İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0507:3808:2312:5315:3817:5719:25
Kabe

052.Bakara (109 - 110) Ehl-i Kitabın Müslümanları Küfre Döndermek İstemesi

052.Bakara (109 - 110) Ehl-i Kitabın Müslümanları Küfre Döndermek İstemesi
Tefsir Sohbetleri

052.Bakara (109 - 110) Ehl-i Kitabın Müslümanları Küfre Döndermek İstemesi

23.04.2026
42 dk 50 sn

es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh!

Allah'ın selamı rahmeti bereketi üzerinize olsun.

Sohbetimizin konusu olan âyet-i kerîmeler Bakara Sûre-i Şerîfesi'nin 109 ve 110. âyet-i kerîmeleri.

109. âyet-i kerîme:

Bismillâhirrahmânirrahîm

Vedde kesîrun min ehli'l-kitâbi lev yeruddûneküm min ba'di îmâniküm küffâren haseden min indi enfüsihim min ba'di mâ tebeyyene lehümü'l-hakku fa'fû vasfahû hattâ ye'tiyallâhu bi-emrihî innallâhe alâ külli şey'in kadîrün.

110. âyet-i kerîme;

Ve ekîmu's-salâte ve âtü'z-zekâte ve mâ tukaddimû li-enfüsiküm min hayrin tecidûhü indallâhi innallâhe bimâ ta'melûne basîrün.

Sadakallâhü'l-azîm.

Ehl-i Kitab: Kendilerine daha önceden peygamber gönderilmiş ve o peygamberlere de Allah'ın kelamı olan mübarek, ilâhî kitaplar vahyedilmiş olan milletler. Birisi Musa aleyhisselam'a inen Tevrat ve ona tâbi olan yahudiler. Ötekisi İsa aleyhisselam'a inen İncil ve İsa aleyhisselam'a, İncil'e tâbi olan nasraniler, hristiyanlar. "Ehl-i Kitab" deyince Kur'ân-ı Kerîm'in ifadesinde yahudiler ve nasraniler anlaşılıyor.

Bu tabirle Cenâb-ı Hak bildirmiş oluyor ki;

"Evet, ben onlara peygamber göndermiştim. O peygamberlere kitap indirmiştim. Ama onlar ondan sonra durumlarını değiştirdiler. Kitaplar tahrifata uğradı, asılları kayboldu. Ama başlangıçta kendilerine peygamber gönderilen, kitap indirilen kimseler idiler."

Onun için Kur'ân-ı Kerîm onlara bir ayrıcalık tanır. Yahudilerin ve nasranilerin, hristiyanların bunlardan memnun olması lazım. Çünkü Cenâb-ı Hak Teâlâ hazretleri onların kökeninin doğru olmasından dolayı onları müşriklerle bir tutmuyor. Onlara; "Sizin kökeniniz doğru idi, siz bu işleri bilirsiniz. Onun için hata etmeyin, müşriklerin durumuna düşmeyin!" gibi kendilerine bir özel durum verilmiş.

Ehl-i Kitab hakkında, onların duyguları hakkında Allahu Teâlâ hazretleri buyuruyor ki;

Vedde kesîrun min ehli'l-kitâbi.

Min; Bazıları olduğunu gösteren bir kelime.

"Yahudi ve nasranilerin bazıları, onlardan bir kısmı, hepsi değil ama çoğu…"

Vedde kesîrun min ehli'l-kitâbi. "Ehl-i Kitabdan olanların çoğu, sevdiler, istediler, arzu ettiler."

Vedde, yeveddü, vüd; Arapça'da hub ehabbbe-yuhibbu-muhabbet gibi "sevmek" mânasına gelen bir kelime.

"İstediler, böyle bir şey olmasını sevdiler."

Ehl-i Kitab neyi istedi, neyi sevdiler neyi arzu ettiler?

Lev yeruddûneküm. "Keşke sizi geriye çevirebilseler, geri hâle itebilseler, geriye götürebilseler."

Min ba'di îmâniküm küffâren. "İmanınızdan sonra keşke bu imandan sizi vazgeçirip geri hâle götürebilseler; kâfirler hâline getirebilseler!"

Kâfirler olarak, imanınızdan sonra sizi kâfirler hâline döndürebilseler diye bunu arzu ettiler temenni ettiler."

Neden?

Haseden min indi enfusihim. "Kendi içlerinden doğan bir kıskançlıktan dolayı!"

Keşke bunları imanlarından ayırabilsek keşke onları kâfirler hâline getirebilsek diye şiddetli arzu, istek duydular.

Min ba'di mâ tebeyyene lehümü'l-hakku. "Bu konudaki gerçek kendilerine apaçık göründüğü hâlde."

İslâm'ın hak din olduğunu, kendilerine gönderilenler gibi Allah tarafından gönderilmiş olduğunu ve Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in, Musa aleyhisselam gibi, İsa aleyhisselam gibi Allah'ın hak peygamberi olduğunu kesin olarak apaçık anladıktan sonra, anladıkları hâlde, anlamalarına rağmen içlerinden kaynaklanan bir kıskançlık duygusuyla keşke sizi imandan sonda kâfirler hâline getirebilsek diye sizi döndürmeyi, Ehl-i Kitabtan büyük bir kısmı arzu etti!

"Etti, istediler…" mâzî siygası.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz zamanında böyle olmuş.

Şimdi olmuyor mu?

Şimdi de oluyor!

Peygamber Efendimiz'in zamanında kimler böyle düşünmüşler? Bu duyguların içine kimler girmişler?

İki rivayet var: Bir rivayete göre yahudi ileri gelenlerinden, rüesâsından, önderlerinden, Huyey b. Ahtâb ve Ebû Yâsir b. Ahtab isimli aynı babanın iki evlâdı.

Min eşeddi'l yehûd li'l-Arab. Bunlar yahudilerin, Araplar'a karşı en şiddetli, kızgın en düşman olanlarıymış. Bunlar bunu istemişler.

Neden?

Çünkü Cenâb-ı Hak kendi içlerinden bir peygamber göndererek Araplar'ı lütfuna erdirdi diye insanları ona olmaktan döndürmeye, onun etrafından çekip kâfirler hâline, müşrikler hâline getirmeye gayret etmişler.

Hâlbuki kendileri biliyorlar ki âlemleri yaratan Allah! Taşlar, taştan yapılmış putlar veyahut ağaçlar veya insanların yanlış olarak tapındığı bütün varlıklar, Allah'ın yarattığıdır, yarattığı mahlûklardır. Bunu kendilerine Musa aleyhisselam söylemiştir. Firavun'un tanrı olmadığını biliyorlardı. Buzağıya tapılmaması gerektiğini kendi tarihlerinden biliyorlardı.

