doğru yola sevk eder, dilemediklerini sevk etmez. "Hidayet Allah'tandır." demek budur. Allahu Teâlâ hazretleri bazı kullarına hidayeti vermiyor. Kendisi Hâdî; hidayet edici, hidayet verici, doğru yola sevk edici olduğu hâlde; gönülleri aydınlattırıp akılları uyandırıp doğruyu buldurduğu hâlde, bazı kimselere hidayeti vermiyor! Hidayet Allah'tandır, Allah dilediğine hidayeti verir.

O zaman; "Bu neden oluyor?" diye düşünmek lazım!

Allahu Teâlâ hazretlerinin hükmüne itiraz hiçbir kulun harcı değildir, haddi de değildir. Edebe uygun değildir, gücü de yoktur!

Lâ yüs'elü ammâ yef'alü ve hüm yüs'elûn. "Yaptıklarından kimse ona sorgu sual açamaz, ama kullar sorgu suale maruzdurlar!"

Kul gibi değil, âlemlerin Rabbine kimse soramaz ama hikmetini anlaması lazım!

"Rabbimiz niçin böyle yapıyor?.."

Bir kere şunu çok iyi bilelim ki bu konularda etraflı düşünmek, isabetli karar verebilmek için dini, geniş bilmek lazım! Bazı yeri bilip de öbür tarafı göz ardı ederse insan doğru bir hükme ulaşamaz. Bütün delilleri toplamak lazım!

Bir kere biliyoruz ki Cenâb-ı Hak Erhamür-râhimîndir, merhametlilerin en merhametlisidir. Merhametlilere merhameti ihsan edendir. Dünyada bütün kullarına Rahmanlığıyla rızkını verip merhamet edendir. Âhirette de mü'min kullarına cennetini verip taltif edendir. Kulun günahlarını affedendir.

Ve mâ ene bi-zallâmin li'l-abîd. "Ben kullarıma asla zulmedici bir Mevlâ değilim, zulmetmem!" buyuruyor.

Cenâb-ı Hakk'ın işlerinde zulüm yok, hepsi lütuf! Ama adâlet-i ilâhiyye iktizası, bazıları suçluların cezasını vermek tarzında! Birçoğu lütuf! Bir kısmı da çok suçlu ve edepsiz olduğundan, adaletine göre muamele ediyor, adaletini icrâ ediyor; suçunun cezasını veriyor.

Çünkü aslında zerre kadar iyilik yapan iyiliğinin karşılığını görecek, zerre kadar kötülük yapan kötülüğünün cezasını çekecek olduğundan mü'min de adaletinin cûşa gelişiyle cennete giriyor. Yine kul iyilik ettiğinden, iyi kulluğun karşılığı, muadili iyilik olduğundan cennete sokuyor ama mükâfatı çok vererek sokuyor. Kötü kulluğun karşılığı da yine adaletinin iktizası ceza olduğundan onları da cehenneme atıyor.

Cenâb-ı Hak bazı kullara niye hidayet etmiyor?

Çünkü edepsizlik ediyorlar!

Cenâb-ı Hakk'ın rahmeti gökten yağmur gibi yağıyor. Zaten biz yağmura da rahmet demişiz; çünkü yeryüzüne çok faydası var, bizlere çok faydası var. Rahmeti yağıyor ama bazı kimselerin kapları ters çevrilmiş olduğundan içine rahmet girmiyor.

Kazanı ters çevirirsen, tepsiyi, kâseyi ters çevirirsen içine yağmur suyu birikir mi?

Hiç gelmez, çünkü ters çevrilmiş.

Kullar cezalı duruma kendilerini düşürdüklerinden;

Ve lâkinnen-nâse enfüsehüm yazlimûn.

İnsanlar kendileri kendilerine zulmetmiş olduğundan Cenâb-ı Hak; "Siz madem böyle edepsizlik yaptınız, haydi bakalım, ne hâliniz varsa görün!" diye onları doğru yola sevk etmiyor. İyi niyetli, haddini bilen, edepli olanları da; "Siz iyi niyetlisiniz, haddinizi biliyorsunuz, edepli hareket ediyorsunuz, güzel huylusunuz; ama yanılıyorsunuz, şu tarafa dönerseniz doğru yol bu taraftadır." diye hidayet ediyor.

Demek ki hidayete ermek, edepli kul olmanın mükâfatıdır. Cenâb-ı Hakk'ın hidayetini vermemesi de kulun edepsizliğinin cezasıdır. Kendisinin ettiğinin kendisini cezalandırmasıdır. Edepsizlik etmeseydi Cenâb-ı Hakk'ın lütfuna erecekti. Çünkü Erhamür-râhimîn! Ama edepsizlik ettiğinden; "Madem öyle, bu kadar edepsizsin, o zaman çek cezanı!" diye Cenâb-ı Hak hidayet vermiyor.

Yehdî men yeşâü ilâ sırâtın müstakîm. "Cenâb-ı Hak dilediğini sırat-ı müstakîme, dosdoğru yola sevk eder; dilemediğini de sevk etmez."

