İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0507:3808:2312:5315:3817:5719:25
Kabe

026.Bakara (37 - 39) Hz. Adem’in Tevbesinin Kabul Edilmesi

026.Bakara (37 - 39) Hz. Adem’in Tevbesinin Kabul Edilmesi
Tefsir Sohbetleri

026.Bakara (37 - 39) Hz. Adem’in Tevbesinin Kabul Edilmesi

25.09.2025
32 dk 14 sn

Aziz ve sevgili Akradyo dinleyicileri,

Bakara sûre-i şerîfesinin 37, 38 ve 39. âyet-i kerîmelerini, sohbetimin konusu yapmak istiyorum.

Bakara sûresi'nin 37. âyet-i kerîmesi şöyle:

Bismillâhirrahmânirrahîm:

Fetelekkâ âdemü min rabbihî kelimâtin fe-tâbe aleyh, innehû hüve't-tevvâbü'r-rahîm. Bu âyet-i kerîmede Rabbimiz buyuruyor ki;

Fetelekkâ âdemü min rabbihî kelimâtin. "Âdem Rabbinden kelimeler aldı, telakkî etti." Fe-tâbe aleyhi. "Allah da ona teveccüh buyurdu, tevbesini kabul buyurdu." İnnehû hüve't-tevvâbü'r-rahîm. "Çünkü o tevbeleri çok kabul edicidir, çok merhamet edicidir."

Bu tabi siyaki ve sibaki ile daha iyi anlaşılır. Daha önceki âyet-i kerîmelerin gelişi nasıl, gidişi nasıl?

Daha önceki âyet-i kerîmeler, Allahu Teâlâ hazretlerinin Âdem Atamız aleyhisselam'ı yarattığını, sonra zevcesini yarattığını ve cennette onlara; "Nasıl isterseniz, nimetler içinde yaşayın." dediğini ve "Şu ağaca yaklaşmayın!" buyurduğunu, bir ağaca yaklaşmaktan yasakladığını; fakat şeytanın onları bir yoldan ikna ederek, kandırarak o ağaca yanaştırdığını ve ondan yedirttiğini; bunun üzerine onların, "İnin cennetten aşağıya!" denilerek cennetten çıkarıldığını, dünyaya gönderildiğini bildiriyordu

Âdem aleyhisselam, Havva Anamız ile beraber böyle indirilince -Tabi şeytan da çıkarıldı. Âdem Atamız ve Havva Anamız aleyhimesselam da cennetten çıkarıldılar.- çıkarılınca; "Rabbinden kendisine bir takım kelimeler verildi; o da o kelimeleri aldı. İlham olundu, öğretildi; o da o ilhamı aldı, anladı. Kendisine ilham olunan, verilen kelimeleri öğrendi ve onlarla Allahu Teâlâ hazretlerine tevbe etti. Çünkü, Allahu Teâlâ hazretleri tevbeleri kabul edicidir." diye bu 37. âyet-i kerîme bildiriyor.

Âdem aleyhisselam Rabbinden ilham yoluyla, nasihat yoluyla, işaret yoluyla, açıkça hangi kelimeleri aldı da Rabbine tevbe etti; Rabbi onun tevbesini kabul etti? Nasıl, hangi kelimeler olduğu hususunda İbn Kesir diyor ki; -Bu hususta âyet-i kerîme var. başka bir sûrede buyruluyor ki;-

Kâlâ. "Her ikisi de yeryüzüne indirilince, Âdem ile Havva aleyhisselam dediler ki." Rabbenâ. "Ey Rabbimiz!" Zâlemnâ enfüsenâ. "Biz günah işlemek sûretiyle kendi kendimize zulmettik, elimizden nimetleri kaçırdık, kendi kendimize zarar vermiş olduk, zulmetmiş olduk!" Ve in lem tağfirlenâ ve terhamnâ. "Eğer sen bizi afv u mağfiret etmez, mağfiretinle muamele eylemezsen, bize rahmeylemezsen, acımazsan." Lenekûnenne minel-hâsirîn. "Muhakkak ki hüsrana uğrayanlardan oluruz."

İşte öğrendiği kelimeler bunlardı. Çünkü başka âyet-i kerîmede böyle dedikleri belli olduğuna göre bunları Cenâb-ı Mevlâ onlara öğretti, verdi. "Onlar da bu sözleri söylediler." diyor. Bir rivayet bu.

Diğer bir rivayet:

Benî Temim'den, bir kabile -tabi bu bir kişi- İbn Abbas radıyallahu anh'e geldi. İbn Abbas, Abdullah b. Abbas Kur'ân-ı Kerîm ilimlerinde mahir, Kur'ân-ı Kerîm'i çok iyi bilen, alim, fâzıl, bir meşhur sahabi. Peygamber Efendimiz'in zamanında gençti. Ona geldi ve sordu. Dedi ki;

Mel-kelimâtü'lletî telekkâ Âdemü min rabbihî. "Kur'ân-ı Kerîm'de Âdem'in Rabbinden telakkî ettiği, aldığı, öğrendiği bildirilen kelimeler nelerdi?" diye İbn Abbas radıyallahu anh'e sordu. İbn Abbas radıyallahu anh buyurdu ki;

Kâle: Alleme şe'ne'l-hac. "-Allah Âdem ve Havva aleyhisselam'a haccın nasıl yapılacağını, hac meselesini öğretti."

Âdem aleyhisselam ile Havva Anamız haccın nasıl yapılacağını, Cenâb-ı Mevlâ'ya nasıl tazarrû ve niyaz edileceğini Allah öğretince demek ki o tarzda kendilerini affettirecek işlemlere girişmişler.