Binâenaleyh Araplar'ın eski, cahiliye devrinde taptıkları putlara tapmamalarını da "Bak bunlar taşa, ağaca tapıyorlardı. Şimdi âlemleri yaratan Allah'a tapmaya döndüler!" diye aslında memnunlukla karşılamaları lazım. Aslında yahudilikleri samimi olsa Musa aleyhisselam'ın getirdiği safiyette, getirdiği zamandaki safiyette olsa memnun olmaları lazım: "Bak, taşa ağaca puta tapmıyorlar, âlemlerin rabbine kulluk etmeye çalışıyorlar…"

Ben bir kere Buda heykelinin önünde secde edip saygı gösteren bir kimse gördüm! Tüylerim diken diken oldu! Çok ürktüm, çok korktum, çok iğrendim! Çünkü yapılmış bir heykele tapınıyor. Önüne tabaklar içinde elmalar, meyveler koymuşlar.

Ne oluyor bunlar?

"İşte bunu yiyecek…"

Bu yanlış!

Bu yanlışlığın düzelmesinden memnun olması lazım. Ama memnun olmuyor. Tekrar kâfirler hâline gelmelerini istiyorlar. Bu çok önemli bir nokta! Hem Allah'ın kulu olduğunu kendin bil, Allah'ın peygamber gönderdiğini, kitap indirdiğini sen bil hem de sonra insanları bu doğru inanca gelmekten çevirmeye çalış, memnun olma! Kâfirler hâline getirmeye çalış! Bu son derece ters bir şey! Allah namına hareket edip küfre hizmet etmek, kâfir sayısını arttırmaya çalışmak, mü'minleri yoldan kaydırmaya çalışmak! Çok sapık bir dinî duygu. Ruhsal bir hastalık!

Böyle olduğu için!

Hiç olmazsa âlemleri yaratan Cenâb-ı Hakk'a ibadet ediyorlar diye müşriklerden üstün tutmaları lazım. Peygamber Efendimiz'in etrafındaki ashâbı ve Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz, İranlılar ile o zamanki Sâsânîler ateşperestler, ateş tapınakları olup da ateşe tapınanlar -mecusi deniliyor- ile Bizanslılar savaş ettiği, harp ettikleri zaman mü'minler İranlılara karşı Bizanslılar'ı tutuyorlardı. İkisi Araplar'ın kuzeyinde, Araplar'dan ayrı iki millet. Ehl-i Kitab diye! Ne de olsa Hz. İsa aleyhisselam'a inanan insanlar, diye Bizans'ı tutuyorlardı. Ateşe tapıyorlar, ötekiler müşrik diye onlara karşılardı.

Mekkeli müşrikler de müşrik olduklarından, İslâm'a düşmanlıklarından İran'ı tutuyorlardı. Tabii bir taraflaşma, cepheleşme. Onlar müşrikleri tutuyorlardı. Ve Ehl-i Kitab olan Bizanslılar'a düşmanlık besliyorlardı. Ters bir şey!

Şimdi müslümanlar ne kadar [farklı]!

Hristiyan Hiristos veyahut Hrist "Hz. İsa" demek oluyor. "Hristiyan" onların dillerinde "Hz. İsa'ya bağlı olanlar, İsevî" demek. Biz "nasrani" diyoruz, "İsevî" diyoruz. Ama dilimizde "hristiyan" sözü galebe çalmış. Bence "nasrani" demek daha uygun. İyilerine de İsevî demek lazım. Ötekilere, Hz. Musa'ya tâbi olanların iyilerine de Musevî demek lazım. [Sapanlarına] yahudi demek lazım.

Müslümanların duyguları temiz ve sağlam. Allah'a inanan tarafı tutuyor. Şirki tutmuyor. Demek ki temelde doğru inancı seviyor. Ama onlar öyle değil! Düşmanlıklarından kendilerine bile ters düşen tarafı tutuyorlar. Bu çok ilginç bir şey!

Bunu neden yapıyorlar?

Hasetlerinden!

Niye haset ediyorsun, Cenâb-ı Hakk'ın verdiğinden dolayı niye haset ediyorsun?

Bir kere müslümanlar, müslüman olmayanlara ne diyor?

"Kardeşim, müslüman ol, bizden bir kimse olursun."

Bütün İslâm savaşlarında İslâm mücahitleri müşriklerle savaşırken önce diyorlar ki;

"Müslüman ol, bizden birisi ol, bizler gibi ol; selamette ol." Başka bir şey demiyor. "İmana gel, yanlış inancı bırak!" diyor.

"Gelmiyorum."

"Gelmiyorsan tamam kendi Hristiyanlığında Yahudiliğinde kal ama yönetim sende olmasın. Çünkü sen bozuk inançla doğru iş yapamazsın. Bizim idaremizde ol, bize vergi ver!" diyorlar.

"Onu da yapmayacağım."

"O zaman hakkın galebesi için biz de sizinle mücadele ederiz." diyorlar.

Her şey çok sağlam bir mantığa, çok halis bir niyete oturmuş. Bunlarda ise ters: Allah'ın mü'min kullarını imandan koparıp kâfir yapmak istiyorlar.

Neden?

Hasetten!

Niye haset ediyorsun?

Onlar fakir, sen zenginsin. Onlar bir hurmaya muhtaç, senin hurma tarlaların var. Allah sana daha çok vermiş.

Ne haset ediyorsun?

Sen de imana gel, sen de iyi bir insan ol. Ama insanların bu çarpık duygularını anlamak mümkün değil. Mü'minleri kâfir hâline getirmek istiyorlar.

Vedde. "İstediler, istedi."

Yeveddü. "İsterler." denmiyor. Vedde. "İstediler."

Demek ki Peygamber Efendimiz'in zamanındakiler böyle bir şeyi şiddetle düşünmüşler. Evet, bu iki şiddetli yahudi reisi bu hususta bir hayli faaliyetlerde bulunmuş.

Kâb b. Eşref diye de bir yahudi var. Aynı zamanda şair, aynı zamanda bir yahudi kabilesinin de başkanı. O da sözü güzel söyleyebilen şair bir kimse olduğu için Peygamber Efendimiz'i hicvedermiş. Şiirleriyle, ağır sözlerle hakaretâmiz sözlerle [tahrik edermiş]. Ondan sonda da müslümanları Peygamber Efendimiz'den koparmaya çalışırlarmış. Cenâb-ı Hak hepsinin işlediklerinin o zaman dünyada da cezalarını verdi.

