İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0507:3808:2312:5315:3817:5719:25
Kabe

041.Bakara (84 - 86) Kitabın Bir Kısmına İnanmıyor Musunuz?

041.Bakara (84 - 86) Kitabın Bir Kısmına İnanmıyor Musunuz?
Tefsir Sohbetleri

041.Bakara (84 - 86) Kitabın Bir Kısmına İnanmıyor Musunuz?

01.01.2026
38 dk 58 sn

es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh!

Allah'ın lütfu, ikramı, selâmı dünyada, âhirette üzerinize olsun. Kur'ân-ı Kerîm tefsiri sohbetlerimizde Bakara sûre i şerîfesinin 84. âyetine gelmiştik. Bu akşamki sohbetimi 84. âyet-i kerîmesi ve devamı üzerinde yapmak istiyorum.

Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ Bakara sûresinin 84. âyetinde şöyle buyuruyor. Bismillâhirrahmânirrahîm.

Ve iz ehaznâ mîsâkaküm lâ tesfikûne dimâeküm ve lâ tuhricûne enfüseküm min diyâriküm sümme akrartüm ve entüm teşhedûn.

Sümme entüm hâülâi taktülûne enfüseküm ve tuhricûne ferîkan minküm min diyârihim, tezâherûne aleyhim bi'l-ismi ve'l-udvâni, ve in ye'tûküm üsârâ tüfâdûhüm ve hüve muharremün aleyküm ihrâcühüm, e fe tü'minûne bi ba'di'l-kitâbi ve tekfürûne bi ba'd. Fe-mâ cezâü men yef'alü zâlike minküm illâ hızyün fi'l-hayâti'd-dünyâ ve yevme'l-kıyâmeti yüreddûne ilâ eşeddi'l-azâbi ve ma'llâhu bi ğâfilin ammâ ta'melûn.

85. âyetin sonu.

86. âyet-i kerîme de yine devamı...

Ülâike'l-lezîne'şterevü'l-hayâte'd-dünyâ bi'l-âhireti fe lâ yuhaffefü anhümü'l-azâbü ve lâ hüm yünsarûn.

Sadaka'llâhu'l-azîm.

Yine âyet-i kerîmenin başında hatırlatma mânası ihtiva eden, taşıyan bir edat var.

Ve iz. "Hani bir zamanlar nasıldı, hatırlayın o zamanları ki olay nasıldı, bir hatırlayın." Ehaznâ mîsâkaküm. "Sizin misakınızı almıştık."

"Misak" daha önce de geçti veseka, yesîku "bağlamak" kökünden bir kelime. "Sımsıkı bağlayan sözleşme, antlaşma" demek. "Sizden misakınızı almıştık, sizden bir söz verme almıştık."

Bu sözleşme acaba "Tevrat-ı şerîfin âyetlerine uyacaksınız." diye Tevrat hakkındaki misak mı? Bir rivayet böyle. Tabi Allahu Teâlâ hazretleri Musa aleyhisselam'ı bu kavme, yahudilere peygamber olarak göndermiş,

Onların görevi Musa aleyhisselam'ı dinlemek, ona tâbi olmak, emrine göre hareket etmek, ona indirilen Tevrat'ın da ahkâmını uygulamak. Önceki âyet-i kerîmelerde de yine onların söz verip de yapmaları kendilerine bir vecibe hâline gelmiş olan dini vazifeler sıralanmıştı. Burada da onlardan bir tanesi söylenmiş oluyor:

Lâ tesfikûne dimâeküm.

"Yahudilerden Tevrat'a uymaları konusunda bir ikaz, alınmış ahd ü misakın, o Tûr dağında söz verdiklerine göre uymaları gerekir." diye alınmış olan sözün hatırlatması da olabilir.

Bir rivayet de, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz Medine-i Münevvere'ye geldiği zaman yahudilerin Peygamber Efendimiz'e; "Tamam şöyle yapacağız." diye verdikleri söz, ahit.

Çünkü peygamber Efendimiz onlara; "Allah'ın emirlerini tutun, Tevrat'ta Allah ne emretmişse onu yapın, Tevrat'ın ahkâmını uygulayın." dedi.

Ve'l-yahküm ehlü'l İncîli bimâ enzela'llâhu fîhi. "Hristiyanlar madem kendilerinin kitabı olduğunu kabul ediyorlar, İncil'in ahkâmına uysunlar, uymamazlık yapmasınlar." Yahudiler de Tevrat'a uysunlar, kendilerine emredilen emirleri tutsunlar.

Çünkü o emirleri veren Allah celle celâlühû. Sonra ilahi emirler aşağı yukarı şeriatlerin ahkâmında ufak tefek farklılıklar olsa bile ana çizgileri itibariyle, Allah'a şerik koşmamak, insan öldürmemek, hırsızlık yapmamak gibi ana hükümler her ilâhî dinde var. Peygamber Efendimiz onların kendi dinlerine bağlı kalmak istediklerini görünce; "Madem yahudiyseniz yahudilerin, Hz. Musa tarafından gelmiş olan ahkâma uymaları lazım. Siz ona söz vermiştiniz, ona uyun." diye onları yine Allah'ın emrine uymaya davet etmiş oluyor. Böylece onlar da söz vermiş oluyorlar.

Ne demişler sözlerinde?

Lâ tesfikûne. Burada yine en la tesfikû yani mastariyet en'i ifadenin içinde gizli oluyor.

Lâ tesfikûne dimâeküm. "Kanlarınızı dökmeyeceksiniz!"

Ve lâ tuhricûne enfüseküm min diyârikum. "Kendilerinizi, yahudiler olarak birbirlerinizi evlerinden, diyarlarından sürüp çıkarmayacaksınız." Çıkarmamayı, "kan dökmemek" diye de tercüme edebiliriz, "Böyle söz vermiştiniz."

Tabi müslüman müslüman'ın kardeşidir. Yahudi, yahudi'nin kardeşidir, din kardeşidir. Hıristiyan, hristiyanın din kardeşidir.

Onlar da bir zamanlar o peygamber devrinde hak din olarak dünya üzerinde hüküm sürmüştü. Ve o zamanın insanları, o peygambere tâbi olmalıydı, o ahkâmı uygulamalıydı. Tabi kan dökmeyecekler, kardeşlerinin kanını dökmeyecekler.

Kan dökmenin, savaşmanın şartları nedir?

Bir hücum olursa, bir zulüm olursa, tecavüz olursa, bir haksızlık olursa o zaman olur. "Birbirinizin kanını dökmeyeceğiniz konusunda söz vermiştiniz."

