İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0607:3908:2412:5315:3717:5619:24
Kabe

083.Bakara (174 - 176) Ayetleri Saklayanların Cezası

083.Bakara (174 - 176) Ayetleri Saklayanların Cezası
Tefsir Sohbetleri

083.Bakara (174 - 176) Ayetleri Saklayanların Cezası

18.03.2021
27 dk 25 sn

es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh!

Allah'ın selamı, rahmeti, bereketi üzerinize olsun.

Tefsir sohbetimizde Bakara Sûre-i Şerîfesi'nin 174. âyet-i kerîmesine geldik. 175 ve 176. da onlara bağlı.

Bismillâhirrahmânirrahîm

İnnellezîne yektümûne mâ enzelallâhu mine'l-kitâbi ve yeşterûne bihî semenen kalîlen ülâike mâ ye'külûne fî butûnihim ille'n-nâra ve lâ yükellimühümullâhu yevme'l-kıyâmeti ve lâ yüzekkîhim ve lehüm azâbün elîmün.

Ülâikellezîneşteravü'd-dalâlete bi'l-hüdâ ve'l-azâbe bi'l-mağfireti femâ esbarahüm ale'n-nâri.

Zâlike bi-ennallâhe nezzele'l-kitâbe bi'l-hakki ve innellezînahtelefû fi'l-kitâbi lefî şikâkın ba'îdin.

Sadakallâhü'l-azîm.

Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ hazretleri daha önceki ümmetlere indirdiği kitaplarda, Peygamberimiz'in sıfatıyla ilgili bilgileri koyduğu ve Peygamberimiz geldiği zaman o ümmetleri ona uymaya yönlendirdiği, bu konuda peygamberleri o ümmetlere vasiyet ve tavsiyede bulunduğu hâlde o ümmetlerin bu bilgileri saklaması üzerine bu âyet-i kerimeler nâzil olmuş.

Tefsir kitapları birinci âyet-i kerimenin Peygamber Efendimiz zamanındaki, çevredeki yahudi reislerinin ve alimlerinin, hahamlarının, ahbârının sakladıkları bilgiler dolayısıyla indiğini beyan ediyorlar.

Ahbâr, noktasız ha ile; "yahudi alimi" demek.

Mânasını beyan edelim:

İnnellezîne yektümûne mâ enzelallâhu mine'l-kitâbi.

İnne: "Muhakkak ki, gerçekten, hiç şüphe yok ki…" mânasına edat-ı tahkik. Söylenen hükmün, sözün muhakkak, kesin olduğunu bildiren sıfat. Tekid edici bir sıfat.

Ellezîne yektümûne. "O kimseler ki saklıyorlar."

Neyi?

Mâ enzelallâhu. "Allah'ın indirdiklerini gizliyorlar, saklıyorlar." Mine'l-kitâbi. "Allah'ın indirmiş olduğu kitaplardan, âyetlerden, vahiylerden bildiklerini saklıyorlar." Ve yeşterûne bihî semenen kalîlâ. "Hiç şüphe yok ki bunlar, bu saklamalarıyla, gizlemeleriyle az bir bedel elde ediyorlar, satın alıyorlar." Ülâike mâ ye'külûne fî butûnihim ille'n-nâr. "İşte bunlar karınlarına, midelerine, işkembelerine ateşten başka bir şey sokmuyorlar, ateşten başka bir şey yemiyorlar!" Ve lâ yükellimuhümullâhu yevme'l-kıyâmeti. "Kıyamet gününde de Allah onlarla konuşmayacak." Ve lâ yüzekkîhim. "Onları temizlemeyecek, pak eylemeyecek." Velehüm azâbün elîm. "Ve onlara elem verici, feci bir azap gelecek. Onlar böyle elem verici bir azaba uğrayacaklar."

Bu âyet-i kerimelerin, o zamanki inatçı yahudi bilginlerinden Ka'b b. Eşref, Huyey b. Ahtâb ve Cüdey b. Ahtâb gibi kişiler hakkında indiğini kitaplar kaydediyor. Bunlar Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in geleceğini Araplar'a söylüyorlardı. Zaten bütün dünyaya dağılmış olan, çevreye dağılmış olan yahudiler, "İbrahim aleyhisselam'ın soyundan bir âhir zaman peygamberi, mübarek zât gelecek!" diye beklemekteydiler. Onlar bu gelecek kişinin kendilerinden geleceğini, yahudilerin içinden geleceğini sanıyorlardı.

Hâlbuki İbrahim aleyhisselam'ın evlâdı sadece yahudiler değil! İsmail aleyhisselam vasıtasıyla Hicaz'da yerleşmiş olan Araplar da onun soyundan! Oradan geleceğini tahmin etmiyorlardı. Hepsi beklemekteler idi. "Âhir zaman peygamberinin gelmesi yaklaştı, gelme alâmetleri belirdi. Tarihi çok yakın!" diye söylüyorlardı.

Bunu geçtiğimiz sohbetlerde, Bakara sûresinin daha önceki âyetlerinde de anlatmıştık.

Bu kesin bir olay! Gelecek diye söylüyorlardı. "Gelince biz şirki yok edeceğiz. Âhir zaman peygamberi şirki, müşrikliği, putperestliği yok edecek! Siz müşrikleri yeneceğiz." diye söylüyorlardı.

