İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0507:3808:2312:5315:3817:5719:25
Kabe

081.Bakara (168 - 171) Şeytanın Peşinden Gitmeyin

081.Bakara (168 - 171) Şeytanın Peşinden Gitmeyin
Tefsir Sohbetleri

081.Bakara (168 - 171) Şeytanın Peşinden Gitmeyin

29.10.2026
51 dk 56 sn

Esselâmü aleyküm ve rahmetullàhi ve berekâtühû!

Aziz ve sevgili izleyiciler ve dinleyiciler! Allah-u Teàlâ Hazretleri'nin selâmı, rahmeti, bereketi üzerinize olsun...

Daha önceki sohbetlerimde, Bakara Sûre-i Şerifesi'nin 168. âyetine kadar anlatmışım. Şimdi 168, 169, 170 ve 171. ayet-i kerimeler üzerinde konuşmamı yapmak istiyorum. Önce ayet-i kerimelerin mübarek metinlerini, kelimelerini okuyalım, feyizyâb olalım, sevap kazanalım!

Bismillâhir-rahmânir-rahîm:

(Yâ eyyühen-nâsü külû mimmâ fil-ardi halâlen tayyiben ve lâ tettebi hutuvâtiş-şeytàn, innehû leküm adüvvün mübîn.) 

(İnnemâ ye'müruküm bis-sûi vel-fahşâi ve en teklû alellàhi mâ lâ ta'lemûn.)

Önce bunlar üzerinde konuşalım. Allah-u Teàlâ Hazretleri bütün insanlara hitap ediyor:

(Yâ eyyühen-nâs) "Ey insanlar, ey Hazret-i Adem'in evlâtları!" Bütün dünyanın memleketlerindeki, bütün yeryüzündeki insanların hepsine hitap ediyor ve buyuruyor ki: "Ey insanlar! (Külû) Yeyin!" Külû, kef ile yazılınca, mânâsı "Yeyin!" demek; emir. Kaf ile yazılırsa, (Kulû) "Söyleyin!" demek. Demek ki kaf ile kef arasında, Türkçede bir ayırıcı işaret yok! Bu k harfi kaf mıdır, kef midir belli değil.

Bizim se olarak gördüğümüz bir harf, Arapça'da, Arapça'dan gelme bir kelimenin içinde ya sin olur, ya peltek se olur, yada sad olur.

Ama İngiliz alfabesinde kef için k harfi var. Kaf için q harfi var, bu belli. Fakat bizim kullandığımız alfabede ayrılmamış. Arapçada da bunların ikisi iki ayrı harf.

Yine bizim z olarak gördüğümüz harf; Arapça'da ya zel olur, ya zâ olur, ya zı olur; ya da dad olur. O da bazen kaza kelimesinde olduğu gibi, z oluyor; bazan da kadı kelimesinde olduğu gibi d oluyor.

H harfi de bazen noktasız, cime benzeyen ha olur, bazen hı olur. Meselâ hallâk dersek, berber mânâsına gelir. Ama hı ile Hallâk dersek; o da yerde gökte varlıkları çok yaratan Cenâb-ı Hak, yaratıcı demek olur. Bu hı harfini çıkartmayı beceremezsen, yanlış bir kelime telaffuz etmiş olursun.

Sonra meselâ Hàlık derse, yaratan demek; hâlik derse, ince he ile, iki gözlü he ile, helâk olan demek olur. Böylece tamâmen mânâdan çıkabilir.

Onun için, kelimelerin Arapça'da hangi harflerle yazıldığını bilen, Türk edebiyatını iyi biliyor demektir, Türkçe'yi iyi kullanıyor demektir. Ötekiler hatalı konuşmalar yapar. Sonuçta bazen, komik durumlar da ortaya çıkabilir.

Şimdi burada Allah-u Teàlâ Hazretleri: (Yâ eyyühen-nâs) "Ey insanlar, (külû) yeyiniz, (mimmâ fil-ardi) o şeylerden ki, yeryüzündedir." Yâni, "Yeryüzündeki şeylerden yeyiniz!" Cenâb-ı Hak yeryüzüne yağmur yağdırıyor, bitki bitiriyor, bu bitkilerin çoğu insanların ve canlıların yaşamında kullanılıyor, yeniliyor. Siz bunları yeyiniz.

(Halâlen) "Helal olarak, (tayyiben) temiz olarak." Yani yenilen şeylerin sıfatlarını Allah-u Teàlâ Hazretleri beyan ediyor. İnsanlar yesinler Allah'ın yarattıklarını ama, helâl olanları yesinler. Yâni haramı yemesinler.

Cenâb-ı Hak niçin bazı şeyleri haram kılmıştır? Bu çok önemli tabii. Neden Hak Teàlâ ve Tekaddes Hazretleri bazı şeyleri haram kılmıştır? Meselâ içkiyi haram kılmış Allah-u Teàlâ Hazretleri, şiddetle yasaklıyor. Haram, yapılmaması gereken demek. Niye haram kılmış?

Doktorlar da biliyor, polisler de biliyor, askerler de biliyor, öğretmenler de biliyor, herkes biliyor ki, içki vücuda zararlı. Zararlı olduğu için, tehlikeli olduğundan, İslâm bunu yasaklamış.

Daha başka neyi yasaklamış? Hırsızlığı yasaklamış, adam öldürmeyi yasaklamış... İyi ki yasaklamış.

Meselâ eski Yunanlılarda birisi hırsızlık yapar da, çaktırmadan, anlaşılmadan bu işi becerirse, "Aferin!" denilirmiş. Yakalanırsa, yakalandı diye ayıplanırmış. Öteki türlü ayıp sayılmazmış. Yani bu toplumların ahlâk görüşleri farklı.

Başkasının hakkını yemek haram; yetimin malını, dulun malını yemek haram... Gayet güzel! Haksız yere, alın teri dökmeden bedavadan, başkasının sırtından geçinmek haram... Ondan dolayı faiz haram... Birisinin emeği var, ötekisinin parası var; o paradan dolayı zahmetsiz, risksiz para kazanıyor. Ticaret olsa, kâr zarar ortak oluyor. Emek ve sermaye ortaklığı câiz...

Zinâ haram... Nesli korumak için, aileyi korumak için, kadınları korumak için, ahlâkı korumak için çok güzel! Daha başka İslâm neleri haram kıldıysa, hepsi güzel! Yenilecek şeyler de insana zararlı, vücuda zararlı, akla zararlı ise, o zaman haram oluyor.

(Tayyiben) Bir helâl olacak, bir de tayyib olacak. Yâni iyi olacak, hoş olacak, kötü olmayacak.

Yenilecek şeylerin bir kısmı, haddi zatında, mahiyeti itibariyle pistir. Yani pis maddeden oluşmuştur. Onun için, onun yenmesi sağlığa da zararlı olduğundan, pis olduğundan, İslâm onu yasaklamıştır.

Bazen de haddi zatında pis olmasa bile, şeriat nokta-i nazarından necistir. Tertemiz usüllerle hazırlansa bile, yine pis saymıştır İslâm. Meselâ alkol öyledir, içki öyledir. Necistir, insanın üstüne damlasa, yıkamak lâzım gelir. Arabadan şarap fıçısı düşse, yola saçılsa, suları üstüne sıçrasa, o elbiseyi yıkamak lâzım!