Edepsizlik ederse Allah'ın âyetlerini görür görür de yine inat ederse hakkın ne olduğunu bildiği hâlde inkâr ederse Resûlullah'ın hak peygamber olduğunu bildiği hâlde inkâr ederse hatta kendi inandığı kitabından; "Âhir zaman peygamberi gelecek, vasıfları şunlar olacak!" diye bildiği hâlde; hatta gelmeden önce; "Böyle bir peygamber gelecek!" diye Araplar'a kendileri söylediği hâlde, peygamber geldikten sonra inanmayanlar, artık çok büyük edepsizlik etmiş oluyorlar! İnat etmiş, hased etmiş oluyorlar!

Haset, inat, edepsizlik, insanın tevfîkinin kesilmesine, Allah'ın lütfuna mazhar olmaktan mahrumiyete sebep olur. Onun için Cenâb-ı Hak onlara;

"Pekâlâ, siz bu kadar edepsizlik ediyorsanız ben de size hidayet vermem!" diye hidayet eylemiyor. Ondan dolayı da onlar küfürde kalıyorlar, sonunda cehenneme gidiyorlar. Hidayet verseydi cennete gideceklerdi, [vermeyince] sonunda cehenneme gidiyorlar.

Demek ki inkâr etmek, imansız olmak, günah yolunu tercih etmek, hak ve bâtıl belli olduktan sonra bâtılın yanında yer almak, hakla savaşmak; Allah'ın iyi kullarına, başta Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem olmak üzere evliyâullaha, salihlere zulmetmek veya karşı gelmek, haksızlık etmek, düşmanlık eylemek sonunda insanı cehenneme götürür. Hadis-i kudsîde Cenâb-ı Hak buyuruyor ki;

Men a'dâyî veliyyen fekad azentühû bi'l-muhârebe. "Benim evliyâmdan, sevgili kullarımdan bir kula ezâ cefâ veren, vermeye kalkışan kimseye ben harp ilan ederim."

Cenâb-ı Hakk'ın harb-i ilâhîsine mâruz olur, cünûd-u ilâhînin hücumuna mâruz kalır, mahvolur, perişan olur. Demek ki akılsızlar diyeceklermiş ki;

"Evvelce başka kıbleye doğru dönüyorlardı, sonra başka tarafa döndüler. Bunların bu üzerinde bulundukları kıbleyi bırakıp da yeni kıbleye dönmelerinin sebebi ne, ne sebeple dönüyorlar?"

Allah emretti de ondan! Cenâb-ı Hak dilediğini doğru yola iletir.

Bu âyetlerin iniş sebebini alimlerimiz şöyle anlatıyor:

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz Mekke-i Mükerreme'deyken, hicretten önce kendisine namaz emrolunduğu zaman Mescid-i Haram'a gelirdi, iki rüknün arasına doğru namaz kılardı.

İki rükünden -rükneyn- maksat nedir?

Kâbe'nin iki köşesi: Birisi Hâcer-i Esved'in olduğu köşe, ötekisi de tavaf esnasında Hâcer-i Esved'in olduğu köşeye gelmeden önceki köşe! Onun adı da Rükn-ü Yemânî'dir.

Peygamber Efendimiz Kâbe'yi tavaf ederken Rükn-ü Yemânî'ye gelince orayı da istilâm ederdi, el kaldırıp Bismillâhi Allâhu ekber diye oraya da selam verirdi. Çünkü orada da çok muazzam miktarda melekler bekleşirlerdi. Oradan Hâcer-i Esved'e doğru olan kenarda, o arada namaz kılardı.

Hâcer-i Esved'in olduğu köşe, Kâbe'nin aşağı yukarı -biraz açı farkı vardır ama- doğu tarafıdır. Ondan sonraki köşe kuzey tarafıdır, ona da Rükn-ü Irâkî derler. Haritadan bakılsa Irak tarafına doğru olan köşe olmuş oluyor. Oradan yarım daire şeklindeki Hicr-i İsmâil, Hatîm de denilen duvar başlıyor. İnsanın göğsü hizasına kadar yükseklikte yarım daire şeklinde iki ucu açık bir duvar. İki taraftan içi kısmına geçilebiliyor.

Tavaf ederken Hatîm'den sonra gelen köşeye de Rükn-ü Şâmî derler. O da Suriye'nin Şam tarafına doğru olmuş oluyor. Orası da batıya doğru bakıyor.

Rükn-ü Irâkî ile Rükn-ü Şâmî arasında yukarıya baktığımız zaman altınoluk vardır. Kâbe-i Müşerrefe'nin üstüne yağan yağmuru Hicr-i İsmâîl'e akıtan uzunca bir oluktur. Altından yapılmıştır. Altınoluk, Kâbe'nin mübarek üstünde biriken yağmurları o avluya döker, buna derler. Yağmur yağdığı zaman oradan Kâbe'nin üstünde birikmiş tozlar geliyor diye ziyaretçiler Hicr-i İsmâil'in içine girip onun altında ıslanmağa can atarlar.

Daha ilerlediğiniz zaman Rükn-ü Şâmî'den sonra gelen köşe Rükn-ü Yemâni'dir. Orası da güneye düşüyor. Ama yönler biraz kayıktır, coğrafî yönlerle tam tamına değil.

Peygamber Efendimiz Rükn ü Yemânî ile Rükn-ü Hacer Hâcer-i Esved arasında namaz kılardı. Müezzin mahfeli derler, bizim Türk hacılarımız orada toplanırlar. Cumayı da üst katta müezzin mahfelinin üstünde kılarlar, birbirleriyle cumalaşırlar; âdetleri öyle olmuş.

