İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0507:3808:2312:5315:3817:5719:25
Kabe

033.Bakara (58 - 60) İsrailoğulları’nın Bir Şehre Girmeleri

033.Bakara (58 - 60) İsrailoğulları’nın Bir Şehre Girmeleri
Tefsir Sohbetleri

033.Bakara (58 - 60) İsrailoğulları’nın Bir Şehre Girmeleri

06.11.2025
39 dk 37 sn

es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh!

Allah'ın rahmeti bereketi üzerinize olsun. Cenâb-ı Hak Teâlâ hazretleri sevdiklerinizle beraber sizi iki cihanda aziz ve bahtiyar eylesin.

Bu akşamki Kur'ân-ı Kerîm tefsir sohbetimizde Bakara sûre-i şerîfesinin 58, 59, 60. Âyetlerini sohbetimin konusu yapmak istiyorum.

58. âyet-i kerîmeden metnini okumaya başlayalım.

Bismillâhirrahmânirrahîm:

Ve iz kul nedhulû hâzihi'l-karyete fe-külû minhâ haysü şi'tüm reğaden ve'dhulü'l-bâbe sücceden ve kulû hıttatün nağfirleküm hatâyâküm ve senezîdü'l-muhsinîn.

Cenâb-ı Hak Teâlâ daha önceki haftalarda da açıkladığımız âyet-i kerîmelerde İsrailoğullarına, yahudilere; insafa gelmeleri, hak dini kabul etmeleri, Resûlullah Efendimiz'e tâbi olmaları için kendi öz tarihlerinden, kendi öz peygamberleriyle ecdadı arasındaki olaylardan ibret almaları gereken hadiseleri hatırlatıyor.

Daha önceki âyet-i kerîmeler; "Ve biz şöyle yapmıştık ve siz böyle yapmıştınız sonra affetmiştik. Sonra yine böyle yapmıştınız. Sonra biz şöyle yaptık" diye Benî İsrail'e, yahudilere, lütuf ve minnetlerini, ilâhî ikramlarını, onların da bunların karşısında davranışlarını hatırlatıyordu.

Böylece 58. âyet-i kerîmeye kadar geldik. Burada da yine onlara bir hatırlatmayla başlanıyor:

Ve iz kulnâ. "Hani biz demiştik ki." Kulnâ. "Buyurmuştuk ki." Udhulû hâzihi'l-karyete. Udhulû'nun başındaki elif hemze, hemze-i vasl olduğu için kul nedhulû diye ve iz kul nedhulû hâzihi'l-karyete diye bağlıyor, vasfediliyor.

Hani biz ne demiştik?

Demiştik ki Udhulû. "Girin." Hâzihi'l-karyet. "Bu karyeye, bu yerleşme yerine giriniz." Fe-küû minhâ haysü şi'tüm reğaden. "Ve orada nelerden ne zaman isterseniz ne kadar isterseniz bol bol yiyiniz." Ve'dhulü'l-bâbe sücceden. "Ve kapıdan geçerken secde ederek geçiniz. Secde hâliyle eğilerek geçiniz." Ve kûlû hıttatun. "Ve -oradan geçerken- hıtta deyiniz." Nağfirleküm hatâyâküm. -Emrin cevabı olduğundan muzari meczum gelmiş.- "Böyle yaparsanız biz de sizin hatalarınızı affederiz. 'Böyle böyle yapın da hatalarınızı, günahlarınızı affedelim.' demiştik." Ve senezîdü'l-muhsinîn. "Ve iyilik yapanlara lütfumuzu da arttıracağız." demiştik, buyuruluyor, 58. âyet-i kerîmede.

Ve iz kul nedhulû hâzihi'l-karyete. "Bu karye'ye girin." denilmiş.

Acaba girilmesi emredilen yer, karye neresi? Karye kelimesi ne demek?

Karye, "toplanmak" fiilinden, "bir araya gelmek" mânasında, o kökten geliyor. İnsanların toplanıp topluca oturdukları yere deniliyor. Karye'nin çoğulu Kura geliyor. onun için Mekke'nin bir sıfatı da Ümmü'l-Kura. "Karyelerin anası, bütün şehirlerin sultanı, aslı, esası" demek oluyor. Bereketinden Allah'ın lütfunün, rahmetinin ona verdiği mübarekliğin, mukaddesliğin çokluğundan dolayı...

Köye de deniliyor. Çünkü köy de bir yerleşme yeridir. Daha büyük yerleşme yerlerine de deniliyor. Onun için karye deyince girilmesi emredilen yerin, "küçük bir yerleşme yeri" diye anlaşılmasına lüzum yok. Bugünkü Arapçada ayırımlar yapılmış tabi. Karye kelimesi, "küçük yerleşim yeri" mânasına, "köy" yerine isim olarak kullanılıyor.

Yahudilere denilmiş ki; "Bu yerleşim yerine giriniz."

Acaba bu hangi şehirdi? Hangi yerleşim yeriydi?

Abdullah İbn Abbas radıyallahu anhümâ'dan rivayet edildiğine göre burası "Eriha şehri"ydi. Zalimlerin, cebbarların, zalim idarecilerin, düşmanların, beni İsrail'e haksızlık eden azılı hükümetin sahibi olan kimselerin oturduğu şehirdi. "Eriha şehri" idi.

Bir rivayete göre de bu karyede, bu şehirde oturan insanlar Âd kavminin bâkiyesi imişler. Kalıntıları, torunları imişler. Allah'ın kahrına, gazabına uğrayan, "Semûd kavmi" var, "Âd kavmi" var. Hud aleyhisselam'ın peygamber gönderildiği kavim, "Âd kavmi." Onların kalıntıları "Âmalika" denilen milletten kalıntılar imiş ve o zaman bu ilde onlar oturuyorlarmış.

Tabi maksat onların oturduğu o şehirse o zaman kendisine; "Bu şehre girin." diye emredilen "Yuşa hazretleri, Yuşa b. Nun hazretleridir." diyor kaynaklar. Biliyorsunuz Yuşa aleyhisselam'ın Beykoz'da makamı var. Yuşa aleyhisselam'ın olduğu söylenen Yuşa tepesi var. Orada cami var. Manzaralı güzel bir yer. Çok büyük bir ziyaretgâh var, çok büyük bir kabir görüntüsünde. Hakikaten Yuşa aleyhisselam nerede medfun; orada mı başka yerde mi? Rivayetler çeşitli ama "Yuşa aleyhisselam bilinsin." diye söylüyorum. Bu söz Yuşa aleyhisselam'a söylenmiştir.