Hacı kardeşlerimiz bilsinler; hacca gitmiş olanlar da, buradaki hatıralarını hafızalarında canlandırsınlar.

Demek ki bizim Kâbe-i Müşerrefe'nin etrafında dönmemiz, Âdem Atamız'ın o işaret edilen mübarek yerde, "Allah celle celâlühû'nün kendilerini affetsin." diye dönmesi. Sonra Arafat'ta vakfeye durmamız, yalvarmamız, yakarmamız; hacıların Arafe gününde, Arafat meydanında dua ve niyaz etmeleri...

Demek ki Âdem Atamız oralara gelmiş, öyle tazarru ve niyaz eylemiş ve Allahu Teâlâ hazretleri onun tevbesini kabul eylemiş. Bir rivayet bu.

Süfyân-ı Sevrî ve daha başka alimlerin -Allah hepsini rahmetine erdirsin, büyük mükâfâtlarla mükâfatlandırsın- bu konuda bir başka rivayetleri şöyle:

Kâle Âdemü. "Âdem aleyhisselam -cennetten çıkarılıp da yeryüzüne indirilince- Mevlâsına sordu:" Yâ Rabbi, hatîeti'lletî ahta'tü şey'ün ketebtehû aleyye kable en tahlükanî ev şey'ün ibteda'tühû min kıbeli nefsî? "Yâ Rabbi, şu benim işlediğim hata; 'Ağaca yaklaşmayın.' dedin dayanamadık, yaklaştık. Şeytan bize, 'Bu ağaçtan yerseniz cennette ebedî kalırsınız, elden gitmeyecek bir devlet, nimet, şevket, saltanata nâil olursunuz.' dediği için tamah ettik. Ama yapmamamız lazımdı. İyi niyetle bunu yaptık. Yâ Rabbi, bizim bu hatamız, beni yaratmadan önce senin mukadderatımıza yazdığın bir şey mi, yoksa ben bunu kendi nefsimden, kendim mi ortaya koydum?"

Kâle: Bel şey'ün ketebtehû aleyke kable en ahlükake. "Hayır, sen bunu kendin yapmadın, ben mukadderat icâbı, seni yaratmadan evvel böyle yapacağını sana yazmıştım." diye buyurdu, Cenâb-ı Mevlâ. Âdem Atamız'ın sorusuna böyle cevap verdi.

Onun üzerine Âdem Atamız buyurmuş ki;

Kâle: Fe kemâ ketebtehû aleyye fa'ğfirlî. "Madem sen bunu mukadderatıma yazdın yâ Rabbi, bu meseleyi alnıma yazdın; o halde beni mağfiret eyle, bu hatamı bağışla!" dedi.

Kâle. "-Râvi bunu rivayet ettikten sonra bu âyet-i kerîmeyi hatırlatarak- demiş ki." Fe zâlike kavlühû teâlâ: Fetelekkâ âdemü min rabbihî kelimâtin fe-tâbe aleyh. "İşte Âdem'in Rabbinden, Mevlâsı'ndan bazı kelimeler, konuşmalar telakki edip mükaleme, konuşma olduktan sonra, soru cevap aldıktan sonra söylemeleridir. Bu âyet-i kerîmede kelimât sözünden murat budur." diye bir rivayet de bu.

Bu da bize Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in sahih bir hadîs-i şerîfini hatırlatıyor: Mi'rac'da Mûsâ aleyhisselam, Âdem aleyhisselam ile karşılaşınca, Peygamber Efendimiz'in müşahede eylediği vech ile -Ebû Hüreyre radıyallahu anh'ten nakledilen rivayet:

"Allah seni kendi eliyle yaratmadı mı? Meleklerden üstün kılmadı mı? Esmâyı öğretmedi mi? Taltif etmedi mi? 'Cennette yaşa' demedi mi? Niye 'yaklaşma' dediği ağaca yaklaştın da, bizi cennetten çıkardın?" diye Mûsâ aleyhisselam,Âdem Atamız'a söyleyince; Âdem aleyhisselam da cevap olarak demiş ki:

"'Yâ Mûsâ, Allah'ın mukadderat kaleminin yazdığı, mürekkebinin kuruduğu bir husustan dolayı mı bana levm ediyosun, beni ayıplıyorsun, kınıyorsun?' dedi ve Mûsâ aleyhisselam'ı susturdu." diyor Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem.

Demek ki "Âdem Atamız haklıydı, mukadderatın bir cilvesiydi bu." demiş oluyor. Peygamber Efendimiz'in o hadîs-i şerîfinden de anladığımız bu.

Başka bir rivayet de şöyle. Bu rivayet İbn Abbas'tan. Âdem aleyhisselam demiş ki;

Yâ Rabbi, elem tahluknî biyedik. "Yâ Rabbi, sen beni müstesna bir şekilde elinle yaratmadın mı?" Kâle: Bel. "'Evet, yarattım.' buyurdu." Kâle: Ve nefahte fîhi min rûhike. "Benim cesedim daha ruha sahip değilken, cana sahip değilken, benim topraktan yarattığın cesedime ruhunu sen üfürmedin mi ey benim Rabbim?" Kîle lehû: Belâ. "'Evet' denildi." E raeyte in tübtü hel ente râciî ile'l-cenneh. Böyle cevaplar alınca, Âdem aleyhisselam adım adım arzusunu Mevlâsına arzediyor:

"Yâ Rabbi, eğer ben tevbe edersem, tekrar beni cennete sokar mısın, döndürür müsün? Cennete dönenlerden olur muyum? Dönücü olur muyum?" deyince Mevlâmız; Kâle: Neam. "'Evet.' buyurdu."

