İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0507:3808:2312:5315:3817:5719:25
Kabe

096.Bakara (197) Haccın İncelikleri

096.Bakara (197) Haccın İncelikleri
Tefsir Sohbetleri

096.Bakara (197) Haccın İncelikleri

13.06.2024
39 dk 8 sn

es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh!

Aziz ve sevgili dinleyiciler! 

Allahu Teâlâ hazretlerinin selamı, rahmeti, bereketi, ihsanı, ikramı üzerinize olsun. 

Bakara sûre-i şerîfesinin 197. âyet-i kerîmesini ve 198, 199. âyetlerini okuyup onlar hakkında sohbet etmek, bilgi vermek istiyorum. 

Bismillâhirrahmânirrahîm.

الْحَجُّ أَشْهُرٌ مَعْلُومَاتٌ فَمَنْ فَرَضَ فِيهِنَّ الْحَجَّ فَلَا رَفَثَ وَلَا فُسُوقَ وَلَا جِدَالَ فِي الْحَجِّ وَمَا تَفْعَلُوا مِنْ خَيْرٍ يَعْلَمْهُ اللَّهُ وَتَزَوَّدُوا فَإِنَّ خَيْرَ الزَّادِ التَّقْوَى وَاتَّقُونِ يَاأُولِي الْأَلْبَابِ 

el-Haccü eşhurun ma’lûmât fe men ferada fîhinne’l-hacce fe lâ rafese ve lâ füsûka ve lâ cidâle fi’l-hacc ve mâ tef’alû min hayrin ya’lemhullâh ve tezevvedû fe inne hayre’z-zâdit-takvâ ve’t-tekûni yâ üli’l-elbâb. 

Sadakallâhü’l-azîm. 

Allahu Teâlâ hazretleri buyuruyor ki;

الْحَجُّ أَشْهُرٌ مَعْلُومَاتٌ 

el-Haccü eşhurun ma’lûmât. “Haccetmek mâlum olan aylardır. Mâlum olan aylarda yapılan hac ziyareti hakiki hacdır.” 

Bu mâlum olan aylar hangileridir?

İbrahim aleyhisselam Kâbe’yi bina etti, İsmail aleyhisselam aralarında yaşadı, ondan sonra hac yapılageldi. Eskiden beri Araplar’ın geleneklerine yerleşmiş olan mâlum aylar; Ramazan’dan sonra gelen Şevval ayı, Zilkâde ayı ve Zilhicce ayının onuna kadar olan zamandır. Bunlar üç ay oluyor, iki ay on gün oluyor. Âyet-i kerîmede;

“Hac; bilinen aylarda, halkın arasında mâlum olan bu aylarda yapılandır. Hac o zaman hac olur.” denmiş oluyor. 

Geçen hafta da bir ara, söz arasında nesî’ –nun, sin, ye ve hemze ile– denilen bir cahiliye âdetinden bahsetmiştim. 

Nesî’, hac mevsimlerini ve haccın zamanını değiştirme âdeti. Cahiliye devrinde Araplar bunu bazen yaparlarmış. Buradan, o nesî’ âdetine; haccın zamanını, mevsimini keyiflerine göre, kararlarına göre senenin şu mevsimine bu mevsimine, şu ayına bu ayına kaydırma âdetine de karşı kuvvetli bir ifade var:

“Öyle değil, hac sadece şu mâlum aylardadır.” 

Tabii Araplar’ın cahiliye devrinde yaptıkları yanlışlık, hac mevsimini değiştirmek, aylarını günlerini keyiflerine göre senenin muhtelif zamanlarına kaydırmak, tarihî bir şey. Ama bazı kimseler; “Hac kalabalık oluyor. Kalabalık olduğu için haccın başka zamanlarda da yapılması olsa rahat hac yapsalar…” gibi sözler ileri sürüyorlarmış. 

Ben dışarıdan bunları duyuyorum. Ya bunlar hiç bu âyetleri okumuyorlar, bu âyetlerin tefsirlerinden haberleri yok ya da Allahu Teâlâ hazretleri, “Hac şu mâlum aylardadır.” dediği halde Allahu Teâlâ hazretlerine karşı geliyorlar! Ne kadar korkunç bir şey! 

Tabii bunlar televizyonda, radyoda söylenince bunu bilmeyen ahali de; “Mâkul.” derse; o zaman Kur’ân-ı Kerîm’e, âyet-i kerîmeye ters düşmüş oluyor. Kur’ân-ı Kerîm’in karşısına, Allahu Teâlâ hazretlerinin ifadesinin karşısına çıkmış oluyor. Ne kadar büyük bir karışıklık, fitne ve kötü bir durum. 

Demek ki mâlum aylardadır. Hac o zamandır. Onun dışında başka zamanda olmaz. 

فَمَنْ فَرَضَ فِيهِنَّ الْحَجَّ 

Femen ferada fî hinne’l-hac. 

İki ay on gün, dedim. Çünkü Zilhicce’nin onundan sonra haccın farzı olan Arafat’taki vakfe kaçmış olduğundan! Arafat’ta vakfe kaçırılınca hac olmamış oluyor. Bir insan, bir gün sonra gittiğinde artık haccın zamanını kaçırmış oluyor. Namazın vakti gibi haccın da vakti bu! 

Onun için hac Şevval’den başlıyor: Şevval, Zilkâde, Zilhicce; muhtelif yerlerden gelecek insanların ihramlanması, seyahatini sürdürmesi, Mekke-i Mükerreme’ye gelmesi için. 

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz Zilhicce ayının sekizinde Mina’ya çıkardı. 

Mina neresi? 

Harem-i Şerîf’ten uzakta, iki dağın arasında bir vadi. O zaman Harem-i Şerîf’in çevresinde evler vardı. Orası ayrı bir yerdi. Şimdiki Aziziye’den gelinen yeri geçtikten sonra Vadi-i denilen vadiyi geçiyorsunuz. Hacca giden kardeşlerimiz hatırlasınlar diye söylüyorum. Cin Mescidi’nin yanından ilerliyorsunuz. Cennetü’l-Muallâ var; sahabe kabirlerinin olduğu, Mekke-i Mükerreme’nin kabristanı. Onu da geçiyorsunuz. Öteye doğru bir vadi ilerliyor. 