Yahudi tarihinden bilindiğine göre,Eriha şehrini Musa aleyhisselam'ın vefatından sonra onun ümmetinden olan Yuşa aleyhisselam fethetmiş. Çünkü Musa aleyhisselam'ın kavmi, yahudi kavmi Tîh çölünde -geçen hafta söylemiştim- bu Sina Yarımadası'nda Kudüs'le Mısır arasındaki çölde kırk sene gezdiler, şehre giremediler. Musa aleyhisselam orada vefat etti. "Bu Eriha şehrine; 'Girin şuraya!' diye Allah'ın emri üzerine, Yuşa aleyhisselam fethetti." deniliyor.

Eğer "Bu şehre girin, bu yerleşim yerine girin." den maksat Kudüs-ü şerîf ise, Eriha değil de Beytü'l Makdis, Kudüs şehri ise, o zaman kendisine söz söylenilen kişi olan Musa aleyhisselam'a hitap ediliyor. Musa aleyhisselam kırk yıl orada gezmelerinden sonra çölden çıkınca; "Oraya girin." diye Beytü'l Makdis'e girişlerini anlatan âyet-i kerîme olmuş olur.

"Oraya girin."

Eriha'ysa Eriha, Kudüs'se Kudüs'e. Kur-an'ı Kerim'de ismi zikredilmediği için şehrin hangisi olduğunu şu anda bilecek, ayıracak durumda değiliz. Hangi şehirse...

Fe-külû minhâ. "O şehirde yiyin."

Minhâ, min fîhâ mânasına.

Haysü şi'tüm. "Ne zaman isterseniz."

Haysü, mekan da gösterir, zaman da gösterir.

"Ne zaman isterseniz bol bol yiyin." Veyahut "Neresinde isterseniz bol bol yiyin." diye kendilerine işaret olunmuş ilâhî ikram olmuş. Bir ferahlık var, bir imkân var, bir rahatlık var.

Ve'dhulü'l-bâbe sücceden. "Ama bu şehrin kapısına geldiğiniz zaman o kapıda secde ederek girin."

Hani Fatih Sultan Muhammed Han İstanbul'u fethedince, şükür secdesine kapanmış:

"Yâ Rabbi! Çok şükür, bana peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in methettiği komutan olmayı nasip ettin, bu şehri fethetmeyi nasip ettin, o şerefi verdin." diye yere inmiş, secde eylemiş.

Tabi bu, Cenâb-ı Hakk'a şükür sadedinde secde etmek, mü'min insanların şânıdır, şiarıdır. Allahu Teâlâ hazretlerine sücceden, "sacidler olarak" demek. İsm-i fâilin çoğuludur. "Secde ediciler olarak girin. Şükrederek, secde ederek, Allah'a tevazu göstererek tevazu ile eğilerek girin." diye buyurmuş Cenâb-ı Hak.

Ama burada secdeden maksat "Eğilerek giriniz." demek. "'Doğrudan doğruya secde edin.' mânasına değildir." diye söyleyen müfessirler var. Ayrıca bir de ve kûlû hıttatun, "Hıtta deyiniz."

Hıttatün.

Bunun izahında müfessirler diyorlar ki; "Bu Arapçada hatta; hat noktasız ha harfi ve tı harfi şeddeli olarak 'koymak, bırakmak' demek." Hutta annâ hatâyânâ mânasına hıttaten.

Şöyle:

"Yâ Rabbi! Günahlarımızı affediver. Bir kenara koyuver, bizleri afv u mağfiret ediver." mânasına. "Tevbe ve istiğfar ederek giriniz." demek.

Mekke-i Mükerreme'nin fethini anlatan surede, Nasr sûresinde;

Bismillâhirrahmânirrahîm

İzâ câe nasru'llâhi ve'l-feth. "Allah'ın yardımı erişip de Mekke'nin fethi müyesser olunca, Mekke'yi fethedince." Ve raeyte'n-nâse yedhulûne fî dîni'llâhi efvâcâ. "İnsanların küme küme İslâm'a gelip girdiğini görünce ey Resûlüm!" Fe-sebbih bi hamdi rabbike ve'stağfirhü. "Rabbine hamd ü senâlar ederek tesbih eyle ve istiğfar eyle."

"Yâ Rabbi! Suçlarımız, eksiklerimiz, kusurlarımız varsa sana layık ameli yapamayız." diye, insan haddini bilecek, ibadetine mağrur olmayacak. Cenâb-ı Hakk'ın lütfunün büyüklüğü karşısında yaptıklarının hiçliğini idrak edecek. İyi bir şey yaparken dahi hatasının olabileceğini daima düşünecek.

Cürmünü mu'terif ol.

Taata mağrur olma.

diyor Osmanlı şairi. İnsan hatasını bilecek. Hatta Peygamber Efendimiz'in tavsiyesi değil mi?

Namazda es-selâmü aleyküm ve rahmetullah, es-selâmu aleyküm ve rahmetullah denildiği halde, namaz kılınmışken namaz gibi güzel bir iş, ibadet yapılmışken bile üç defa estağfurullah denilecek, ondan sonra Allâhümme ente's-selâmü ve minke's-selâm, tebârekte yâ ze'l-celâli ve'l-ikrâm denilecek. Namazdan çıkıyor, suç işlemedi ki suç yok ki niye istiğfar ediliyor?

Evet ibadet edildi, suç işlenmedi ama acaba ibadet Cenâb-ı Hakk'ın şânına uygun yapıldı mı? Aklına hiçbir şey gelmeden Cenâb-ı Hakk'ın divanında durabildin mi? Durduğun divanın azametini idrak edebildin mi? Cenâb-ı Hakk'ın büyüklüğünü anlayabildin mi? Hissedebildin mi? Kendini namaza tam verebildin mi? Tabi insanların çeşitli kusurları vardır. Onun için müslümanlara; namazdan sonra selam verince tevbe ve istiğfar etmeleri tavsiye ediliyor.

Burada da bu emirleri okuyunca buna benzer hususların yahudilere de tavsiye edildiğini seziyoruz. "O şehre girin, yiyin, için ama kapısından başınızı eğerek mütevazı olarak, şükredici olarak geçin, girin ondan sonra da; 'Yâ Rabbi! Bizim günahlarımızı afv u mağfiret eyleyiver, bir kenara koyuver. Yâ Rabbi! Suçumuza, günahımıza, yüzümüzün karasına nazar etme." gibi bir mânaya gelen "Hıttatün deyiniz." diye emrediliyor.

Nasb haliyle okunduğuna dair hıttaten diye de rivayet var. O zaman;

Nağfirleküm hatâyâküm. "Ey yahudiler! İşte bu dediklerimi bu veçhile yaparsanız o zaman biz sizin hatalarını bağışlarız. Çünkü emrimize uygun bir şekilde hareket etmiş olacaksınız." diye Cenâb-ı Hak onlara böyle buyurduğunu tarihte; ve senezîdü'l-muhsinîn. "'İyilere daha da ziyade büyük sevap ve mükâfât vereceğiz.' demiştik." diye bildiriyor.