İşte bu konuşma, buradaki kelimât, "Rabbiyle bir takım mükâlemesi işte budur." diye, bir rivayet de böyle. Böyle sahih rivayetler var.

Bir de Übey b. Kâ'b radıyallahu anh'ten bir rivayet var. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz buyurmuş ki;

Kâle Âdemü aleyhisselâm. "Âdem aleyhisselam dedi ki." Eraeyte yâ rabbi in tübtü ve raca'tü eâidî ile'l-cenneh. "Yâ Rabbi, eğer ben tevbe edersem ve dönersem beni cennete tekrar avdet ettirir misin? Cennete girenlerden olur muyum?" diye sordu. Kâle: Neam. "Fe-telekkâ Âdemü min rabbihî kelimâtin'deki kelimâtin budur, Âdem aleyhisselam'ın Rabbinden aldığı kelimeler bunlardır." diye, bu rivayeti de naklediyor İbn Kesir rahmetullahi aleyh. "

Sonra Ebûl-Âliye isimli zât-ı muhteremden rivayette şöyle deniliyor: "Âdem aleyhisselam bu kelimât'ı öğrendi ve Rabbi'ne tevbe etti."

İnne Âdeme lemmâ esâbel-hatîete kâle. "Âdem aleyhisselam, işte o ağaçtan yiyince dedi ki." Eraeyte in tübtü yâ rabbi ve aslahtü. "Yâ Rabbi, ben tevbe etsem, ıslah olsam, hâlimi düzeltsem nasıl olur?" Kala'llâh: İzen üdhilüke'l-cenneh. "O zaman ben de seni cennetime dâhil ederim." diye Mevlâ'dan cevap gelince, "İşte kelimeler budur." diye rivayet ediliyor.

Tabi hepsi birbirini tamamlayıcı şeyler.

Rabbenâ zalemnâ enfüsenâ. "Yâ Rabbi, biz nefsimize, kendi kendimize kötülük ettik, zulmettik. Affetmezsen hâlimiz yaman olur. Bizi mağfiret eylemezsen bize rahmetmezsen çok ziyanlara uğrarız." sözü; "Böyle tevbe etsem kabul olur mu?" diye niyazı; bunların hepsi birbirini tamamlayıcı şeyler.

Bir de Ebû Nüceyh, Mücahid'den rahmetullahi aleyhim rivayet etmiş ki Âdem aleyhisselam'ın sözleri şu kelimelerdi:

Allâhümme lâ ilâhe illâ ente sübhâneke ve bihamdik rabbi innî zalemtü nefsî fa'ğfirlî inneke hayrü'l-gâfirîn.

Allâhümme lâ ilâhe illâ ente sübhâneke ve bi hamdik rabbi innî zalemtü nefsî fe'rhamnî inneke hayru'r-râhimîn.

Allâhümme lâ ilâhe illâ ente sübhâneke ve bihamdik, rabbi innî zalemtü nefsî fe-tüb aleyye inneke ente't-tevvâbü'r-rahîm.

Bu sözleri, Hocamız'ın (Mehmed Zahid Kotku) tertiplediği Evrâd-ı Şerîfe'mizi, Dua Kitabı'mızı okuyanlar hatırlayacaklar. Pazar günü tesbihatı arasında Âdem aleyhisselam'ın tesbihâtı olarak bunlar da var. İşte böyle kelimelerle niyaz etti. Tabi bunlar da yine Allah'ın ilhamıyla oluyor, gönlüne düşürmesiyle oluyor. "Böyle Cenâb-ı Mevlâ'dan affını istedi." diye de geçiyor.

Mehmed Zâhid Kotku Hocamız'a Allah rahmet etsin. Bize her gün okuyacağımız duaları hazırlamış. Her hafta bu Evrâd-ı Şerîfe'yi okuyunca, Âdem Atamız'ın afv u mağfiret olmasına sebep olan kelimeleri öğretmiş oluyor, pazar günleri de okumuş oluyoruz. Nur içinde yatsın, makamı yüksek olsun, daha âlâ olsun. Allah evliyâullah büyüklerimizin şefaatine erdirsin. Bu kelimelerin mânâsını şöyle hatırlayıverelim. Ezberlersek çok iyi olur ama mânâsını bilmemiz de lazım:

Allâhümme. "Ey benim Mevlâm, Rabbim." Lâ ilâhe illâ ente. "Senden başka ilâh yok, mâbud yok, ancak sen varsın!" Sübhâneke ve bi-hamdik. "Seni her türlü noksandan tenzih ederim. Her türlü kemâle sahipsin. Hiç eksiğin, noksanın yok. Her şeyi bilirsin, görürsün. Her türlü kemâl sıfatıyla muttasıfsın. Her türlü noksanlıktan münezzehsin. Sana hamd-ü senâlar ederim." Rabbi innî zalemtü nefsî. "Yâ Rabbi, ben nefsime kendim kötülük ettim, zulmettim." Fa'ğfirlî. "Beni afv u mağfiret eyle." İnneke hayru'l-ğâfirîn. "Çünkü sen mağfiret edenlerin en hayırlısısın."

Birinci cümle bu. İkinci cümle yine onun gibi ama sonunda hafif bir değişiklik var:

Allâhümme lâ ilâhe illâ ente. "Yâ Rabbi, Mevlâm, Rabbim, Allah'ım, senden başka mabud ve ilâh yok, ancak sen varsın. Seni her türlü noksandan tenzih ederim, sana hamd ü senâlar ederim." Rabbi innî zalemtü nefsî."Yâ Rabbi, ben nefsime kötülük ettim, kendi kendime zulmettim. Fe'rhamnî. "Beni rahmetine erdir, bana rahmeyle, acı." İnneke hayru'r-râhimîn. "Çünkü sen merhamet edenlerin en hayırlısısın!"

