İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0507:3808:2312:5315:3817:5719:25
Kabe

035.Bakara (62) İman Edenlere Mükafatlar

035.Bakara (62) İman Edenlere Mükafatlar
Tefsir Sohbetleri

035.Bakara (62) İman Edenlere Mükafatlar

20.11.2025
55 dk 6 sn

Es-selâmü aleyküm ve rahmetu’llahi ve berekâtühû!

Allah’ın rahmeti, bereketi selâmı, dünyanın, ahiretin hayırları, selâmeti üzerinize olsun. Cenâb-ı Hak iki cihanda sizi afiyet, saadet, selâmet ehlinden eylesin. Bakara Sûre-i Şerifesi’nin 62. ayet-i kerimesine ulaşmıştık, orada kalmıştık. Bu ayet-i kerimeyi okuyalım. 

Buyruluyor ki, Bismillahirrahmanirrahim:

(İnne’llezîne amenû ve’llezîne hâdû ve’n-nasarâ ve’s-sabiîne men âmene bi’llâhi ve’l-yevmi’l-âhiri ve amile salihan felehüm ecruhüm inde rabbihim, ve lâ havfün aleyhim ve lâ hüm yahzenûn.)

Sadaka’llahu’l-azîm.

Bu akşamki sohbetimiz bunun üzerinde olacak. Bu ayet-i kerimede yahudilerden, hristiyanlardan, sabiîlerden bahsediliyor. Bunlar hakkında biraz bilgi vereceğim.

Bu ayet-i kerimenin sebeb-i nüzûlü; yâni buayet-i kerime ne sebeple Peygamber Efendimiz’e Allah tarafından indirilmiş? Nâzil oluş sebebi ne? Selmânü’l-Fârisî RA diyor ki. Selmânü’l-Fârisî RA, Peygamber SAS Efendimiz’in;

(Selmânü minnâ ehle’l-beyti) buyurduğu; “Selman bizdendir, ehl-i beytimizden, yâni aile fertlerimizden birisi sayılır.” diye methettiği mübarek sahabi. Abid, zâhid bir mübarek kimse. Biliyorsunuz, kendisi İran kökenli.Onun için Selmân el-Fârisî deniliyor. Fâris, İran’a verilen bir isim o zaman için. Biz de Fars diyoruz, Farslar diyoruz. Tarih kitaplarında Medler, Persler diye de geçiyor. Bu Pers kelimesiyle Farskelimesi,birbirleriyle ilişkili; p harfi ile f harfi, birbirine dönüşebilenharfler. Selmânü’l-Fârisî orada doğmuş, bir dihkanın oğlu. Dihkan, bir köyün ağası, bir beldenin reisi mânâsına. Hatırlı bir aileden.Ama aile ateşperest, ateşe tapan bir inanca sahip. Ateşgedeleri vardı biliyorsunuz zerdüştîlerin, bu mecûsîlerin. İran’da İslâm’dan önceki inanç, İslâm kaynaklarında mecûsîlik diye geçiyor. İşte bu mecûsîliğin mensublarına, Zerdüşt isimli zâta nisbet edilerek Zerdüştîler de deniliyor.Bu Zerdüşt’ün aslında, Allah’ın gönderdiği bir peygamber olabileceği söyleniyor. Allah’ın her kavme gönderdiği peygamberler var, hepsinin ismini bilmiyoruz. Bazıları Kur’an-ı Kerim’de zikredilmiş, bazıları zikredilmemiş. Zerdüşt’ün ana kaynaklarda anlattığı şeyler, İslâmî inançlara uygun. Sonradan bazı sapmalar, bozmalar, çarpıtmalar olmuş. “Ama aslında Allah’ın peygamberlerinden bir peygamberdir.” diye, dinler tarihi profesörü kardeşlerimizden bazıları, bu kanaatlerini bana söylemişlerdi, Ankara İlâhiyat Fakültesi’nde vazife gördüğüm sıralarda. Hattâ,Zerdüştîlerin kutsal kitaplarında da, “İleride ahir zaman peygamberi gelecek; onun evsâfı, vasıfları, hayatındaki önemli çizgiler, önemli olaylar şunlar olacak.” diye bilgiler de var. Demek ki, Allah-u Tealâ Hazretleri o peygambere de, ahir zaman peygamberinin evsâfını bildirmiş. Ümmetine bildirsin, ümmetinden nesiller sonra, Peygamber Efendimiz’in vazifelendirildiği çağa yetişip, oraya erişen olursa, bunları bilsinler, Peygamber Efendimiz’e iman etsinler diye. Bu kitapları da okumuştum. İngilizce bir kitap gelmişti bana Pakistan’dan. Begüm Ayşe Beveni; yâni begüm, hanım mânâsına geliyor onların dilinde, yâni Pakistanlıların dilinde. Ayşe Beveni Hanım, zengin bir hayırsever hatunmuş demek ki, Allah rahmet eylesin. Bir vakıf kurmuş. Onun neşriyatı arasında, (Islam My Choice) “Benim tercih ettiğim, seçtiğim İslâm dini” adında bir kitap var. Onun içinde, müslüman olan başka din mensublarının İslâm’ı neden seçtikleri anlatılıyor. Orada bölümler de vardı. Daha önceki kutsal kitaplarda Peygamber Efendimiz’in geleceğini müjdeleyen paragraflar, pasajlar, ibareler, fıkralar, ana yazılarıyla, o dillerin yazılarıyla yazılmış; altına da tercümeleri verilmişti. Oradan hatırlıyorum. Hâsılı Selman el-Fârisî, yâni İranlıların, Perslerin diyelim, Sâsânîlerin diyelim ülkesinde yetişmiş bir kişi idi. Ama onlar sonradan ateşe tapmaya başlayınca, hani Zerdüşt’ün ilk söylediği şekilde de kalmamışlar demek ki. “İyilik tanrısı, kötülük tanrısı” diye iki tanrı düşünmüşler. Onun için onlara düalist deniliyor, ikiciler mânâsına. Düal, çift tanrı düşünen, iyilik tanrısı, kötülük tanrısı; aydınlık tanrısı, karanlık tanrısı; yer tanrısı, gök tanrısı gibi iki zıt, birbiriyle mücadele eden tanrı düşünüyorlar. Halbuki o da yanlış bir inanç. Sonradan herhalde bozulmuşlar. Yezdan ve Ehrimen diyorlar, Ahuramazda diye de eski telaffuzlarıyla geçiyor kitaplarda. Ondan ateşe tapmaya başlamışlar. Ateşi aydınlık tanrısının bir sembolü gibi görmüşler, oradan tapınmışlar. Sonra da işte İran’da petrol mıntıkalarında çıkan gazlardan tutuşturdukları mekânlarda, tutuşmuş sönmeyen ateşlerin etrafında, onların tapınakları kurulmuş. Hattâ, “Peygamber SAS Efendimiz dünyaya geldiği zaman, mecûsîlerin yüzyıllardan beri sönmeyen ateşi o gece söndü.” diye, Peygamber Efendimiz’in doğumu münasebetiyle konular anlatılırken söylenmiştir, siz de duymuşsunuzdur. 

Tabii, şu günde de hangi aya girmiş oluyoruz? Peygamber Efendimiz’in doğum ayı olan Rebîü’l-evvel ayına girmiş oluyoruz. Önümüzdeki günlerde de bu söylenecek, duyacaksınız: Tâk-ı Kisrâ yıkılmış. Yâni,Kisrâ’nın altmış-yetmiş metre boyundaki, yâni neredeyse Beyazıt kulesinin şişkin kısmı kadar yüksek, kocaman bir kemerli sarayı var. Ben o kemeri gördüm, yıkılmadan duruyor yâni. Duvardan, ön cephede koca bir kemer, iki tarafında pencereler, duvar duruyor ama, arka tarafındaki saray yıkılmış harabe olmuş. Tâk-i Kisrâ yıkıldı. Yâni ön tarafı kalmış, arka tarafı yıkılmış. Sonra mecûsîlerin sönmeyen ateşi söndü. Sâve Gölü kurudu diye kaynaklarda okumuşsunuzdur. Yahudilerden de, gök bilgisinde mahir olanlar, “Muhammed’in yıldızı doğdu” diye gök incelemelerinden de, o zamanı anlamışlar diye biliyorsunuz. Selmânü’l-Fârisî böyle bir muhitte, ateşe tapınan insanların arasında; fakat ateşe tapmamış. O zaman tabii İslâmiyet gelmediği için, yâni Peygamber Efendimiz peygamber olmadığı için, o sıralarda hak din devresi hristiyanlık, Hazret-i İsâ’nın devresi. Peygamber Efendimiz’den evvel, Hazret-i İsâ’yla Peygamber Efendimiz’in arasındaki devrede hak din hangisi var? Hristiyanlık var. O zaman Selmânü’l-Farîsî, hristiyan rahiblerin birisiyle tanışmış, sevmiş, doğru bulmuş ve onunla ibadet ve taat eylemeye başlamış. 

