İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0507:3808:2312:5315:3817:5719:25
Kabe

023.Bakara (31 - 33) Adem As’ın Meleklerden Üstün Kılınması

023.Bakara (31 - 33) Adem As’ın Meleklerden Üstün Kılınması
Tefsir Sohbetleri

023.Bakara (31 - 33) Adem As’ın Meleklerden Üstün Kılınması

28.08.2025
36 dk 57 sn

es-Selâmu aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtühû!

Kur'ân-ı Kerîm sohbetimizin bir yenisini zikretmeye başlıyoruz. Bakara sûre-i şerîfesinin 31, 32 ve 33. âyetlerine geldik. Bugün bu üç âyet-i kerîme üzerinde sohbetimi sürdürmek istiyorum. Bu âyet-i kerîmeleri okuyalım.

Eûzübillâhimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.

Ve alleme Âdeme'l-esmâe küllehâ sümme aradahüm ale'l-melâiketi fe-kâle enbiûnî bi-esmâi hâülâi in küntüm sâdikîn. Kâlû sübhâneke lâ ilme lenâ illâ mâ allemtenâ inneke ente'l-alîmü'l-hakîm. Kâle yâ Âdemü enbi'hüm bi-esmâihim felemmâ enbeehüm bi-esmâihim kâle e lem ekul leküm innî a'lemü ğaybe's-semâvâti ve'l-ardı ve a'lemü mâ tübdûne ve mâ küntüm tektümûn.

Sadaka'llâhu'l-azîm.

Bu üç âyet-i kerîmeyi size açıklayacağım, onun üzerinde konuşmamızı sürdüreceğiz.

Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ hazretleri 31. âyet-i kerîmeden anladığımıza göre buyuruyor ki;

Ve alleme Âdeme el-esmâe küllehâ.

Alleme fiilinin fâili Cenâb-ı Rabbü'l-âlemîn. "Allahu Teâlâ hazretleri öğretti." Alleme-yuallimü-ta'lim, Arapça'da "öğretmek" demek. "Âdem aleyhisselâm'a öğretti." Âdem ism-i has olduğu için elif-lâm'sız geliyor, tenvinsiz geliyor. Kim öğretti?

Daha önceki âyet-i kerîmeden anlıyoruz ki bu alleme fiilinin de fâili Rabbü'l-âlemîn Tebâreke ve Teâlâ hazretleri.

Neyi öğretti?

el-Esmâe küllehâ. "İsimleri tümüyle, hepsiyle beraber, tamamını Âdem'e öğretti."

Sümme aradahüm ale'l-melâiketi. "Sonra bu isimleri meleklere arz etti, sundu, gösterdi." Fe-kâle. "Buyurdu ki;" Enbiûnî bi-esmâi hâülâ'. "Bana şunların isimlerini haber verin."

Nebe' "haber" demek. Enbee-yünbiu-inba', haber vermek oluyor, if'al bâbı oluyor, nebe' kökünden. Amme sûresine de Sûretün-Nebe' diyorlar.

Enbiûnî. "Siz ey melekler, bana haber verin bakalım!" buyurdu Allahu Teâlâ hazretleri

Neyi?

Bi-esmâi hâülâ'. "Şunların isimlerini söyleyin bakalım. Biliyor musunuz, haber verin bakalım! Bilgi verin, bu hususta bilginiz varsa söyleyin!"

İn küntüm sâdıkîn. "Eğer siz doğru sözlüler iseniz, sâdıklar iseniz söyleyin bakalım şunların isimlerini!" buyurdu.

Kâlû. "Melekler dediler ki;" Sübhâneke lâ ilme lenâ. "Seni tesbih ederiz yâ Rabbi! Bizim hiçbir ilmimiz yok. Bizim malımız olan hiçbir ilmimiz yok yâ Rabbi!" İllâ mâ allemtenâ. "Ancak bizde şu bilgiler var ki sen bize öğretmiştin. Bize öğrettiğin bilgilerden başka bizim yanımızda bilgi yok. Biz bu gösterdiklerini bilmiyoruz." İnneke ente'l-alîmü'l-hakîm. "Sen her şeyi tam bilensin, her şeyi tam hikmetle yapansın, alîmsin, hakîmsin yâ Rabbi! Alîm ve hakîm olan sensin... Biz ne alîmiz, ne hakîmiz; cahiliz, öğrettiğin kadar biliriz."

Bunun üzerine 33. âyet-i kerîmede;

Kâle. "Cenâb-ı Hak buyurdu ki..."

Bu kâle fiilinin de fâili Rabbü'l-âlemîn. Buyurdu ki;

Yâ Âdemü enbi'hüm bi-esmâihim. "Ey Âdem! Bu meleklere şu varlıkların isimlerini bildir, söyle!" Felemmâ enbeehüm bi-esmâihim. "Âdem aleyhisselam onlara o varlıkların isimlerini bildirdiği zaman..."

Enbee fiilinin fâili Âdem aleyhisselam.

Kâle. Kâle'nin fâili Allahu Teâlâ hazretleri. "Rabbü'l-âlemîn buyurdu ki;"

E lem ekul leküm. "Ey meleklerim! Ben size dememiş miydim?" İnnî a'lemü ğaybe's-semâvâti ve'l-ardı. "'Ben yerin ve göklerin gayblarını bilirim.' dememiş miydim? Dememiş miydim ki ben göklerin ve yerin gayblarını bilirim?" Ve a'lemü mâ tübdûne ve mâ küntüm tektümûn. "'Ve sizin ızhar ettiğiniz, âşikâre ettiğiniz şeyleri de bilirim, gizlemiş olduğunuz şeyleri de bilirim.' dememiş miydim?'" diye bu üç âyet-i kerîme böyle.

Allahu Teâlâ hazretleri bunlardan sonraki 34. âyet-i kerîmede de meleklerin Âdem'e secde etmesi hususunu hatırlatmaya geçiyor. Tabii yaratıldığı zaman meleklere "Secde edin!" demesi daha sonra... Yani yaratması önce, bilgisini meleklere göstermesi sonra, secde etmek daha sonra. Fakat burada, Âdem aleyhisselâm'ın şerefini beyan etmek için bu âyet-i kerîmelerde o hususa yani varlıkların isimlerini bilmesi hususuna öncelik verilmiş oluyor, önce o zikredilmiş oluyor.

Bu âyet-i kerîmeler Allahu Teâlâ hazretlerinin âdemoğluna, Âdem aleyhisselâm'ın kendisine ve onun zürriyetine Allah'ın ne şerefler verdiğini ve ne keremlerle ikrâmda bulunduğunu, meleklerden nasıl üstün kıldığını gösteren âyet-i kerîmeler.