Demek ki, Allah insanlara yeryüzünde rızık olarak yarattığı şeyleri yemesine müsaade ediyor ama, helâl olması, haram olmaması, tayyib olması çok önemli... Gidip de başkasının bahçesinden çok güzel elmayı alırsan, haram olur. Çünkü onun malı, onun emeği...

Köylü tarlasından mahsulü topluyor, çuvallara dolduruyor, kenara koyuyor. Şehre götürecek, satacak, parasını alacak. Bir senelik emeği zavallının... Hırsız geliyor geceleyin, çuvalları alıp gidiyor.

Bizim oralarda alışkın değil millet. Yâni hırsızlık yok, kapılara kilit vurulmaz, çuvallar dışarıda durur. Açıkgöz geliyor, çuvalları alıyor, götürüyor, satıyor. Bir çuval artık ne kadar paraysa... Ciğeri parçalanıyor, yüreği parçalanıyor adamcağızın... Zâten fakir köylü, mahsülü de çalınmış oluyor.

Yâni hırsızlama olduğundan, çalma olduğundan temiz de olsa, güzel de olsa haram oluyor.

Bir de Cenâb-ı Hak, "Pis olan şeyleri yemeyin!" diyor. "Helâllerden yeyin, hoş olan şeylerden yeyin!" diyor. (Ve lâ tettebiu hutuvâtiş-şeytàn) "Şeytanın hatvelerine, adımlarına ayak uydurup, peşinden gitmeyin!" buyuruyor.

Şimdi bunun açıklamasını yapacağım ama, bu arada bir hadis-i şerifi nakletmek istiyorum Sahîh-i Müslim'den. Allah'u Teàlâ Hazretleri buyurmuş ki:

(Yekulüllàhu teàlâ: İnne külle mâlin menahtühü ibadî fehüve lehüm halâlün) "Ben kullarıma verdiğim her mal, koyun, vs... helâldir. (Ve innî halaktü ibâdî hunefâe) Ben kullarımı hakka itaatli, haram yemeyen, hayra meyilli, hanif kimseler olarak yarattım. (Fecaethümüş-şeyâtînü) Şeytanlar onlara geldiler, (fectâlethüm an dinîhim) dinlerinden kandırıp çevirdiler. (Ve harramet aleyhim mâ ahleltü lehüm) Benim onlara helal kıldığım şeyleri, onlar haramlaştırdılar."

(Ve lâ tettebiu hutuvâtiş-şeytàn) "Şeytanın peşine takılıp ona itaat etmeyin, onun izinden gitmeyin! Onun attığı adımların izine basa basa gitmeyin!" diye buyuruyor. Şeytanlar demek ki, kandırmışlar insanları. Onlara kanmamalarını Cenâb-ı Hak Teàlâ emrediyor.

Şimdi okuyoruz, başka ayet-i kerimelerde de ileride gelecek. Araplar kendi kendilerine bazı hayvanları, helâl hayvanları haramlaştırmışlar. Meselâ: Bahîra ismini verdikleri, vasîle ismini verdikleri, sâibe ismini verdikleri bazı hayvanları, bunları yemek haramdır demişler kendi aralarında... Cahiliye devrinin adeti.

Bakıyoruz lügata, bahîra ne demek; üç defa peş peşe veya şu kadar defa peşpeşe dişi yavru doğuran deve demekmiş. Onlar her deveye, her nesline, her kuşağına ayrı isimler veriyorlar. Dillerinin kuralı bu.

Peş peşe hep dişi doğurmuşsa, "Aferin bu hayvana!" deyip salıveriyorlar. Sütünü sağmıyorlar. Hayvan azadlık kazanıyor. Bunun etini yemek haram diyorlar. Aslında yenmesi helâl olduğu halde, böyle bir adeti kim çıkarmışsa, haramdır diye etini yemiyorlar.

Sonra aynı şekilde sâibe; on defa peşpeşe yavru veren hayvan demek... Vasîle; peşpeşe yine bu kadar yavrusu olan hayvan. Onun da eti yenmez.

Onu yasaklamışlar, bunu yasaklamışlar. Sonra, "Erkekler şuraları yiyebilir, kadınlar şuraları yiyebilir. Erkeklerin yediği şu kısımları kadınlar yiyemez." gibi bir takım saçma sapan kurallar koymuşlar. Onlar kastedilmiş olabilir.

Yani bu ayeti kerimede de, (Ve lâ tettebi hutuvâtiş-şeytàn) buyruluyor. Hatve, adım atmak demek. Hutve de, atılan adım demek. Hutuvât da, hutveler demek, yani adımlar mânâsına geliyor. "Şeytanın adımlarına tabi olmayın!"dan maksat da, "Şeytanın peşinden gitmeyin!" demek.

Şimdi bu şeytan, bir de insanları doğrudan doğruya çok büyük günah işletmeye kandıramazsa, kademe kademe kandırıyor. Kademeler mânâsına da gelebilir. Bu hususta da bir hadis-i şerif okuyacağım: 

Abdullah ibn-i Mes'ud RA Hazretleri'ne tuz ve deve memesi yağı getirilmiş. Lügata baktım kelime bu mânâya geliyor. Tabi ben hayvanların parçalarının isimlerini bilemem ama… Buradaki arkadaşlarıma da sordum: "Hyavanların meme yağı yeniliyor mu Türkiye'de?" "Yenilir. Yağdan daha yumuşak olur. Eritirler, yemeklere katarlar." dediler. Tabii Arabistan mahrumiyet bölgesi, hayvanın hiçbir yerini ziyan etmemeye çalışırlar.

Abdullah ibn-i Mes'ud da, Kur'an-ı Kerim'i çok iyi bilen, fıkhı çok iyi bilen bir sahabi, radıyallahu anh. Allah şefaatine erdirsin... Ona ikram olarak getirilmiş. Yağ ama, devenin meme yağı... Tuz getirilmiş. (Feceale ye'külü) Yemeğe başlamış. Karnı aç, yağına ekmeği batırmış, yemeğe başlamış. Afiyet olsun, ikram edenden Allah razı olsun.

O zaman adamın birisi kalkmış oradan ve gitmeğe girişmiş. Abdullah ibn-i Mes'ud da demiş ki: (Nâvelû sàhibüküm) "Yetişin, arkadaşınıza yemek verin!" Yâni o da yesin istemiş. O adam da demiş ki: (Lâ ürîdü) "Ben yemek istemiyorum!"

Bunun üzerine, Abdullah ibn-i Mes'ud sormuş: (E sàimü ente?) "Sen oruçlu musun?" demiş. (Kàle: Lâ!) Adam, "Hayır!" demiş. (Kàle: Femâ şe'nüke?) "O zaman derdin ne, niye yemiyorsun?" demiş.

(Kàle: Harramtü en âkile dır'an ebedâ) "Ben ömür boyu deve memesi yağı yememeği kararlaştırdım, kendime bunu haram kıldım." demiş.

(Kàle: Hâzâ min hutuvâtiş-şeytàn) O zaman Abdullah ibn-i Mes'ud RA buyuruyor ki: "Bu şeytanın kademe kademe insanı aldatmasıdır." demiş. Tabi Abdullah ibn-I Mes'ud RA tefsiri, bizim okuduğumuz izah ettiğimiz ayetleri çok iyi iblen bir kimse, tefsir bilgisi ile tanınan bir sahabe. 

Şeytan böyle yasak olmayan şeye bir yasak koyar, daha sonra bir yasak daha koyar, bir yasak daha koyar. Onu yeme, bunu yeme en sonunda ne yapar? Çıldırır. Herkes sofraya oturur. Onlar yemeği yerken o bunu yemez, onu yemez...

