İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0507:3808:2312:5315:3817:5719:25
Kabe

007.Fatiha (4) Hesap ve Cezâ Gününün Sahibi

007.Fatiha (4) Hesap ve Cezâ Gününün Sahibi
Tefsir Sohbetleri

007.Fatiha (4) Hesap ve Cezâ Gününün Sahibi

31.10.2024
45 dk 20 sn

Allah'ın selâmı, rahmeti, bereketi, ihsânı, ikrâmı dünyada âhirette üzerinize olsun... İki cihanda Mevlâm cümlenizi mes'ud ve bahtiyar eylesin...

Fâtiha-i Şerife sûresinin tefsirine devam ediyoruz.

Bugün mâliki yevmi'd-dîn âyet-i kerîmesine geldik. Bizim saymamıza, sıralamamıza göre, numaralamamıza göre üçüncü âyet-i kerîme.

Mâliki yevmi'd-dîn, bir zincirleme tamlamadır, isim tamlamasıdır. Eski tâbirle, burada bir tetâbü i izâfât var. İzâfetler peş peşe geliyor. Yâni, isim tamlaması var. Mânâsı: "Din günün mâliki." demek." Din günün mâliki" tamlaması bir ayet oluyor, üç kelimeden ibaret bir âyet-i kerîme oluyor. Sûredeki yeri nedir, Durumu, sözün akışında, siyaktaki yeri nedir?

Birinci âyet-i kerîmede, besmelenin arkasından "el-hamdü lilâh" denildikten sonra, "El-hamdü lilâh" ın ikinci kelimesi Allah lafza-i celâlinin, yâni Allah kelimesinin sıfatları arkasından sıralanıyor.

Önemini dinleyenler, duyanlar anlasınlar diye, sıfatların üstüne böyle önem verilerek bastırılmış, vurgulanmış oluyor.

Allah, rabbül-âlemîn, errahmânir-râhim, yâni alemlerin Rabbi, Rahmân, Rahîm.

Mâliki yevmi'd-dîn Allah, öyle olan Allah. Tabii, olan sözü de doğru değil. Çünkü olmak, değilken sonradan oluşmak mânâsına da geliyor. O mânâya kullanılmaz, AllahuTeâlâ hazretleri için öyle değildir

Onun için her birinin mânâsını düşünerek: "Âlemlerin Rabbi, Rahmân, Rahîm, din günün mâliki Allah'a hamd olsun." veya "Hamd, âlemlerin Rabbi, Rahmân, Rahîm, din gününün mâliki Allah'ındır." mânâsına böylece hepsi birden, bu üç âyet-i kerîme mânâca bütünleşiyorlar.

Ama öneminden dolayı mâliki yevmi'd-dîn bir âyet-i kerîme; geçen hafta izah ettiğimiz er'rahmâni'r-rahîm, iki sıfattan ibaret bir âyet-i kerîme.

Şimdi mâliki yevmi'd-dîn âyet-i kerimesinin kelimelerini, sözcüklerini açıklayalım;

Mâlik; elif ile, yâni mimden sonra elif ile mim uzatılarak mâlik, mâliki yevmi'd-dîn.

Bizim kabul ettiğimiz, ülkemizdeki Kur'an-ı Kerimlerde yazılı olan şekliyle Âsım, Kisâî, Yâkub, Halef kıraatidir bu "mâlik" okunması kıraati aşereden. Bizim kabul ettiğimiz kıraat budur. Nâfi' Ebû Amr, Hamza, Ebû Câfer isimli alimler de... Kıraat alimleri, biliyorsunuz, on kıraat var. Kur'an ı Kerim'in kelimelerinin okunuşlarıyla ilgili görüşleri değerli alimlerin ortaya koydukları kıraat-i aşere diyoruz. El-kıraâtül-aşr, on kıraat. Tabii bunlardan üç tanesini daha eleyerek, yedi tanesini kuvvetli bularak Kıraâtüs-seb'a da var, bunun da öğretildiğini biliyoruz. Kıraât-i Seb'a var, Kıraât-i Aşere var.

Demek ki bâzı âlimler mâlik kelimesini, "mâlik" okumuşlar. Biz de ona tâbiyiz, öyle okuyoruz. " mâliki yevmi'd-dîn" diye okuyoruz.

Bazı alimler de -bilelim, bilginiz olsun- "melik" diye okuyorlar bu kelimeyi. "Melik-i yevmid-dîn" diye okuyorlar. Çeşitli yollarla, senetlerle, turuk-u müteaddide ile yâni, kendisine kimlerin rivayet ettiğini çeşitli senetlerle anlata anlata b.Merdeveyh. -veyahut Merdiviye diye de okunur bu kelime- isimli alim, rivâyete göre:

Enne rasûlallah sallallahu aleyhi ve sellem kâne yakrauhâ mâliki yemid-dîn Bu alimin rivayet ettiğine göre Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz Fâtiha-i şerifeyi okurken bizim de tâbi olduğumuz şekili, mâliki yevmi'd-dîn, şeklini okurlarmış. O da o zaman bizim okuyuşumuzun kuvvetli olduğunu gösteriyor. Ama meliki yevmi'd-dîn okunuşu hakkında da alimler uygun bir kıraattir diyorlar.

Şimdi ikisini biraz açıklayalım:

Mâlik kelimesi, yâni sahip olmak, mâlik olmak, bunun mastarı milk, melike-yemlekü-milk geliyor. Bu mânâdan geldiğine göre "mâlik" okuyoruz. Bu mânâ sahih, tabii AllahuTeâlâ hazretleri her şeyin mâlikidir.

Rabbü'n-nâs, Rabbü külli şey'in vel-melîkühû, her şeyin sahibidir, her şey onundur. Bütün varlıklar, yaratıklar onundur, insanlar da onundur, yerler gökler de onundur. Onun için mâlikiyet mânâsı Kur'an-ı Kerim'de pek çok âyet-i kerîmelerde sabit.

Meselâ: İnnâ nahnü nerisü'l-arda ve men aleyhâ ve ileynâ yürceûn âyet-i kerîmesini söyleyelim, bu mânâyı ifade etmek üzere, buyuruyor ki AllahuTeâlâ hazretleri âyet-i kerîmede:

"Yere ve yerin üstündeki bütün yaratıklara biz vâris olacağız ve hepsi bize döndürülecek."

Yâni insanların hayatlarından sonra dönecekleri yer Mevlâları, her şey Allah'ın. Yer gök bütün varlıklar Allah'ın. Onun için "Mâlik" kelimesi sahih; tabii, Peygamber Efendimiz de öyle okumuş.

Melik kelimesi de hükümdarlık etmek mânâsından geliyor. O da, bu hükümdarlık mastarı da mülk olarak geliyor, hükümran olmak, yâni hüküm sürmek, hâkim olmak mânâsına. Bu da âyet-i kerîmelerde ifade edilmiştir. Bu mânâyı ifade eden birkaç âyet-i kerîmeyi hatırlayalım:

Limenil-mülkül-yevm, lillâhil-vâhidil-kahhâr meselâ bir âyet-i kerîme. Yâni: "Bugün egemenlik, hüküm verme hakkı, hükmetme işi kimindir? (lillâhil-vâdilil-kahhar) Vâhid ve Kahhar Allah'ındır."