Şiddetli, sağlam bir söz vermiştiniz. "'Birbirinizi diyarlarınızdan, evlerinizden, barklarınızdan, yurtlarınızdan sürmeyeceksiniz, çıkarmayacaksınız.' diye söz vermiştiniz."

Sümme akrartüm. "Sonra bunu, bu şartları, bu ahkama uymayı kabul etmiştiniz."

Tabi bunlar güzel şeyler. Çünkü Allahu Teâlâ;

İnna'llâhe lâ ye'mürü bi'l fahşâ' buyuruyor Kur'ân-ı Kerîm'de.

Güzel şeyler emrediyor. Kötü şeyler emretmemiş ki. Emrettiği şeylerin hepsi güzel, her zaman söylüyorum. İçkiyi yasaklamış, güzel. Hırsızlık yasak, güzel. Nikah meşru ama zina yasak, güzel. Baskı, zulüm günah, yasak; bu da güzel. Zulmün olmaması, zulmün yasaklanması da güzel. Her ahkâmı güzel.

Akrartüm. "İkrar etmiştiniz, kabul etmiştiniz, razı olmuştunuz." Ve entüm teşhedûn. "Ve siz de o zaman bu olaylara şahit bulunuyordunuz."

"Tamam böyle bir ahd-ü mîsâk alınmıştı, doğru" mânasına. Bir de bugünkü "Siz ey Medine'de bulunan yahudiler, siz de şahit olursunuz ki şehadet edersiniz ki bu doğru. Allah'ın sizden kan dökmeyeceğinize dair söz aldığı, birbirinizi yerlerinizden, yurtlarınızdan etmeyeceğinize, sürmeyeceğinize dair söz aldığı doğru. Siz buna şehadet edip durursunuz, şehadet edersiniz, inkâr edemezsiniz, bunu kabul etmiştiniz."

Tamam, kabul etmişlerdi, şahit olmuşlardı. Ondan sonra;

Sümme entüm hâülâi taktülûne enfüseküm. "Sonra sizler birbirlerini öldüren insanlar oldunuz. Birbirinizi öldürdünüz, öldürenler oldunuz, öldürüyorsunuz, birbirlerini öldüren kimseler durumuna düştünüz." Ve tuhricûne ferîkan minküm. "Sizlerden bir topluluk çıkarır duruma düştü." Min diyârihim. "Sizden bir grubu."

Ferîk, "fırka, grup" demek. "Sizin içinizden olan bir grubu çıkardınız, sizlerden olan bir grubu diyarlarından çıkarıyor oldunuz. Çıkartan siz oldunuz, öldüren siz oldunuz."

Tezâherûne aleyhim bi'l-ismi ve'l-udvân. "O kendi yakınlarınızın, ırkdaşlarınızın, dindaşlarınızın aleyhine günahta ve düşmanlıkta onların karşısındakilere yardımcılık yaparak, birbirlerinizi yurtlarından çıkararak, öldürenler yine siz oldunuz, bu işi yapanların ta kendileri oldunuz."

Ve in ye'tûküm üsârâ.

Üsârâ, "esirler" demek. "Esirler olarak size geldikleri zaman"

Tüfâdûhüm. "Onlara fidye verip 'ya siz esir mi düştünüz, kurtaralım' diye fidye verip kurtarır durumda oldunuz veyahut da siz esir almışsanız karşı taraftan para istemeye kalkıştınız, 'Verin fidyeyi, elimizde esir olanları size verelim.' demeye başladınız. Böyle de anlaşılması mümkündür." diyor, Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır rahmetullahi aleyh.

"Bunları, kendi yahudi kardeşlerini, milletdaşlarını, ırkdaşlarını, dindaşlarını ancak fidye verip salıvermek durumu ya da onları öldürürken, aleyhinde çalışırken, esir düştüğü zaman da fidye verip kurtarma çalışmalarını yapar oldunuz."

Ve hüve muharremün aleyküm ihrâcühüm. "Halbuki onların yerlerinden, yurtlarından çıkarılması, onlara böyle bir muamelenin yapılması size haram, dininizde haram bir olay, yasak, böyle yapmamanız lazımken bunları yaptınız." E fe tü'minûne bi ba'dı'l-kitâbe ve tekfürûne bi ba'd. "Siz Allah'ın kitabının bir bölümüne inanıyor da öteki bir bölümüne kâfir mi oluyorsunuz, inanmıyor musunuz, ayrım mı yapıyorsunuz? Allah'ın kitabı ayrım kabul eder mi? bazısına inanıp bazısına inanmamak olur mu?"

İnsan bir şeye bile inanmasa kâfir duruma düşer. Kur'an'da da öyledir. Kur'ân'ın bir âyetini kabul etmese kâfir olur. Hatta sıhhatli bir hadîs-i şerîfi, sahih, sağlam, salim bir hadîs-i şerîfin, rivayetin, dinin hükmü olduğu kesin olan bir şeyin inkârı bile insanı küfre götürür. Bu çok müthiş bir cümle. Tevbih olarak, azarlama olarak söylenmiş bir söz:

"Kitab'ın bazı kısımlarına inanıyorsunuz, uyguluyorsunuz da, bazı kısımlarına kâfir mi oluyorsunuz? Böyle saçma şey mi olur? Bir tarafta uygulamak, bir tarafta uygulamamak olur mu?"

Femâ cezâü men yef'al zâlike minküm illâ hızyün fi'l-hayâti'd-dünyâ. Buradaki mâ olumsuzluk edatı.

Sizden böyle yamuk iş yapan, bir inanıp bir inanca aykırı iş yapan kimsenin cezası, hayât-ı dünyâda rezillik, rüsvâlıktan başka bir ceza mıdır? Bunu işlediğiniz için bu hayât-ı dünyâda rezil rüsvâ olacaksınız. Allah tarafından bu cezaya, rüsvalığa, horluğa, hakirliğe, rezilliğe düçar olacaksınız.

Ve yevme'l-kıyâmeti yüreddûne ilâ eşeddi'l-azâb. "Böyle yapanlar kıyamette de, âhirette de azabın en şiddetlisine mâruz tutulacaklar, oraya atılacaklar, sevk edilecekler, gönderilecekler." Ve ma'llâhu biğâfilin ammâ ta'melûn. "Allahu Teâlâ hazretleri sizin yaptıklarınızdan asla ve kat'a gafil değildir."

Bilmiyor değil, hepsini görüyor, hepsini biliyor; kalbinizi biliyor, aklınızı biliyor, fesadınızı biliyor, imanınızdaki zaafınızı biliyor.