Tabii söylenecek sözler çok fazla... Âdem sözünün iştikâkından, nereden çıktığından, o ismin nasıl verildiğinden başlayarak söylenecek şeyler çok.

Ve alleme Âdeme'l-esmâe küllehâ. "Âdem'e isimlerin tamamını, hepsini öğretti." Bu "isimlerin hepsini öğretti"nin mânası ne demek oluyor?

Bu hususta rivayetler şöyle:

İbn Abbas radıyallahu anh Kur'ân-ı Kerîm'de mâhir, tefsiri iyi bilen, ashâbın da güzidelerinden, Allah şefaatine erdirsin, buyurmuş ki;

Kâle: allemehû esmâe veledihî insânen insânen.

Allahu Teâlâ hazretleri yarattıktan sonra Âdem aleyhisselâm'a neleri öğretti?

"Evlatlarının yani âdemoğullarının, Âdem'in zürriyetinden ileride gelecek olanların hepsini insan insan, isim isim, kişi kişi öğretti."

Ve'd-devâb. "Ve varlıkları, canlıları bildirdi." Fe-kîle: hâzâ el-himâr. "Böyle öğretme esnasında, 'İşte bu varlık, bunun adı hımardır.' Hâzâ el-cemel. 'Bu devedir.' Hâzâ el-feres. 'Bu attır' gibi..."

Bu rivayet var. Öğrettiği şeylerin neler olduğu hususunda, İbn Abbas radıyallahu anh böyle buyurmuş.

İbn Abbas'tan yine bir başka rivayette:

Hiye hâzihi'l-esmâü'lletî yeteârafu bihe'n-nâsu insânun ve dâbbun ve semâun ve ardun ve sehlün ve bahrun ve haylun ve himârun ve eşbâhu zâlike. "İnsanların varlıkları birbirinden temyiz etmek için, ötekisinden berikisini ayırmak için kullandıkları bütün adlar, varlıklar, canlı hayvanlar, gökyüzü, yeryüzü, düzlük, deniz, şu ve bu... Bunların hepsini öğretti."

Ve ruviye an Ebî Hâtim. Yine İbn Abbas'tan başka bir rivayette:

Allemehû isme's-safhati ve'l-kader. "Allahu Teâlâ hazretleri Âdem aleyhisselâm'a varlıkları öğrettiği gibi kaderin esrârını da öğretti. Levh-i Mahfuz'u da öğretti."

Böylece her şeyi o kadar öğretti ki, yani fısıltıyı öteki fısıltıdan, çok az, küçük bir şeyle fark eden şeyi ötekisinden fark edilecek şekilde öğretti. Zürriyetinin isimlerini öğretti. Meleklerin isimlerini öğretti. "Şu Cebrâil'dir, şu Mikâil'dir, şu Azrail'dir, şu İsrafil'dir..." diye öğrettiği şeylerin yani isimlerin sahipleri kimler, isimleri öğretti.

O isimlerin müsemmâları kimler olduğu hakkında ashâbın, alimlerin fikirleri böylece kaydedilmiş.

"Allahu Teâlâ hazretleri Âdem aleyhisselâm'a varlıkları öğretti, tanıttı."

Sümme. "Sonra." Aradahüm. "Onları arz etti."

Bu varlıkları, yaratıkları meleklere sundu, gözlerinin önüne serdi; "Söyleyin bakalım, bunlar nedir?" diye onları imtihan etti."

Burada hüm zamiri geçiyor. Hüm, canlı varlıklar için kullanılan bir zamir. Bu âyet-i kerîmenin başka kıraatleri de var. Mesela İbn Mes'ûd, aradahünne okumuş. Übeyy b. Ka'b radıyallâhu anhüm ecmaîn kıraatinde de aradahâ var. Bizim kıraatimizde aradahüm şekliyle karşımızda bulunuyor, Kur'ân-ı Kerîm'in bu âyet-i kerîmesi. Hüm akıl sahibi varlıklar için kullanılan bir zamir olduğu için, bazıları burdan delil olarak evlatlarının tek tek isimlerini; "İşte bu Ahmet'tir, bu Mehmet'tir... Bu Cebrâil'dir, bu Azrâil'dir, bu İsrâfil'dir..." diye böyle zîruh [ruh sahibi] ve zîakıl [akıl sahibi] varlıkları düşünmüşler.Ama müfessir İbn Kesîr diyor ki;

"Bu hüm zamirinin kullanılması böyle bir mâna ifade etmez. Tağlib cihetiyle Arapça'da vardır; zîruh ve zîhayat olmayan varlıklar da dahil edilerek ifade böyle kullanılmış olabilir. Bunun başka âyet-i kerîmelerde misalleri vardır. Bütün yaratıkların da bu hüm zamiri altında ifade edilmesi Arapça'nın şânına, kavâidine aykırı değildir." diye bir âyet-i kerîmeyi misal getirmiş. O âyet-i kerîmeyi de açıklayalım:

Bismillâhirrahmânirrahîm.

Vallâhu haleka külle dâbbetin min mâ'. "Allah her canlı hayvanı sudan yarattı."

Dâbbe, "yeryüzünde debbeden yani kımıldayıp hareket eden yaratık" demek. Bitkiler yerlerinde sabit duruyorlar; ama işte böcekler, yılanlar, kuşlar vesaire müteharrik varlıklar...

"Her dâbbeyi yani yeryüzünde hareket eden her canlı hayvanı sudan yarattı." buyuruyor âyet-i kerîme.

Fe-minhüm. Bak burada da hüm zamirini eklemiş. Halbuki bunların hepsi zîruh, hüm zamirine lâyık varlıklar değil; ama tağlib suretiyle bu âyet-i kerîmede de kullanılmış.

Fe-minhüm men yemşî alâ batnihî. "Bu yaratıkların bir kısmı karnı üstünde yürürler."

Mesela yılanlar; ayakları yok, karnı üstünde yürürler. "Sürüngen" diyoruz. Sürüngenler karnı üstünde yürüyor.

Ve minhüm men yemşî alâ ricleyn. "Kimisi iki ayak üstünde yürüyor."

İşte insanlar, maymunlar, kuşlar vesaire...

Ve minhüm men yemşî alâ erba'. "Bir kısmı da dört ayaklı."

Atlar, kuzular vesaire gibi...

Yahluku'llâhu mâ yeşâ'. "Allah nasıl dilerse, neyi dilerse öyle yaratır." İnna'llâhe alâ külli şey'in kadîr. [Allah şüphesiz her şeye kâdirdir.]"