Ondan sonra yol çatallaşıyor; bir Medine tarafına doğru gidiyor bir Aziziye tarafına doğru gidiyor. Aziziye tarafına doğru vadiden kıvrılıyorsunuz. Oradan bir yüksekçe eşiği geçtikten sonra Aziziye’nin kuzeyindeki dağ ile daha kuzeyindeki dağ arasında Mina vadisi var. O eşiğe Akabe deniliyor. 

Akabe; Arapça kelime olarak da “eşik” demek. Orası biraz dağın yüksekçe kısmı, iki dağın arasında ama vadinin yolunun yüksekçe bir kısmı olduğundan, oraya kadar yokuş çıkılıp ondan sonrada Mina vadisine doğru iniş inildiği için oraya Akabe denmiş. Akabe, Mina’nın dışı oluyor. Büyük şeytan dediğimiz Cemretü’l-Akabe orada.

Peygamber Efendimiz bu dediğimiz yerlerden geçerek Aziziye’nin kuzeyindeki, iki dağ arasındaki Mina’ya gelirdi. Burası 5-6 kilometrelik bir mesafe. Şimdi tüneller açıldı. O tünellerden biraz daha yakın oldu. Öbür taraflardan biraz daha dolambaçlı oluyor. Dağların vadisinden geçmek gerektiği için Peygamber Efendimiz Mina’da konaklardı. Orda beş vakit namazı kılardı. 

Hangi namazları kılardı? 

Zilhicce’nin sekizinde sabah namazını Harem-i Şerîf’te kılardı, öğle namazını orada kılardı. Ondan sonraki gelen namazlar; öğlen namazı bir, ikindi namazı iki, akşam namazı üç, yatsı namazı dört. Geceyi dualarla, ibadetle, taatle Mina’da geçirirdi. Ertesi gün sabah vakti gelince imsak kesildikten sonra sabah namazını kılar, Arafat’a doğru hareket ederdi. 

Arafat uzun bir mesafe. Müzdelife geçilecek, ondan sonra Taif tarafına doğru yürünecek. Şu anda kilometresini hatırlayamıyorum ama bayağı uzunca bir mesafe; 10-12 km, belki daha fazla olabilir. O mesafe yürünüyor, ondan sonra Arafat denilen meydanlık kısma geliniyor. Meydanlık bir kısım. Ortasında bir kumlu, kuru nehir yatağı var. Yağmur yağdığı zaman oralarda da su olur ama hacıların gittiği zaman orada umumiyetle su filan olmuyor. Sulu devri hiç görmedik. Bayağı geniş bir nehir gibi, kuru nehir yatağı var. Bir köprü yapıldığı zaman, dört-beş köprü gözü olacak kadar uzunca bir nehir. Buraya Urane Vadisi deniliyor; ayn-re-nun-kapalı te. Vadi-i Urane Arafat’ın dışıdır. 

Vadi-i Urane’yi geçtikten sonra Arafat başlar. Orada şu anda hacıların gittiği zaman gördükleri Mescid-i Nemîre var. Mescid-i Nemîre; uzunlamasına büyük, dünyanın en büyük mescitlerinden birisi. Çünkü bütün hacılar oraya toplanıyor, hac vazifesini yapacaklar. Ölçeği çok büyük tutulmuş. Ön tarafı, imamın durduğu yer ve caminin üçte bir kadar kısmı, Urane Vadisi içinde kalıyor. Orası Arafat’ın dışı oluyor. 

Bunun önemi ne? 

Önemi şu: Orada bir insan akşama kadar dursa, sonra Müzdelife’ye dönse Arafat’ta vakfe yapmamış oluyor, durma işlemini yapmamış oluyor. Hâlbuki Arafat’ta vakte yapmak, durup niyazda bulunmak haccın farzı!

Peygamber Efendimiz ne yapardı? 

Zilhicce’nin sekizinde Mina’ya giderdi. Orada beş vakit namazı kılıp ertesi sabah dokuzunda Arafat’a hareket ederdi. Arefe günü, bayramdan bir önceki gün! Arafat’a da öğlenden önce varmış olurdu. Arafat’ta öğle vakti, ikindi vakti, akşam oluncaya kadar durmak gerekiyor. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in tavsiyesi var. İlerdeki sohbetlerimizde hadîs-i şerîfleri mutlaka okuyacağız. 

Ama orada hac dolayısıyla, haccın işlemlerinin hacılar tarafından yapılmasında bir kolaylık olmak üzere, öğle namazının vaktinde öğlenin farzı kılınıyor. Ondan sonra hemen arkasından ikindinin farzı kılınıyor. İki namaz aynı zamana alınmış oluyor. İkindi öne alınmış oluyor. Akşama kadar böylece hacıların geniş bir zamanda orada, Arafat’ta vakfe yapmaları, tazarru, niyaz, münacaat, dua ve sâir zikr ü tesbihât yapmaları sağlanmış oluyor. 

Bir insan, dokuzuna Arafat’a yetişemese akşamdan sonraya yetişirse yine olabiliyor. Gecenin içinde yetişirse yine oluyor. Ama imsak kesildiği zaman, onuncu gününün artık sabah namazının vakti geldiği zaman haccın vakti geçmiş oluyor. 

Onun için;

 الْحَجُّ أَشْهُرٌ مَعْلُومَاتٌ 

el-Haccü eşhurun ma’lûmât, denilince Şevval ayı, Zilkâde ayı ve Zilhicce’nin onuna kadarki zaman kastediliyor. İmam Şâfiî, “Onuna kadar değil, sonuna kadar.” demiş. Onun ictihadı, görüşü, Zilhicce ayının da sonuna kadar. 

Bundan çıkacak sonuç nedir? 

İbn Kesir tefsirinde diyor ki; “Bunun sonucu şudur: İmam Şâfiî’ye göre hac bittikten sonra da Zilhicce ayının sonuna kadar umre yapmak doğru olmaz.” 

Ama bizim diğer Hanefî mezhebimiz ve diğer mezhepler, “Zilhicce’nin onunda haccın işlemleri bitmiş olduğu için hac ayları bunlardır, Zilhicce’nin onuna kadardır.” diyorlar. 

Şimdi bu vakit gelince;

 فَمَنْ فَرَضَ فِيهِنَّ الْحَجَّ 

Fe men farada fî hinne’l-hacca. “Her kim ki bu aylarda kendisine haccı gerekli kıldıysa…” 

Farada, burada “gerekli kılmak” mânasına. Gerekli, mutlaka yapılması gereken ifadeye de farz deniliyor. 