O vefat ederken, onun vefatı zamanında demiş ki: 

“Siz vefat ediyorsunuz, ne tavsiye edersiniz, nereye gideyim? Sizin yanınızda mutluydum, ibadet ediyordum, birçok şey öğreniyordum. Zâhidâne bir hayat yaşıyordum, dindârâne bir ömür sürüyordum. Şimdi ben ne yapacağım, nereye gideceğim?” deyince:

“Benim tanıdığım iyi bir kimse var falanca yerde, oraya git!” diye tavsiye etmiş.Bu Selmânü’l-Farîsî Hazretleri’nin hayatında bu isimler ve nerelere gittiği var. Hatta Anadolu’ya gelmiş, Bursa’ya yakın bir yerde, oradaki bir papazın yanında, ölünce kadar ona da hizmet etmiş. Hatta Bursa’dan Marmara tarafına doğru baktığınız zaman, veya oradan giderken Dürdâne köyü vardır, oradan da bakıldığı zaman görülür. İki tane böyle yanyana tepe vardır. Oradaki o tepede Selmânü’l-Farîsî kalmış diye yöresel bir an’ane de var. Rahmetli Hocamız’ın ortanca kız kardeşi, halamız söylemişti: “Selmânü’l-Fârisî Hazretleri işte şurada ibadet etmiş, inzivaya çekilmiş, yaşamış papazla beraber.” diye böyle nakletmişti. Allah cümle geçmişlerimizle beraber, ona da rahmet eylesin. İşte o Selmânü’l-Fârisî, en sonunda kendisine, “Ahir zaman Peygamberi Hicaz’da çıkacak, sen o taraflara gitmeye bak!” denildiği için; yâni, en son yanında kaldığı papaz vefat ederken böyle tavsiye ettiği için, Hicaz’a gelmiş. Sonra da Peygamber Efendimiz’e tâbi olmuş bir kimse. Hayatı böyle bir çok papazın yanında geçmiş, o vefat edince onun tavsiye ettiği ötekisinin yanına gitmiş bir kimse Selmânü’l-Fârisî. Ömrü ibadetle geçmiş. Ateşe tapmamış, hak din üzere yaşamış. Peygamber Efendimiz de Medine’ye gelince, onu bekliyor zâten, oraya onun için gelmiş. Tabii köle olarak yakalamışlar, satmışlar, oraya gelmiş. Hurma bahçelerinde çalışırken, Efendimiz’in sohbetini duyarken, onun hak peygamber olduğunu anlayıp, Peygamber Efendimiz’e iman etmiş bir mübarek büyüğümüz Selmânü’l-Fârisî. Bağdat’ın güneyinde Basra’ya doğru giderken Selmân-ı Pâk kasabası var. Yâni,Selmânü’l-Fârisî Hazretleri oraya gömüldüğü için, kasaba o ismi almış. Orada türbesi var, camisi var. Hemen orada, bu Tâk-i Kisrâ’nın olduğu harabeler de var. Demek ki İran’ın eski başşehri, eski adı Medâin idi. Araplar Medâin diyorlardı, batılılar da Ctesiphon diyorlar. Perslerin başşehri yâni, Tâk-ı Kisrâ’nın olduğu, kisranın sarayının olduğu yer.Orada gömülü Selmânü’l-Fârisî Hazretleri Rh.A. Âl-i Aba’dan, Ehl-i Beyt-i Rasûlüllah’tan sayılan, SAS Efendimiz’in sevdiği bir mübarek zât. 

Neyi anlatıyoruz? 

Selmânü’l-Fârisî’yi anlatıyoruz. 

Niçin anlatıyoruz? 

Bu ayet-i kerime neden inmiş, sebeb-i nüzûlü nedir, onu belirtmek için. Selmânü’l-Fârisî diyor ki, Mücâhid’in rivâyet ettiğine göre: 

(Seeltü’n-nebiyye SAS an ehli dîni küntümeahüm fezekertü min salâtihim ve ibâdetihim fenezelet hâzihi’l-âyeh: İnne’llezîne amenû ve’llezîne hâdû ve’n-nasarâ ve’s-sabiîne men âmene bi’llâhi ve’l-yevmi’l-âhiri.)Türkçe’sini söyleyelim bu rivayetin, Selmânü’l-Fârisî diyor ki:“Ben Peygamber Efendimiz’e sordum: 

‘Ben birilerinin yanındaydım. Müslüman olmazdan önce, siz peygamber tayin olmazdan önce, ben Hicaz’a gelmezden önce, onların yanındaydım. Onlar şöyle namaz kılıyorlardı, böyle güzel ibadet ediyorlardı.’ dedim. Onun üzerine bu ayet-i kerime indi.” diyor Selmânü’l-Fârisî. Ayet-i kerimenin ne anlama geldiğini de kısaca söyleyelim: 

(İnne’llezîne amenû) “Hiç şüphe yok ki, kuşkusuz ki, muhakkak ki, iman etmiş olan kimseler, (ve’llezîne hâdû) tevbe edip hak yola dönmüş olan yahudi kavmi, (ve’n-nasarâ) ve Nâsıralı Hazret-i İsâ’ya müntesib olan hristiyanlar. Yâni yahudiler, hristiyanlar, (ve’s-sabiîne) ve sabiîler. (Men âmene bi’llâhi ve’l-yevmi’l-âhiri) Kim Allah’a inanmışsa ve ahiret gününe inanmışsa, (ve amile salihan) ve ömründe salih amel işlemişse. “ Yâni iyi işler yapmışsa, ibadet, taat, hayrât ü hasenat yapmışsa. (Felehüm ecruhüm inde rabbihim) Onların Allah huzurunda, Allah katında, Allah yanında ecirleri mahfuzdur. Ecirleri, mükâfatları olacak, sevapları verilecek. (Ve lâ havfun aleyhim ve lâ hüm yahzenûn) Onlar için herhangi bir korku bahis konusu olmayacak, mahzun da olmayacaklar.” Cehenneme düşmek, azab görmek gibi bir korku da olmayacak. Böyle mükâfâtı alamamaktan boyunları bükük de kalmayacaklar. Cennete girecekler, korkusuz, hüzünsüz, Allah’ın lütfuna erecekler. Neden? İman ettikleri için.

Daha geniş başka rivayetler de var, bu sebeb-i nüzûlü anlatmak için. Yine Selmânü’l-Fârisî Hazretleri’nden Süddî kanalıyla gelen rivayeti de okuyalım: 

(Nezelet fîashâbi selmân el-fârisî) “Bu ayet-i kerime, Selmân-ı Farisî’nin sohbet ettiği eski abidler hakkında inmiştir.” diyor Süddî de. (Beynâ hüve yetehaddesü’n-nebiyye) “O, Peygamber SAS’e eski hayatına ait hatıralarını, gördüklerini anlatırken; (izâ zekere ashabehû) kendisinin yanlarında bulunduğu, çalıştığı, o toplumları, dindar toplulukları, arkadaşları anlattı. (Feahberahû haberahüm) Peygamber Efendimiz’e onların hallerini, haberlerini açıkladı, anlattı. (Fekale) Şöyle dedi, dedi ki Selmânü’l-Fârisî: (Kânû yusallûn) ‘Yâ Rasûlallah bunlar namaz kılıyorlardı, (ve yesùmûn) oruç tutuyorlardı, (ve yü’minûne bike) senin geleceğine de inanıyorlardı. Ahir zaman peygamberi gelecek diye söylüyorlardı.” Yâni bakın, daha Selmânü’l-Fârisî başka yerlerde dolaşırken, Peygamber Efendimiz daha görevlenmemişken, bekleniyor bölgede. Eski din mensubları, kendi peygamberlerinin ihbarıyla biliyorlar böyle bir peygamberin geleceğini. “Onlar namaz kılıyorlardı, oruç tutuyorlardı, sana inanıyorlardı; (ve yeşhedûne enneke setüb’asü nebiyyen) ve şehadet ediyorlardı ki, sen yakın bir zamanda peygamber olarak gönderileceksin.” Ahir zaman peygamberinin gelmesi yakındır, diyorlarmış yâni. (Felemmâ ferağa selman, min senâihî aleyhim) “Selmânü’l-Fârisî onları böylece hüsn ü şehadet ederek, ‘Onlar iyi insanlardı, namazlı, niyazlı, ibadetli, dürüst, güzel insanlardı’ diye anlatınca, (kale lehû nebiyyu’llah SAS) Peygamberimiz onun bu sözlerine karşı ona demiş ki:(Yâ selmân, men ehlü’n-nâr) ‘O zaman kim cehenneme girecek? İnsanlardan cehennemlikler kimler?’ dedi.”Böyle bir soru sordu. Yâni bu bir ta’rizli soru. “Sen bunları böyle böyle methediyorsun, e cehenneme girecek kimler?” gibi bir soru sorunca; (fe’ştedde zâlike alâ selman) Selmânü’l-Fârisî çok böyle düşündü kaldı, mahzun oldu, üzüldü. Yâni, “Onlar cehenneme girecek, yazık.” filân diye herhalde. Üzülünce, (feenzele’llahu hâzihi’l-âyeh) onun üzerine, Allah-u Tealâ buyukarıda okuduğumuz 62. ayeti indirdi.” diyor. 

Demek ki, “Peygamber Efendimiz’den önceki insanların bu şartlara hâiz olanları; yâni Allah’a iman edenler, ahiret gününe inananlar, salih amel işleyenler, imanı böyle sağlam olanlar o devirlerde, Peygamber Efendimiz gelmeden önceki devrelerde yaşayan o insanlar; eğer imanları dürüst, amelleri güzelse, o zaman onların mükâfatlarını Allah verecek.” diye bu ayet-i kerime bildiriyor. 