Yeri gelince onların maceralarını geniş geniş anlatırız.

Bunları neden yaptılar?

Min ba'di mâ tebeyyene lehümü'l-hakku. "Gerçek anlaşıldıktan sonra hasetlerinden yaptılar."

Gerçeği nasıl anladılar?

İncelediler baktılar. Durumlarını, hâllerini incelediler. Gözleriyle gördüler. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in mucizelerini gördüler.

Ümmî bir peygamber olduğu, herhangi bir tahsil görmemiş olduğu hâlde kendi kitaplarını, kendi dinlerinin kökenini, aslını çok daha iyi bilip söylemesinden anladılar. Günlük hayatta gösterdiği mucizelerden, kendilerini ziyarete gelenlerin söylediği sözlerin doğrusunu eğrisini anlamasından gördüler.

"Sen şimdi yalan söyledin, şöyle düşünüyorsun…" filan diye bu hususta çok çeşitli [mucizeleri] var.

O kadar kesin olarak biliyorlardı ki evlatlarını tanır gibi biliyorlardı! Nasıl, "Bu benim evladım." diye tereddüt etmeden bilirse o kadar kesin biliyorlardı. İslâm'ın hak din olduğunu anlamışlardı.

Hatta müşrikler bile anlamışlardı. Peygamber Efendimiz'in bedduasından korkarlardı. Başlarına bir felaket gelmesinden korkarlardı. Kendi aralarında bir şey konuştukları zaman Peygamber Efendimiz'e Allah'ın bildirmesinden, o gizli şeyi açıklamasından korkarlardı. Çünkü başlarına çok gelmişti.

İnşaallah ilerideki fırsatlar değerlenirse bir de Peygamber Efendimiz'in hayatını sahih, sağlam, ana kaynaklardan hayatını anlatan bir ders, bir sohbet açmamız lazım ki bu muhteşem olaylar günü gününe taze taze, günlük günlük iman manzaralarını, Peygamber Efendimiz'in hak peygamber olduğunu gösteren delilleri de orada anlatabilelim.

Bunlar Peygamber Efendimiz'in muasırı olarak bunları gözleriyle görüp Peygamber Efendimiz'in hak peygamber olduğunu anlıyorlardı. Ve içlerinden bazıları da; "Evet, Allah'ın peygamberisin, şehadet ederim ki Resûlullah'sın!" diye müslüman oluyorlardı.

Bunların yapmaları neden?

Gerçeği bildiği hâlde çarpık duygulardan, hasetten kinden kıskançlıktan! O zaman demek ki bunların asıl kendi dinlerine olan bağlılıkları da aslında tam değil!

Âyet-i kerîmelerde Cenâb-ı Hak onu da bildiriyor:

"Siz mü'minseniz size imanınız ne kadar kötü şeyler emrediyor, bu ne biçim bir mü'minlik?!.." diye onların Yahudilikteki imanlarının veya Hristiyanlıktaki imanlarının sağlam bir iman olmadığını, ona bile tam inanmamış olduklarını Kur'ân-ı Kerîm bildiriyordu.

Cenâb-ı Rabbü'l-âlemîn Tebâreke ve Teâlâ hazretleri bunlara karşı Peygamber Efendimiz'e ve mü'minlere buyuruyor ki;

Fe'fû vasfahû hattâ ye'tiyallâhi bi-emrihî. "Aldırmayın, göz yumup geçin! Allah işini başlarına getirinceye, ortaya getirinceye kadar; ilerdeki birtakım olayları Cenâb-ı Hak yapıncaya, olduruncaya kadar aldırmayın, geçip gidin!" buyuruyor

İnnallâhe alâ külli şey'in kadîr. "Hiç şüphe yok ki, muhakkak ki kesin ki Allah her şeye hakkıyla kâdirdir, muktedirdir. Her şeyi yapar, yapabilir. Onun için siz şimdi aldırmayın. Allah onların başlarına neler getireceğini kendisi biliyor, getirecek. O zamana kadar aldırmayın, geçip gidin!" buyuruluyor.

Fa'fû. "Affedin." demek ama kâfirin küfrünü affetmek mü'mine ve peygambere yaraşan bir davranış değildir. Küfür ve şirk af olmaz. Onu affetmek, hoş görmek, mâzur görmek yoktur!

Fa'fû, "Aldırmayın." Demek.

Fasfahû-safaha-yesfeha.

Cemîl:

"Bir kimsenin bir cahilliğini kusurluğunu gördüğü hâlde onunla uğraşmayıp yürüyüp gitmek demek."

Bir cahil bir cahillik ettiği zaman onunla geçip karşılıklı [münakaşa yaparsan] onun seviyesine düşmüş olursun. Geçip gidersen o durduğu yerde köpürür, oturur, zıplar, ne yapacaksa yapar. Ama onun durumuna düşmez, tenezzül etmez.

"Tenezzül etmeyin, aldırmayın geçin. Onların davranışlarını kendilerine bırakın!"

Hattâ ye'tiyallallâhu bi-emrihî. "Allah onların başlarına neler getirecekse getirinceye kadar!"

Burada istikbale ait onların başlarına bir şeyler geleceğine dair işaret var. "Sabredin, bekleyin de göreceksiniz!" gibi bir mâna var. Çünkü Cenâb-ı Hak hasedi affetmez. Mü'minin mü'mini hasedini bile affetmiyor.

İnne'l-hasede ye'külü'l-hasenâti kemâ te'külü'n-nârü'l-hatabe. "Ateşin içine atılan odunu yakıp kül ettiği gibi hased insanın iyi amellerini, sevaplarını, oruçlarını, namazlarını bile kül eder!" diye mü'mindeki bir hasedi bile Allah affetmiyor. Bir de mü'min olmayan bir kimsenin mü'min olanlara karşı kini ve hasedini hiç affetmez. Affetmek bahis konusu değildir.

Ama tehir ediyor.

Fafuû vasfahû. "Aldırmayın, geçin gidin!"

Tehir ediyor.

Neden?

Yanlışlığını hata yapan, günah işleyen kişi anlasın da tevbe etsin diye rahmetinden azabı birden indirmez. O onun rahmetindendir. Bazıları Cenâb-ı Hakk'ın bu hilmini, azabı geciktirmesini halîm davranmasını anlamazlar; şımarırlar, günahta devam ederler. O zaman -ehaznâhüm bağteten- birden Cenâb-ı Hakk'ın sillesi gelir, yumruğu şamarı iner. Darbesi; kâfiri, günahkârı perişan eder. Belki tevbe ederler diye Cenâb-ı Hak mühlet veriyor.