Kitab'ı, Tevrat'ı uygulamadığınızı biliyor, ahdi bozduğunuzu biliyor, âhirette şiddetli bir azaba uğrayacaksınız. el-Hayâtü'd-dünyâ. Bu bir sıfat tamlamasıdır. Hayat mevsuftur, nitelenendir ve dünya da niteleyendir. Sıfat tamlamasıdır. "Dünya hayatı" diye terceme edilirse yanlış olur. Çünkü biz dünya kelimesini arz mânasına kullanıyoruz, yeryüzü mânasına kullanıyoruz. "Yeryüzü hayatı" demek değil. Burada dünya ednâ sıfatının müennesidir.

Çünkü hayat kelimesi müennestir. Dünya da onun için müennes geliyor. Eğer hayat kelimesi müzzekker bir kelime olsaydı, o zaman ednâ gelecekti. Böyle dünyâ gelmeyecekti. Dünyâ, müennes olduğu için geliyor.

Ne demek?

"En yakın" demek. Çünkü biz şu anda bir hayatın içinde bulunuyoruz. İşte içinde bulunduğumuz hayat. Bu bize yakın olan hayat. Bundan sonra bir başka hayat olacak, o uzakta.

Yaşayacağız, irtihal edeceğiz, öleceğiz, âhirette ikinci bir hayat olacak. Ona da el-hayâtü'l-âhire deniliyor, "öteki hayat" mânasına geliyor. "Sonraki hayat" mânasına geliyor.

Bazı insanlar bu yaşadıkları hayata sımsıkı sarılıyorlar, öleceklerini düşünmüyorlar, öldükten sonra da dirileceklerine dair bilgileri yok, inançları yok. Kendilerine gelen peygamberleri dinlemiyorlar, kendilerine indirilen kitapları tekzip ediyorlar. "Bunların aslı, esası yok; yalan, yanlış!" diyorlar. Bazıları; "Bunlar efsanedir." diyorlar, esâtîru'l-evvelîn, "evvelki insanların uydurdukları efsaneler" diyorlar.

Halbuki evet dil bakımından 1400 yıl öncesine ait, 2000 yı öncesine ait, 3000 yıl öncesine ait olabilir ama o kelimelerin arkasında gizli olan hakikatlere bakmak lazım.

O mukaddes kitaplarda ne yazıyor?

Gerçekler yazıyor, güzel şeyler yazıyor. Ama insanlar onları dinlemiyorlar.

Hani len temessene'n-nâru illâ eyyâmen ma'dûdeh. "Cehennem ateşi ancak belirli günlerde bizi yakacak" "Yedi gün veya kırk gün olacak; ondan sonra bitecek." diyorlardı.

İnsan yedi gün de yansa, kırk gün de yansa bir kere âhiretin günü, dünyanın gününe göre bin yıl gibidir. Sonra peygamber Efendimiz'in ne kadar uzun kalınacağına dair hadîs-i şerîfleri var. "Milyonlarca sene" diyor.

Aslında azaba inanmıyorlar, küçümsüyorlar. "Yanarsak yanalım!" diyorlar, yanacaklarına inanmadıkları için umursamıyorlar. Halbuki yanacağını bilse, gerçekliğini görse, hatta rüyada görse ter içinde kalkar. Bazen rüyada görüyor insan, "kıyamet kopmuş" diye dehşete düşüyor ve çok fena oluyor. Ama inanmadıkları için alay ediyorlar, inkâr ediyorlar.

Müşrikler de Peygamber Efendimiz'e diyorlardı ki;

"Eğer senin bu söylediklerin haksa, Allah bizim tepemize taş yağdırsın!"

Taş yağdırmasını istemez tabi. Taş yağsa o zaman kaçacak delik arar veya gözleri fal taşı gibi açılır, yalvarmaya başlar ama "Yağmaz!" mânasına. Bu münkirler, kâfirler inanmadığı için böyle yapıyor. "Allah sizin yaptıklarınızı biliyor." diye Cenâb-ı Mevlâ onlara hitap ediyor, îtab ediyor. Bu hitabında îtab var.

Bu ayetlerin izahında tefsir kitapları şöyle yazıyor:

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem Medine-i Münevvere'ye hicret ettiği zaman yahudilerin orada belli başlı üç tane kabilesi vardı: Benî Kurayza, Benî Nâdir, Benî Kaynuka kabileleri. Bu kabileler, Medine'nin civarındaki hurma bahçeleri arasında, kendi köylerinde, kalelerinde yaşarlardı. Medine'de bazı arkadaşlar bu kalelerin yerlerini gösterdiler, gördüm. Medine'ye uzakça. Bizi arabayla götürdü; yıkılmış duvarları, kale harabelerini gördüm.

Bu üç kabile yahudi oldukları halde, Medine'nin içinde de Araplardan iki kabile vardı; Evs Kabilesi ve Hazreç Kabilesi. "Şemr harbi" diye bir harp olmuş aralarında. O esnada, ondan sonra birbirlerine düşman kesilmişler. Uzun zaman düşman olarak birbirleriyle uğraşmışlar. Arabın Evs ve Hazreç kabilesi birbirleriyle savaşıyormuş. Bu yahudilerden de Benî Kaynuka ile Benî Nâdir, Hazreç kabilesini tutmuşlar. Onun taraftarı olmuşlar, onunla antlaşma yapmışlar. Hani "savunma antlaşması" deniyor. "Birisi size saldırırsa biz size yardımcı olacağız." diye.

Benî Kurayza da Evs kabilesiyle antlaşmış. Bunlar harp ettikleri zaman kendi taraftarlarını desteklerlermiş. Evs kabilesi Hazreç'le kavga ederken hemen Kurayza kabilesi gelip Evs'i desteklermiş. Benî Nâdir ile Kaynuka da gider, Hazreç'i desteklermiş.

Bunların yazılışları şöyle: Benî Kaynuka; kaf, ye, nun, kaf, elif, ayın. Kaynuka' diye ayın'la. Benî Nâdir; nun, dad, ye, re ile. Çünkü bunların transkripsyon dediğimiz, Arap alfabesinden bizim kullandığımız, şimdiki alfabeye çevrimlerinde ince işaretleri konulmazsa okunuşları doğru yapılamaz. Kurayza da; kaf, re, ye, zı, te ile. Uzun okur, kısa okur. Mesela bazıları bakıyorum, "makam" demesi lazım, "maakam" diyor. "Maakam" olmaz. Böyle uzatmaları, ince heceleri, kalın harfleri iyi telaffuz edemiyorlar. Onun için bunu hatırlatmış olalım.