Fakat Allah'ın takdirine bakın ki o müşrik dedikleri insanlar Peygamber Efendimiz'e iman ettiler, mü'min oldular. Bunlar bu sefer inatçı durumuna ve hakkı saklayan insan durumuna, inat edip gerçeği kabul etmeyen inatçı kişiler durumuna düştüler. Tabii onların, okumuş insanlar olarak yaşadıkları beldelerde bir saygınlığı vardı. Bundan dolayı hediyeler alıyorlardı, gelirleri vardı, menfaatleri vardı. Bu âhir zaman peygamberine tâbi oldukları zaman, gelirler kesilecek diye korktuklarından, ileriye dönük hesaplar yaptıklarından; menfaat hesabı, para, pul, gelir, geçim hesabı, maddiyat hesabı yaptıklarından kabul etmediler.

Kabul edenler oldu. "Evet yâ Resûlallah, aynen senin söylediğin gibidir. Tevrat'ta, İncil'de böyle âyet i kerimeler vardı, biz zaten bekliyorduk. Sen haklısın. Ben senin âhir zaman peygamberi olduğunu kabul ettim ve imana geldim!.." diyenler var. Böyle imana gelenleri Kur'ân-ı Kerîm bildiriyor, methediyor. Bunlardan birisi Abdullah b. Selâm radıyallahu anh; bir yahudi alimiyken müslüman olmuştu.

Bazıları da inkâr ettiler. Peygamber Efendimiz'in düşmanlarıyla, Kureyş'le iş birliği yaptılar. Savaşlarda onların yanında yer aldılar, müslümanlarla çarpıştılar. Çeşitli savaşlarda, Uhud, Hendek ve diğer savaşlarda müslümanları güç durumda bıraktılar. Sonunda Cenâb-ı Hak mü'minleri, Peygamber Efendimiz'i ve hakkı, İslâm'ı galip eyledi.

Allah'ın kitaptan, kitabın bazı âyetleri, bazı bilgiler olarak indirmiş olduğu hükümleri saklayanlar, âhir zaman peygamberini bildikleri hâlde saklayanlar, onun sıfatlarını, ne zaman geleceğini söylemeyenler!.. Âyetler ortada, onları saklayamazlar ama Fahreddîn-i Razî şöyle diyor: "Bu âyetlerin açıklamalarını yanlış yönlendirip başka türlü yapıp mânayı kaydırdıkları, gerçeği çarpıttıkları, saptırdıkları için menfaat sağlıyorlardı."

Tezgâhları devam ediyordu. Kazançları geliyordu. Reislikleri ellerinden gitmiyordu, gitmemişti. Ama bunlar az bir şey! Ne kadar çok olsa dünyanın serveti olsa Karun gibi zengin olsalar ne fayda? Firavun gibi olsalar, Nemrut gibi olsalar -onların akıbetleri ortada- ne çare?

Maalesef onlar o değerlendirmeyi yapamadığı gibi, bizim zamanımızda da, şimdiki zamanda da düşünecek olursak pek çok insan Kur'an'ın Hak kelâmı olduğunu bilir, güzel huyların ne kadar değerli olduğunu bilir, Allah'ın emirlerinin ne kadar insanlık için değerli, faydalı olduğunu bilir ama yönünü, yolunu, alışkanlıklarını, kötü huylarını bırakamaz. Karşı tarafta haktan uzakta, hakla mücadele ederek hakkın karşısında, bâtıl cephede, şeytanın cephesinde çalışır dururlar. Bu büyük şaşkınlık!

Ne kadar menfaat elde etseler milyarlar alsalar kıymeti yok! Çünkü dünya hayatı zaten sıfır, ebediyetin yanında sıfır! Çünkü sonsuzun yanında, rakamlar sıfır gibidir. Az bir şey!

Semenen kalîlâ.

Semen, peltek se, üç noktalı se ile; "bedel" demek.

Semenen kalîlâ: "Az bir bedel."

Bu gizlemeleri dolayısıyla, hakkı sakladıkları için az bir fiyat, az bir menfaat, az bir karşılık alıyorlar. Çetelerin, kötü insanların, şeytan taraftarlarının, İslâm düşmanlarının birtakım paraları, bu vesileyle hakkı söylemeyip sakladıkları için bunların ceplerine giriyor ama ne kadar çok olsa az!

Ülâike mâ ye'külûne fî butûnihim ille'n-nâr. "Bunlar karınlarına yemiyorlar ancak ateş yemiş oluyorlar!"

Bu paraları alıyorlar, yiyorlar ama dünyada yedikleri onlara hayır getirmez. Âhirette de bu haksız yere, günah, haram işleyerek Allah'ın emirlerine karşı gelerek aldıkları paraların karşılığında, cehennemde karınlarına ateş doldurulmak suretiyle onlar fokur fokur kaynayacak, öyle azap görecekler! Bunlar böyle yapmakla ateşten başka bir şey yemiyorlar!

Ve lâ yükellimuhümullâhu yevme'l-kıyâmeti. "Ve Allahu Teâlâ hazretleri kıyamet gününde onlarla konuşmayacak."