Bu âyet-i kerîmede de hüm zamirinin hem zîruh olanlar için hem de diğer varlıklar için kullanıldığının misâli var. Binâenaleyh, sümme aradahüm'deki hüm zamiri sadece zîruh insanlara, meleklere ait değil, öteki varlıklara da şâmildir mânasını ifade etmiş oluyor, tercih ettiğini göstermiş oluyor. Diyor ki;

"Allah her varlığın ismini Âdem aleyhisselâm'a öğretti. Zâtlarıyla, sıfatlarıyla, hareketleriyle, çevresindeki varlıkları Allah, Âdem aleyhisselâm'a öğretti. Tabii sonra da zürriyetine öğretti."

Mesela kendimize dönelim, Kur'an-ı Kerîm'deki bilgilerimize dayanarak başka âyetleri düşünelim. Rahman sûresinde ne buyuruluyor?

Bismillâhirrahmânirrahîm.

er-Rahmân. Alleme'l-Kur'ân. Haleka'l-insân. Allemehü'l-beyân. "[Rahmân olan Allah Kur'an'ı öğretti.] İnsanı yarattı, ona konuşmayı öğretti."

Demek ki konuşma denilen karmaşık o mükemmel anlatım teşkilâtı, usûlünü kullara öğreten Allah. Cenâb-ı Hak kulunu yani âdemoğlunu, insanı böyle mükemmel tarzda yaratmış, her şeyi öğretmiş ve böylece bilgisiyle, bunları bilmesiyle meleklerden bile daha üstün bir duruma getirmiş.

Burada Buhârî'nin ve diğer kaynakların Enes b. Mâlik radıyallahu anh'ten rivayeti var. Onu biraz başından okuyalım. Hadîs-i şerîf[te] Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri buyurmuş ki;

Yectemiu'l-mü'minûne yevme'l-kıyâmeti. "Mahşer yerinde, kıyamet gününde mü'minler toplaşırlar." Fe-yekûlûne. "Derler ki;" Lev isteşfa'nâ ilâ rabbinâ. "Rabbimiz'den şefaat istesek, kimi aracı yaparak Rabbimiz'in bizi affetmesini isteyelim?" diye çare ararlar. Fe-ye'tûne Âdem. "Mü'minler Âdem aleyhisselâm'ın yanına varırlar."

Evvelîn ve âhirîn mahşer yerinde hepsi toplandı. Mü'minler çare arıyorlar; "Rabbimiz bizi gazabına uğratmasın, rahmetine erdirsin, cennetine soksun... Hatalarımız, kusurlarımız varsa bizi affetsin..." Âdem aleyhisselâm'a gelirler. Ne derler?

Peygamber Efendimiz bu olayı nasıl anlatmış:

Fe-ye'tûne Âdem. "Âdem aleyhisselâm'a gelirler." Fe-yekûlûne. "Derler ki;" Ente ebu'n-nâs. "Sen nâsın babasısın, insanların babasısın, ebu'l-beşersin." Haleka'llâhu bi-yedihî. "Seni Cenâb-ı Mevlâ yed-i kudretiyle yarattı." Ve escede leke melâiketehû. "Meleklerini sana secde ettirdi." Ve allemeke esmâe külli şey'in. "Her şeyin ismini, sıfatını, zâtını, varlığının özelliklerini sana öğretti." Fe'şfa' lenâ ilâ rabbike hattâ yürîhanâ min mekâninâ hâzâ. "Bize şefaat ediver, Cenâb-ı Mevlâ Rabbinin huzurunda bizim için şefaat iste de şu mekânımızda şu sıkıntıdan biraz ferahlığa, rahatlığa çıkalım. Mahşer gününün terinden, dehşetinden, sıkıntısından rahatlayalım." diye gelip dilediler.

Nuh aleyhisselâm'a, Musa aleyhisselâm'a, İbrahim aleyhisselâm'a gittiler.

Ve tabii hadîs-i şerîfin sonunda Peygamber Efendimiz'e geldikleri ve Peygamber Efendimiz'in nasıl bir secde ederek, dualar ederek bizim nâmımıza Cenâb-Mevlâ'dan afv u mağfiret dileyip şefaat istediğini bu uzun hadîs-i şerîf anlatıyor.

Burada Peygamber Efendimiz ne buyuruyor?

Ve allemeke esmâe külli şey'in. İnsanlar Âdem aleyhisselâm'a; "Allah seni yarattı, meleklerini sana secde ettirdi ve her şeyin ismini sana öğretti." demişler. Demek ki bu âyet-i kerîmedeki 'esmâyı öğretti'den maksat, esmâe külli şey' demekmiş; "Varlıkların özelliklerini, zâtlarını, mahiyetlerini öğretti." demekmiş. Böyle anlaşılıyor. Bütün mahlukâtı böylece Âdem aleyhisselâm'a öğretmiş olduğu anlaşılıyor.

Sonra tabii meleklere bu varlıkları gösterip de; "Hadi bakalım, bunlar nedir, bunların isimleri nedir, bunların özellikleri nedir?" deyince melekler bilemediler. Âdem atamıza, ilk insana Allah öğretti, o bildi; ama meleklere öğretmedi. Meleklere; "Hadi bakalım, bilgi verin, söyleyin bakalım, nedir?" diye o varlıkları gösterdiği zaman; in küntüm sâdıkîn. "Eğer siz sözünüzde sâdık iseniz, söyleyin bakalım şunların isimlerini!" dedi.

"Sözünüze sadıksanız" ne demek?

Bu hususta daha önceki, geçen haftaki âyetlerde anlatılan, insanoğlunun yaratılacağını öğrendikleri zaman meleklerin neler söylediklerine ait işaret var burada. Âlemlerin Rabbi, "Yeryüzünde bir halife yaratacağım." diye âdemoğlunu yaratacağını bildirince onlar ne demişlerdi?

"Yeryüzünde fesat çıkartan, ortalığı karıştıran, birbirinin kanını döken varlıklar mı yaratacaksın? Biz sana tesbih ederken, seni takdis ederken, sana ibadet ederken öyle bir şey mi yaratacaksın?" demişlerdi.

İşte meleklerin o sözüne işaret var burada. "Eğer sözünüzde sâdıksanız..." Yani, "Eğer Âdem aleyhisselâm'ın yaratılmasından, halife olarak yaratılan o varlığın yeryüzünde fesat çıkartacağını, kanlar dökeceğini söylüyorsunuz. Sözünüze sâdıksanız, hadi bakalım! Bak, hepsi öyle değil. Sözünüz doğru olsaydı hepsinin kötü olması lazımdı. Ama o varlıkların içinde öyle olmayanlar da var. Bak, âdemoğlu biliyor, siz bilmiyorsunuz. Demek ki o sözünüz, o düşünceniz doğru değil!" mânasına...