Tabi öbür taraf yenilince yardım ederlermiş. Hem çarpışma esnasında kendileri müttefikleriyle çarpışırken karşı taraftan ölenler oluyor. Ölenler tabi düşman tarafında yahudiler de olduğu için hem daha o anda İslâm'a girmemiş, müşrik olan Araplardan ölenler de var, kendi dinlerinden, yahudi olan kimseler de var. Halbuki dindaşı olduğundan, mü'min olduğundan yahudinin yahudiyi öldürmemesi lazımdı. Mü'minin mü'mini öldürmesi doğru değildi. Böylece öldürüyorlardı ama yerlerinden yurtlarından da sürüyorlardı, evlerini basıyorlardı, eşyalarını yağmalıyorlardı, yağma ediyorlardı.

Bunların hepsi; "Böyle yapmayın, doğru değil." diye Tevrat'ta yasaklanmış. Çünkü onlar yahudi, Tevrat'a inanıyorlar; onun ahkâmına tâbi olmaları lazım. Ama esir düşenleri de kurtarmak için para toplayıp aralarında yardımcı olup kurtarırlarmış ve Araplar da bu işe şaşırırmış.

Derlermiş ki;

"Sizin işinizi biz anlayamıyoruz. Sizin bu işiniz ne biçim iş? Niye birbirinizle savaşıyorsunuz?"

"Tabi düşmanımız olduğu için savaşıyoruz"

"E madem savaşıyorsunuz peki niye ondan sonra da kurtarmaya kalkışıyorsunuz?"

Diyorlarmış ki;

"'Bizim müttefik olduğumuz insanların yenilmesinden, bizim onları himaye edemememizden, onların mağlup düşmesinden, bizim şânımıza ar gelir.' diye onları destekliyoruz."

"Madem savaştınız o zaman esirleri niye kurtarıyorsunuz?"

"Tevrat'ta esirlerin kurtarılması bize emredildiği için kurtarıyoruz." diyorlarmış.

Allahu Teâlâ hazretleri bunların doğru olmadığını beyan ederek, bu âyet-i kerîmeleri indirmiş. "Allah'ın indirdiği, Tevrat'taki hükümlerin bazısına inanıp bazısını inkâr mı ediyorsunuz? Böyle bir uygulamak, bir uygulamamak olur mu?" diye bir azarlama cümlesi var.

E fe tü'minûne bi-ba'dı'l-kitâbi ve tekfürûne bi ba'd, diye azarlıyor Cenâb-ı Hak ve bunun büyük bir suç olduğunu belirterek, bu tarzda hareket edenin cezası şimdiki hâli hayatlarında rezil ve rüsvâ olmaktan başka bir ceza mıdır? Rezil ve rüsvâ olacaklar. Allah onları bu kafirliklerinden, bu âyetlerin bazısına uyup bazısına uymamalarından dolayı şimdiki şu yaşamlarında bir kere rezil ve rüsvâ edecek, bundan başka bir cezası yok. Ama âhirette de daha şiddetli azaba, eşeddü'l-azâb "azabın daha şiddetlisi"ne uğratacak.

Dünyada rezil rüsvâ olmak tabi bir azaptır ama âhirettekinin yanında hiç kalır. Âhirette çok daha şiddetli azaba uğratılacağını bildiriyor. Demek ki muayyen bir günde kalmayacaklar; bu yanlış hareketlerinden dolayı şiddetli azaba uğrayacaklar. Allah onların yaptıklarından gafil değil.

Muhterem kardeşlerim!

Hepimiz Allah'ın kuluyuz, hepimiz Hz. Âdem aleyhisselam'ın evlatlarıyız. Her devirde Cenâb-ı Hak insanları doğru yola sevk etmek için mübarek insanlar vazifelendirmiş; peygamberler... İnsanlara yapmamaları gereken şeyleri öğütlemişler, bildirmişler. Sevaplı ibadetleri, hayırları, hasenâtı da öğretmişler.

İnsanlık, peygamberlerin öğretmeleriyle gelişmiş, dinlerin getirdiği ahlâk sayesinde faziletli yaşam olmuş. Onlar uygulanmadığı zaman da dünya zindan gibi olmuş, kavimler felaketten felakete sürüklenmişler. Ne kendileri rahat etmişler ne başkalarını rahat ettirmişler.

Sebeb-i nüzûlün hususiyeti, hususi olması, âyetin özel bir hadise üzerine inmiş olması, hükmün genel olmasını engellemez. Hüküm genel. Şu zamanda da bir müslüman Kur'an'ın bir iki âyetine inanır, bir iki âyetine inanmaz, uygulamaz, inkâr ederse; bazı şeyleri yapar, bazı şeyleri kabul etmezse aynı duruma düşer. O da dünyada, şimdiki hayatta –dünya deyince yeryüzü diye anlamayalım- şu andaki yaşamında rezil rüsvâlığa düşer, horluğa, hakirliğe uğrar, âhirette de çeşitli azaplara uğratılır.

Şimdi diyorlar ki; "Müslümanların bazıları köktendinci." "Köktendinci" deyince bunu bir kötü sıfat olarak zemm etmek için "O adam köktendinci mi? Ha demek ki işe yaramaz." gibi. Halbuki işin doğrusu dinine kökten sımsıkı sarılmaktır, ahkâmının hepsine tam uymaktır. İşte bu âyet-i kerîme onun açıklaması.

Köktendinci olmazsa ne olur?

Bazılarını yapar, bazılarını yapmaz. Onun doğru olmadığını da bu âyet-i kerîmeler, yahudileri misal vererek bize açıkça anlatıyor.

Demek ki böylesi sulandırılmış bir Müslümanlık doğru değil! Amerikanvari, Avrupai bir Müslümanlık...

"Sıhhati açılsın!" diye, "Keyfini bulsun!" diye, akşamları bir kadeh içki içermiş. Ama vakti gelince de Cuma namazına gidermiş, hac vazifesini de yaparmış.

E fe tü'minûne bi ba'di'l-kitâbi ve tekfürûne bi ba'd. "Allah'ın âyetlerinin bazısına inanıyorsunuz da bazısına inanmıyor musunuz?" diye onlara da sorgu sual olur.

Âyeti bildiğimiz için, Arapçayı bildiğimiz için, dinin ruhunu, aslını, anlamını tek bir âyetten değil de bütünüyle incelemiş olduğumuz için diyoruz ki; "İslâm bölünme kabul etmez! Bazı âyetleri çizmek, çıkarmak, bazılarını kesip Kur'an'dan ayırmak; bazılarına uyup uygulamak bazılarını uygulamamak olmaz! Cihat ayetlerinden bahsetmemek; 'İslam hoşgörü dinidir!' deyip tek taraflı göstermek de olmaz!"