Biliyorsunuz muhsin, ahsene yuhsinu ihsan if'al bâbından ism-i fâildir.

Ahsene yuhsinü ihsân ne demek?

"Bir şeyi güzel yapmak" demek. Hasüne, yahsünü "güzel olmak, hasen olmak" demek. Ahsene, yuhsinü, "bir şeyi güzel yapmak" demek. İhsan, muhsin. Güzel yapan kimseye de "muhsin" derler.

İbadetin de en güzel yapılması nasıl oluyordu? Hadîs-i şerîflerden hatırlayalım:

el-İhsânü en ta'büda'llâha keenneke terâhü. "İhsan; ibadeti, Allah'ı görüyormuş gibi, O'na o kadar içten yapmaktır."

Fe in lem tekün terâhü fe innehû yerâke. "Çünkü sen onu görmüyorsun ama o seni görüyor."

Huzurdasın; sen O'nu göremezsin. Gözler O'nu idrak edemez ama Allah seni görüyor. Binâenaleyh O'nun gördüğü durumda edebini takınarak güzel hareket etmek lazım. Öyle güzel hareket edebilip de ibadetlerini, kulluğunu Allah'ın kendisini gördüğünü bilerek, hissederek, edeple, huzurda olmanın şuuru içinde yapabiliyorsa o kimse "Muhsin" olmuş oluyor.

Herşeyin muhsini vardır. Her hangi bir işin güzel bir şekilde yapılmasına "ihsan" denir. Onun için Peygamber Efendimiz hadîs-i şerîflerinde şöyle buyurmuş:

"Kurbanı keserken bile kör bıçakla kesmeyin. Hayvanı çeke çeke, sürükleye sürükleye götürmeyin."

Fe-ahsenü'l- kıtlete. "Kurban kesişinizi bile güzel yapın."

Güzel yapınca tabi mükâfât fazla olur. Onun için burada buyurulmuş ki;

Ve senezîdi'l-muhsinîn.

Mükâfât var. Güzel yapmaya teşvik var. "Eğer güzel yaparsanız o zaman daha da büyük mükâfâtlar, sevaplar vereceğiz." mânasına.

Yahut da şöyle izah eden müfessirler olmuş:

"Bu şekilde hareket etmeniz, boynunuzu büküp mütevazı bir şekilde şehre girmeniz; 'Affet yâ Rabbi!' demeniz sebebiyle Allahu Teâlâ hazretleri, kötülük yapmış olanlarınıza tevbe nasip edecek ama kötülük yapmamış, iyilik yapmış, kulluğunu güzel yapmış olanlara da daha büyük mükâfât verilecek." diye izah etmişler.

Kavmi ayırmışlar. Kötü olanları böyle yaptıkları zaman tevbesi kabul olacak, mağfiret olunacaklar. Kötülük yapmayıp anlayışlı, güzel kulluk yapmış olanlar da tabi ötekilerden daha büyük mükâfât alacaklar. "Çünkü hiç ayakları sürçmedi, şaşırmadılar." demek oluyor.

Ama böyle olmamış: (59. âyet-i kerîme)

Fe-beddele'llezîne zalemû. "Bu günah işleyenler, zulmedenler sözü değiştirmişler." Kavlen gayre'llezî kîle lehüm. "'Hıttatün deyin.' sözünü değiştirmişler."

Tevbe ve istiğfar etmek sözü yerine alay etmek mânasına sözler söylemişler. Buğday mânasına hıntatün demişler. Hıttatün diyecekleri yerde "kırmızı buğday" mânasına gelecek sözü söylemişler. Peygamberlerin sözüyle alay etmişler. Zalimler sözü dinliyor gibi yapıp alaylı bir şekil almışlar, tavır takınmışlar. Yahut "Kendilerine emredilenleri tutmamışlar, emrin hilafına hareket etmişler." mânasına.

Öyle mütevazı girmediler. Rivayete göre bazıları inadından "Eğilip girin." sözü yerine, sırt üstü kaba etleri üzerine oturup, buğday buğday diyerek girmişler. Peygamberlerin kendisine söylediği sözlerle alay ediyorlar.

Onun üzerine;

Fe-enzelnâ ale'llezîne zalemû. "Zulmedenlerin üzerine biz indirdik." Riczen. "Azap." Mine's-semâi. "Semadan bir azap indirdik." Bimâ kânû yefsükûn. "Fasık olduklarından, fıska saptıklarından, fısk u fücûr durumu takındıklarından, Allah'ın emrinden dışarı çıktıklarından dolayı..."

Biliyorsunuz zaleme, zulmetmek; "illa birisinin gırtlağına çöküp onu bastırmak, onu ezalandırmak, sadistlik yapmak, zulüm yapmak demek" değil. Günah işlemek durumunda olan kimseye de; "Nefsine zulmetmiştir." derler. Adam kendi başına, hiç kimseye zararı yok, akşamleyin masasına kuruluyor, kafayı çekiyor, içki içiyor. O da zulmediyor, kendine zulmediyor. Evet bir başkasının gırtlağına çökmüyor ama netice itibariyle Allah'ın emrini tutmadığından, günah işlediğinden kendisini tehlikeye soktuğundan ona da "zalim" derler.

Buradaki zalim sözü; ellezîne zalemû "zulmedenler, günah işleyenler" mânasına da gelir. "Haksızlık yapanlar, sadistlik yapanlar" ayrıca "gaddarlık yapanlar" mânasına da gelir. Cenâb-ı Hak bunlara semadan azap indirmiş.

Semadan indirilen azabın ne olduğu, çeşitli rivayetlerde belirtiliyor. Allah taun hastalığı indirmiş. "Taun bir çeşit vebadır." deniliyor. Ve o anda yetmiş bin kişi helak olmuşlar yahut başka rakamlar, rivayetler söyleniyor.

Demek ki salgın hastalıklar, zelzeleler, rüzgarlar, âfetler, felaketler kavimlerin zalimliklerinden, günahkarlıklarından, Allah'ın emrini tutmamasından dolayı Allah tarafından gönderiliyor. Bunları böyle anlamak lazım. Kuraklık, sel felaketi veyahut zelzele felaketi veyahut daha başka salgın bir hastalık...

Cenâb-ı Hak kullarının âsi olanlarını, söz dinlemeyenleri dünyada da cezalandırıyor. Âhiretteki cezaları da bâki kalmak üzere, hesapları tam kesilmemek üzere dünyada da âhirette de ettiklerinin cezasını veriyor.

