İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0507:3808:2312:5315:3817:5719:25
Kabe

075.Bakara (153 - 154) Sabır ve Namazla Allah’tan Yardım İsteyin!

075.Bakara (153 - 154) Sabır ve Namazla Allah’tan Yardım İsteyin!
Tefsir Sohbetleri

075.Bakara (153 - 154) Sabır ve Namazla Allah’tan Yardım İsteyin!

17.09.2026
31 dk 57 sn

es-Selâmu aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtüh.

Allah'ın selâmı, rahmeti, bereketi, ihsânı, ikrâmı dünyada, âhirette üzerinize olsun... Cenâb-ı Hak iki cihanda cümlenizi aziz ve bahtiyar eylesin...

Tefsir sohbetlerimizde Bakara sûre-i şerîfesinin 153. âyet-i kerîmesine ulaştık. Okuyorum;

Bismillâhirrahmânirrahîm.

Yâ eyyühellezîne âmenü's-te'înû bi's-sabri ve's-salâti innellâhe mea's-sâbirîn.

Bu âyet-i kerîme 153. âyet-i kerîme. Daha önceki hafta yaptığımız sohbette;

Fe-zkürûnî ezkürküm ve'ş-kürûlî ve lâ tekfürûn. Burada, binâenaleyh ben size kıblenizi değiştirdim, peygamber gönderdim. O peygamberin şu güzel evsafı var, ne mutlu size... "Binâenaleyh siz de beni zikredin ki ben de sizi zikredeyim! Bana şükredin ve bana sakın küfrân-ı nimette bulunmayın!" âyet-i kerîmesinin arkasından buyuruyor ki;

Yâ eyyühellezîne âmenû. "Ey iman edenler! Ey iman eden mü'min kullar!"

Rabbü'l-âlemîn, Mevlâ'mız Tebâreke ve Teâlâ hazretleri mü'minlere hitab ediyor.

İste'înû bi's-sabri ve's-salâh. İstiâne, "avn yani yardım istemek" mânâsına bir kelime. İstif'al bâbı çok kere, "bir şeyi taleb etmek, istemek" mânâsına geliyor. Mesela, isticvâb, "cevap istemek" gibi, istiâne de "avn, yardım istemek" demek.

İste'înû bi's-sabri. "Sabır ile, sabrı kullanarak, sabrı vasıta edinerek, sabır vasıtası ile yardım isteyiniz!"

Yardım kimden istenir?

Yardımı yapmağa muktedir olan kudret sahibinden istenir. Mü'minler yardımı Allahu Teâlâ hazretlerinden isterler. Düşmanları ne kadar kuvvetli olursa olsun, onlar;

Hasbünallâhu ve ni'mel-vekîl. "Allah bize yeter, o ne iyi vekildir." derler ve her türlü tehlikeye karşı yardımı Allahu Teâlâ hazretlerinden talep ve niyaz ederler.

İyyâke na'büdü. "Sadece sana ibadet ederiz." Ve iyyâke nesta'în. "Sadece yâ Rabbi senden yardım isteriz." Çünkü hakîkatte her türlü yardımı veren veya verdirtmeyen; birileri yardım etmek isteseler bile yolu kesen, kesecek kudrette olan Allahu Teâlâ hazretleridir.

İslâm tarihindeki vukuat, müslümanların ihlâslı, imanlı mücadeleleri incelenirse görülür ki nice güç durumdaki İslâm ordularına Allahu Teâlâ hazretleri fazl u keremiyle yardım etmiş, az olmalarına rağmen gâlib eylemiştir. Nice çok düşmanları, çok çok yardımlar geldiği halde perişan eylemiştir. Bunun misalleri çoktur.

İste'înû. "Siz yardımı isteyiniz." Bi's-sabri. "Sabrederek, sabrı kullanarak, sabırlı olarak." Ve's-salâti. "Namaz ile..." Sabır ile, namaz ile yardım isteyiniz. İnnellâhe mea's-sâbirîn. "Hiç şüphesiz, kuşkusuz, muhakkak ki Allahu Teâlâ sabredenlerin yanındadır, sabredenlerle beraberdir."

Mü'minler [bir önceki âyette] Cenâb-ı Hakk'ı zikretmekle ve şükretmekle emrolundular. Bu âyet-i kerîmede de sabırla emrolunmuş oluyorlar. Bu bakımdan, bir önceki âyet-i kerîmeyle bu âyet-i kerîmenin mânâ ilişkisi âşikârdır.

"İnsan mü'min olunca ona imanından dolayı imtiyazlı bir muamele yapılacak, hiç üzüntü, elem, keder, hastalık, dert, belâ, musîbet gelmeyecek." diye sanabilir İmanı ve hayatın kanunlarını, ilâhî kanunları bilmeyen cahil veya gafil olan kimseler ama iş öyle değildir. Cenâb-ı Hak bu dünya hayatını imtihan hayatı olarak düzenlemiştir. Bizi de imtihan etmek için buraya göndermiştir. Onun için imtihanda da çeşitli sıkıntılarla karşılaşılır. Bu karşılaşılan sıkıntılardan aşılmak için de insanın sabırlı olması lazım! Bu [âyet-i kerîme] sabrı tavsiye ediyor.

Müslümanın ibadetlerinde, hikmetler düşünülürse, onu sabra alıştırmaya yönelik olduğu görülür. Müslüman sabra küçükten, mükellef olduğu çağdan itibaren sabrın her çeşidine alıştırılıyor. Yani oruçla, Ramazan oruçlarıyla, namazlara beş vakit devam etmekle, sabahleyin erken kalkmakla, teheccüd namazıyla, diğer görevlerle, ibadet ve taatlerle sabra alıştırılıyor.