Hoşgörü ama rüşvete hoşgörü olur mu, hırsızlığa hoşgörü olur mu, zulme hoşgörü olur mu? Onu açıkça söylemek lazım.

Eşiddâü ale'l-küffâri ruhamâü beynehüm. "Aralarında merhametli olacak ama karşı taraf da zulmettiği zaman ona da savaş var, cihat var!

O tarafı da doğru. Çünkü bakın yirminci yüzyılda, medenî çağda yine savaşlar durmuyor. Sırplar, Arnavutlara saldırıyor, hadi bakalım, buyurun. Hadi bakalım. Güzellikle, lafla dinlemiyor. Kaç defa elçiler, siyaset adamları geldiler, gittiler, muhtıralar verdiler. "Bak sonu fena olacak!" dediler. Dinlemediler, dinlemediler. Yüzlerce, binlerce insan öldü. Bak şimdi "On dört tane Sırp çiftçi öldü." diye yer yerinden oynuyor. Ama on binlerce müslüman ölürken onlar hiç ses çıkarmıyorlardı. Şimdi ayağa kalkıp, hoplayanlar, zıplayanlar var. Tabi hiçbir şekilde tasvip etmiyoruz ama bir göstersinler bakalıım. "Biz bunları tasvip etmiyoruz, böyle yapmayın!" diyen bir adamlarını göstersinler. Hiç demediler, şimdi başlarına gelince feryadı basıyorlar. Tabi bu dünya etme bul dünyasıdır. Ettiğini bulur. Hane yıkanın hanesi viran olur. Kişi ne ektiyse onu biçer.

Ve ma'llâhu bi ğâfilin ammâ ta'melûn. "Cenâb-ı Hak, Allah, sizin yaptıklarınızdan gafil değildir."

Hitap yahudilere; belki Medine'deki Benî Kaynuka, Benî Nâdir, Benîş Kurayza yahudilerine ama aslında hepimize, bütün insanlara, bütün yaratılanlara, bütün mükellef insanlara...

"Allah yaptıklarınızdan gafil değildir!"

O halde ayağımızı denk alacağız, dinimize sımsıkı sarılacağız, Allah'ın ahkâmını güzelce uygulayacağız.

Ülâike. "Onlar." Ellezîne. "O kimselerdir ki." İşterevü'l-hayâte'd-dünyâ bi'l-âhire. "Âhireti satıp âhireti verip dünya hayatını satın almışlardır."

Onlar âhirete aldırmıyorlar, âhireti umursamıyorlar, cehenneme gireceklerine aldırmıyorlar, âhiretlerini mahvederek dünya hayatlarının keyfini sürdürüyorlar. Keyif olduğu da şüpheli. Dünya hayatında kim uzun boylu rahat görmüş.

Dünya hayatı, elemli, kederli, hastalıklı, sağlıklı, üzüntülü, sevinçli gider. Doğumdan dolayı insanlar sevinir, akîka keser, kurban keser, bayram eder. Ölümden dolayı matem eder, Yasinler okur, hatimler okur. Sevinçli zamanlarında şen şatır dolaşır, kahkaha atar, güler, oynar, hastalandığı zaman inim inim inler. Dünya hayatı bu.

Sonra milletlerin de tarih kitaplarının olayları ortada. İyi günler, kötü günler daima olagelmiş.

Ve tilke'l-eyyâmü nüdâvilühâ beyne'n-nâs.

Peygamber Efendimiz'in zamanında bile Peygamber Efendimiz'in asrı, Asr-ı Saadet olduğunda bile olaylar inişli çıkışlı olmuş. Onun için "Dünya hayatını süreceğim." diye âhireti helâk etmek, mahvetmek akıllıca bir şey değil.

Diyarbakırlı Said Paşa'nın güzel bir şiiri vardı, öğretici bir şiir:

Bu dünyada ev yapıp, ukbâyı berbat eyleme. "Dünyada keyifle yaşayacağım." diye tedbirler alırken âhiretini harap etme. İbrahim b. Ethem rahmetullahi aleyh hazretleri de tarihteki büyük mürşitlerimizden, Belh şehrinin meşhur evliyâsından. O da demiş ki;

"İnsanlar dünyayı imar etmeye koşuşurken sen âhiretini imar etmeye çalış. Gözünü aç, ona çalış. Herkes dünya için koşuşturuyor, sen âhireti düşün. 'Ben âhireti nasıl mamur edebilirim, nasıl cennetin köşklerini kazanabilirim, nasıl Allah'ın rızasına erebilirim?' diye sen onu düşün."

Altı nasihati var. Bir cümlesi de böyle.

İze'ş-teğale'n-nâsü bi imâreti'd-dünyâ bi imâreti'l-âhire. "İnsanlar dünyayı mamur etmeye uğraşıp dururlarken sen âhireti mamur etmeye çalış."

Tabi burada "dünyayı mamur etmek" deyince millet sanıyor ki "'Ev yapmak, yol yapmak, baraj yapmak vs. yapılmasın mı?' demek istiyor?"

Hayır. "Bu dünya hayatında gülüp oynamayı hedef alacağına, âhirette cenneti kazanmayı hedef al!" demek. Dünyanın imarı, âhiretin imarı bu. Yoksa Allah bazı insanlara, edepli insanlara mal da mülk de veriyor. Köşk de, yalı da veriyor. Araba da veriyor. Hepimizi türlü türlü nimetlere, layık olmadığımız nimetlere gark ediyor.

Dünya hayatı, burada be, bâ-ı mukâbele. Hayât-ı dünyâ kısa. Şu ömürdeki kısa birtakım menfaatler için, zevk ü sefalar için, geçici, fâni lezzetler için âhireti satmışlardır. Âhireti verip, mahvedip, havaya verip, yele verip, rüzgara verip, dünyalık şey yapmaya geçmiş kimselerdir.

Fe lâ yuhaffefü anhümü'l-azâbü ve lâ hüm yünsarûn. "Onlara cehennemde azap yapıldığı zaman azapları hafifletilmeyecektir." Fe lâ yuhaffefü anhümü'l-azâb. "Azapları şiddetlene şiddetlene gidecektir. Hafifleme bahis konusu değildir."

Hani demişler ki; "Belirli günlerde yanacağız, ondan sonra kurtulacağız, selamete ereceğiz." Öyle değil!

Fe lâ yuhaffefü anhümü'l-azâb. "Azap onlara hafifletilmeyecek." Ve lâ hüm yünsarûn. "Onlara herhangi bir yardım ediciden yardım da olmayacak."