Bir de; "Dur bakalım. İyice küfürlükleri, kâfirlikleri, inatçılıkları, suçlulukları tebeyyün etsin de sonradan âhirette bir şeyi kalmasın!" diye [mühlet veriyor].

Şuna benzetiyorum:

Mesela emniyet, kaçakçılığı yapan afyon kaçakçısını görür. Bilir: Şu adam afyonu aldı, falan yerden falanca şehre doğru kaçırıyor! Uyuşturucu işini takip eden teşkilat ilden ile takibata alır. Ta Edirne'ye gidinceye kadar gözaltında tutar. O kamyondan o kamyona geçti. Edirne'de hemen çevirirler. Hepsini yakalarlar.

Anlamak isterler: "Bakalım bunlara kimler yardım etti? Şebekenin öteki üyeleri kimler?.." Hepsini toplayıp yine [yakalamak] için bazen suçluyu hapisten kaçırırlar: "Bakalım gidip arkadaşlarını nerede bulacak?"

Cenâb-ı Hak da bunların yarın rûz-ı mahşerde müdafaa edecek hâlleri kalmasın diye suçları iyice belirginleşecek bir şekilde tehir ediyor. Onun için Cenâb-ı Hakk'ın azabının hemen gelmemesinden aldanmamak lazım. Cenâb-ı Hak ihmal etmez. Cenâb-ı Hak günahı ihmal etmez. Cezayı vermeme durumu bahis konusu değildir. Ama imhal eder. İhmal etmez, imhal eder!

İmhal ne demek?

"Mühlet vermek" demek. Müddet verir. Biraz daha pay verir. Ondan sonra da, "Sen adamakıllı azdın, iyice şımardın, cezayı hak ettin!" diye cezayı verir.

İnnallâhe alâ külli şey'in kadîr. "Cenâb-ı Hak her şeye kâdirdir."

Her şeyi her anda istediği gibi yapar. Yapabilir, kudreti vardır. Yapmaması onun hikmetindendir. Şu anda yapmıyor. Senin canın istiyor ama onun hikmeti var. Her işi hikmetli!

Mü'minlerden bazıları Taif ahalisini, Taif şehrini veyahut Mekke'deki müşrikleri Allah hemen cezalandırsın diye, "Yâ Resûlallah! Rabbine dua et, bunları Allah kahretsin!.." diye ısrar ediyorlardı. Peygamber Efendimiz de; "Ben lanet edici bir peygamber olarak gönderilmedim!" diyordu. Sabrı, tahammülü, beklemeyi uygun görüyordu.

Hatta kavmi kendisini taşlayıp yaraladığı zaman; "Yâ Rabbi! Sen bunları affet. Çünkü bunlar benim peygamber olduğumu bilmiyorlar. Sıradan bir düşman sanarak bunları yapıyorlar. Bunları bağışla, azaplandırma!" azabın gelmemesi için diye dua ediyordu. Kendisine sataşanları, bir zaman gelir onların nesillerinden iyi insanlar gelir diye azaptan koruyordu.

Uzaktan bir sarı renkli, kırmızı renkli, fırtına alameti olan bir bulut bir hava gördüğü zaman kendisi korkar sararırdı. Kavmine, eski kavimlerin başına gelen bazı felaketler gelebilir diye hemen dua ve niyaza geçerdi. Çünkü çok merhametliydi.

Lekad câeküm resûlün min enfüsiküm azîzün aleyhi mâ anittüm harîsün aleyküm bi'l-mü'minîne raûfun rahîm. "Size karşı çok harîs, sizi korumaya çok dikkatli, mü'minlere karşı çok yumuşak kalpli, çok merhametli bir peygamber!"

Peygamber Efendimiz çok merhametliydi, çok sabırlıydı. O merhametinden dolayı, beddua etmemesinden dolayı, galip olduğu zamanda mağlupları perişan etmemesinden, asıp kesmemesinden dolayı nice insanlar sonunda imana geldiler. Hatalarını anladılar. Biz neler yapmışız, diye utandılar. Ama mü'min oldular.

Sonra bazıları Resûlullah'ın peygamberliği ilk getirdiği zaman; "Biz çok hatalar işledik, bu işi ancak Cenâb-ı Hakk'ın yolunda cihat ederek temizleyebiliriz!" diye cihat cephelerine gittiler. Orada İslâm için cihatlar ettiler, canlarını verdiler.

O Peygamber Efendimiz'i taşlayan kavimlerin çocukları mü'min oldular. Muhlis kimseler, müttakî kimseler oldular. Sabrın sonunda çok hayırlar ortaya çıktı. Cenâb-ı Hak her şeye kâdirdir. İsterse anında kahreder. Anında yıldırım başına çarpar. Anında yerin dibine göçürür. Anında bir beldeyi yok edebilir. Ama;

"Bekleyin bakalım, aldırmayın. Allah işini getirinceye kadar!"

Cenâb-ı Hak kâfirlerin başına hangi işi getirdi?

"Seyf âyeti" denilen âyet-i kerîme indi.

"Bundan sonra müşriklere fırsat vermeyin, kâfirlere yüz vermeyin. Küfürde inat edenlerle mücadele edin!" mânasına âyet-i kerîmeler inince artık bu fa'fû vasfahû'nun hükmü orada nihayete ermiş oldu. Çünkü artık İslâm'ın hak olduğunu anladı. Anladığı hâlde hâlâ inat ediyor. O zaman ceza! Anlayıncaya kadar bir mühlet olmuş oldu, Allahualem.

Ve ekîmü's-salâte ve âtü'z-zekâte.

Allahu Teâlâ hazretleri mü'minlere Ehl-i Kitabın bu inatçılıklarına, kâfirliklerine aldırmamayı emrettikten sonra, 110. âyet-i kerîmede iki şey emrediyor.

Ekîmü's-salâte. "Namazı ikame ediniz." Ve âtü'z-zekâte. "Ve zekâtı veriniz."

"Ey mü'minler siz namazı dosdoğru, düzelterek -eğri büğrü değil- eda ediniz."

Ekâme yukîmu: "Bir şeyi düzeltmek, yamukluğunu düzeltmek, dümdüz yapmak." demek.

Namazı dümdüz yapmak ne demek?

"Hiçbir eğrilik, eksiklik, gedik, kusur, çarpıklık bırakmamak" demek. Mü'min namazı özenerek kılacak. Abdestini özenerek alacak, namazı kılarken gönlünü toplayacak, aklını başına devşirecek. Cenâb-ı Hakk'ın huzuruna çıktığını bilecek. Ve son derece ciddi, son derece duygulu. Cenâb-ı Hakk'ın huzuruna girdiğinin şuurunda, gözü yaşlı, Allahu ekber diyecek. El pençe divana duracak, tesbih ü hamd ü senasını yapacak. Kur'ân-ı Kerîm'ini okuyacak, rükûunu, secdesini yapacak.