Müslümanın sabrı kendisine şiar, âlet ve vasıta, hız ve güç ve başarı kaynağı etmesi lazım! Her nimetin kazanılması birtakım külfetler sarfıyla oluyor. Mahsulün biçilmesi için ekilmesi ve bakılması, tarlanın sürülmesi, otların ayıklanması, sulama gerekiyor. Mahsulün toplanması, ayıklanması, ilaçlanması gerekiyor. Ondan sonra sonuç elde ediliyor. İnsanın hayatta başarı kazanması için iyi bir eğitim görmesi, okuması gerekiyor. Bunun için masraf etmesi, zaman harcaması, çalışması, uykusuz kalması gerekiyor. Binâenaleyh müslüman başarı için her şeyde sabretmeli!

İmanın başı sabırdır. İyi icraat yapabilen bir müslüman olmanın başı da sabırdır. Tarikatın başı da sabırdır. Dinin yarısı sabırdır, yarısı şükürdür. Yani önemli bir kısmı sabırdır. Ahlâkın başı, temeli sabırdır. Her türlü başarının kaynağı bu sabırlı olmaktır. Bu sabırlı olmayı mutlaka çoluk çocuğumuza öğretmeliyiz. Uykuya, uykusuzluğa, yorgunluğa, çalışmaya dayanamıyor... Böyle olmaz. Yani sabrı öğrenmesi lazım! Her işin olması zamanın gelişmesiyle, akmasıyla, geçmesiyle olduğundan, o zamanın geçmesi için de kişinin sabra sarılması lazım!

Onun için Allahu Teâlâ hazretleri bir de sabredenleri sever. Vallâhu yuhibbü's-sâbirîn diye âyet-i kerîmeler var. Sevdiği huylara sahib insanların bir bölüğü sabredenlerdir. [Allahu Teâlâ hazretleri] lütf u keremiyle, kuvvet kudretiyle, avn ü inâyetiyle sabredenlerin yanında olacağını da müjdeliyor. İnnellâhe mea's-sâbirîn diye bu âyeti kerîmenin sonunda da bildiriyor.

Demek ki sabrı öğreneceğiz, sabrı çoluk çocuğumuza öğreteceğiz. Sabrı şiar edineceğiz, sabrı kullanacağız. Her şeyin sabırla olduğunu bileceğiz. Bir taraftan insanın kendi nefsinden gelen istekler veya isteksizlikler vardır. Bitmez tükenmez nefsânî arzular, şehevât-ı nefsâniyye dediğimiz şeyler; bir taraftan da yapılması gereken, ama meşakkatli olan güzel şeylere karşı da tenbellenmeler, isteksizlikler vardır. İnsanın nefsine karşı mücadele etmesi gerekiyor, bu bir sabır işidir... Diğer taraftan kâfirlere karşı mücadele etmek gerekiyor.

Allahu Teâlâ hazretlerinin emirlerini, ibadetleri yapmak için sabretmek lazım; ne kadar meşakkatli, külfetli, zahmetli olsa da... Günahları da haramları da ne kadar câzibeli, ne kadar iştiha çekici, ne kadar hoş görünüşlü olsa da onları da yapmamak için diretebilmesi, sabredebilmesi lazım!

Bunu şuna benzetmiş alimler: İnsan hastalandığı zaman acı ilaçları içiyor; acımasına rağmen iğneyi yaptırıyor; kesme biçme, kan dökme olduğu halde çünkü sonunda mükafat, sağlık var diye ameliyata bile razı oluyor. Binaenaleyh insan, sonunda sevap var, Allah'ın rızası var diye acı gelen, zor gelen, meşakkatli olan şeyleri de yapacak. Nefsânî şeyleri de yapmayacak. Bir takım zehirleri, cazibeli zehirli çiçekler, zehirli bitkiler, zehirli meyvalar oluyor. Onları yediği zaman zehirleniyor insan. Cazibeli olduğu halde yapmamak gibi.

Bu sabrı, bazıları sabırdan maksat özel olarak, benim söylediğim umumi mânasıyla açıklayanlar olduğu gibi, hususî bir maksatla kullanılmıştır diye tefsir ederek; "Buradaki sabırdan maksat oruçtur veya cihattır." [demişler.] Yani, "Ey iman edenler, oruç tutarak, namaz kılarak nusret-i ilâhiyeye, Allah'ın yardımına mazhar olmayı düşünün!" demek olur. Ya da bu sabır cihattır. Elbette cihad ederek, cehd sarfederek, düşmanla, nefisle mücadele ederek bu işler olacağı için, onu kasdediyor diye tefsir edenler var. Ama umumî mânası zaten bunları da içine alıyor.

Sabrı, çok önemli bir huy, güzel ahlâk olduğundan, kendimize ve çoluk çocuğumuza öğretmeliyiz. "Evladım, bak, buna sabretmen lazım! Sabır çok sevaplıdır." diye öğretmemiz lazım!

İkincisi de namaz, salât. Tabii üzerinde durulduğu zaman salâtın te'si he okunacak: Ve's-salâh.

Yâ eyyühellezîne âmenüsta'înû bi's-sabri ve's-salâh. Buradaki he kuvvetli he değil yumuşak he. Te harfi, üzerinde durulduğu zaman he okunuyor. Hayyaalessalâti-Hayyaalessalâh diyoruz, onun gibi.

Namaz... Namaz da çok yüce, çok değerli, çok önemli bir ibadettir. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'den rivayet edilmiş ki, onun hali ve âdeti anlatılırken buyurulmuş ki;

Kâne izâ hazebehû emrun sallâ. Hazebe, "Zor bir işin ansızın gelip insana çatması" demek.