Allah'tan başka yardım edici yoktur. Allah dilerse kurtarır. Allah dilemedikten sonra Allah'ın kahrına uğramış, gazabına mâruz kalmış bir kimseye hiçbir yardımcı da yoktur. "Öyle kimselere hiç kimse yardım da edemez!" diye ebedî azap göreceklerini, hiçbir şekilde durumlarının düzelmeyeceğini, düzeltilmeyeceğini, hiçbir kimsenin gelip şefaat etmeyeceğini, hiçbir kimsenin onlara yardım edemeyeceğini Cenâb-ı Mevlâ bildiriyor.

Allahu Teâlâ hazretleri, okuduğumuz âyetlerden, gereken ibretleri, dersleri çıkarmayı hepimize nasip eylesin. Ârif olan, akıllı olan, çevresinde dönen olaylardan ibret alır. Başkalarının başına gelen felaketlerden, musibetlerden ikaz olur, muteyakkız olur, mütenebbih olur. İşin mahiyetini anlar. "Bak bunun başına böyle geldi. Demek ki bu böyle değildir." diye ibret alır. Kıssaların sebebi, "Kıssalardan hisse alınsın." diyedir.

Olaylara bakışın sonunda insan ibret almalıdır.

Fa'tebirû yâ üli'l-ebsâr. "Ey göz sahipleri, basiret sahipleri, olaylardan ibret alın!" "Gözünüzü açın, dersinizi alın!"" diye Cenâb-ı Mevlâ buyuruyor.

Allah bizi sevdiği kullardan eylesin, sevdiği işleri yapmaya muvaffak eylesin. Çevremizde oluşan çeşitli olaylardan ibret elmayı nasip eylesin. Ayağımızı denk almamızı nasip eylesin. Eğer hatamız varsa eğer hatalıysanız kişi kendisini bilir. Kişi en iyi kendisini kendisi bilir, başkası bilmez.

Kendi kendinizi ölçün, elinizi vicdanınıza koyun "Yahu ben de hiç güzel işler yapmıyorum." diye işleriniz hatalıysa düzeltin ve Cenâb-ı Hakk'ın yoluna dönün. Hatanız varsa tevbe edin. Allah tevbe edeni sever, tevbeleri kabul eder, tevbe edenin geçmiş günahlarını da siler. İslâm'ın güzel tarafı budur işte, imanın güzel tarafı budur. Mü'min insan hatasına tevbe etti mi Allah da ona teveccüh buyurur.

Çünkü;

Hüve't-tevvâbü'r-rahîm'dir. "Tevbeleri kabul edici" dir.

Kul O'na yönelince, teveccüh edince O da kuluna çok daha fazla teveccüh eder.

Aşk ile sıdk ile tevbe edin, günahları bırakın. Adam öldürmüş bile olsanız, elinizden bir kaza çıkmış bile olsa, şimdiye kadar ki hayatınızda çeşitli hatalar bile olsa, günahkar da olsanız ümidinizi kesmeyin ama tevbe edip doğru yola dönün. Cenâb-ı Hak bundan sonraki ömrünüzü iman yolunda, Kur'an yolunda, hak rızasına uygun akıllı, uslu, edepli, ahlâklı, Ümmet-i Muhammed'e faydalı, kullarının duasını almaya sebep olacak güzel işler yaparak vakit geçirmeyi nasip eylesin. Hüsn ü hâtimeler nasip eylesin.

Tabi Allah hüsn ü hâtimelerden önce rızasına uygun, hayırlı, uzun, sıhhatli, âfiyetli, huzurlu, saadetli, uzun ömürler versin. Neden kendim için de sizler için de uzun ömür istiyorum. Çünkü bir müslüman kolay yetişmiyor. Allah hayırlı uzun ömür versin; sıhhatli, âfiyetli uzun ömür...

Çünkü İslâm'ı öğrenene kadar yıllar geçiyor. Ondan sonra öğrendiğini uygulayacak; bir de başkalarına öğretecek. Bir de çocuklarınızı iyi müslüman yetiştirmeye çok dikkat edin.

Bir taze olayla sözümü bitirmek istiyorum. Buraya 2000 km. mesafede bir şehir var. İki gün önce o şehirden bir aile; "Beni ziyaret etsin, benden nasihat alsın, ders alsın, tesbihleri öğrensin." diye çocuğunu uçağa bindirmiş. Çok çok memnun ve mütehassis oldum ve annesi-babası Avustralya'da çocuğu hâfız olarak yetiştirmiş.

Kur'an kursu olmadığı halde, çeşitli mahrumiyetler olduğu halde, burada hâfız olarak yetiştirmiş. Ne kadar güzel!

Evlatlarınızı güzel yetiştirmeye gayret edin, hayırlı evlatlar edinmeye çok gayret edin. Müslümanın mutlaka çocuklarının çok olması lazım, iyi yetişmesi lazım. Şimdi sabah namazında, namaz kıldığımız yerde, camiye müdavim olan kimselere şöyle bakıyorum, babalarına dua ediyorum. Allah razı olsun. Tanıyorum. Falancanın babası bak çocuğunu iyi yetiştirmiş. Şimdi babası başka şehirde ama çocuk sabah namazını bile kaçırmıyor, geliyor.

Tabi evlenmiş. Ama evlendiği zaman ne olur? Anasının babasının baskısı kalmadığı için gözden uzak olduğu için alışmamışsa içine girmemişse namazı niyazı bırakır.

Kur'ân-ı Kerîm bazı kimselere;

Ve lemmâ yedhuli'l-îmânü fî kulûbiküm. "Henüz iman kalbinize girmedi." buyuruyor.

İmanın kalbe girip yerleşmesi başka bir olay.

Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve resûlühû demekle tamam insan müslüman oluyor ama imanın kalbe yerleşmesi ve insanın imana göre hareket etmesi daha ileri, yüksek bir durum. Allah o duruma gelmeyi cümlemize nasip eylesin.

Şu dünya hayatını, şimdiki hayatımızı, imtihanı başarıp Rabbimiz'in huzuruna yüzü ak, alnı açık, sevdiği, razı olduğu kullar olarak varalım. Rabbimiz bizi cennetiyle, cemaliyle müşerref eylesin. Habîb-i Edîbi Muhammed Mustafâsı sallallahu aleyhi ve sellem'e komşu eylesin. Rıdvân-ı Ekber'ine vâsıl eylesin.

es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh!