Böylece yahudilere tarihi bir olay hatırlatılmış oluyor. Onların bu sözü dinlemeyince azaba uğradıkları hatırlatılmış oluyor. Cenâb-ı Hak onlara afv u mağfiret edeceğini söylediği halde, aksini yapınca cezaya, belaya çarptırıldığı anlatılıyor. Bu da yine daha önceki âyet-i kerîmelerin siyakı içinde, akışı içinde onlara bir ihtar.

"Bakın, iyi kul olursanız mükâfât alırsınız ama kötülük yaparsanız mazide ecdadınız böyle cezalara çarpıldığı gibi siz de çarpılırsınız. Bu peygamberlerin işini ciddiye almak lazım; peygamberlere karşı gelmek olmaz, sözünün aksini yapmak olmaz. Onların azap gördüğünü tarih kitaplarınızda okuyorsunuz ya, o zaman öyle şeyler şimdi de sizin başınıza gelir." gibi, "Anlasınlar." diye, Rabbimiz Kur'ân ı Kerîm'de bunları hatırlatıyor.

60. âyet-i kerîmeye gelelim. Cenâb-ı Mevlâ onlara bir başka nimetini hatırlatıyor:

Ve izi'steskâ Mûsâ li kavmihî fe-kul nadrib bi asâke'l-hacer fe'nfeceret minhü'snetâ aşrete aynâ. Kad alime küllü ünâsin meşrebehüm külû ve'şrebû min rızkı'llâhi ve la ta'sev fi'l-ardı müfsidîn. Sadakallahülazim.

Yine hatırlatılan tarihi olaylardan bir yenisi, sekizincisi:

Hani ve izi, iz "Hani hatırla, hatırlayın ki hatırınıza gelsin ki." İsteskâ Mûsâ li kavmihî. "Musa, 'Kavminin ihtiyacı görülsün.' diye, kavmi için su verilmesini istemişti."

İstiskâ, yesteskî. İstiskâ, sakâ kökünden sekıye, "sulamak" kökünden istif'al bâbı; "sulanmayı talep etmek" demek olur. Musa aleyhisselam Rabbinden su verilmesini, kavmi için su gönderilmesini talep etti. Bu Tîh çölünde kırk sene kaldıkları zaman menn ve selvâ ile bıldırcın etiyle, kudret helvasıyla beslendikleri, üzerlerine bulutların gölge yaptığı korundukları zamanda...

Çölde bir şey yok. Tabi susuzluk da çekince Musa aleyhisselam Cenâb-ı Hakk'a tazarrû ve niyaz eyledi. Cenâb-ı Hakk'ın peygamberlerinden; sevdiğimiz, hürmet ettiğimiz mübarek bir peygamber;

"Yâ Rabbi! Kavmim susuz kaldı, su ihsan eyle." diye dua edince demek ki;

Fe-kulnâ. "Ben azimüşşan buyurdum ki." diyor, Cenâb-ı hak, "Biz buyurduk ki:"

İdrib bi asâke'l-hacer.

Kelimeleri kesik okuyunca hemze-i vasılları ayrı okuyorum ama devam edilince; ve izi'steskâ Mûsâ li kavmihî fe-kul nadrib bi asâke'l-hacer, diye vurulacak.

O zaman Cenâb-ı Hak ne buyurmuş? Musa aleyhisselam su isteyince; "Yâ Rabbi! Kavmim susuz kaldı, su ihsan eyle." deyince, Allahu Teâlâ hazretleri; "Elinde ki âsayı şu taşa vur!" buyuruyor.

Hacer kelimesi elif lam'lı geliyor. el-Hacer.

İdrib. "Vur." Bi asâke. "Elindeki şu âsan ile vur." el-Hacer. "Taşa vur."

Burada elif lam'lı geliyor. Bu elif lam'dan dolayı bazı müfessirler, o taşın belirli bir taş olduğunu söylemiş. Bu taşın Âdem aleyhisselam ile cennetten geldiği, peygamberlerden peygamberlere intikal ettiği, ondan sonra da Şuayb aleyhisselam'dan Musa aleyhisselam'a geldiği eski rivayetlerde geçiyor. Bunu bir örtü içerisinde sakladığı ve yanında bulundurduğu rivayet ediliyor. Böyle bir mübarek taş. Dört köşe.

Fe'nfeceret minhü'snetâ aşrete aynâ. "Âsasıyla o taşa vurunca, ondan on iki tane pınar, göze, çeşme akmaya başladı, fışkırdı."

İnficar, "yarılıp fışkırmak" mânasına. "On iki tane pınar fışkırdı."

Bir rivayete göre böyle imiş. Başka rivayetler de var. Bu taşın gözenekli bir hafif taş olduğu, âsa ile vurunca su çıktığı, tekrar âsa ile vurulunca suyun kesildiği ve kuru vaziyette örtüsünün katlandığı, ne zaman su ihtiyacı olursa vurulduğu rivayetleri var.

Bir de buradaki el hacer cins içindir. "Bir taşa vur." Hangi taş olursa olsun, yanında gezdirdiği taş olmasa bile -bu rivayet değil de işin aslı başka olsa bile- "Bir taşa vur." deyince o taştan on iki tane pınar fışkırdı. "Belki oradaki taşlardan birisidir." diye de rivayet ediliyor.

Taşa vurunca oradan su çıkması mühim.

Bu nedir?

Bir mucizedir. Cenâb-ı Hak taştan suyu çıkardı. Tabi o eğer kayada çölün bir yerinde bulunan bir kayada ise vurulunca o âsanın mucizevî hâli dolayısıyla çatlayıp aralarından suların çıkması daha tabiî, herkesin anlayabileceği bir şey. Öteki türlü yanında gezdirilen bir taş, oradan su çıksa her on iki çeşmeden her kavim, her kabile; israiloğullarının kabileleri hepsi içiyorlar ama su bitmiyor ve ihtiyaçlarını görüyorlar. O da bir mucize; o da olabilir, ötekisi de olabilir.

Cenâb-ı Hakk'ın kudreti her şeye kâdir. Çünkü Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'den de kavmi, ashâbı kirâm rıdvanullahi aleyhim ecmaîn hazretleri; ihtiyacı olunca, susuzluktan kıvranınca, Peygamber Efendimiz parmaklarını su kasesinin içine koydu. Herkes istediği kadar suyu aldı. Nice nice insan suya kandı, hayvanlarını suladı, abdestlerini aldılar, ihtiyaçlarını gördüler. Cenâb-ı Hakk'ın, Rasulullah Efendimiz'in parmakları arasından herkesin ihtiyacına bol bol yetecek kadar su gönderme mucizesini Peygamber Efendimiz'den de biliyoruz.