Şimdi tabii burada bir hususu, ayetleri de belirterek güzelce ortaya koymamız gerekiyor. Biliyorsunuz ki, daha önceki Bakara Sûresi’nin önceki sohbetlerinde anlattığımız ayet-i kerimeleri var, onları hatırlayalım. 

Bir kere geçmişti. Adem AS yeryüzüne indirilince, Adem AS’a Allah-u Tealâ Hazretleri bildiriyor ki: (Feemmâ ye’tiyenneküm minnî hüden) “Eğer benden size bir hidayet işareti, bir kitap, bir peygamber gelirse, (femen tebia hüdâye) kim benim gönderdiğim o hidayete tâbi olursa; (felâ havfün aleyhim) bu tâbi olanlara hiç bir korku yok! (Ve lâ hüm yahzenûn) Dünyada bir korku yok, ahirette de mahzun ve mahrum kalmayacaklar.” Adem AS’dan beri bir kanun-u umûmîdir ki, kim Allah’a inanırsa, salih amel işlerse, Allah’ın gönderdiği hidayete tabi olursa, o mükâfatını alacak. Yâni, bu umûmî ahkâmdan dolayı, kim günah işlese bile, hatalı hayat sürse bile, döner hidayete tâbi olursa, cennete girecek. Kimler hakkındaydı? Bakara Sûresi’nin birinci sayfasında: (Ve’llezîne yü’minûne) “O kimseler ki, inanırlar, (bimâ ünzile ileyke) sana indirilmiş olana, (ve mâ ünzile min kablike) ve senden önce indirilmiş olana inanırlar. Hem sana indirilmiş olana inanırlar, hem senden önce indirilmiş olana inanırlar. (Vebi’l-âhiretihüm yûkınûn) Ve ahirete, onlar şeksiz şüphesiz inanmaktadırlar, inanıyorlar.” (Ülâike alâ hüden min rabbihim) “İşte onlar Rablerinden bir hidayetüzeredirler, yâni doğru yoldadırlar;(ve ülâike hümü’l-müflihùn) ve işte felâha ermiş olanlar, tam onlardır.”

Daha önceki bir kitaba tâbi, o halde yaşamaya devam ediyorken, Peygamber Efendimiz gelmiş, Kur’an inmiş; ona da tâbi oluyor. O da müflihûn’dan olacak ve Allah’ın lütfuna mazhar olacak. Tabii buradaki şart neydi: Peygamber Efendimiz’e indirilene de, Peygamber Efendimiz’den önce indirilenlere de inanmışsa, ahiret inançları da varsa. Şimdi burada şöyle bir hatıramı nakledeyim: Bir mühendis kardeşimiz Amerika’da çok güzel, böyle mücahidce yaşamış, güzel ilmî çalışmalar yapmış, toplantılar yapmış. Demişti ki: “Bulunduğum şehirde bir toplantı tertipledim, bir konferans salonu tuttum; papazı çağırdım, piskoposu çağırdım, o bölgenin hahamını çağırdım, bir de bir müslüman alimi çağırdım. Bir toplantı tertipledim, üç dinin mensubunu bir araya getirdim. Konuşsunlar bakalım, yâni iş anlaşılsın diye.” Tabii yahudilerin hahamı çıkmış, yahudilikle ilgili çeşitli bilgiler vermiş. “Bu arada anlattıklarından, ahiret inancının olmadığını hayretle müşahede ettim.” diyor o mühendis kardeşimiz. Tabii yahudilerin de çeşitli grupları olabilir, bölüm bölüm, fırka fırka olabilir ama “ahiret de bu dünyada” filân gibi, böyle (ve’l-ba’sü ba’de’l-mevti hakkun) ‘Öldükten sonra dirilmek haktır.’ inancını kabul etmeyen bir konuşma yaptı.” diyor. Onun üzerine piskopos aldı sözü ve ona itiraz ederek dedi ki: “İşte Ahd-i Atik’te, Tevrat’ta şu şu cümleler var, bilmem İncil’de şu şu şu cümleler var.” Tabii onlar İncil’e inanmasa bile yahudi oldukları için, “Tevrat’ta ahiretin olduğunu gösteren çeşitli ayetler var. Sen bunu nasıl inkâr edersin aziz kardeşim?” filân diyerek, birbirleriyle münâkaşaya tutuştular ve piskopos ahiretin olduğunu anlattı.” diyor.Demek ki, haham olduğu halde, ahirete inanmayabiliyor yâni, öyle bir şey ortaya çıkıyor. Sonra da hocaefendi çıkmış. Toplantının sonunda tabii, müslümanlığın hak din olduğuna dair güzel sonuçlar hasıl olmuş. (Ve bi’l-âhireti hüm yûkınûn) Ahiret inancı dinin temelidir. Yâni,bu dünyada şu gördüğümüz hayat, yaşıyorsunuz, bitiyor. Ondan sonra, Sırplar yüz binlerce Arnavut’u öldürüyor, ondan sonra dönüp gidiyor Rusların himayesinde, korumasında. Fabrikalar filân bombalanıyor ama, yâni oradan kendilerine bir zarar gelmiyor, burunları kanamıyor, Alman gazetecileri kurşunluyorlar, öldürüyorlar. 

E şimdi ne olacak? Tamam, gittilerişte Yugoslavya’nın içlerine, hadi bakalım kim kimi öldürdü belli değil. Geçtiğimiz senelerde de o kadar Boşnaköldürdüler, saldırdılar, toplu mezarlar ortaya çıktı, Grozni’de bilmem başka şehirlerde. 

Ne oldu?

Hiç. Yâni bunlar cezasız mı kalacak? Ahirette bunların hepsinin Allah hesabını soracak. Bu dünyada da sorar. Ama bu dünyada Firavun gibi yaşayıp yaşayıp da,sonunda gark olup, boğulup, ölüp gidince de ahirette bunun cezası olacak. Ahiret dinin temeli ve işin aslı bu. Sadece bu dünya hayatı değil, ahiret var ve ahiret sonsuz, ebedî, sermedî, dâimî. (Hüm fîhâ halidûn) Ehl-i cennet cennette ebedî kalacak; ehl-i cehennemden de, kâfirler cehennemde ebedî kalacak. Bu çok önemli bir husus. Tabii hak dinlerde, ilâhî dinlerde bu var. Allah-u Tealâ Hazretleri gönderdiği peygamberlerle bunu bildirmiş: (Ve’l-ba’sü ba’de’l-mevti hakkun) “Öldükten sonra dirilmek haktır.” Ama sonradan işte bu öğretilen, bildirilenler, indirilenler, mukaddes kitaplar kaybolunca, değiştirilince, ayetler kaldırılınca, eklenince, çıkartılınca, bozulunca, ihtilâflar ortaya çıkınca, bazı şeyler kayboluyor. Ahirete de inanacak, ahiret inancı çok önemli. Ve Rasûlüllah’a inanacak, Rasûlüllah’a inanmazsa olmaz. Çünkü, Allah hangi peygamberi, hangi kavme göndermişse, ona hangi kitabı indirmişse; her peygamberin muhatabı olan insanlar o zaman, o peygambere inanmak zorunda. İnanmaları gerekiyor, en doğru olan yol o. Çünkü Allah emrediyor, gönderiyor peygamberi, kitabı indiriyor ve şöyle yapmalarını, böyle yapmalarını emrediyor. Ahkâm indiriyor. Şimdi onları dinlemezse tabii Allah’a âsi olur, Allah da sevmez. Asî olanı, kâfir olanı, inkâr edeni, inançsız olanı, söz dinlemeyeni cezalandırır, bu kesin. O halde, kitapların kesin olarak yazdığı üzere, yahudilerin imanı ne zamandır? (Fekâne îmânü’l-yehûd, ennehû men temesseke bi’t-tevrâte ve sünneti mûsâ aleyhi’s-selâm) “Yahudilerin imanı, Tevrat’a inandıkları ve peygamberleri Mûsâ AS’ın sünnetine sarıldıkları, o yolda yürüdükleri zamandır.”Ama ne zamana kadar? (Hattâ câe îsâ AS, felemmâ câe îsâ AS kâne men temesseke bi’t-tevrâti ve ehaze bi-sünneti mûsâ AS felem yeda’hâ ve lem yettebi’ îsâ kâne hâlikâ) Kanun-u ilâhi böyle. Yâni, İsâ AS geldikten sonra, zaten yahudi kavmine peygamber gönderildi. İsâ AS geldiği zaman: “Yok ben sana inanmam, ben Mûsâ’ya inanmaya devam edeceğim, Tevrat’ı okumaya devam edeceğim, İncil’i kabuletmiyorum!” derse helâk olur. 

Neden? 

Allah ikinci bir görevli göndermiş. 

O devrin şartlarına göre o insanların o zaman Hazret-i İsâ AS’a inanmaları lâzım! 