Ben arkadaşlardan duydum Almanya'da, salamura zeytin yemiyor birileri...

"Niye yemiyorsun salamura zeytini? Zeytin mübarek bir ağaç, meyvası da makbul. Salamura da tuzlu suyun içine zeytin konularak yapılıyor."

Niye yemiyorlarmış?

"Belki salamura suyunun içine ya bir böcek, ya bir hayvan düştüyse..."

Be mübarek Allah akıl versin! O zaman su da içme! Suyun içine belki bir şey düşmüştür. Böyle ihtimal üzerine hareket edilmez.

Birilerini duydum beyaz peynir yemiyorlarmış. Neden yemiyorlarmış? Çünkü beyaz peyinirin mayasında şüpheler varmış. -Tabi, içine haram bir madde katıldıysa belki yenmez diye düşünülmüş olabilir.- Onu da bilen alim kimselere sorduk. Onlar da dediler ki: Peygamber SAS Efendimize Şam tarafından bir miktar beyaz peynir getirildi; Efendimiz yemeğe başladı. Birileri de demiş ki: Ya Resulallah! Onun mayası şöyledir, böyledir… Efendimiz gene yemeğe devam etmiş. Çünkü o madde maya değil. Maya o maddeyi oluşturuyor. Maddenin tabiatı teğayyür ettiği –değiştiği- zaman mahzur kalmaz. Onun için yemeğe devam etmiş. Demek ki yenilebilir… Anlaşılıyor ki salamura zeytin de yenilir ama, yemeyenler de çıkıyor. Beyaz peynir de yenilir ama, yemeyenler de çıkıyor.  Salıverirsen insanları sonunda "Allah'tan korkuyoruz, ibadet ediyoruz." diye her şeyi haram ede haram ede… Hatta sahabeden bazıları ne demiş: "Ben ebediyyen geceleri uyku uyumayacağım, hep ibadet edeceğim!" 

"Vecealna nevmeküm sübata" buyuruyor Allah-u Teala hazretleri. Geceyi ıstırahat olarak halk etmiş, insanlar ıstırahat ediyor. Sen niye uyumayacaksın?"

"E ibadet edeceğim, günahım çok.." 

"E geceleyin kalkarsın, teheccüd namazı kılarsın ama Peygamber Efendimiz nasıl yapmışsa sen de öyle yap. Gece uyumuşsa sen de uyu!" 

Hiç uyumamağa çalışmış; aşırılık… 

Birisi de demiş: "Ben evlenmeyeceğim!" 

Niye?

"İşte kadın olursa, çoluk çocuk olursa insan kulluğunu, ibadetini tam yapamaz." 

Peygamber Efendimiz hem evlenmiş, hem çoluk-çocuk sahibi olmuş hem peygamberliğini yapmış! Sen niye aykırı yol çıkartıyorsun? Evlenmek, nikahlanmak Peygamber Efendimiz'in sünneti. Hiç kimse evlenmezse, insan nesli 50 yılda 100 yılda yeryüzünden kesilir. Hiç kimse evlenmezse, çocukları  olmazsa en sonuncusu da öldükten sonra yeryüzünde insan kalmaz. Mantık mı? Yani yaptığın şey yanlış. Tabi onu da yasaklamış Peygamber Efendimiz, hem de şiddetle. En çok kızdığı olaylardan birisi. 

Birisi de, "Ben kendimi hadım edeceğim, işte bütün belâlar buradan geliyor" demiş. O da doğru değil. Cenâb-ı Hak eş eş olarak yaratmış. Damat beyler, gelin hanımlar var, düğün var, dernek var; nesiller devam ediyor. Allah'ın kanunu böyle. Kuzular böyle, kuşlar böyle, koyunlar böyle, bütün mahlukatın nesillerinin gelişmesi böyle.

Misâllerden şunu anlatmak istiyorum: İnsanlar kendileri şeytana uyarak yeni kurallar koyuyorlarsa, Allah'ın helal kıldığı şeyi, haramlaştırmak, daireyi daraltmak istiyorlarsa, bu şeytanın kademe kademe insanı kandırmasıdır. En sonunda da bazıları diyecek ki, "Biz bu kadar sıkıntıya gelemeyiz!" Bu sefer Allah' bir başka türlü inkar edecekler. Şeytanın kandırması tahakkuk etmiş olacak.

Onun için, aziz ve muhterem kardeşlerim, her şeyimizi sünnet-i seniyyeye uygun bir şekilde yapacağız. Peygamber Efendimiz nasıl yapmış? Peygamber Efendimiz Kur'an'ı en iyi bilen, Allah'ı en iyi bilen, doğru olarak yapılması gereken şeyi en iyi bilen insan. Onun yolunda yürüyeceğiz.

Uyuduysa, geceleri belirli saatlerde uyuyacağız. Evlendiyse, biz de çoluk çocuğumuzu evlendireceğiz. Oruç tuttuysa, oruç tut dediği zamanlar oruç tutacağız. En sağlam yol Peygamber Efendimiz'in sünnetine uygun olan yoldur.

O halde demek ki, insanlar şeytanın kademe kademe aldatmalarına, adım adım peşinden gidip takılmayacaklar. Allah-u Teàlâ Hazretleri'nin, yeryüzünde yarattığı rızıkları helâl olarak, tayyib olarak; temiz iyi olanlarını kemal-i afiyetle yiyecekler, Cenâb-ı Hakk'a şükredecekler.

Afrika'da görüyoruz; yağmur yağmıyor, bitki bitmiyor, hayvanlar ölüyor, insanlar ölüyor. Bir şeyin Cenâb-ı Hakk'ın ne kadar büyük bir nimeti olduğunu, insan yokluğunda iyi anlar. Hiç bilmediği, takdir etmediği bir şeyin, ne kadar büyük bir nimet olduğunu, elinden kaçırınca anlar.

Meselâ yatıyorsun, uyuyorsun; yatar yatmaz uyuyorsun. Ondan sonra da sabah namazına kalkıyorsun.

E ne oldu? Yattım, işte kalktım.

Ama yatmak, uyumak bir nimet! Bazı insanlar var yatıyor; saatlerce yatağın içinde o tarafa, bu tarafa dönüyor, uyuyamıyor. Uyuyamamak bir gerilim meydana getiriyor, hasta oluyor. Sabahleyin sinirli, başı ağrır vaziyette... Demek ki uyumak bir nimetmiş.

İnsanın burnu bir nezle oluyor. Ah... Demek ki nezle olmayan hali, burnunun akmaması hali, dengeli durumu bir nimetmiş.

Ciğeri bir bronşit oluyor, öksüre öksüre ciğeri sökülecek gibi oluyor. Demek ki, öksürüksüzlük bir nimetmiş. Yoklukta anlıyor insan sağlığının kıymetini... Veyahut bir şeyin, var olan bir şeyin kıymetini, o gittiği zaman anlıyor.

Demek ki Cenâb-ı Hakk'ın verdiklerine şükredeceğiz. Helâlinden, hoşundan seçerek, Allah'ın helâl rızıklarını yiyerek, şer'an ve aklen, tabiaten helâl olan, temiz olan şeyleri yiyeceğiz; serbest... Şeytanın aldatmalarına tâbî olup da helâlleri haram sayarak, yanlış hükümler koyarak, dini rayından çıkartmayacağız.