Peygamber Efendimiz o müezzin mahfelinin olduğu tarafta namaz kılardı.

Böylece neyi sağlamış oluyordu?

Hem Kâbe-i Müşerrefe'ye bakmayı sağlamış oluyordu hem de güneyden kuzeye doğru bakmış olduğundan Kudüs-ü Şerîf'e dönmeyi sağlamış oluyordu.

Kudüs-ü Şerîf'ten de asıl maksat nedir?

Hz. Ömer radıyallahu anh'ın yaptırdığı binanın altındaki mübarek Beyti'l-Makdis, Beytü'l-Makdis'in kayasıdır. Bir tarafında Mescid-i Aksa vardır bir tarafında da eğri bir kaya vardır ki buna Lisânü'l-Hacer derler. Kayanın dil şeklindeki uzantısıdır. Altı bir oda gibi yapılmış. Ben ziyaret etmedim, Allah hepimize nasip etsin. Kitaplardan bildiğimi söylüyorum. Altına merdivenle inilebiliyormuş, namaz kılınabiliyormuş.

Peygamber Efendimiz oradan miraca çıkmış. Üstündeki bina daha sonraki devirlerde yapılmıştır.

Peygamber Efendimiz müezzin mahfeli tarafından Kâbe'ye baktığı zaman, karşısında Kâbe, yüzlerce, binlerce kilometre ileride de Kudüs'teki Beytü'l-Makdis'in kayalığı olmuş oluyor. Peygamber Efendimiz namazı böyle kılardı.

Medine-i Münevvere'ye gelince Cenâb-ı Hak Teâlâ hazretleri yine Kudüs-ü Şerif'e teveccühen, müteveccihen yönelmiş olarak namaz kılmayı Peygamber Efendimiz'e emreylemişti. Efendimiz o emir üzerine o tarafa dönerek namaz kılardı. Medine'de Şam tarafına, kuzeye dönerek namaz kılardı. Yahudiler de bundan memnun olmuşlardı. Çünkü Beytül-Makdis'e, Kudüs'e sahipleniyorlardı. "Orası bizim peygamberlerimizin yaşadığı yerler…" filan diye düşünüyorlardı. Onun için Peygamber Efendimiz'i kastederek; "Bu zât da oraya döndü." diye seviniyorlardı.

Peygamber Efendimiz de İbrahim aleyhisselam'ın kıblesi olan Kâbe'yi seviyordu, Kâbe'ye dönmek istiyordu. "Kâbe kıble olsun, İbrahim aleyhisselam'ın kıblesi tekrar bizim kıblemiz olsun!" diye dua ediyor, temenni ediyordu. O arzu, o temenni ile göğe bakıyordu. Mübarek gözlerini semaya çevirip bakıyordu, semaya nazar ediyordu. "Cebrail aleyhisselam gelse de duamın kabulüne dair bir müjde getirse de kıble o taraf olsa..." diye temenni ediyordu.

Bunun üzerine Allahu Teâlâ hazretleri âyet-i kerîme indirdi:

Kad nerâ tekallübe vechike fi's-semâi'. "Ey Resûlüm! Biz senin zaman zaman yüzünü, mübarek gözlerini semaya çevirdiğini müşahede eylemekteyiz, görüyoruz."

Fevelli vecheke şetra'l-mescidi'l-harâmi. "O hâlde madem o kadar arzu ediyorsun, dua ediyorsun; ben senin duanı kabul ettim. Ey Habib-i Edîbim! Yönünü Kâbe'ye dön

Felenüvelliyenneke kıbleten terdâhâ. " Sen madem bu kadar istiyorsun, muhakkak ki ben Azîmüşşân, senin razı olduğun kıbleye seni döndüreceğim!"

Yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir!" diye emretti.

Kâbe-i Müşerrefe'ye doğru dönmeyi, Efendimiz'in gönlünden temennisi üzerine emretti. Resûlullah Efendimiz fevkalâde sevindi. Atası, atamız, dedemiz İbrahim aleyhisselam'ın bina ettiği Kâbe'ye dönülmekten, dönülmesinden son derece memnun oldu.

Onlar memnun oldu, bizler memnun olduk ama yahudiler memnun olmadılar. Müşrikler kendi ellerine fırsat geçti diye düşündüler. Başladılar bu olumsuz soruyu sormaya:

Mâ vellâhüm an kıbletihimülletî kânû aleyhâ. "Daha önce döndükleri kıbleden bunları hangi sebep döndürdü?" dediler.

Bal gibi biliyorlardı. Allah emretti, müsaade etti, lütfetti, İbrahim aleyhisselam'ın mescidine döndüler. Gayet basit!

Ne döndürmüş olacak?!..

Allah'ın emri döndürdü! Resûlullah Efendimiz o tarafa dönmeye başladı.

Şimdi bu sözü söyleyenler;

Seyekûlüs-süfehâü mine'n-nâs. "İnsanlardan aklı yetmez, aklı hafif, ahlâkı hafif, hafif meşrep, iyi düşünmeyen, akıbetini düşünemeyen, edebi olmayan insanlar yakın zamanda böyle diyecekler!"