Ama şeytan, nefis, menfaat, çeşitli akılların kayması, fikirlerin başka şeyler düşünmesi. Sonuçta Hazret-i İsâ’ya bir kısım kavimler, yâni kendilerine kitap indirilmiş bazı insanlar inanmadılar. O zaman onlar ona kâfir oldular. Yâni onu inkâr etmiş oldular. O zaman Allah-u Tealâ Hazretleri’nin emrine karşı gelmiş oldular.Yahudilerin yahudiliklerinin makbul olduğu, geçerli olduğu devre, Hazret-i İsâ AS ba’s olununcaya kadar. Hazret-i İsâ AS geldi mi, o zamanki insanların Hazret-i İsâ’ya uyması lâzım! Nitekim, kaç asır geçtikten sora, beş asır geçtikten sonra yaşamış Selmânü’l-Fârisî ama, o zaman papazın elinde Hazret-i İsâ AS’a, İncil’e iman etmiş. Hristiyan papazlarla ömür sürmüş. Peygamber Efendimiz’in peygamber olduğu zamana kadar, vaktini hak din olan hristiyanlıkta geçirmiş. Allah’a öyle ibadet etmiş, o şeriat üzere ibadet etmiş. 

Bu devre ne zamana kadar devam ediyor? 

Peygamber Efendimiz’in peygamber tayinine kadar. Onun için Allah-u Tealâ Hazretleri, evvelki haftalardaki sohbetlerimde okuduğum ayet-i kerimelerde hatırlayacaksınız, diyor ki, emrediyor ki o devrin Medine’de bulunan toplumlarına, ehl-i kitaba: (Ve âminû bimâ enzeltü) “Benim şimdi indirdiğime iman edin; (musaddikan limâ meaküm) bu dikkat ederseniz sizin yanınızdaki eski dininizi, kitabınızı, peygamberinizi reddetmiyor, onu tasdik ediyor. Sizin yanınızdakini tasdik edici, destekleyici, onun hak olduğunu söyleyen bir din. Buna iman edin! (Ve lâ tekûnû evvele kâfirin bihî) Bu dine ilk kâfir olarak, muhalif olarak karşı siz çıkmayın!” buyuruyordu. Çünkü siz biliyorsunuz. Kendi kitabınızda zâten kendi peygamberiniz bildirmiş, kitabınızda yazıyor. “Ahir zamanpeygamberi gelecek. O zaman gelince ona tâbi olun!” diye zâten tenbihlenmiş. Zâten bekliyordunuz, “Gelmesi yakındır, ahir zaman peygamberinin zamanı yaklaştı.” diye bekliyordunuz. “Sakın buna ilk kâfir siz olmayın!”diyordu. Hatırlayacaksınız bu ayet-i kerimeleri. Demek ki, Hazret-i İsâ AS’a inanmanın zamanı da Peygamber Efendimiz’in gelmesiyle tamamlanmış oluyor. Herkesin Peygamber Efendimiz’e inanması lâzım! 

Çünkü, artık Allah yeni bir elçi göndermiş, Mûsâ AS gibi, İsâ AS gibi. Onları seviyoruz. İbrâhim AS, Adem AS, Nuh AS. hepsi başımızın tâcı. Sevgimizin, her zaman söylediğim gibi, delili ne? Çocuklarımıza ismini koyuyoruz. Kız çocuğumuz oluyor, Meryem adını koyuyoruz. Meryem, Hazret-i İsâ AS’ın annesi. Mûsâ adında ne kadar tanıdığımız vardır. Yahyâ, Ya’kub, Yûsuf adında nice nice kimseler vardır. Yâni biz, bütün peygamberlere inanıyoruz. Onun için; “Bak, sizin kitabını destekliyor, tasdik ediyor, daha ne istiyorsunuz. Buna kâfir olmayın, buna karşı çıkmayın!” diye Allah-u Tealâ Hazretleri tavsiye buyuruyor. Tabii artık, bir devre kapanıyor, Peygamber Efendimiz’in devresi başlıyor. Yâni,birinci sınıf bitiyor, ikinci sınıfa geçiliyor. İkinci sınıf bitiyor, üçüncü sınıfa başlanıyor. Lise bitiyor, üniversiteye geçiliyor.gibi diyelim. Dünyadaki başımızdan geçen başka olaylara benzetebiliriz. Ama geçerli olan, İslâm’dır. (Ve lâ tekûnû evvele kâfirin bihî) “Ona ilkönce siz kâfir olmayın!” Ona kâfir olunca ne olacağını, ayet-i kerimede Allah-u Tealâ Hazretleri bildiriyor. İleride gelecek, okuyacağız: (Ve men yebtaği gayre’l-islâmi dînen felen yukbele minhu ve hüve fi’l-âhireti mine’l-hasirîn.) “İslâm’dan başka bir din edinmeye çalışan. Öyle bir tavır ortaya koymaya kalkışan insanın, böyle bir dindarlığı Allah tarafından kabul edilmeyecektir ve o, ahirette hüsrana uğrayan kimselerden olacaktır.” 

Çünkü dindarım diye yaşadı, öldü. Ahirette Allah’ın huzuruna çıkınca, “Sen geçersiz bir din üzere yaşamışsın, benim en son emrimi dinlememişsin, öyle ölmüşsün!” diye, Allah-u Tealâ Hazretleri,kabul etmeyeceğini bildiriyor. Tabii, “Neden kabul etmeyecek?” diye de meseleyi biraz açacak olursak: Yanlışlıklar var, yanlışlıklar girmiş, bozukluklar girmiş. İslâm tamir ediyor, düzeltiyor. Hem kucaklıyor, hem tamir ediyor, içine alıyor. 

Eskisine devam etse, yanlış şeylere tapınacak, yanlış inançlara sahip olacak, doğru inancı yakalayamayacak. 

Onun için, düzeltilmiş olana uyması lâzım! O bozulmuş olan, yanıltılmış, çarpıtılmış olanda devam ederse, yanlış yaptığı için tabii cezalanacak.

Hazret-i İsâ’nın Allah’ın bir kulu ve peygamberi olduğunu söylüyor İslâm. Hristiyanların bir kısmı bunu kabul ediyorlar, Allah’ın birliğini kabul ediyorlar, üç demiyorlar. Çeşitli mezhepler var. Meselâ, Uniterianmezhebi denilen bir mezhep var. Bu mezheb mensubları, Avrupa’dan Amerika’ya gitmek zorunda kalmışlar, baskılar yüzünden. Hatta Amerika’da, reis-i cumhurlardan bazıları bu mezhebe girmişler. Yâni, “Allah birdir, üç değildir; teslis, yâni trinite yoktur.” diye o inancı söyleyen, yâni doğru olanı söyleyenler de var. Ama diğerleri, “üçtür” diye, bu sefer Allah’tan gayri iki şey daha söylüyor, onlara tapınıyor. Halbuki Allah-u Tealâ Hazretleri, (vahdehû) tektir, (lâ şerîke lehû) şerîki, nazîri yoktur. 

(Lev kâne fîhimâ âlihetün illa’llahu lefesedetâ) “Kâinatın düzeninde söz sahibi birkaç otorite olsa, birkaç ilâh olsa, kâinatın düzeni karma karış olur.” Çünkü birisi şöyle yap der, ötekisi böyle yap der. Çocuk oyuncağı değil. 

Yâni mutlaka Allah-u Tealâ Hazretleri’nin varlığını, birliğini, en önemli şeyi, tevhidi, Lâ ilâhe illa’llah’ı bilmek lâzım, öğrenmek lâzım ve bizim de söylememiz lâzım, aziz ve sevgili izleyiciler!

Yâni,bizim müslüman olarak dünyada en mühim görevimiz nedir? Allah birdir, şeriki, naziri yoktur, sübhana’llah. 

Sübhana’llahne demek?. “Senin hakkında çeşit çeşit inançlara sahip, çeşit çeşit sözler söyleyen, sana çeşit çeşit vasıflar yakıştıran, seni çeşit çeşit şekillerde tarif eden, saçmalıklar ileri süren insanlar olabiliyor. Yâ Rabbi, sen bunların hepsinden münezzehsin, uzaksın, yücesin, pâksın! (Sübhaneke tebârekte ve tealeyte ammâ yekùlü’z-zalimûne ulüvven kebîrâ.) Çok yücesin, öyle şeylerin aslı, esası yoktur.” demek. Sübhana’llah bu. Allahu ekber; Allah en büyüktür, hiç bir şeyle mukayese edilmeyecek gibi büyüktür. 

Lâ ilâhe illa’llah. Bunlar İslâm’ın en önemli cümleleri. Lâ ilâhe illa’llah, Subhana’llah, Allahu ekber, El-hamdü lillâh. Yâni bütün öğgü, hamd ü senâ, medih, şükür, hepsi Allah’adır. Çok önemli inançlar bunlar. Bazı insanlar bunları anlayamıyor ve geleneksel inancı bir kavga havası içinde, takım tutma havası içinde devam ettiriyor. İneğe tapmaya devam ediyor. Yâni ineğe tapanlar, 900 milyon Hindistan’ın nüfûsu. Tabii çevrelere yayılmıştır, Hindistan’ın dışında komşu ülkelerde vardır, daha başka Çin’devardır. Çeşit çeşit inançlar var. Öküze tapmanın anlamı yok. Çünkü öküz, etrafımızda gördüğümüz çeşitli varlıklardan bir tanesi. Deve var, ondan biraz daha büyük. Aslan var, kaplan var, kuzu var, gergedan var. Çeşit çeşit, eti yenilen, yenilmeyen Allah’ın mahlûkları var. 

Kimisi Hazret-i İsâ AS’a tapıyor. Pekiyi Hazret-i İsâ AS dünyaya gelmeden önce, meselâ bir asır önce, milattan önce birinci asırda Anadolu’da yaşamış insan; buyur, neye inanacak, neye tapınacak? Hazret-i İsâ yok, neye tapacak? 