Bu "konuşmamak" sözü, Arapça'da "gazap ediyor" mânasına. "Ben seninle konuşmuyorum! Ben onunla konuşmam!" demek; kızıyor, kızmaktan kinaye böyle bir söz.

Allahu Teâlâ hazretleri onları azarlama tarzında konuşacak! Çünkü Kur'ân-ı Kerîm'in öbür âyetlerinde geçiyor. Onlar Allah'a yalvarıp;

"Yâ Rabbi, bizi affet. Bizi dünyaya döndür, iyi kul olacağız. Yaptığımız hataları yapmayacağız!.." diye cehennemde yalvarmaya kalkıştıkları zaman, Allahu Teâlâ hazretleri onları azarlayacak ve buyuracak ki;

Kâlahşeû fihâ ve lâ tükellimûn. "Susun, benimle konuşmayın!" diye tevbih edip Cenâb-ı Hak onlara azar sözü söyleyecek! Ama onların hoşuna gidecek, onları sevindirecek, "Affettim, mağfiret eyledim, bağışladım!" gibi bir rahmet sözü duymayacaklar. Cenâb-ı Hak onları sevmediği için gazap edecek. Onların yüzüne bakmayacak. Onların yüzüne bakmamak ve konuşmamak, gazabı gösteren ifadelerdir.

Ve lâ yüzekkîhim. "Ve Allah onları temizlemeyecek."

Mü'minleri temizleyecek.

Nasıl temizleyecek?

Dünya hayatındaki hatalarını affedecek, günahlarını bağışlayacak; günahlardan hâsıl olan kirlerden temizleyecek. Onları tertemiz, pırıl pırıl, pürnûr olarak temizlenmiş, pak kullar olarak cennete sokacak. Ebedî saadete erdirecek.

Bunları afv u mağfiret etmeyecek, günahlarını bağışlamayacak. Kibirlilikleriyle, o berbat hâlleriyle, iğrenç surette, pis kokularıyla, günahlarıyla, yedikleri haramlarla o hâlleriyle kalacaklar.

Ve lehüm azâbün elîm.

Elîm; faîl vezninde, "elem verici" mânasına, "mü'lim" mânasına gelen bir kelime.

"Onlar için çok elem veren, çok şiddetli, çok pişman ve perişan edici bir azap olacak. Böyle bir azap onların payı olarak onların cezası olarak onları bekliyor, ona uğrayacaklar!"

Ülâikellezîneşteravü'd-dalâlete bi'l-hüdâ. "Bunlar o kimselerdir ki hidayeti vermişler, dalâleti almışlar."

Dalâlet; "sapıklık, şaşkınlık, yanlışlık" demek.

"Bu adamlar o kimselerdir ki hidayet yerine, hidayeti verip mukabilinde, hidayetten vazgeçerek hidayeti alacakları yerde dalâleti satın aldılar!"

Az bir para kazanıyorlar ya sanki dalâleti satın almış oluyorlar. Hâlbuki hidayet yolunda olsalardı cennete gireceklerdi.

Fatihâ'yı hep okuyoruz, Cenâb-ı Hak'tan hidayet yolunu istiyoruz.

İhdinâ, "Bizi hidayete sevk et!" diyoruz. Daima sırât-ı müstakîmi istiyoruz. Onlar bu sırât-i müstakîmi itiyorlar, veriyorlar, vazgeçiyorlar, ellerinden çıkartıyorlar. Sanki para verip de bir mal almak gibi hidayeti verip de dalâleti alıyorlar.

Ve'l-azâbe. "Azabı alıyorlar kazanıyorlar." Bi'l-mağfireh. "Mağfiretin mukabilinde, mağfireti alacak yerde!"

Mağfireti almıyorlar, sanki onu feda ediyorlar, veriyorlar da azabı satın alıyorlar gibi!

Yanlış bir alışveriş! Bu yaptıklarını menfaat, para için yapıyorlar ya bu alışveriş yanlış bir alışveriş! Bu ticaret kârlı bir ticaret değil!

İyiyi verip kötüyü almak, çok yanlış bir şey! Nasreddin Hoca'nın, "Dostlar alışverişte görsün!" dediğinden de daha kötü bir şey! Çünkü en iyiyi verip en kötüyü alıyorlar.

Cenâb-ı Hakk'ın mağfiretini kazanıp cennete girmek varken; azabına müstahak olup cehenneme atılmak, cayır cayır yanmak hiç bir olur mu? Hidayet yolunu bırakıp tertemiz mü'min kullar olarak, evliyâullah olarak yaşayıp da Allah'ın huzuruna sevdiği kul olarak varmak varken âsi, mücrim, günahkâr, pis, iğrenç mahlûklar, varlıklar olarak bin bir türlü günah ve suç irtikâp ederek Allah'ın huzuruna böyle suçlu varmak bir olur mu?!..

Yanlış iş yapıyorlar. İyiyi verip kötüyü alıyorlar. Bunlar öyle kimselerdir.

Femâ asberahüm ale'n-nâr. "Bunların ateşe böyle bu kadar cüret yapmalarına ne sebep oluyor, ne sebeple bunu yapıyorlar?"