(Kavlühül-hak, ve lehül-mülk) "AllahuTeâlâ hazretleri'nin kavli, sözü haktır ve hükümranlık onundur."

Hükümranlık ne demek? "Rân" kelimesi nereden geliyor? Farsçada; "sürmek" ten geliyor. Hükümranlık, "hüküm sürmek" demek. Yâni bir şeye hâkim olup, hükmünü geçirmek, hükmünü sürdürmek. Hükümdarlık hükme sâhip olmak. Dâr takısı, dâşten'den geliyor. Rân da rânden'den geliyor. Farsçadaki kökleri ayrı. Hükümdarlık hüküm sürmek demek.

(El-mülkü yevme izinil-hakku lir-rahmân, ve kâne yevmen alel-kâfirîne asîrâ.) Meselâ, "O gün egemenlik, hüküm sürmek, hüküm vermek Rahmân'ındır ve kâfirlere çok zor bir gün olacaktır, zorlu bir gün olacaktır o. Çünkü o zaman ceza görecekler." diye âyet-i kerîmelerde bu mânâda ifade ediliyor.

Şimdi, tabii o gün hüküm Allah'ındır, hükümranlık Allah'ındır da şimdi hüküm Allah'ın değil midir? Her zaman Allah'ındır. Ama o gün kimse kendi bildiğine kalkıp hareket edemeyecek, konuşamayacak. Çünkü dünyadayken AllahuTeâlâ hazretleri insanlara bir irade-i cüz'iye vermiş ve bir istediğini yapma hürriyeti vermiş. İyiyi veya kötüyü göstermiş. İyiyi tercih ederse mükâfatlandırılır, kötüyü tercih ederse cezalanacak. O gün artık kimse kalkıp da bir söz söyleyemeyecek.

Nasıl geçiyor âyet-i kerimelerde:

Yevme yekûmur-rûhu vel-melâiketü saffâ. "Melekler ve rûh-u a'zam Cebrail, Ruh adlı melek, saf saf kalkarlar,

Lâ yetekellemûne illâ men ezine lehür-rahmân. Rahmanın müsâde ettiğinden, izin verdiğinden başkası kalkıp konuşamaz, herkes susacak" (ve kâle sevâbâ)

Başka bir âyet-i kerîmede:

Ve haşaatil-asvâte lirrahmân felâ tesmeû illâ hemsâ. "Rahmân'ın huzurunda, Rahmân'a karşı bütün sesler kısılacak ve ancak böyle fısıltıdan başka bir şey işitilmeyecek. Herkes korkudan, dehşetten Allah'ın hükmünü bekleyecekler."

(Yevme ye'ti lâ tekellemü nefsün illâ biiznihî) "O gün geldiğinde kimse konuşamayacak, ancak Allah'ın izniyle konuşacak." gibi âyet-i kerîmeler...

Yâni o günde AllahuTeâlâ hazretleri'nin mâlik olduğu, mâliki olduğu o günde kimse artık hüküm ve söz söyleme onun izni olmadan hakkına sahip olmayacak. Dünyadaki imtihan için verilmiş hürriyetler bitmiş oluyor.

"Mâliki yevmid-din"i bazı alimler, yâni AllahuTeâlâ hazretleri, din gününü kurmaya, yaratmaya, yapmaya kâdirdir, onun yapılması, kudreti, onun meşiyyetindedir, onun emrindedir. Mânâsına anlamışlar. 

Ebû Hüreyre radıyallahu anh'den sahihaynde rivayet edilmiş ki; yâni sahihayn nedir? İmam Buhârî'nin, İmam Müslim'in sahih hadis kitaplarında, o mübarek kitaplarda kaydedilmiş ki, Peygamber Efendimiz buyurmuş:

Ahneu'smin indallâhi racülün tesemmâ bimelikil-emlâk, ve lâ mâlike illallah.

Bu hadis-i şerifte ne buyurmuş oluyor? (Ahneu'smin) İsm kelimesnin ilk harfi vâsıl olduğu için, hemze-i vâsıl... "En aşağı, en alçak, en zelil, en hakir isim nedir Allah indinde? Yâni Allah'ın sevmediği en alçak isim nedir? Melikül-emlâk, demişse, kendisine böyle bir unvan vermişse..." Yâni şahlar şâhı gibi, melikler melîki gibi. "Böyle bir isim vermişse Allah'ın en sevmediği, en aşağı sıfat budur. (ve lâ mâlike illallah) Çünkü Allah'tan başka mâlik yoktur." buyurmuş Peygamber Efendimiz.

Yine aynı iki mübarek hadis kitabında Peygamber Efendimiz'den rivayet olunmuş ki; bu hadis-i şerifi okuduğu zaman insan, mânâsına muttalî olduğu zaman tüyleri diken diken oluyor.

"Yakbidullâhül-arda ve yatvis-semâe biyemînihî sümme yekûlü enel-melikü eyne mülûkül-ard? Eynel-cebbârûn? Eynel-mütekebbirûn?"

Bu hadis-i şerifin mânâsın ne? "AllahuTeâlâ hazretleri, dünyanın sonu geldiği zaman yer yüzünü kabza-yı kudretine alır, semâvâtı dürer, katlar, yâni yer gök bir hiç olur. AllahuTeâlâ hazretleri'nin kudretinin avucunda, elinde. Ve AllahuTeâlâ hazretleri böyle yeri göğü kabza-i kudretiyle tuttuktan, avucuna aldıktan sonra..." diyelim, herhangi bir teşbih mânâsı şey yapmadan. Çünkü (biyemînihî) sağ el mânâsına da geliyor. Ama teşbih mânâsını düşünmeden anlamak lâzım bu hadis-i şerifleri.

"O günde buyurur ki AllahuTeâlâ hazretleri: ( Enel-melik) "Hükümran, hükümdar olan benim! (Eyne mülûkül-ard?) Nerde şimdi o yer yüzünün şahları, hükümdarları, padişahları, melikleri? (Eynel-cebbârûn?) Nerde cabbar herifler? Böyle zalimler?(Eynel-mütekebbirûn?) Nerde o öyle saltanattan burnunu havaya kaldıran, tekebbür eden kimseler?" buyurur. Tabii o zaman herkes tir tir titereyecek. Mahşer gününün, yâni kıyametin dehşetinden, AllahuTeâlâ hazretleri'nin böyle yeri göğü dürdüğü zamanın dehşetinden hiç kimse kalmayacak. Zâten hakiki, her işi yapan, yaratan, çeviren AllahuTeâlâ hazretleri olduğundan.

(Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh) Ne demek? Güç kuvvet Allah'ındır, yâni Allah birisine vermese izin, kimse kılını kıpırdatamaz, yaprak kıpırdamaz, rüzgâr esmez, dünya dönmez. Hiç bir şey olmaz. Hep AllahuTeâlâ hazretleri'nin kudretiyle, izniyle, müsâdesiyle, onun fiiliyle olduğundan, her şey AllahuTeâlâ hazretleri'nin fiiliyle olduğundan asıl melik, hükümran, (Bi yedihî melekûtü külli şey') "Her şeyin melekûtu elinde olan Allah'tır."