(İnnehû leküm adüvvün) "Hiç şüphesiz ki o şeytan, siz insanlar için bir düşmandır." Ama nasıl bir düşman? (Mübîn) "Kendisini gösteren, belli eden, apaçık bir düşmandır."

Mübîn, ebâne-yübînü-ibâneten; gösteren demek. Şeytan aslında görünmez bir varlık. İnsanın damarlarında dolaşıyor, kandırıyor, kalbine vesvese veriyor, aklını çeliyor ama, görünmüyor. Görünmediği halde, niye mübîn diyor Allah-u Teàlâ Hazretleri bu ayet-i kerimede?

Çünkü akıllı insan, dikkatli insan, basîretli insan, şeytanın böyle kurnazca nasıl aleyhte çalıştığını, insanları nasıl kandırıdığını anlar. Onun için, mübîn kelimesi ile belirtiyor. Yâni aklı olan dikkat ederse, gün gibi aşikâr olarak onun düşman olduğunu görür, insanları yanlış yola sürüklediğini anlar demek.

Burada mübîn kelimesinin kullanılması ilginç... Demek ki, şeytanın düşman olduğunu görebilmemiz lâzım! Göremiyorsak, o zaman kusur bizde, bizim gözümüzde, basiretimizde... Basireti bağlanmış ki adamın, şeytanın düşman olduğunu göremiyor, şeytana kul oluyor. Şeytanın emrini tutuyor, şeytanın kandırmalarına kanıyor. Demek ki kör, mânevî bakımdan kör...

Evet, dünya gözü görüyor. Fıldır fıldır dönüyor gözü dört bir tarafa... Açıkgöz de diyoruz hatta bazısına. Ama şeytanın düşman olduğunu göremiyorsa, demek ki mânevî bakımdan kör.

(İnnemâ ye'müruküm bis-sûi vel-fahşâi ve en tekulû alellàhi mâ lâ ta'lemûn.) 

(İnnemâ) Tahsis edatıdır, bir şeye hudut çizmek için gelir. "Başka bir şey için değil, sadece şu için" mânâsına bir kelime bu.

(İnnemâ ye'müruküm bis-sûi) "Şeytan size sadece kötülüğü emreder." Yani başka bir şey yapmaz. İşi iyilik değildir, sadece kötülüktür. Emera-ye'müru fiili bi harf-i ceriyle, bi edatıyla kullanılıyor. Yâni (ye'mürukümus-sûe) denmiyor, (ye'müruküm bis-sûi) deniyor. Tam tercüme edecek olursak, "Size kötülükle emreder. Yâni kötülükle hareket etmenizi tavsiye eder." buyruluyor.

Bi, ile manasına geliyor ama, burada fiilin bu edatla kullanıldığını bileceğiz, tercümeyi öyle dolaştırmayacağız. "Şeytan size sadece ve sadece kötülüğü emreder, iyi bir şey öğretmez. Sizi Allah'ın rızasından ayırmaya çalışır."

(Vel-fahşâi) "Kötülüğü emreder; bir de fuhşiyatı emreder." Fahşâ kelimesi ehhaş kelimesinin müennesidir Arapçada. Yani kötü şey, habîse olan, pis olan şey demek. Ama kötünün de derece itibariyle daha şiddetlisi mânâsına gelir fahşâ kelimesi.

Bunu çeşitli özel anlamlarda da kullanıldığı var. Meselâ, zinâ manasına da kullanılır fahşâ kelimesi. Sonra isyanlar, maàsî, günahlar mânâsına; söz olarak, icraat olarak kötü olan şeylere de kulanılır. Günahlar mânâsına da kulanılır, cimrilik mânâsına da gelir.

İbn-i Abbas RA şöyle izah eylemiş: (Essûu mâ lâ hadde fîhî) "Sû', işlendiği zaman şeriatın ağır cezâ vermediği kötü şeylerdir. Fahşâ da, şeriatın bir şer'î had uyguladığı daha şiddetli suça derler." Meselâ; adam sarhoş geziyorsa, meydanda şu kadar deynek vurulacak kendisine. Veyahut namuslu bir kadına iftirada bulunmuşsa, şu kadar vurulacak... Ha, demek ki bu fahşâ.

"Şer'i had uygulanan, şiddetli kötülüğe fahşâ denir. Şer'i had uygulanmayan kötülüğe sû' denir." diye, şiddet bakımından farklı olduğunu İbn-i Abbas RA böyle açıklamış.

Şeytan işte böyle insana hem böyle hafif kötülükleri emreder. Hem de böyle iyice Allah'ın sevmediği, cezayı gerektiren, şer'i uygulamayı gerektiren işleri yaptırtır. Böylece insanı günaha sokar. Sadece bu işi yapar.

(Ve en tekulü alellàhi mâ lâ ta'lemûn) "Ve Allah'a bilmediğiniz şeyleri söylemenizi emreder şeytan."

Allah'a bilmediğiniz şeyleri söylemek ne demek?

Allah hakkında, veya Allah'a isnad ederek; Allah şöyledir, böyledir gibi akidenin kabul etmeyeceği şeyler söyler. İslâm inancında Allah'ın sıfatları, kelam kitaplarında belirtilmiştir. Ona uymayan abuk sabuk sıfatlar isnad ederek; put yapar, "İşte sizin tanrınız budur, buna tapın!" der.

Bu elle yapılmış bir şey, buna tapınılır mı?

"İşte bu Allah'a şefaatçinizdir!" der, şöyledir der, böyledir der. Terbiyesizin, edepsizin, şeytanın birisi çıkıp, böyle kandıracak bir şey söyler. Bu mânâya...

Veyahut Allah namına, Allah adına: "Allah bunu haram kılmıştır, bunu yapmak günahtır. Bunu yapmayın! Şöyle olmayacak, böyle olmayacak!" diye dini bakımdan ahkam ortaya koyar. Bu da Allah'a yalan isnad etmektir. Allah'ın söylemediği şeyleri, Allah söyledi diye ortaya koymaktır. Bu ikisi de tabii son derece kötü şeylerdir. İkisi de insana çok zararlar verir.

Şeytan insanları kandırır. Kötü işleri yaptırır ve bazı yalan yanlış şeyleri de, "İşte bunu yaparsanız, Allah size çok mükafat verir." falan diye, o şekilde kandırır.

Bakıyorsunuz dünya üzerindeki insanlara, onların dini inançlarına ve uygulamalarına, maalesef, hakîkaten neler yapıyorlar. Televizyonda ben de seyrettim. Burada eski bir adada, ilkel bir adada buranın ahalisinin merasimlerini çekmişler. Ben de televizyonda seyrettim. Abuk sabuk şeyler! Tütsüler, otlar, hayvanın ayağını bağlayıp şöyle yapmak, böyle yapmak fiân... Baktım, iğrendim yâni.

Şeytan böyle bir takım şeyleri dînî merasim diye ortaya çıkarttırıp, insanlara da onları icrâ ettirip kandırtır; Allah'ın kahrına gazabına uğratır."

Allah'u Teàlâ Hazretleri, şeytanın peşinden gitmemeyi bu ayet-i kerimelerde bize emrediyor. Şeytanın bizim için gerçek bir düşman olduğunu, basiret gözüyle görülebilecek âşikâr bir düşman olduğunu belirtiyor. Ve onun daima kötü şeyler emrettiğini ve bilmediğiniz, aklınızın ermediği, aklınız ve salâhiyyetiniz olmayan konularda ileri geri konuşmaya sizi sevkettiğini bildiriyor. "Sakın öyle şeyler yapmayın!" diye bildirmiş oluyor, bu ayet-i kerimelerde.

