İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0507:3808:2312:5315:3817:5719:25
Kabe

078.Bakara (159 - 162) Hakkı Söylememek, Susmak

078.Bakara (159 - 162) Hakkı Söylememek, Susmak
Tefsir Sohbetleri

078.Bakara (159 - 162) Hakkı Söylememek, Susmak

08.10.2026
50 dk 6 sn

es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtühû!

Hepinize kucak dolusu selamlar, sevgiler, saygılar ve dualar ediyorum. Allah dünya ve âhiret saadetine erdirsin cümlenizi.

Tefsir sohbetlerimizde Bakara Sûre-i Şerifesi'nin 159. âyet-i kerîmesine ulaştık. Bugünkü sohbetimde 159, 160, 161 ve 162. âyetleri okumak ve onlar üzerinde açıklamalar yapmak istiyorum.

Önce mübarek metnini besmele çekip okuyalım.

Eûzübillâhimineşşeytânirracîm

Bismillâhirrahmânirrahîm

İnnellezîne yektümûne mâ enzelnâ mine'l-beyyinâti ve'l-hüdâ min ba'di mâ beyyennâhü li'n-nâsi fi'l-kitâbi ülâike yel'anühümüllâhu ve yel'anühümü'l-lâ'inûn.

Bakara: 159

İllellezîne tâbû ve eslehû ve beyyenû fe ülâike etûbü aleyhim ve ene't-tevvâbürrahîm.

Bakara:160

İnnellezîne keferû ve mâtû ve hüm küffârün ülâike aleyhim la'netullâhi ve'l-melâiketi ve'n-nâsi ecmaîne.

Bakara: 161

Hâlidîne fîhâ lâ yühaffefu anhümü'l-azâbü ve lâ hüm yünzarûn.

Bakara: 162

Âyet-i kerîmelerde konu nedir?

Allahu Teâlâ hazretlerinin ahkâmını, peygamberlerine vahiy yoluyla indirdiği kitaplarındaki bilgileri ketmedenler!

Ketmetmek ne demek?

"Söylememek, saklamak, ağzını kapamak, bildirmemek, o bilgiyi açıklamamak" demek. Bu âyet-i kerîmeler bunlar aleyhinde!

Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ hazretleri buyuruyor ki;

İnnellezîne yektümûne mâ enzelnâ mine'l-beyyinâti ve'l-hüdâ min ba'di mâ beyyennâhü li'n-nâsi fi'l-kitâbi ülâike yel'anühümüllâhu ve yel'anühümü'l-lâ'inûn. "Hiç şüphe yok ki ben Azîmüşşân, âlemlerin Rabbi Allahu Teâlâ'nın beyyinâttan ve hidayetten indirmiş olduğum âyetleri, bilgileri ketmedenler; ben Azîmüşşân bunları insanlara, halka bildirdikten, kitapta bunları açıkladıktan sonra bunları saklayanlar, söylemeyenler Allah'ın lanet ettiği ve bütün lanet edenlerin lanet ettiği kimselerdir!"

İllellezîne tâbû ve eslehû ve beyyenû fe ülâike etûbü aleyhim ve ene't-tevvâbürrahîm. "Ancak şu kimseler bu durumdan müstesna olurlar ki bu kimseler yaptıkları hatayı anlayıp dönmüşlerdir, tevbe etmişlerdir ve hâllerini düzeltmiş, ıslah etmişlerdir. Sakladıkları şeyleri, 'Biz şunları saklamıştık, doğrusu budur.' diye açıklamışlardır. Böyle dönen, ıslâh-ı hâl eden, açıklamalarını yapan kimselere ben teveccüh buyururum, tevbelerini kabul eder, affederim. Çünkü ben Tevvâb ve Rahîm Mevlânızım, tevbeleri çok kabul ediciyim ve çok merhametliyim."

İnnellezîne keferû ve mâtû ve hüm küffârün ülâike aleyhim la'netullâhi ve'l-melâiketi ve'n-nâsi ecmaîn. "O kimseler ki kâfir oldular, kâfir olarak yaşadılar ve kâfirler olarak da canlarını teslim ettiler, kâfirler olarak öldüler. İşte onların üzerine Allah'ın laneti olacak, meleklerin lâneti olacak ve bütün insanların da laneti [onların üzerine] olacak!"

Böyle hâl-i hayatlarında kâfir olup da o hâlleriyle kâfir olarak ölenlere Allah lanet edecek, Allah'ın laneti onların üzerine olacak, meleklerin laneti onların üzerine olacak, bütün insanların lâneti onların üzerine olacak.

Hâlidîne fîhâ lâ yühaffefu anhümü'l-azâbü ve lâ hüm yünzarûn. "Ebedî olarak cehennemde kalacaklar. Onların üzerlerine tatbik edilen azap hafifletilmeyecek, azaltılmayacak; bütün şiddetiyle cehennemde devam edecek. Onlara nazar da buyrulmayacak, sözleri nazar-ı dikkate alınmayacak, yalvarmaları kabul olmayacak!"

Bir rivayete göre; "Peygamber Efendimiz'in evsafı âhir zaman peygamberi olarak Tevrat'ta geçiyormuş, Bu bilgiler Tevrat'ın neresinde?" diye Medine'deki müslümanlar Medine'deki yahudi alimlerine bu âhir zaman peygamberinden bahsediliyormuş, İslâm dini anlatılıyormuş sordukları zaman onlar söylememişler, saklamışlar.

Bir rivayete göre de; "Bu âyet-i kerîme sadece yahudi alimleri değil; yahudi alimleri, hristiyan alimleri hem de peygamberleri vasıtasıyla Allah hangi kavimlere vahiy göndermişse o bilgileri saklayanların hepsine aittir, bunlar için inmiştir!" deniliyor.

Âyet-i kerîmelerden biliyoruz ki Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in evsafı, şânı, şerefi, izzeti, kıymeti bütün peygamberlere bildirilmiş. Âhir zaman peygamberi Muhammed-i Mustafâ sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin Allah'ın habibi olduğunu, en yüce peygamber olduğunu, mertebesi en yüksek, eşrefül-mürselîn olduğunu bütün peygamberler biliyordu ve ümmetlerine söylüyordu:

"Ey benim ümmetim! Sizin neslinizden gelen torunlarınıza bu bilgileri siz aktarırsınız, onlar kendi torunlarına aktarırlar. Eğer bu âhir zaman peygamberinin zamanına erişirseniz ona saygı göstereceksiniz, ona bağlanacaksınız, tâbi olacaksınız, emrini tutacaksınız; tamam mı? O Allah'ın habîbidir, sevgilisidir, âhir zaman peygamberidir. İsmi Ahmed olacak, Muhammed olacak!.." tarzında bildiriyorlardı.

[Onun için] ismiyle ve sıfatlarıyla nerede, hangi şehirde doğacağı, hayatının bir anında o şehirden çıkartılıp hicret edeceği, başka bir şehre gideceği, gideceği şehrin bir ova olduğu, Medine'nin evsâfı; bunların hepsi eski kitaplarda bildirilmiş.

Sadece Tevrat'ta ve İncil'de değil; Hintliler'in, Çinliler'in, İranlılar'ın eski kutsal kitaplarında da buna benzer bilgiler var. Bunlar Pakistanlı alimler tarafından [tespit edilmiş.] Onlar Sanskritçe'yi, Pehlevîce'yi, Sâsânîce'yi biliyorlar. Onları tespit etmişler ve kitaplara koymuşlar. "Daha Evvelki Ümmetlerin Peygamberlerinden Âhir Zaman Peygamberi Hakkındaki İhtarlar Bilgiler Uyarılar" diye İngilizce olarak bir kitap hâlinde basmışlar. Bu kitap da bende var.

Böyle şeyler sadece yahudilerin bildiği şey değil; bütün kendilerine hak peygamber gönderilmiş, hak kitap indirilmiş bütün ümmetlerin bildiği bir şey.