"Buradaki mâ soru edatıdır." diyenlere göre;

"Bunlar cehennemin tahammül edilmeyecek azabına sabretmeyi nasıl göze alıp da bu cüreti nasıl yapıyorlar? Ne bunlara bu cüretkârlığı yaptırtıyor? Ne biçim şey?.."

Bu soru tevbih içindir. "Ne kadar yanlış, ne kadar çirkin, ne kadar kötü!" mânasına bir soru. Cenâb-ı Hak tevbih için bu tarzda soru sormuş, soru tarzında ifade ediyor. "Bunları bu cüreti yapmağa ne sevk ediyor? Yapılır mı bu? Yapılmaz, yapmamaları lazım!.." mânasına.

Bir de burada fiil-i taaccüb vardır:

Femâ asberahüm ale'n-nâr. "Bunlar cehennem azabına uğradıkları zaman nasıl sabredecekler? Bu kadar korkunç bir şeyi nasıl hazmedecekler, nasıl tahammül edecekler?.." diye taaccüp içindir, mânasını da veriyorlar.

Bir de şu mânayı verenler var:

"Bunların kendilerini cehenneme götürecek olan cesareti kazanmalarının sebebi ne? Neden bunu yapıyorlar?"

Sonuç itibariyle hepsi de, "Yapmamaları gerekir!" mânasına geliyor. "Bu kişiler azaba uğrayacaklar. Yapmasalardı daha iyi olurdu!" mânasına geliyor.

Bu azaba uğramalarının, bu feci cezaya mâruz kalmalarının mahkeme-i kübrâdaki sebebi, gerekçesi nedir?

Zâlike. "Bu cezaya çarpılmaları şundandır." Bi-ennallâhe nezzele'l-kitâbe bi'l-hakki. "Allah vahyini, kitabını hak ile indirmiştir." ve innellezînahtelefû fi'l-kitâbi lefî şikâkın ba'îdin. "Bu kitap konusunda ihtilâfa düşenler ise haktan çok uzak bir aykırılık, ayrılık içindedirler!"

"Ondan dolayı, hakka uymadıklarından dolayı bu cezaya çarptırılırlar." mânasına.

Buradaki kitap bazı müfessirlere göre Tevrat'dır. Cenâb-ı Hak Tevrat'ı Musa aleyhisselam'a indirdi. İçinde ahlâkî emirleri buyurdu. Benî İsrâil'in, Musa aleyhisselam'ın kavminin, ashabının, ona tâbi olanların uyması gereken hükümleri bildirdi. Bu arada, âhir zaman peygamberi geldiği zaman, ona tâbi olmalarını da bildirdi. Âhir zaman peygamberinden bahsetti. Böyle bir peygamber gelecek, diye Tevrat'ta âyetler var. Bunu biliyorlar. Hak olarak indirdi.

Onlar da bunda ihtilaf ettiler, buna muhalefet ettiler. Kitabın bu hükmüne, "Ey Musa aleyhisselam'ın ümmetinden olan, devam eden insanlar! Ahir zaman peygamberinin zamanına erişenleriniz olursa ona tâbi olun!" emrine muhalefet yaptılar.

Kitap konusunda ihtilafın bir açıklaması da şöyle:

Allah Musa aleyhisselam'a Tevrat'ı indirdi, İsa aleyhisselam'a İncil'i indirdi, Muhammed-i Mustafâ Efendimiz aleyhi's-salâtü ve's-selâm'a da Kur'ân-ı Kerîm'i indirdi. Allah'ın bazı kitaplarına inanıp bazı kitaplarına inanmamak; Allah'ın hükmüne, kitabına muhalefet etmek demektir, ihtilaf etmek demektir! Ona inanıyor, buna inanmıyor.

Ama hepsi Allah'tan, ona inanıyorsan buna da inanacaksın! Çünkü hepsini Cenâb-ı Hak göndermiş. Bu mânaya da gelebilir.

Yahut da Allah'ın kitabı içindeki bazı âyetlere inanıp bazılarına inanmak, o da sebeb-i azaptır. Cenâb-ı Hakk'ın indirdiği âyetlerin hepsine iman etmemiz gerekir. Eskilerin, yenilerin, eski ümmetlere indirilenlerin, son indirilenlerin bazısına inanır bazısına inanmazsa olmaz!

Efe tü'minûne bi-ba'di'l-kitâbi ve tekfurûne bi-ba'din. "Kitabın bazı âyetlerine inanıyorsunuz da bazılarına inanmıyor musunuz?"

Bazılarını uyguluyorsunuz, tutuyorsunuz; ötekilerin ahkâmını uygulamıyorsunuz. Bunu yapanların yanlış yaptığını ve büyük cezaya uğrayacaklarını bildiriyor.

Hâsılı gerek Tevrat'a inanıp Kur'an'a inanmadıkları için gerek yahudi oldukları için Tevrat'ın içindeki ahkâmın bazısını kabul ettikleri hâlde bazısını da işlerine gelmediği için işlemedikleri, sakladıkları, uygulamadıkları için onların cezası olarak cehenneme atılacaklar.

"Allah'ın kitapları, hükümleri, vahiyleri konusunda ihtilaf edenler hiç şüphe yok ki çok büyük bir aykırılık ve ayrılık içindedirler."

Şikâk, "şıklar" demek.