Ondan sonraki iki ayet-i kerime de birbirleriyle ilgili.

(Ve izâ kîle lehümüttebiu mâ enzelallàhu kàlû bel nettebiu mâ elfeynâ aleyhi âbâenâ e velev kâne abâehüm lâ ya'kılûne şey'en ve lâ yehtedûn.) 170. ayet-i kerime bu. Bunu okuyalım! Bundan sonraki ayet-i kerimeyi de okuruz.

(Ve izâ kîle lehüm) "Bu şeytana uyan müşriklere, kâfirlere denildiği zaman, (ittebiu mâ enzelallàh) 'Allah'ın size indirdiği Kur'an ayetlerine, dinin ahkâmına ittiba ediniz!' diye tavsiye buyrulduğu zaman, onlar iyiliğe çağırıldığı zaman, (kàlû) derler ki: (Bel nettebiu mâ elfeynâ aleyhi âbâenâ) 'Hayır öyle yapmayız, senin dediğini yapmayız! Bilakis biz babalarımız ne yapıyorsa öyle yaparız.' derler."

Müşriklere, İslâm'a gelme teklif edildiği zaman onlar öyle demişler: "Hayır, biz babalarımızın, atalarımızın dinini senin sözün üzerine terketmeyiz!" demişler, bâtılda ısrar etmişler. Onun için, müşrikler hakkında inmiştir deniliyor.

Bir de, "Yahudiler hakkında inmiştir." deniliyor. Onlara, "Bakın müslüman olun! Mûsâ'yı gönderen Allah, Benî İsrâil peygamberlerini gönderen Allah, ahir zaman peygamberi Muhammed-i Mustafa'yı göndermiştir; ona tabi olun!" dedikleri zaman; Peygamber Efendimiz dediği zaman ve Peygamber Efendimiz'in ashabı söylediği zaman, nasihat ettiği zaman, onları İslâm'a çağırdığı zaman, onlar ne demişler?

"Hayır, biz öyle yapmayız. (Bel nettebiu mâ elfeyna aleyhi abâenâ) Bil'akis babalarımızın yoluna ittibâ ederiz. Yâni, biz dünyaya gözümüzü açtığımız, kendimizi bildiğimiz zaman, babalarımızı hangi hal üzere bulduysak, ne yapıyor görmüşsek, hangi ibadeti yapıyor görmüşsek, işte biz ona tâbîyiz. Babalarımızın yolundan, örfünden, adetinden, dininden ayrılmayız!" dediler.

Hem yahudiler demiş bunu, hem de müşrikler dediler. Eski peygamberlere de dediler. Ne zaman bir kavme peygamber geldiyse, o kavim kendi bâtıl inancını uygulamakta ısrar etti. "Dedelerimizin yolunu bırakmayız! dediler. Taassub gösterdiler, eskiye bağlılık gösterdiler. Yâni bir bakıma geriye saplandılar, gericilik yaptılar.

Ama iman ilericiliktir, doğruyu tavsiye ediyor. Doğruya uyum sağlıyamadılar kendileri. Bunlar hakkında Allah-u Telala Hazretleri buyuruyor ki:

(E velev kâne âbâehüm la ya'kılûne şey'en ve lâ yehtedûn.) "Bunlar bunu söylüyor ama, eğer babaları, dedeleri akledemeyen, doğru düşünemeyen veya doğru yolda yürümeyip sapıtmış olan, hidayet üzerinde olmayan kimseler olsa da mı, bu ısrarlarında devam edecekler?" diye, soru tarzında onların yaptığının yanlış olduğunu beyan buyuruyor Allah-u Teàlâ Hazretleri.

Yani denmiş oluyor ki: "Siz babalarınıza tabi oluyoruz diyorsunuz ama, bakın babalarınız doğruyu bulamamışlar, doğruyu yapamamışlar." Taşları yontmuşlar, heykeller yapmışlar karşısında tapınıyorlar. Yalan yanlış inançlar ortaya koymuşlar, "Şu hayvanın eti yenmez, bu hayvanın eti yenmez!" gibi -geçmiş ayetlerden misaller alacak olursak- kendi kendilerine yasaklar çıkartmışlar. Halbuki yenilebilir. İnsanoğlu ihtiyacı oldu mu yenir, ne diye yenmesin. Şu deve yenilirken, bu deve niye yenilmesin. Kendilerinin uydurdukları şeyler.

"Babaları doğruyu akledememiş olsalar, akledemeyecek kimseler olsalar, hidayet yolunda yürüyemeyecek kimseler olsalar da mı, onlar yine bu inatlarında böyle devam edecekler?" buyruluyor.

Demek ki, insanoğluna yakışan Cenâb-ı Hakk'a itaat etmek, Cenâb-ı Hakk'ın hitabına kulak vermek; eskinin yanlışını, yanlışlığını anladığı zaman, eskiyi, yanlışı bırakmaktır. Geriye dönük, kör taassub göstermemektir.

Gelen yeninin, doğrunun doğruluğunu anlayıp, ona tâbî olmak lâzım! Babalarının yolunda inatla, keçi gibi inat edip yürümemek lazım! Yürürlerse tabii, o zaman kâfir kalmış olurlar, müşrik kalmış olurlar. Yanlış yolda, dalâlette kalmış olurlar, karanlıkta kalmış olurlar, yanlış yolda giderler. Yanlış yolun sonu da, felâkettir. Hem dünyada, hem ahirette insan hüsrana uğrar.

(Ve meselüllezîne keferû kemeselillezî yen'iku bimâ lâ yesmeu illâ duàen ve nidâen summün bükmün umyün fehüm lâ ya'kılûn.)

Allah-u Teàlâ Hazretleri peygamber göndermiş, Arab'ın, Acem'in efsahı, yâni en fesâhatli konuşanı. Ayet-i kerimeleri indirmiş ki, her ayet-i kerime bir mûcize, bir mucize-i bâhire, bir gerçeği anlatıyor. En mantıklı şeyleri ileri sürüyor, en doğru sözleri ifade ediyor. Kâfirler yine inat ediyorlar, yanlışları bırakmıyorlar. Onların misâli neye benzer?

(Ve meselüllezîne keferû kemeselillezî) "Kâfir olanların, küfürde ısrar edenlerin, kâfir kalanların durumu o kimseye benzer ki... (Yen'iku bimâ lâ yesmeu) İşitmeyen kimseye bağıran çobana benzer. (İllâ duàen) Ancak çağırma, (ve nidàen) seslenme olarak duyan koyunların durumuna benzer. (Summün) Sağırdırlar, sözleri duymazlar. (Bükmün) Dilsizdirler. (Umyün) A'mâdırlar, yâni kördürler, görmezler. (Fehüm lâ ya'kılûn) Ve gerçekleri doğruca düşünüp de, akledip de hakîkate teslim olmazlar."

Neaka; çobanın sürüye seslenmesi, bağrıp, çağırması mânâsına geliyor. Kışalamak, kovalamak, bağırmak mânâsına geliyor. O zaman benzetmede bağıran çoban, seslenen çoban, sürüye bir şeyler yaptırmaya çalışan çoban Peygamber Efendimiz. İnsanları iyi yöne sevketmek istiyor, gerçeği göstermek istiyor. Sesleniyor ama; (bimâ lâ yesmeu) karşısındaki koyunlar işitmiyorlar, anlamıyorlar; (illâ duàen ve nidâen) ancak bir bağırtı, çağırtı, bir seslenme duyuyorlar. Söylenen sözlerin mâhiyetini anlamıyorlar, koyun gibi, ancak bağırtı duyuyorlar. Çobanın muradını, merâmını anlamayan sürüler gibidir, hayvanlar gibidir, develer veya koyunlar gibidir.