Daha geriye gidelim, Nuh AS zamanına, İbrâhim AS zamanına gidelim. İbrâhim AS Allah’ın varlığını, birliğini anlatmak için, Nemrut’la mücadele etmedi mi? Allah’ın varlığını, birliğini söylemedi mi? Mûsâ AS Firavun’la, “Ben tanrıyım!” dedi diye mücadele etmedi mi? “Hayır sen tanrı olamazsın, sen bir yaratıksın!” demedi mi? 

Şimdi o Firavun’un “Ben tanrıyım!” demesini, Hazret-i Mûsâ AS reddediyor. Hazret-i İsâ AS da bir Allah’ın kulu... 

“İşte olağanüstü olaylar olmuş çevresinde yaşadığı esnada.”Olağanüstü olaylar, bütün peygamberlerin çevresinde olur. Etrafında olanlar onların olağanüstü insanlar olduğunu anlasınlar, hürmet etsinler diye olur. Onlara mucize deniliyor. Peygamberlerin mucizeleri haktır. Mucizenin olağanüstü olması, Allah’ın o peygambere verdiği bir nişanedir, onun peygamber olduğunu gösteren bir nişanedir. Onun Allah olduğunu, tanrı olduğunu, tapınılacak bir varlık olduğunu gösteren bir şey değildir. Nihayet hepsi Allah’ın kuludur. (İn küllü men fi’s-semâvâti ve’l-ardı illâ âti’r-rahmâni abdâ) “Göklerdeki ve yerdeki bütün yaratıklar Allah’ın huzuruna kul olarak varacaklar.” 

Bunların düzeltilmesi lâzım! 

Düzeltilmediği için yanlışlıklar devam ediyor. Japonlar güneşe tapıyor, imparatorlarını da güneşin oğlu olarak kabul ediyorlar. İnanamayız, mümkün değil. Sonra güneş, şimdi bize, bizim dünyamızdan kocaman görünüyor, aydan büyük, yıldızlardan daha büyükgörünüyor ama, fezadaki öteki gök cisimlerinin yanında çok küçük bir varlık. O güneşten milyonlarca defa daha büyük başka güneşler varken, niye bu küçüğe tapınılsın? 

Yâni ne gök ilmi, astronomi dedikleri ilm-i heyet, ne yer ilmi, ne bitkiler ilmi, ne hayvanât ilmi; yâni bilim, ansiklopediler, üniversiteler hiç bunları tasdik etmez.

İslâm ne diyor? Allah birdir, kâinâtı yaratan yüce varlıktır,ekberdir. Bazı insanların söylediği saçma şeylerden tertemizdir, münezzehtir, uzaktır, yücedir, yüksektir. Hamd onundur, lütuf onundur. Ahirette hepimiz onun huzuruna çıkacağız. Bu dünyadaki inancımızdan, yaptığımız icraattan hesaba çekileceğiz. (Ve amile salihan) Yâni,salih amel işlemek şartı da var, o da önemli. İman edersek, salih ameller işlersek, o zaman cennete gireceğiz. İşte Peygamber Efendimiz geldikten sonra Hazret-i İsâ AS’ın devri da kapanıyor, Muhammed AS’ın devresi başlıyor. Kıyamete kadar, yâni kıyamet kopuncaya kadar, bu dünya bozuluncaya kadar devam edecek. Ama gerek Mûsâ AS’ın Hazret-i İsâ gelinceye kadar aradaki devresinde, gerek İsâ AS’ın Hazret-i Peygamber Efendimiz gelinceye kadarki devresinde; eğer gene Allah’a inanmıyorsa adam, ahirete inanmıyorsa, salih amel işlemiyorsa; o zaman onun da imanı böyle hakîkî iman, makbul iman, Allah’ın kabul ettiği bir iman değil. O zaman da, yâni o devrin içinde de, meşrû olduğu devre içinde de şartlar var. 

Bizim devremiz içinde de şartlar var. Şimdi adam,“Müslümanım!” diyor. Peygamber Efendimiz’in devresi, kıyamete kadar devam edecek devre.

 Onun için hepimizin sağlam, sahih İslâm’a sahip olmamız lâzım! 

Tam bir güzel imana sahip olmamız lâzım! 

İtikad bozuk olunca, müslümanım diyen insanların da ahireti mahvolur. 

“Dünya da, ahiret de hepsi bu dünyada.” diyor. 

Hayır! öyle değil. Öyle diyen ne oluyor?

O zaman, bu ayet-i kerimede gösterilen, işaret edilen önemli şartı kabul etmemiş oluyor. Bakara Sûresi’nin başındaki şartı kabul etmemiş oluyor. Çeşit çeşit görüşler vardır. Çevrenizdeki insanları konuşturun. Okumuş olduğunu düşünüyorlar, ama dinî bilgileri çok iyi bilmiyorlar. Hattâ bazıları da tasavvufî bir edâ içinde, veyâhut herhangi bir dinî grubun, zümrenin içinde böyle kendisini dindar sanan insanlar. Konuşturun, bakalım Kur’an’a uyuyor mu? Hadis-i şerife uyuyor mu? Kur’an-ı Kerim’de yasaklanmış, hatalı olduğu açıkça belirtilmiş bir yanlış inanca, sakın kalbi kaymış olmasın. O çok önemli. 

Onun için, ben şimdi çok iyi anlamış durumdayım, ama tabii altmış yaşına geldikten sonra. Çocuklarımıza önce Kur’an’ı okutmamız lâzım! 

Kur’an-ı Kerim’i çok güzel hocadan, çok geniş şekilde, tam öğretmeli! Kur’an-ı Kerim’in içinde hakikaten bizi dünyada da, ahirette de kurtaracak, yanlışlardan koruyacak çok önemli evrensel, tarihsel bilgiler var. 

Hem tarihin derinliklerine doğru, insanlığın tarihi içindeki yanlışlıkları düzelten; hem ileriye doğru düşünceleri, inancı düzelten çok güzel bilgiler var. Onun için, Kur’an-ı Kerim’i çok güzel öğrenmek lâzım!

Anlatmış olduk ki her peygamberin devresi var. Devresi bitbi mi yeni gelen peygambere tabi olacak. Ama bitmemiş devre içindeki insanların da ana vasıfları Allah'a inanacak! Doğru inanç olacak, yanlış inanç olmayacak. 

"Benim kanaatime göre Allah şu karşıdaki yalçın dağ..."

Olmaz! 

"Benim kanaatime göre şu gökte parıldayan güneş..." 

Olmaz! 

Yani olmayacağı bilimsel olarak ispat edilebilir. 

"Benim kanaatime göre Allah şöyle.. veya böyle..."

Olmaz! 

Allah Teala hazretlerinin varlığını, birliğini doğru anlamak lazım. Sahih bir inanç olacak, ahiret inancı olacak. Çünkü ahiret inancı olmayınca insanlar işte böyle hunharlık yaparlar...

(İnne’llezîne âmenû) “Hiç şüphe yok ki, iman edenler, (ve’llezîne hâdû) o kimseler ki hâdû.” Hâdûne demek? Hâdû, mâzî sîgası. Bu nereden geliyor? Bir görüşe göre hâde-yehûdu-hevâdeten; bu sevmek mânâsına gelen bir fiil. Yâni meveddet gibi, sevmek. “O kimseler ki sevenler, seviyorlar.” Tabii kelime anlamı bu da. Kelimenin bir lügat anlamı vardır, lügatta yazılı anlamı, kök anlamı vardır. Bir de o kelime bir şeyle kullanılır. Meselâ: Kaptı-kaçtı. Kapmak ve kaçmak kelimelerinden oluşmuş ama, bir çeşit otomobilin adı oluyor. Lügat mânâsı, kapmak şu demek, kaçmak şu demek ama, ikisi birleşince kaptı-kaçtı, yâni hızlı gidiyor filân mânâsına, oradan bir otomobilin adı olmuş. Onun gibi. Hâde-yehûdu-hevâdeten, sevmek kökünden bir kelime olabilir, “O kimseler ki seviyor.” Neyi seviyor? Birbirlerine karşı muhabbetleri olduğundan öyle demiş.Yâni birbirini sevenler, muhibbân zümresi gibi,oradan geldiği söylenebilir diyorlar. Arapça’da kökenini araştırıyorlar.Yahut tehevvüd kelimesinden gelebilir diyorlar. Tehevvüd, tefa’ul bâbından bir masdar Arapça’da; tevbe demek. Tâbe-yetûbügibi. Yâni,(ve’llezîne tâbû) der gibi: “O kimseler ki tevbe ettiler.” “O kimseler ki iman ettiler, o kimseler ki tevbe ettiler.” Ama o tevbe ettiler veya birbirlerini sevdiler denilen insanlardan kasdedilen kim? Hâde-yahûdu, yahudiler. Yâni onlar neden tevbe ettiler? Onlar Mısır’dan kurtulduktan sonra beri tarafa geçince buzağı heykeli yaptılar, ona tapınmaya kalktılar. Eski Mısır inancından kurtulamıyorlarkolay kolay. Ama sonradan tevbe ettiler. Onun için,onlara hâdû-yehûd deniliyor. Yâni, tevbe etmiş kavim, buzağıya tapmaktan tevbe etmiş kavimler, yâni yahudiler. Birbirini seven insanlar, yâni yahudiler. Yâni muhabbetli, muhibban gurubu, birbirine tutkun grup.” Hâlen de çok tutkundurlar,dünyanın her yerinde. Birbirlerine tutkunlar, birbirlerini destekliyorlar. Sayıları az olduğu halde, sayısal azlıklarına rağmen, tahsilli oldukları için, ticarete atıldıkları için, şirketler kurdukları için, bankalara sahip olduklarından, paraya, piyasaya sahip olduklarından; sonra siyasete hakim olduklarından, birçok devletin yönetimine etkili olduklarından dünyada istediklerini yaptırtıyorlar. Tabii bu güç, birbirlerine tutkunluktan oluyor. Birbirine tutkunlar, yâni yahudiler; veyahut buzağıya tapmaktan dönmüş olanlar, yâni yahudiler. Veyahut da, “Bu nereden geliyor?” diye bir ihtimal de: Yahûdâ diye bir kelime var. Ya’kub AS’ın oniki evlâdından bir tanesinin, en büyüğün adı da Yahûdâ imiş. Bu Yahûdî dediğimiz kimseler de, onun soyundan gelenler. Tabii öteki onbir evlâdın soyundan gelenler de yahudi ama, niye bunun isminden bunlara gelsin? Buna tağlib derler, yâni galib gelmesi sûretiyle genelleme. Bu bana zayıf bir ihtimal gibi geliyor. Kasdedilenler yahudiler yâni. Mazi sigasıyla, fiil sigasıyla böyle anlatılmış. Yâni,“Buzağıya tapmaktan dönenler, yâni yahudiler.”