Burada ikinci cümlede merhamet isteniyor. Birincide mağfiret isteniyor, ikincide merhamet, rahmet isteniyor. Üçüncü cümlede de:

Allâhümme lâ ilâhe illâ ente sübhâneke ve bi hamdik. "Allah'ım, Mevlâm, senden başka ilâh yok! Ancak sen varsın, tek mabud sensin, seni her türlü noksandan tenzih ederim. Zalimlerin, fasıkların, kâfirlerin, müşriklerin söylediği abuk sabuk yalan yanlış sözlerden tenzih ederim. Sana hamd ü senâlar ederim." Rabbi innî zalemtü nefsî. "Ben nefsime kötülük ettim, kendim zulmettim." Fe-tüb aleyye. "Bana tevbe nasip eyle, teveccüh eyle." İnneke ente't-tevvâbü'r-rahîm. "Çünkü sen çok teveccühkârsın; tevbeleri çok kabul edici, çok merhametlisin!" mânasına geliyor.

Âdem Atamız işte böyle dualarla dua etti, yalvardı, yakardı; sözleri bunlar. Mekanlar da demek ki bu haccın îfa edildiği mukaddes mıntıkalar; Mekke, Kâbe-i Müşerrefe'nin olduğu yerler... Oradaki Kâbe'nin olduğu yerde, meleklerin yaptığı nurdan şeyin etrafında tavaf etti. Arafat'da vakfeye durdu, yalvardı.

Fe-tâbe aleyh. "Allahu Teâlâ hazretleri de onun tevbesini kabul eyledi."

Böyle bir Arapça cümlenin içinde, yeni başlayan cümleciğin başına fe gelince, çeşitli mânalar ifade edebilir. Birisi; "Şöyle şöyle oldu, sonra da şöyle oldu." mânasına, peşpeşe birbirini takip eden olayları ifadede kullanılır. Bir de; "Şu şöyle oldu da ona mukabil bu şöyle oldu." gibi bir mânâ taşır. Failin değiştiğini gösterir.

Rabbinden kelimeler ilham olarak Âdem aleyhisselam'ın gönlüne geldi, veya doğrudan doğruya duyulur seslerle Rabbine sordu:

"Tevbe etsem kabul olur mu?" dedi. Allâhümme diyerek gözyaşlarıyla yalvararak, yakararak affını, mağfiretini istedi. Fe-tâbe aleyhi. "Allah da ona tevbesini kabul buyurdu, teveccüh etti." Fe-tâbe'nin faili, tâba'llâhu aleyh, tâba'llâhu alâ Âdeme. "Allah Âdem'e teveccüh etti."

Tâbe-yetûbu-tevbeten; "rücû etmek, dönmek" demek.

Kul ne yapıyor?

İsyandan döndüğü zaman; "Yâ Rabbi, ben yanlış yoldan, isyandan döndüm." deyince; tâbe kul tarafında, kulun fiili olarak mütalaa edildiği zaman; "Rabbine döndü, günahı bıraktı, itaate döndü. Rabbine teveccüh etti." mânasına geliyor. Tevbe bu mânâya; "yanlışını bırakmak, yanlışından dönmek" mânasına.

Allah tarafından, tâba'llâhu, "Allah tevbe etti." diye, Allah fail olarak kullanıldığı zaman, "Allah kuluna rahmetiyle teveccüh etti, rahmetiyle döndü. Gazabını döndürdü, rahmetini tevcih etti, öyle teveccüh etti." mânâsına geliyor.

Burada, "Âdem, Mevlâsına tevbe etti." mânasına da olabilir. Tabi hep zamir olarak kullanıldığı için; "O kelimeleri kullanıp öyle söyleyip yalvarıp yakarınca, 'Rabbi ona teveccüh buyurdu, onun tevbesini kabul etti.'" mânâsına da olabilir.

Tâbe'llâhu alâ Âdeme de olur, veya tâbe Âdemü de olur. Ama burada aleyhi ile kullanılması, tâbe'llâhu alâ Âdeme mânâsına geldiğini kesin olarak gösteriyor.

Demek ki o sözleri söyleyip, yalvarıp yakarınca, günahından dönünce; Mevlâsı onun tevbesini kabul etti. Bu hacca gelenler, umreye gelenler de aynı şekilde, hayatlarında o zamana kadar yapmış oldukları hataları, kusurları yâd ederek, tavaf ederek, gözyaşı dökerek; "Aman yâ Rabbi!" diyerek, hâlisâne, muhlisâne Cenâb-ı Mevlâ'dan afv u mağfiret isteyerek, Arafat'ta kulların arasında baş açık, yalın ayak, gözyaşlarıyla yalvarıp yakarınca; fe-tâbe aleyhim Cenâb-ı Mevlâ onlara da tevbe ediyor, onlara da yöneliyor, onları da affediyor. İşte tevbenin yolu bu.

Allahu Teâlâ hazretleri bu hac ibadetini, çok büyük bir tevbe fiili olarak nasip etmiş. Elhamdülillah, İslâm başlı başına her şeyiyle serâpâ bütün ahkâmıyla bir nimet. İçindeki ibadetler de çok büyük nimet, devlet ve saadet. Bu hac ibadeti de çok büyük, çok güzel bir ibadet. İşte böylece kullar afv u mağfiret oluyor. Âdem Atamız da böyle Mevlâsından aldığı işaretlerle, telkinlerle kendisi tevbe etmiş; Allah'ın tevbesine mazhar olmuş.

İnnehû. İnnehû'deki hû zamiri Allah'a râci, innallâhe demek. "Hiç şüphe yok ki Allah." Hüve't-tevvâbü'r-rahîm. "Tevvâb ve Rahîm'dir."