"'Yâ Rabbi! Biz seni tesbih ve takdis ediyoruz, biz sana itaat ediyoruz. O yarattıkların isyan edecek.' diyordunuz. Bu sözünüzde sadıksanız, onun iyi bir yaratık olmayacağını düşünüyorsanız, hadi bakalım, söyleyin!" diye, Allahu Teâlâ hazretleri bu varlıkları onlara gösterdi. Tabii onlar bilemediler. Çünkü Allahu Teâlâ hazretleri onları belli kabiliyetlerle, sınırlı selâhiyetlerle ve sınırlı bilgiyle yaratmış. Sınırlı bilgiler öğretmiş. Dediler ki;

Kâlû sübhâneke. "Yâ Rabbi! Seni tesbih ederiz. Elbette senin her yaptığın iş eksiksizdir, kusursuzdur, tamdır, güzeldir, mükemmeldir. Senin bir noksanın, eksiğin, hatalı bir iş yapman bahis konusu değil. Seni kötü sıfatların hepsinden pak ve münezzeh olduğunu ikrar ederek tesbih ederiz."

Lâ ilme lenâ illâ mâ allemtenâ. "Biz kimiz ki... Senin yarattığın varlıklar olarak bize ne öğretmişsen ancak onu biliriz. Ondan fazlasını bilemeyiz, ondan başka bir bilgimiz yok. İşte bu karşımızdaki varlıkları bilmiyoruz. Her şeyi bilen, her şeyi hikmetle yapan sensin!"

İnneke. "Hiç şüphe yok ki sen..." Ente'l-alîmü'l-hakîm. "Hakîm olan, alîm olan sensin!"

Alîm ve hakîm, faîl veznindedir, mübâlağa siygası. Âlim dersek, "bilen" demek olur. Ama alîm, "her şeyi tam bilen" demek. Hakîm de, "her şeyi muhkem, sağlam, hikmetle, yerli yerince, eksiksiz kusursuz yapan" demek. O da mübâlağa siygası. "Her şeyi hiçbir istisnası olmaksızın güzel yapan" demek.

"Her şeyi tam bilen, her şeyi hikmetle yapan o zât sensin yâ Rabbi! Ey Rabbimiz! Biz senin bildirdiğin kadarını biliriz, daha fazlasını bilemeyiz." dediler.

Aczlerini, yaratılışlarındaki eksikliği idrak ederek hatalarından, daha önceki sözlerindeki yanlışlıktan döndüler. İnsanoğlunun bu meziyetlerini daha önceden anlayamadıklarını, ama böyle meziyetleri olduğunu sonradan anladıklarını itiraf ederek; "Seni tesbih ederiz yâ Rabbi! Senin öğrettiğinden başka bizim hiçbir bilgimiz yok. Hikmet sahibi sensin." dediler.

Kâle yâ Âdem. Allahu Teâlâ hazretleri onların aczini böyle kendilerine itiraf ettirdikten sonra [buyurdu ki...]

Kur'ân-ı Kerîm'de âyet-i kerîmeler var. Mesela Musa aleyhisselâm'a, vahiy ile ilk muhatap olduğu zaman Cenâb-ı Mevlâ kendisine hitap ederek diyor ki;

"Ya Musa! Nedir o elindeki?"

Kâle: Hiye asâye.

Diyor ki;

"Bu benim asamdır yâ Rabbi! Ben bununla koyunlarımı güderim, şöyle yaparım, böyle yaparım..."

Değneğin, asanın, bir çoban olarak ne işine yaradığını söylüyor. Allah onları söylettiriyor. Yani o vasıfta olan bir asa olduğunu ikrar ettiriyor. Ondan sonra; "At bakalım onu yere." diyor. Attıktan sonra olan olağanüstü halleri iyice belirginleşsin diye... Yani basit bir asayı attığı zaman Cenâb-ı Hak mucize olarak öyle bir hâle getirmeye kâdir.

Burada da meleklere; "Hadi bildirin!" diyor. Melekler; "Bilmiyoruz yâ Rabbi! Sen her şeyi bilensin, her şeyi hikmetle yapansın." dediler. Onlar öyle aczlerini itiraf ettikten sonra Allahu Teâlâ hazretleri Âdem aleyhisselam atamıza diyor ki;

Enbi'hüm. Buradaki hüm meleklere gidiyor, zamir. Zamirlerin nereye gittiği önemli. Zamirin âidi derler, yani "iade olup gittiği yer" demek. Nereye gittiği çok önemli.

Kâle. "Dedi."

Kim?

Allah.

Enbi'hüm. "Onlara yani meleklere bildir."

Enbi'hüm bi-esmâihim. "Ya Âdem! Bildir bakalım şu meleklere, o varlıkların isimlerini!"

Buradaki ikinci him, varlıkların isimleri.

"Bildir bakalım onlara bu varlıkların isimlerini!" diye emir buyurdu. Tabii öğretti.

Alleme Âdeme'l-esmâe küllehâ. Bütün varlıkların isimlerini, özelliklerini Cenâb-ı Hak kendisi verdi, Âdem aleyhisselâm'ı bilgili kıldı.

Felemmâ enbeehüm bi-esmâihim. "Âdem aleyhisselam o yaratıkların özelliklerini, isimlerini isim isim söyleyince..."

O zaman Cenâb-ı Hak meleklere müteveccihen buyurdu ki;

E lem ekul leküm? "Ben size buyurmamış mıydım ey meleklerim, dememiş miydim?"

İnnî a'lemü ğaybe's-semâvâti ve'l-ard. "'Göklerin, yerin gayblarını, kimsenin bilemeyeceği hususlarını ben bilirim.' dememiş miydim?"

Ve a'lemü mâ tübdûne ve mâ küntüm tektümûn. "'Ve sizin ızhar ettiğiniz, ortaya koyduğunuz veya ızhar etmeyip gizlediğiniz şeyleri de bilirim.' dememiş miydim?" buyurdu.

Allahu Teâlâ hazretleri allâm olduğu için, allâmü'l-ğuyûb olduğu için,

âlîmün bi-zâti's-sudûr ,

Vallâhu bimâ ta'melûne alîm , yaptıklarını bildiğinden, gönüllerde, kalplerde gizli olanları bildiğinden, her şeyin gizlisini âşikârını bildiğinden onu ifade ediyor. Zaten bu hususta başka âyet-i kerîmeler var:

Ve in techer bi'l-kavli fe-innehû ya'lemü's-sırra ve ahfâ. "Eğer siz sözü içinizde saklamayıp âşikâre söylerseniz tabii söylersiniz. Söylemeseniz, sırrı da ahfâyı da Allah bilir."