"Bir şeyin alternatifi…" diyorlar. Bir şıkkı budur, öteki şıkkı budur.

Şıkk; "yarısı, parçası, bölümü, bir ihtimal, seçenek" demek.

Şâkka ve şikâk, mufâale bâbından masdardır; mükâtele ve kıtâl gibi.

Şak olmak, "ayrılmak" demek.

Allahu Teâlâ hazretleri, Peygamber Efendimiz'in işaretiyle kameri ikiye ayırmış, buna şâkkü'l-kamer deniliyor. Şikâk "aykırılık ve ayrılık, ayrılmak" demek. Ay ikiye ayrıldı. Ona şakk-ı kamer denilmiş.

Şikâk: Birtakım insanların birtakım insanlardan fikir bakımından ayrılması, onlara aykırı davranışlar içine girmesi, muhalefet etmesi demek.

"Kitap konusunda davranışları bozuk olanlar çok uzak, çok derin bir aykırılık içindedirler."

Baîd, "uzak" demek.

Bu uzaklık nereye göre uzaklık?

Hakikate göre! Bunlar hakikatten çok uzak düşmüş bir aykırılık ve ayrılık gayrılık içindedirler. Bu ayrılıktan, haktan ayrı olmaktan dolayı cehennem azabına uğrayacaklar, cehennemde azap görecekler.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in her zaman hatırlattığım bir hadîs-i şerîfi var. Hadîs-i şerîfinde buyuruyor ki;

Zül mea'l-hakkı haysü zâle.

Zül-zâle-yezûlü; "gitmek, zâil olmak" mânasına.

Zül mea'l-hakkı haysü zâle. "Hak nereye giderse hak ile beraber git, hakkın yanında beraber git!"

Hak neredeyse sen haktan yana ol! Senin tanıdıklarının yanındaysa; tamam sen haktan yanasın. Tanıdıkların da onun yanında olduğu için berabersin. Ama hak düşmanının tarafındaysa o zaman yine hakkın yanında olacaksın! "O benim düşmanım." diye, haktan ayrılmayacaksın. "Bunlar benim dostum." diye bâtılın yanında kalmayacaksın. Allah böyle emrediyor. Haktan yana olmayı emrediyor. Peygamber Efendimiz de böyle emrediyor. Haktan yana olacağız.

Velev alâ enfüsiküm evi'l-vâlideyni ve'l-akrabîn.

Müslüman, adalete o kadar riayet edecek ki kendisinin aleyhine bile olsa hakkı söyleyecek. Anne babasının ve akrabasının aleyhinde bile olsa haktan yana davranacak.

Tarafgirlik yapmayacak, kayırma yapmayacak, bencillik yapmayacak, taassup göstermeyecek, kavmiyetçilik, kabilecilik yapmayacak, yandaşlık yapmayacak; adaletçi olacak, tam adaletçi olacak! Teraziyle elinde olacak, tam dürüst olacak! Bunlar öyle yapmadıkları için haktan çok uzaklaştıkları için o cehennem azabına uğrayacaklar.

Tabii bunlar da bizim kardeşlerimiz, Hz. Âdem'in torunları.

Âdem aleyhisselam'ın Peygamber Efendimiz'le karşılaşması beni çok duygulandırır, o sahne gözümün önüne gelir:

[Peygamber Efendimiz] miraca çıkarken Âdem atamızın yanına varmış, konuşmuş. Mübarek, aksakallı, ebü'l-beşer Âdem atamız sağ yanına baktığı zaman gülüyormuş, sol tarafına baktığı zaman üzülüp ağlıyormuş. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz Cebrail aleyhisselam'a bunun sebebini sorunca.

Sağ taraftakiler Âdem aleyhisselam'ın zürriyetinden, benî Âdemden, insanlardan cennetlik olanlar. Onları görünce Âdem aleyhisselam; "Benim bu evlatlarım Allah'ın emrini tuttular, cennetlik oldular." diye seviniyor. Ama soldakiler günahkârlar olup Allah'ın emrini dinlemeyip cehenneme gidecekler. Onları da görünce; "Bunlar benim evlatlarım. Allah'ın emrini tutmadılar. İyi müslüman, iyi mü'min olamadılar. Cehenneme müstahak oldular." diye, onların uğradığı feci durumdan dolayı üzülüp ağlıyormuş.

Biz de hiç kimsenin cehenneme gitmesini istemiyoruz. Peygamber Efendimiz de öyle müşfik idi. Hadîs-i şerîfte buyuruyor ki;

"Ey ümmetim, ey insanlar! Sizden biriniz vefat ederse geride mal bırakırsa mal ailesinindir, çoluk çocuğunundur, mirasçılarınındır. Ama geride mal bırakmaz da borç bırakırsa borcu ben ödeyeceğim, borcu benimdir. Perişan aile efradı bırakmışsa onlara ben bakacağım, onlara bakmak vazifesi benimdir." diyor.

Peygamber Efendimiz ne kadar şefkatli! Bizim de Peygamber Efendimiz'in ahlâkıyla ahlâklanmamız lazım! Çünkü onu örnek alıyoruz, onun yolunda yürümeye çalışıyoruz. Bizim de çok merhametli olmamız lazım!