Üçüncü bir ihtimal söylüyor Ebû Amr ibnü’l-Alâ, diyor ki: (Liennehüm yetehevvedûne) Tehevvede, bir de hareket etmek demekmiş. (Ey yeteharrekûne inde kırâati’t-tevrât) “Tevrat’ı okurken çok böyle öne arkaya hareket ettiklerinden hâdû, yâni Tevrat okurken böyle sallananlar mânâsına oradan geliyor.” da diyorlar. Yâni “Tevrat okurken öne arkaya hareket edip sallandıkları için, işte kitaplarını okurken böyle sallananlar mânâsına, oradan gelir.” diyor.

Bu yahudiler. Ama ne zamandan ne zamana? Yahudilik devrinde. Yâni Mûsâ AS’dan, İsâ AS gönderilene kadarki devrede. 

Tabii,bu devrede yahudilik yayılmış muhtelif yerlere. Belki duymamışsınızdır, hayret edersiniz, Türklerden bazı boylar da, yâni Hazar Türkleri filân yahudi olmuşlar. Oralara kadar yayılmış yahudilik. Yâni, ırk olarak Türk ama, yahudi dinine girmişler. 

Hazar denizinin ismini veren, oralardaki, kuzeydeki bazı Türk boyları yahudi olmuş. Afrika’da da Falaşalar biliyorsunuz keşfedildi yakın zamanda. “Aaa, bunlar Tevrat okuyorlar!” dediler. Yahudi, tamam, ama zenci, Afrikalı. Yâni ırk olarak ayrı. Demek ki oraya da o zaman, hak din olduğu zaman, o din o zaman geçerli olduğu için gidip anlatmışlar. O ahali o dine girmiş, onu devam ettirmiş. Bunlar da cennete girecekler. Ama şartları var: Allah’a inanacak, ahirete inanacak, salih amel işleyecek.

(Ve’n-nasârâ) “Nasrânîler de.” Nasarâsözü, nasrânîsözünün çoğuludur. Arapça’da nasrân sözü, sekrân gibi, hayrân gibi bir sıfat-ı müşebbehedir, sıfattır yâni. Bu mübalağa için sonuna î geliyor, nasrânî oluyor. Çoğulu da nasarâ geliyor. Yâni,nasarâ sözünün tekili nasrânî oluyor. Neden böyle bu isimle isimlendirilmişler? Bu kök, nasara, yardım etmek demektir. Niye böyle isimlendirilmişler? 

Deniliyor ki: (Ve semmû bi-zâlike) “Bu şekilde isimlendiler, (li-tenâsurihim fîmâ beynehüm) aralarındaki birbirleriyle yardımlaşmadan dolayı.”Tabii, bu bana biraz uzak bir ihtimal gibi göründü. Her dinin mensubu birbirleriyle yardımlaşır. 

Yahudilerin yardımlaşması da ortada.Müslümanlar da elinden geldiğince Çeçenistan’a yardım ettiler, zekâtlarını gönderdiler kardeşlerimiz. Dünyanın her yerinden, Türkiye’den, Mısır’dan, Suudî Arabistan’dan, Pakistan’dan Boşnak kardeşlerimize yardım ettiler. Somali’ye biz yardım gönderdik, asker gönderdik. Yâni yardımlaşma her yerde var. Ama şunu da söyleyelim ki, bu nasrânîlerin birbirleriyle yardımlaşması hakikaten dikkat çekecek, imrenilecek bir tarzda. Yâni dileriz ki müslümanlar da örnek alsın, ibret alsın, birbirleriyle böyle teşkilâtlı bir şekilde yardımlaşsınlar! 

Uluslararası teşkilâtlar kursunlar! Amerika kuruyor, İngiltere kuruyor, Fransa kuruyor. Müslümanlar da kursunlar. 

Zâten,Türkleri seven o kadar çok insan var ki dünyada.Yâni içiniz açılır. Pakistanlılar seviyor, Hintliler seviyor. Libya’ya gittik, orada seviyorlar, Suriye’de. vs.’de. Yâni Türkleri, ecdadımız İslâm için çalıştı diye sevenler çok. 

Şimdi bir ihtimal bu diyorlar. Bir de: (Ve kad yukalü lehüm ensar, eydan kemâ kale îsâ AS: Men ensârî ila’llah) Bir rivayet de, bir ihtimal de, Hazret-i İsâ AS vazifeyi alınca, peygamberlik vazifesini alınca, emredilince kendisine, peygamber olunca o zaman dedi ki: (Men ensarî ila'llah) “Bu, Allah’ın dinini yapmak hususunda, faaliyetlerde kim bana yardımcı olabilir?” (Kale’l-havâriyyûne nahnü ensaru’llah) Havârîler dediler ki: “Biz sana yardımcı oluruz!” 

Onun için,Hazret-i İsâ ve ona yardımcılar, ensâr. Ondan dolayı bunlara nasrânî ve nasarâ denildi. Yardımcılardan, yâni havârilerden dolayı denildi.

Üçüncü bir ihtimal, İbn-i Abbas RA onu daha çok uygun görmüş: Hazret-i İsâ Nâsıra isimli kasabada —Nazareth filân diye batı dillerinde geçiyor—vazife yapmış, orada faaliyet göstermiş. Nâsıra kelimesinden, Nâsıra kasabasına, şehrine mensub olanlar mânâsına nasrânî ve nasârâoradan gelmiştir. “Evet,bu şekilde kelime neye delâlet ediyor?” Hristiyanlara.

“Pekiyi niye biz nasrânî demiyoruz Araplar gibi de, hristiyan demişiz?"