Kâne izâ hazebehû emrun. "Peygamber Efendimiz'e zor, elem verici, üzücü bir iş gelip çattığı zaman başına yani öyle bir işle karşılaştığı zaman." Sallâ. "Efendimiz Allahu Ekber hemen namaza dururdu."

Çünkü namaz mü'minin mîracıdır. Çok şerefli bir ibadettir ve zikrin her çeşidini ihtiva etmektedir; duanın her çeşidini, en güzellerini ihtiva ediyor. Hürmetin, Cenâb-ı Hakk'a kulluğun ve saygının, tâzimin her çeşidini ihtiva ediyor. Cenâb-ı Hakk'ın çok sevdiği bir ibadettir. Kul namaza durduğu zaman, "Allahu ekber" deyince Cenâbı Hakk'ın divanına, huzuruna girmiş olur. Hatta camide iken, namazı beklerken, ezan okunacak da namazı kılacağız diye beklerken bile, namazdaymış gibi muamele görür, öyle sevap kazanır ve melekler ona dua ederler.

Namaz son derece müessir, son derece tesirli bir ibadet şeklidir. Onun için Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz; "Sizin dünyanızdan bana üç şey sevdirildi."

Ve cu'ilet kurretü aynî fi's-salâh. "Namaz kılmak benim gözümün şenliği, gönlümün sürûru kılındı." buyurmuştur. Yani, "Namaz kılmayı ben çok seviyorum, namaz kılmanın aşığıyım." demiş oluyor.

Mü'minler ne yapacaklar?

Sabredecekler, sabrın her çeşidini gösterecekler. Nefislerini terbiye etmek için oruçsa oruç, cihatsa, nefse muhalefetse muhalefet; düşmana karşı durmaksa savaşmak, sabretmek, kaçmamak ama her an da Cenâb-ı Mevlâ'dan uzak olmamak, O'nun divanına durmak, Allâhu ekber deyip Cenâb-ı Hakk'ı iltica eylemek...

Bu daha önceki tefsir ettiğimiz âyet-i kerîmelerde de geçmişti. Daha önceki ümmetlere de;

Ve'sta'înû bi's-sabri ves-salâh ve innehâ le-kebîratün illâ ale'l-hâşi'în buyurulmuştu. Yani, "Sabırla, namazla siz de Cenâb-ı Hak'tan istiâne eyleyiniz. diye Bakara sûresinin evvelki âyetlerinde, daha önceki ümmetlere de aynı tavsiyenin yapıldığı beyan buyuruluyor.

[Burada] İnnellâhe maas-sâbirîn "Allah sabredenleri sever ve onların yanında yer alır." [buyuruluyor] ve ileride gelecek bir âyet-i kerîmede de;

İnnemâ yüveffe's-sâbirûne ecrahüm bi-ğayri hisâb buyuruluyor.

İnnemâ edât-ı tahsistir. Yüveffe's-sâbirûne. "Sabredenlere ihsan olunacak." Ecrahüm. "Ecirleri, mükâfâtları, sabrettikleri için alacakları sevaplar bigayri hisab verilecek." Sadece onlara bigayri hisab verilecek. Başkalarına tabii bir hesap var, miktar var. Amelinin cinsine göre mükâfâtın da derecesi var, miktarı var.

Mesela, Peygamber Efendimiz; "Dört çeşit amel 700 misli sevapla karşılanır." buyuruyor. "Birisi, insanın evine, ailesine masrafı bire 700... Birisi, anasına babasına masrafı bire 700... Birisi Cenâb-ı Hakk'ın yoluna, cihada masrafı bire 700..." Bir de o hadîs-i şerîfte özel bir davranış tavsiye buyurulmuş; "Ramazan bayramında kurban kesmek, bire 700." diye bildiriliyor. Mesela bu 700 rakamı. Ama başka bir hadîs-i şerîfte buyuruluyor ki;

Zikrullâhi teâlâ. "Allahu Teâlâ hazretlerini zikretmek." Efdalü indellâhi mine'n-nafakati fî-sebîlillâhi bi-mieti deracetin. "Zikretmek Allah yolunda cihat etmekten 100 kat daha sevaplıdır." Fî sebîlillâh masraf yapmaktan, sarfiyat yapmaktan, para sarfetmekten 100 kat daha sevaplıdır. Yediyüzün 100 katı, yetmişbin. Demek ki zikrullahın sevabı yetmişbindir.

Gizli yapılan zikrin sevabı, her zaman, her vesileyle, şevk olsun, kıymetini bilsinler de icrâ etsinler diye kardeşlerimize söylüyorum. İçten, kalbten yapılan zikrin sevabı bunun 70 katıdır. Yani yetmişbinin 70 katı, dört milyon dokuzyüzbin oluyor.

İnnemâ yüveffe's-sâbirûne ecrahüm bi-ğayri hisâb. "Ama, sadece sabredenlerin mükâfâtları bigayri hisab verilir."

Cenâb-ı Mevlâ sabredenleri sevdiğinden, onlara sevabı artık sayıya sığmayacak şekilde çok çok verdiğini beyan ediyor.

Ali b. Hüseyin Zeynel-Âbidîn'den rivayet olunuyor ki, Yani Hz. Hüseyin'in oğlu Ali'den şu rivayet var, okuyalım mânasını açıklayalım;

İzâ ceme'allâhu'l-evvelîne ve'l-âhîrîn. "Allahu Teâlâ hazretleri evvelki ve sonraki insanları yani bütün insanları topladığı zaman..."

Nerede toplayacak?

Ba'sü ba'de'l-mevt, sûra üfürüldükten sonra Allah mahşer yerinde toplayacak.