Bu haccı kendisine gerekli kılmak nasıl oluyor? 

İhrama niyetleniyor, “Ben hac için ihramlandım.” diyor. “Lebbeyk, allâhümme lebbeyk!..” diye telbiye ediyor, ihrama giriyor. İşte o zaman artık başlamış oluyor. Kendi kendisine artık gerekli kılmış oluyor. Hac yapmaya niyetlenmiş oluyor. Veyahut kurban getirmişse kurbanını kurban yerine sevk ediyor. Bu gibi şeylerle kendisine haccı tamamlanması gereken bir ibadet hâline getirmiş olan, başlatan kimse. 

“Bu aylarda haccı kim kendisine gerekli kılmışsa, ihramlanmışsa…”

Hacca niyetlendi, artık hacı olacak, hac işlemlerine başladı ise;

 فَلَا رَفَثَ وَلَا فُسُوقَ وَلَا جِدَالَ 

Fe lâ rafese ve lâ füsûka ve lâ cidâle fi’l-hac. “Hac işlemini yapması esnasında, hac esnasında refes de yoktur füsuk da yoktur cidal de yoktur.” 

Hacda refes, füsuk, cidal olmayacak!

Şimdi bunlar nedir? 

Bunların açıklamasını söyleyelim: 

فَلَا رَفَثَ 

Fe lâ rafese. Refes, peltek s ile; “cinsel ilişki” mânasına bir kelime. Artık cinsel ilişkiden de kendisini alıkoyacak. 

Tabii cinsel ilişki sâir zaman evladı olsun diye eşiyle yapmış olduğu, Allah’ın müsaade ettiği tabii bir şey. Hani “Allah’ın emriyle nikâhlıyoruz veya kızınızı oğlumuza istiyoruz.” diyoruz. Allah’ın emri, sevap ve cemiyetin direği aile! Ve neslin devamı için şart, mutlaka olacak bir şey! Tabiatın gereği, insanın yaradılışı gereği! Böyle bir şey gerekli ve sevaplı ve insan evlendiği zaman dininin yarısını kurtarmış oluyor. Bekâr kaldığı zaman tehlikeler ve kusurlar, günahlar, flörtler ve sâireler yapıp da günaha gireceğinden, bekârlıkta durması doğru olmuyorlar. 

Ama hacca başladı mı artık hac bir ibadet, önemli, ciddi, uzun bir ibadet. 

Hacda refes yok:

1.Doğrudan doğruya cinsî ilişki. 

2.Bu ilişkiye dair laflar, sözler, sohbetler. Bu da uygun değil. Sözünü etse, ağzında küfür gibi söylese o da doğru değil. ağzını bozarak müstehcen konuşsa o da doğru değil. Veyahut bunun sohbetini yapsa o da doğru değil. Veyahut da o noktaya götürecek, insanın kendisi tutamamasına sebep olacak başlangıçları da yapmaması gerekiyor. “Sonunda dayanamadı…” denecek bir duruma sürüklenmemek için uzak durması gerekiyor. Bunlar olmayacak. Hanımıyla haccediyorsa bile, otelde aynı odada kalıyorlarsa bile olmayacak. 

وَلَا فُسُوقَ 

Ve lâ füsûka. 

Füsuk ne demek?

“Cenâb-ı Hakk’ın emrine aykırı işler yapmak, emrinin dışına çıkmak” demek. Böyle şeyler de olmayacak. Allah’ın yasakladığı işlerden kaçınacak. Çünkü hac, muazzam bir ibadet. Onun sevabı kaçarsa çok büyük kayıp olur. Hem masraflı, hem uzun, hem zahmetli. 

Onun için oruçta olduğu gibi cinsel ilişki yasak. Bir de hac güzel, mühim bir ibadet olduğundan sevabı kaçmasın diye yasak şeyler de işlemeyecek.

 وَلَا جِدَالَ 

Ve lâ cidâle. “Cidal de yok.” 

Cidal ne demek?

Câdele-yücâdilü-mücâdeleten-ve cidâlen; mufâale bâbından masdar: “Cedel yapmak, çekişmek, mücadele etmek, kavgalaşmak, münakaşa yapmak” mânasına. Yol arkadaşlarıyla, karşılaştığı kimselerle, hizmetçileriyle veyahut arabayı süren insanlarla, devesini kendisine kiralayan veya çadırı kiralayan kimselerle ve sâireyle münasabetlerinde çok dikkatli olacak. Cidal, kavga, gürültü, patırtı cinsinden şeyler olmayacak. Ağırbaşlı bir şekilde, haccın mânasını kavramış, Cenâb-ı Hakk’ın güzel ibadetine başlamış olmanın vakarı içinde haccı yapacak. 

Ve hayır hasenât işleyecek.

يَعْلَمْهُ اللَّهُ وَمَا تَفْعَلُوا مِنْ خَيْر 

Ve mâ tef’alü min hayrin ya’lemhullah.

“Hayır cinsinden işlediğiniz her şeyi Allahu Teâlâ hazretleri bilir.” 

Hacda neler hayır? 

Bir kere;

el-Haccü’l-mebrûr leyse lehû cezâün ille’l-cenneh. “Mebrur, güzel bir hac yaptı mı insan cennetlik olacak!” 

Cennet vaad edilen çok kıymetli bir ibadet. Ama haccın uyduruk kaydırık, eksikli bozuklu, çarık çürük bir şeyi olmaması lazım! Hacc-ı mebrur olursa mükâfatı cennet oluyor. 

Mebrur ne demek?

“İyi, yapılmış bir iyilik” demek. Hacc-ı mebrur da iyi yapılmış hac! Onun için Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’e sormuşlar: 

“Haccın mebrurluğu nasıl sağlanacak?” 

Peygamber Efendimiz bu hususta tavsiyelerde bulunmuş: 

“Hacı tatlı dilli olacak, gönül alıcı olacak, mükrim olacak. kesesinin ağzını açacak, arkadaşlarına ikramda bulunacak. Çevresine ikramda bulunacak. Herkesin hayır duasını alacak. İyilik yapacak…” 

Tabii bunlar başkalarıyla ilgili münasebetlerinde. Tatlı dillilik, güleç yüzlülük, yumuşaklık, uyumluluk; hac arkadaşlarıyla kavga yok, gürültü yok, küfür yok, müstehcen konuşma yok, Allah’ın yasakladığı şeyler yok… Tatlı dilli olacak, kesesinin ağzını açacak; meşrubat ısmarlayacak, yemek ısmarlayacak, arabayı tutuverecek… Buna benzer, başka insanların hayır duasını almak için yapabileceği iyilikler. 