O da Hristos kelimesinden geliyor. Hristos kurtarıcı demek. Hazret-i İsâ’yı kurtarıcı gibi gördüklerinden, fidye-i necat vererek, birisini esirken parasını verip düşmanın elinden kurtaran filân mânâsına geliyor. Hazret-i İsâ da kurtarıcı, Hristiyanları kurtaracak diye düşündüklerinden, Hristos demişler. Hristiyan, Hristos’a bağlı kimseler demek. Biz de oradan hristiyan kelimesini kullanmışız. Tabii bu Hristos herhalde Rumca, Latince, Yunanca olmalı;batılılar Kristdiyorlar. Hristiyana da krisçın diyorlar onun için. Krist, Hristosaynı kelimenin başka dillerdeki çeşitli okunuşu. Buradaki ayet-i kerimede, iman edenler, yahudiler ve hristiyanlar denmiş olduğunu, böylece açıklamış bu kelimeler. (Ve’s-sabiîn) “Bir de, sabiîler.” “Bu sabiîler kimlerdir? Bu kelime nereden geliyor?” diye çeşitli açıklamalar var. Açıklamalardan bir tanesi:Bir kere Arapların Peygamber Efendimiz zamanında, Kur’an-ı Kerim’in indiği o devirde bu kelimeyi kullanış şekilleri şöyle: (Sabea filânun) demek, yâni mevcut, mütedavil, çevresinde olan dinden çıkıp, bir başka dine girdi mânâsına geliyor. Sonra,(sabeati’n-nucûm) diyorlar, yâni “yıldız çıktı” mânâsına. Sabea filânun, yâni toplumdaki dînî inançtan çıktı demek olur. Çıkmak mânâsına. Sabiînde işte bu kökten, çıkan kimseler mânâsına geliyor. Bunlar kimler ama, kim kasdediliyor, bunlar nereden çıkmış? Çevrelerindeki inancın dairesinden ayrılmışlar, çıkmışlar, onun için bunlara sabiîn denmiş. Meselâ,eğer Kuzey Irak’ta yaşıyorlarsa, o zaman mecûsîlik varsa orada; ona uymamış, ondan aykırı çıkış yapmış, ayrı bir yol tutturmuşsa, ondan denilmiş olabilir. Şimdi bu sabiîleri de yahudiler gibi sıraya koyuyor ayet-i kerime: “İman edenler, yahudiler, hristiyanlar ve sabiîler” Bunlar hakkında söylenen sözlerden bazısı şunlar. Deniliyor ki: “Bunlar İdris AS’a bağlı, veyahut Nuh AS’a bağlı inancı sürdüren insanlar. Tabii sonradan bunlar da, bu inançları peygamberlerin öğrettiği şekilde koruyamadıklarından, düzenlemek için kendilerine ikazlar gitmiş. İbrâhim AS, bunların dinindeki hataları düzeltmek için çalıştı deniliyor. Demek ki, İbrâhim AS bunları ıslâh etmeye çalışmış, bunların arasında bulunmuş. Onlara hitap etmiş.Tabii bunların inançları hakkında meselâ,“Meleklere tapınırlardı.” sözü var. “Yıldızlara tapınırlardı.” sözü var. Ama burada “İman edenler, yahudiler, hristiyanlar ve sabiîler” dediğine göre, asıl sabiîlerin, böyle bozulma durumuna düşmeden önceki sabiîlerin, o zaman Nuh AS’ın dinini devam ettiren veya İdris AS’ın dinini devam ettirenler olduğunu düşünmek daha mâkul. Çünkü bunların Allah’a iman edip, ahirete iman edip, salih amel işleyenlerinin amellerinin makbul olacağı, korkuya ve mahzunluğa uğramayacakları, mükâfatlarını alacakları bildiriliyor. Demek ki aslı doğru bir akideye, doğru bir peygambere bağlı insanlar. Sonradan İbrâhim AS zamanında şu veya bu sebeple inançları bozulmuş. Tabii neden insan aya, güneşe, yıldıza tapar? Bir yorumu vardır. Meleklere niye tapar? Bir yorumu vardır. Kimisi diyor ki: “Melekler Allah’ın kızlarıdır.” Kur’an-ı Kerim de diyor ki: “Yaradılışına şahit mi oldunuz, cinsiyetini nereden çıkartıyorsunuz?” Yâni,olmaz böyle bir şey demek istiyor. Bazı kimseler diyor ki, meselâ, burada verilen isimlerden Ebû Âliye, Rebi’ ibn-i Enes, Ebu’ş-Şa’ta, Câbir ibn-i Zeyd, Dahhâk: (Es-sabiûn, fırkatun min ehli’l-kitap) “Kitap ehlinden bir gruptur bunlar. (Yakraûne’z-zebûr) Bunlar Zebur’u okurlardı. (Ve li-hâzâ kale ebû hanîfeh, ve ishâk: Lâ be’se bi-zebâihihim ve münâkehatihim) 

Tabii bunlar Zebur’u okuduklarından,ehl-i kitaptan olduklarından, ehl-i kitabın hanımları alınabiliyor diye, İmam-ı Azam Efendimiz ve başka alimler, “Bunların kestikleri yenilebilir; çünkü inançlılar, Allah’a inanıyorlar. Ve bunların kızları, hanımları hanım olarak nikâhlanabilir.” demişler. Başka görüşlerde olanlar da var. 

Demek ki, o zaman böyle Zebur’u filân okuyan bir kavim olarak anlayacağız. Allah’a inananlar. Yâni meleklere tapıyorsa, yıldıza tapıyorsa; o zaman onlar putperest oluyor tabii, bu asıl sabiîlere girmez. Bozulmuş halleri onların herhalde. İşte bunların iman edenleri,Allah’a, ahirete inananları ve güzel güzel ibadet edip hayrât u hasenât yapanlarının mükâfatlarını Allah verecek ve bunlar için bir korku bahis konusu olmayacak, mahzun da olmayacaklar. Ama çağlarında, devreleri içinde. Devreleri bittikten sonra, yeni gelen Peygambere tâbi olacaklar.

Allah-u Tealâ Hazretleri, sonsuz hamd ü senâlar olsun, bizi müslüman yaratmış da müslüman anneden, babadan doğmuşuz. Müslüman bir ülkede yetişmişiz de, gene de müslüman kalmışız. Dinimizi kitaplardan okuyoruz. Bizi yetiştiren hocalarımızdan, babalarımızdan Allah razı olsun. Büyüklerimizden Allah razı olsun. Elhamdü lillâh. Tabii başka bir ülkede yetişseydik de, gene inceleyip sonunda müslüman olmamız lâzımdı.

Allah bu imandan bizi mahrum etmesin. Dedelerimizin İslâm’a hizmet ettiği gibi, bize de çok güzel usüllerle İslâm’a en güzel tarzda hizmet etmeyi nasib etsin. Hizmet eden insanları Allah çoğaltsın. Ve bizi de o güzel hizmet edenlerden eylesin. Rızasına vâsıl eylesin. Ömrümüzü rızasına uygun geçirmeyi nasib eylesin. Huzuruna yüzü ak, alnı açık, sevdiği kullar olarak varalım. Rabbimiz, (lâ havfun aleyhim ve lâ hüm yahzenûn) korkmayan, korkuya uğramayan, korkmayacak olan, mahzun olmayacak olan insanlardan eylesin. Peygamber Efendimiz’e komşu eylesin. İki cihanda aziz ve bahtiyar olun.

Aziz ve sevgili dinleyiciler, 

Es-selâmü aleyküm ve rahmetu’llahi ve berekâtühû!