Kendisine teveccüh edenlere, çok daha fazla teveccüh eder. Kul Mevlâsına dönünce, Mevlâ da kuluna çok daha fazla teveccüh ediyor. Tevvâb, Allah'ın sıfatı olunca o mânâya geliyor. "Çok teveccühkâr, çok yönelen, kulunun duasını kabul eden; dönüşüne mukabil, o da kuluna rahmetiyle muamele eden; gazabını kaldıran, affeden, mağfiret eden; tevvâb, tevbeleri çok kabul edici."

Mübâlağa sîgası fa'âl olunca mübalağa oluyor. Cenâb-ı Mevlâ tevbeleri çok kabul edicidir. Tevbe eden kulunu çok sever ve çok sevinir; kulunun tevbesinden çok hoşnut ve razı olur. Bu hususta hadîs-i şerîfler kesin.

İnnehû hüve't-tevvâbü'r-rahîm. "Çok merhametlidir. Kullarına lütfediyor, azab etmek istemiyor; kullar tevbe etti mi tevbesini kabul ediyor, rahmediyor, lutfediyor."

Bu âyet-i kerîme, çeşitli güzel yönlerden bizi ümitlendiriyor. Yüzümüz ne kadar kara olsa, elimiz ne kadar boş olsa, suçumuz ne kadar çok olsa, Cenâb-ı Mevlâ Tevvâb'dır, Rahîm'dir, affeder, mağfiret eder, lütfeder, rahmeder, acır, sever, bağışlar, günahları siler. Ondan sonraki 38. âyet-i kerîmenin başındaki ilk kelime, Kulnâ. "Ben Azîmüşşân buyurdum ki." diye Cenâb-ı Mevlâ kendisi bildiriyor.

Kulnâ. "Biz buyurduk ki." İhbitû minhâ cemîâ. Arapça'da sülâsî emirlerin başındaki elifler, hemze-i vasıl, "geçilen elif" olduğundan, Kulne'hbitû deniliyor. Tek tek okunsa Kulnâ ihbitû denilecek.

Kulne'hbitû minhâ. "Ben âzimuşşân 'Oradan -ondan- ininiz.' buyurdum." Min, den takısı; hâ da, cennete gidiyor. "'Cennetten ininiz!' buyurdum." Cemîan. "Hep beraber."

Cemîan olunca kimler oluyor?

Âdem Atamız aleyhisselam, bir; Havva Anamız aleyhesselam, iki. Tabi iki kişiye olsa Arapçada iki kişiye emrin ayrı sîgası var; ihbitâ denilir; ihbitû denmiş.

Demek ki cemî olarak, murad zürriyeti olduğundan; "İnsan nesli yeryüzüne insin, yeryüzüne yerleşsin." mânasına. Onun için cemî olarak emredilmiş olabilir.

"Yahut da hem Âdem'le Havva aleyhimesselâm, hem de onları kandıran şeytan. 'Sen kandırdın, sizler de kandınız; haydi bakalım ininiz, cennetten çıkınız!'" denmiş.

Açıklayanlar; "Üç olduğundan, birisi de İblis olduğundan ihbitû diye cemi sîgasıyla söylenmiş olabilir." diyor. "Hep birden ininiz bakalım!"

Hubut; "bir yerden, yüksek bir yerden aşağıya inmek." Bu ihbitû kelimesi daha önceki âyet-i kerîmede de geçmişti. Orada da izah etmiştik. "İnmek" mânâsına geliyor.

Ve kulne'hbitû ba'duküm li ba'din aduvvün ve leküm fi'l-ardi müstekarrun ve metâun ilâhîn. 36. âyet-i kerimede geçiyor. Bir orada denmiş, bir de burada:

İhbitû minhâ cemîan. "Beraberce buradan ininiz!" buyurulmuş. Burada iki defa ihbitû denmesi te'kittir. Çünkü Araplar bir kelimeyi iki defa söylerler, mesela kum, kum derler ki kâme yekûmü'den emir. Kum "kalk" demek. "Kalk, kalk!" derler.

İhbitû minhâ, ihbitû minhâ. "İnin oradan, inin oradan!" diye te'kid olarak söylenmiş bir söz olabilir.

Bazıları da demişler ki; "Hayır, bu iki "in" emri başka başkadır. Bir; 'Cennetten semâya inin.' Ondan sonra iki; 'Buradaki semâdan yeryüzüne inin!' diye iki hubut kastedilmiştir. Bu ikisi arasında fark vardır."

İbn Kesir birincisini tercih ediyor. Bu te'kiddir.

İhbitû minhâ. "Haydi cennetten çıkın!" dedi yine. Tevbesini kabul ettiği halde yine, "İnin bakalım yeryüzüne!" diye buyurmuş oluyor Cenâb-ı Hak. Tabi bu işin mukadderattan olduğunu da gösteriyor. Bu olayların takdîr-i ilâhî ile olduğunu da gösteriyor.

Fe immâ ye'tiyenneküm minnî hüden. İmmâ, şart edatı; "Eğer şöyle olursa şöyle olur." mânâsına. "Eğer size benden bir hidayet gelirse." Ama ye'tiyenneküm denmiş, nun-u te'kid-i sakîle kullanılmış. "Muhakkak gelecek, kesin olarak gelecek." demek.

"Benden size bir hidayet geldiği zaman." Fe men tebia hüdâye. "Benden size gelen o hidayete kim tâbi olursa." Fe lâ havfün aleyhim. "Bu tâbi olanlara hiçbir korku yok." Ve lâ hüm yahzenûn. "Dünyada bir korku yok, âhirette de mahzun ve mahrum kalmayacaklar."