Hatta ben Türkoloji, Türkiyat çalışmaları dolayısıyla kendi mesleğimle ilgili incelemeler yaparken gördüm: Orta Asya'da Turfan metinleri diye metinler var. Burada Budizm'le ilgili parçalar bahis konusu ediliyor. Çünkü bunlar Türkçe'nin en eski eserleri oluyor. Onları eski devir Türkçesi'ni alıp incelediğimiz zaman tanımış oluyoruz. Oralarda da son zamanda gelecek bir kurtarıcı zâttan bahis geçiyor. Demek ki Budizm'in de asıl kaynağında bir peygamberin durumu var.

Hatta [Muhammed] Hamidullah Bey, Buda'nın da bir peygamber olduğunu söylerdi. Sonra İranlılar'ın zerdüşt dini var. O dinin kurucularının da aslında Allah'ın gönderdiği bir peygamber olduğu, gerçekleri söylediği; sonradan tespitler güzel yapılamayıp kitaplar tahrif edilerek bilgiler kaybolarak bunların intikal etmediği; ama kalıntılarının, izlerinin, delillerin, belgelerin kitaplarında bulunduğu bildiriliyor.

Ben onları görmüştüm: Çok eski Hint metinlerinde, eski İran'da, milattan, Hz. İsa aleyhisselam'dan önce, çok eski Sâsânî, Pehlevî metinlerinde, Hz. İsa'nın İncil'inde Peygamber Efendimiz'in geleceğinden bahsediliyor. Zaten İncil, "müjde" demek. Hz. İsa vaazlarında Peygamber Efendimiz'i müjdelediği için; "Âhir zaman peygamberi gelecek!" diye onu methedip ona tâbi olmayı söylediği için, İncil'e İncil ismi verilmiş.

Onun için, bizim bu bilgileri iyi öğrenip ayrıca İncil'deki ilgili âyetleri derleyip toplayıp anlatıp onların Allah'ın emrini tutmalarını sağlamamız lazım. "Bakın, sizin kendi dininize, kendi kitabınıza göre vaziyet böyle!" diye anlatmamız lazım.

Yaygın bir şey, belgeler ortada, yayınlar da yapılmış! Hatta daha önceki sohbetlerimde de bunlardan bazılarını size nakletmiştim. Bu, benim ilgilendiğim bir konudur. Mesela Lut Gölü'nün kenarındaki mağaralarda çok eski tomarlar bulunmuş. Bunlar Ürdün Müzesi'ne kaldırılmış, Roma'ya Vatikan'a, Kahire'ye götürülmüş. Bu kâğıtların bir kısmı birbirine yapışmış, bir kısmı yapışmamış durumda. Açılıp incelendiği zaman pek çok hakikatler ortaya çıkacak!

Ord. Prof. Zeki Velidi Togan, rahmetli, bu konuda makale yazmıştı. Kur'ân-ı Kerîm'de bildirilen bilgilerin doğru olduğu gösteren nüshalar olduğunu söylüyordu. Kur'ân-ı Kerîm tabii, "İncil'in şurası bozuk, Tevrat'ın burası bozuk. Onlar şu hakikati gizliyor, bunlar bu hakikati gizliyor!" diye âyet-i kerîmelerde bildiriyor. Kur'ân-ı Kerîm'in beyanının doğru olduğunu gösteren nüshalar olduğunu makalesinde söylüyordu ve "Bunlar açıklansın, saklanmasın, gizlenmesin!" diyordu, hiç unutmuyorum.

İslâm Araştırmaları Enstitüsü diye bizim edebiyat fakültesinde bir enstitü vardı. Orada çıkan ilk dergilerde böyle bir yazısı geçmişti. Merakla okumuştum. Onlar da açıklansa; "İşte Kur'ân-ı Kerîm'in dediği gibiymiş!" diye oradan anlaşılacak.

Demek ki açıklamayanlar, kendi durumları belli olacak diye çekindiklerinden gizliyor. Bu gizleme ketmetmek, susmak, söylememek!

Demek eskiden, Peygamber Efendimiz'in zamanında da bu saklamayı yapmışlar.

Neden yapıyorlar, söylese ne olacak?

Söyleseler Peygamber Efendimiz'in haklı olduğu anlaşılacak, etrafındakiler de hepsi gidecek müslüman olacaklar! Onun [hükmü] bitecek! Kendisi müslüman olacak, ebedî saadeti kazanacak ama bu sefer çeşitli zarara uğrayacağını düşünüyor!

Mesela Peygamber Efendimiz'in hadis-i şeriflerinde, sahih hadis kitaplarında bilgi olarak bize kadar gelmiş bulunuyor. Okuyoruz, hadis kitaplarında var. Sizler de belki hadis kitaplarını okuyorsanız karşılaşmış olacaksınız, hatırlayacaksınız:

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz Medine-i Münevvere'ye hicret ettiği zaman herkese kendisinin hak peygamber olduğunu anlattı, ziyaretler yaptı. Zaten Mekke'deyken de yine hacca gelen kabilelere vazifesini hatırlatıyordu. Mina'ya gidiyordu, oradaki çadırlarda toplanan insanlara kendisinin Allah'ın peygamberi olduğunu belirtiyor, tebliğ vazifesini yapıyor, Kur'ân-ı Kerîm âyetlerini okuyordu. Taif'e gitmişti; orada sert karşılanmışlar, taşlamışlardı.

Medine'ye gidince yine tebliğ vazifesini yapmak için Yahudi havrasına da gitti:

"Ey Yahudiler! Sizin Tevrat kitabınızda falanca falanca yerlerde, filanca filanca cümleler, âyetler hâlinde, 'Ahir zaman peygamberi gelecek, ona tâbi olun!' tarzında bilgiler var ya, işte o peygamber benim. Bana tâbi olun! Artık devir bana tâbi olma zamanıdır. Eskiyi bırakacaksınız, yeni peygambere tâbi olacaksınız." dedi.

Zaten Peygamber Efendimiz Musa aleyhisselam'ın hak peygamber olduğunu söylüyor. Tevrat'ın aslının hak kitap olduğunu söylüyor. Bir zıddiyet ve ihtilâf yok! "Siz de kendi kitabınızda bahsedilen zâtın, âhir zaman peygamberinin geldiğini görün ve ona tâbi olun!" diye söyledi.

Sustular.

Peygamber Efendimiz tebligatını yaptı. Baktı ki bir güzel karşılama ve kabul yok: "Evet, aynen öyle. Pekiyi, kelime-i şehadet getiriyoruz, sana tâbi oluyoruz." demiyorlar! Yürüdü. Yanında da ashâbından biri iki arkadaşı vardı. Yürüyüp dışarı çıkıp giderken yahudi hahamlarından bir tanesi -Abdullah b. Selâm- arkasından koştu koştu, yetişti. Peygamber Efendimiz'e dedi ki;

"Yâ Resûlallah! Dediklerin aynen doğru! Evet, sen âhir zaman peygamberisin, hak peygambersin! Ben kabul ediyorum! Ama bunlar çeşitli duygularla; kıskançlık, hased, menfaatin elden gitmesi veya nasipsizlik, hidayetsizlik [sebebiyle] bunu söylemediler." dedi.

O [Abdullah b. Selâm] sonradan Peygamber Efendimiz'e geldi ve müslüman olduğunu beyan etti, müslüman oldu. Radıyallahu anh, Allah şefaatine erdirsin.

Peygamber Efendimiz daha İslâm Arap yarımadasında iyice yayılmadan, Suriye'ye doğru ilerlemeden, Irak fethedilmeden, İran'a girilmeden, Mısır fethedilmeden önce de oralara hâl-i hayatında elçiler gönderdi, mektuplar gönderdi ve kendisine tâbi olmalarını, müslüman olmalarını o kavimlere hatırlattı.