Başka ibadet ve taatler; kişisel olan, şahsî olan, kendisiyle ilgili olan namaz kılmak, Kur’an okumak, tesbih çekmek, bazı günler oruç tutmak gibi neler olursa olsun Cenâb-ı Hak bunların hepsini biliyor. Hacı da bildiğini düşünecek.

 وَمَا تَفْعَلُوا مِنْ خَيْرٍ يَعْلَمْهُ اللَّهُ 

Ve mâ tef’alü min hayrin ya’lemhullah. “Allah hepsini biliyor, görüyor.” diye o şuuru takınacak. 

Allah her zaman her şeyimizi biliyor ama “Ben Cenâb-ı Hakk’ın beni gördüğünü, her yaptığımı bildiğimi düşünmeliyim!” diyerek o mantıkla haccını yapacak. 

وَتَزَوَّدُوا 

Ve tezevvedû. “Ve levazımâtınızı sağlayın!”

Zâd, “yol için insana gerekli olan yiyecek, içecek, giyecek ve malzeme” demektir. 

Tezevvüd, “yol için gerekli levazımâtı, araç ve gereçleri yiyecek, içecek ve sâire almak” demek. 

Biz karayoluyla bir hacca gitmiştik. Seyyar yüznumaraları, çadırları bile almıştık, arabamızın üstüne koymuştuk. Ama kır tecrübemiz olmadığı için dört dane kazık aldık. Kumlara sapladığımız zaman beton gibi, bir parmak gitmiyor. betonun sertliğinden değil, kazığı siz sokamıyorsunuz. Dört tane kazığı soksanız bile bu kazıkların dik olarak durması mümkün olmuyor. Rüzgar yandan vurduğu zaman yelken gibi aşağıya deviriyor. Tepelerinden iplerle uzağa bağlanması lazım. Çadır ipleri ve çadır kazıkları olması lazım. 

Bizim tabii izciliğimiz, seyahat tecrübemiz olmadığı için ondan sonra bütün kardeşlerime bu gibi şeyleri öğrenmesini tavsiye ettim. Hatta zaman zaman beş yıldızlı otellerden de daha ileri olan çok yıldızlı gökyüzü altında çadırlı toplantılar yaptık. Aile eğitim toplantıları, çocuklara izci oymak başlarını tuttuk; dersler versinler, kırda ihtiyaçlarını görmeyi öğrensin çocuklar diye dört duvarın arasında tecrübesiz, bilgisiz bir şehir çocuğu olarak kalmasın diye onları sonradan sağlamaya çalıştık. 

تَزَوَّدُوا 

Tezevvedû “Yol için gerekli hazırlıklarınızı alın!” diyor, Allahu Teâlâ hazretleri emrediyor. Bu kısmın bu emrin sebebi olarak müfessirler diyorlar ki;

“Yemenliler!” 

Yemen, Hicaz’ın güneyinde bir ülke. Oradan kuzeye doğru yürüdükleri zaman; artık 600-700-800 km, İstanbul’dan Kayseri’ye kadar, Adana’ya kadar, Antep’e kadar daha fazla yol yürünerek Hicaz’a geliyorlar. 

Yemenliler hiç yanlarına hazırlık almadan yola çıkarlarmış. Biz Allah’a tevekkül ediyoruz, derlermiş. Yiyecek, içecek almazlarmış. 

Yiyecek içecek almayınca ne oluyor?

Geldikleri zaman hacılardan bekliyorlar. Başkaları kendilerine ikram ederse o zaman yiyecekler, diye dilenme gibi durumlar oluyor. Bu kısım onların hakkında. Öyle yaptıkları için onlara nasihat olarak Allahu Teâlâ hazretleri böyle buyurmuş, diye müfessirler beyan ediyor. 

وَتَزَوَّدُوا 

Ve tezevvedû. “Yol hazırlığı yapın! Kuru yiyeceklerinizi alın yanınıza, gerekli eşyanızı alın! Kimseye yük olmadan yolculuğunuzu yapın!” diye tavsiye ediyor. 

 

Hacda iyilik yapmak var, iyilik yapmak, hayırdua almak var ama yük olmak yok. Zaten tasavvufu tarif ederken büyüklerimizden bir tanesi çok güzel bir söz söylemiş, ben onu çok severim:

Tasavvuf yâr olup bâr olmamaktır

Gül-i gülzâr olup hâr olmamaktır

Yâr olup bâr olmamak ne demek?

Bâr, “yük” demek; bâr-ı gîran, “ağır yük”; Bârgir, “yükü taşıyan”. Bârgîr’i biz “beygir” yapmışız. Yük taşıyan ata beygir diyoruz. 

Tasavvuf yâr olup bâr olmamaktır

Yâr olacaksın, dost olacaksın, ahbap olacaksın, ahbaplık edeceksin ama yük olmayacaksın! Maddî bakımdan yük olmayacaksın, mânevî bakımdan yük olmayacaksın, hizmetlerini yaptırtmaya koşturtmayacaksın. Onun bunun sırtından geçinmeye, beleşçiliğe parazit deniliyor. 

Onun eski adı, Arapça’sı nedir?

Tufeylîlik!

Tufeyl, Türkçe’si “asalak” deniliyor. Mesela bir ağacın üstüne bir başka otun tohumu geliyor, orada yerleşecek bir kabuk aralığı buluyor, kökünü salıyor. O ağacın suyunu emiyor, o ağacın kökünü kurutuyor. Mesela ökseotu. Asalak bitki deniliyor, o ötekisinin sırtından geçiniyor. Toprağa git, toprağa kökünü sal, kendi suyunu kendin al, kendin büyü, öbür ağacı öldürme. Ama işte onun da hikmeti vardır. Çeşitli ibretler var. 