Bu hidayetten kasıt nedir?

el-Hüdâ'dan kast edilen, el-enbiyâü ve'r-rusül, "peygamberlerdir, enbiyâ ve mürselîndir." Ve'l-beyyinâtü. "Cenâb-ı Mevlâ'nın mucizeleridir." Ve'l-beyânü. "İlâhi kitaplar, âyet-i kerîmelerdir."

İşte böyle çeşitli vesilelerle Cenâb-ı Mevlâ kullarına hidayet gönderiyor, yol gösterici emirler, işaretler gönderiyor. Peygamberler insanları doğru yola çekiyor. İlâhî kitaplar insanlara güzel ahlâkı, doğru yolu, güzel şeyleri öğretmek için iniyor. Ahkâm-ı ilâhiyye insanların dünya ve âhiret saadetini sağlamak için gönderiliyor. Ama tabi insanların hepsi bu hidayeti, enbiyâ ve mürselîni, mukaddes vahiyleri ve açıklamaları anlayıp dinlemiyorlar.

Bazı alimler, "Buradaki hüdâ'dan maksat, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Muhammed-i Mustafâ Efendimiz'dir." demiş. Hasan-ı Basrî de: "Kur'ân-ı Kerîm'dir." demiş.

İbn Kesir diyor ki; Ve hazâni'l-kavlâni-sahîhâni. "Bu iki söz sahihtir." Âyet-i kerîmeler her ne kadar Âdem Atamız'ı anlatıyorsa da Peygamber Efendimiz'e inmiş olduğundan ve muhatap da Peygamber Efendimiz'den bu âyetleri dinleyecek olan o devrin insanları olduğundan, bu işaretler de sahihtir. Yani hidayet Peygamber Efendimiz'dir, hidayet Kur'ân-ı Kerîm'dir. O devrin insanlarının ona tâbi olması lazım! Tâbi olurlarsa;

Fe lâ havfün aleyhim. "İstikbalde, âhirette karşılaşacakları muamele iyi olacak, korkmayacaklar. Onlara îtâb olmayacak, îkâb olmayacak, cehennem olmayacak, azap olmayacak, onlar için bir korku olmayacak." Ve lâ hüm yahzenûn) "Mahzun da olmayacaklar."

Dünyadaki işlerinden, amellerinden dolayı, "Hay Allah, niye yaptık?" gibi bir mahzunluk da bahis konusu olmayacak. Çünkü dünyadayken Allah'a itaat etmişlerdi. Kur'ân-ı Kerîm'e, peygamberlere, ilâhi kitaplara uymuşlardı. Orada bir hüzün ve pişmanlık, perişanlık olmayacak. Tabi bu husustaki âyet-i kerîmeler, bu mânâyı ifade eden âyet-i kerîmeler, başka sûrelerde de karşımıza geliyor, okuyoruz, biliyoruz. Ve men a'rada an zikrî. "Kim benim hatırlatmamdan, uyarımdan, zikrimden yüz çevirirse; hatırlatılmasına rağmen, zikredilmesine rağmen, hakikatları dinlemez, sırtını çevirirse, dönerse, kabul etmezse." Fe inne lehû maîşeten dankâ. "Ona sıkışık bir yaşam, tatsız bir hayat vardır." 

diye, önümüzdeki âyet-i kerîmelerde, bu mânâ gelecek.

Allahu Teâlâ hazretleri cümlenizden, cümlemizden razı olsun.

es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh!