Bizans'ın başında Heraklius vardı, Heraklius'a gönderdi. Mısır'ın başında Mukavkıs vardı, ona gönderdi. Hatta Mısırlı hükümdar Peygamber Efendimiz'e hediyeler gönderdi, bir de cariye gönderdi: Mâriye validemiz!

Sonra Sâsânîler'e bir elçi gönderdi. Sâsânî imparatoru Peygamber Efendimiz'in mektubunu parça parça parçaladı!

Bunu Allah kendisine bildirince gösterince mâlum edince Peygamber Efendimiz;

"Şu anda, İran hükümdarı benim mektubumu parçaladı, Allah da onun mülkünü parçalasın!" diye söyledi.

Sonradan onun devleti yıkıldı!

Demek ki Peygamber Efendimiz, peygamberliği ilk geldiği zaman tebliğ etmeye, peygamber olduğunu söylemeğe başladı. Safa tepesine çıktı:

Ve enzir aşîretekel-akrabîne. "Yakın akrabalarını ikaz etmekle başla!" diye emrolunduğu için kavmini, akrabasını çağırdı. Orda seslendi ve dedi ki;

"Ey kavmim, beni nasıl bilirsiniz?"

"Sen Muhammed el-Emîn'sin!" dediler.

"Ben şimdi size, 'Şu dağın arkasında bir ordu var, bu tarafa doğru geliyor, sizi basacak, mallarınızı alacak, sizi esir edecek!' desem inanır mısınız?" dedi.

"İnanırız, sen Muhammed el-Emîn'sin!" dediler.

"O hâlde ben size söylüyorum ki…"

Tabii Peygamber Efendimiz'in ne söylediğini kelime kelime söyleyemezsem belki hatalı olur:

"Ben Allah'ın peygamberiyim, sizi İslâm'a davet ediyorum…" tarzında sözler söyledi.

O tebliğden sonra hacca gelen kabilelere Mina'da, Arafat'ta ziyaret edip söylemesinden, Medine-i Münevvere'ye hicretinden, orada yerleşmiş olan yahudilere ve hristiyanlara tebliğ etmesinden; öbür kabile reisleri geldikçe tebliğ etmesinden; Yemen'e ve sâir yerlere elçiler gönderip tebliğ etmesinden sonra Bizans'a, Mısır'a, Bahreyn'e, diğer yerlere hâl-i hayatında mektuplar ve elçiler göndermesine kadar tebliğ vazifesini bütün safahatıyla, her yönden tam mânasıyla yaptı!

Kad bellağte'r-risâlete ve ed-deyte'l-emânete ve nesahte'l-ümmete diyoruz

Onun için Peygamber Efendimiz'in türbesini ziyaret ettiğimiz zaman; her vazifeyi pek güzel yaptığına şehadet ediyoruz.

"O kimseler ki, ben Rabbü'l-âlemîn Mevlânızın beyyinât ve hidayet bâbından indirdiklerime, indirdiğim bilgilere, âyetlere; insanlara bunları kitapta açıkladıktan sonra karşı tavır, ters tavır takınıyorlar, bunları söylemiyorlar.

Ülâike yel'anühümullâhu ve yel'anühümü'l-lâ'inûn. "Ketmettikleri, söylemedikleri için onlara Allah da lanet ediyor, lanet edenler de lanet ediyor!"

Bir bilgiyi söylememek, bildiği bir doğruyu söylememek, susmak çok kötü! Söylemek, şahitlik etmek, mesela; "Ben bu olayı gördüm, şu adam şu işi yaptı, şahidim!" demek, hatta istemeden, rica etmeden gidip hak yerini bulsun diye şehadet etmek çok sevap! İstekli olarak, gönüllü, sevap olduğunu bilerek şahitlik yapmak çok sevap! Yalancı şahitlik çok günah! Hakkı saklamak çok günah!

Ebû Hüreyre radıyallahu anh Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in bir hadisini nakletmiş:

Men süile an ilmin feketemehû ülcime yevme'l-kıyâmeti bi-licâmin mi'n-nârin. "O kimse ki bir bilgi kendisinden soruldu da o da söylemiyor, bildiği hâlde susuyor. Öğretmiyor, söylemiyor, bilgi vermiyor. Kıyamet gününde cehennem ateşinden ağzına bir dizgin, gem takılır."

Atların ağzına bir demir takılıyor. Demirin iki ucu dizginde oluyor. Atı durdurmak istediğiniz zaman çekiyorsunuz. O atın ağzının içinden geçtiği için, atın başını öne doğru çekiyor. Atın boynu, kafası kasılınca o zaman duraklıyor. Atın durdurulması böyle oluyor.

At bazen ağzının etleri acımasın diye o demiri azı dişlerinin arasına alır da hareket ettirtmezse o zaman ağzı acımadığı için çekmek para etmiyor, "gemi azıya almış" deniyor. Süratini kesmeden gidiyor, felâket olacak demek.

İşte ilmi de söylemeyen, kıyamet gününde bilgiyi vermedi diye ağzına ateşten gemlerle dizginler takılıp cezalandırılır.

Sahih hadislerde geçtiğine göre Ebû Hüreyre radıyallahu anh şöyle buyurmuş:

Lev lâ âyetün fî kitâbillâh mâ haddestü ehaden şey'en. "Kur'ân-ı Kerîm'de Allah'ın âyeti olmasaydı hiç kimseye bir hadis rivayet etmezdim!"

Hangi âyet?

Bir bu âyet var bir de ilerideki günlerde, önümüzdeki sayfalarda karşımıza gelecek ikinci bir âyet var. Onu da o zaman açıklarız, hatırlatırız.

"İlmini saklamak çok kötü bir şey! Allah lanet eder, bütün lanet edenler lanet eder!" diye bu âyetlerden dolayı hadis-i şerifleri söylemiş, yoksa söylemeyecekmiş.

Söyleyiş sebebini anlıyoruz, bu âyetten korkuyor. Allah'ın lânetine uğrarım, diye bildiğini söylüyor.

Bu âyet olmasaydı niye söylememek istiyordu?

Çünkü; "Acaba Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in sözünü tam nakledemez miyim? Acaba biraz başka bir kelime mi kullanırım? Bazı kısımlarını unutur muyum? Acaba yanlış anlamış olabilir miyim?.." diye korkusundan! O da suç, o da büyük günah! Böyle yapanlar da cehenneme atılacaklar, ceza çekecekler.

Men kezebe aleyye müteammiden felyetebevve' mak'adehû mine'n-nâri. "Kim bana yalan yere; 'Resûlullah şöyle dedi…' diye söylemediğim bir sözü söylemiş gibi isnat ederse o zaman cehennemde yerine hazırlansın!" dediğinden sahâbe-i kirâm susmuşlardır. Ama bu âyet-i kerîmeden dolayı da bildirmek lüzumunu hissettiklerinden bildirmişlerdir. İkisi arasında böyle bir yol tutturmak zorunda kalmışlardır. Çok iyi bildiklerini söylemişlerdir; birçoğu, birçok bildiğini belki tam söyleyemem diye ihtiyaten saklamış, söylememiştir.

Demek ki kendisine bilgi sorulanların söylemesi lazımdı. Diyeceklerdi ki;

"Evet, Tevrat'ta âyet var. Âhir zaman peygamberinin evsafı tam sizin peygamberinize uymaktadır. İşte bu âhir zaman peygamberidir, kesin, belli!"

Zaten bir peygamber gelecek diye bekliyorlardı.

Demediler!

Onlara nasıl ceza verilecek?

el-Berâ b. Âzib radıyallahu anh'ten rivayet edildiğine göre şöyle buyurmuş:

Künnâ mea'n-nebiyyi sallallâhu aleyhi ve selleme fî cenâzetin. "Bir adamın cenazesinde, cenaze merasimini yaparken Resûlullah Efendimiz'in yanındaydık." Fekâle. "Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz buyurdu ki;"

İnne'l-küffâra yudrabü darbeten beyne ayneyhi. "Hiç şüphe yok ki kâfirler, müslüman olmayanlar, küfürde kalanların iki gözünün ortasına muazzam bir darbe ile vurulur." Fe yesmeuhâ külle dâbbetin ğayre's-sekaleyni. "Bütün başka mahlûklar bu darbenin şiddetini duyarlar da yalnız insanlarla cinler duymaz!"