Pekiyi dünyadaki insanlara melik deniliyor; neden deniliyor?...O hakikat değil, o mecaz. Mecâzen, mecaz yoluyla onlara da denilmiş. Tabii Kur'an-ı Kerim'de onlara, dünyanın cüz'î hüküm sürme hakkına sahip insancıklarına melik denilmesi de var. Çünkü halk kullanıyor böyle bir şeyi. Kur'an-ı Kerim'de böyle mânâya gelen âyet-i kerimelerin içinde melik kelimesi, dünya hükümdarlarını ifade eder şekilde geçen ayetler var.

Hatırlayacaksınız, meselâ: (İnnallâhe kad bease leküm tâlûte melikâ) "Ey benî İsrâil, AllahuTeâlâ hazretleri size Tâlût'u, Tâlut isimli kahramanı melik olarak tayin etti; hadi bakalım ona tâbi olun!"

Sonra Kehf Sûresi'ni cuma günleri okuyorsunuzdur inşaallah, çok sevap çünkü yedi günlük günahı affoluyor insanın, Kehf Sûresi'ni okuyunca üç ziyadesiyle ediyor on gün... Orda da hani Hızır aleyhisselam bir gemiyi delmiş.

Neden delmiş? (Ve kâne verâehüm melikün ye'huzü külle sefînetin ğasbâ) "O gemi biraz arızalansın, gidemesin, o zalim hükümdarın eline geçmesin. Çünkü ilerde bir melik vardı, hükümdar vardı, gasbediyordu bütün gemileri." O gemiyi kurtarmak için aslında arızalandırmış oluyor.

Orda da melik kelimesi kullanılıyor âyet-i kerîmede... Demek ki insanlara "Melik" denmesi, işin aslına, köküne bakarsak doğru değil. Çünkü nesi var insanın? Aciz naciz bir mahluk ama mecaz yoluyla işte insancıkların bazen böyle başkan olanlarına da melik sözü kullanılagelmiş. Ayet-i kerimelerde de böyle bu kullanım görünüyor. Ama asıl melik AllahuTeâlâ hazretleri'dir. Sonra tabii o ihtişamlı kıyamet gününde: "Nerde o dünyanın melikleri, nerede o cabbarlar, nerede o mütekebbirler?.." diye sorduğu zaman kaçacak delik arayacaklar o zalimler, cabbarlar, mütekebbirler. Sadece AllahuTeâlâ hazretleri'nin hükmü orada şey yapacak.

Şimdi, evet, demek ki bu âyet-i kerîmenin mâlik kelimesi "melik" de okunabiliyor, "mâlik" de okunabiliyor. Biz mâlik kıraatine tâbi olmuşsuz, Peygamber Efendimiz de öyle okurmuş sallallahu aleyhi ve sellem. Bu, sahip mânâsına geliyor. Sahip mânâsı doğru. Melik de okunursa hükümran mânâsına geliyor. O da doğru. İkisi de âyet-i kerîmelerle gördüğünüz gibi kullanılmış, varid olmuş, Kur'an-ı Kerim'de geçmiş.

Gelelim ikinci kelimesine, mâliki yevmi'd-dîn'in "yevm" kelimesine.Yevm, Arapça'da gün demek... Ama lügat açılırsa, gün kelimesinin daha çeşit çeşit nice mânâları olduğu, onların da kullanıldığı görülür. Burada bizim o çeşitli mânâlardan sarf-ı nazar ederek, teferruatı anlatmadan işaret etmemiz gereken önemli nokta nedir? Ahiretin o günü, yâni din günü, yevmüd-dîn, din günü.. Biliyorsunuz Farsça'da yevm kelimesinin karşılğı "Rûz" dur. Rûz-u cezâ, diyoruz. Peygamber Efendimiz'in de bir sıfatı olarak, hani dualarda kulağınıza gelmiştir, şefî-i rûz-u cezâ Muhammedinil-Mustafâ sallallahu aleyhi ve sellem diyoruz.

Yevm, bizim bu dünyada anladığımız gündüz mânâsına veyahut gece ve gündüzün toplamı gün mânâsına değil tabii. Yâni zaten biraz ilm-i hey'eti, astronomiyi okuyanlar bilirler ki; gün dediğimiz şey dünyada başka türlüdür, öteki seyyarelerde başka türlüdür. Yâni hepsinin gününün saat olarak, zaman olarak miktarı farklıdır. Hani çeşit çeşit seyyareler var, Merkür, Venüs, Jüpiter, Saturn, Uranus, Neptün, Pluton diye Lâtince isimlerini şimdi öğretiyorlar. Eskiden Zühre diye, Utarit diye, Merih diye geçerdi eski kitaplarda... Ben böyle ikisini de söylüyorum ki eski medeniyetimize biraz âşinâlığı olsun dinleyiciler, onları da duymuş olsunlar. Tamamen unutulmasın eski medeniyetimizin kelimeleri diye.

Dünyada bir gün 24 saat veyahut gün dediğimiz zaman gündüzü anlarız. Gün ışığı diyoruz. Güneş kelimesinin sonundaki 'eş'i atılmış şekli de gün.

Ây u gün, hem nüh felek

Ay ve güneş ve dokuz gök diye Mevlid'de geçiyor.

Demek ki gün kelimesi Türkçemizde güneş mânâsına da geliyor. Sadece güneşin olduğu gündüz mânâsına da geliyor. Bir de gündüzle gecenin toplamı olan 24 saat mânâsına geliyor. Ama tabii bu âyet-i kerîmede bu mânâya değil. Alel-ıtlak vakit demek, zaman demek. mâliki yevmi'd-dîn ne demek? "Din vaktinin, din zamanın mâliki."

Çünkü o gün 24 saat olmayacağı belli, zaten âyet-i kerîmelerde geçiyor. Bismillâhir-rahmânir-rahîm:

Ve inne yevmen inde rabbike keelfi senetin mimmâ teuddûn. "Rabbinin indinde bir gün, sizin saydıklarınızla kıyaslanırsa bin yılınız gibidir." diye buyuruluyor bir âyet-i kerimede.Demek ki orada bin yıl, bir gün gibi olacak. Ahiretin günü dünyanın gününden farklı olacak.

Sonra bir başka âyet-i kerîme var. Orada da bazı farklılıklar olduğunu böylece keşfetmiş, anlamış oluyoruz, Kur'an-ı Kerim bize çok şeyler öğretiyor:

(Ta'rucül-melâiketü ver-rûhu ileyfi fî yevmin kâne mikdâruhû hamsîne elfe seneh). Yâni ellibin yıl miktarı olan bir günde, melekler Cenâb-ı Mevlâ'nın huzur-u izzetine doğru urûc ederler, yükselirler." Demek ki huzur-u izzete giderken orada gün de ellibin yılımıza benzer gibi uzun oluyor.