Bir rivayete göre de şöyle izah ediliyor: "Bu kâfirler kendilerinin seslerini duyamayan, dualarını duyamayan putlara sesleniyorlar ama, bir faydası yok!"

Ama birinci mânâ daha kuvvetlidir diye bildiriliyor. Yâni bu dâvete icabet etmeyen, İslâm'a girmeyen kişiler, hayvanlara benzerler. Çobanlarının muradını anlamayan, ona itaat etmeyen sürülerin hayvanlarına benzetilmiş oluyorlar.

Arkasından da (summün) buyuruyor; esam kelimesinin çoğuludur, sağır demek. Bükmün, ebkem kelimesinin çoğuludur; dilsiz demek. Umyun kelimesi, a'ma kelimesinin çoğuludur; körler demek. "Bu kâfirler, sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler ve akletmezler."

Allah-u Teàlâ Hazretleri bütün insanlığa, bütün Beni Adem'e, -hepsi Adem AS'dan kardeşlerimizdir- hepsine akıl versin... Kâfirlerden olmasınlar... Gerçekleri görsünler, mantıklı, bilimsel olarak doğruları anlasınlar. Yanlışlığı gün gibi âşikâr olan hatalı işleri yapmayı bıraksınlar. Şeytanın aldatmalarından yakalarını kurtarsınlar, Rahman'a itaat etsinler. Şeytanın sözlerine değil, kendilerini cennete çağıran peygamberlerin davetine icabet etsinler.

Tabii bu gerçekleri anlatmak da, bize bir vazife oluyor, sevgili dinleyiciler. Biz bu gerçekleri bilen, Kur'an'ı okuyan, bu ayetleri bilen insanlar olarak bilmeyenlere anlatmalıyız. Anlatmadığımız zaman bunları okumayanlar bu manaarı bilemezler. Bir olayı nakletmek isterim size sohbetimin sonunda. Müslüman kardeşlerden bir grup, topluluk İngiltere'ye gitmişler. Bir Pakistan lokanta sahibine gitmişler; "Bak sen müslümansın, Pakistanlısın, Allah'ın varlığını, birliğini biliyorsun. Allah'a güze kulluk eyle, iyi işler yap." falan diye söylemek için lokantasına gitmişler. O da müşterisiyle meşgul oluyor, tabakları alıyor, götürüyor. Bunlar da yanı sıra beraber giderken gelirken yürüyorlarmış ve söylüyorlarmış. Böyle üç-beş – kaç sefer- bunu yaptılarsa adam kulak asmıyor. Kulak asmıyor ama, orada çalışan bir İngiliz kız dinlemiş "Ya bunlar ne söylüyor? Ne teklif ediyor" diye gitmiş. İslamla ilgili kitaplar almış, okumuş. Sonunda İslam'ın hak din olduğunu anlamış; müslüman olmuş. Lokantadan ayrılmış. Patron da "Niye lokantaya gelmiyor bu?" diye evine gitmiş, kapıyı çalmış. Bir bakmış ki başörtülü bir kız karşısında. "Ne bu hal?" "Ben müslüman oldum, İslam'ın hak din olduğunu anladım" demiş. Onun üzerine lokanta sahibi de insafa gelmiş de, müslümanlığını hatırlamış da, ondan sonar iyi müslüman olmaya gayret etmiş. 

Sonra daha başka misâller söyleyebiliriz bu konuda. Mesela, Amerikalı bir profesör vardı müslüman olmuş, Almanya'ya gittiği zaman, arkadaşlarıyla 15 günlük tatile gitmiş. Döneceği sırada da girmiş bir kitapçıya çeşitli kitaplar almış. Kitapların arasında rafda  İngilizce bir Kur'an-ı Kerim meali varmış, onu da almış. Sonra Amerika'ya dönünce, aldığı kitapları incelerken, Kur'an-ı Kerim'i açmış, okumağa başlamış. Sonunda müslüman olmağa karar vermiş, müslüman olmuş.

İnsanlara Kur'an'ı okutsak, okuma fırsatı sağlasak, onlar da bu gerçekleri duyunca, hakkı kabul edecekler. Duymadıkları için, bilmedikleri için belki İslâm'dan uzak kalıyorlar.

Çalışmalarımız, gezilerimiz sırasında yollarda, motorlu araç sahiplerinin kaldığı, içki vs. olmayan motellerde kalıyoruz. Oralarda bakıyorsunuz her şey var masa var, sandalye var, koltuklar var. Banyo var, tuvalet var, lavabo var. Mutfak malzemesi var. Çay,kahve malzemesi, su ısıtıcısı var vs. vs…  Bir de bakıyorsunuz, çekmeceyi çekiyorsunuz odanızda bir Kitâb-ı Mukaddes var. Demek ki hükümet mecbur etmiş. Nereye gitsek, mutlaka odanızda bir kitab-ı mukaddes var. Ya hükümet mecbur etti, ya da din teşkilatları güzel çalışıyor, getirip koyduruyorlar. Bir de daha fazla bilgi almak isterseniz diye telefon edin diyorlar. Ama sırf din teşkilatlarının çalışmasına kalmış olduğunu sanmıyorum, böyle olsa bazı motelciler: "Ben bunu kullanmıyorum, koymayacağım!" diyebilir. Galiba mecburiyet ki şimdiye kadar kaç tane motelde kaldıysam hepsinin odasında mutlaka, hem Singapur'da hem Malezya'da hem Avustralya'da, hem kaldığım Avrupa ülkelerinde mutlaka bir incil görüyorum. "Bu nedir?" diye başına sonuna bakıyorsunuz derken elinize bir okuma fırsatı geçmiş oluyor. Ama Suudi Arabistan'a Hacc'a, umreye gidiyoruz. Müslümanların mukaddes şehirlerinde kaldığımız otelde bazen açıyorsunuz telefonla: "Bana bir Kur'an-ı Kerim getirin, seccade getirin" diyorsunuz. Yani onu bile orada bile bulamıyorsunuz. Başka gittiğiniz İslam ülkelerinde de bulamıyorsunuz. Bu bizim kusurumuzdur. Demek ki bizden daha iyi çalışıyor karşı taraf. Demek ki İslâm'ı, Kur'an'ı öğretmek için çalışmalar yapmamız lâzım! İslâmın hak din olduğunu anlatmamız lâzım! İnsanları İslâm'a çağırmamız lâzım!

Bir şehirden bir şehire gidiyorduk, bir parkta durduk. Çimenlerin üzerinde namazımızı kılarken, geniş kenarlı şapkalı bir adam geldi yanımıza oturdu. Bizi hristiyanlığa çağırdı. Biz orda namaz kılıyoruz; geldi, bizi hristiyanlığa çağırdı!

Tabii biz bu kişinin cevabını verebilecek insanlarız. Ama çocukları çağırıyorlar, kadınları çağırıyorlar, evlere geliyorlar. Okullarda bu dersleri veriyorlar derken… kazanıyorlar. Kendi taraflarına çekiyorlar. 