Sonra Allahu Teâlâ hazretleri;

Yuhricü'l-hab'e fi's-semâvâti ve'l-ard. "Göklerde ve yerde gizleneni açığa çıkarır."

Hab ne demek?

"Gizli" demek.

Habee "bilmece söylemek, gizlemek" demek.

Ve ya'lemû mâ tuhfûne ve mâ tu'linûn. "Allahu Teâlâ gizlediğiniz şeyleri ve âşikâre olarak ızhar ettiğiniz şeyleri bilir."

Sadece olanları, ortaya dökülenleri değil; olmayanları, ortaya çıkmayanları, perdenin arkasında saklı tutulanları da bilir. Her şeyi bilmek rubûbiyetinin şânındandır. Onu beyan ediyor.

Tabii Allahu Teâlâ hazretleri sizin ızhar ettiğinizi biliyor. Izhar edileni bilmek doğal. Ve mâ küntüm tektumûn. "Ama ızhar etmediklerinizi de biliyor."

"Bundan murad nedir acaba? Meleklerin ızhar etmediği, sakladığı nedir?" diye tefsir sahipleri açıklamalar yapmış. Bu konular üzerinde düşünen, rivayetleri toplayan alimler, müfessirler bu hususta açıklamalar yapmışlar.

Mesela, İblis aleyhillâne Âdem aleyhisselâm'a secde etmedi ve "Ben ondan daha hayırlıyım!" dedi, tekebbür etti, onu içinde sakladı. İblis'in o sakladığını, gönlünden geçenleri tabii Allahu Teâlâ hazretleri biliyor. Ya da bundan maksat:

Fe-kâne'llezî ebdeü hüve kavlühüm. Âşikâre ettikleri şey şuydu:

E tec'alü fîhâ men yufsidü fîhâ ve yesfikü'd-dimâ'. "Yeryüzünde fesat çıkaran ve kan döken bir varlık mı yaratacaksın?" demişlerdi.

Ve kâne'llezî ketemû beynehüm. "Gizledikleri, aralarında sakladıkları da..." Melekler sanıyorlardı ki; Len yahlüka rabbünâ halkan illâ künnâ a'lemü minhü ve ekrem. "Allah ne yaratırsa yaratsın, biz o yarattıklarının hepsinden daha bilgiliyiz ve Allah indinde daha geçerli, daha itibarlı, daha kıymetliyiz." diye biliyorlardı. Bunu içlerinde tutuyorlardı, söylemeden böyle düşünüyorlardı.

O kendilerini en kerîm, en bilgili sanmalarının doğru olmadığını göstermek için, Allahu Teâlâ hazretleri Âdem'i bilgilendirdi. Meleklere; "Şunu söyleyin, şunu söyleyin..." deyince melekler onu söyleyemediler. Böylece melekler saklamış oldukları o duygularının, o düşüncelerinin, "Biz Allah'ın en bilgili, en değerli varlıklarıyız!" sanmalarının doğru olmadığını böylece onlara öğretmiş, göstermiş oldu. "Mâna odur." diye beyan ediyorlar.

Böylece Âdem aleyhisselâm'ın bilgi yönünden, Allah'ın öğrettiği bilgiler, verdiği meziyetler, kabiliyetler yönünden meleklerden de üstün olduğunu bu âyet-i kerîme bildiriyor. Demek ki Âdem atamızı Allahu Teâlâ hazretleri meleklerden üstün kılmış.

Eğer Âdem aleyhisselâm'ın evlatları da Allah'ın yolunda yürürler, Rahmânî yolda yürürler, Allahu Teâlâ hazretlerinin buyruğunu tutarlar ve emirlerine itaat eder, yasaklarından kaçınırlarsa meleklerden üstün olurlar. İsyan ettikleri zaman, yani Allah'ın emrini tutmadıkları zaman, emirlerine aykırı hareket ettikleri zaman, ahkâmına riayet etmedikleri zaman esfel-i sâfilîne düşerler.

Lekad halakne'l-insâne fî ahseni takvîm. [Biz insanı en güzel şekilde yarattık.sonra onu aşağıların aşağısı kıldık.] En güzel yaratılışla yaratılmış olan insan, yaratılışı güzel, meziyetleri, kabiliyeti çok; ama itaat etmediği, iman etmediği zaman, kâfir, fâsık, zalim olduğu zaman, Allah'ın istemediği, sevmediği durumlar kendisinde olduğu zaman ne olur?

Esfel-i sâfilîne düşer. Daha beter duruma düşerler. Düz çizginin de altına, olumsuz tarafa düşerler ve çok fena olurlar. Âkıbetleri çok fena olur, cehenneme atılırlar, yanarlar.

Aziz ve sevgili dinleyiciler, değerli kardeşlerim!

Demek ki Âdem aleyhisselâm'a Allah celle celâlühû varlıkların isimlerini, özelliklerini bir bir öğretmiş. İnsanoğlu çok meziyetli, çok bilgili, çok yüksek bir yaratık. Mahlukâtın, yaratıkların en kabiliyetlisi.

Ve hakikaten de görüyoruz; bu kabiliyeti ile işte yirminci yüzyılda insanların başarılarının toplamına yekûn çizgisi çizip de baktığımız zaman büyük başarılar... Bütün dünyaya hâkimler, fezâya uzanmışlar, denizlerin diplerini araştırıyorlar, dağları deviriyorlar, madenleri çıkartıyorlar, eritiyorlar, atomu ayarlıyorlar, patlatıyorlar vesaire... Bilgi insanoğlunun çok büyük bir meziyeti. Ama bu bilginin hayra ve hakka kullanılması önemli. Şerre kullanıldığı zaman; şeytanın da çok alim, çok bilgili olduğu söyleniliyordu ama şerre kullanıldı, Allah'ın sevmediği, lânet ettiği bir kul oldu.

"Bizim bu âyet-i kerîmeden çıkartacağımız ibretler, dersler, alacağımız duygular, izlenimler ne olmalı?" diye düşünecek olursak:

Allah bize her şeyi öğretmiş. Allah bize her şeyi öğretmişken bizim gözümüzü yumup, kulağımızı tıkayıp, tabiata doğaya sırtımızı çevirip varlıkları tanımaktan uzak durmamız bizim için çok ayıp, çok yanlış! Yaratılışımıza aykırı, meleklerden bizi üstün kılan duruma aykırı! Onun için, ilme sarılmalıyız. İlmin her çeşidine sarılmalıyız. Gökbilim, yerbilim, biyoloji, jeoloji... Bunlar tabii Batı dillerinden isimleri, Türkçelerini bulmak lazım; arziyât, hayvanât, nebâtât vesaire... Her ilmin en iyisini, en yükseğini, ecdâdımızın yaptığı gibi bir kuvvetle, iman kuvvetiyle, şevk ile, aşk ile incelemeye bizim koşturmamız lazım. Bizim araştırmamız lazım. Bütün yenilikleri bizim bulmamız lazım.