Demek ki "Yevm" sözünü de böyle zaman mânâsına, vakit mânâsına alacağız, yoksa yirmi dört saat mânâsına almayacağız. Onu da öylece açıklamış olduktan sonra, gelelim âyet-i kerîmenin sonuncu kelimesi, üçüncü kelimesi din kelimesine.

Dîn kelimesi de, dâne-yedînü-dinen ve diyâneten kökünden, masdarından, fiilinden geliyor. Çok anlamları var dîn kelimesinin Arapça'da. Peygamber Efendimiz'in zamanında da çok anlamları vardı.

Bizim şimdi "din" deyince anladığımız nedir? Türkçedeki din kelimesinin kullanılışı; dindarlık, diyanet, bir insanın inançlarının bütünü, şeriat mânâsına kullanıyoruz. Bilmem ilkel dinler, beşerî dinler, semâvî dinler diye, dinler tarihi diye ilimler var dinleri inceleyen. Her kavmin bir inanç teşkilâtı oluyor, inançlarının toplamı olan bir inanç bütünü oluyor. Ona din deniliyor. Batı dillerinde, İngilizce religion diyorlar, Almanca religion deniliyor... Bizim bildiğimiz mânâ bu.

Ama buradaki Mâliki yevmid-din'de, acaba burdaki din o mânâya mı? Peygamber Efendimiz'in zamanında "Din" kelimesi hangi mânâya kullanılıyordu?.. Onlara bakacak olursak, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in zamanında ve Arapça'da din sözü, tabii çeşitli mânâlara gelir, onları sıralayabilirim lügata bakarak, birçok mânâsı arasında: Âdet, hâl, hesap, mükâfat, cezâ, karşılık, hüküm, kazâ, tedbir, ibadet, ivaz...

Bunun dışında da çeşitli mânâları var. Ama Peygamber Efendimiz acaba hadis-i şeriflerde bunu nasıl kullanmış diye bakacak olursak birkaç ayetten, hadisten misallerle onun ne mânâya geldiğini açıklayabiliriz. Arapçasında o devirde din kelimesi daha ziyade karşılık, hesap, ivaz mânâsına geliyor, cezâ mânâsına geliyor diyorlar.

(Ed-dînü el-cezâu) Tabii cezâ deyince de biz Arapça'dan farklı, cezâyı sadece kötü yapılan bir işin karşılığı olarak düşünüyoruz. Halbuki Arapça'da cezâ sadece karşılık demektir. Hatta dua vardır. Mer'î, cârî, böyle hâlen kullanılıyor, Arabistan'a gitseniz, birisine bir iyilik yapsanız hemen der ki: "Cezâkellâhu hayran kesîrâ" "Seni Allah çok hayırlarla cezâlandırsın!" Yâni burada mükâfatlandırsın mânâsına geliyor.

(Ed-dînü el-cezâu) demek, yâni ne demek? Karşılık demek. Bir şeyin, yapılan bir işin karşılığı, ivazı, bedeli, hesabı mânâsına. Kur'an-ı Kerim'den bir iki misal düşünelim:

Yevmeizin yüveffîhimüllâhu dînehümül-hak. "O günde Allah kulları hak olan mükâfatlarını, karşılıklarını, amellerinin hesaplarını görecek, (yüveffîhimüllâhu dînehümül-hak) Hak olan hesaplarını görecek, hesaplarının sonucunda neyi haketmişlerse onun karşılığını verecek."

İnsanlar rûz-u mahşerde soracaklar (E innâ lemedînûn) "Bize yaptıklarımızdan dolayı bir karşılık verilecek mi?" diye insanların sormaları... Kur'an-ı Kerim'de demek ki karşılık mânâsına geçiyor. Yâni, "Hesaba çekilecek miyiz?" mânâsına.

Hadis-i şeriften misal düşünecek olursak, sahih bir hadis-i şerif, hatırlayacaksınız, zaman zaman hadis sohbetlerimizde de konu edinmişizdir, söylemişizdir. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki:

el-Keyyisü men dâne nefsehû ve amile limâ ba'del-mevt.

(El-keyyisü) "Akıllı insan (men) o kimsedir ki, (dâne nefsehû) nefsine mâlik oldu, sahip oldu; (ve amile limâ ba'del-mevt) ölümden sonrası için salih amelleri işledi. Akıllı insan budur."

Evet yâni, (dâne nefsehû) ne demek? Nefsini hesaba çekti ve ona hakim oldu, sahip oldu demek. Şeyde de yine bir söz yaygın olarak geçiyor: "Kemâ tedînü tüdân" Nasıl muamele edersen sen, onun karşılığında da sana öyle muamele olunur." mânâsına.

Demek ki bu misallerden, hadis-i şeriflerden, âyet-i kerîmelerdeki kullanışlardan anlıyoruz ki "Din" kelimesi karşılık demek oluyor, hesap demek oluyor. O zaman yevmid-dîn; hesap günü insanların hesaplarının görülüp de amellerinin karşılığı olan ne ise onun verildiği gün. Yâni iyi bir insansa, sâlih bir kimseyse, ibadet etmişse, hayır hasenât işlemişse, Allah'a itaat eylemişse onun karşılığı ne olacak, cezâsı ne olacak yâni mükâfat, özel, iyi olan cezâya mükâfat diyoruz mükâfatı ne olacak? Cennet olacak. E kötü iş yapmışsa, Allah'a âsi olmuşsa, zulmetmişse, başkalarının hakkını yemişse, gadretmişse o zaman onun cezası ne olacak? Yâni ikâbı, ukûbeti, (punishment İngilizcesi) onun karşılığı ne olacak? Onun da karşılığı cehennem olacak. O da cehennemde ettiğini bulacak; ne tür zulmettiyse, o tür muameleye mâruz olacak.

Demek ki, Kur'an-ı Kerim'in âyetlerini okurken bizim Türkçe'den de âşinâ olduğumuz, Türkçe'de de kullanılmış kelimeler olabilir. O kelimeleri kendi aklımızla, kendi aklımızda olan mânâları vererek kullanırsak bazen sonuçlar yanlış çıkabilir.

Ne yapacağız? Rivâyetleri inceleyeceğiz. Başka âyetlere bakacağız. Kur'an-ı Kerim'i Kur'an-ı Kerim'le anlamaya çalışacağız. Öbür ayetlere bakarak anlamaya çalışacağız. Peygamber Efendimiz'den bir rivayet varsa, sahabe-i kiramdan, Peygamber Efendimiz'i tanıyan, dini iyi bilen insanlar olarak onlardan rivayet varsa onlara kulak verceğiz. Yoksa insanın kendi başına Kur'an-ı Kerim'i kendi aklıyla açıklamaya çalışması çok yanlış noktalara götürür. Zâten böyle insanın çok hata edeceği ve ondan dolayı cezalandırılıp cehenneme gideceğine dair de tehditli rivayetler, hadis-i şerifler var. Öyle kendi bildiğine bir insan kalkıp da yarım yamalak bilgiyle Kur'an-ı Kerim'i açıklamaya kalkmamalı!