Öyle veya böyle hepsi, Cenâb-ı Hakk'ın olağanüstü kudretinin, olağan dışı işleri de yapmasının bir belgesidir.Âmennâ ve saddaknâ. Cenâb-ı Hak dilerse her şeyi yapar.

Ve hüve alâ külli şey'in kadîr. Ölüyü diriltir, diriyi öldürür; "Her şeye kâdirdir."

Biz bunu biliyoruz, inanıyoruz. Musa aleyhisselam'a da bunun olağanüstü olarak verildiği burada belirtiliyor.

Sonra onlara denildi ki;

Külû ve'şrebû min rızkı'llâh. "Allah'ın rızkından size rızk olarak verdiği şeylerden yiyiniz, içiniz."

"Yiyiniz" dedikleri neler?

Menn ve selvâ. "Bıldırcın eti ve kudret helvası."

Daha önceki hafta, o çölde onların kendilerine nasıl geldiğini anlatmıştım; bu da âsay-ı Musa'dan vurunca, onun bereketiyle... Ama bu âsanın "peygamber asası" olduğu da muhakkak. Çünkü Firavun'un sihirbazlarının bütün sihirlerini yutmuş; olağanüstü bir kudreti olduğu muhakkak. Denize vurulduğu zaman deniz ikiye yarılmış. Uzun bir âsa olduğu söyleniyor. Kaç arşın olduğuna dair rivayetler var. "Ucunun iki çatal olduğu şekli" rivayetler arasında zikrediliyor.

Cenâb-ı Hak, peygamberleri eliyle peygamberlerinin yanında onlara bu olağanüstü mucizeleri göstermiş. Bir lütuf olarak; "Allah'ın rızkından yiyiniz, içiniz." buyurmuş.

Ve lâ te'sev fi'l-ardı müfsidîn. "Müfsitler olarak, müfsitler hâlinde yeryüzünde bozgunculuk çıkarmayın."

"İsyan, âsilik, bozgunculuk çıkarmayın." diye Cenâb-ı Hak onlara emreylemiş. "Allah'ın emirlerinden başkaldırıp, ihtida edip, haddi tecavüz eyleyip, böyle müfsitlikler yapmayın, müfsit hainler olmayın." diye Allahu Teâlâ hazretleri onlara emretmiş.

Ondan sonraki 61. âyet-i kerîme, sayfanın yarısından sonuna kadar. 61. âyet-i kerîme, uzun bir âyet-i kerîme. Böylece bu âyet-i kerîmelerle nimetlerini anlatmaya devam ediyor. Bütün bunların hepsinden bir zamanlar kendisine ikram edilen bir kavmin doğru yola gelmesi için ikazlar, tavsiyeler, hatırlatmalar var.

Bizim buradan ne ders çıkarmamız lazım?

Bir zamanlar Allahu Teâlâ hazretlerinin kendilerine lütf u ihsan ettiği insanlar, aynı insan, aynı kavimler sonra bir zaman gelir söz dinlemezlerse gözden düşebilirler. Gözden düşünce, âsi olunca cezayı çekerler. İtaat edince, muhsin olunca mükâfâtları artar, işleri emredildiği şekilde yapmadıkları zaman da cezaya uğrarlar. Bu kural herkes için geçerli.

Bizim için de geçerli. Biz de Allah'ın kullarıyız, elhamdülillah. Allah'ın hak dinine salikiz, doğru yol üzerindeyiz, İslâm dini üzeriyiz. Cenâb-ı Hakk'ın kelâm-ı kadîmi hiç bozulmadan muhafaza edilerek elimize gelmiş. İşte o âyetlerini okuyoruz. İşte ne kadar güzel ciltlerle izahlar var. Tefsir kitapları var. Bunları tatlı tatlı okuyup öğrenmek lazım.

Keşke bütün radyo programlarımız, keşke bütün televizyon programlarımız, yayınlarımız hep Allah'ın kelamı, Resûlullah'ın hadislerini anlatmak olsa. Bunları hep öğrensek. Çünkü bunlar her şeyin başı. Bunları öğrenip onlardan ibret alacağız, o emirleri tutacağız. Emir tutmayınca biz de gözden düşebiliriz.

Çünkü peygamber Efendimiz kendi kızı Fâtımatü'z-Zehra'ya dahi ihtar eyledi.

"Senin babanın peygamber olması, sana fayda vermez. Aman evladım! Sırf benim hatırım için sen kurtulmazsın. İyi bir müslüman olmaya dikkat et, ibadetlerini yapmaya dikkat et." buyurdu.

Kızına tavsiye ederken bile çok severdi. Kızı geldiği zaman ayağa kalkardı, alnından öperdi. Sevgi, saygı gösterirdi, yakınlık gösterirdi ama işin ciddiyetini de bir taraftan söylüyor.

Biz de işin vehavetini ve ciddiyetini anlamalıyız. Allah'ın dini, çok ciddi bir yol ve bu emirleri tutmak çok önemli. Bu emirler dinlenmediği zaman, hem dünyada hem âhirette felaketlerin geldiği eski ümmetlerin başına gelen olaylardan anlaşılıyor. Cenâb-ı Hak bizi Allah'a âsi olmaktan korusun, tevfîkini bizlere refik eylesin, şeytana uydurmasın.

Şeytanın hileleri, oyunları çoktur. Şeytan çok usta bir aldatıcıdır. Hz. Âdem atamız zamanından beri bu faaliyetlerini yaptığına göre insanlığın tarihi kadar eski bir aldatma tecrübesi vardır. Zavallı, tecrübesiz müslümanları kolayca aldatabilir.

Onun için şeytanın şerrinden Allah'a sığınmak lazım. Herkese işi tatlı gösterir, günahı hoş gösterir, aldatabilir. Şimdi bizim zamanımızın insanlarına da onların damarlarına uygun yerlerden girer. Der ki:

"Yahu, bırakın bu eski efsaneleri!"

Çünkü bu Kur'ân-ı Kerîm âyetlerine "efsane" demek müşriklerin eski âdeti. "Bırakın bu hurefatı, efsaneleri; hangi çağda yaşıyoruz yahu?" dedirtir.

Amerika'da bir Amerikalı müslüman olmuş. Hem güleceğim geldi, hem üzüldüm. Adamcağız müslüman olunca yeni bir heyecanla, telefon rehberini açmış, İslâm isimlerine bakmış. Muhammed, Ahmed, Hasan... Sıradan bir ismin numarasını çevirmiş. Karşısına birisi çıkmış:

"Buyurun, ne istiyorsunuz?" demiş, İngilizce olarak.