İnsanlar ve cinler bu darbeyi duysalar ödleri patlayacak! Her şeyi dosdoğru gördükleri için- hizaya gelecekeler, namazlı niyazlı insan olacaklar. İmtihanda oldukları için Allah duyurmuyor. Akıllarını kullansınlar, nefislerini dizginlesinler, şeytanın hilelerine kapılmasınlar da imtihanı başarsınlar diye imtihandan dolayı sakaleyn denilen insanlar ve cinler duymuyor ama başka bütün mahlûklar duyuyor. Kelebekler, böcekler, atlar, kuzular, kuşlar… hepsi duyuyor. Kâfirin iki gözü arasına vurulan darbeden hepsi ürperiyor.

Fe tel'anühû küllü dâbbetin.

Dâbbe ne demek?

Yeryüzünde hareket eden bütün yaratıklara dâbbe derler, "canlı" demek.

Semiat savtehû "Bu sesi duyan bütün mahlûklar, canlılar 'Lanet olsun sana!' diye lanet ederler." Fe zâlike kavlüllâhi teâlâ: Ülâike yel'anühümüllâhü ve yel'anühümü'l-lâ'inûn. "Allahu Teâlâ buyurdu ki; Allah lanet eder ve lanet edenler lanet eder!"

"Allah lanet ettiği zaman lanet edenler de lanet eder!" ne demek oluyor?

Bu [hakikatleri] ketmedenlere yeryüzündeki bütün yaratıklar da lanet ederler

Atâ b. Ebî Rebah'tan rivayet edilmiş ki;

Küllü dâbbetin ve'l-cinnü ve'l-insü. "Bütün bu mahlûklar, hem insanlar hem cinler lanet ederler!" demiş.

Mücâhid isimli alim demiş ki;

İzâ ecdebeti'l-ardu kâle'l-behâim Hâzâ min ecli usâtı benî âdem. "Yeryüzü kuraklığa uğradığı zaman behâim, hayvanlar der ki; Bu Âdemoğlunun âsilerinden dolayı bu yağmur kesildi, bu otlar kurudu. Biz onun cezasını, sıkıntısını çekiyoruz!"

Yağmur yağmıyor, otlar sarardı, kurudu, hayvanlar otsuz, susuz kaldı, sıkıntı başladı…

Leanellâhu usâte benî âdem. "Allah benî Âdemin günahkârlarına, âsilerine, başımıza bunu getirdikleri için lanet etsin!"

Demek ki lanet edenlerin lanet etmesi böyle. Kurtlar, kuşlar, böcekler, yeryüzünde gezinen bütün canlı yaratıklar lanet ediyor. Ayrıca bir rivayete göre insanlar ve cinler de lanet ediyor.

Katâde isimli alim ve Rebî b. Enes isimli alim de diyor ki;

Ya'nî tel'anühümü'l-melâikeh. "Melekler de lanet eder."

Çünkü Allahu Teâlâ hazretleri birisine lanet etti mi melekler hemen itaat yoluyla, Allah'ın sevmediğini sevmedikleri için Allah lanet edince onlar da lanet ederler.

Hakkı saklayan kişinin cezasına bakın! Anlaşılıyor ki Allah lanet ediyor, melekler lanet ediyor, bütün mahlûkât, canlılar lanet ediyor, ins ü cin lanet ediyor! Hepsi lanet ediyorlar!

Bir de şu ne kadar güzel:

İnne'l-âlime yestağfiru lehû küllü şey'in "İslâm alimine, mü'min, ilmiyle âmil olan, ibadetini yapan, insaflı, Allah'ın sevdiği alime de her şey tevbe ve istiğfar eder."

"Yâ Rabbi, bunu mağfiret eyle! Yâ Rabbi, bu alimi affeyle!.." diye seviyorlar, güzel dua ediyorlar.

Hatte'l-hîtânü fi'l-bahri. "Hatta denizdeki balıklar, yaratıklar bile dua eder."

Aziz ve sevgili dinleyiciler!

İki tane durum:

Bir, güzel alimin durumu; denizdeki balıklar, havadaki kuşlar, yeryüzündeki bütün mahlûkât istiğfar ediyor, "Yâ Rabbi affet bunu, bağışla bunu!" diye lehine dua ediyor. Bu ne güzel!

Bir de bildiğini saklayan, söylemeyen, gerçekleri itiraf etmeyen, yardımcı olmayanlara da bütün lanet ediciler lanet ediyor. Melekler, insanlar, cinler, hayvanlar, dâbbe; yeryüzünde canlı gezinen her şey lanet ediyor!

Tabii, bu lanet acaba nasıldır, ne tarzda olacak?

Hepsi lanet ediyor. Arapça'sı olan Arapça'sı olmayan, ya lisân-ı hâl ile söylüyor ya lisân-ı kâl ile söylüyor. Ya hâliyle lanet ediyor ya da diliyle, sözüyle söyleyerek lanet ediyor. Nasılsa onu Allahu Teâlâ hazretleri biliyor. Allah korusun, Allah bu duruma kimseyi düşürmesin.

Bu niçin yapılır? Neye değer, ne elde edilecek de bu yapılıyor?

Tabii bu çok korkunç bir şey, ama bunun kurtuluş noktası var:

İllellezîne tâbû ve eslehû ve beyyenû fe ülâike etûbü aleyhim ve ene't-tevvâbü'r-rahîmü.

İllâ ne demek?

"Şunlar müstesna!" demek. Edat-ı istisnâ deniliyo,.

İllellezîne tâbû. "Şunlar hariç ki tevbe ettiler."

Tevbe etmek ne demek?

"Yaptığı hatayı bırakıp doğruya dönmek" demek.

Hataları, büyük suçları, günahları ne idi?

Hakkı saklamak, söylememek, gizlemek, susmaktı.

Tevbe ettiler!

Ve eslehû. "Hallerini ıslah ettiler, kötü hallerini düzelttiler; salih, güzel bir hâle geldiler."

Demek ki yanlış yolu bırakacak, güzel hâle bürünecek.

Ve beyyenû. "Bir de anlatacak. Sustuğu, söylemediği şeyi söyleyecek."

Alimler kitaplarda açıklamışlar ki bazı suçlara sadece; "Tevbe yâ Rabbi!" demek yetmiyor. O suç ne ise onu izale edecek hareketi de yapmakla oluyor.

Burada suç ne idi?

Gerçeği gizlemek, söylememekti.

Tevbe ediyor, hâlini ıslah ediyor.

Gerçeği gizlediğinin aksi nedir?

Gerçeği söylemek!

Ve beyyenû. "O zaman gerçeği söyleyecek."

Demek ki bu suçu işleyenlerin gerçek tevbesi sadece lafla değil; "Affet beni Allah'ım, hatamı anladım…" demekle değil. Bir kere hâlini düzeltecek, yanlış yoldan dönecek. Bir de söylemediğini de söylemeğe başlayacak!

"Birisi bana karşı zulmetti, haksızlık etti. Arayı düzeltelim…"

Düzeltelim ama sen şu yaptığın tahribatı bir düzelt; ondan sonra düzeltelim! Sen ilk önce yaptığın zulümden, haksızlıktan dolayı ne kadar suç günah işledin, ne kadar kimseye yanlış bilgiler [telkin ettin]; şimdi barışmak istiyorsun!

Tamam, barışalım, ben barışmayalım demiyorum ama yanlışını itiraf et, hatalarını düzelt! Kirliliklerini, pislikleri bir temizle!