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
001.Kur an-ı Kerim in Faziletleri
19.09.202434 dk 51 sn
002.Kur an-ı Kerim Tefsirine Giriş
26.09.202450 dk 30 sn
003.Besmele Hakkında
03.10.202450 dk 39 sn
004.Euzü Besmele
10.10.202428 dk 36 sn
005.Fatiha (1 - 2) Hamd ve Senâ
17.10.202450 dk 54 sn
006.Fatiha (3) Allah Rahmân ve Rahîm dir
24.10.202440 dk 4 sn
007.Fatiha (4) Hesap ve Cezâ Gününün Sahibi
31.10.202445 dk 20 sn
008.Fatiha (5 - 7) Kulun Rabbinden İstedikleri
07.11.202453 dk 17 sn
009.Bakara Suresine Giriş
14.11.202431 dk 25 sn
010.Bakara (1) Hurûf-u Mukattaa
21.11.202430 dk 37 sn
011.Bakara (2) Kur an-ı Kerim Hidâyettir
28.11.202450 dk 59 sn
012.Bakara (3) Müttakîlerin Vasıfları
05.12.202448 dk 35 sn
013.Bakara (4 - 5) Ehl-i Kitaptan Müslüman Olanlar
12.12.202445 dk 56 sn
014.Bakara (6 - 7) Bile Bile Hakkı İnkâr Edenlerin Durumu
12.06.202546 dk 23 sn
015.Bakara (8 - 10) Münafıkların Halleri
19.06.202533 dk 34 sn
016.Bakara (11 - 13) Münafıkların Fesad Çıkartmaları
03.07.202550 dk 9 sn
017.Bakara (14 - 22) Münafıkların Şaşkınlıkları
10.07.202549 dk 5 sn
018.Bakara (23 - 24) Kur’an-ı Kerim’in Emsalsiz Oluşu
17.07.202557 dk 3 sn
019.Bakara (25) İman Eden ve Salih Amel İşleyenler
24.07.202539 dk 38 sn
020.Bakara (26 - 27) Kur’an-ı Kerim’deki Misaller
31.07.202556 dk 17 sn
021.Bakara (28 - 29) Allah’ı Nasıl İnkâr Edersiniz?
14.08.202546 dk 3 sn
022.Bakara (30) İnsanın Yaratılması ve Melekler
21.08.202546 dk 16 sn
023.Bakara (31 - 33) Adem As’ın Meleklerden Üstün Kılınması
28.08.202536 dk 57 sn
024.Bakara (34) Şeytanın Hz. Adem’e Secde Etmemesi
04.09.202528 dk 18 sn
025.Bakara (35 - 36) Adem As’ın Cennete Girmesi ve Çıkması
11.09.202535 dk 13 sn
026.Bakara (37 - 39) Hz. Adem’in Tevbesinin Kabul Edilmesi
25.09.202532 dk 14 sn
027.Bakara (40 - 43) Ey İsrâiloğulları
24.11.202251 dk 27 sn
028.Bakara (44 - 46) Bildiği ile Amel Etmemek
02.10.202552 dk 39 sn
029.Bakara (47 - 48) Öyle Bir Günden Sakının Ki...
09.10.202541 dk
030.Bakara (49 - 50) İsrâiloğulları’nın Firavun’un Zulmünden Kurtarılması
16.10.202549 dk 12 sn
031.Bakara (51 - 54) Tur-u Sinâ’da Mûsâ As’a Kitap Verilmesi
23.10.202558 dk 47 sn
032.Bakara (55 - 57) İsrâiloğulları’nın “Allah’ı Görmedikçe İnanmayız!” Demeleri...
30.10.202550 dk 40 sn
033.Bakara (58 - 60) İsrailoğulları’nın Bir Şehre Girmeleri
06.11.202539 dk 37 sn
034.Bakara (61) İsrailoğulları’nın Çeşitli Yiyecekler İstemeleri
13.11.202542 dk 15 sn
035.Bakara (62) İman Edenlere Mükafatlar
20.11.202555 dk 6 sn
036.Bakara (63 - 66) Allah’a Karşı Gelmekten Sakının!
27.11.202545 dk 16 sn
037.Bakara (67 - 73) İsrâiloğulları’na Bir Sığır Kesmelerinin Emredilmesi
04.12.202545 dk 2 sn
038.Bakara (74 - 77) İsrailoğulları’nın Kalplerinin Taştan Katı Olması
24.02.202348 dk 36 sn
039.Bakara (78 - 82) Tevrat’ı Değiştirenlere Veyl Olsun!
11.12.202546 dk 28 sn
040.Bakara (83) İsrâiloğulları’na Verilen Görevler
18.12.202555 dk 40 sn
042.Bakara (87 - 88) Yahudilerin Peygamberlere Karşı Gelmeleri
08.01.202640 dk 48 sn
043.Bakara (89) Bekledikleri Peygamberi İnkâr Etmeleri
22.01.202638 dk
044.Bakara (90) Yahudilerin Küfrü Tercih Etmeleri
10.12.201942 dk 19 sn
045.Bakara (91 - 96) Yalnız Bize İndirilene İnanırız Demeleri
29.01.202647 dk 31 sn
046.Bakara (97 - 98) Yahudilerin Cebrâil As’a Düşmanlığı
05.02.202646 dk
047.Bakara (99 - 101) Fâsıklar İman Etmezler
12.02.202633 dk 42 sn
048.Bakara (101 - 103) Yahudilerin Şeytana ve Sihre Uymaları
15.06.202345 dk 45 sn
049.Bakara (104 - 105) Yahudilerin Müslümanlarla Alay Etmeleri
02.04.202643 dk 12 sn
050.Bakara (106 - 107) Bazı Ayetlerin Neshedilmesi
09.04.202644 dk 17 sn
051.Bakara (108) Yahudilerin Peygamber Sas’den İstekleri
16.04.202633 dk 28 sn
052.Bakara (109 - 110) Ehl-i Kitabın Müslümanları Küfre Döndermek İstemesi
23.04.202642 dk 50 sn
053.Bakara (111 - 112) Ancak Mü’minler Cennete Girecek
30.04.202632 dk 33 sn
054.Bakara (113) Yahudilerle Necran Heyetinin Tartışmaları
13.08.202049 dk 48 sn
055.Bakara (114 - 115) Mescidlerde Allah’ın Zikrine Engel Olmak
07.05.202651 dk 9 sn
056.Bakara (116 - 117) Allah’a Oğul İsnad Edenler
14.05.202646 dk 45 sn
057.Bakara (118 - 119) Bilmeyenlerin Allah Bizimle Konuşsa Demeleri
21.05.202640 dk 40 sn