Ben yarı latife ama yarı yarıya da ciddi olarak arkadaşlara her zaman söylüyordum, diyordum ki:

"Boş durmayın, biraz bir şeyler icat edin! Çünkü icat edenler sizden farklı insanlar değil. Oturun, çalışın; mü'min insanın ihlâsının, sebatının, çalışmasının sonucunun ne güzel olduğunu gösterin!"

Kötü insanlar ilmî çalışmalarını insanların helâkinde kullanıyorlar, cihanı fesada uğratıyorlar, insanları zulüm altında inim inim inletiyorlar. Siz de Allah'ın sevgili kulları olarak öğrenin, öğrendiklerinizi hayra kullanın. İnsanlığın mutluluğuna ve selâmetine, dünya ve âhiret selâmetine kullanın. Böylece Allah'ın rızasını kazanın. Bir de hayır dua alın...

Bütün bu keşifleri, icatları ben müslümanlar bulsalar diye yakıştırırdım. Tarihte bir zaman öyle olmuş, Avrupa karanlık çağlarda yaşarken... Zaten bunu Avrupalılar da söylüyorlar. Hatta Dr. Sigrid Hunke'nin bir kitabı var, ismi ne?

Akşam ülkelerine doğan Allah'ın güneşi.

Yani karanlık içinde olan, akşam ülkesi durumunda olan Batı'ya İslâm'ın bir güneş gibi nasıl doğduğunu ve onlara nasıl öğrettiğini, bilgilendirdiğini; Endülüs'le, daha başka yollarla nasıl en ileri ilimleri öğrettiğini anlatıyor. Kan dolaşımını, çiçek aşısını vesaireyi müslümanlardan öğrenmişler. Sonra bu öğrendikleriyle onlar gerideyken aynı hizaya gelmişler, öne geçmişler, daha ileri gitmişler. Biz olduğumuz yerde durduğumuz için geri kalmışız. Belki de ecdâdımızdan daha düşük seviyeye inmişiz; okumadığımız için, araştırmadığımız için, incelemediğimiz için...

İngiltere Avrupa'nın ta batısında; ama denizleri dolaştığı için Avustralya'yı bulmuş, ta dünyanın ne kadar uzak yerinde... Ama Hindistan'da müslümanlar var. Hatta Cava'da müslümanlar var, çok eski devirlerden beri... Onlar daha aşağıları bulup oralara, yakınlarına hâkim olamamışlar.

Neden?

Araştırma yapmadıkları için, ilmi bıraktıkları için. Allah'ın ezelde Âdem atamıza verdiği ilim nimetini elden kaçırdıkları için, sırt döndükleri için böyle olmuş.

Zulmün engellenmesinin çaresi ne?

Bilimsel yönden onlar kadar, onlardan daha ileride, daha yukarıda olmak, çalışmak...

Tabii bu çalışma için sermaye lazım.

Birleştirsin. Müslümanlarda sermaye mi yok?

Birlik beraberlik lazım.

Tamam, tefrika İslâm'da yasak, birlik beraberlik olsun.

Teknoloji lazım.

Teknolojimiz az değil, elhamdülillah. Biraz gayret etsek, birlik beraberlik içinde olsak, biraz kafa yorsak dünyanın en önde gelen ülkesi olacağız. Çünkü dünyanın en kalabalık topluluğuyuz. Ama elimizdeki nimetleri değerlendirmiyoruz. İlme sarılmıyoruz. Halbuki bir bilgisiyarla bir başkası bin tane insanın yapacağını yapıyor. Bir küçük cihazla aylarca sürecek işi bir anda bitiriyor. İşte biz de uçağa biniyoruz, kaç tane okyanusu, kaç tane kıtayı geçip bir yere geliyoruz. İlmin kıymeti...

Ve alleme Âdeme'l-esmâe küllehâ. [Allahu Teâlâ hazretleri Âdem aleyhisselâm'a isimlerin tamamını öğretti.] Biz de her varlığı tanıyacağız, özelliklerini bileceğiz; imanımızla bu bilgimizi hayra kullanacağız. Meleklerden üstün kılan vasıf bu; bilgi.

Allahu Teâlâ hazretleri bizi Kur'ân-ı Kerîm'i tam anlayıp, Kur'ân-ı Kerîm'in gösterdiği yöne yönelip Allah'ın istediği kulu olmaya, Allah'ın istediği işleri yapmaya muvaffak eylesin. O tarafa yönlendirsin. Bu gafletten, bu cahillikten, bu tembellikten, bu bilgisizlikten, bu ilimden irfandan uzaklıktan bizi kurtarsın.

Ben çok acıyorum şimdi... İslâm ülkelerini geziyorum, kendi ülkemizi düşünüyorum... Kendi ülkemizdeki bilgili sanılan insanların ne kadar cahil olduğuna bakıyorum. Prof. unvanlı oluyor, falanca koca koca unvanlı insanlar... Ne kadar yanlış işler yaptıklarına bakıyorum. Başka ülkelerde bakıyorum, çocuklar bile onların yanlış olduğunu biliyor. Ama bunlar diretip duruyorlar. İşte cahillikten... Ne çekiyorsak cahillikten çekiyoruz.

Allahu Teâlâ hazretleri bizi cahillikten kurtarsın. Dedemiz Âdem aleyhisselam gibi her şeyi bilen, her varlığı tanıyan, her bilgiyi hayra, hakka, İslâm'ın, imanın, müslümanların hayrına, lehine, insanlığın lehine kullanan uyanık müslümanlardan eylesin. Rızasını kazanmayı nasip etsin. Huzuruna suçlu, sorumlu değil; başarılı, sevdiği kul olarak varıp, cennetiyle cemâliyle müşerref olanlardan eylesin. Allah hepinizden razı olsun.

Hepinizden gayret bekliyorum. Hepinizden birlik ve beraberlik içinde çalışma bekliyorum. Hepinizden şu andan itibaren yeniden her hususta talebe olup her şeyi en güzel şekilde öğrenmenizi bekliyorum, rica ediyorum ve diliyorum.

Allah muvaffak etsin. İki cihanda aziz olun.

es-Selâmu aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtühü!