Demek ki tevbe sadece sözle değil, yaptığı yanlışlığı düzeltmekle olur. Yanlışlığı bırakacak, doğrusunu yapacak. Bu çok önemli!

Sevgili kardeşlerim!

Fe ülâike etûbü aleyhim. "İşte ben bunların tevbelerini kabul ederim."

Tâbe fiili ilginç bir fiildir.

Tâbe-yetûbü: "Kullar tevbe ediyor."

İllellezîne tâbû. "O kimseler ki tevbe ettiler." Ve etûbü aleyhim."Ben de onlara tevbe ederim." diyor Allah!

Allah kullara nasıl tevbe eder, kullar Allah'a nasıl tevbe eder?

Bu incelik tevbenin kelime anlamında saklı.

Aynı fiil ikisi için de nasıl geçerli oluyor?

Tevbe "yönelmek, dönmek" demek. Kul Cenâb-ı Hakk'a doğru yanlışından dönerse Cenâb-ı Hak da ona doğru döner.

Ne demek?

Onu kabul buyurur, tevbesini kabul buyurur, affeder.

Allah'ın kullara tevbesi alâ fiili ile kullanılır:

Ve etûbü aleyhim. "Ben de onlara, onların üzerine teveccüh buyururum. Rahmetimi kesmişken onlara tekrar döndürürüm." gibi.

Kulların Allah'a tevbesi ilâ edatı ile kullanılıyor.

Tübtü ilallâh. "Ben Allah'a tevbe ettim." Tâballâhu aleyhim.

"Allah da tevbe edenlere yöneldi." derken alâ ile kullanılıyor.

İşte böyle bir dilbilgisi hatırlatması.

Daha önce de söylemiştim:

Bir kelimenin anlamını iyi kavramak için hangi edatlarla kullanıldığını bilmek, Arapça'da çok önemlidir. Kullanılan edattan dolayı mâna değişiverir.

Mesela rağıbe fiili "rağbet etmek" demek. Rağıbtü fîhi dersen "bir şeye rağbet etmek, isteklenmek, arzulamak, onu almağa çalışmak, beğenmek" demek. Ragıbe an harf-i cerriyle, edatıyla kullanılırsa bu sefer "bir şeyi istememek, vazgeçmek" mânasına geliyor. Aynı kelime ama sonuna gelen edattan mâna değişiyor. Bunu bilmek lazım.

Kötü hâllerinden dönenler, hâllerini ıslah edenler, durumlarını güzel hâle, uygun hâle getirenler ve açıklamadıkları hakikatleri açıklayanlar!

"Evet, sen Allah'ın hak peygamberisin! Evet, âhir zaman peygamberisin! Evet, Kur'ân-ı Kerîm Allah'ın kelâmıdır. Evet, âhir zaman peygamberinin şöyle bir şehirde doğduğu bizim kitabımızda yazılı. Orası Mekke'nin evsafı, taşların arasında Fârân denilen yer. Sonra hicret edecek, etti. Hicret edeceği yer de ovalık, hurmalık bir yer; Medine!.. Bunları deyiverirse;

Fe ülâike etûbü aleyhim. Ben de onlara teveccüh buyururum." diyor. Tevbelerini kabul etmiş oluyor. Onların Allah'a yönelmeleri üzerine Allah da onlara rahmediyor.

Ve ene't-tevvâbü'r-rahîm.

Burada Cenâb-ı Hakk'ın iki sıfatı var: Tevvâb ve Rahîm.

Tevvâb; "çok teveccühkâr" demek. Kendisine yönelen, tevbe eden kullarına Allah da çok teveccüh ediyor. Tevbe etmeyi seviyor, tevbelerini kabul ediyor. Kelimenin mânasını, kökenini bilerek; "Tevbeleri kabul edici!" diye tercüme edebiliriz.

Tevvâb, faâl vezninde mübalağa siygasıdır. "Ben çok teveccüh ediciyim, tevbeleri çok kabul ediciyim!" demek. Burada kulun tevbesini sevdiği, tevbe edenin de hemen afv ü mağfiret olunacağına dair müjdeli bir mâna var. Cenâb-ı Hakk'ın Tevvâb sıfatı.

Rahîm; "çok merhametli" demek. O da faîl vezninde. Fail vezni iki şeklide olabilir. Tabii Arapça'da incelikler fazladır. Bir faîl vezninde sıfat-ı müşebbehe olur, bir de faîl vezninde mübalağa siygası olur. Burada sıfat-ı müşebbehe değil, mübalağa siygasıdır.

Rahîm; "Çok merhametli" demek.

"Cenâb-ı Hak Teâlâ çok teveccühkârdır, kullarına yöneliverir. Kullar Mevlâsına yönelince O da yöneliverir, çok yönelicidir. Affediverir, yöneliverir. Çok merhametlidir, merhamet eder; azap etmez."

Mevlâmız o kadar Tevvâb'ken bu kadar Rahîm, bu kadar affedici, bağışlayıcı, bu kadar Gaffâr'ken günahları silecekken insanlar nasıl cehenneme giriyor?

Çünkü inat ediyorlar, devam ediyorlar, günahta ısrar ediyorlar! Cenâb-ı Hakk'ın rahmetinden, mağfiretinden, affediciliğinden, teveccüh buyuruculuğundan, Erhamü'r-râhimînliğinden istifade etmiyorlar! Kusur kendilerinde!

Fe ülâike etûbü aleyhim ve ene't-tevvâbü'r-rahîm. "Ben onlara teveccüh ederim, tevbelerini kabul ederim. Çünkü ben çok tevbe ediciyim, Rahîmim."

Eskiden insanlardan tevbeler bu kadar kolay kabul edilmezmiş. Bu tevbelerin kolayca kabul olması; Ümmet-i Muhammed'e mahsus bir lütuf, bir lütf-u ilâhî, bir bağış! Eskiden tevbeler çok zormuş. Eski ümmetlere cezaları çok ağırmış.

Bizim Peygamberimiz'in sıfatlarından birisi nedir?

Nebiyyü't-tevbe'dir, tevbe peygamberidir!

Bir sıfatı nedir?

Nebiyyü'r-rahme'dir, rahmet peygamberidir!

Tevbe peygamberi, rahmet peygamberi olan Peygamber Efendimiz'in hatırına, bizim şeriatımızda tevbe edeni Allah affediyor.

Sevgili dinleyiciler!

Hatta günahına pişman olunca gönlüne nedamet, pişmanlık ateşi düşünce daha sözünü söylemeden affediyor. Mesela söylemeye vakti olmasa, "Dur bakalım, eve gidince abdestimi alayım, namaz kılıyım da, dua edeyim!" demeden daha yangın içine düştüğü zaman, günahının pişmanlığı gönlünü yakmaya başladığı zaman o zaman affediyor. Erhamü'r-râhimîn!

Sonra Cenâb-ı Hak kulunun tövbesinden o kadar çok memnun olur ki çok sevinir diye hadis-i şerifler var!

Tevbeyi çok seviyor.

Onun için ey kusurlu, günahkâr, hatalı, perişan, şimdiye kadar çok isyan etmiş, çok hata işlemiş kardeşlerim! Ey beni dinleyenler, ey beni dinleyenlerin yakınları!

Belki dinleyenler onlara söyler!

Allah'ın rahmetinden ümidinizi kesmeyiniz! Allah çok lütfedicidir, çok affedicidir, çok merhamet edicidir. Hatalarınızı hatırlar, anlar, hatalarınızdan döner, hâlinizi ıslah ederseniz Allah bağışlar. "Allah beni affetmez!.." diye düşünmek yanlıştır, hem de haramdır! Bu sözü bilerek söylüyorum, İslâm'da yasaktır. Allah'ın rahmetinden ümit kesmek yoktur. Allah'ın rahmetinden ümitli olun! Hemen tevbe edin, şu anda tevbe edin, "Tevbe ettim yâ Rabbi!" deyin! Allah'ın iyi kulu olun!