Namaz ibadetlerin harikasıdır! Namaz çok güzel bir ibadettir. Başka milletlerin inançlarına, ibadet şekillerine bakıyorsunuz; bir anlamı yok! Ama namaz, İslâm'ın diğer ibadetleri son derece mükemmel, anlamlı, derin ve güzel ibadetler! Namaz için ne kadar saat ayırsak namazı anlatmaya çalışsam anlatamayız, bitiremeyiz. Çok uzun sürer. Her şeyi hikmetli! Her hareketinin anlamı var. Namazın her sözü güzel. Vakitleri güzel, namazın edasındaki şekiller güzel. Vücuda faydalı, bedene sağlık veriyor. Ruha, akla faydalı. Cenâb-ı Hakk'ın rızasını kazanmaya yönelik, çok güzel. Onun için mü'min, namazını kılacak.

"Kâfirler size böyle yaparken siz ibadetlerinizi yapın!" demek.

Evet, müslüman her devirde her yerde zulüm ile karşı karşıya gelebilir.

Neye sığınacak?

Namaza sığınacak. Namaz mü'minin kusurlarını siler. Tertemiz yapar. Bir önceki namazla aradaki kusurları affettirir. Böylece kendi kusurları silinir. Bir de namazdan sonra yapılan dualarda da -Cenâb-ı Hak duaları kabul edici olduğundan- mü'min kurtulur. Cenâb-ı Hakk'ın yardımına mazhar olur, kurtulur.

Birçok derdin çaresi aslında namazdır. Onun için mü'min namazı dosdoğru kılmalı. Ama dosdoğru kılmalı!

"Peki hocam, biz namazı dosdoğru kılıyor muyuz?"

Türkiye'dekiler hayır! Çok güzel kılmıyoruz! Harem-i Şerîf'e gelenlere bakıyorum. Namaz kılan çeşitli milletler, tipler var. Mânayı bilmeden, Fâtiha'yı, Subhâneke'yi, Tahiyyât'ı bilmeden, tesbihin manasını bilmeden taklîden taklit ederek yapılan ibadetle olmaz!

Nasıl olması lazım?

Mânası anlayarak derinden derine, lezzetini duya duya namazı kılmak lazım.

Maalesef bu hususta kusurluyuz. Çocukları da iyi yetiştiremiyoruz. Çocuklar namazı annesinin babasının zoruyla kılıyor. Zorlaması olmayınca kaytarıyor, kaçırıyor. İmam-hatip lisesinde okuduğu hâlde Cuma'ya gitmiyor. İmam-hatip lisesinden mezun olduğu hâlde ibadeti bırakıyor. Hafız olduğu hâlde içki içiyor… Misalleri var.

Neden?

Çünkü satıhta kalmış, derine nüfuz etmemiş, gönlünü nurlandırmamış! Taklîden olan şeylerin kıymeti yok! Üstünkörü yapılan şeylerin kıymeti yok! Mükemmel yapmak lazım.

"Namazı mükemmel kılın!" demek.

Ekîmü's-salâh. Maddî ve mânevî, dünyevî ve uhrevî dertlerin çaresidir.

Ve âtü'z-zekâh.

Mü'min zekât da verecek.

Zekât iken niye ben zekâh dedim?

Çünkü bu namaz ve zekât manalarına gelen es-Salâtü ve'z-zekâtü, sonundaki te'ler yuvarlak te'dir. Yuvarlak te'ler Arapça'da geçilirken te okunur. Kelimenin üzerinde durulduğu zaman he okunur.

Ekîmü's-salâh, durdum.

Ekîmü's-salâte ve âtü'z-zekâh, niye salâte okudum?

Çünkü geçtim. Geçilince te'si okunur, durulunca he olur.

Bir harf ki iki okunuşu var: Geçilince te okunuyor, durulduğu zaman he okunuyor. Bir şekil, hem he hem te. Bu kelimenin sonundaki yuvarlak te öyle bir harftir. Üstünde iki nokta var. Te gibi. Ama durulduğu zaman sanki nokta yokmuş, he gibi. Yazılışı he'ye benziyor.

Mü'minler namazı kılacak, hem de mükemmel kılacak! Duygular bakımından, ihlâs bakımından derinlemesine! Gösteriş için değil, münafıklar gibi değil. Güzel kılacak!

Ve âtü'z-zekâh. "Zekât ta verecek!"

Namaz kişisel bir ibadet, kişiyi olgunlaştırıyor ama İslâm toplumsal yönü çok kuvvetli olan bir din! Mü'min, müslüman, başkalarına iyiliği olan insan!

Nasıl zelzelede vakıflarımız birinci oldu, nasıl zelzele bölgesinde -Allah âfiyet versin- kaymakamlar bile bizim ikramlarımızdan memnun kaldılar?

Kardeşlerimizin yardımlarının güzelliğinden oldu. Güzel yapılınca imanla yapılınca halk memnun oldu. Mü'min, başkasına faydalı olacak. Güzel yapar. Göstermelik olarak yapmaz, işi baştan savmak için yapmaz. Allah rızası için yapar.

Mü'min mü'mine faydalı olur. İslâm'ın en güzel yönlerinden birisi;

"Müslümanlar bir vücut gibidir!"

Nasıl bir yerinde bir ağrı sızı olduğu zaman bütün vücut gece ateşler içinde kıvranırsa ve geceyi uykusuz geçirirse onun gibidir. Mü'minler bir tek vücut gibidir. Ta Keşmir'den rahatsız oluruz. Ta Çeçenistan'dan rahatsız oluruz, Bosna'dan, Kosova'dan rahatsız oluruz. Ta Afrika'dan rahatsız oluruz. Onlara yardım etmeye çalışırız. Somali'deki kardeşlerimiz aç, diye gıda götürmeye çalışırız vs.

Lafta kalmıyor. Kişisel bir ibadet ama aynı zamanda toplumsal bir din! Öteki insanların da hizmetine, yardımına koşmak ve bu hususta da maddeyi öne koymak, maddeyi ihmal etmemek! Malî yönden göz gören, gözlerin gördüğü yardımı yapmak.

İslâm'ın güzel tarafı nedir?