Yünâdî münâdin. "O zaman bir münâdi, yani seslenici, çağırıcı, tellal, bağıran kişi nidâ edecek." Eyne's-sâbirûne. "Nerede sabreden Allah'ın sabırlı kulları, hangileri?" diye mahşer halkına seslenecek. Li-yedhulü'l-cennete. "Cennete girsinler." Kablel-hisâb. "Hesapsız girsinler!' diye. Li-yedhulü'l-cennete kable'l-hisâb veya li-yudhilü'l-cennete kable'l-hisâb olabilir. Ama birincisi daha uygun.

"Hesapsız cennete girsinler diye sesleniyoruz, nerede Allah'ın sabırlı kulları?" diye bir münâdi seslenir. Kâle fe-yekûmü unukun mine'n-nâs." İnsanlardan bazıları boyunlarını uzatırlar şöyle." Fe-yetelakkâhümü'l-melâikeh. "Melekler onları karşılarlar." "Sabırlılar çıksın" denildiği için bunlar çıkıyor meydana. Melekler onları karşılarlar, karşılarına dikilirler. Fe-yekûlûn. "Derler ki." İlâ eyne yâ benî âdem. "Ey Âdemoğulları, nereye gidiyorsunuz?"

Fe-yekûlûne. "Sabırlı oldukları için bu topluluktan ayrılan kişiler derler ki." İle'l-cenneti. "Cennete gidiyoruz."

Fe-yekûlûne ve kable'l-hisâb. "Hesap görmeden evvel mi gideceksiniz cennete?" Kâlû: Ne'am. "Evet." derler.

Kâlû: Ve men entüm. "Peki siz kimlersiniz?

Kâlû: Nahnu's-sâbirûn. "Biz Allah'ın belâlarına, musibetlerine rıza gösterip, sabretmiş kullarız."

Kâlû: Ve mâ kâne sabruküm. "Neydi sizin sabrınız, hangi konudaydı?" diye melekler sorarlar.

Kâlû: Sabernâ alâ tâ'atillâh. "Allah'a taat ve ibadetleri yapmak konusunda sabrettik, sebat ettik." Gevşeklik göstermedik, nefsimizin tembelliğine fırsat vermedik. Allah'a kulluğu, ibadetleri, emirleri yapmakta vazifemizi yerine getirdik. Ve sabernâ an ma'sıyetillâh. "Ve Allah'ın günahlarına karşı da sabrettik."

Zevkli de olsa, câzibedâr da olsa, çekici de olsa, tahrikkâr da olsa biz günahlara kaymadık, onlara karşı kendimizi tuttuk; tevbe tevbe dedik, başımızı çevirdik, bakmadık, gitmedik, yapmadık, sabrettik.

Hattâ teveffânellâh. "Allah bizim ruhumuzu kabzedip vefâtımız gelinceye kadar." Allah bizi dünya hayatından ayırıncaya, ölümümüz mukadder olduğu zamana kadar sabrettik.

Kâlû: Entüm kemâ kultüm. "Melekler derler ki; 'Evet siz söylediğiniz gibisiniz, söylediğiniz haktır." Üdhulü'l-cennete. "Haydi girin cennete!" Fe-ni'me ecrü'l-âmilîn. "İlmiyle amel eden, Allah'ın emirlerini tutan, İslâm'ı lafta bırakmayıp icraatı da yapan kullara ne mutlu!" derler. Yani onlara gıbta ediyorlar, onları medhediyorlar.

Evet, işte bu sebeplerden dolayı, sabrın mükâfatı çok olduğundan, müslümanın sabretmeye kendisini alıştırması lazım! İbadetleri yapmakta sabretmesi, günahlardan kaçınmakta sabretmesi, bir de Cenâb-ı Hakk'ın kendisine takdir buyurduğu olaylar, vukuat; hayatında hastalık geliyor, daha başka şeyler geliyor, onlara karşı da, "Cenâb-ı Hakk'ın takdiridir." diye sabretmesi lazım!

Bundan sonraki, 154. âyet-i kerimede buyuruluyor ki;

Ve lâ tekûlû li-men yuktelü fî-sebîlillâhi emvât bel ahyâün velâkin lâ teş'urûne. "Allah yolunda, fî sebîlillâh katlolunan, savaşta öldürülen, şehid edilen kimselere siz 'Bunlar ölülerdir, ölmüşlerdir!' demeyiniz." Aksine, bel. "Bilakis onlar ölü değillerdir." Ahyâün. "Dirilerdir." Velâkin lâ teş'urûn. "Siz onların o hayatını, ölü olmadıklarını, diri olduğunu anlayamıyorsunuz."

Bu âyet-i kerîmenin sebeb-i nuzûlünün Bedir Harbi'nde şehid olanlar hakkında olduğu belirtilmiş. Bedir Harbi'nde bazıları hayatını kaybedince, Medine'deki veyahut başka yerlerdeki kâfirler, münafıklar bunlar hakkında ileri geri laflar etmeye başlamışlar.

Deniliyor ki, Bedir'de öldürülen müslümanlar öldürülünce bunlar hakkında kâfirler bazı laflar söylediler.

Bedir'de kaç kişi öldürülmüş?

Erba'ate aşer racül. "Ondört müslüman öldürülmüş." Altı tanesi muhacirlerden, sekiz tanesi de Medine-i Münevvere'nin ensarından. Bunların isimleri tefsir kitaplarında kaydedilmiş, önümdeki [tefsirde de var]. Kâfirler ve münafıklar bunlar hakkında demişler ki;

İnnennâse yaktülûne enfüsehüm zulmen. "Bu insanlar -bu müslümanları kastediyorlar- kendilerine zulmederek kendilerini öldürüyorlar." Li-merdâti muhammedin min-ğayri fâidetin. "Muhammed'in gönlünü yapmak, emrini tutmak için, kendilerine zulmederek kendilerini öldürüyorlar. Hiç bir faydası yok bunun!" gibi kâfirce bir söz söyleyince Cenâb- Hak Teâlâ hazretleri bunların aleyhinde, bunların sözlerinin kâfirce bir söz olduğunu, yanlış ve haksız olduğunu belirtmek için bu âyet-i kerimeyi indiriyor. Daha başka [âyetlerde, mesela] Âl-i İmran sûresinde de, bu Allah yolunda öldürülenlerin Cenâb-ı Hakk'ın indinde mânevî rızıklarla rızıklandırıldıkları, onların ölmedikleri, şühedâ hayatı denilen bir hayatla berhayat oldukları, hayatta oldukları bildiriliyor.