O da demiş ki;

"Ben yeni müslüman oldum. Bir Amerikalıyım. Rehberden isminizi buldum, tanışmak istedim. Yani bir arkadaşım olsun; bir müslüman arkadaşım... Tabi sizin İslâmî tecrübeniz de fazladır. Onun için telefon açtım." deyince, karşı taraftaki bizim adı müslüman, içi kâfir adam -demek ki- demiş ki;

"Yahu kardeşim, hangi yüzyılda yaşıyoruz?"

Yirminci yüzyılda yaşıyoruz! Amerikalı senden daha da ileri. Amerikalı bilgisi de görgüsü de senden fazla. Yirminci yüzyılda yaşıyoruz, ne var?

"Hangi çağda yaşıyoruz?"

"Bu çağda müslüman olunmaz, dindar olunmaz!" demek istiyor. Böyle düşünenler gelsinler Avrupa'yı, Amerika'yı, Avustralyayı görsünler.

Ben size bir hatıramı anlatayım:

Seyahatlerim esnasında bir yerde konakladık. Geceleyin otelde kaldık. Sabahleyin kahvaltı için baktık, kenarda bir levha var. Ormanın kenarında bir gezme yeri varmış. Bir gezinti, sayfiye yeri... Orada masalar varmış, ocaklar varmış, kebap yapma imkânı varmış, her türlü teşkilat varmış. "Ormanın kenarıdır, güzeldir. Gidelim, kahvaltıyı şurada yapalım." dedik. Önceden keşif için arabaya atladık. O yeri arıyoruz, bakalım güzel mi? Kahvaltıyı orada yapalım. Hanımları, çocukları da çağıracağız. Oradaki hazır masalarda kır sefası, mesire yeri. "Piknik" diyorlar ya ben onu demiyorum tabi. Türkçe söz bulmaya çalışıyorum. O yeri aramaya başladık, bulamadık.

Levhada gösterilen yere biraz ilerleyip öyle sapmışız, geçmişiz biraz. Bulamadık. Yolda baktık, idman kıyafetleri giymiş bir kadın "eşofman" dedikleri o bileklerine kadar uzun, üst tarafı da kolları uzun giyimli bir kadın. Sabah vakti. Biz sabah namazını kıldık, öyle çıktık aramaya. Baktık kadın koşturuyor, idman yapıyor. Sizin "spor" dediğiniz şey. Ben demiyorum. İdman için koşuyor; "Sıhhati gelişsin, ayakları gelişsin, ciğerleri gelişsin." diye...

Biz arabayla -ürkütmeden, korkutmadan- yanına kadar yanaştık. Çünkü ormanın yolunda koşuyor. Emniyetli yer. Bizim Türkiye'de böyle koşan bir insanın yanına bir araba yanaşsa kadın ürker. O durdu. Bizim arkadaş en güzel kibar İngilizcisiyle selam verdi. Hayırlı sabahlar diledi. Ondan sonra;

"Burada ormanın bir kenarında güzel bir mesire yeri varmış, kır safası yapılacak yer varmış. Onu bulamadık, nerede?" dedi. O da durdu. Çok efendi bir hanımefendi, kibar bir hanımefendi, ciddi bir hanımefendi; ürkmedi de, korkmadı da... Hiç endişe etmedi. "Yanlış gelmişsiniz, bir önceki yerden sapacaktınız. Şöyle gidecektiniz." diye, anlattı.

Ama ben o arada baktım. Burası en mühim noktası. Avustralyalı kadın, hem de böyle idman yapan çağdaş bir kadın, bizim gibi, bir de baktım ki elinde bir hıristiyan tespihi. Bizim tespihler gibi boncuk boncuk ama durakları bizimkiler gibi otuz üçlü değil. Elinde tesbih sabahleyin koştururken, kendi dininden tesbih çekiyor, aziz ve muhterem kardeşlerim!

Bizimkiler Batı'yı hiç tanımıyorlar. Batı medeniyetini hiç anlamamışlar. Yamyamlık, barbarlık ediyorlar. Dinin, imanın karşısına çıkanlar çağdaş dünyayı hiç tanımıyorlar. Ve insan haklarını çiğniyorlar, din ve vicdan hürriyetini çiğniyorlar. Buradaki insanlar çok dindar. Çok şeyler anlatabilirim.

Bir tane daha anlatacağım.Belki zaman geçiyor ama bunlar, okuduğum âyetler kadar tesir edecek bilgiler. Burada araba sürerken suç işledi mi ceza yazıyorlar. "Cezayı ödeyemeyeceğim." dediği zaman çeşitli seçenekleri var. "Madem para veremiyorsun o halde gel bir işte şu kadar çalış." Ya da "şu kadar gün hapis." Mesela bir gün hapis, üç yüz dolar yerine geçiyormuş. Böyle rakamlar var.

Bizimkilerden bir tanesinin araba sürmede işlediği suçun cezasını ödeyecek parası yokmuş, hapse girmiş. Bugün arkadaş anlatıyor da güldük. Belki duyunca siz de güleceksiniz. Hapse girmiş. Orada hapistekilere dayatmış; "Ben müslümanım. Sizin bu domuz etli yemeklerinizi yiyemem. Bana helal gıda getirin." demiş.

Bunu bana anlatan arkadaş kasaplık yapıyor, helal et satıyor. Hapishanenin sorumluları onu aramışlar, bulmuşlar. Gelmişler o mahkûm için helal et almışlar. İşte Batı, gerçek çehresiyle bu. Diyebilirim ki her sokağın köşesinde, kilisenin bir binası var. Bir kilise var, bir kilise okulu var. Hepsi bizden kat kat daha dindar; bizim ilericilerden, gazetecilerden, hepsinden... Her çeşit insan var. Son derece dindar.

Bir teknik üniversite hocası İngiltere'de ihtisas yapmaya gidip dönmüş ve ben hatırlıyorum "küçükken İngilizlerin çoğu ateist" diyordu. "Yanlış" diyor. Yanlış görmüş, yanlış duymuş. Ben katılmıyorum. Benim gördüğüm bir taraftan dünyevi keyiflerini, zevklerini yapıyorlar ama dindarlık var gücüyle canlı olarak hâlâ devam ediyor.

Sabah idmanını yaparken elinde tesbih, kadının saçları da aktı. Herhalde yaşı ellinin üzerindeydi. Bir taraftan tesbih çekiyor bir taraftan idman yapıyor. Uyansın bizim zavallılar, dünyayı tanısınlar. Öteki zavallı müslüman kardeşlerimize zulüm ve baskı yapmasınlar.

es-Seâamü aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtüh!

Allah'ın rahmeti bereketi üzerinize olsun.