Zekâttır. Sadece ruhsal çalışmalar, meditasyon filan ile ilgili değil; aynı zamanda fiilen, müslüman müslümana yardım ediyor, koruyor kolluyor. Yediriyor içiriyor, giydiriyor. Ne kadar güzel!

Tarih boyunca bütün hayır müesseselerini kuranlar imanlı insanlar! Osmanlı öyle. Devlet bir şey yapmamış. Bütün bu işleri hayır müesseseleri, vakıflar yapmış. Vezirler, padişahlar, kazançlarının bir kısmını böyle hayırlara vermişler.

Ve mâ tukaddimû li-enfüsiküm min hayrin tecidûhü indallâhi.

Allahu Teâlâ hazretleri mü'minlere hitap ediyor. Muhatap alarak diyor ki;

"Ey mü'minler! Siz kendi nefisleriniz için bu dünyadayken âhirete neler takdim edip önceden gönderdiyseniz [Allah'ın indinde onları bulacaksınız]."

Çünkü bu dünyada yapılan ibadetler âhirette mükâfatlandırılacağı için şimdiden oraya takdim edilmiş, önceden gönderilmiş oluyor.

Tecidûhü indallâhi. "Allah'ın indinde onları bulacaksınız, onlarla karşılaşacaksınız!"

Cenâb-ı Hak size diyecek ki; "Sen dünyada zekât vermiştin, hayır yapmıştın; mükâfatı bu!" diye mükâfatlandıracak. Bu mü'minler için iyilik yapanlar için bir müjdedir. Ne yaparsanız âhirette onu bulursunuz. Allah'ın indinde onların orada kaybolmadığını, onların oraya gönderilmiş olduğunu görürsünüz. Mükâfatlarını alırsınız.

Ama bir de aksi var. Günah işlerseniz onu da bulursunuz. Günahın da âhirette cezasını bulursunuz. Çünkü zerre kadar hayır işleyen hayrının karşılığını âhirette görecek, zerre kadar şer işleyen de şerrinin karşılığını âhirette görecek. Cenâb-ı Hak muhakeme edecek ve amelleri tartacak. Adalet-i ilâhîyesi ile sevapları günahları tartacak. Fazl u keremi ile iyi işleri kat kat mükâfatlandırarak fazl u keremiyle cennetine sokacak.

İnsan yaptığı nâçiz ibadetlerle cenneti hak edemiyor. Ama Allah onu kat kat mükâfatlandırarak, "Tamam, sen iyi niyetini gösterdin. Ben seni taltif ediyorum. Lütfumla rahmetimle seni cennetime sokuyorum!" diye cennetine sokacak.

Ama mü'min de olsa günah işleyenleri de cezalandıracağı için aynı zamanda bunda günahkârlara da bir tehdit var.

"Sakın ha! Allah görmüyor, bilmiyor sanmayın; biliyor görüyor ve bunun âhirette cezasını çeker, belasını bulursunuz!" demek.

İnnallâhe bimâ ta'melûne basîrün. "Allahu Teâlâ hazretleri hiç şüphe yok ki sizin işlemekte olduğunuz, neleri işliyorsanız bütün bu işlediğiniz amellere, icraata, faaliyete hakkıyla aşinadır, görmektedir!"

Basîr, absara-yubsiru; Arapça'da "görmek" demek. İf'âlden sülâsî faîl siygasına getirilmiş.

Absara yubsiru'den faîl vezninde: "Çok iyi gören!"

Mubsır: O siyganın ism-i faili.

Absara-yubsiru-mubsır; "gören' demek.

Basîr; oradan mübalağa şekli oluyor: "Görür ama her şeyi görür, tam manasıyla görür."

Bu şunun gibidir:

Âleme-yû'limi-mû'lim; "elem verici" demek.

"Elim" diyoruz.

Azâbün elîm ne demek?

"Elem verici bir azap" demek. İf'âl babından oraya sıfat.

Ayn ile ebde'a-yubdi'u-mübdi' ne demek?

"İbdâ eden, bir şeyi ortaya koyan yaratan" demek. Onun için;

Bedîü's-semâvâti ve'l-ardi. "Allahu Teâlâ hazretleri yerin göğün yaratıcısıdır."

Faîl vezni bazen if'âl babının ism-i fâilinin mübalağalı şekli olur. Tabii başka mânaları da var.

Allahu Teâlâ hazretleri bütün yaptıklarımızı hakkıyla görüyor. Görünce de biliyor. Bilince de kayda geçirdiği için bunların her birisinin karşılığı âhirette verilecek. Mü'minler nimetlere mükâfatlara erecek. Mü'min de olsa mücrimler cezalarını çekecek. Kâfirler de küfrünün karşılığını görecekler. Çok mühim!

Allahu Teâlâ hazretleri bizleri ibadetine müdavim, mü'min kardeşlerimize hüsnü hizmetle hâdim, zekâtı veren, hayır hasenatı yapan kullar eylesin. İslâm için çalışan insanlar eylesin. Çünkü hayat bir imtihandır. Bu imtihanın kazanılması müslüman yaşamak ve İslâm için çalışmakladır.

İnsanın müslüman olarak yaşaması alt kademesidir. İslâm için çalışması üst rütbesidir! First Class'tır. Birinci sınıf Müslümanlık İslâm için çalışmakladır.

Allahu Teâlâ İslâm için çalışmayı, mü'minler için çalışmayı hayrın ve hakkın hâkim olması için çalışmayı nasip etsin.

Bugünkü âyet-i kerîmede de Cenâb-ı Hak, onların İslâm'ın hak olduğunu bildiğini bize açıklıyor.

Tabii bu zamanın gayrimüslimleri de Ehl-i Kitabı da okursa biliyor ve müslüman oluyor. O hâlde bildirmek vazifesi bize düşüyor. Güzel güzel anlatalım ve herkes gerçeği öğrensin, Cenâb-ı Hakk'ın rızasını kazansın da dünya bir sulh ve sükûn yeri olsun. Âhirette büyük mükâfatların kazanıldığı yer olsun.

İnsanlar, hemcinslerimiz, Avrupalı'sı, Asyalı'sı, siyahı beyazı; hepsini seviyoruz. Hepsinin iyiliğini istiyoruz. Hepsi iki cihanda aziz ve bahtiyar olsun. Allahu Teâlâ hazretleri bizi İslâm'a hizmet şerefinden ayırmasın.

es-Selâmu aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh!