O halde biz de Allah'ın varlığını, birliğini, İslâm'ın güzelliğini, hak din olduğunu anlatacak çalışmalara söz verelim!

Siz de neler yapabiliriz diye düşünün! Bilginizle mi yardımcı olacaksınız, Mesleğinizde mi yardımcı olacaksınız, parasal destek mi sağlayacaksınız; sağlayın!

Bakın Afrika'ya, fakir ülkelere gidiyorlar. Onlara yiyecek, içecek, kullanılmış elbise vs. götürüyorlar. O çocukları alıyorlar. Açlıktan, susuzluktan ölmesin diye, annesi babası severek veriyor. Onları kendi okullarında hristiyan olarak yetiştirip, hayata sevkediyorlar.

Başkaları böyle çalışıyor. Biz İslâm ülkelerine yardımı dahi götüremiyoruz. Kendi çocuklarımızı bile müslüman olarak, hak yolda olarak, İslâm'a uygun olarak yetiştiremiyoruz. Çocuklar kayboluyor, zâyî oluyor. Gafil, cahil yetişiyor. 

Onun için, olanca gayreti gösterelim, aziz ve sevgili dinleyiciler! Allah cümlenize gayret, kuvvet versin... Sevdiği, razı olduğu güzel çalışmaları yapmayı nasîb etsin. Cennetiyle, Cemâliyle cümlenizi müşerref eylesin.

Esselâmü aleyküm ve rahmetullàhi ve berekâtühû!