Zaten hemen dediler, bu kıble değişir değişmez dedikoduya başladılar. Allahu Teâlâ hazretleri diyor ki;

"Hiç onların sözlerine kulak asma! Ey Resûlüm, onlara de ki; Yeryüzünün her tarafı Allah'ındır. Doğusu da Allah'ındır batısı da Allah'ındır. Hangi yöne döndürse o yön, o emir [muteberdir]!"

Mühim olan emri tutmaktır. Oradan sevap alacaktır. Bir âyet-i kerîmede;

Fe eynemâ tüvellû fesemme vechullâhi.

Bu çok muhteşem bir âyet-i kerîme, muhteşem bir hakikati bize bildiriyor. Tüylerimizin diken diken olması lazım, ürpermemiz, heyecandan titrememiz lazım.

"Yönünüzü nereye çevirseniz Allahu Teâlâ hazretleri oradadır!" buyuruyor.

Allahu Teâlâ hazretleri cihetlerden, mekândan münezzehtir. Kula şah damarından daha yakındır, yönünü nereye dönse oradadır. Her yerde hazır ve nazırdır. Binaenaleyh "Şurası olur, burası olmaz…" gibi bir itiraz da geçerli değildir. Çünkü her şeye kudsiyeti veren Allah'tır! Beytü'l-Makdis'e de mukaddesliği veren, oraya dönüşü de emreden Allah'tır!

Bir büyük değişimin olduğunu bildirmek için herkes bilsin diye bu sefer Kâbe'ye dönülmesini emretti.

Tamam, ne olacak?..

Herkes oraya dönecek, herkes söz dinleyecek ve Allahu Teâlâ hazretlerinin emrine münkad olacak.

Kulların yapması gereken şey Allah ne buyurursa;

Semi'nâ ve eta'nâ, [İşittik ve itaat ettik.] demektir. İtiraz etmek değildir!

"Niye böyle oluyor, neden böyle oluyor? Ben bunu yapmak istemiyorum, ötekisi daha iyiydi..." Bu gibi itirazlar uygun değil!

Onun için büyük evliyâullahtan, mürşid-i kâmillerden bir tanesi müritleri üçe ayırmış. Adam olmak isteyen, doğru yola, hidayet yoluna girip de iyi bir kul olmak isteyen, irşat olmak isteyen kimseleri, isteklileri, müritleri, talipleri, sâlikleri üçe ayırmış:

Mürîd-i mutlak: Tam, kayıtsız şartsız mürit. Şeyhi ne derse emri tutuyor, eğitimi yapıyor. Hocası ne derse talebe onun dediği gibi yapıyor.

Mürid-i mecâzî: "Mürit" demişler ama aslında "mürit değil" demek. Şeyhi bir şey diyor, o itiraz ediyor. Şeyhi; "Öyle yapın!" diyor, o başkasını yapıyor. Şeyhi alim, mürşit, evliyâullahtan bir zât; "Aman evlâdım, şunu yapmayın!" diyor, [o] yapıyor. "Evlâdım, şunu şunu yaparsanız Allah'ın rızasını kazanırsınız!" diyor, onu da yapmıyor!

Bu aslında mürit değil, doğru yola gitmek istemiyor. Müritler arasına girmiş, kendisini mürit sanıyor, müritlik taslıyor. Mecâzî mânada buna mürit deniyor ama bu hakiki mânâsıyla mürit değil demek.

Mürîd-i mürted: Tip olarak müridlerin bir kısmı da mürîd-i mürteddir. Şeyhinde kendi fikrine ters düşen, aklına mantığına uymayan bir şey gördüğü zaman bırakıp giden, dönüp giden, yoldan vazgeçendir.

Tabii senin aklın mürşitten daha fazla olsaydı sen mürşit olurdun! Senin ihtiyacın var. O okumuş, sen okumamışsın; o biliyor, sen bilmiyorsun. O ermiş, sen ermemişsin; o yetişmiş, sen yetişmemişsin. Sen acemisin, o tecrübeli. Elbette dinleyeceksin! Kılavuzun sözünü dinleyecek ki doğru yola varsın.

Beğenmediği bir şey olunca gidiyor!

Ankara'da iken biz Allah'ın âyetlerini okuyorduk; birisi hazmedemedi camiye gelmemeye başladı.

"Allah böyle mi buyuruyor?"

Evet, böyle buyuruyor. Allah'ın emri bu, Allah'ın emri tutulacak."

"Allah'ın emri mi tutulacak?"

Evet, Allah'ın emri tutulacak!

Şaşırdı kaldı. Ondan sonra da camiye gelmedi. Müslüman, Allah'ın emrinin tutulmasını anlayamadı!

Allah'a isyan etmek için mi kulluk ediliyor? Allah bize kulluğu öyle mi emretti? Kulun görevi Allah'a isyan mı etmektir?!..

İşte böyle, sonuç itibariyle [müslüman,] Allah ne emrederse onu yapar.

Askerliği düşünelim!

Komutan askere der ki;

"Şu tepeye hücum edin!"

Herkes o tarafa hücum eder. Sonra komutan yeni bir durum tespit eder. Bilgi verir, işaret eder veya nasıl anlaşacaksa haber gönderir, der ki;

"Şimdi şu tarafa hücum edin!"

"Daha önce bu tepeye hücum et demiştin, şimdi neden o tarafa gidiyoruz? Ben senin komutanlığını tanımıyorum!.."

Öyle şey olur mu?.