İşte, kâfirler öyle dediler diye Cenâb-ı Hak Teâlâ hazretleri buyuruyor ki;

Ve lâ tekûlü. "Siz demeyiniz ey mü'minler, öyle sanmayınız." Li-men yuktelu fî-sebîlillâhi. "Allah yolunda yapılan cihadda öldürülenler için, şu sözü söylemeyiniz; emvâtün. 'Onlar ölmüşlerdir' demeyiniz." Yani onlar ölmediler, onlar Cenâb-ı Hakk'ın huzurunda ikrâm-ı ilâhiyyeye mazharlar.

Tabii bu Âl-i İmrân'da;

Ve lâ tahsebennellezîne kutilû fî-sebîlillâhi emvâtan bel ahyâun inde rabbihim yurzekûn. Ferihîne bi-mâ âtâhümullâhu min fadlihî ve yestebşirûne billezîne lem yelhakû bi-him min halfihim ellâ havfün aleyhim ve lâ hüm yahzenûn. [diye buyuruluyor.]

Âl-i İmrân sûresindeki bu âyet-i kerîmelerde daha da [genişçe] bu Allah yolunda öldürülenlerin nice nimetlere mazhar oldukları bildiriliyor. Bir de onların memnun ve mesrur oldukları, Cenâb-ı Hakk'ın nimetleriyle ferahnâk oldukları, sevinçli oldukları, Allah'ın kendilerine verdiği nimetlerden dolayı çok çok sevinçli oldukları belirtiliyor. Ve ölmemiş olan, gazi olmuş olan, hayatta kalmış olan mü'minleri de müjdelemek istedikleri; "Ey mü'minler! Bakın biz şehid olduk, biz çok memnunuz, bu tarafta çok büyük nimetlere nâil olduk. Siz de bu hususta fedâ-yı can etmekten çekinmeyin! Çok büyük faydası var, çok büyük sevabı, ecri, mükâfatı var." diye böyle müjdelemek istedikleri o Âl-i İmrân'daki bu âyet-i kerimelerde belirtiliyor.

Tabii bu insanlar, bu dünyadaki her şeyi bile şu gözleriyle tam göremiyorlar, şu kulaklarıyla tam duyamıyorlar. Havâss-ı hamsenin, yani beş duyunun zaafları, eksiklikleri, hududu, tahdidi var. Yani sınırlı bir görüş, sınırlı bir duyuş, sınırlı bir duygu... Hatta bazı umursamadığımız, küçümsediğimiz, aşağı gördüğümüz hayvanlar bizden daha iyi duyar, daha iyi görür. Mesela bir baykuş, gecenin karanlığında çok daha iyi görür. Mesela bir at, bizim duyamayacağımız sesleri, çok daha uzaklardan gelen sesleri duyar.

İnsanoğlunun dünyadaki şeyleri hissetmesi bile, hislerinin sınırlı olması dolayısıyla tam değil, belli bir noktaya kadardır. Bazı şeyleri de hiç göremiyor, hissedemiyor ama zararına uğruyor. Radyasyon gibi, şu ışınlar, bu ışınlar gibi veyahut daha başka şeylerin zararı kendisine geliyor, öldürecek duruma ulaştırıyor, hâlâ orada o zararın olduğunu insanlar anlayamıyor. Sonra, birtakım var olan, fiziğin, kimyanın var dediği şeyleri göremiyor. Çünkü gözleri, kulakları onları algılayacak kadar hassas bir şekilde yaratılmamış, göremiyor ama var.

İşte Allah yolunda öldürülenlerin de hayatta olduğunu anlamamaları insanların zaafındandır. Demek ki bedenen bunlar toprağa düştüler, kanları aktı, gömüldüler filan diye bunlar hayatlarını kaybetmiş değiller. İnsanların bir bedeni bir de ruhu var. Ruhun başlı başına kâim ve bedenden ayrı bir varlığı olduğu, bu âyet-i kerimede çok güzel anlaşılıyor ve ölümden sonra da onun, ruhun lezzetleri alarak, nimetlere mazhar olarak bir çeşit hayatla devam ettiği, gayet güzel ifade edilmiş olduğundan, ruhun bekâsı ve müstakillen varlığı da anlaşılmış oluyor.

Tabii Allahu Teâlâ hazretleri bizi bu dünyaya bir zaman için gönderdi. Yani şehid olan da ölecek savaştan kaçan da ölecek... Nasıl olsa hayatın sahibi olan insanlar bir defa, bir yerde, bir zaman gelecek; kimbilir nerede, nasıl, kaç yaşında, genç veya yaşlı hayatını yitirecek. Bu hayatın bir sonu olacak, kesin... Binâenaleyh böyle dedikodu etmeye ancak kâfirler kalkışıyorlar. Yani İslâm'a söz bulaştırmak, dil uzatmak, müslümanları caydırmak veya kendilerini bir bakıma taraftar kazanmak, haklı göstermek için böyle şeyleri yapıyorlar.

