06.08.1999 - Gaziye Yardımcı Olmak, Müslümana Yardımcı Olmak

06.08.1999 - Gaziye Yardımcı Olmak, Müslümana Yardımcı Olmak
Esselâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh!
Aziz ve sevgili Akradyo dinleyicileri,
Allah'ın selâmı, rahmeti, bereketi üzerinize olsun. Cenâb-ı Hak dünyanın ve âhiretin hayırlarına cümlenizi erdirsin. Gönüllerinizin muratlarını versin, iki cihanda sizleri sevindirsin.
Birbiri ile anlamları yakın olan üç çift hadîs-i şerîf var. Birinci ve ikinci hadîs-i şerîf mücahitlere, gazilere yardım etmekle ilgili. Bu hadîs-i şerîfler mübarek hocamız Ahmed Ziyâeddîn-i Gümüşhânevî hazretlerinin Râmûzü'l-ehâdîs kitabının 406. sayfasında bulunuyor.
Birinci hadîs-i şerîfte Peygamber Efendimiz'in ifadesi şöyle kaydolunmuş
Men ezalle re'se ğâzin ezallehu'llâhu azze ve celle yevme'l-kıyâmeti. Ve men cehheze ğâziyen fî sebîlillâhi hattâ yestekılle bi-cihâzihî kâne lehû misle ecrihî hattâ yemûte ev yerci'a. Ve men benâ lillâhi mesciden yüzkeru fîhî'smullâhi bena'llâhu lehû beyten fi'l-cenneti.
Bu hadîs-i şerîf Hz. Ömer Efendimiz'den rivayet edilmiş. Ahmed b. Hanbel (Hanbelî mezhebinin imamı, büyük hadis alimi, büyük müctehid), Beyhakî, İbn Abdülber gibi kaynaklarda kayıtlı.
Men ezalle re'se ğâzin. "Kim bir gazinin başını gölgelendirirse." Ezallehu'llâhu azze ve celle yevme'l-kıyâmeti. "Kıyamet gününde pek aziz ve pek celil olan Allah da onu gölgelendirir."
Gâzî, gaza eden mânasına geliyor. Gazâ-yağzû-gazâen fiilinden ism-i fâil oluyor. Kural olarak re'se ğâziyyin demesi lazım ama demek ki dil bakımından zor olduğundan ye harfi düşüyor, ğâzin oluyor.
Bir gazinin başı nasıl gölgelendirilir?
Gazi, cihat yapan insan... Başının gölgelendirilmesi, başına bir örtü, bir siper konması demektir.
O nedir?
Savaşta şemsiye olsa yırtılır. Pamuktan, bezden bir şey olsa, bizim güneşten gölgelenmek için kullandığımız gibi bir şey olsa, dayanıklı olmaz. Şemsiye rüzgârda bile ters dönüyor.
Sanıyorum ki maksat gazinin başına kılıç vs. gelmesin, gelirse de yaralamasın diye miğfer giydirmek demek olmalı. O zaman savaşa giden insanlar mızrak, kılıç, kalkan gibi savaş aletleriyle teçhizatlanıyorlardı.
Baş ve boyun da çok önemli! Onun için başa, başı örten mâdenî bir başlık giyiliyordu, buna "miğfer" deniliyordu. Bunun da kenarlarından omuzlara doğru zincirlerden örülmüş, kıvrılabilen ama kılıç geldiği zaman deriye kılıç darbesini geçirtmeyen bir örgü sarkıyordu. Böylece başına kılıç gelse, başını yaralamıyor; boynuna vursa, boynuna tesir ettirmiyordu.
Herhalde, savaşta mücahidin, gazinin düşman tarafından yaralanmamasını sağlamak demek olacak. Tabii bunlar o zaman ve o diyar için masraflı aletler idi. Lokma bile, karınlarını doyurma imkânını bile zor bulan, örtünmek için bile zorluk çeken, o yoksul ama mânevî bakımdan çok yüksek dereceleri olan mübareklerin kolay bulacağı bir şey değildi.
Tabii zenginlerin destek olması; kılıcını, kalkanını, atı yoksa atını, miğferi yoksa miğferini alıvermesi, zırhı yoksa bir zırh bulması lazım... Bunlar çok kıymetli savaş malzemeleriydi, herkesin eline geçmezdi. Herhalde böyle bir şey olmalı.