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
001.Kur an-ı Kerim in Faziletleri
19.09.202434 dk 51 sn
002.Kur an-ı Kerim Tefsirine Giriş
26.09.202450 dk 30 sn
003.Besmele Hakkında
03.10.202450 dk 39 sn
004.Euzü Besmele
10.10.202428 dk 36 sn
005.Fatiha (1 - 2) Hamd ve Senâ
17.10.202450 dk 54 sn
006.Fatiha (3) Allah Rahmân ve Rahîm dir
24.10.202440 dk 4 sn
007.Fatiha (4) Hesap ve Cezâ Gününün Sahibi
31.10.202445 dk 20 sn
008.Fatiha (5 - 7) Kulun Rabbinden İstedikleri
07.11.202453 dk 17 sn
009.Bakara Suresine Giriş
14.11.202431 dk 25 sn
010.Bakara (1) Hurûf-u Mukattaa
21.11.202430 dk 37 sn
011.Bakara (2) Kur an-ı Kerim Hidâyettir
28.11.202450 dk 59 sn
012.Bakara (3) Müttakîlerin Vasıfları
05.12.202448 dk 35 sn
013.Bakara (4 - 5) Ehl-i Kitaptan Müslüman Olanlar
12.12.202445 dk 56 sn
014.Bakara (6 - 7) Bile Bile Hakkı İnkâr Edenlerin Durumu
12.06.202546 dk 23 sn
015.Bakara (8 - 10) Münafıkların Halleri
19.06.202533 dk 34 sn
016.Bakara (11 - 13) Münafıkların Fesad Çıkartmaları
03.07.202550 dk 9 sn
017.Bakara (14 - 22) Münafıkların Şaşkınlıkları
10.07.202549 dk 5 sn
018.Bakara (23 - 24) Kur’an-ı Kerim’in Emsalsiz Oluşu
17.07.202557 dk 3 sn
019.Bakara (25) İman Eden ve Salih Amel İşleyenler
24.07.202539 dk 38 sn
020.Bakara (26 - 27) Kur’an-ı Kerim’deki Misaller
31.07.202556 dk 17 sn
021.Bakara (28 - 29) Allah’ı Nasıl İnkâr Edersiniz?
14.08.202546 dk 3 sn
022.Bakara (30) İnsanın Yaratılması ve Melekler
21.08.202546 dk 16 sn
023.Bakara (31 - 33) Adem As’ın Meleklerden Üstün Kılınması
28.08.202536 dk 57 sn
024.Bakara (34) Şeytanın Hz. Adem’e Secde Etmemesi
04.09.202528 dk 18 sn
025.Bakara (35 - 36) Adem As’ın Cennete Girmesi ve Çıkması
11.09.202535 dk 13 sn
027.Bakara (40 - 43) Ey İsrâiloğulları
24.11.202251 dk 27 sn
028.Bakara (44 - 46) Bildiği ile Amel Etmemek
02.10.202552 dk 39 sn
029.Bakara (47 - 48) Öyle Bir Günden Sakının Ki...
09.10.202541 dk
030.Bakara (49 - 50) İsrâiloğulları’nın Firavun’un Zulmünden Kurtarılması
16.10.202549 dk 12 sn
031.Bakara (51 - 54) Tur-u Sinâ’da Mûsâ As’a Kitap Verilmesi
23.10.202558 dk 47 sn
032.Bakara (55 - 57) İsrâiloğulları’nın “Allah’ı Görmedikçe İnanmayız!” Demeleri...
30.10.202550 dk 40 sn
033.Bakara (58 - 60) İsrailoğulları’nın Bir Şehre Girmeleri
06.11.202539 dk 37 sn
034.Bakara (61) İsrailoğulları’nın Çeşitli Yiyecekler İstemeleri
13.11.202542 dk 15 sn
035.Bakara (62) İman Edenlere Mükafatlar
20.11.202555 dk 6 sn
036.Bakara (63 - 66) Allah’a Karşı Gelmekten Sakının!
27.11.202545 dk 16 sn
037.Bakara (67 - 73) İsrâiloğulları’na Bir Sığır Kesmelerinin Emredilmesi
04.12.202545 dk 2 sn
038.Bakara (74 - 77) İsrailoğulları’nın Kalplerinin Taştan Katı Olması
24.02.202348 dk 36 sn
039.Bakara (78 - 82) Tevrat’ı Değiştirenlere Veyl Olsun!
11.12.202546 dk 28 sn
040.Bakara (83) İsrâiloğulları’na Verilen Görevler
18.12.202555 dk 40 sn
041.Bakara (84 - 86) Kitabın Bir Kısmına İnanmıyor Musunuz?
01.01.202638 dk 58 sn
042.Bakara (87 - 88) Yahudilerin Peygamberlere Karşı Gelmeleri
08.01.202640 dk 48 sn
043.Bakara (89) Bekledikleri Peygamberi İnkâr Etmeleri
22.01.202638 dk
044.Bakara (90) Yahudilerin Küfrü Tercih Etmeleri
10.12.201942 dk 19 sn
045.Bakara (91 - 96) Yalnız Bize İndirilene İnanırız Demeleri
29.01.202647 dk 31 sn
046.Bakara (97 - 98) Yahudilerin Cebrâil As’a Düşmanlığı
05.02.202646 dk
047.Bakara (99 - 101) Fâsıklar İman Etmezler
12.02.202633 dk 42 sn
048.Bakara (101 - 103) Yahudilerin Şeytana ve Sihre Uymaları
15.06.202345 dk 45 sn
049.Bakara (104 - 105) Yahudilerin Müslümanlarla Alay Etmeleri
02.04.202643 dk 12 sn
050.Bakara (106 - 107) Bazı Ayetlerin Neshedilmesi
09.04.202644 dk 17 sn
051.Bakara (108) Yahudilerin Peygamber Sas’den İstekleri
16.04.202633 dk 28 sn
052.Bakara (109 - 110) Ehl-i Kitabın Müslümanları Küfre Döndermek İstemesi
23.04.202642 dk 50 sn
053.Bakara (111 - 112) Ancak Mü’minler Cennete Girecek
30.04.202632 dk 33 sn
054.Bakara (113) Yahudilerle Necran Heyetinin Tartışmaları
13.08.202049 dk 48 sn
055.Bakara (114 - 115) Mescidlerde Allah’ın Zikrine Engel Olmak
07.05.202651 dk 9 sn
056.Bakara (116 - 117) Allah’a Oğul İsnad Edenler
14.05.202646 dk 45 sn
057.Bakara (118 - 119) Bilmeyenlerin Allah Bizimle Konuşsa Demeleri
21.05.202640 dk 40 sn