İnsanların hayatları zaten belirli; yaratıldığı zamandan, doğduğu zamandan belirli... Yani kâfir ölüme gidenleri tenkid ediyor; haydi bakalım kendisinin üzerinden ölümü defetsin bakalım, ölmesin, elindeyse kendisini korusun! Kendi hayatını sonsuza dek sürdürebilirsde sürdürsün. Nasıl olsa kendisi de ölüyor. Binâenaleyh o tenkidlerin hiç [aslı esası] yok! İnsanlar şu veya bu sebeple ölecekler. Ne mutlu güzel bir sebeple, Cenâb-ı Hakk'ın yolunda, Cenâb-ı Hakk'ın istediği bir şekilde, hayatı böyle şehid olarak son bulanlara!..

Cevat Rıfat Atilhan rahmetullahi aleyh'i, Kızıltoprak'taki evine bir bayramda ziyarete gitmiştik. O zaman biz üniversite öğrencisiydik. Baktık ki bir alt katta oturuyor ve alt katta camların hiç teli yok, demiri yok. Yani bir kırılsa, içeriye hemen girecekler. Orada arkadaşlardan birisi dedi ki;

"Üstad! Böyle hiç tedbir yok, camlar kırılabilir. Demir yok, alt katta duruyorsunuz. Yani tehlikeli değil mi?" gibi bir soru sordu.

O da imanlı bir cevap verdi, yani imanının kuvvetini gösteren güzel bir cevap verdi, dedi ki;

"Çocuklar, ben harbde bulundum. Filistin cephesinde kıtalar arasında, bu kıtadaki haberi öbür kıtaya götürmek için postacı idim. Alırdım haberi çantama koyardım ve bir taraftan öbür tarafa giderken her tarafımdan kurşunlar vızır vızır, vızır vızır cızıldayarak, cıvıldayarak, vızırdıyarak geçerdi ama görüyorsunuz işte, Cenâb-ı Hak öldürmeyince ölmüyor insan, bu vakte kadar yaşadım. İşte karşınızdayım." diye söylemişti.

Evet, işte illâ harbe giren herkes ölecek diye bir kural yok. İşte [Bedir savaşında] 313 kişi kadar müslümanlardan 14 kişi vefat etmiş; yani çok az bir sayı. Bir savaş oluyor, vefat edenler çok az, geriye kalanlar, muzaffer olarak dönenler çok daha fazla, kâfirlerden öldürülenler çok daha fazla.

Bazen insan durduğu yerde vefat ediyor. Bazen bir kaza oluyor, zelzele oluyor, vefat ediyor. Binâenaleyh bütün bunlar gösteriyor ki kâfirlerin o dedikodularının hiçbir aslı, esası yok! Ne mutlu Cenâb-ı Hakk'ın yolunda cihad edenlere ve bu uğurda şehidlik mertebesine erip canını verenlere, o ilâhi makamlara, ikramlara nâil olanlara!..

Allahu Teâlâ hazretleri bizleri, böyle bozguncu dedikodulardan yılmayan, onlara aldanmayan, kapılmayan ve Cenâb-ı Hakk'ın yolunda emirlerini tutmak hususunda gayretini eksiltmeyen, fütur getirmeyen, fetrete düşmeyen, gevşemeyen has, hakîkî, hâlis muhlis kullardan eylesin...

Çünkü mü'min kulun başına, okuyacağız, Cenâb-ı Hak çeşitli imtihanlar gönderir. Onlardan, başına gelen olaylardan dolayı fütur getirmemek lazım! "Allahu Teâlâ hazretleri, imtihan için bunları gönderiyor." deyip, Allah yolunda malıyla, canıyla gayret gösterip cihad etmek lazım!

Allahu Teâlâ hazretleri böyle ömür geçirip, rızasını kazananlardan eylesin cümlemizi. Allah hepinizden razı olsun.

es-Selâmu aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtüh.