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
001.Kur an-ı Kerim in Faziletleri
19.09.202434 dk 51 sn
002.Kur an-ı Kerim Tefsirine Giriş
26.09.202450 dk 30 sn
003.Besmele Hakkında
03.10.202450 dk 39 sn
004.Euzü Besmele
10.10.202428 dk 36 sn
005.Fatiha (1 - 2) Hamd ve Senâ
17.10.202450 dk 54 sn
006.Fatiha (3) Allah Rahmân ve Rahîm dir
24.10.202440 dk 4 sn
007.Fatiha (4) Hesap ve Cezâ Gününün Sahibi
31.10.202445 dk 20 sn
008.Fatiha (5 - 7) Kulun Rabbinden İstedikleri
07.11.202453 dk 17 sn
009.Bakara Suresine Giriş
14.11.202431 dk 25 sn
010.Bakara (1) Hurûf-u Mukattaa
21.11.202430 dk 37 sn
011.Bakara (2) Kur an-ı Kerim Hidâyettir
28.11.202450 dk 59 sn
012.Bakara (3) Müttakîlerin Vasıfları
05.12.202448 dk 35 sn
013.Bakara (4 - 5) Ehl-i Kitaptan Müslüman Olanlar
12.12.202445 dk 56 sn
014.Bakara (6 - 7) Bile Bile Hakkı İnkâr Edenlerin Durumu
12.06.202546 dk 23 sn
015.Bakara (8 - 10) Münafıkların Halleri
19.06.202533 dk 34 sn
016.Bakara (11 - 13) Münafıkların Fesad Çıkartmaları
03.07.202550 dk 9 sn
017.Bakara (14 - 22) Münafıkların Şaşkınlıkları
10.07.202549 dk 5 sn
018.Bakara (23 - 24) Kur’an-ı Kerim’in Emsalsiz Oluşu
17.07.202557 dk 3 sn
019.Bakara (25) İman Eden ve Salih Amel İşleyenler
24.07.202539 dk 38 sn
020.Bakara (26 - 27) Kur’an-ı Kerim’deki Misaller
31.07.202556 dk 17 sn
021.Bakara (28 - 29) Allah’ı Nasıl İnkâr Edersiniz?
14.08.202546 dk 3 sn
022.Bakara (30) İnsanın Yaratılması ve Melekler
21.08.202546 dk 16 sn
023.Bakara (31 - 33) Adem As’ın Meleklerden Üstün Kılınması
28.08.202536 dk 57 sn
024.Bakara (34) Şeytanın Hz. Adem’e Secde Etmemesi
04.09.202528 dk 18 sn
025.Bakara (35 - 36) Adem As’ın Cennete Girmesi ve Çıkması
11.09.202535 dk 13 sn
026.Bakara (37 - 39) Hz. Adem’in Tevbesinin Kabul Edilmesi
25.09.202532 dk 14 sn
027.Bakara (40 - 43) Ey İsrâiloğulları
24.11.202251 dk 27 sn
028.Bakara (44 - 46) Bildiği ile Amel Etmemek
02.10.202552 dk 39 sn
029.Bakara (47 - 48) Öyle Bir Günden Sakının Ki...
09.10.202541 dk
030.Bakara (49 - 50) İsrâiloğulları’nın Firavun’un Zulmünden Kurtarılması
16.10.202549 dk 12 sn
031.Bakara (51 - 54) Tur-u Sinâ’da Mûsâ As’a Kitap Verilmesi
23.10.202558 dk 47 sn
032.Bakara (55 - 57) İsrâiloğulları’nın “Allah’ı Görmedikçe İnanmayız!” Demeleri...
30.10.202550 dk 40 sn
033.Bakara (58 - 60) İsrailoğulları’nın Bir Şehre Girmeleri
06.11.202539 dk 37 sn
034.Bakara (61) İsrailoğulları’nın Çeşitli Yiyecekler İstemeleri
13.11.202542 dk 15 sn
035.Bakara (62) İman Edenlere Mükafatlar
20.11.202555 dk 6 sn
036.Bakara (63 - 66) Allah’a Karşı Gelmekten Sakının!
27.11.202545 dk 16 sn
037.Bakara (67 - 73) İsrâiloğulları’na Bir Sığır Kesmelerinin Emredilmesi
04.12.202545 dk 2 sn
038.Bakara (74 - 77) İsrailoğulları’nın Kalplerinin Taştan Katı Olması
24.02.202348 dk 36 sn
039.Bakara (78 - 82) Tevrat’ı Değiştirenlere Veyl Olsun!
11.12.202546 dk 28 sn
040.Bakara (83) İsrâiloğulları’na Verilen Görevler
18.12.202555 dk 40 sn
041.Bakara (84 - 86) Kitabın Bir Kısmına İnanmıyor Musunuz?
01.01.202638 dk 58 sn
042.Bakara (87 - 88) Yahudilerin Peygamberlere Karşı Gelmeleri
08.01.202640 dk 48 sn
043.Bakara (89) Bekledikleri Peygamberi İnkâr Etmeleri
22.01.202638 dk
044.Bakara (90) Yahudilerin Küfrü Tercih Etmeleri
10.12.201942 dk 19 sn
045.Bakara (91 - 96) Yalnız Bize İndirilene İnanırız Demeleri
29.01.202647 dk 31 sn
046.Bakara (97 - 98) Yahudilerin Cebrâil As’a Düşmanlığı
05.02.202646 dk
047.Bakara (99 - 101) Fâsıklar İman Etmezler
12.02.202633 dk 42 sn
048.Bakara (101 - 103) Yahudilerin Şeytana ve Sihre Uymaları
15.06.202345 dk 45 sn
049.Bakara (104 - 105) Yahudilerin Müslümanlarla Alay Etmeleri
02.04.202643 dk 12 sn
050.Bakara (106 - 107) Bazı Ayetlerin Neshedilmesi
09.04.202644 dk 17 sn
051.Bakara (108) Yahudilerin Peygamber Sas’den İstekleri
16.04.202633 dk 28 sn
053.Bakara (111 - 112) Ancak Mü’minler Cennete Girecek
30.04.202632 dk 33 sn
054.Bakara (113) Yahudilerle Necran Heyetinin Tartışmaları
13.08.202049 dk 48 sn
055.Bakara (114 - 115) Mescidlerde Allah’ın Zikrine Engel Olmak
07.05.202651 dk 9 sn
056.Bakara (116 - 117) Allah’a Oğul İsnad Edenler
14.05.202646 dk 45 sn
057.Bakara (118 - 119) Bilmeyenlerin Allah Bizimle Konuşsa Demeleri
21.05.202640 dk 40 sn
058.Bakara (120 - 121) Yahudiler ve Hristiyanlar Senden Asla Memnun Olmayacaktır