058.Bakara (120 - 121) Yahudiler ve Hristiyanlar Senden Asla Memnun Olmayacaktır
04.06.202646 dk 15 sn
059.Bakara (122 - 123) İsrâiloğulları’na Verilen Nimetler
11.06.202631 dk 33 sn
060.Bakara (124) İbrâhim As’ın İmtihan Edilmesi
17.09.202054 dk 56 sn
061.Bakara (125) Kâbe’nin Şerefi
18.06.202642 dk 42 sn
062.Bakara (126) İbrâhim As’ın Mekke İçin Duası
02.07.202644 dk 40 sn
063.Bakara (127 - 128) İbrâhim As ve İsmâil As’ın Kâbe’yi Yapmaları
09.07.202637 dk 18 sn
064.Bakara (129) Yâ Rabbi, Onlara İçlerinden Bir Peygamber Gönder!
16.07.202646 dk 57 sn
065.Bakara (130 - 132) İbrâhim As’ın Dininden Yüz Çevirenler
23.07.202654 dk 35 sn
066 Bakara (133 - 134) Ya’kub As’ın Oğullarına Vasiyeti
30.07.202635 dk 11 sn
067.Bakara (135) İbrâhim As’ın Dinine Gelin!
06.08.202639 dk 46 sn
068.Bakara (136 - 138) İslâm Bütün İnsanları Kucaklar
07.12.202333 dk 6 sn
069.Bakara (139 - 141) Doğru Yol Rasûlüllah’ın Yolu
13.08.202624 dk 36 sn
070.Bakara (142) Allah Dilediğine Hidayet Eder
20.08.202637 dk 28 sn
071.Bakara (143) Ümmet-i Muhammed’in Şerefi
28.12.202349 dk 58 sn
072.Bakara (144 - 147) Kıblenin Kâbe’ye Çevrilmesi
27.08.202637 dk 42 sn
073.Bakara (148 - 150) Yüzünüzü Mescid-i Haram’a Çevirin!
03.09.202632 dk 40 sn
074.Bakara (151 - 152) Beni Zikredin, Ben de Sizi Zikredeyim!
10.09.202640 dk 37 sn
075.Bakara (153 - 154) Sabır ve Namazla Allah’tan Yardım İsteyin!
17.09.202631 dk 57 sn
076.Bakara (155 - 157) Belâlara Sabretmenin Karşılığı
24.09.202647 dk 46 sn
077.Bakara (158) Safâ ile Merve
01.10.202646 dk 45 sn
078.Bakara (159 - 162) Hakkı Söylememek, Susmak
08.10.202650 dk 6 sn
079.Bakara (163 - 164) Allah’ın Varlığı ve Birliği
15.10.202647 dk 48 sn
080.Bakara (165 - 167) Mü’minlerin Allah Sevgisi
22.10.202645 dk 51 sn
081.Bakara (168 - 171) Şeytanın Peşinden Gitmeyin
29.10.202651 dk 56 sn
082.Bakara (172 - 173) Helâl ve Haram Rızıklar
25.04.202439 dk 50 sn
083.Bakara (174 - 176) Ayetleri Saklayanların Cezası
18.03.202127 dk 25 sn
084.Bakara (177) Asıl İyilik
01.04.202161 dk 39 sn
085.Bakara (178 - 179) Kim Haddi Aşarsa...
16.05.202429 dk
086.Bakara (180 - 182) Vasiyet Etmek
16.05.202437 dk 13 sn
087.Bakara (183 - 184) Orucun Farz Kılınması
23.05.202440 dk 15 sn
088.Bakara (185) Ramazan Orucu
08.04.202150 dk 11 sn
089.Bakara (186) Allah-u Teàlâ Duaları Kabul Eder
20.06.202455 dk 12 sn
090.Bakara (187) Oruçla İlgili Hükümler
27.06.202466 dk 50 sn
091.Bakara (188) Haksızlıkla Başkasının Malını Yemeyin!
04.07.202444 dk 3 sn
092.Bakara (189) Ay’ın Durumları
11.07.202433 dk 41 sn
093.Bakara (190 - 192) Allah Aşırılığa Sapanları Sevmez
03.06.202150 dk 37 sn
094.Bakara (193 - 195) Kendi Ellerinizle Kendinizi Tehlikeye Atmayın
10.12.201955 dk 44 sn
095.Bakara (196) Haccı ve Umreyi Tamamlayın!
06.06.202457 dk 48 sn
096.Bakara (197) Haccın İncelikleri
13.06.202439 dk 8 sn
097.Bakara (198 - 199) Hacda Ticaret ve Zikir
10.12.201944 dk 22 sn
098.Bakara (200 - 202) Dünyada da, Ahirette de İyilik
18.07.202443 dk 23 sn
099.Bakara (204 - 207) Münafıkları İyi Tanıyın!
25.07.202448 dk 21 sn
100.Bakara (208 - 210) Topluca İslâm’a Girin!
01.08.202441 dk 50 sn
101.Bakara (210 - 212) Dünya Hayatı ve Kâfirler
08.08.202445 dk 19 sn
102.Bakara (213) Ümmet-i Muhammed ve Diğer Ümmetler
15.08.202454 dk 4 sn
103.Bakara (214) Belâlar ve Allah’ın Yardımı
22.08.202440 dk 19 sn
104.Bakara (215 - 216) Allah Yolunda Harcamak
29.08.202442 dk 1 sn
105.Bakara (217 - 218) Fitne Katilden Daha Kötüdür
07.07.202233 dk 53 sn
106.Bakara (219-220) İçki ve Kumar
05.09.202432 dk 11 sn
107.Bakara (221) Müşriklerle Evlenmeyin!
12.09.202438 dk 28 sn
108.Bakara (222 - 223)
10.12.201947 dk 5 sn
Ali İmran (92) Furkan (74) İnfak, Gıpta Edilecek Kimseler, Sadaka Vermek
29.05.202514 dk 54 sn
Ali İmran 98 - 101 - Hristiyanların Allahın Ayetlerine Tutumları
01.05.202528 dk 30 sn
Bakara (104) Rahman (1- 4) Kuranı Öğrenmek, Kıymet Bilmek
10.04.202519 dk 2 sn
Bakara (146) Hicr (2 -3) Doğru İnancın Önemi
24.04.202519 dk 44 sn
Hac (73 - 76) Mü’minun (14) İnsanın Yaratılışı Süreci
22.05.202537 dk 38 sn
İnsan (1 - 31) Dünya Sevgisi
15.05.202525 dk 40 sn
Rahman (5 -13) Her Şeyin Dengeli Olması ve Her Varlığın Secde Etmesi
17.04.202525 dk 25 sn
Tekvir (1-14) Kıyamet Günü Alametleri, Mahşer Anı, Pişmanlıklar
05.02.202531 dk 11 sn
AKRA