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
001.Kur an-ı Kerim in Faziletleri
19.09.202434 dk 51 sn
002.Kur an-ı Kerim Tefsirine Giriş
26.09.202450 dk 30 sn
003.Besmele Hakkında
03.10.202450 dk 39 sn
004.Euzü Besmele
10.10.202428 dk 36 sn
005.Fatiha (1 - 2) Hamd ve Senâ
17.10.202450 dk 54 sn
006.Fatiha (3) Allah Rahmân ve Rahîm dir
24.10.202440 dk 4 sn
007.Fatiha (4) Hesap ve Cezâ Gününün Sahibi
31.10.202445 dk 20 sn
008.Fatiha (5 - 7) Kulun Rabbinden İstedikleri
07.11.202453 dk 17 sn
009.Bakara Suresine Giriş
14.11.202431 dk 25 sn
010.Bakara (1) Hurûf-u Mukattaa
21.11.202430 dk 37 sn
011.Bakara (2) Kur an-ı Kerim Hidâyettir
28.11.202450 dk 59 sn
012.Bakara (3) Müttakîlerin Vasıfları
05.12.202448 dk 35 sn
013.Bakara (4 - 5) Ehl-i Kitaptan Müslüman Olanlar
12.12.202445 dk 56 sn
014.Bakara (6 - 7) Bile Bile Hakkı İnkâr Edenlerin Durumu
12.06.202546 dk 23 sn
015.Bakara (8 - 10) Münafıkların Halleri
19.06.202533 dk 34 sn
016.Bakara (11 - 13) Münafıkların Fesad Çıkartmaları
03.07.202550 dk 9 sn
017.Bakara (14 - 22) Münafıkların Şaşkınlıkları
10.07.202549 dk 5 sn
018.Bakara (23 - 24) Kur’an-ı Kerim’in Emsalsiz Oluşu
17.07.202557 dk 3 sn
019.Bakara (25) İman Eden ve Salih Amel İşleyenler
24.07.202539 dk 38 sn
020.Bakara (26 - 27) Kur’an-ı Kerim’deki Misaller
31.07.202556 dk 17 sn
021.Bakara (28 - 29) Allah’ı Nasıl İnkâr Edersiniz?
14.08.202546 dk 3 sn
022.Bakara (30) İnsanın Yaratılması ve Melekler
21.08.202546 dk 16 sn
023.Bakara (31 - 33) Adem As’ın Meleklerden Üstün Kılınması
28.08.202536 dk 57 sn
024.Bakara (34) Şeytanın Hz. Adem’e Secde Etmemesi
04.09.202528 dk 18 sn
025.Bakara (35 - 36) Adem As’ın Cennete Girmesi ve Çıkması
11.09.202535 dk 13 sn
026.Bakara (37 - 39) Hz. Adem’in Tevbesinin Kabul Edilmesi
25.09.202532 dk 14 sn
027.Bakara (40 - 43) Ey İsrâiloğulları
24.11.202251 dk 27 sn
028.Bakara (44 - 46) Bildiği ile Amel Etmemek
02.10.202552 dk 39 sn
029.Bakara (47 - 48) Öyle Bir Günden Sakının Ki...
09.10.202541 dk
030.Bakara (49 - 50) İsrâiloğulları’nın Firavun’un Zulmünden Kurtarılması
16.10.202549 dk 12 sn
031.Bakara (51 - 54) Tur-u Sinâ’da Mûsâ As’a Kitap Verilmesi
23.10.202558 dk 47 sn
032.Bakara (55 - 57) İsrâiloğulları’nın “Allah’ı Görmedikçe İnanmayız!” Demeleri...
30.10.202550 dk 40 sn
033.Bakara (58 - 60) İsrailoğulları’nın Bir Şehre Girmeleri
06.11.202539 dk 37 sn
034.Bakara (61) İsrailoğulları’nın Çeşitli Yiyecekler İstemeleri
13.11.202542 dk 15 sn
036.Bakara (63 - 66) Allah’a Karşı Gelmekten Sakının!
27.11.202545 dk 16 sn
037.Bakara (67 - 73) İsrâiloğulları’na Bir Sığır Kesmelerinin Emredilmesi
04.12.202545 dk 2 sn
038.Bakara (74 - 77) İsrailoğulları’nın Kalplerinin Taştan Katı Olması
24.02.202348 dk 36 sn
039.Bakara (78 - 82) Tevrat’ı Değiştirenlere Veyl Olsun!
11.12.202546 dk 28 sn
040.Bakara (83) İsrâiloğulları’na Verilen Görevler
18.12.202555 dk 40 sn
041.Bakara (84 - 86) Kitabın Bir Kısmına İnanmıyor Musunuz?
01.01.202638 dk 58 sn
042.Bakara (87 - 88) Yahudilerin Peygamberlere Karşı Gelmeleri
08.01.202640 dk 48 sn
043.Bakara (89) Bekledikleri Peygamberi İnkâr Etmeleri
22.01.202638 dk
044.Bakara (90) Yahudilerin Küfrü Tercih Etmeleri
10.12.201942 dk 19 sn
045.Bakara (91 - 96) Yalnız Bize İndirilene İnanırız Demeleri
29.01.202647 dk 31 sn
046.Bakara (97 - 98) Yahudilerin Cebrâil As’a Düşmanlığı
05.02.202646 dk
047.Bakara (99 - 101) Fâsıklar İman Etmezler
12.02.202633 dk 42 sn
048.Bakara (101 - 103) Yahudilerin Şeytana ve Sihre Uymaları
15.06.202345 dk 45 sn
049.Bakara (104 - 105) Yahudilerin Müslümanlarla Alay Etmeleri
02.04.202643 dk 12 sn
050.Bakara (106 - 107) Bazı Ayetlerin Neshedilmesi
09.04.202644 dk 17 sn
051.Bakara (108) Yahudilerin Peygamber Sas’den İstekleri
16.04.202633 dk 28 sn
052.Bakara (109 - 110) Ehl-i Kitabın Müslümanları Küfre Döndermek İstemesi
23.04.202642 dk 50 sn
053.Bakara (111 - 112) Ancak Mü’minler Cennete Girecek
30.04.202632 dk 33 sn
054.Bakara (113) Yahudilerle Necran Heyetinin Tartışmaları
13.08.202049 dk 48 sn
055.Bakara (114 - 115) Mescidlerde Allah’ın Zikrine Engel Olmak
07.05.202651 dk 9 sn
056.Bakara (116 - 117) Allah’a Oğul İsnad Edenler
14.05.202646 dk 45 sn
057.Bakara (118 - 119) Bilmeyenlerin Allah Bizimle Konuşsa Demeleri
21.05.202640 dk 40 sn
058.Bakara (120 - 121) Yahudiler ve Hristiyanlar Senden Asla Memnun Olmayacaktır
04.06.202646 dk 15 sn
059.Bakara (122 - 123) İsrâiloğulları’na Verilen Nimetler
11.06.202631 dk 33 sn
060.Bakara (124) İbrâhim As’ın İmtihan Edilmesi
17.09.202054 dk 56 sn
061.Bakara (125) Kâbe’nin Şerefi
18.06.202642 dk 42 sn
062.Bakara (126) İbrâhim As’ın Mekke İçin Duası
02.07.202644 dk 40 sn
063.Bakara (127 - 128) İbrâhim As ve İsmâil As’ın Kâbe’yi Yapmaları
09.07.202637 dk 18 sn
064.Bakara (129) Yâ Rabbi, Onlara İçlerinden Bir Peygamber Gönder!
16.07.202646 dk 57 sn
065.Bakara (130 - 132) İbrâhim As’ın Dininden Yüz Çevirenler
23.07.202654 dk 35 sn
066 Bakara (133 - 134) Ya’kub As’ın Oğullarına Vasiyeti
30.07.202635 dk 11 sn
067.Bakara (135) İbrâhim As’ın Dinine Gelin!
06.08.202639 dk 46 sn
068.Bakara (136 - 138) İslâm Bütün İnsanları Kucaklar
07.12.202333 dk 6 sn
069.Bakara (139 - 141) Doğru Yol Rasûlüllah’ın Yolu
13.08.202624 dk 36 sn
070.Bakara (142) Allah Dilediğine Hidayet Eder
20.08.202637 dk 28 sn
071.Bakara (143) Ümmet-i Muhammed’in Şerefi
28.12.202349 dk 58 sn
072.Bakara (144 - 147) Kıblenin Kâbe’ye Çevrilmesi
27.08.202637 dk 42 sn
073.Bakara (148 - 150) Yüzünüzü Mescid-i Haram’a Çevirin!
03.09.202632 dk 40 sn
074.Bakara (151 - 152) Beni Zikredin, Ben de Sizi Zikredeyim!
10.09.202640 dk 37 sn
075.Bakara (153 - 154) Sabır ve Namazla Allah’tan Yardım İsteyin!
17.09.202631 dk 57 sn
076.Bakara (155 - 157) Belâlara Sabretmenin Karşılığı
24.09.202647 dk 46 sn
077.Bakara (158) Safâ ile Merve
01.10.202646 dk 45 sn
078.Bakara (159 - 162) Hakkı Söylememek, Susmak
08.10.202650 dk 6 sn
079.Bakara (163 - 164) Allah’ın Varlığı ve Birliği
15.10.202647 dk 48 sn
080.Bakara (165 - 167) Mü’minlerin Allah Sevgisi
22.10.202645 dk 51 sn
081.Bakara (168 - 171) Şeytanın Peşinden Gitmeyin
29.10.202651 dk 56 sn
082.Bakara (172 - 173) Helâl ve Haram Rızıklar
25.04.202439 dk 50 sn
083.Bakara (174 - 176) Ayetleri Saklayanların Cezası
18.03.202127 dk 25 sn
084.Bakara (177) Asıl İyilik
01.04.202161 dk 39 sn
085.Bakara (178 - 179) Kim Haddi Aşarsa...
16.05.202429 dk
086.Bakara (180 - 182) Vasiyet Etmek
16.05.202437 dk 13 sn
087.Bakara (183 - 184) Orucun Farz Kılınması
23.05.202440 dk 15 sn
088.Bakara (185) Ramazan Orucu
08.04.202150 dk 11 sn
089.Bakara (186) Allah-u Teàlâ Duaları Kabul Eder
20.06.202455 dk 12 sn
090.Bakara (187) Oruçla İlgili Hükümler
27.06.202466 dk 50 sn
091.Bakara (188) Haksızlıkla Başkasının Malını Yemeyin!
04.07.202444 dk 3 sn
092.Bakara (189) Ay’ın Durumları
11.07.202433 dk 41 sn
093.Bakara (190 - 192) Allah Aşırılığa Sapanları Sevmez
03.06.202150 dk 37 sn
094.Bakara (193 - 195) Kendi Ellerinizle Kendinizi Tehlikeye Atmayın
10.12.201955 dk 44 sn
095.Bakara (196) Haccı ve Umreyi Tamamlayın!
06.06.202457 dk 48 sn
096.Bakara (197) Haccın İncelikleri
13.06.202439 dk 8 sn
097.Bakara (198 - 199) Hacda Ticaret ve Zikir
10.12.201944 dk 22 sn
098.Bakara (200 - 202) Dünyada da, Ahirette de İyilik
18.07.202443 dk 23 sn
099.Bakara (204 - 207) Münafıkları İyi Tanıyın!
25.07.202448 dk 21 sn
100.Bakara (208 - 210) Topluca İslâm’a Girin!
01.08.202441 dk 50 sn
101.Bakara (210 - 212) Dünya Hayatı ve Kâfirler
08.08.202445 dk 19 sn
102.Bakara (213) Ümmet-i Muhammed ve Diğer Ümmetler
15.08.202454 dk 4 sn
103.Bakara (214) Belâlar ve Allah’ın Yardımı
22.08.202440 dk 19 sn
104.Bakara (215 - 216) Allah Yolunda Harcamak
29.08.202442 dk 1 sn
105.Bakara (217 - 218) Fitne Katilden Daha Kötüdür
07.07.202233 dk 53 sn
106.Bakara (219-220) İçki ve Kumar
05.09.202432 dk 11 sn
107.Bakara (221) Müşriklerle Evlenmeyin!
12.09.202438 dk 28 sn
108.Bakara (222 - 223)
10.12.201947 dk 5 sn
Ali İmran (92) Furkan (74) İnfak, Gıpta Edilecek Kimseler, Sadaka Vermek
29.05.202514 dk 54 sn
Ali İmran 98 - 101 - Hristiyanların Allahın Ayetlerine Tutumları
01.05.202528 dk 30 sn
Bakara (104) Rahman (1- 4) Kuranı Öğrenmek, Kıymet Bilmek
10.04.202519 dk 2 sn
Bakara (146) Hicr (2 -3) Doğru İnancın Önemi
24.04.202519 dk 44 sn
Hac (73 - 76) Mü’minun (14) İnsanın Yaratılışı Süreci
22.05.202537 dk 38 sn
İnsan (1 - 31) Dünya Sevgisi
15.05.202525 dk 40 sn
Rahman (5 -13) Her Şeyin Dengeli Olması ve Her Varlığın Secde Etmesi
17.04.202525 dk 25 sn
Tekvir (1-14) Kıyamet Günü Alametleri, Mahşer Anı, Pişmanlıklar
05.02.202531 dk 11 sn
AKRA