Tasavvufta insan yâr olacak, bâr olmayacak!

iyi arkadaşlık edecek de kimseye yük olmayacak. Ah güzel tasavvuf! Yûnus’un, Mevlânâ’nın tasavvufu, ah eski büyüklerin tasavvufu!.. O olsaydı şimdi, ülkemiz gül gülistan olurdu. Milletçe bütün çektiklerimizi o güzel tasavvufun, o güzel tasavvufî ahlâkın olmayışından çekiyoruz. 

Allahu Teâlâ hazretleri; “Herkes Hazırlığını yapsın!” diyor. 

Yiyeceğini, torbasını alsın, ihtiyaç malzemesini alsın; ondan bundan dilenmesin, kimseye yük olmasın! Bilakis mesela başkasına ikramlarda bulunsun. Öyle sevap kazanır. 

وَمَا تَفْعَلُوا مِنْ خَيْرٍ يَعْلَمْهُ اللَّهُ 

Ve mâ tef’alü min hayrin ya’lemhullâh. “Hurma bile verse Allah onu bilir.”

Bilmekle kalmaz Cenâb-ı Hak, mükâfatını da verir. Hediyesini, ikramını da verir.

Arkasından da duvarlarımıza yazmamız gereken bir ibare geliyor:

 فَإِنَّ خَيْرَ الزَّادِ التَّقْوَى 

Fe inne hayrez zâdit-takvâ. “Çünkü azıkların, yol hazırlıklarının en hayırlısı takvâdır.” 

Birinci cümleyle bunun ilişkisini düşünecek olursak ne var: 

“Müttakî insan olun, Allah’tan korkun, sakının! Onun bunun sırtından nasıl olsa geçiniriz diye düşünmeyin! Öyle takvâ ehli olun da kendi yol hazırlığınızı yapın! Yoksa onun bunun sırtından geçinirim diye kötü niyetli, fikirli olursanız takvâ ehli olmazsanız. O zaman kıymeti olmaz.” gibi bir mâna çıkıyor. Daha başka ince mânalar da var. 

Biz hepimiz âhiret yolcusuyuz. 

Âhiret yolunun da en önemli gereç, araç, zâd ve levazımâtı nedir? 

Takvâdır. Bir müslüman, takvâ ehli olursa dünyasını âhiretini kurtarır, cennete gider. Takvâsız olursa her şeyi kaybeder. Takvâ çok önemli. Onun için burada o belirtiliyor:

“En hayırlı levazımât, yol araç gereci, en hayırlı azık takvâdır. Takvânızı takının, kimseye yük olmayı düşünmeyin, yol hazırlıklarınızı yapın!” deniliyor. 

Takvânın da yiyecek, içecek cinsinden olmayıp mânevî bir şey olması ayrıca önemli. Çünkü biz dünyada mânevî bir yolculuk hâlindeyiz. Bu dünya bir imtihandır, bu dünyada biz bir yolcuyuz. Bir yerden geldik, gidiyoruz, âhirete gidiyoruz. Burada bize takvâ lazım! Her işimizi müttakî kul olarak yapmalıyız. Karşımıza o çıkıyor. 

وَاتَّقُونِ يَاأُولِي الْأَلْبَابِ 

Vettekûni yâ uli’l-elbâb. 

Vettekûni, vettekûnî’nin kısaltılmışı. Böyle kısaltmalar her dilde oluyor. Allahu Teâlâ hazretleri; “Benden sakının!” buyuruyor. “Benden sakının ey insanlar, ey kullarım, benden sakının!” demiş oluyor. 

Hitap kime?

 يَاأُولِي الْأَلْبَابِ 

Yâ ulil-elbâb. “Yâ!” nidâ edatı, seslenme sözcüğü. Biz Türkçe’de “Ey!” diyoruz. Arapça’da da “Ey!” var aynı zamanda.

 أُولِي 

Ulî, “sahipleri” mânasına bir kelime. Öteki kelimeyle tamlama teşkil ediyor. 

Uli’l-elbâb; “lüb sahipleri, elbâb sahipleri” demek oluyor. 

Ulî’nin tekili nedir?

Sahibi diye kısa bir kişi için söyleyeceksek; erkekse zû deriz. Zü, zâ, zî; cümledeki yerine göre olabiliyor. Zi’sini tanıyoruz. Mesela zîşân dersek “şan sahibi, şanlı” demek. Zîkıymet dersek, “kıymet sahibi, kıymetli” demek. 

Kadın olursa ne deniliyor?

Zâti deniliyor. Kadına zî denmiyor, o erkek için kullanılan bir kelime. Zâti, “sahibi” demek. Mesela zâti şevketin, “şevket sahibi bir kadın”. Zâti ilmin, “ilim sahibi bir kadın”. 

Bizim ayrıca “Şu muhterem zât…” filan diye kullandığımız zât var, o ayrı. Bu sahip mânasına gelen, kendinden sonraki gelen isimle tamlama yapan bir kelime. 

Zû ve zâti, çoğulu ulî geliyor. Çoğulu, tekil kelimelerle hiç ilgisi olmayan bir şekilde geliyor. Özel bir kelime, “sahipleri” demek. Ulî ve ulû iki şekilde gelir. 

Ne zaman ulî gelir, ne zaman ulû gelir?

U’su da kısa, vav olduğu halde kısa! Teferruatlı bilgi veren Kur’ân-ı Kerîmlerde de kısa olduğunu belirten işaret yazılır. Çünkü elif var; ûlî okunmasın, ulî okunsun diye kısaltma yazısı konulmuştur. 

Ulî niye burada ye ile geldi? 

Çünkü yâ var. Yâ gelince muzaf ve muzâfun ileyhte, tamlamada birinci kelime üstünlü olacak. Bu mansub hâli ulî olduğundan ulî’l-elbâb deniliyor.

وَاتَّقُونِ يَاأُولِي الْأَلْبَابِ 

Vettekûni yâ uli’l-elbâb. “Ey elbâb sahipleri!”

Elbâb da “lüb” kelimesinin çoğulu. 

Lüb ne demek? 

“Yürek, gönül, akıl” demek.

“Ey gönül sahipleri, ey akıl sahipleri! Benden korkun, sakının!” denmiş oluyor. 

Demek ki akıllılığın şânı, insanın aklının fikrinin kâmil olmasının sonucu, Allah’tan korkmaktır. İnsan Allah’tan korkmuyor: pervâsız, günahkâr, zalim, fâsık, fâcir, şeytanlaşmış bir kimse. Demek ki akılsız! Aklı olsaydı, kendisini âhirette mahvedecek olan işleri yapmazdı. Yaptığına göre aklı yok! “Ey akıl sahipleri, aklınız varsa benden korkun!” demek. Aklı olan Allah’tan korkar. Çünkü yeri göğü yaratan, yerin göğün, ins ü cinnin sahibi, bizim de yaratanımız!