Bir insanın cehenneme gitmesi bizi memnun etmiyor, cehenneme gidecek iş yapması bizi memnun etmiyor. Cennete gidecek iş yapması memnun ediyor. Mü'min oldu mu seviniyoruz, bağrımıza basıyoruz. Mü'min evladıyken ayağı kayıp da küfre düştü mü, kötü hâllere, kötü huylara düştü mü, batakhanelere düştü mü üzülüyoruz. Esrara alıştı mı, kumara alıştı mı üzülüyoruz. Hapse düştü mü üzülüyoruz. Bütün bunlardan elem duyuyoruz. İnsanların bu gibi durumlardan kurtulması için çalışıyoruz.

Tabii cehenneme girenlerden memnun olmayız, üzülürüz, girmelerini istemeyiz.

Ne yapması lazım?

Tavsiyemiz: Herkesin haktan yana olması lazım. Dünyevî küçük hesapların sonu yoktur, faydası, devamı yoktur. Az bir menfaat elde edilse bile bir müddet yaşansa bile sonunda haramlar haram yiyenin burnundan fitil fitil gelir. Dünyada da fayda görmez. Âhirette de cehenneme atılır. Ateşle karnı dolar, korkunç azaplara mâruz kalır.

Rabbimiz bizi lütf u keremiyle güzel işleri yapmaya muvaffak eylesin. Tevfîkini refîk eylesin. Huylarımızı güzelleştirmeyi, güzel ahlâklı, kâmil insanlar olmayı nasip eylesin. Haktan yana, iyilikten yana, hayırdan yana olmayı, mert olmayı nasip eylesin. Dîn-i mübîn-i İslâm için iman için Allah'ın rızasını kazanacak güzel çalışmalar yapmayı; insanları sevindirecek, gönüllerini alacak hayırlı hizmetler vermeyi nasip eylesin.

Ömrümüzü hayırlı, verimli, olumlu geçirip uzun ömürle muammer olup Rabbimiz'in huzuruna sevdiği, razı olduğu kullar olarak varalım. Rabbimiz bizi lütfuna erdirsin. Cennetiyle cemaliyle müşerref eylesin.

es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh!