Komutan onu gördü, düşmanın öbür tarafa kaydığını anladı; "Aman yolunu keseyim!" diye şimdi "Şu tarafa gidin!" diyor. Buna benzer bir şey!

Askerlik bazı şeyleri çok güzel anlatabiliyor. Bazı insanlar bunları anlıyorlar, bazıları anlamıyorlar.

Bazıları Peygamber Efendimiz'e tenkit gözüyle baktı. Bazıları [hak] olduğunu anladığı hâlde inadından tâbi olmadı! Bazıları da duasını almak istiyorlar, duasını almak için çeşitli oyunlar kuruyorlar. Geçenki sohbetimde söylediğim gibi, biliyorlar ki duası müstecâbdır. Ama; "Madem duası müstecâb, Allah'ın makbul kulu; şuna tâbi olalım…" diyemiyorlar. Çünkü edepsizlikten dolayı Allah hidayeti nasip etmiyor. Hidayeti nasip etse cennete girecek. Cennete layık olmadıklarından, Allah cennete sokmak istemediğinden gözlerini açmıyor, gönülleri kör kalıyor, bâtılı hak sanıp bâtıl yolda yürüyorlar, helâk oluyorlar.

Tabii bu insanlar böyle yapmış diye biz bunun dedikodusunu mu yapacağız?

"Tarihte olmuş bir şey, bana ne, olmuş bitmiş! Benim için şimdiki benim kendi öz hayatım ve benim öz istikbalim önemlidir." demeliyiz. "Biz de Cenâb-ı Hakk'ın rızasını nasıl kazanacağız, ne yapmalıyız?" demeliyiz.

Aziz ve sevgili dinleyiciler!

Cenâb-ı Hakk'ın rızasını kazanmanın yolu Allah'a itaat etmek değil midir? Allah'a isyan edilerek Cenâb-ı Hakk'ın rızası kazanılır mı?!..

Diyeceksiniz ki;

"Elbette hocam, Allah'a itaat edilerek Allah'ın sevgisi, rızası kazanılır."

Pekiyi Allah'a itaat etmenin yolu, şekli nedir? Allah bana ne emrediyor da ben ona itaat edeceğim?

Allah'ın emirleri Peygamber Efendimiz'e vahiy yoluyla bildirilmiş Kur'ân-ı Kerîm'idir. Kur'ân-ı Kerîm'i okuyacaksın, Kur'ân-ı Kerîm'de belirtilmiş olan günahlardan, kötülüklerden kaçınacaksın. Kur'ân-ı Kerîm'in teşvik ettiği hayırları, iyilikleri yapacaksın, iyi insan olacaksın.

Kur'ân-ı Kerîm'i, Allah'ın emirlerini en iyi anlamış ve anlatmış, insanlara nakletmiş olan insan, insan ı kâmil, en büyük, en mükemmel insan Peygamber-i Zişânımız Muhammed-i Mustafâ aleyhi efdalü's-salevât ve ekmelü't-tahiyyâtü ve't-teslîmât hazretleri olduğundan Resûlullah'a çok dikkatle bağlanacaksın, her sözünü çok iyi dinleyeceksin! Çünkü o Allah'ın Resûlü, o her şeyi herkesten çok daha iyi biliyor; çünkü Allah bildiriyor! Onun sünnetine uyacaksın, onun emrini tutacaksın, onun izinden gideceksin; felâha ereceksin!

İnsan Resûlullah'tan başkasına uyarsa olur mu?

Gidiyorlar, falanca artisti örnek alıyorlar, filanca yazarı örnek alıyorlar, filanca şairin, falanca sanatkârın peşinden gidiyorlar…

Bunlar âciz kullar, bunların içlerinde direk gibi azgın nefisleri var, bunların şeytanları var; bunlar örnek alınmaz. İşte hayatları, işte maceraları, işte rezaletleri, işte kepazelikleri ortada!

Allah'ın seçtiği kulu takip etmek lazım! Günahkâr kulları takip etmek olmaz. Firavun'un peşinden gitmekte bir fayda yok ki! Musa aleyhisselam'ın izinden gitmek lazım.

Her devrin de Firavun'u var, doğru yolu gösteren hak yolun kılavuzları var! Her devirde şeytan var, herkesin içinde dolaşan şeytanı var! İnsanın bunların tehlikelerini bilip kendisini bunlardan sıyırması lazım.

Olgun insan, bilge insan, iradesine sahip insandır. Nefsini yenebilen insandır. Arzularına hâkim olan, kendisini tutabilen insandır, kontrol edebilen insandır. Kontrol edemediği zaman, yanlışa düşer, yıkılır veyahut uçuruma uçar. O bakımdan çok dikkatli olmak gerekir.

Aman bu mübarek günlerde aklımızı derleyelim toplayalım! Kur'an yolunda yürüyelim, Peygamber Efendimiz'in izinden gidelim! Peygamber Efendimiz ne tavsiye etmişse öyle yapalım!

Bu değişiklikler olunca sahâbe-i kirâm merak etmişler:

"Eyvah şimdi ne olacak? Bizden bir kısmı Beytü'l-Makdis'e doğru namaz kıldılar. Bunların namazları ne olacak? Madem Kâbe'ye doğru dönülmesi gerekiyordu, bunların durumları ne olacak?!.." diye tereddüt edenler oldu. O zaman da Allahu Teâlâ hazretleri;

Ve mâ kânellâhu liyudîa îmâneküm. "Allah sizin imanınızla, mü'min olarak yaptığınız amel-i sâlihanızı ziyan edecek değildir!"