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
001.Kur an-ı Kerim in Faziletleri
19.09.202434 dk 51 sn
002.Kur an-ı Kerim Tefsirine Giriş
26.09.202450 dk 30 sn
003.Besmele Hakkında
03.10.202450 dk 39 sn
004.Euzü Besmele
10.10.202428 dk 36 sn
005.Fatiha (1 - 2) Hamd ve Senâ
17.10.202450 dk 54 sn
006.Fatiha (3) Allah Rahmân ve Rahîm dir
24.10.202440 dk 4 sn
007.Fatiha (4) Hesap ve Cezâ Gününün Sahibi
31.10.202445 dk 20 sn
008.Fatiha (5 - 7) Kulun Rabbinden İstedikleri
07.11.202453 dk 17 sn
009.Bakara Suresine Giriş
14.11.202431 dk 25 sn
010.Bakara (1) Hurûf-u Mukattaa
21.11.202430 dk 37 sn
011.Bakara (2) Kur an-ı Kerim Hidâyettir
28.11.202450 dk 59 sn
012.Bakara (3) Müttakîlerin Vasıfları
05.12.202448 dk 35 sn
013.Bakara (4 - 5) Ehl-i Kitaptan Müslüman Olanlar
12.12.202445 dk 56 sn
014.Bakara (6 - 7) Bile Bile Hakkı İnkâr Edenlerin Durumu
12.06.202546 dk 23 sn
015.Bakara (8 - 10) Münafıkların Halleri
19.06.202533 dk 34 sn
016.Bakara (11 - 13) Münafıkların Fesad Çıkartmaları
03.07.202550 dk 9 sn
017.Bakara (14 - 22) Münafıkların Şaşkınlıkları
10.07.202549 dk 5 sn
018.Bakara (23 - 24) Kur’an-ı Kerim’in Emsalsiz Oluşu
17.07.202557 dk 3 sn
019.Bakara (25) İman Eden ve Salih Amel İşleyenler
24.07.202539 dk 38 sn
020.Bakara (26 - 27) Kur’an-ı Kerim’deki Misaller
31.07.202556 dk 17 sn
021.Bakara (28 - 29) Allah’ı Nasıl İnkâr Edersiniz?
14.08.202546 dk 3 sn
022.Bakara (30) İnsanın Yaratılması ve Melekler
21.08.202546 dk 16 sn
023.Bakara (31 - 33) Adem As’ın Meleklerden Üstün Kılınması
28.08.202536 dk 57 sn
024.Bakara (34) Şeytanın Hz. Adem’e Secde Etmemesi
04.09.202528 dk 18 sn
025.Bakara (35 - 36) Adem As’ın Cennete Girmesi ve Çıkması
11.09.202535 dk 13 sn
026.Bakara (37 - 39) Hz. Adem’in Tevbesinin Kabul Edilmesi
25.09.202532 dk 14 sn
027.Bakara (40 - 43) Ey İsrâiloğulları
24.11.202251 dk 27 sn
028.Bakara (44 - 46) Bildiği ile Amel Etmemek
02.10.202552 dk 39 sn
029.Bakara (47 - 48) Öyle Bir Günden Sakının Ki...
09.10.202541 dk
030.Bakara (49 - 50) İsrâiloğulları’nın Firavun’un Zulmünden Kurtarılması
16.10.202549 dk 12 sn
031.Bakara (51 - 54) Tur-u Sinâ’da Mûsâ As’a Kitap Verilmesi
23.10.202558 dk 47 sn
032.Bakara (55 - 57) İsrâiloğulları’nın “Allah’ı Görmedikçe İnanmayız!” Demeleri...
30.10.202550 dk 40 sn
034.Bakara (61) İsrailoğulları’nın Çeşitli Yiyecekler İstemeleri
13.11.202542 dk 15 sn
035.Bakara (62) İman Edenlere Mükafatlar
20.11.202555 dk 6 sn
036.Bakara (63 - 66) Allah’a Karşı Gelmekten Sakının!
27.11.202545 dk 16 sn
037.Bakara (67 - 73) İsrâiloğulları’na Bir Sığır Kesmelerinin Emredilmesi
04.12.202545 dk 2 sn
038.Bakara (74 - 77) İsrailoğulları’nın Kalplerinin Taştan Katı Olması
24.02.202348 dk 36 sn
039.Bakara (78 - 82) Tevrat’ı Değiştirenlere Veyl Olsun!
11.12.202546 dk 28 sn
040.Bakara (83) İsrâiloğulları’na Verilen Görevler
18.12.202555 dk 40 sn
041.Bakara (84 - 86) Kitabın Bir Kısmına İnanmıyor Musunuz?
01.01.202638 dk 58 sn
042.Bakara (87 - 88) Yahudilerin Peygamberlere Karşı Gelmeleri
08.01.202640 dk 48 sn
043.Bakara (89) Bekledikleri Peygamberi İnkâr Etmeleri
22.01.202638 dk
044.Bakara (90) Yahudilerin Küfrü Tercih Etmeleri
10.12.201942 dk 19 sn
045.Bakara (91 - 96) Yalnız Bize İndirilene İnanırız Demeleri
29.01.202647 dk 31 sn
046.Bakara (97 - 98) Yahudilerin Cebrâil As’a Düşmanlığı
05.02.202646 dk
047.Bakara (99 - 101) Fâsıklar İman Etmezler
12.02.202633 dk 42 sn
048.Bakara (101 - 103) Yahudilerin Şeytana ve Sihre Uymaları
15.06.202345 dk 45 sn
049.Bakara (104 - 105) Yahudilerin Müslümanlarla Alay Etmeleri
02.04.202643 dk 12 sn
050.Bakara (106 - 107) Bazı Ayetlerin Neshedilmesi
09.04.202644 dk 17 sn
051.Bakara (108) Yahudilerin Peygamber Sas’den İstekleri
16.04.202633 dk 28 sn
052.Bakara (109 - 110) Ehl-i Kitabın Müslümanları Küfre Döndermek İstemesi
23.04.202642 dk 50 sn
053.Bakara (111 - 112) Ancak Mü’minler Cennete Girecek
30.04.202632 dk 33 sn
054.Bakara (113) Yahudilerle Necran Heyetinin Tartışmaları
13.08.202049 dk 48 sn
055.Bakara (114 - 115) Mescidlerde Allah’ın Zikrine Engel Olmak
07.05.202651 dk 9 sn
056.Bakara (116 - 117) Allah’a Oğul İsnad Edenler
14.05.202646 dk 45 sn
057.Bakara (118 - 119) Bilmeyenlerin Allah Bizimle Konuşsa Demeleri
21.05.202640 dk 40 sn