Bunu niçin söylüyorum? Bazıları kalkışıyorlar Kur'an-ı Kerim tercümesine. Tabii Kur'an-ı Kerim'i sevdiği için, anlamak için insan uğraşabilir ama Kur'an-ı Kerim'in mealini yazacağım, tefsirini yazacağım diye kalkışmak müktesebât ister, çalışma ister. O çalışması yok. Meselâ Arapça bilmiyor.

Sen Arapça bilmiyorsun, niye Kur'an-ı Kerim meali hazırlıyorsun? Neye dayanarak hazırlıyorsun?

"E ben, diyor, Lugat-ı Nâcî'yi alırım, ordan kelimelere bakarım, Kur'an-ı Kerim'i tercüme ederim."

Lügat-ı Nâci Osmanlıca lügatı... Çok yanılırsın, çok hata edersin. Çünkü bir kelime Türkçeye, Osmanlıcaya Arapça'dan geçmiş bile olsa, mânâsı kaymış, değişmiş olabilir. Bu dilcilerin çok iyi bildiği bir konudur. Zamanla kelimelerin mânâları çeşitlenir, değişir, kayar, farklılaşır. Öyle Osmanlıca lügatıyla Arapça meal, Arapça metin, Kur'an-ı Kerim çözümlenemez, anlaşılamaz. O zaman yanlış olur.

Nitekim ben Kur'an-ı Kerim meallerini toplamaya çalışıyorum. Okumaya çalışıyorum. Nasıl Türkçe karşılık verdiklerine bakıyorum. Yâni çok yanılmalar var. Çok yanılmalar olabiliyor. Bunun çaresi nedir? Sağlam kaynaklara dayanmak, sağlam kitaplardan, büyük alimlerin izahlarından faydalanmaktır.

Görüyorsunuz işte Din kelimesi bizim Türkçedeki anladığımız mânâdan başka bir anlamda olduğu bu âyet-i kerîmede sezinleniyor. Yâni: "Kulların amellerinin karşılığı neyse, onun verildiği o gün, rûz-u cezânın mâliki, onu kurmaya, onu yaratmaya, o işi yapmaya kâdir olan Allah; o gün herkesin susup, diz çöküp, sesini kısıp, boynunu büküp, tir tir titrediği zaman hükmünü sürecek olan Allah; o günün hükümranı, o günün mâliki, o hesap ve cezâ günün sahibi Allah." demek oluyor.

Tabii çok önemli bir konu bu. Yâni AllahuTeâlâ hazretleri'nin Fâtiha-i Şerife'de nelerini öğrenmiş oluyoruz? Âlemlerin Rabbi olduğunu, sahibi olduğunu öğrenmiş oluyoruz. Rahman'lığını öğrenmiş oluyoruz, Rahim'liğini öğrenmiş oluyoruz. Önemine binâen her birisi bir âyet-i kerîme olmuş. Bir de kulların hesaplarının görüldüğü o ilerdeki, ahiretteki o günün yegâne mâliki olduğunu, meliki olduğunu, sahibi olduğunu; onu halketmeye, onu yapmaya kâdir olduğunu, kullarını hesaba çekmeye kâdir olduğunu anlamış oluyoruz.

Tir tir titrer insan... Yâni bu âyet-i kerîmeyi okurken, Fâtiha'yı okurken insanın renkten renge girmesi lâzım, mum gibi erimesi lâzım, " mâliki yevmi'd-dîn" dediği zaman gözlerinden yaşlar boşanması lâzım. Çok önemli...

Demek ki Fâtiha-i şerifemizde imanın en mühim rükünlerinden olan ahirete iman çok güzel bir şekilde işaret edilmiş oluyor ve oradan anlıyoruz ki, AllahuTeâlâ hazretleri bu dünyayı abes yere, boş yere yaratmamıştır; gâyesi vardır, hilkatın amacı vardır. İnsanların bu dünyada bulunuşunun sebebi vardır, hikmeti vardır. İnsanlar bu dünyaya muvakkaten geldiler, gidecekler. Bir kere fâni, burada duruşları muvakkat, bir gelip bir gidecekler. İmtihan için gelecekler, geliyorlar. Ondan sonra da zorunlu olarak gidecekler. Herkes fânî.

İşte hepsine Cenâb-ı Mevlâ sahip olacak, varis olacak diye demin âyet-i kerîmeyi okuduk. Herkes Cenâb-ı Hakk'ın huzuruna istesin, istemesin, eski tâbirimizle, Osmanlıca tabirimizle, Farsçadan alınma; "hâh me hâh", istesin istemesin gidecek, çırpına çırpına gidecek veya koşa koşa, isteye isteye gidecek.

Ne mutlu Allah'ı sevip, Allah tarafından sevilip, Allah'ın sevgili kulu olup, can atarak, isteye isteye [gidenlere!..] Allah'ın da severek, "Gel kulum, salih kullarımın arasına gir de, onlarla beraber cennetime dahil ol!" diye iltifat ettiği kullardan olanlara!.. Ne mutlu böyle olanlara!

Ne yazık, Allah'ın kulu olduğunu anlayamayıp, şu fâni dünya hayatının aldatıcı olaylarına, meselelerine, unvanlarına, mevkilerine, makamlarına, menfaatlerine aldanıp, takılıp, ahireti unutup, günah işleyen, zulmeden, haksızlık yapanlara!.. Ne yazık, ne kadar cahilce, ne kadar gâfilce, ne kadar yanlış bir şey!.. İşte onlar da istemeye istemeye de olsa, sürüklene sürüklene Cenâb-ı Hakk'ın huzuruna gidecekler. Orada herkes bu dünyada ettiklerinin karşılığını görürken, onlar da cezalarını belâlarını, ikablarını, ukûbetlerini, azaplarını bulacaklar, görecekler, bin pişman olacaklar, milyon, milyar pişman olacaklar, ah edecekler, vah edecekler...

"Keşke peygamberleri dinleseymiştik! Keşke Kur'an-ı Kerim'e tâbi olsaymıştık! Vah bizi yoldan çıkaran arkadaşlara! Vah bizi yoldan çıkaran, kötü fikirler aşılayan kimselere, yöneticilere, sürükleyicilere, liderlere!.." diye diye cehenneme atılınca da birbirleriyle kavga edecekler tabii:

"Sen bizi azdırdın!"

"Sen aklını kullansaydın, azmasaydın."

Saç saça, baş başa cehennemde de birbirlerinden davacı olacaklar:

"Yâ Rabbi, bu bizi azdırdı! Bu olmasaydı, biz iyi kul olacaktık..." filân diyecekler, ama fayda vermeyecek.

Onun için aziz ve sevgili kardeşlerim, Kur'an-ı Kerim bizim için çok büyük nimettir, çok büyük bir devlettir, çok büyük bir fırsattır, çok büyük bir ikazdır, çok büyük bir uyarıdır, çok büyük bir ihtardır!.. Elhamdü lillâh, AllahuTeâlâ da bize nasip etti, söylüyoruz Kur'an-ı Kerim'in anlamlarını, âyet-i kerîmelerin mânâlarını; size de nasip etmiş, siz de dinliyorsunuz. Ne mutlu! Dinlemek de bir nimet, söylemek de bir nimet... Ne kadar güzel şey!