Kıblenin değişmesinden evvel o tarafa doğru namaz kılanlara yine Allah sevabını verir! Kıble değiştikten sonra bu tarafa dönenler de hem o tarafın hem bu tarafın sevabını alırlar! Onların amelleri de makbuldür. Çünkü Allah o zaman onu emretmişti, ona tâbi oluyorlardı. Yeni emir gelince berikisine tâbi oldular, iş tamam oldu. Demek ki akıllı, hayırlı müslümanın emredileni tutması lazım.

Allahu Teâlâ hazretleri bizleri her yerde, her zaman nefsini yenip şeytana kanmayıp hakkı görüp hak yolda yürüyenlerden eylesin. Her işimizi güzel, doğru iş eylesin. Haramlardan günahlardan, Allah'ın rızasına aykırı hâllerden, huylardan, işlerden, yerlerden, kişilerden bizi uzak eylesin. Tertemiz yaşayalım, Allah'ın sevgili kulu olalım, huzuruna sevdiği kul olarak varalım!

Aziz ve sevgili kardeşlerim!

Konuşmamın sonunda bir sevaplı işi de size hatırlatmak istiyorum. Çok hatırlatmıştım ama tam zamanı geldiği için yine hatırlatıyorum:

Hacı kardeşlerimiz müstesna!

Zaten bu konuşmamı onlar belki duyarlar, belki duymazlar; siz duyuyorsunuz:

Hacca gelmemiş olan kardeşlerimiz arefe günü oruç tutarlarsa arefe günü oruç tutmak çok sevaptır! Kurban bayramının arefesinde oruç tutan kimsenin, geçmiş senesinin günahlarını Cenâb-ı Hakk'ın bağışlayacağını Peygamber Efendimiz bildiriyor:

"Geçmiş senenin günahları affolacak, bir de gelecek senenin günahları affolacak!" buyuruyor.

Bunda iki müjde var:

1.Cenâb-ı Hak bir sene daha ömür verecek, demektir.

2.O ömür içerisinde de günahları olursa onları da bağışlayacak, demektir.

Allah hepinizden razı olsun.

es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtühû!