058.Bakara (120 - 121) Yahudiler ve Hristiyanlar Senden Asla Memnun Olmayacaktır
04.06.202646 dk 15 sn
059.Bakara (122 - 123) İsrâiloğulları’na Verilen Nimetler
11.06.202631 dk 33 sn
060.Bakara (124) İbrâhim As’ın İmtihan Edilmesi
17.09.202054 dk 56 sn
061.Bakara (125) Kâbe’nin Şerefi
18.06.202642 dk 42 sn
062.Bakara (126) İbrâhim As’ın Mekke İçin Duası
02.07.202644 dk 40 sn
063.Bakara (127 - 128) İbrâhim As ve İsmâil As’ın Kâbe’yi Yapmaları
09.07.202637 dk 18 sn
064.Bakara (129) Yâ Rabbi, Onlara İçlerinden Bir Peygamber Gönder!
16.07.202646 dk 57 sn
065.Bakara (130 - 132) İbrâhim As’ın Dininden Yüz Çevirenler
23.07.202654 dk 35 sn
066 Bakara (133 - 134) Ya’kub As’ın Oğullarına Vasiyeti
30.07.202635 dk 11 sn
067.Bakara (135) İbrâhim As’ın Dinine Gelin!
06.08.202639 dk 46 sn
068.Bakara (136 - 138) İslâm Bütün İnsanları Kucaklar
07.12.202333 dk 6 sn
069.Bakara (139 - 141) Doğru Yol Rasûlüllah’ın Yolu
13.08.202624 dk 36 sn
070.Bakara (142) Allah Dilediğine Hidayet Eder
20.08.202637 dk 28 sn
071.Bakara (143) Ümmet-i Muhammed’in Şerefi
28.12.202349 dk 58 sn
072.Bakara (144 - 147) Kıblenin Kâbe’ye Çevrilmesi
27.08.202637 dk 42 sn
073.Bakara (148 - 150) Yüzünüzü Mescid-i Haram’a Çevirin!
03.09.202632 dk 40 sn
074.Bakara (151 - 152) Beni Zikredin, Ben de Sizi Zikredeyim!
10.09.202640 dk 37 sn
075.Bakara (153 - 154) Sabır ve Namazla Allah’tan Yardım İsteyin!
17.09.202631 dk 57 sn
076.Bakara (155 - 157) Belâlara Sabretmenin Karşılığı
24.09.202647 dk 46 sn
077.Bakara (158) Safâ ile Merve
01.10.202646 dk 45 sn
078.Bakara (159 - 162) Hakkı Söylememek, Susmak
08.10.202650 dk 6 sn
079.Bakara (163 - 164) Allah’ın Varlığı ve Birliği
15.10.202647 dk 48 sn
080.Bakara (165 - 167) Mü’minlerin Allah Sevgisi
22.10.202645 dk 51 sn
081.Bakara (168 - 171) Şeytanın Peşinden Gitmeyin
29.10.202651 dk 56 sn
082.Bakara (172 - 173) Helâl ve Haram Rızıklar
25.04.202439 dk 50 sn
083.Bakara (174 - 176) Ayetleri Saklayanların Cezası
18.03.202127 dk 25 sn
084.Bakara (177) Asıl İyilik
01.04.202161 dk 39 sn
085.Bakara (178 - 179) Kim Haddi Aşarsa...
16.05.202429 dk
086.Bakara (180 - 182) Vasiyet Etmek
16.05.202437 dk 13 sn
087.Bakara (183 - 184) Orucun Farz Kılınması
23.05.202440 dk 15 sn
088.Bakara (185) Ramazan Orucu
08.04.202150 dk 11 sn
089.Bakara (186) Allah-u Teàlâ Duaları Kabul Eder
20.06.202455 dk 12 sn
090.Bakara (187) Oruçla İlgili Hükümler
27.06.202466 dk 50 sn
091.Bakara (188) Haksızlıkla Başkasının Malını Yemeyin!
04.07.202444 dk 3 sn
092.Bakara (189) Ay’ın Durumları
11.07.202433 dk 41 sn
093.Bakara (190 - 192) Allah Aşırılığa Sapanları Sevmez
03.06.202150 dk 37 sn
094.Bakara (193 - 195) Kendi Ellerinizle Kendinizi Tehlikeye Atmayın
10.12.201955 dk 44 sn
095.Bakara (196) Haccı ve Umreyi Tamamlayın!
06.06.202457 dk 48 sn
096.Bakara (197) Haccın İncelikleri
13.06.202439 dk 8 sn
097.Bakara (198 - 199) Hacda Ticaret ve Zikir
10.12.201944 dk 22 sn
098.Bakara (200 - 202) Dünyada da, Ahirette de İyilik
18.07.202443 dk 23 sn
099.Bakara (204 - 207) Münafıkları İyi Tanıyın!
25.07.202448 dk 21 sn
100.Bakara (208 - 210) Topluca İslâm’a Girin!
01.08.202441 dk 50 sn
101.Bakara (210 - 212) Dünya Hayatı ve Kâfirler
08.08.202445 dk 19 sn
102.Bakara (213) Ümmet-i Muhammed ve Diğer Ümmetler
15.08.202454 dk 4 sn
103.Bakara (214) Belâlar ve Allah’ın Yardımı
22.08.202440 dk 19 sn
104.Bakara (215 - 216) Allah Yolunda Harcamak
29.08.202442 dk 1 sn
105.Bakara (217 - 218) Fitne Katilden Daha Kötüdür
07.07.202233 dk 53 sn
106.Bakara (219-220) İçki ve Kumar
05.09.202432 dk 11 sn
107.Bakara (221) Müşriklerle Evlenmeyin!
12.09.202438 dk 28 sn
108.Bakara (222 - 223)
10.12.201947 dk 5 sn
Ali İmran (92) Furkan (74) İnfak, Gıpta Edilecek Kimseler, Sadaka Vermek
29.05.202514 dk 54 sn
Ali İmran 98 - 101 - Hristiyanların Allahın Ayetlerine Tutumları
01.05.202528 dk 30 sn
Bakara (104) Rahman (1- 4) Kuranı Öğrenmek, Kıymet Bilmek
10.04.202519 dk 2 sn
Bakara (146) Hicr (2 -3) Doğru İnancın Önemi
24.04.202519 dk 44 sn
Hac (73 - 76) Mü’minun (14) İnsanın Yaratılışı Süreci
22.05.202537 dk 38 sn
İnsan (1 - 31) Dünya Sevgisi
15.05.202525 dk 40 sn
Rahman (5 -13) Her Şeyin Dengeli Olması ve Her Varlığın Secde Etmesi
17.04.202525 dk 25 sn
Tekvir (1-14) Kıyamet Günü Alametleri, Mahşer Anı, Pişmanlıklar
05.02.202531 dk 11 sn
AKRA