E bunların tabii sonucu, bunların asıl sonucu, bu âyet-i kerîmelerin gereği neyse onu yapmak, mûcebince amel etmek. Dinleyip dinleyip de, ondan sonra dağılıp gitmek, bir filim seyretmiş de etkilenmiş, ondan sonra kalkıp evine giden insanlar gibi olmak değil. Madem ki AllahuTeâlâ hazretleri âlemlerin Rabbidir, Rahmandır, Rahimdir, cezâların, mükâfatların verileceği, hesapların görüleceği günün mâlikidir, sahibidir, hükümrânıdır, hükümdarıdır. O halde o Melik-ü Cebbâr'ın, o hakiki melikin, o âlemlerin Rabbinin huzuruna gideceğini bilip, ona göre tedbirini alıp, öyle yaşayıp; Allah'ın huzuruna güzel amellerle gitmek lâzım!

Akıllı insanın işi budur. Şaşkın insanlar da, zavallı insanlar da, acınacak insanlar da tabii, bunun aksini yapanlardır. Çünkü bu fâni dünya hayatı ne kadar uzasa kısadır, çok sayılmaz. Sonunda herkes ölüp gidecek. Yaşlanacak veya yaşlanmayacak. Yâni genç veya yaşlı, ecel bir gün gelecek.

Ecel büke belimizi,

Söyletmeye dilimizi...

dediği gibi Yunus Emre rahmetullahi aleyh'in, bir gün ecel herkesin belini, boynunu bükecek. Sonra insanlar, burdaki imtihanı bittiği için hesap gününü sahibi Allah'ın huzuruna döndürülecek.

Allah, bu mânâları anladıktan sonra hayatını buna göre uyarlayan, ayarlayan zeki insanlardan olmayı cümlenize nasip eylesin. O rûz-u cezâda, yâni yevm-i hisabda, yevmid-din'de bizi Rabbimiz hesaba dahi çekmesin... Ben öyle dua ediyorum ama liyâkatımdan değil. Yâni:

"İyi kullar hesaba çekilmeden, doğrudan doğruya cennete gidecek. Ondan değil yâ Rabbi, bizim hesaba tahammülümüz yok! Hesaba çekilirsek halimiz harap! Sen de duaları kabul edicisin, Erhamür-râhimînsin, Rahmânür-Rahîm'sin... El açıyoruz, senden istiyoruz. Bizden dua etmek; sen de lütfedersen, kabul edersen ne mutlu bize..." diye, "Yâ Rabbi cennetine bigayri hisâb dahil eyle!" diyoruz.

Çünkü hesaptan korkmamak mümkün değil. Bu mâliki yevmi'd-dîn, zincirleme tamlamasında yevm-i din var ya, o hesap günü, rûz-u cezâ, ondan korkmamak mümkün değil.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz: "Beni Hûd sûresi ve emsâli sûreler ihtiyarlattı, saçımı sakalımı ağarttı." buyurmuş. Bu kelime de insanın saçını sakalını ağartır muhterem kardeşlerim! Yevmid-în, rûz-u cezâ, rûz-u hesâb, hesap günü, mükâfatların cezaların verildiği gün...

O günün sahibi olan, mâliki olan AllahuTeâlâ hazretleri cümlemize lütfeylesin, rahmeylesin, tevfîkini refîk eylesin... Hak yolu görüp, bilip, tanıyıp, o yolda sebat edip yürümeyi nasip etsin...

Bir hususu söyleyerek sözlerimi tamamlamak istiyorum, sevgili kardeşlerim! Bu dünya hayatı imtihan olduğundan, yeri gelince âyet-i kerîmelerde de göreceğiz, AllahuTeâlâ hazretleri imtihan gönderiyor insanların başına... İmtihan ile sıdk u sadâkati ölçüyor. Yâni, "Bakalım bu kulum, bu imtihanın cevabını nasıl verecek? Bakalım gevşeyecek mi, bakalım dönecek mi, bakalım cayacak mı, bakalım samîmî mi, bakalım ihlaslı mı, bakalım vefâlı mı?.." diye AllahuTeâlâ hazretleri, insanları daima imtihan eder.

O halde ne yapmamız lâzım? Uyanık olmamız lâzım! AllahuTeâlâ hazretleri'nin yoluna sımsıkı sarılmamız lâzım! Çeşitli imtihanlarda, zorluklarda Allah'ın yolundan kaymamamız, sapmamamız lâzım! Cazibeli, boyalı, allı pullu, dallı güllü dünya zinetlerine aldanıp günahlara kaymamak lâzım!

Günahlara kaymanın çok kolay olduğu ortadadır. Zâten günahlar için korkunç bir sanayi var; eğlence sanayi, ışıklı reklamlar, paralar, muazzam masraflar, büyük mekânlar... Çok göz alıcı yerlere, en manzaralı yerlere, boğazın kenarına, dağların tepesine, en güzel yerlere tırlarla paralar dökülüp, eğlence yerleri yapılıyor. Zevk ü sefâ yerleri, günah yerleri, haram yerleri yapılıyor. Bunların hepsi imtihan... İnsanın karşısına böyle câzibeli günahlar gelince, insan kendisini tutacak, câzibesine kapılıp da kendisini mahvetmeyecek, yakmayacak. Yâni cereyana kapılır gibi kapılıp da, yanıp perişan olmayacak, kül olmayacak.

Mihnet ü meşakkatle karşılaştığı zaman veya hastalıkla karşılaştığı zaman... O da olabilir. Meselâ Eyyub aleyhisselam Allah'ın peygamberi, ne kadar azılı, ne kadar uzun, ne kadar zorlu hastalıklara tutulmuş, ne kadar sıkıntılara uğramış; o da bir imtihan. Hastalık imtihan, mihnet-ü meşakkat imtihan... Dinine karşı yapılan baskılar imtihan... Bunların karşısında ne yapacağız?.. Ne olursa olsun vefâmızdan, sıdk u sadâkatimizden ayrılmayacağız. Cenâb-ı Hakk'ın mü'min kullarıyız, müslüman kullarıyız. Elhamdü lillâh dönmeyiz. Kur'an ı Kerim, Kur'an kursu marşı gibi bir güzel şiir var:

Biz Kur'an'ın hâdimleri,

Pür imanlı ve zindeyiz.

Bu yoldan dönmeyiz asla

Peygamberin izindeyiz!..

Ne kadar güzel! Çocuklar bunu söyledikçe çok hoşuma gidiyor. İlâhî gibi, marş gibi okudukça çok hoşuma gidiyor.

Yoldan dönmemek lâzım! İmtihandan kaybetmeden çıkmak lâzım! Sabretmek lâzım, sebat etmek lâzım! Cenâb-ı Hakk'ın yolunda mihnet ü meşakkate tahammül etmek lâzım! Allah'tan dua edip hayırları istemek lâzım.