058.Bakara (120 - 121) Yahudiler ve Hristiyanlar Senden Asla Memnun Olmayacaktır
04.06.202646 dk 15 sn
059.Bakara (122 - 123) İsrâiloğulları’na Verilen Nimetler
11.06.202631 dk 33 sn
060.Bakara (124) İbrâhim As’ın İmtihan Edilmesi
17.09.202054 dk 56 sn
061.Bakara (125) Kâbe’nin Şerefi
18.06.202642 dk 42 sn
062.Bakara (126) İbrâhim As’ın Mekke İçin Duası
02.07.202644 dk 40 sn
063.Bakara (127 - 128) İbrâhim As ve İsmâil As’ın Kâbe’yi Yapmaları
09.07.202637 dk 18 sn
064.Bakara (129) Yâ Rabbi, Onlara İçlerinden Bir Peygamber Gönder!
16.07.202646 dk 57 sn
065.Bakara (130 - 132) İbrâhim As’ın Dininden Yüz Çevirenler
23.07.202654 dk 35 sn
066 Bakara (133 - 134) Ya’kub As’ın Oğullarına Vasiyeti
30.07.202635 dk 11 sn
067.Bakara (135) İbrâhim As’ın Dinine Gelin!
06.08.202639 dk 46 sn
068.Bakara (136 - 138) İslâm Bütün İnsanları Kucaklar
07.12.202333 dk 6 sn
069.Bakara (139 - 141) Doğru Yol Rasûlüllah’ın Yolu
13.08.202624 dk 36 sn
070.Bakara (142) Allah Dilediğine Hidayet Eder
20.08.202637 dk 28 sn
071.Bakara (143) Ümmet-i Muhammed’in Şerefi
28.12.202349 dk 58 sn
072.Bakara (144 - 147) Kıblenin Kâbe’ye Çevrilmesi
27.08.202637 dk 42 sn
073.Bakara (148 - 150) Yüzünüzü Mescid-i Haram’a Çevirin!
03.09.202632 dk 40 sn
074.Bakara (151 - 152) Beni Zikredin, Ben de Sizi Zikredeyim!
10.09.202640 dk 37 sn
075.Bakara (153 - 154) Sabır ve Namazla Allah’tan Yardım İsteyin!
17.09.202631 dk 57 sn
076.Bakara (155 - 157) Belâlara Sabretmenin Karşılığı
24.09.202647 dk 46 sn
077.Bakara (158) Safâ ile Merve
01.10.202646 dk 45 sn
078.Bakara (159 - 162) Hakkı Söylememek, Susmak
08.10.202650 dk 6 sn
079.Bakara (163 - 164) Allah’ın Varlığı ve Birliği
15.10.202647 dk 48 sn
080.Bakara (165 - 167) Mü’minlerin Allah Sevgisi
22.10.202645 dk 51 sn
081.Bakara (168 - 171) Şeytanın Peşinden Gitmeyin
29.10.202651 dk 56 sn
082.Bakara (172 - 173) Helâl ve Haram Rızıklar
25.04.202439 dk 50 sn
083.Bakara (174 - 176) Ayetleri Saklayanların Cezası
18.03.202127 dk 25 sn
084.Bakara (177) Asıl İyilik
01.04.202161 dk 39 sn
085.Bakara (178 - 179) Kim Haddi Aşarsa...
16.05.202429 dk
086.Bakara (180 - 182) Vasiyet Etmek
16.05.202437 dk 13 sn
087.Bakara (183 - 184) Orucun Farz Kılınması
23.05.202440 dk 15 sn
088.Bakara (185) Ramazan Orucu
08.04.202150 dk 11 sn
089.Bakara (186) Allah-u Teàlâ Duaları Kabul Eder
20.06.202455 dk 12 sn
090.Bakara (187) Oruçla İlgili Hükümler
27.06.202466 dk 50 sn
091.Bakara (188) Haksızlıkla Başkasının Malını Yemeyin!
04.07.202444 dk 3 sn
092.Bakara (189) Ay’ın Durumları
11.07.202433 dk 41 sn
093.Bakara (190 - 192) Allah Aşırılığa Sapanları Sevmez
03.06.202150 dk 37 sn
094.Bakara (193 - 195) Kendi Ellerinizle Kendinizi Tehlikeye Atmayın
10.12.201955 dk 44 sn
095.Bakara (196) Haccı ve Umreyi Tamamlayın!
06.06.202457 dk 48 sn
096.Bakara (197) Haccın İncelikleri
13.06.202439 dk 8 sn
097.Bakara (198 - 199) Hacda Ticaret ve Zikir
10.12.201944 dk 22 sn
098.Bakara (200 - 202) Dünyada da, Ahirette de İyilik
18.07.202443 dk 23 sn
099.Bakara (204 - 207) Münafıkları İyi Tanıyın!
25.07.202448 dk 21 sn
100.Bakara (208 - 210) Topluca İslâm’a Girin!
01.08.202441 dk 50 sn
101.Bakara (210 - 212) Dünya Hayatı ve Kâfirler
08.08.202445 dk 19 sn
102.Bakara (213) Ümmet-i Muhammed ve Diğer Ümmetler
15.08.202454 dk 4 sn
103.Bakara (214) Belâlar ve Allah’ın Yardımı
22.08.202440 dk 19 sn
104.Bakara (215 - 216) Allah Yolunda Harcamak
29.08.202442 dk 1 sn
105.Bakara (217 - 218) Fitne Katilden Daha Kötüdür
07.07.202233 dk 53 sn
106.Bakara (219-220) İçki ve Kumar
05.09.202432 dk 11 sn
107.Bakara (221) Müşriklerle Evlenmeyin!
12.09.202438 dk 28 sn
108.Bakara (222 - 223)
10.12.201947 dk 5 sn
Ali İmran (92) Furkan (74) İnfak, Gıpta Edilecek Kimseler, Sadaka Vermek
29.05.202514 dk 54 sn
Ali İmran 98 - 101 - Hristiyanların Allahın Ayetlerine Tutumları
01.05.202528 dk 30 sn
Bakara (104) Rahman (1- 4) Kuranı Öğrenmek, Kıymet Bilmek
10.04.202519 dk 2 sn
Bakara (146) Hicr (2 -3) Doğru İnancın Önemi
24.04.202519 dk 44 sn
Hac (73 - 76) Mü’minun (14) İnsanın Yaratılışı Süreci
22.05.202537 dk 38 sn
İnsan (1 - 31) Dünya Sevgisi
15.05.202525 dk 40 sn
Rahman (5 -13) Her Şeyin Dengeli Olması ve Her Varlığın Secde Etmesi
17.04.202525 dk 25 sn
Tekvir (1-14) Kıyamet Günü Alametleri, Mahşer Anı, Pişmanlıklar
05.02.202531 dk 11 sn
AKRA