04.06.202646 dk 15 sn
059.Bakara (122 - 123) İsrâiloğulları’na Verilen Nimetler
11.06.202631 dk 33 sn
060.Bakara (124) İbrâhim As’ın İmtihan Edilmesi
17.09.202054 dk 56 sn
061.Bakara (125) Kâbe’nin Şerefi
18.06.202642 dk 42 sn
062.Bakara (126) İbrâhim As’ın Mekke İçin Duası
02.07.202644 dk 40 sn
063.Bakara (127 - 128) İbrâhim As ve İsmâil As’ın Kâbe’yi Yapmaları
09.07.202637 dk 18 sn
064.Bakara (129) Yâ Rabbi, Onlara İçlerinden Bir Peygamber Gönder!
16.07.202646 dk 57 sn
065.Bakara (130 - 132) İbrâhim As’ın Dininden Yüz Çevirenler
23.07.202654 dk 35 sn
066 Bakara (133 - 134) Ya’kub As’ın Oğullarına Vasiyeti
30.07.202635 dk 11 sn
067.Bakara (135) İbrâhim As’ın Dinine Gelin!
06.08.202639 dk 46 sn
068.Bakara (136 - 138) İslâm Bütün İnsanları Kucaklar
07.12.202333 dk 6 sn
069.Bakara (139 - 141) Doğru Yol Rasûlüllah’ın Yolu
13.08.202624 dk 36 sn
070.Bakara (142) Allah Dilediğine Hidayet Eder
20.08.202637 dk 28 sn
071.Bakara (143) Ümmet-i Muhammed’in Şerefi
28.12.202349 dk 58 sn
072.Bakara (144 - 147) Kıblenin Kâbe’ye Çevrilmesi
27.08.202637 dk 42 sn
073.Bakara (148 - 150) Yüzünüzü Mescid-i Haram’a Çevirin!
03.09.202632 dk 40 sn
074.Bakara (151 - 152) Beni Zikredin, Ben de Sizi Zikredeyim!
10.09.202640 dk 37 sn
075.Bakara (153 - 154) Sabır ve Namazla Allah’tan Yardım İsteyin!
17.09.202631 dk 57 sn
076.Bakara (155 - 157) Belâlara Sabretmenin Karşılığı
24.09.202647 dk 46 sn
077.Bakara (158) Safâ ile Merve
01.10.202646 dk 45 sn
078.Bakara (159 - 162) Hakkı Söylememek, Susmak
08.10.202650 dk 6 sn
079.Bakara (163 - 164) Allah’ın Varlığı ve Birliği
15.10.202647 dk 48 sn
080.Bakara (165 - 167) Mü’minlerin Allah Sevgisi
22.10.202645 dk 51 sn
081.Bakara (168 - 171) Şeytanın Peşinden Gitmeyin
29.10.202651 dk 56 sn
082.Bakara (172 - 173) Helâl ve Haram Rızıklar
25.04.202439 dk 50 sn
083.Bakara (174 - 176) Ayetleri Saklayanların Cezası
18.03.202127 dk 25 sn
084.Bakara (177) Asıl İyilik
01.04.202161 dk 39 sn
085.Bakara (178 - 179) Kim Haddi Aşarsa...
16.05.202429 dk
086.Bakara (180 - 182) Vasiyet Etmek
16.05.202437 dk 13 sn
087.Bakara (183 - 184) Orucun Farz Kılınması
23.05.202440 dk 15 sn
088.Bakara (185) Ramazan Orucu
08.04.202150 dk 11 sn
089.Bakara (186) Allah-u Teàlâ Duaları Kabul Eder
20.06.202455 dk 12 sn
090.Bakara (187) Oruçla İlgili Hükümler
27.06.202466 dk 50 sn
091.Bakara (188) Haksızlıkla Başkasının Malını Yemeyin!
04.07.202444 dk 3 sn
092.Bakara (189) Ay’ın Durumları
11.07.202433 dk 41 sn
093.Bakara (190 - 192) Allah Aşırılığa Sapanları Sevmez
03.06.202150 dk 37 sn
094.Bakara (193 - 195) Kendi Ellerinizle Kendinizi Tehlikeye Atmayın
10.12.201955 dk 44 sn
095.Bakara (196) Haccı ve Umreyi Tamamlayın!
06.06.202457 dk 48 sn
096.Bakara (197) Haccın İncelikleri
13.06.202439 dk 8 sn
097.Bakara (198 - 199) Hacda Ticaret ve Zikir
10.12.201944 dk 22 sn
098.Bakara (200 - 202) Dünyada da, Ahirette de İyilik
18.07.202443 dk 23 sn
099.Bakara (204 - 207) Münafıkları İyi Tanıyın!
25.07.202448 dk 21 sn
100.Bakara (208 - 210) Topluca İslâm’a Girin!
01.08.202441 dk 50 sn
101.Bakara (210 - 212) Dünya Hayatı ve Kâfirler
08.08.202445 dk 19 sn
102.Bakara (213) Ümmet-i Muhammed ve Diğer Ümmetler
15.08.202454 dk 4 sn
103.Bakara (214) Belâlar ve Allah’ın Yardımı
22.08.202440 dk 19 sn
104.Bakara (215 - 216) Allah Yolunda Harcamak
29.08.202442 dk 1 sn
105.Bakara (217 - 218) Fitne Katilden Daha Kötüdür
07.07.202233 dk 53 sn
106.Bakara (219-220) İçki ve Kumar
05.09.202432 dk 11 sn
107.Bakara (221) Müşriklerle Evlenmeyin!
12.09.202438 dk 28 sn
108.Bakara (222 - 223)
10.12.201947 dk 5 sn
Ali İmran (92) Furkan (74) İnfak, Gıpta Edilecek Kimseler, Sadaka Vermek
29.05.202514 dk 54 sn
Ali İmran 98 - 101 - Hristiyanların Allahın Ayetlerine Tutumları
01.05.202528 dk 30 sn
Bakara (104) Rahman (1- 4) Kuranı Öğrenmek, Kıymet Bilmek
10.04.202519 dk 2 sn
Bakara (146) Hicr (2 -3) Doğru İnancın Önemi
24.04.202519 dk 44 sn
Hac (73 - 76) Mü’minun (14) İnsanın Yaratılışı Süreci
22.05.202537 dk 38 sn
İnsan (1 - 31) Dünya Sevgisi
15.05.202525 dk 40 sn
Rahman (5 -13) Her Şeyin Dengeli Olması ve Her Varlığın Secde Etmesi
17.04.202525 dk 25 sn
Tekvir (1-14) Kıyamet Günü Alametleri, Mahşer Anı, Pişmanlıklar
05.02.202531 dk 11 sn
AKRA