AllahuTeâlâ hazretleri zorlu imtihanlara uğratmasın... Çok baskı yapıp da, tahammül edemeyeceğimiz yüklerin altında bizi ezmesin... Lütfuyla, keremiyle imtihanları başarma kuvveti versin, imtihanları da kolay eylesin... Sımsıkı dinimize sarılıp, Peygamber Efendimiz'in, Kur'an-ı Kerim'in yolundan yürüyelim. Aldatmak isteyenlerin aldatmasına aldanmayalım. Sebatlı olalım!

AllahuTeâlâ hazretleri hepinizin yârı, yâveri, yardımcısı olsun. Allah'ın selâmı, rahmeti, bereketi hepinizin üzerine olsun.

es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh!

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
001.Kur an-ı Kerim in Faziletleri
19.09.202434 dk 51 sn
002.Kur an-ı Kerim Tefsirine Giriş
26.09.202450 dk 30 sn
003.Besmele Hakkında
03.10.202450 dk 39 sn
004.Euzü Besmele
10.10.202428 dk 36 sn
005.Fatiha (1 - 2) Hamd ve Senâ
17.10.202450 dk 54 sn
006.Fatiha (3) Allah Rahmân ve Rahîm dir
24.10.202440 dk 4 sn
008.Fatiha (5 - 7) Kulun Rabbinden İstedikleri
07.11.202453 dk 17 sn
009.Bakara Suresine Giriş
14.11.202431 dk 25 sn
010.Bakara (1) Hurûf-u Mukattaa
21.11.202430 dk 37 sn
011.Bakara (2) Kur an-ı Kerim Hidâyettir
28.11.202450 dk 59 sn
012.Bakara (3) Müttakîlerin Vasıfları
05.12.202448 dk 35 sn
013.Bakara (4 - 5) Ehl-i Kitaptan Müslüman Olanlar
12.12.202445 dk 56 sn
014.Bakara (6 - 7) Bile Bile Hakkı İnkâr Edenlerin Durumu
12.06.202546 dk 23 sn
015.Bakara (8 - 10) Münafıkların Halleri
19.06.202533 dk 34 sn
016.Bakara (11 - 13) Münafıkların Fesad Çıkartmaları
03.07.202550 dk 9 sn
017.Bakara (14 - 22) Münafıkların Şaşkınlıkları
10.07.202549 dk 5 sn
018.Bakara (23 - 24) Kur’an-ı Kerim’in Emsalsiz Oluşu
17.07.202557 dk 3 sn
019.Bakara (25) İman Eden ve Salih Amel İşleyenler
24.07.202539 dk 38 sn
020.Bakara (26 - 27) Kur’an-ı Kerim’deki Misaller
31.07.202556 dk 17 sn
021.Bakara (28 - 29) Allah’ı Nasıl İnkâr Edersiniz?
14.08.202546 dk 3 sn
022.Bakara (30) İnsanın Yaratılması ve Melekler
21.08.202546 dk 16 sn
023.Bakara (31 - 33) Adem As’ın Meleklerden Üstün Kılınması
28.08.202536 dk 57 sn
024.Bakara (34) Şeytanın Hz. Adem’e Secde Etmemesi
04.09.202528 dk 18 sn
025.Bakara (35 - 36) Adem As’ın Cennete Girmesi ve Çıkması
11.09.202535 dk 13 sn
026.Bakara (37 - 39) Hz. Adem’in Tevbesinin Kabul Edilmesi
25.09.202532 dk 14 sn
027.Bakara (40 - 43) Ey İsrâiloğulları
24.11.202251 dk 27 sn
028.Bakara (44 - 46) Bildiği ile Amel Etmemek
02.10.202552 dk 39 sn
029.Bakara (47 - 48) Öyle Bir Günden Sakının Ki...
09.10.202541 dk
030.Bakara (49 - 50) İsrâiloğulları’nın Firavun’un Zulmünden Kurtarılması
16.10.202549 dk 12 sn
031.Bakara (51 - 54) Tur-u Sinâ’da Mûsâ As’a Kitap Verilmesi
23.10.202558 dk 47 sn
032.Bakara (55 - 57) İsrâiloğulları’nın “Allah’ı Görmedikçe İnanmayız!” Demeleri...
30.10.202550 dk 40 sn
033.Bakara (58 - 60) İsrailoğulları’nın Bir Şehre Girmeleri
06.11.202539 dk 37 sn
034.Bakara (61) İsrailoğulları’nın Çeşitli Yiyecekler İstemeleri
13.11.202542 dk 15 sn
035.Bakara (62) İman Edenlere Mükafatlar
20.11.202555 dk 6 sn
036.Bakara (63 - 66) Allah’a Karşı Gelmekten Sakının!
27.11.202545 dk 16 sn
037.Bakara (67 - 73) İsrâiloğulları’na Bir Sığır Kesmelerinin Emredilmesi
04.12.202545 dk 2 sn
038.Bakara (74 - 77) İsrailoğulları’nın Kalplerinin Taştan Katı Olması
24.02.202348 dk 36 sn
039.Bakara (78 - 82) Tevrat’ı Değiştirenlere Veyl Olsun!
11.12.202546 dk 28 sn
040.Bakara (83) İsrâiloğulları’na Verilen Görevler
18.12.202555 dk 40 sn
041.Bakara (84 - 86) Kitabın Bir Kısmına İnanmıyor Musunuz?
01.01.202638 dk 58 sn
042.Bakara (87 - 88) Yahudilerin Peygamberlere Karşı Gelmeleri
08.01.202640 dk 48 sn
043.Bakara (89) Bekledikleri Peygamberi İnkâr Etmeleri
22.01.202638 dk
044.Bakara (90) Yahudilerin Küfrü Tercih Etmeleri
10.12.201942 dk 19 sn
045.Bakara (91 - 96) Yalnız Bize İndirilene İnanırız Demeleri
29.01.202647 dk 31 sn
046.Bakara (97 - 98) Yahudilerin Cebrâil As’a Düşmanlığı
05.02.202646 dk
047.Bakara (99 - 101) Fâsıklar İman Etmezler
12.02.202633 dk 42 sn
048.Bakara (101 - 103) Yahudilerin Şeytana ve Sihre Uymaları
15.06.202345 dk 45 sn
049.Bakara (104 - 105) Yahudilerin Müslümanlarla Alay Etmeleri
02.04.202643 dk 12 sn
050.Bakara (106 - 107) Bazı Ayetlerin Neshedilmesi
09.04.202644 dk 17 sn
051.Bakara (108) Yahudilerin Peygamber Sas’den İstekleri
16.04.202633 dk 28 sn
052.Bakara (109 - 110) Ehl-i Kitabın Müslümanları Küfre Döndermek İstemesi
23.04.202642 dk 50 sn
053.Bakara (111 - 112) Ancak Mü’minler Cennete Girecek
30.04.202632 dk 33 sn
054.Bakara (113) Yahudilerle Necran Heyetinin Tartışmaları
13.08.202049 dk 48 sn