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
001.Kur an-ı Kerim in Faziletleri
19.09.202434 dk 51 sn
002.Kur an-ı Kerim Tefsirine Giriş
26.09.202450 dk 30 sn
003.Besmele Hakkında
03.10.202450 dk 39 sn
004.Euzü Besmele
10.10.202428 dk 36 sn
005.Fatiha (1 - 2) Hamd ve Senâ
17.10.202450 dk 54 sn
006.Fatiha (3) Allah Rahmân ve Rahîm dir
24.10.202440 dk 4 sn
007.Fatiha (4) Hesap ve Cezâ Gününün Sahibi
31.10.202445 dk 20 sn
008.Fatiha (5 - 7) Kulun Rabbinden İstedikleri
07.11.202453 dk 17 sn
009.Bakara Suresine Giriş
14.11.202431 dk 25 sn
010.Bakara (1) Hurûf-u Mukattaa
21.11.202430 dk 37 sn
011.Bakara (2) Kur an-ı Kerim Hidâyettir
28.11.202450 dk 59 sn
012.Bakara (3) Müttakîlerin Vasıfları
05.12.202448 dk 35 sn
013.Bakara (4 - 5) Ehl-i Kitaptan Müslüman Olanlar
12.12.202445 dk 56 sn
014.Bakara (6 - 7) Bile Bile Hakkı İnkâr Edenlerin Durumu
12.06.202546 dk 23 sn
015.Bakara (8 - 10) Münafıkların Halleri
19.06.202533 dk 34 sn
016.Bakara (11 - 13) Münafıkların Fesad Çıkartmaları
03.07.202550 dk 9 sn
017.Bakara (14 - 22) Münafıkların Şaşkınlıkları
10.07.202549 dk 5 sn
018.Bakara (23 - 24) Kur’an-ı Kerim’in Emsalsiz Oluşu
17.07.202557 dk 3 sn
019.Bakara (25) İman Eden ve Salih Amel İşleyenler
24.07.202539 dk 38 sn
020.Bakara (26 - 27) Kur’an-ı Kerim’deki Misaller
31.07.202556 dk 17 sn
021.Bakara (28 - 29) Allah’ı Nasıl İnkâr Edersiniz?
14.08.202546 dk 3 sn
022.Bakara (30) İnsanın Yaratılması ve Melekler
21.08.202546 dk 16 sn
024.Bakara (34) Şeytanın Hz. Adem’e Secde Etmemesi
04.09.202528 dk 18 sn
025.Bakara (35 - 36) Adem As’ın Cennete Girmesi ve Çıkması
11.09.202535 dk 13 sn
026.Bakara (37 - 39) Hz. Adem’in Tevbesinin Kabul Edilmesi
25.09.202532 dk 14 sn
027.Bakara (40 - 43) Ey İsrâiloğulları
24.11.202251 dk 27 sn
028.Bakara (44 - 46) Bildiği ile Amel Etmemek
02.10.202552 dk 39 sn
029.Bakara (47 - 48) Öyle Bir Günden Sakının Ki...
09.10.202541 dk
030.Bakara (49 - 50) İsrâiloğulları’nın Firavun’un Zulmünden Kurtarılması
16.10.202549 dk 12 sn
031.Bakara (51 - 54) Tur-u Sinâ’da Mûsâ As’a Kitap Verilmesi
23.10.202558 dk 47 sn
032.Bakara (55 - 57) İsrâiloğulları’nın “Allah’ı Görmedikçe İnanmayız!” Demeleri...
30.10.202550 dk 40 sn
033.Bakara (58 - 60) İsrailoğulları’nın Bir Şehre Girmeleri
06.11.202539 dk 37 sn
034.Bakara (61) İsrailoğulları’nın Çeşitli Yiyecekler İstemeleri
13.11.202542 dk 15 sn
035.Bakara (62) İman Edenlere Mükafatlar
20.11.202555 dk 6 sn
036.Bakara (63 - 66) Allah’a Karşı Gelmekten Sakının!
27.11.202545 dk 16 sn
037.Bakara (67 - 73) İsrâiloğulları’na Bir Sığır Kesmelerinin Emredilmesi
04.12.202545 dk 2 sn
038.Bakara (74 - 77) İsrailoğulları’nın Kalplerinin Taştan Katı Olması
24.02.202348 dk 36 sn
039.Bakara (78 - 82) Tevrat’ı Değiştirenlere Veyl Olsun!
11.12.202546 dk 28 sn
040.Bakara (83) İsrâiloğulları’na Verilen Görevler
18.12.202555 dk 40 sn
041.Bakara (84 - 86) Kitabın Bir Kısmına İnanmıyor Musunuz?
01.01.202638 dk 58 sn
042.Bakara (87 - 88) Yahudilerin Peygamberlere Karşı Gelmeleri
08.01.202640 dk 48 sn
043.Bakara (89) Bekledikleri Peygamberi İnkâr Etmeleri
22.01.202638 dk
044.Bakara (90) Yahudilerin Küfrü Tercih Etmeleri
10.12.201942 dk 19 sn
045.Bakara (91 - 96) Yalnız Bize İndirilene İnanırız Demeleri
29.01.202647 dk 31 sn
046.Bakara (97 - 98) Yahudilerin Cebrâil As’a Düşmanlığı
05.02.202646 dk
047.Bakara (99 - 101) Fâsıklar İman Etmezler
12.02.202633 dk 42 sn
048.Bakara (101 - 103) Yahudilerin Şeytana ve Sihre Uymaları
15.06.202345 dk 45 sn
049.Bakara (104 - 105) Yahudilerin Müslümanlarla Alay Etmeleri
02.04.202643 dk 12 sn
050.Bakara (106 - 107) Bazı Ayetlerin Neshedilmesi
09.04.202644 dk 17 sn
051.Bakara (108) Yahudilerin Peygamber Sas’den İstekleri
16.04.202633 dk 28 sn
052.Bakara (109 - 110) Ehl-i Kitabın Müslümanları Küfre Döndermek İstemesi
23.04.202642 dk 50 sn
053.Bakara (111 - 112) Ancak Mü’minler Cennete Girecek
30.04.202632 dk 33 sn
054.Bakara (113) Yahudilerle Necran Heyetinin Tartışmaları
13.08.202049 dk 48 sn
055.Bakara (114 - 115) Mescidlerde Allah’ın Zikrine Engel Olmak
07.05.202651 dk 9 sn
056.Bakara (116 - 117) Allah’a Oğul İsnad Edenler
14.05.202646 dk 45 sn
057.Bakara (118 - 119) Bilmeyenlerin Allah Bizimle Konuşsa Demeleri
21.05.202640 dk 40 sn