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
001.Kur an-ı Kerim in Faziletleri
19.09.202434 dk 51 sn
002.Kur an-ı Kerim Tefsirine Giriş
26.09.202450 dk 30 sn
003.Besmele Hakkında
03.10.202450 dk 39 sn
004.Euzü Besmele
10.10.202428 dk 36 sn
005.Fatiha (1 - 2) Hamd ve Senâ
17.10.202450 dk 54 sn
006.Fatiha (3) Allah Rahmân ve Rahîm dir
24.10.202440 dk 4 sn
007.Fatiha (4) Hesap ve Cezâ Gününün Sahibi
31.10.202445 dk 20 sn
008.Fatiha (5 - 7) Kulun Rabbinden İstedikleri
07.11.202453 dk 17 sn
009.Bakara Suresine Giriş
14.11.202431 dk 25 sn
010.Bakara (1) Hurûf-u Mukattaa
21.11.202430 dk 37 sn
011.Bakara (2) Kur an-ı Kerim Hidâyettir
28.11.202450 dk 59 sn
012.Bakara (3) Müttakîlerin Vasıfları
05.12.202448 dk 35 sn
013.Bakara (4 - 5) Ehl-i Kitaptan Müslüman Olanlar
12.12.202445 dk 56 sn
014.Bakara (6 - 7) Bile Bile Hakkı İnkâr Edenlerin Durumu
12.06.202546 dk 23 sn
015.Bakara (8 - 10) Münafıkların Halleri
19.06.202533 dk 34 sn
016.Bakara (11 - 13) Münafıkların Fesad Çıkartmaları
03.07.202550 dk 9 sn
017.Bakara (14 - 22) Münafıkların Şaşkınlıkları
10.07.202549 dk 5 sn
018.Bakara (23 - 24) Kur’an-ı Kerim’in Emsalsiz Oluşu
17.07.202557 dk 3 sn
019.Bakara (25) İman Eden ve Salih Amel İşleyenler
24.07.202539 dk 38 sn
020.Bakara (26 - 27) Kur’an-ı Kerim’deki Misaller
31.07.202556 dk 17 sn
021.Bakara (28 - 29) Allah’ı Nasıl İnkâr Edersiniz?
14.08.202546 dk 3 sn
022.Bakara (30) İnsanın Yaratılması ve Melekler
21.08.202546 dk 16 sn
023.Bakara (31 - 33) Adem As’ın Meleklerden Üstün Kılınması
28.08.202536 dk 57 sn
024.Bakara (34) Şeytanın Hz. Adem’e Secde Etmemesi
04.09.202528 dk 18 sn
025.Bakara (35 - 36) Adem As’ın Cennete Girmesi ve Çıkması
11.09.202535 dk 13 sn
026.Bakara (37 - 39) Hz. Adem’in Tevbesinin Kabul Edilmesi
25.09.202532 dk 14 sn
027.Bakara (40 - 43) Ey İsrâiloğulları
24.11.202251 dk 27 sn
028.Bakara (44 - 46) Bildiği ile Amel Etmemek
02.10.202552 dk 39 sn
029.Bakara (47 - 48) Öyle Bir Günden Sakının Ki...
09.10.202541 dk
030.Bakara (49 - 50) İsrâiloğulları’nın Firavun’un Zulmünden Kurtarılması
16.10.202549 dk 12 sn
031.Bakara (51 - 54) Tur-u Sinâ’da Mûsâ As’a Kitap Verilmesi
23.10.202558 dk 47 sn
032.Bakara (55 - 57) İsrâiloğulları’nın “Allah’ı Görmedikçe İnanmayız!” Demeleri...
30.10.202550 dk 40 sn
033.Bakara (58 - 60) İsrailoğulları’nın Bir Şehre Girmeleri
06.11.202539 dk 37 sn
034.Bakara (61) İsrailoğulları’nın Çeşitli Yiyecekler İstemeleri
13.11.202542 dk 15 sn
035.Bakara (62) İman Edenlere Mükafatlar
20.11.202555 dk 6 sn
036.Bakara (63 - 66) Allah’a Karşı Gelmekten Sakının!
27.11.202545 dk 16 sn
037.Bakara (67 - 73) İsrâiloğulları’na Bir Sığır Kesmelerinin Emredilmesi
04.12.202545 dk 2 sn
038.Bakara (74 - 77) İsrailoğulları’nın Kalplerinin Taştan Katı Olması
24.02.202348 dk 36 sn
039.Bakara (78 - 82) Tevrat’ı Değiştirenlere Veyl Olsun!
11.12.202546 dk 28 sn
040.Bakara (83) İsrâiloğulları’na Verilen Görevler
18.12.202555 dk 40 sn
041.Bakara (84 - 86) Kitabın Bir Kısmına İnanmıyor Musunuz?
01.01.202638 dk 58 sn
042.Bakara (87 - 88) Yahudilerin Peygamberlere Karşı Gelmeleri
08.01.202640 dk 48 sn
043.Bakara (89) Bekledikleri Peygamberi İnkâr Etmeleri
22.01.202638 dk
044.Bakara (90) Yahudilerin Küfrü Tercih Etmeleri
10.12.201942 dk 19 sn
045.Bakara (91 - 96) Yalnız Bize İndirilene İnanırız Demeleri
29.01.202647 dk 31 sn
046.Bakara (97 - 98) Yahudilerin Cebrâil As’a Düşmanlığı
05.02.202646 dk
047.Bakara (99 - 101) Fâsıklar İman Etmezler
12.02.202633 dk 42 sn
048.Bakara (101 - 103) Yahudilerin Şeytana ve Sihre Uymaları
15.06.202345 dk 45 sn
049.Bakara (104 - 105) Yahudilerin Müslümanlarla Alay Etmeleri
02.04.202643 dk 12 sn
050.Bakara (106 - 107) Bazı Ayetlerin Neshedilmesi
09.04.202644 dk 17 sn
051.Bakara (108) Yahudilerin Peygamber Sas’den İstekleri
16.04.202633 dk 28 sn
052.Bakara (109 - 110) Ehl-i Kitabın Müslümanları Küfre Döndermek İstemesi
23.04.202642 dk 50 sn
053.Bakara (111 - 112) Ancak Mü’minler Cennete Girecek
30.04.202632 dk 33 sn
054.Bakara (113) Yahudilerle Necran Heyetinin Tartışmaları
13.08.202049 dk 48 sn
055.Bakara (114 - 115) Mescidlerde Allah’ın Zikrine Engel Olmak
07.05.202651 dk 9 sn
056.Bakara (116 - 117) Allah’a Oğul İsnad Edenler
14.05.202646 dk 45 sn
057.Bakara (118 - 119) Bilmeyenlerin Allah Bizimle Konuşsa Demeleri