İnsanları şaşırtmak, saptırmak için çok oyunlar hileler, tuzaklar, şeytanın aleti edevâtı, malzemesi vardır. Ama Cenâb-ı Hakk'ın tövbekârların tövbesini kabul ediciliği ve Erhamü'r-râhimînliği var. Tövbe edin! Şeytanın tuzağından kurtulun, Allah'ın rahmetine erin!

Tabii tevbe edenleri, ıslâh-ı hâl edenleri, hakikatleri söyleyenleri Allah affediyor, edecek. Ama bir de bunun aksi var, 161. âyet-i kerimede bildiriliyor:

İnnellezîne keferû. "O kimseler ki kâfir oldular. Küfürde devam ediyorlar, imana gelmediler, mü'min olmadılar." Ve mâtû ve hüm küffârün. "Ve kâfir olarak öldüler."

Ve hüm küffârün, hâl cümlesidir.

Ne hâl üzere öldüler?

Ve mâtû ve hüm küffârün. "Kâfirler hâlindeyken öldüler. O kimseler ki kâfir oldular ve kâfir hâliyle, tevbe etmeden imana gelmeden öldüler."

Ülâike aleyhim la'netullâhi. "İşte onların üzerine Allah'ın laneti vardır. Ve'l-melâiketi. "Ve meleklerin laneti vardır." Ve'n-nâsi ecmaîn. "Ve bütün insanların laneti vardır."

Lanet ne demek?

"Allah'ın rahmetinden kovulmak ve uzaklaştırılmak" demek. O mânaya geliyor. "Kapıdan kovulmak, Allah'ın rahmetinden mahrum, uzak, dışarıya atılmak…" mânasına.

Korkunç bir şey! Düşünün; içeriye girmişken tutulup yaka paça dışarıya atılmak, uzaklaştırılmak ne kadar kötü! Lanet çok fena, Allah'ın lanetine uğramak çok kötü! Allah celle celâlüh o duruma düşürmesin, hidayet yolundan cümlemizi ayırmasın.

Beyyinât, beyyine kelimesinin çoğulu; "açık seçik belgeler" demek.

Hüdâ da, hidâyet kelimesinin bir başka masdarı: Cenâb-ı Hakk'ın ilâhi belgeleri, bilgileri insanları hidayete götürecek ikazları, uyarıları, eski peygamberlere indirilen kitaplarda açıklanmış olan belgeler.

Çünkü Cenâb-ı Hak her şeyi insanlara ikaz ediyor, öğretiyor. Yapmayınca suçlu olan, insanlar.

Bunlar Allah'ın lanetine, meleklerin lanetine ve insanların lanetine uğrayacaklar!

"İnsanlar…" umumî bir tabir, bu insanların lânetine kâfirler nasıl uğrayacak?

Mü'min olan insanların lânetine mi uğrayacaklar yoksa insan kendisine lanet eder mi?

Evet, [eder]. Mesela kâfirler kendilerine zulmedenlere lanet edecekler, "Zalimlere lanet olsun!" diyecekler. Kâfir olmak da zulüm olduğundan kendilerine lanet etmiş olacaklar. "Kıyamet gününde ilk önce Allahu Teâlâ hazretleri lanet edecek. Onlar lanet edince melekler lanet edecek. Sonra insanların hepsi lanet edecek!" diyen alimler de var. Kâfir de kendisine böylece lanet etmiş olacak.

Hâlidîne fî hâ.

Bu oyuncak değil, küçük değil, geçici, önemsiz değil; çok önemli bir olay! Cehennemde ebediyyen bu lânette kalacaklar.

Fî hâ'nın hâ zamiri nereye gidiyor?

Ya "cehennem"e gidiyor, çünkü cehennem müennestir. Ya da "lanet"e gidiyor, "Bu lanette ebediyyen kalacaklar!" demek.

Çünkü cehennem kelimesi geçmediğinden, geçmeyen bir kelimenin orada zamiri olmaması düşünülebilir. Ya da herkes biliyor diye olduğu düşünülebilir.

Hâlidîne fî hâ. "Lanette ebedî kalacaklar. Allah'ın lanet yeri, lanet ettiği, rahmetinin olmadığı gazabının olduğu yer de cehennem! Cehennemde ebedî kalacaklar, çıkmak yok!" Lâ yühaffefü anhümü'l-azâb. "Onların üzerinden azabın biraz kaldırılması, azaltılması da yok! Aynı şiddetle ilk başından olduğu gibi sonuna kadar o şiddetle azaplanacaklar!" Ve lâ hüm yünzarûn. "Kendilerine hiçbir şekilde nazar da olunmayacak, teveccüh olunmayacak!"

Hatta cehennemin kapıları kapatılacak, arkasından da iyice takviye edilecek!

Kapılar açılmasın diye kalaslar filan konulur, takviye edilirdi. Takviyeli bir şekilde [kapatılacak]. Ölüm olayı kaldırılacak. Cennettekilerin de ölmesi yok, cehennemdekilerin de ölmesi yok. Ölüm bir koç şeklinde cennetle cehennem arasına getirilip kurban edilip yok edilecek! Yok edildiği insanların mâlumu olacak, herkes bilecek!

Artık cehennem halkı kan ağlayacak! Kan ağlayacaklar ama ağlamanın bir faydası yok, ebediyyen cehennemde kalacaklar!

Allahu Teâlâ hazretleri cümlemizi lütfuna eren kullarından eylesin. Rızasına vasıl olmayı nasip eylesin. Sevdiği, razı olduğu kul olarak yaşayalım, huzuruna sevdiği razı olduğu kul olarak varalım. Rabbimiz bizi cennetiyle cemâliyle müşerref eylesin.

Çok mu zor?

Aziz ve sevgili dinleyiciler!

Cenâb-ı Hakk'ın peygamberlerini dinleyip âyetlerini anlayıp da Allah'a itaat etmek çok mu zor? Çok mu zor bir şey müslüman olmak, mü'min olmak?!..

Hayır, hiç zor değil ama bu kolay şeyi insanlar maalesef yapmıyorlar. Şeytan insanları aldatıyor.

Burada lanet meselesinde bir de bölüm koymuşlar. Peygamber Efendimiz bildiriyordu, size geçtiğimiz hadis derslerinde okumuştum, ben lanet konusunu özet olarak söylüyorum:

"Lanet etmek iyi değildir. Bir kimse lanet ederse lanet havaya çıkar, lanet ettiği kimseye kadar gider. Lanet ettiği kimse o lanet müstahak ise o lanet onu bulur, onu mahveder. Ona layık değilse o adam iyi bir kimse de bu; haksızlıktan, kızgınlıktan lanet etmişse o zaman lanet döner, söyleyenin yanına gelir, tepesine iner. Tepesine inen, kızan, yanlışlıkla lanet etmiş olan insan da lanete müstahak bir insan değilse iyi bir insansa o zaman orada da durmaz. O lanet bu sefer kalkar kâfirlere gider, onları helâk eder!"

Peygamber Efendimiz buyuruyor ki;

"Ey mü'min, hiçbir şeye lanet etmemeye gücün yeterse lanet etme!"

Lanet edicilik iyi değil. Ashâbı; kendisine ezâ cefâ eden kimselere lanet etmesini istedikleri zaman;

İşkence zor bir şey, tabii kolay değil.

"Şunlara lanet et de Allah kahretsin yâ Resûlallah!" deyince;

"Ben lanet edici bir peygamber olarak gönderilmedim!" buyurdu. Lanet etmedi, ıslahlarını istedi.

"Yâ Rabbi, afv ü mağfiret eyle! Onlar benim daha peygamberliğimi anlayamadılar." buyurdu, lutfetti. Lanet etseydi kahrolurlardı.