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
001.Kur an-ı Kerim in Faziletleri
19.09.202434 dk 51 sn
002.Kur an-ı Kerim Tefsirine Giriş
26.09.202450 dk 30 sn
003.Besmele Hakkında
03.10.202450 dk 39 sn
004.Euzü Besmele
10.10.202428 dk 36 sn
005.Fatiha (1 - 2) Hamd ve Senâ
17.10.202450 dk 54 sn
006.Fatiha (3) Allah Rahmân ve Rahîm dir
24.10.202440 dk 4 sn
007.Fatiha (4) Hesap ve Cezâ Gününün Sahibi
31.10.202445 dk 20 sn
008.Fatiha (5 - 7) Kulun Rabbinden İstedikleri
07.11.202453 dk 17 sn
009.Bakara Suresine Giriş
14.11.202431 dk 25 sn
010.Bakara (1) Hurûf-u Mukattaa
21.11.202430 dk 37 sn
011.Bakara (2) Kur an-ı Kerim Hidâyettir
28.11.202450 dk 59 sn
012.Bakara (3) Müttakîlerin Vasıfları
05.12.202448 dk 35 sn
013.Bakara (4 - 5) Ehl-i Kitaptan Müslüman Olanlar
12.12.202445 dk 56 sn
014.Bakara (6 - 7) Bile Bile Hakkı İnkâr Edenlerin Durumu
12.06.202546 dk 23 sn
015.Bakara (8 - 10) Münafıkların Halleri
19.06.202533 dk 34 sn
016.Bakara (11 - 13) Münafıkların Fesad Çıkartmaları
03.07.202550 dk 9 sn
017.Bakara (14 - 22) Münafıkların Şaşkınlıkları
10.07.202549 dk 5 sn
018.Bakara (23 - 24) Kur’an-ı Kerim’in Emsalsiz Oluşu
17.07.202557 dk 3 sn
019.Bakara (25) İman Eden ve Salih Amel İşleyenler
24.07.202539 dk 38 sn
020.Bakara (26 - 27) Kur’an-ı Kerim’deki Misaller
31.07.202556 dk 17 sn
021.Bakara (28 - 29) Allah’ı Nasıl İnkâr Edersiniz?
14.08.202546 dk 3 sn
022.Bakara (30) İnsanın Yaratılması ve Melekler
21.08.202546 dk 16 sn
023.Bakara (31 - 33) Adem As’ın Meleklerden Üstün Kılınması
28.08.202536 dk 57 sn
024.Bakara (34) Şeytanın Hz. Adem’e Secde Etmemesi
04.09.202528 dk 18 sn
025.Bakara (35 - 36) Adem As’ın Cennete Girmesi ve Çıkması
11.09.202535 dk 13 sn
026.Bakara (37 - 39) Hz. Adem’in Tevbesinin Kabul Edilmesi
25.09.202532 dk 14 sn
027.Bakara (40 - 43) Ey İsrâiloğulları
24.11.202251 dk 27 sn
028.Bakara (44 - 46) Bildiği ile Amel Etmemek
02.10.202552 dk 39 sn
029.Bakara (47 - 48) Öyle Bir Günden Sakının Ki...
09.10.202541 dk
030.Bakara (49 - 50) İsrâiloğulları’nın Firavun’un Zulmünden Kurtarılması
16.10.202549 dk 12 sn
031.Bakara (51 - 54) Tur-u Sinâ’da Mûsâ As’a Kitap Verilmesi
23.10.202558 dk 47 sn
032.Bakara (55 - 57) İsrâiloğulları’nın “Allah’ı Görmedikçe İnanmayız!” Demeleri...
30.10.202550 dk 40 sn
033.Bakara (58 - 60) İsrailoğulları’nın Bir Şehre Girmeleri
06.11.202539 dk 37 sn
034.Bakara (61) İsrailoğulları’nın Çeşitli Yiyecekler İstemeleri
13.11.202542 dk 15 sn
035.Bakara (62) İman Edenlere Mükafatlar
20.11.202555 dk 6 sn
036.Bakara (63 - 66) Allah’a Karşı Gelmekten Sakının!
27.11.202545 dk 16 sn
037.Bakara (67 - 73) İsrâiloğulları’na Bir Sığır Kesmelerinin Emredilmesi
04.12.202545 dk 2 sn
038.Bakara (74 - 77) İsrailoğulları’nın Kalplerinin Taştan Katı Olması
24.02.202348 dk 36 sn
039.Bakara (78 - 82) Tevrat’ı Değiştirenlere Veyl Olsun!
11.12.202546 dk 28 sn
040.Bakara (83) İsrâiloğulları’na Verilen Görevler
18.12.202555 dk 40 sn
041.Bakara (84 - 86) Kitabın Bir Kısmına İnanmıyor Musunuz?
01.01.202638 dk 58 sn
042.Bakara (87 - 88) Yahudilerin Peygamberlere Karşı Gelmeleri
08.01.202640 dk 48 sn
043.Bakara (89) Bekledikleri Peygamberi İnkâr Etmeleri
22.01.202638 dk
044.Bakara (90) Yahudilerin Küfrü Tercih Etmeleri
10.12.201942 dk 19 sn
045.Bakara (91 - 96) Yalnız Bize İndirilene İnanırız Demeleri
29.01.202647 dk 31 sn
046.Bakara (97 - 98) Yahudilerin Cebrâil As’a Düşmanlığı
05.02.202646 dk
047.Bakara (99 - 101) Fâsıklar İman Etmezler
12.02.202633 dk 42 sn
048.Bakara (101 - 103) Yahudilerin Şeytana ve Sihre Uymaları
15.06.202345 dk 45 sn
049.Bakara (104 - 105) Yahudilerin Müslümanlarla Alay Etmeleri
02.04.202643 dk 12 sn
050.Bakara (106 - 107) Bazı Ayetlerin Neshedilmesi
09.04.202644 dk 17 sn
051.Bakara (108) Yahudilerin Peygamber Sas’den İstekleri
16.04.202633 dk 28 sn
052.Bakara (109 - 110) Ehl-i Kitabın Müslümanları Küfre Döndermek İstemesi
23.04.202642 dk 50 sn
053.Bakara (111 - 112) Ancak Mü’minler Cennete Girecek
30.04.202632 dk 33 sn
054.Bakara (113) Yahudilerle Necran Heyetinin Tartışmaları
13.08.202049 dk 48 sn
055.Bakara (114 - 115) Mescidlerde Allah’ın Zikrine Engel Olmak
07.05.202651 dk 9 sn
056.Bakara (116 - 117) Allah’a Oğul İsnad Edenler
14.05.202646 dk 45 sn
057.Bakara (118 - 119) Bilmeyenlerin Allah Bizimle Konuşsa Demeleri