İnsan yaratanına karşı gelir mi?

Gelmez. 

Ne zaman gelmez?

Akıllıysa gelmez. Akıllı, imanlı, tertemiz akıllıysa! Akıl var ama herkesin aklı var. Şimdi kimse “Ben akılsızım.” demiyor. Hatta delilere bile deli olduğunu doktorlar kabul ettiremiyormuş. Gel hastaneye gidelim, dediği zaman çoğu kere deliler; “Yahu benim bir şeyim yok, gitmem.” diyormuş, hastalığını kabul etmiyormuş. Akıllı olsa hastalığını kabul edecek. Bende bir anormallik var diyecek. Hastaneye gideyim de doktorlar ilaç versin, diyecek. Ama kabul etmezmiş. 

Akıllılık alâmeti kusurunu bilmektir, anlamaktır, Allah’tan korkmaktır. Aklın alameti kendisini tehlikeden korumaktır. O adam kendisini tehlikeden korumuyor. 

Ne yapıyor? 

Allah’ın gazabını çekecek işler yapıyor. 

Allah’ın gazabı nasıl tecelli eder? 

Çok çeşitli şekillerde tecelli eder. Bazen kafasına yıldırım düşürür. Bakarsın adamı, azılı kâfiri yıldırım çarpmış. Bazen de Firavun’a mühlet verdiği gibi mühlet verir. Mühlet verir verir, ondan sonra suda gark eder. Bazen Nemrud gibi mühlet verir, ondan sonra helâk eder. Bir mühlet, zaman tanıması, mühlet vermesi aldatmasın!

“Ben günah işliyorum da Allah beni cezalandırmıyor.” 

Bekle, sen cezalandırmıyor sanıyorsun ama gelecek. Cezası gelecek. İnanmayan tabii gelmiyor sanıyor. Ama sonra burnundan Allah fitil fitil getiriyor. Aklı varsa bir insanın Allah’tan korkması lazım! 

Lübbün, “bir şeyin özü” demek. 

Mesela bir meyvenin ve sâirenin özü. Kabuğunu kırdığın zaman içinden çıkan özü. Ona lüb derler. İnsanın da insan olarak kıymeti kalıbında değildir. İçindeki, gönlündeki, aklındaki fikrindeki meziyetlerdendir. Pehlivan gibi olsa tuttuğu zaman demiri bükecek gibi olsa vurduğu zaman kapıyı kıracak gibi olsa; ama aklı olmasa, içi olmayan çekirdek gibi oluyor. İçi bozulmuş çekirdek gibi oluyor. Onun için akla, temiz akla lüb denmiş. İç, öz.

“Ey kafasında beyni olan, özü olan insanlar! Benden korkun!” diye Cenâb-ı Hak emir buyuruyor, tavsiye buyuruyor. Allahu Teâlâ bizi akl-ı selîm sahibi eylesin. 

Tabii herkesin bir çeşit aklı var ama bazısının aklı çok yanlış çalışıyor. Yok demek: var ama yok sayılır. Bazısının aklı son derece hatalı sonuçlara götürüyor, hatalı işler yaptırıyor. Demek ki yanlış. 

Bazen insanların akılları ters çalışır. Doğru çalışması için aklın kuvvetli bir eğitimi olması lazım! Kuvvetli bir eğitim! Mesela ben dış ülkelerde gezdiğim zaman dikkat ediyorum, görüyorum: Bu ülkelerde aydın kimsenin gerçeği bulması için kanıtlaması için bulduğu zaman da kabul etmesi için çok güzel temel veriyorlar. Siz ona İslâm’ı anlatıyorsunuz; düşünüyor, kararını veriyor. Tamam, haklısınız, diyor, müslüman oluyor. Ama eğer bir akıl terbiyesi, mantık terbiyesi veyahut düşünme terbiyesi, fikir terbiyesi, güzel düşünme öğretilmemişse anlatıyorsun anlatıyorsun, yine ters sonuç çıkartıyor. Gerekeni yapmıyor. 

Demek ki herkeste birazcık akıl emaresi var ama hastalıklı olunca işe yaramıyor. Salim olması, tam olması, tertemiz olması lazım! İşte öyle olanlara, içinde özü, cevheri var, içi boş değil mânasına uli’l-elbâb deniliyor. “Öz, cevher sahibi, temiz akıl sahibi, mantık, muhakeme sahibi, fikir sahibi bilge insan” demek. 

Allahu Teâlâ hazretleri hepimizin aklını akl-ı selîm eylesin. Hepimizi uli’l-elbâbdan eylesin. Gönlü olan, hâl ehli olan insanlardan eylesin. Kendisini münevver sanıp da cahillerin en cahili olmaktan; doğru yapıyorum sanıp da yanlışların en kötüsünü yapmaktan; ben biliyorum deyip de en cahil kalmaktan cümleyi korusun. Şaşıranlara da Cenâb-ı Hak doğru yolu ihsan eylesin. 

Allah hepinizden razı olsun. Razı olduğu kul olarak yaşayıp huzuruna sevdiği kul olarak varmanızı nasip eylesin. Cennetiyle cemâliyle cümlenizi müşerref eylesin. 

es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh!