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
001.Kur an-ı Kerim in Faziletleri
19.09.202434 dk 51 sn
002.Kur an-ı Kerim Tefsirine Giriş
26.09.202450 dk 30 sn
003.Besmele Hakkında
03.10.202450 dk 39 sn
004.Euzü Besmele
10.10.202428 dk 36 sn
005.Fatiha (1 - 2) Hamd ve Senâ
17.10.202450 dk 54 sn
006.Fatiha (3) Allah Rahmân ve Rahîm dir
24.10.202440 dk 4 sn
007.Fatiha (4) Hesap ve Cezâ Gününün Sahibi
31.10.202445 dk 20 sn
008.Fatiha (5 - 7) Kulun Rabbinden İstedikleri
07.11.202453 dk 17 sn
009.Bakara Suresine Giriş
14.11.202431 dk 25 sn
010.Bakara (1) Hurûf-u Mukattaa
21.11.202430 dk 37 sn
011.Bakara (2) Kur an-ı Kerim Hidâyettir
28.11.202450 dk 59 sn
012.Bakara (3) Müttakîlerin Vasıfları
05.12.202448 dk 35 sn
013.Bakara (4 - 5) Ehl-i Kitaptan Müslüman Olanlar
12.12.202445 dk 56 sn
014.Bakara (6 - 7) Bile Bile Hakkı İnkâr Edenlerin Durumu
12.06.202546 dk 23 sn
015.Bakara (8 - 10) Münafıkların Halleri
19.06.202533 dk 34 sn
016.Bakara (11 - 13) Münafıkların Fesad Çıkartmaları
03.07.202550 dk 9 sn
017.Bakara (14 - 22) Münafıkların Şaşkınlıkları
10.07.202549 dk 5 sn
018.Bakara (23 - 24) Kur’an-ı Kerim’in Emsalsiz Oluşu
17.07.202557 dk 3 sn
019.Bakara (25) İman Eden ve Salih Amel İşleyenler
24.07.202539 dk 38 sn
020.Bakara (26 - 27) Kur’an-ı Kerim’deki Misaller
31.07.202556 dk 17 sn
021.Bakara (28 - 29) Allah’ı Nasıl İnkâr Edersiniz?
14.08.202546 dk 3 sn
022.Bakara (30) İnsanın Yaratılması ve Melekler
21.08.202546 dk 16 sn
023.Bakara (31 - 33) Adem As’ın Meleklerden Üstün Kılınması
28.08.202536 dk 57 sn
024.Bakara (34) Şeytanın Hz. Adem’e Secde Etmemesi
04.09.202528 dk 18 sn
025.Bakara (35 - 36) Adem As’ın Cennete Girmesi ve Çıkması
11.09.202535 dk 13 sn
026.Bakara (37 - 39) Hz. Adem’in Tevbesinin Kabul Edilmesi
25.09.202532 dk 14 sn
027.Bakara (40 - 43) Ey İsrâiloğulları
24.11.202251 dk 27 sn
028.Bakara (44 - 46) Bildiği ile Amel Etmemek
02.10.202552 dk 39 sn
029.Bakara (47 - 48) Öyle Bir Günden Sakının Ki...
09.10.202541 dk
030.Bakara (49 - 50) İsrâiloğulları’nın Firavun’un Zulmünden Kurtarılması
16.10.202549 dk 12 sn
031.Bakara (51 - 54) Tur-u Sinâ’da Mûsâ As’a Kitap Verilmesi
23.10.202558 dk 47 sn
032.Bakara (55 - 57) İsrâiloğulları’nın “Allah’ı Görmedikçe İnanmayız!” Demeleri...
30.10.202550 dk 40 sn
033.Bakara (58 - 60) İsrailoğulları’nın Bir Şehre Girmeleri
06.11.202539 dk 37 sn
034.Bakara (61) İsrailoğulları’nın Çeşitli Yiyecekler İstemeleri
13.11.202542 dk 15 sn
035.Bakara (62) İman Edenlere Mükafatlar
20.11.202555 dk 6 sn
036.Bakara (63 - 66) Allah’a Karşı Gelmekten Sakının!
27.11.202545 dk 16 sn
037.Bakara (67 - 73) İsrâiloğulları’na Bir Sığır Kesmelerinin Emredilmesi
04.12.202545 dk 2 sn
038.Bakara (74 - 77) İsrailoğulları’nın Kalplerinin Taştan Katı Olması
24.02.202348 dk 36 sn
039.Bakara (78 - 82) Tevrat’ı Değiştirenlere Veyl Olsun!
11.12.202546 dk 28 sn
040.Bakara (83) İsrâiloğulları’na Verilen Görevler
18.12.202555 dk 40 sn
041.Bakara (84 - 86) Kitabın Bir Kısmına İnanmıyor Musunuz?
01.01.202638 dk 58 sn
042.Bakara (87 - 88) Yahudilerin Peygamberlere Karşı Gelmeleri
08.01.202640 dk 48 sn
043.Bakara (89) Bekledikleri Peygamberi İnkâr Etmeleri
22.01.202638 dk
044.Bakara (90) Yahudilerin Küfrü Tercih Etmeleri
10.12.201942 dk 19 sn
045.Bakara (91 - 96) Yalnız Bize İndirilene İnanırız Demeleri
29.01.202647 dk 31 sn
046.Bakara (97 - 98) Yahudilerin Cebrâil As’a Düşmanlığı
05.02.202646 dk
047.Bakara (99 - 101) Fâsıklar İman Etmezler
12.02.202633 dk 42 sn
048.Bakara (101 - 103) Yahudilerin Şeytana ve Sihre Uymaları
15.06.202345 dk 45 sn
049.Bakara (104 - 105) Yahudilerin Müslümanlarla Alay Etmeleri
02.04.202643 dk 12 sn
050.Bakara (106 - 107) Bazı Ayetlerin Neshedilmesi
09.04.202644 dk 17 sn
051.Bakara (108) Yahudilerin Peygamber Sas’den İstekleri
16.04.202633 dk 28 sn
052.Bakara (109 - 110) Ehl-i Kitabın Müslümanları Küfre Döndermek İstemesi
23.04.202642 dk 50 sn
053.Bakara (111 - 112) Ancak Mü’minler Cennete Girecek
30.04.202632 dk 33 sn
054.Bakara (113) Yahudilerle Necran Heyetinin Tartışmaları
13.08.202049 dk 48 sn
055.Bakara (114 - 115) Mescidlerde Allah’ın Zikrine Engel Olmak
07.05.202651 dk 9 sn
056.Bakara (116 - 117) Allah’a Oğul İsnad Edenler
14.05.202646 dk 45 sn
057.Bakara (118 - 119) Bilmeyenlerin Allah Bizimle Konuşsa Demeleri