Bir keresinde birisi işlediği bir suçtan dolayı şeriatın cezasına mâruz oldu. Ceza uygulandı. Birisi de ona, "Allah'ın laneti üzerine olsun!" diye lanet edince Peygamber Efendimiz ona dedi ki;

Lâ tel'anhü. "Ona lanet etme! Evet, o içki içti diye şimdi ona meydan dayağı çekiliyor, ceza şeriatın cezası ama;

Fe innehû yuhibbullâhe ve resûlehû. "O Allah'ı ve Resûlünü seven bir insandır. Kendisini tutamadığından böyle yaptı, lanet etme!" dedi.

Bir de tabii hadd-i şer'î uygulanan kimse o cezayı çekince dünyada cezayı çekmiş oluyor, âhirette ceza olmuyor. Ona lanet etmek doğru olmuyor.

"Peki, o zaman hiç kimseye mi lanet edilmeyecek?"

Kâfire lanet edilebilir. Çünkü Allah kâfirlerin lanetlik olduğunu bildiriyor.

"Umumi olarak lanet edilir de acaba muayyen bir kişiye adıyla, sanıyla lanet edilir mi?"

Alimler demişler ki;

"Lanet edilmez. Çünkü o belki bir zaman sonra gelir müslüman olur. Lanet edersen onun helâkını istemiş oluyorsun. Onun için, muayyen bir kimseye lanet edilmez!" demişler. Ama bazıları da suçu işlediği takdirde olabileceğini, bazı hak eden kimselere lânetin yapılabileceğini uygun görmüşler.

Onun için bu konuda doğru olan, hadîs-i şeriflerden anlaşılan; umumî mânasıyla suç işleyenlere lanet edilebilir. Muayyen kişilere ismiyle cismiyle lanet edilmez, ıslah olması temenni olunur. Eğer lanet edilen muayyen kişi müstahak değil de sen hatalı olarak kızgınlıktan, yanlışlıktan lanet etmişsen sana gelmesi muhtemeldir. İhtiyaten lanet etmemek daha iyidir.

Demek ki bildiğimiz gerçekleri anlatacağız.

Allah cümlemize İslâm'a güzel hizmet etmeyi nasip etsin. Cümlemizi sevdiği kul eylesin. Huzuruna sevdiği, razı olduğu kul olarak varalım. Rabbimiz bizi kahrına gazabına uğramayanlardan, lütfuna rahmetine erenlerden eylesin. Sevdiği kullarından eylesin. Cennetiyle cemâliyle müşerref eylesin.

es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtühû!