21.05.202640 dk 40 sn
058.Bakara (120 - 121) Yahudiler ve Hristiyanlar Senden Asla Memnun Olmayacaktır
04.06.202646 dk 15 sn
059.Bakara (122 - 123) İsrâiloğulları’na Verilen Nimetler
11.06.202631 dk 33 sn
060.Bakara (124) İbrâhim As’ın İmtihan Edilmesi
17.09.202054 dk 56 sn
061.Bakara (125) Kâbe’nin Şerefi
18.06.202642 dk 42 sn
062.Bakara (126) İbrâhim As’ın Mekke İçin Duası
02.07.202644 dk 40 sn
063.Bakara (127 - 128) İbrâhim As ve İsmâil As’ın Kâbe’yi Yapmaları
09.07.202637 dk 18 sn
064.Bakara (129) Yâ Rabbi, Onlara İçlerinden Bir Peygamber Gönder!
16.07.202646 dk 57 sn
065.Bakara (130 - 132) İbrâhim As’ın Dininden Yüz Çevirenler
23.07.202654 dk 35 sn
066 Bakara (133 - 134) Ya’kub As’ın Oğullarına Vasiyeti
30.07.202635 dk 11 sn
067.Bakara (135) İbrâhim As’ın Dinine Gelin!
06.08.202639 dk 46 sn
068.Bakara (136 - 138) İslâm Bütün İnsanları Kucaklar
07.12.202333 dk 6 sn
069.Bakara (139 - 141) Doğru Yol Rasûlüllah’ın Yolu
13.08.202624 dk 36 sn
071.Bakara (143) Ümmet-i Muhammed’in Şerefi
28.12.202349 dk 58 sn
072.Bakara (144 - 147) Kıblenin Kâbe’ye Çevrilmesi
27.08.202637 dk 42 sn
073.Bakara (148 - 150) Yüzünüzü Mescid-i Haram’a Çevirin!
03.09.202632 dk 40 sn
074.Bakara (151 - 152) Beni Zikredin, Ben de Sizi Zikredeyim!
10.09.202640 dk 37 sn
075.Bakara (153 - 154) Sabır ve Namazla Allah’tan Yardım İsteyin!
17.09.202631 dk 57 sn
076.Bakara (155 - 157) Belâlara Sabretmenin Karşılığı
24.09.202647 dk 46 sn
077.Bakara (158) Safâ ile Merve
01.10.202646 dk 45 sn
078.Bakara (159 - 162) Hakkı Söylememek, Susmak
08.10.202650 dk 6 sn
079.Bakara (163 - 164) Allah’ın Varlığı ve Birliği
15.10.202647 dk 48 sn
080.Bakara (165 - 167) Mü’minlerin Allah Sevgisi
22.10.202645 dk 51 sn
081.Bakara (168 - 171) Şeytanın Peşinden Gitmeyin
29.10.202651 dk 56 sn
082.Bakara (172 - 173) Helâl ve Haram Rızıklar
25.04.202439 dk 50 sn
083.Bakara (174 - 176) Ayetleri Saklayanların Cezası
18.03.202127 dk 25 sn
084.Bakara (177) Asıl İyilik
01.04.202161 dk 39 sn
085.Bakara (178 - 179) Kim Haddi Aşarsa...
16.05.202429 dk
086.Bakara (180 - 182) Vasiyet Etmek
16.05.202437 dk 13 sn
087.Bakara (183 - 184) Orucun Farz Kılınması
23.05.202440 dk 15 sn
088.Bakara (185) Ramazan Orucu
08.04.202150 dk 11 sn
089.Bakara (186) Allah-u Teàlâ Duaları Kabul Eder
20.06.202455 dk 12 sn
090.Bakara (187) Oruçla İlgili Hükümler
27.06.202466 dk 50 sn
091.Bakara (188) Haksızlıkla Başkasının Malını Yemeyin!
04.07.202444 dk 3 sn
092.Bakara (189) Ay’ın Durumları
11.07.202433 dk 41 sn
093.Bakara (190 - 192) Allah Aşırılığa Sapanları Sevmez
03.06.202150 dk 37 sn
094.Bakara (193 - 195) Kendi Ellerinizle Kendinizi Tehlikeye Atmayın
10.12.201955 dk 44 sn
095.Bakara (196) Haccı ve Umreyi Tamamlayın!
06.06.202457 dk 48 sn
096.Bakara (197) Haccın İncelikleri
13.06.202439 dk 8 sn
097.Bakara (198 - 199) Hacda Ticaret ve Zikir
10.12.201944 dk 22 sn
098.Bakara (200 - 202) Dünyada da, Ahirette de İyilik
18.07.202443 dk 23 sn
099.Bakara (204 - 207) Münafıkları İyi Tanıyın!
25.07.202448 dk 21 sn
100.Bakara (208 - 210) Topluca İslâm’a Girin!
01.08.202441 dk 50 sn
101.Bakara (210 - 212) Dünya Hayatı ve Kâfirler
08.08.202445 dk 19 sn
102.Bakara (213) Ümmet-i Muhammed ve Diğer Ümmetler
15.08.202454 dk 4 sn
103.Bakara (214) Belâlar ve Allah’ın Yardımı
22.08.202440 dk 19 sn
104.Bakara (215 - 216) Allah Yolunda Harcamak
29.08.202442 dk 1 sn
105.Bakara (217 - 218) Fitne Katilden Daha Kötüdür
07.07.202233 dk 53 sn
106.Bakara (219-220) İçki ve Kumar
05.09.202432 dk 11 sn
107.Bakara (221) Müşriklerle Evlenmeyin!
12.09.202438 dk 28 sn
108.Bakara (222 - 223)
10.12.201947 dk 5 sn
Ali İmran (92) Furkan (74) İnfak, Gıpta Edilecek Kimseler, Sadaka Vermek
29.05.202514 dk 54 sn
Ali İmran 98 - 101 - Hristiyanların Allahın Ayetlerine Tutumları
01.05.202528 dk 30 sn
Bakara (104) Rahman (1- 4) Kuranı Öğrenmek, Kıymet Bilmek
10.04.202519 dk 2 sn
Bakara (146) Hicr (2 -3) Doğru İnancın Önemi
24.04.202519 dk 44 sn
Hac (73 - 76) Mü’minun (14) İnsanın Yaratılışı Süreci
22.05.202537 dk 38 sn
İnsan (1 - 31) Dünya Sevgisi
15.05.202525 dk 40 sn
Rahman (5 -13) Her Şeyin Dengeli Olması ve Her Varlığın Secde Etmesi
17.04.202525 dk 25 sn
Tekvir (1-14) Kıyamet Günü Alametleri, Mahşer Anı, Pişmanlıklar
05.02.202531 dk 11 sn
AKRA