055.Bakara (114 - 115) Mescidlerde Allah’ın Zikrine Engel Olmak
07.05.202651 dk 9 sn
056.Bakara (116 - 117) Allah’a Oğul İsnad Edenler
14.05.202646 dk 45 sn
057.Bakara (118 - 119) Bilmeyenlerin Allah Bizimle Konuşsa Demeleri
21.05.202640 dk 40 sn
058.Bakara (120 - 121) Yahudiler ve Hristiyanlar Senden Asla Memnun Olmayacaktır
04.06.202646 dk 15 sn
059.Bakara (122 - 123) İsrâiloğulları’na Verilen Nimetler
11.06.202631 dk 33 sn
060.Bakara (124) İbrâhim As’ın İmtihan Edilmesi
17.09.202054 dk 56 sn
061.Bakara (125) Kâbe’nin Şerefi
18.06.202642 dk 42 sn
062.Bakara (126) İbrâhim As’ın Mekke İçin Duası
02.07.202644 dk 40 sn
063.Bakara (127 - 128) İbrâhim As ve İsmâil As’ın Kâbe’yi Yapmaları
09.07.202637 dk 18 sn
064.Bakara (129) Yâ Rabbi, Onlara İçlerinden Bir Peygamber Gönder!
16.07.202646 dk 57 sn
065.Bakara (130 - 132) İbrâhim As’ın Dininden Yüz Çevirenler
23.07.202654 dk 35 sn
066 Bakara (133 - 134) Ya’kub As’ın Oğullarına Vasiyeti
30.07.202635 dk 11 sn
067.Bakara (135) İbrâhim As’ın Dinine Gelin!
06.08.202639 dk 46 sn
068.Bakara (136 - 138) İslâm Bütün İnsanları Kucaklar
07.12.202333 dk 6 sn
069.Bakara (139 - 141) Doğru Yol Rasûlüllah’ın Yolu
13.08.202624 dk 36 sn
070.Bakara (142) Allah Dilediğine Hidayet Eder
20.08.202637 dk 28 sn
071.Bakara (143) Ümmet-i Muhammed’in Şerefi
28.12.202349 dk 58 sn
072.Bakara (144 - 147) Kıblenin Kâbe’ye Çevrilmesi
27.08.202637 dk 42 sn
073.Bakara (148 - 150) Yüzünüzü Mescid-i Haram’a Çevirin!
03.09.202632 dk 40 sn
074.Bakara (151 - 152) Beni Zikredin, Ben de Sizi Zikredeyim!
10.09.202640 dk 37 sn
075.Bakara (153 - 154) Sabır ve Namazla Allah’tan Yardım İsteyin!
17.09.202631 dk 57 sn
076.Bakara (155 - 157) Belâlara Sabretmenin Karşılığı
24.09.202647 dk 46 sn
077.Bakara (158) Safâ ile Merve
01.10.202646 dk 45 sn
078.Bakara (159 - 162) Hakkı Söylememek, Susmak
08.10.202650 dk 6 sn
079.Bakara (163 - 164) Allah’ın Varlığı ve Birliği
15.10.202647 dk 48 sn
080.Bakara (165 - 167) Mü’minlerin Allah Sevgisi
22.10.202645 dk 51 sn
081.Bakara (168 - 171) Şeytanın Peşinden Gitmeyin
29.10.202651 dk 56 sn
082.Bakara (172 - 173) Helâl ve Haram Rızıklar
25.04.202439 dk 50 sn
083.Bakara (174 - 176) Ayetleri Saklayanların Cezası
18.03.202127 dk 25 sn
084.Bakara (177) Asıl İyilik
01.04.202161 dk 39 sn
085.Bakara (178 - 179) Kim Haddi Aşarsa...
16.05.202429 dk
086.Bakara (180 - 182) Vasiyet Etmek
16.05.202437 dk 13 sn
087.Bakara (183 - 184) Orucun Farz Kılınması
23.05.202440 dk 15 sn
088.Bakara (185) Ramazan Orucu
08.04.202150 dk 11 sn
089.Bakara (186) Allah-u Teàlâ Duaları Kabul Eder
20.06.202455 dk 12 sn
090.Bakara (187) Oruçla İlgili Hükümler
27.06.202466 dk 50 sn
091.Bakara (188) Haksızlıkla Başkasının Malını Yemeyin!
04.07.202444 dk 3 sn
092.Bakara (189) Ay’ın Durumları
11.07.202433 dk 41 sn
093.Bakara (190 - 192) Allah Aşırılığa Sapanları Sevmez
03.06.202150 dk 37 sn
094.Bakara (193 - 195) Kendi Ellerinizle Kendinizi Tehlikeye Atmayın
10.12.201955 dk 44 sn
095.Bakara (196) Haccı ve Umreyi Tamamlayın!
06.06.202457 dk 48 sn
096.Bakara (197) Haccın İncelikleri
13.06.202439 dk 8 sn
097.Bakara (198 - 199) Hacda Ticaret ve Zikir
10.12.201944 dk 22 sn
098.Bakara (200 - 202) Dünyada da, Ahirette de İyilik
18.07.202443 dk 23 sn
099.Bakara (204 - 207) Münafıkları İyi Tanıyın!
25.07.202448 dk 21 sn
100.Bakara (208 - 210) Topluca İslâm’a Girin!
01.08.202441 dk 50 sn
101.Bakara (210 - 212) Dünya Hayatı ve Kâfirler
08.08.202445 dk 19 sn
102.Bakara (213) Ümmet-i Muhammed ve Diğer Ümmetler
15.08.202454 dk 4 sn
103.Bakara (214) Belâlar ve Allah’ın Yardımı
22.08.202440 dk 19 sn
104.Bakara (215 - 216) Allah Yolunda Harcamak
29.08.202442 dk 1 sn
105.Bakara (217 - 218) Fitne Katilden Daha Kötüdür
07.07.202233 dk 53 sn
106.Bakara (219-220) İçki ve Kumar
05.09.202432 dk 11 sn
107.Bakara (221) Müşriklerle Evlenmeyin!
12.09.202438 dk 28 sn
108.Bakara (222 - 223)
10.12.201947 dk 5 sn
Ali İmran (92) Furkan (74) İnfak, Gıpta Edilecek Kimseler, Sadaka Vermek
29.05.202514 dk 54 sn
Ali İmran 98 - 101 - Hristiyanların Allahın Ayetlerine Tutumları
01.05.202528 dk 30 sn
Bakara (104) Rahman (1- 4) Kuranı Öğrenmek, Kıymet Bilmek
10.04.202519 dk 2 sn
Bakara (146) Hicr (2 -3) Doğru İnancın Önemi
24.04.202519 dk 44 sn
Hac (73 - 76) Mü’minun (14) İnsanın Yaratılışı Süreci
22.05.202537 dk 38 sn
İnsan (1 - 31) Dünya Sevgisi
15.05.202525 dk 40 sn
Rahman (5 -13) Her Şeyin Dengeli Olması ve Her Varlığın Secde Etmesi
17.04.202525 dk 25 sn
Tekvir (1-14) Kıyamet Günü Alametleri, Mahşer Anı, Pişmanlıklar
05.02.202531 dk 11 sn
AKRA