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
001.Kur an-ı Kerim in Faziletleri
19.09.202434 dk 51 sn
002.Kur an-ı Kerim Tefsirine Giriş
26.09.202450 dk 30 sn
003.Besmele Hakkında
03.10.202450 dk 39 sn
004.Euzü Besmele
10.10.202428 dk 36 sn
005.Fatiha (1 - 2) Hamd ve Senâ
17.10.202450 dk 54 sn
006.Fatiha (3) Allah Rahmân ve Rahîm dir
24.10.202440 dk 4 sn
007.Fatiha (4) Hesap ve Cezâ Gününün Sahibi
31.10.202445 dk 20 sn
008.Fatiha (5 - 7) Kulun Rabbinden İstedikleri
07.11.202453 dk 17 sn
009.Bakara Suresine Giriş
14.11.202431 dk 25 sn
010.Bakara (1) Hurûf-u Mukattaa
21.11.202430 dk 37 sn
011.Bakara (2) Kur an-ı Kerim Hidâyettir
28.11.202450 dk 59 sn
012.Bakara (3) Müttakîlerin Vasıfları
05.12.202448 dk 35 sn
013.Bakara (4 - 5) Ehl-i Kitaptan Müslüman Olanlar
12.12.202445 dk 56 sn
014.Bakara (6 - 7) Bile Bile Hakkı İnkâr Edenlerin Durumu
12.06.202546 dk 23 sn
015.Bakara (8 - 10) Münafıkların Halleri
19.06.202533 dk 34 sn
016.Bakara (11 - 13) Münafıkların Fesad Çıkartmaları
03.07.202550 dk 9 sn
017.Bakara (14 - 22) Münafıkların Şaşkınlıkları
10.07.202549 dk 5 sn
018.Bakara (23 - 24) Kur’an-ı Kerim’in Emsalsiz Oluşu
17.07.202557 dk 3 sn
019.Bakara (25) İman Eden ve Salih Amel İşleyenler
24.07.202539 dk 38 sn
020.Bakara (26 - 27) Kur’an-ı Kerim’deki Misaller
31.07.202556 dk 17 sn
021.Bakara (28 - 29) Allah’ı Nasıl İnkâr Edersiniz?
14.08.202546 dk 3 sn
022.Bakara (30) İnsanın Yaratılması ve Melekler
21.08.202546 dk 16 sn
023.Bakara (31 - 33) Adem As’ın Meleklerden Üstün Kılınması
28.08.202536 dk 57 sn
024.Bakara (34) Şeytanın Hz. Adem’e Secde Etmemesi
04.09.202528 dk 18 sn
025.Bakara (35 - 36) Adem As’ın Cennete Girmesi ve Çıkması
11.09.202535 dk 13 sn
026.Bakara (37 - 39) Hz. Adem’in Tevbesinin Kabul Edilmesi
25.09.202532 dk 14 sn
027.Bakara (40 - 43) Ey İsrâiloğulları
24.11.202251 dk 27 sn
028.Bakara (44 - 46) Bildiği ile Amel Etmemek
02.10.202552 dk 39 sn
029.Bakara (47 - 48) Öyle Bir Günden Sakının Ki...
09.10.202541 dk
030.Bakara (49 - 50) İsrâiloğulları’nın Firavun’un Zulmünden Kurtarılması
16.10.202549 dk 12 sn
031.Bakara (51 - 54) Tur-u Sinâ’da Mûsâ As’a Kitap Verilmesi
23.10.202558 dk 47 sn
032.Bakara (55 - 57) İsrâiloğulları’nın “Allah’ı Görmedikçe İnanmayız!” Demeleri...
30.10.202550 dk 40 sn
033.Bakara (58 - 60) İsrailoğulları’nın Bir Şehre Girmeleri
06.11.202539 dk 37 sn
034.Bakara (61) İsrailoğulları’nın Çeşitli Yiyecekler İstemeleri
13.11.202542 dk 15 sn
035.Bakara (62) İman Edenlere Mükafatlar
20.11.202555 dk 6 sn
036.Bakara (63 - 66) Allah’a Karşı Gelmekten Sakının!
27.11.202545 dk 16 sn
037.Bakara (67 - 73) İsrâiloğulları’na Bir Sığır Kesmelerinin Emredilmesi
04.12.202545 dk 2 sn
038.Bakara (74 - 77) İsrailoğulları’nın Kalplerinin Taştan Katı Olması
24.02.202348 dk 36 sn
039.Bakara (78 - 82) Tevrat’ı Değiştirenlere Veyl Olsun!
11.12.202546 dk 28 sn
040.Bakara (83) İsrâiloğulları’na Verilen Görevler
18.12.202555 dk 40 sn
041.Bakara (84 - 86) Kitabın Bir Kısmına İnanmıyor Musunuz?
01.01.202638 dk 58 sn
042.Bakara (87 - 88) Yahudilerin Peygamberlere Karşı Gelmeleri
08.01.202640 dk 48 sn
043.Bakara (89) Bekledikleri Peygamberi İnkâr Etmeleri
22.01.202638 dk
044.Bakara (90) Yahudilerin Küfrü Tercih Etmeleri
10.12.201942 dk 19 sn
045.Bakara (91 - 96) Yalnız Bize İndirilene İnanırız Demeleri
29.01.202647 dk 31 sn
046.Bakara (97 - 98) Yahudilerin Cebrâil As’a Düşmanlığı
05.02.202646 dk
047.Bakara (99 - 101) Fâsıklar İman Etmezler
12.02.202633 dk 42 sn
048.Bakara (101 - 103) Yahudilerin Şeytana ve Sihre Uymaları
15.06.202345 dk 45 sn
049.Bakara (104 - 105) Yahudilerin Müslümanlarla Alay Etmeleri
02.04.202643 dk 12 sn
050.Bakara (106 - 107) Bazı Ayetlerin Neshedilmesi
09.04.202644 dk 17 sn
051.Bakara (108) Yahudilerin Peygamber Sas’den İstekleri
16.04.202633 dk 28 sn
052.Bakara (109 - 110) Ehl-i Kitabın Müslümanları Küfre Döndermek İstemesi
23.04.202642 dk 50 sn
053.Bakara (111 - 112) Ancak Mü’minler Cennete Girecek
30.04.202632 dk 33 sn
054.Bakara (113) Yahudilerle Necran Heyetinin Tartışmaları
13.08.202049 dk 48 sn
055.Bakara (114 - 115) Mescidlerde Allah’ın Zikrine Engel Olmak
07.05.202651 dk 9 sn
056.Bakara (116 - 117) Allah’a Oğul İsnad Edenler
14.05.202646 dk 45 sn
057.Bakara (118 - 119) Bilmeyenlerin Allah Bizimle Konuşsa Demeleri
21.05.202640 dk 40 sn
058.Bakara (120 - 121) Yahudiler ve Hristiyanlar Senden Asla Memnun Olmayacaktır
04.06.202646 dk 15 sn
059.Bakara (122 - 123) İsrâiloğulları’na Verilen Nimetler
11.06.202631 dk 33 sn
060.Bakara (124) İbrâhim As’ın İmtihan Edilmesi
17.09.202054 dk 56 sn
061.Bakara (125) Kâbe’nin Şerefi
18.06.202642 dk 42 sn
062.Bakara (126) İbrâhim As’ın Mekke İçin Duası
02.07.202644 dk 40 sn
063.Bakara (127 - 128) İbrâhim As ve İsmâil As’ın Kâbe’yi Yapmaları
09.07.202637 dk 18 sn
064.Bakara (129) Yâ Rabbi, Onlara İçlerinden Bir Peygamber Gönder!
16.07.202646 dk 57 sn
065.Bakara (130 - 132) İbrâhim As’ın Dininden Yüz Çevirenler
23.07.202654 dk 35 sn
066 Bakara (133 - 134) Ya’kub As’ın Oğullarına Vasiyeti
30.07.202635 dk 11 sn
067.Bakara (135) İbrâhim As’ın Dinine Gelin!
06.08.202639 dk 46 sn
068.Bakara (136 - 138) İslâm Bütün İnsanları Kucaklar
07.12.202333 dk 6 sn
069.Bakara (139 - 141) Doğru Yol Rasûlüllah’ın Yolu
13.08.202624 dk 36 sn
070.Bakara (142) Allah Dilediğine Hidayet Eder
20.08.202637 dk 28 sn
071.Bakara (143) Ümmet-i Muhammed’in Şerefi
28.12.202349 dk 58 sn
072.Bakara (144 - 147) Kıblenin Kâbe’ye Çevrilmesi
27.08.202637 dk 42 sn
073.Bakara (148 - 150) Yüzünüzü Mescid-i Haram’a Çevirin!
03.09.202632 dk 40 sn
074.Bakara (151 - 152) Beni Zikredin, Ben de Sizi Zikredeyim!
10.09.202640 dk 37 sn
075.Bakara (153 - 154) Sabır ve Namazla Allah’tan Yardım İsteyin!
17.09.202631 dk 57 sn
076.Bakara (155 - 157) Belâlara Sabretmenin Karşılığı
24.09.202647 dk 46 sn
077.Bakara (158) Safâ ile Merve
01.10.202646 dk 45 sn
079.Bakara (163 - 164) Allah’ın Varlığı ve Birliği
15.10.202647 dk 48 sn
080.Bakara (165 - 167) Mü’minlerin Allah Sevgisi
22.10.202645 dk 51 sn
081.Bakara (168 - 171) Şeytanın Peşinden Gitmeyin
29.10.202651 dk 56 sn
082.Bakara (172 - 173) Helâl ve Haram Rızıklar
25.04.202439 dk 50 sn
083.Bakara (174 - 176) Ayetleri Saklayanların Cezası
18.03.202127 dk 25 sn
084.Bakara (177) Asıl İyilik
01.04.202161 dk 39 sn
085.Bakara (178 - 179) Kim Haddi Aşarsa...
16.05.202429 dk
086.Bakara (180 - 182) Vasiyet Etmek
16.05.202437 dk 13 sn
087.Bakara (183 - 184) Orucun Farz Kılınması
23.05.202440 dk 15 sn
088.Bakara (185) Ramazan Orucu
08.04.202150 dk 11 sn
089.Bakara (186) Allah-u Teàlâ Duaları Kabul Eder
20.06.202455 dk 12 sn
090.Bakara (187) Oruçla İlgili Hükümler
27.06.202466 dk 50 sn
091.Bakara (188) Haksızlıkla Başkasının Malını Yemeyin!
04.07.202444 dk 3 sn
092.Bakara (189) Ay’ın Durumları
11.07.202433 dk 41 sn
093.Bakara (190 - 192) Allah Aşırılığa Sapanları Sevmez
03.06.202150 dk 37 sn
094.Bakara (193 - 195) Kendi Ellerinizle Kendinizi Tehlikeye Atmayın
10.12.201955 dk 44 sn
095.Bakara (196) Haccı ve Umreyi Tamamlayın!
06.06.202457 dk 48 sn
096.Bakara (197) Haccın İncelikleri
13.06.202439 dk 8 sn
097.Bakara (198 - 199) Hacda Ticaret ve Zikir
10.12.201944 dk 22 sn
098.Bakara (200 - 202) Dünyada da, Ahirette de İyilik
18.07.202443 dk 23 sn
099.Bakara (204 - 207) Münafıkları İyi Tanıyın!
25.07.202448 dk 21 sn
100.Bakara (208 - 210) Topluca İslâm’a Girin!
01.08.202441 dk 50 sn
101.Bakara (210 - 212) Dünya Hayatı ve Kâfirler
08.08.202445 dk 19 sn
102.Bakara (213) Ümmet-i Muhammed ve Diğer Ümmetler
15.08.202454 dk 4 sn
103.Bakara (214) Belâlar ve Allah’ın Yardımı
22.08.202440 dk 19 sn
104.Bakara (215 - 216) Allah Yolunda Harcamak
29.08.202442 dk 1 sn
105.Bakara (217 - 218) Fitne Katilden Daha Kötüdür
07.07.202233 dk 53 sn
106.Bakara (219-220) İçki ve Kumar
05.09.202432 dk 11 sn
107.Bakara (221) Müşriklerle Evlenmeyin!
12.09.202438 dk 28 sn
108.Bakara (222 - 223)
10.12.201947 dk 5 sn
Ali İmran (92) Furkan (74) İnfak, Gıpta Edilecek Kimseler, Sadaka Vermek
29.05.202514 dk 54 sn
Ali İmran 98 - 101 - Hristiyanların Allahın Ayetlerine Tutumları
01.05.202528 dk 30 sn
Bakara (104) Rahman (1- 4) Kuranı Öğrenmek, Kıymet Bilmek
10.04.202519 dk 2 sn
Bakara (146) Hicr (2 -3) Doğru İnancın Önemi
24.04.202519 dk 44 sn
Hac (73 - 76) Mü’minun (14) İnsanın Yaratılışı Süreci
22.05.202537 dk 38 sn
İnsan (1 - 31) Dünya Sevgisi
15.05.202525 dk 40 sn
Rahman (5 -13) Her Şeyin Dengeli Olması ve Her Varlığın Secde Etmesi
17.04.202525 dk 25 sn
Tekvir (1-14) Kıyamet Günü Alametleri, Mahşer Anı, Pişmanlıklar
05.02.202531 dk 11 sn
AKRA