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
001.Kur an-ı Kerim in Faziletleri
19.09.202434 dk 51 sn
002.Kur an-ı Kerim Tefsirine Giriş
26.09.202450 dk 30 sn
003.Besmele Hakkında
03.10.202450 dk 39 sn
004.Euzü Besmele
10.10.202428 dk 36 sn
005.Fatiha (1 - 2) Hamd ve Senâ
17.10.202450 dk 54 sn
006.Fatiha (3) Allah Rahmân ve Rahîm dir
24.10.202440 dk 4 sn
007.Fatiha (4) Hesap ve Cezâ Gününün Sahibi
31.10.202445 dk 20 sn
008.Fatiha (5 - 7) Kulun Rabbinden İstedikleri
07.11.202453 dk 17 sn
009.Bakara Suresine Giriş
14.11.202431 dk 25 sn
010.Bakara (1) Hurûf-u Mukattaa
21.11.202430 dk 37 sn
011.Bakara (2) Kur an-ı Kerim Hidâyettir
28.11.202450 dk 59 sn
012.Bakara (3) Müttakîlerin Vasıfları
05.12.202448 dk 35 sn
013.Bakara (4 - 5) Ehl-i Kitaptan Müslüman Olanlar
12.12.202445 dk 56 sn
014.Bakara (6 - 7) Bile Bile Hakkı İnkâr Edenlerin Durumu
12.06.202546 dk 23 sn
015.Bakara (8 - 10) Münafıkların Halleri
19.06.202533 dk 34 sn
016.Bakara (11 - 13) Münafıkların Fesad Çıkartmaları
03.07.202550 dk 9 sn
017.Bakara (14 - 22) Münafıkların Şaşkınlıkları
10.07.202549 dk 5 sn
018.Bakara (23 - 24) Kur’an-ı Kerim’in Emsalsiz Oluşu
17.07.202557 dk 3 sn
019.Bakara (25) İman Eden ve Salih Amel İşleyenler
24.07.202539 dk 38 sn
020.Bakara (26 - 27) Kur’an-ı Kerim’deki Misaller
31.07.202556 dk 17 sn
021.Bakara (28 - 29) Allah’ı Nasıl İnkâr Edersiniz?
14.08.202546 dk 3 sn
022.Bakara (30) İnsanın Yaratılması ve Melekler
21.08.202546 dk 16 sn
023.Bakara (31 - 33) Adem As’ın Meleklerden Üstün Kılınması
28.08.202536 dk 57 sn
024.Bakara (34) Şeytanın Hz. Adem’e Secde Etmemesi
04.09.202528 dk 18 sn
025.Bakara (35 - 36) Adem As’ın Cennete Girmesi ve Çıkması
11.09.202535 dk 13 sn
026.Bakara (37 - 39) Hz. Adem’in Tevbesinin Kabul Edilmesi
25.09.202532 dk 14 sn
027.Bakara (40 - 43) Ey İsrâiloğulları
24.11.202251 dk 27 sn
028.Bakara (44 - 46) Bildiği ile Amel Etmemek
02.10.202552 dk 39 sn
029.Bakara (47 - 48) Öyle Bir Günden Sakının Ki...
09.10.202541 dk
030.Bakara (49 - 50) İsrâiloğulları’nın Firavun’un Zulmünden Kurtarılması
16.10.202549 dk 12 sn
031.Bakara (51 - 54) Tur-u Sinâ’da Mûsâ As’a Kitap Verilmesi
23.10.202558 dk 47 sn
032.Bakara (55 - 57) İsrâiloğulları’nın “Allah’ı Görmedikçe İnanmayız!” Demeleri...
30.10.202550 dk 40 sn
033.Bakara (58 - 60) İsrailoğulları’nın Bir Şehre Girmeleri
06.11.202539 dk 37 sn
034.Bakara (61) İsrailoğulları’nın Çeşitli Yiyecekler İstemeleri
13.11.202542 dk 15 sn
035.Bakara (62) İman Edenlere Mükafatlar
20.11.202555 dk 6 sn
036.Bakara (63 - 66) Allah’a Karşı Gelmekten Sakının!
27.11.202545 dk 16 sn
037.Bakara (67 - 73) İsrâiloğulları’na Bir Sığır Kesmelerinin Emredilmesi
04.12.202545 dk 2 sn
038.Bakara (74 - 77) İsrailoğulları’nın Kalplerinin Taştan Katı Olması
24.02.202348 dk 36 sn
039.Bakara (78 - 82) Tevrat’ı Değiştirenlere Veyl Olsun!
11.12.202546 dk 28 sn
040.Bakara (83) İsrâiloğulları’na Verilen Görevler
18.12.202555 dk 40 sn
041.Bakara (84 - 86) Kitabın Bir Kısmına İnanmıyor Musunuz?
01.01.202638 dk 58 sn
042.Bakara (87 - 88) Yahudilerin Peygamberlere Karşı Gelmeleri
08.01.202640 dk 48 sn
043.Bakara (89) Bekledikleri Peygamberi İnkâr Etmeleri
22.01.202638 dk
044.Bakara (90) Yahudilerin Küfrü Tercih Etmeleri
10.12.201942 dk 19 sn
045.Bakara (91 - 96) Yalnız Bize İndirilene İnanırız Demeleri
29.01.202647 dk 31 sn
046.Bakara (97 - 98) Yahudilerin Cebrâil As’a Düşmanlığı
05.02.202646 dk
047.Bakara (99 - 101) Fâsıklar İman Etmezler
12.02.202633 dk 42 sn
048.Bakara (101 - 103) Yahudilerin Şeytana ve Sihre Uymaları
15.06.202345 dk 45 sn
049.Bakara (104 - 105) Yahudilerin Müslümanlarla Alay Etmeleri
02.04.202643 dk 12 sn
050.Bakara (106 - 107) Bazı Ayetlerin Neshedilmesi
09.04.202644 dk 17 sn
051.Bakara (108) Yahudilerin Peygamber Sas’den İstekleri
16.04.202633 dk 28 sn
052.Bakara (109 - 110) Ehl-i Kitabın Müslümanları Küfre Döndermek İstemesi
23.04.202642 dk 50 sn
053.Bakara (111 - 112) Ancak Mü’minler Cennete Girecek
30.04.202632 dk 33 sn
054.Bakara (113) Yahudilerle Necran Heyetinin Tartışmaları
13.08.202049 dk 48 sn
055.Bakara (114 - 115) Mescidlerde Allah’ın Zikrine Engel Olmak
07.05.202651 dk 9 sn
056.Bakara (116 - 117) Allah’a Oğul İsnad Edenler
14.05.202646 dk 45 sn
057.Bakara (118 - 119) Bilmeyenlerin Allah Bizimle Konuşsa Demeleri