21.05.202640 dk 40 sn
058.Bakara (120 - 121) Yahudiler ve Hristiyanlar Senden Asla Memnun Olmayacaktır
04.06.202646 dk 15 sn
059.Bakara (122 - 123) İsrâiloğulları’na Verilen Nimetler
11.06.202631 dk 33 sn
060.Bakara (124) İbrâhim As’ın İmtihan Edilmesi
17.09.202054 dk 56 sn
061.Bakara (125) Kâbe’nin Şerefi
18.06.202642 dk 42 sn
062.Bakara (126) İbrâhim As’ın Mekke İçin Duası
02.07.202644 dk 40 sn
063.Bakara (127 - 128) İbrâhim As ve İsmâil As’ın Kâbe’yi Yapmaları
09.07.202637 dk 18 sn
064.Bakara (129) Yâ Rabbi, Onlara İçlerinden Bir Peygamber Gönder!
16.07.202646 dk 57 sn
065.Bakara (130 - 132) İbrâhim As’ın Dininden Yüz Çevirenler
23.07.202654 dk 35 sn
066 Bakara (133 - 134) Ya’kub As’ın Oğullarına Vasiyeti
30.07.202635 dk 11 sn
067.Bakara (135) İbrâhim As’ın Dinine Gelin!
06.08.202639 dk 46 sn
068.Bakara (136 - 138) İslâm Bütün İnsanları Kucaklar
07.12.202333 dk 6 sn
069.Bakara (139 - 141) Doğru Yol Rasûlüllah’ın Yolu
13.08.202624 dk 36 sn
070.Bakara (142) Allah Dilediğine Hidayet Eder
20.08.202637 dk 28 sn
071.Bakara (143) Ümmet-i Muhammed’in Şerefi
28.12.202349 dk 58 sn
072.Bakara (144 - 147) Kıblenin Kâbe’ye Çevrilmesi
27.08.202637 dk 42 sn
073.Bakara (148 - 150) Yüzünüzü Mescid-i Haram’a Çevirin!
03.09.202632 dk 40 sn
074.Bakara (151 - 152) Beni Zikredin, Ben de Sizi Zikredeyim!
10.09.202640 dk 37 sn
075.Bakara (153 - 154) Sabır ve Namazla Allah’tan Yardım İsteyin!
17.09.202631 dk 57 sn
076.Bakara (155 - 157) Belâlara Sabretmenin Karşılığı
24.09.202647 dk 46 sn
077.Bakara (158) Safâ ile Merve
01.10.202646 dk 45 sn
078.Bakara (159 - 162) Hakkı Söylememek, Susmak
08.10.202650 dk 6 sn
079.Bakara (163 - 164) Allah’ın Varlığı ve Birliği
15.10.202647 dk 48 sn
080.Bakara (165 - 167) Mü’minlerin Allah Sevgisi
22.10.202645 dk 51 sn
081.Bakara (168 - 171) Şeytanın Peşinden Gitmeyin
29.10.202651 dk 56 sn
082.Bakara (172 - 173) Helâl ve Haram Rızıklar
25.04.202439 dk 50 sn
084.Bakara (177) Asıl İyilik
01.04.202161 dk 39 sn
085.Bakara (178 - 179) Kim Haddi Aşarsa...
16.05.202429 dk
086.Bakara (180 - 182) Vasiyet Etmek
16.05.202437 dk 13 sn
087.Bakara (183 - 184) Orucun Farz Kılınması
23.05.202440 dk 15 sn
088.Bakara (185) Ramazan Orucu
08.04.202150 dk 11 sn
089.Bakara (186) Allah-u Teàlâ Duaları Kabul Eder
20.06.202455 dk 12 sn
090.Bakara (187) Oruçla İlgili Hükümler
27.06.202466 dk 50 sn
091.Bakara (188) Haksızlıkla Başkasının Malını Yemeyin!
04.07.202444 dk 3 sn
092.Bakara (189) Ay’ın Durumları
11.07.202433 dk 41 sn
093.Bakara (190 - 192) Allah Aşırılığa Sapanları Sevmez
03.06.202150 dk 37 sn
094.Bakara (193 - 195) Kendi Ellerinizle Kendinizi Tehlikeye Atmayın
10.12.201955 dk 44 sn
095.Bakara (196) Haccı ve Umreyi Tamamlayın!
06.06.202457 dk 48 sn
096.Bakara (197) Haccın İncelikleri
13.06.202439 dk 8 sn
097.Bakara (198 - 199) Hacda Ticaret ve Zikir
10.12.201944 dk 22 sn
098.Bakara (200 - 202) Dünyada da, Ahirette de İyilik
18.07.202443 dk 23 sn
099.Bakara (204 - 207) Münafıkları İyi Tanıyın!
25.07.202448 dk 21 sn
100.Bakara (208 - 210) Topluca İslâm’a Girin!
01.08.202441 dk 50 sn
101.Bakara (210 - 212) Dünya Hayatı ve Kâfirler
08.08.202445 dk 19 sn
102.Bakara (213) Ümmet-i Muhammed ve Diğer Ümmetler
15.08.202454 dk 4 sn
103.Bakara (214) Belâlar ve Allah’ın Yardımı
22.08.202440 dk 19 sn
104.Bakara (215 - 216) Allah Yolunda Harcamak
29.08.202442 dk 1 sn
105.Bakara (217 - 218) Fitne Katilden Daha Kötüdür
07.07.202233 dk 53 sn
106.Bakara (219-220) İçki ve Kumar
05.09.202432 dk 11 sn
107.Bakara (221) Müşriklerle Evlenmeyin!
12.09.202438 dk 28 sn
108.Bakara (222 - 223)
10.12.201947 dk 5 sn
Ali İmran (92) Furkan (74) İnfak, Gıpta Edilecek Kimseler, Sadaka Vermek
29.05.202514 dk 54 sn
Ali İmran 98 - 101 - Hristiyanların Allahın Ayetlerine Tutumları
01.05.202528 dk 30 sn
Bakara (104) Rahman (1- 4) Kuranı Öğrenmek, Kıymet Bilmek
10.04.202519 dk 2 sn
Bakara (146) Hicr (2 -3) Doğru İnancın Önemi
24.04.202519 dk 44 sn
Hac (73 - 76) Mü’minun (14) İnsanın Yaratılışı Süreci
22.05.202537 dk 38 sn
İnsan (1 - 31) Dünya Sevgisi
15.05.202525 dk 40 sn
Rahman (5 -13) Her Şeyin Dengeli Olması ve Her Varlığın Secde Etmesi
17.04.202525 dk 25 sn
Tekvir (1-14) Kıyamet Günü Alametleri, Mahşer Anı, Pişmanlıklar
05.02.202531 dk 11 sn
AKRA