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
001.Kur an-ı Kerim in Faziletleri
19.09.202434 dk 51 sn
002.Kur an-ı Kerim Tefsirine Giriş
26.09.202450 dk 30 sn
003.Besmele Hakkında
03.10.202450 dk 39 sn
004.Euzü Besmele
10.10.202428 dk 36 sn
005.Fatiha (1 - 2) Hamd ve Senâ
17.10.202450 dk 54 sn
006.Fatiha (3) Allah Rahmân ve Rahîm dir
24.10.202440 dk 4 sn
007.Fatiha (4) Hesap ve Cezâ Gününün Sahibi
31.10.202445 dk 20 sn
008.Fatiha (5 - 7) Kulun Rabbinden İstedikleri
07.11.202453 dk 17 sn
009.Bakara Suresine Giriş
14.11.202431 dk 25 sn
010.Bakara (1) Hurûf-u Mukattaa
21.11.202430 dk 37 sn
011.Bakara (2) Kur an-ı Kerim Hidâyettir
28.11.202450 dk 59 sn
012.Bakara (3) Müttakîlerin Vasıfları
05.12.202448 dk 35 sn
013.Bakara (4 - 5) Ehl-i Kitaptan Müslüman Olanlar
12.12.202445 dk 56 sn
014.Bakara (6 - 7) Bile Bile Hakkı İnkâr Edenlerin Durumu
12.06.202546 dk 23 sn
015.Bakara (8 - 10) Münafıkların Halleri
19.06.202533 dk 34 sn
016.Bakara (11 - 13) Münafıkların Fesad Çıkartmaları
03.07.202550 dk 9 sn
017.Bakara (14 - 22) Münafıkların Şaşkınlıkları
10.07.202549 dk 5 sn
018.Bakara (23 - 24) Kur’an-ı Kerim’in Emsalsiz Oluşu
17.07.202557 dk 3 sn
019.Bakara (25) İman Eden ve Salih Amel İşleyenler
24.07.202539 dk 38 sn
020.Bakara (26 - 27) Kur’an-ı Kerim’deki Misaller
31.07.202556 dk 17 sn
021.Bakara (28 - 29) Allah’ı Nasıl İnkâr Edersiniz?
14.08.202546 dk 3 sn
022.Bakara (30) İnsanın Yaratılması ve Melekler
21.08.202546 dk 16 sn
023.Bakara (31 - 33) Adem As’ın Meleklerden Üstün Kılınması
28.08.202536 dk 57 sn
024.Bakara (34) Şeytanın Hz. Adem’e Secde Etmemesi
04.09.202528 dk 18 sn
025.Bakara (35 - 36) Adem As’ın Cennete Girmesi ve Çıkması
11.09.202535 dk 13 sn
026.Bakara (37 - 39) Hz. Adem’in Tevbesinin Kabul Edilmesi
25.09.202532 dk 14 sn
027.Bakara (40 - 43) Ey İsrâiloğulları
24.11.202251 dk 27 sn
028.Bakara (44 - 46) Bildiği ile Amel Etmemek
02.10.202552 dk 39 sn
029.Bakara (47 - 48) Öyle Bir Günden Sakının Ki...
09.10.202541 dk
030.Bakara (49 - 50) İsrâiloğulları’nın Firavun’un Zulmünden Kurtarılması
16.10.202549 dk 12 sn
031.Bakara (51 - 54) Tur-u Sinâ’da Mûsâ As’a Kitap Verilmesi
23.10.202558 dk 47 sn
032.Bakara (55 - 57) İsrâiloğulları’nın “Allah’ı Görmedikçe İnanmayız!” Demeleri...
30.10.202550 dk 40 sn
033.Bakara (58 - 60) İsrailoğulları’nın Bir Şehre Girmeleri
06.11.202539 dk 37 sn
034.Bakara (61) İsrailoğulları’nın Çeşitli Yiyecekler İstemeleri
13.11.202542 dk 15 sn
035.Bakara (62) İman Edenlere Mükafatlar
20.11.202555 dk 6 sn
036.Bakara (63 - 66) Allah’a Karşı Gelmekten Sakının!
27.11.202545 dk 16 sn
037.Bakara (67 - 73) İsrâiloğulları’na Bir Sığır Kesmelerinin Emredilmesi
04.12.202545 dk 2 sn
038.Bakara (74 - 77) İsrailoğulları’nın Kalplerinin Taştan Katı Olması
24.02.202348 dk 36 sn
039.Bakara (78 - 82) Tevrat’ı Değiştirenlere Veyl Olsun!
11.12.202546 dk 28 sn
040.Bakara (83) İsrâiloğulları’na Verilen Görevler
18.12.202555 dk 40 sn
041.Bakara (84 - 86) Kitabın Bir Kısmına İnanmıyor Musunuz?
01.01.202638 dk 58 sn
042.Bakara (87 - 88) Yahudilerin Peygamberlere Karşı Gelmeleri
08.01.202640 dk 48 sn
043.Bakara (89) Bekledikleri Peygamberi İnkâr Etmeleri
22.01.202638 dk
044.Bakara (90) Yahudilerin Küfrü Tercih Etmeleri
10.12.201942 dk 19 sn
045.Bakara (91 - 96) Yalnız Bize İndirilene İnanırız Demeleri
29.01.202647 dk 31 sn
046.Bakara (97 - 98) Yahudilerin Cebrâil As’a Düşmanlığı
05.02.202646 dk
047.Bakara (99 - 101) Fâsıklar İman Etmezler
12.02.202633 dk 42 sn
048.Bakara (101 - 103) Yahudilerin Şeytana ve Sihre Uymaları
15.06.202345 dk 45 sn
049.Bakara (104 - 105) Yahudilerin Müslümanlarla Alay Etmeleri
02.04.202643 dk 12 sn
050.Bakara (106 - 107) Bazı Ayetlerin Neshedilmesi
09.04.202644 dk 17 sn
051.Bakara (108) Yahudilerin Peygamber Sas’den İstekleri
16.04.202633 dk 28 sn
052.Bakara (109 - 110) Ehl-i Kitabın Müslümanları Küfre Döndermek İstemesi
23.04.202642 dk 50 sn
053.Bakara (111 - 112) Ancak Mü’minler Cennete Girecek
30.04.202632 dk 33 sn
054.Bakara (113) Yahudilerle Necran Heyetinin Tartışmaları
13.08.202049 dk 48 sn
055.Bakara (114 - 115) Mescidlerde Allah’ın Zikrine Engel Olmak
07.05.202651 dk 9 sn
056.Bakara (116 - 117) Allah’a Oğul İsnad Edenler
14.05.202646 dk 45 sn
057.Bakara (118 - 119) Bilmeyenlerin Allah Bizimle Konuşsa Demeleri
21.05.202640 dk 40 sn
058.Bakara (120 - 121) Yahudiler ve Hristiyanlar Senden Asla Memnun Olmayacaktır
04.06.202646 dk 15 sn
059.Bakara (122 - 123) İsrâiloğulları’na Verilen Nimetler
11.06.202631 dk 33 sn
060.Bakara (124) İbrâhim As’ın İmtihan Edilmesi
17.09.202054 dk 56 sn
061.Bakara (125) Kâbe’nin Şerefi
18.06.202642 dk 42 sn
062.Bakara (126) İbrâhim As’ın Mekke İçin Duası
02.07.202644 dk 40 sn
063.Bakara (127 - 128) İbrâhim As ve İsmâil As’ın Kâbe’yi Yapmaları
09.07.202637 dk 18 sn
064.Bakara (129) Yâ Rabbi, Onlara İçlerinden Bir Peygamber Gönder!
16.07.202646 dk 57 sn
065.Bakara (130 - 132) İbrâhim As’ın Dininden Yüz Çevirenler
23.07.202654 dk 35 sn
066 Bakara (133 - 134) Ya’kub As’ın Oğullarına Vasiyeti
30.07.202635 dk 11 sn
067.Bakara (135) İbrâhim As’ın Dinine Gelin!
06.08.202639 dk 46 sn
068.Bakara (136 - 138) İslâm Bütün İnsanları Kucaklar
07.12.202333 dk 6 sn
069.Bakara (139 - 141) Doğru Yol Rasûlüllah’ın Yolu
13.08.202624 dk 36 sn
070.Bakara (142) Allah Dilediğine Hidayet Eder
20.08.202637 dk 28 sn
071.Bakara (143) Ümmet-i Muhammed’in Şerefi
28.12.202349 dk 58 sn
072.Bakara (144 - 147) Kıblenin Kâbe’ye Çevrilmesi
27.08.202637 dk 42 sn
073.Bakara (148 - 150) Yüzünüzü Mescid-i Haram’a Çevirin!
03.09.202632 dk 40 sn
074.Bakara (151 - 152) Beni Zikredin, Ben de Sizi Zikredeyim!
10.09.202640 dk 37 sn
075.Bakara (153 - 154) Sabır ve Namazla Allah’tan Yardım İsteyin!
17.09.202631 dk 57 sn
076.Bakara (155 - 157) Belâlara Sabretmenin Karşılığı
24.09.202647 dk 46 sn
077.Bakara (158) Safâ ile Merve
01.10.202646 dk 45 sn
078.Bakara (159 - 162) Hakkı Söylememek, Susmak
08.10.202650 dk 6 sn
079.Bakara (163 - 164) Allah’ın Varlığı ve Birliği
15.10.202647 dk 48 sn
080.Bakara (165 - 167) Mü’minlerin Allah Sevgisi
22.10.202645 dk 51 sn
082.Bakara (172 - 173) Helâl ve Haram Rızıklar
25.04.202439 dk 50 sn
083.Bakara (174 - 176) Ayetleri Saklayanların Cezası
18.03.202127 dk 25 sn
084.Bakara (177) Asıl İyilik
01.04.202161 dk 39 sn
085.Bakara (178 - 179) Kim Haddi Aşarsa...
16.05.202429 dk
086.Bakara (180 - 182) Vasiyet Etmek
16.05.202437 dk 13 sn
087.Bakara (183 - 184) Orucun Farz Kılınması
23.05.202440 dk 15 sn
088.Bakara (185) Ramazan Orucu
08.04.202150 dk 11 sn
089.Bakara (186) Allah-u Teàlâ Duaları Kabul Eder
20.06.202455 dk 12 sn
090.Bakara (187) Oruçla İlgili Hükümler
27.06.202466 dk 50 sn
091.Bakara (188) Haksızlıkla Başkasının Malını Yemeyin!
04.07.202444 dk 3 sn
092.Bakara (189) Ay’ın Durumları
11.07.202433 dk 41 sn
093.Bakara (190 - 192) Allah Aşırılığa Sapanları Sevmez
03.06.202150 dk 37 sn
094.Bakara (193 - 195) Kendi Ellerinizle Kendinizi Tehlikeye Atmayın
10.12.201955 dk 44 sn
095.Bakara (196) Haccı ve Umreyi Tamamlayın!
06.06.202457 dk 48 sn
096.Bakara (197) Haccın İncelikleri
13.06.202439 dk 8 sn
097.Bakara (198 - 199) Hacda Ticaret ve Zikir
10.12.201944 dk 22 sn
098.Bakara (200 - 202) Dünyada da, Ahirette de İyilik
18.07.202443 dk 23 sn
099.Bakara (204 - 207) Münafıkları İyi Tanıyın!
25.07.202448 dk 21 sn
100.Bakara (208 - 210) Topluca İslâm’a Girin!
01.08.202441 dk 50 sn
101.Bakara (210 - 212) Dünya Hayatı ve Kâfirler
08.08.202445 dk 19 sn
102.Bakara (213) Ümmet-i Muhammed ve Diğer Ümmetler
15.08.202454 dk 4 sn
103.Bakara (214) Belâlar ve Allah’ın Yardımı
22.08.202440 dk 19 sn
104.Bakara (215 - 216) Allah Yolunda Harcamak
29.08.202442 dk 1 sn
105.Bakara (217 - 218) Fitne Katilden Daha Kötüdür
07.07.202233 dk 53 sn
106.Bakara (219-220) İçki ve Kumar
05.09.202432 dk 11 sn
107.Bakara (221) Müşriklerle Evlenmeyin!
12.09.202438 dk 28 sn
108.Bakara (222 - 223)
10.12.201947 dk 5 sn
Ali İmran (92) Furkan (74) İnfak, Gıpta Edilecek Kimseler, Sadaka Vermek
29.05.202514 dk 54 sn
Ali İmran 98 - 101 - Hristiyanların Allahın Ayetlerine Tutumları
01.05.202528 dk 30 sn
Bakara (104) Rahman (1- 4) Kuranı Öğrenmek, Kıymet Bilmek
10.04.202519 dk 2 sn
Bakara (146) Hicr (2 -3) Doğru İnancın Önemi
24.04.202519 dk 44 sn
Hac (73 - 76) Mü’minun (14) İnsanın Yaratılışı Süreci
22.05.202537 dk 38 sn
İnsan (1 - 31) Dünya Sevgisi
15.05.202525 dk 40 sn
Rahman (5 -13) Her Şeyin Dengeli Olması ve Her Varlığın Secde Etmesi
17.04.202525 dk 25 sn
Tekvir (1-14) Kıyamet Günü Alametleri, Mahşer Anı, Pişmanlıklar
05.02.202531 dk 11 sn
AKRA