21.05.202640 dk 40 sn
058.Bakara (120 - 121) Yahudiler ve Hristiyanlar Senden Asla Memnun Olmayacaktır
04.06.202646 dk 15 sn
059.Bakara (122 - 123) İsrâiloğulları’na Verilen Nimetler
11.06.202631 dk 33 sn
060.Bakara (124) İbrâhim As’ın İmtihan Edilmesi
17.09.202054 dk 56 sn
061.Bakara (125) Kâbe’nin Şerefi
18.06.202642 dk 42 sn
062.Bakara (126) İbrâhim As’ın Mekke İçin Duası
02.07.202644 dk 40 sn
063.Bakara (127 - 128) İbrâhim As ve İsmâil As’ın Kâbe’yi Yapmaları
09.07.202637 dk 18 sn
064.Bakara (129) Yâ Rabbi, Onlara İçlerinden Bir Peygamber Gönder!
16.07.202646 dk 57 sn
065.Bakara (130 - 132) İbrâhim As’ın Dininden Yüz Çevirenler
23.07.202654 dk 35 sn
066 Bakara (133 - 134) Ya’kub As’ın Oğullarına Vasiyeti
30.07.202635 dk 11 sn
067.Bakara (135) İbrâhim As’ın Dinine Gelin!
06.08.202639 dk 46 sn
068.Bakara (136 - 138) İslâm Bütün İnsanları Kucaklar
07.12.202333 dk 6 sn
069.Bakara (139 - 141) Doğru Yol Rasûlüllah’ın Yolu
13.08.202624 dk 36 sn
070.Bakara (142) Allah Dilediğine Hidayet Eder
20.08.202637 dk 28 sn
071.Bakara (143) Ümmet-i Muhammed’in Şerefi
28.12.202349 dk 58 sn
072.Bakara (144 - 147) Kıblenin Kâbe’ye Çevrilmesi
27.08.202637 dk 42 sn
073.Bakara (148 - 150) Yüzünüzü Mescid-i Haram’a Çevirin!
03.09.202632 dk 40 sn
074.Bakara (151 - 152) Beni Zikredin, Ben de Sizi Zikredeyim!
10.09.202640 dk 37 sn
075.Bakara (153 - 154) Sabır ve Namazla Allah’tan Yardım İsteyin!
17.09.202631 dk 57 sn
076.Bakara (155 - 157) Belâlara Sabretmenin Karşılığı
24.09.202647 dk 46 sn
077.Bakara (158) Safâ ile Merve
01.10.202646 dk 45 sn
078.Bakara (159 - 162) Hakkı Söylememek, Susmak
08.10.202650 dk 6 sn
079.Bakara (163 - 164) Allah’ın Varlığı ve Birliği
15.10.202647 dk 48 sn
080.Bakara (165 - 167) Mü’minlerin Allah Sevgisi
22.10.202645 dk 51 sn
081.Bakara (168 - 171) Şeytanın Peşinden Gitmeyin
29.10.202651 dk 56 sn
082.Bakara (172 - 173) Helâl ve Haram Rızıklar
25.04.202439 dk 50 sn
083.Bakara (174 - 176) Ayetleri Saklayanların Cezası
18.03.202127 dk 25 sn
084.Bakara (177) Asıl İyilik
01.04.202161 dk 39 sn
085.Bakara (178 - 179) Kim Haddi Aşarsa...
16.05.202429 dk
086.Bakara (180 - 182) Vasiyet Etmek
16.05.202437 dk 13 sn
087.Bakara (183 - 184) Orucun Farz Kılınması
23.05.202440 dk 15 sn
088.Bakara (185) Ramazan Orucu
08.04.202150 dk 11 sn
089.Bakara (186) Allah-u Teàlâ Duaları Kabul Eder
20.06.202455 dk 12 sn
090.Bakara (187) Oruçla İlgili Hükümler
27.06.202466 dk 50 sn
091.Bakara (188) Haksızlıkla Başkasının Malını Yemeyin!
04.07.202444 dk 3 sn
092.Bakara (189) Ay’ın Durumları
11.07.202433 dk 41 sn
093.Bakara (190 - 192) Allah Aşırılığa Sapanları Sevmez
03.06.202150 dk 37 sn
094.Bakara (193 - 195) Kendi Ellerinizle Kendinizi Tehlikeye Atmayın
10.12.201955 dk 44 sn
095.Bakara (196) Haccı ve Umreyi Tamamlayın!
06.06.202457 dk 48 sn
097.Bakara (198 - 199) Hacda Ticaret ve Zikir
10.12.201944 dk 22 sn
098.Bakara (200 - 202) Dünyada da, Ahirette de İyilik
18.07.202443 dk 23 sn
099.Bakara (204 - 207) Münafıkları İyi Tanıyın!
25.07.202448 dk 21 sn
100.Bakara (208 - 210) Topluca İslâm’a Girin!
01.08.202441 dk 50 sn
101.Bakara (210 - 212) Dünya Hayatı ve Kâfirler
08.08.202445 dk 19 sn
102.Bakara (213) Ümmet-i Muhammed ve Diğer Ümmetler
15.08.202454 dk 4 sn
103.Bakara (214) Belâlar ve Allah’ın Yardımı
22.08.202440 dk 19 sn
104.Bakara (215 - 216) Allah Yolunda Harcamak
29.08.202442 dk 1 sn
105.Bakara (217 - 218) Fitne Katilden Daha Kötüdür
07.07.202233 dk 53 sn
106.Bakara (219-220) İçki ve Kumar
05.09.202432 dk 11 sn
107.Bakara (221) Müşriklerle Evlenmeyin!
12.09.202438 dk 28 sn
108.Bakara (222 - 223)
10.12.201947 dk 5 sn
Ali İmran (92) Furkan (74) İnfak, Gıpta Edilecek Kimseler, Sadaka Vermek
29.05.202514 dk 54 sn
Ali İmran 98 - 101 - Hristiyanların Allahın Ayetlerine Tutumları
01.05.202528 dk 30 sn
Bakara (104) Rahman (1- 4) Kuranı Öğrenmek, Kıymet Bilmek
10.04.202519 dk 2 sn
Bakara (146) Hicr (2 -3) Doğru İnancın Önemi
24.04.202519 dk 44 sn
Hac (73 - 76) Mü’minun (14) İnsanın Yaratılışı Süreci
22.05.202537 dk 38 sn
İnsan (1 - 31) Dünya Sevgisi
15.05.202525 dk 40 sn
Rahman (5 -13) Her Şeyin Dengeli Olması ve Her Varlığın Secde Etmesi
17.04.202525 dk 25 sn
Tekvir (1-14) Kıyamet Günü Alametleri, Mahşer Anı, Pişmanlıklar
05.02.202531 dk 11 sn
AKRA