058.Bakara (120 - 121) Yahudiler ve Hristiyanlar Senden Asla Memnun Olmayacaktır
04.06.202646 dk 15 sn
059.Bakara (122 - 123) İsrâiloğulları’na Verilen Nimetler
11.06.202631 dk 33 sn
060.Bakara (124) İbrâhim As’ın İmtihan Edilmesi
17.09.202054 dk 56 sn
061.Bakara (125) Kâbe’nin Şerefi
18.06.202642 dk 42 sn
062.Bakara (126) İbrâhim As’ın Mekke İçin Duası
02.07.202644 dk 40 sn
063.Bakara (127 - 128) İbrâhim As ve İsmâil As’ın Kâbe’yi Yapmaları
09.07.202637 dk 18 sn
064.Bakara (129) Yâ Rabbi, Onlara İçlerinden Bir Peygamber Gönder!
16.07.202646 dk 57 sn
065.Bakara (130 - 132) İbrâhim As’ın Dininden Yüz Çevirenler
23.07.202654 dk 35 sn
066 Bakara (133 - 134) Ya’kub As’ın Oğullarına Vasiyeti
30.07.202635 dk 11 sn
067.Bakara (135) İbrâhim As’ın Dinine Gelin!
06.08.202639 dk 46 sn
068.Bakara (136 - 138) İslâm Bütün İnsanları Kucaklar
07.12.202333 dk 6 sn
069.Bakara (139 - 141) Doğru Yol Rasûlüllah’ın Yolu
13.08.202624 dk 36 sn
070.Bakara (142) Allah Dilediğine Hidayet Eder
20.08.202637 dk 28 sn
071.Bakara (143) Ümmet-i Muhammed’in Şerefi
28.12.202349 dk 58 sn
072.Bakara (144 - 147) Kıblenin Kâbe’ye Çevrilmesi
27.08.202637 dk 42 sn
073.Bakara (148 - 150) Yüzünüzü Mescid-i Haram’a Çevirin!
03.09.202632 dk 40 sn
074.Bakara (151 - 152) Beni Zikredin, Ben de Sizi Zikredeyim!
10.09.202640 dk 37 sn
075.Bakara (153 - 154) Sabır ve Namazla Allah’tan Yardım İsteyin!
17.09.202631 dk 57 sn
076.Bakara (155 - 157) Belâlara Sabretmenin Karşılığı
24.09.202647 dk 46 sn
077.Bakara (158) Safâ ile Merve
01.10.202646 dk 45 sn
078.Bakara (159 - 162) Hakkı Söylememek, Susmak
08.10.202650 dk 6 sn
079.Bakara (163 - 164) Allah’ın Varlığı ve Birliği
15.10.202647 dk 48 sn
080.Bakara (165 - 167) Mü’minlerin Allah Sevgisi
22.10.202645 dk 51 sn
081.Bakara (168 - 171) Şeytanın Peşinden Gitmeyin
29.10.202651 dk 56 sn
082.Bakara (172 - 173) Helâl ve Haram Rızıklar
25.04.202439 dk 50 sn
083.Bakara (174 - 176) Ayetleri Saklayanların Cezası
18.03.202127 dk 25 sn
084.Bakara (177) Asıl İyilik
01.04.202161 dk 39 sn
085.Bakara (178 - 179) Kim Haddi Aşarsa...
16.05.202429 dk
086.Bakara (180 - 182) Vasiyet Etmek
16.05.202437 dk 13 sn
087.Bakara (183 - 184) Orucun Farz Kılınması
23.05.202440 dk 15 sn
088.Bakara (185) Ramazan Orucu
08.04.202150 dk 11 sn
089.Bakara (186) Allah-u Teàlâ Duaları Kabul Eder
20.06.202455 dk 12 sn
090.Bakara (187) Oruçla İlgili Hükümler
27.06.202466 dk 50 sn
091.Bakara (188) Haksızlıkla Başkasının Malını Yemeyin!
04.07.202444 dk 3 sn
092.Bakara (189) Ay’ın Durumları
11.07.202433 dk 41 sn
093.Bakara (190 - 192) Allah Aşırılığa Sapanları Sevmez
03.06.202150 dk 37 sn
094.Bakara (193 - 195) Kendi Ellerinizle Kendinizi Tehlikeye Atmayın
10.12.201955 dk 44 sn
095.Bakara (196) Haccı ve Umreyi Tamamlayın!
06.06.202457 dk 48 sn
096.Bakara (197) Haccın İncelikleri
13.06.202439 dk 8 sn
097.Bakara (198 - 199) Hacda Ticaret ve Zikir
10.12.201944 dk 22 sn
098.Bakara (200 - 202) Dünyada da, Ahirette de İyilik
18.07.202443 dk 23 sn
099.Bakara (204 - 207) Münafıkları İyi Tanıyın!
25.07.202448 dk 21 sn
100.Bakara (208 - 210) Topluca İslâm’a Girin!
01.08.202441 dk 50 sn
101.Bakara (210 - 212) Dünya Hayatı ve Kâfirler
08.08.202445 dk 19 sn
102.Bakara (213) Ümmet-i Muhammed ve Diğer Ümmetler
15.08.202454 dk 4 sn
103.Bakara (214) Belâlar ve Allah’ın Yardımı
22.08.202440 dk 19 sn
104.Bakara (215 - 216) Allah Yolunda Harcamak
29.08.202442 dk 1 sn
105.Bakara (217 - 218) Fitne Katilden Daha Kötüdür
07.07.202233 dk 53 sn
106.Bakara (219-220) İçki ve Kumar
05.09.202432 dk 11 sn
107.Bakara (221) Müşriklerle Evlenmeyin!
12.09.202438 dk 28 sn
108.Bakara (222 - 223)
10.12.201947 dk 5 sn
Ali İmran (92) Furkan (74) İnfak, Gıpta Edilecek Kimseler, Sadaka Vermek
29.05.202514 dk 54 sn
Ali İmran 98 - 101 - Hristiyanların Allahın Ayetlerine Tutumları
01.05.202528 dk 30 sn
Bakara (104) Rahman (1- 4) Kuranı Öğrenmek, Kıymet Bilmek
10.04.202519 dk 2 sn
Bakara (146) Hicr (2 -3) Doğru İnancın Önemi
24.04.202519 dk 44 sn
Hac (73 - 76) Mü’minun (14) İnsanın Yaratılışı Süreci
22.05.202537 dk 38 sn
İnsan (1 - 31) Dünya Sevgisi
15.05.202525 dk 40 sn
Rahman (5 -13) Her Şeyin Dengeli Olması ve Her Varlığın Secde Etmesi
17.04.202525 dk 25 sn
Tekvir (1-14) Kıyamet Günü Alametleri, Mahşer Anı, Pişmanlıklar
05.02.202531 dk 11 sn
AKRA