21.05.202640 dk 40 sn
058.Bakara (120 - 121) Yahudiler ve Hristiyanlar Senden Asla Memnun Olmayacaktır
04.06.202646 dk 15 sn
059.Bakara (122 - 123) İsrâiloğulları’na Verilen Nimetler
11.06.202631 dk 33 sn
060.Bakara (124) İbrâhim As’ın İmtihan Edilmesi
17.09.202054 dk 56 sn
061.Bakara (125) Kâbe’nin Şerefi
18.06.202642 dk 42 sn
062.Bakara (126) İbrâhim As’ın Mekke İçin Duası
02.07.202644 dk 40 sn
063.Bakara (127 - 128) İbrâhim As ve İsmâil As’ın Kâbe’yi Yapmaları
09.07.202637 dk 18 sn
064.Bakara (129) Yâ Rabbi, Onlara İçlerinden Bir Peygamber Gönder!
16.07.202646 dk 57 sn
065.Bakara (130 - 132) İbrâhim As’ın Dininden Yüz Çevirenler
23.07.202654 dk 35 sn
066 Bakara (133 - 134) Ya’kub As’ın Oğullarına Vasiyeti
30.07.202635 dk 11 sn
067.Bakara (135) İbrâhim As’ın Dinine Gelin!
06.08.202639 dk 46 sn
068.Bakara (136 - 138) İslâm Bütün İnsanları Kucaklar
07.12.202333 dk 6 sn
069.Bakara (139 - 141) Doğru Yol Rasûlüllah’ın Yolu
13.08.202624 dk 36 sn
070.Bakara (142) Allah Dilediğine Hidayet Eder
20.08.202637 dk 28 sn
071.Bakara (143) Ümmet-i Muhammed’in Şerefi
28.12.202349 dk 58 sn
072.Bakara (144 - 147) Kıblenin Kâbe’ye Çevrilmesi
27.08.202637 dk 42 sn
073.Bakara (148 - 150) Yüzünüzü Mescid-i Haram’a Çevirin!
03.09.202632 dk 40 sn
074.Bakara (151 - 152) Beni Zikredin, Ben de Sizi Zikredeyim!
10.09.202640 dk 37 sn
076.Bakara (155 - 157) Belâlara Sabretmenin Karşılığı
24.09.202647 dk 46 sn
077.Bakara (158) Safâ ile Merve
01.10.202646 dk 45 sn
078.Bakara (159 - 162) Hakkı Söylememek, Susmak
08.10.202650 dk 6 sn
079.Bakara (163 - 164) Allah’ın Varlığı ve Birliği
15.10.202647 dk 48 sn
080.Bakara (165 - 167) Mü’minlerin Allah Sevgisi
22.10.202645 dk 51 sn
081.Bakara (168 - 171) Şeytanın Peşinden Gitmeyin
29.10.202651 dk 56 sn
082.Bakara (172 - 173) Helâl ve Haram Rızıklar
25.04.202439 dk 50 sn
083.Bakara (174 - 176) Ayetleri Saklayanların Cezası
18.03.202127 dk 25 sn
084.Bakara (177) Asıl İyilik
01.04.202161 dk 39 sn
085.Bakara (178 - 179) Kim Haddi Aşarsa...
16.05.202429 dk
086.Bakara (180 - 182) Vasiyet Etmek
16.05.202437 dk 13 sn
087.Bakara (183 - 184) Orucun Farz Kılınması
23.05.202440 dk 15 sn
088.Bakara (185) Ramazan Orucu
08.04.202150 dk 11 sn
089.Bakara (186) Allah-u Teàlâ Duaları Kabul Eder
20.06.202455 dk 12 sn
090.Bakara (187) Oruçla İlgili Hükümler
27.06.202466 dk 50 sn
091.Bakara (188) Haksızlıkla Başkasının Malını Yemeyin!
04.07.202444 dk 3 sn
092.Bakara (189) Ay’ın Durumları
11.07.202433 dk 41 sn
093.Bakara (190 - 192) Allah Aşırılığa Sapanları Sevmez
03.06.202150 dk 37 sn
094.Bakara (193 - 195) Kendi Ellerinizle Kendinizi Tehlikeye Atmayın
10.12.201955 dk 44 sn
095.Bakara (196) Haccı ve Umreyi Tamamlayın!
06.06.202457 dk 48 sn
096.Bakara (197) Haccın İncelikleri
13.06.202439 dk 8 sn
097.Bakara (198 - 199) Hacda Ticaret ve Zikir
10.12.201944 dk 22 sn
098.Bakara (200 - 202) Dünyada da, Ahirette de İyilik
18.07.202443 dk 23 sn
099.Bakara (204 - 207) Münafıkları İyi Tanıyın!
25.07.202448 dk 21 sn
100.Bakara (208 - 210) Topluca İslâm’a Girin!
01.08.202441 dk 50 sn
101.Bakara (210 - 212) Dünya Hayatı ve Kâfirler
08.08.202445 dk 19 sn
102.Bakara (213) Ümmet-i Muhammed ve Diğer Ümmetler
15.08.202454 dk 4 sn
103.Bakara (214) Belâlar ve Allah’ın Yardımı
22.08.202440 dk 19 sn
104.Bakara (215 - 216) Allah Yolunda Harcamak
29.08.202442 dk 1 sn
105.Bakara (217 - 218) Fitne Katilden Daha Kötüdür
07.07.202233 dk 53 sn
106.Bakara (219-220) İçki ve Kumar
05.09.202432 dk 11 sn
107.Bakara (221) Müşriklerle Evlenmeyin!
12.09.202438 dk 28 sn
108.Bakara (222 - 223)
10.12.201947 dk 5 sn
Ali İmran (92) Furkan (74) İnfak, Gıpta Edilecek Kimseler, Sadaka Vermek
29.05.202514 dk 54 sn
Ali İmran 98 - 101 - Hristiyanların Allahın Ayetlerine Tutumları
01.05.202528 dk 30 sn
Bakara (104) Rahman (1- 4) Kuranı Öğrenmek, Kıymet Bilmek
10.04.202519 dk 2 sn
Bakara (146) Hicr (2 -3) Doğru İnancın Önemi
24.04.202519 dk 44 sn
Hac (73 - 76) Mü’minun (14) İnsanın Yaratılışı Süreci
22.05.202537 dk 38 sn
İnsan (1 - 31) Dünya Sevgisi
15.05.202525 dk 40 sn
Rahman (5 -13) Her Şeyin Dengeli Olması ve Her Varlığın Secde Etmesi
17.04.202525 dk 25 sn
Tekvir (1-14) Kıyamet Günü Alametleri, Mahşer Anı, Pişmanlıklar
05.02.202531 dk 11 sn
AKRA