"Kim savaş tehlikelerine karşı başı koruyacak bir şeyle, bir gazinin başını gölgelendirirse, Allah da kıyamet gününde onun başını gölgelendirir."
Kıyamet günü güneş insanların başlarına yaklaştırılacak. Tüm insanlar Arasat meydanında dururken, güneş başlarına yaklaştırılacak ve ter içinde kalacaklar, çok sıkıntı çekecekler. İyi insanlara, Allah'ın mübarek, mü'min kullarına verdikleri sadakalar-hayırlar gölge yapacak. Onlar güneşin yakıcı tesirinden korunacaklar. Pek çok iyi ve çok yüksek dereceli insan da Arş-ı Âlâ'nın gölgesinde, nurdan minberlerin üstünde oturacaklar, gölgelenecekler.
Allah bizi Arş-ı Âlâ'nın gölgesinde gölgelenenlerden eylesin diye, yüce Mevlâmız'ın lütfundan, kereminden dileniyoruz.
Hadîs-i şerîfin devamı içinde, karşımıza gelen ikinci cümle;
Ve men cehheze ğâziyen fî sebîlilâh hattâ yestakılle bi-cihâzihî kâne lehû misle ecrihî hattâ yemûte ev yerci'e.
Ve men cehheze ğâziyen. "Kim bir gaziyi teçhizatlandırırsa…" Kılıç, kalkan, mızrak, ok, topuz, gürz neyse; Allah rızası için savaş yapacak bir gaziyi kim böyle cihazlarla cihazlandırırsa…
Hattâ yestakılle bi-cihâzihî. "Bir kişi bütün teçhizatını tam olarak kendisi üstlenirse..." Kâne lehû misle ecrihî. "O gazinin cihada gittiği zaman kazandığı ecrin bir misli de, bu teçhizatı ona veren kimseye verilir." Hattâ yemûte ev yerci'e. "O gazi ölünceye veyahut da sağ kalıp da geriye dönünceye kadar sevabı bu teçhiz edene verilir."
Demek ki cihada kendisi gidemeyen insanlar, cihat edenleri böyle teçhizatlandırırlarsa büyük mükâfâtları onlar da alıyorlar. Çünkü bu da önemli! Savaşta teçhizat üstünlüğü çok önemli! Düşmanı yenebilmek için teçhizatın güzel olmasının büyük tesiri var. İman gücü en önemli ama onun ötesinde kılıç, kalkan vesaire de gerekli.
Asırlar boyu bu cihazlar gelişti. Şimdi elektronik, ilmî, bilimsel buluşların en son sonuçlarına göre cihazlar yapılıyor. Lazer ışınlarıyla gece gören dürbünler, bilgisayarlı savaş cihazları kullanılıyor. En iyi cihazları yapmak müslümanın vazifesi oluyor. Ordusunu en güzel şekilde teçhiz etmek, bir müslüman milletin görevi oluyor. Gücünün yettiğince bütün hazırlıkları yapıp düşmanları korkutacak, caydıracak kuvvetli bir durumda olmak gerekiyor.
Aynı hadîs-i şerîfin üçüncü cümlesi;
Ve men benâ mesciden yüzkeru fîhi'smullâh, bene'llâhu lehû beyten fi'l-cenneti. "Kim ki içinde Allah'ın zikri yapılan bir mescit bina ederse, Allah da ona cennette bir ev, bir köşk bina eder."
Peygamber Efendimiz müjdeliyor. Dileriz ki Cenâb-ı Hak bize cihat etmeyi, Allah yolunda canımızla, malımızla, var gücümüzle güzel güzel hizmetler yapmayı nasip etsin.
Öyle yapmaya fiilen, sıhhî bakımdan veya başka bakımlardan yeteneğimiz olmayabilir, insan mazeretli olabilir; öyle insanları teçhiz etmeyi, güçlendirmeyi ve cihazlandırmayı nasip etsin. O sevapları yine almayı nasip etsin. Her birimize nice nice mescitler yapıp orada güzel güzel ibadetler yapılmasını, böylece bizim de cennette, bir ilâhî lütuf olarak köşke nail olmamızı Allah cümlemize nasip eylesin.
Burada; mesciden yüzkeru fîhi'smullâh "İçinde Allah'ın ismi zikredilen mescit yapan." deniliyor, bu önemli! Allahu Teâlâ hazretlerinin ismi anılacak, namaz kılınacak, zikir yapılacak, ilim öğretilecek; zikrin çeşitleri içine giren her şeyin yapılması önemli.
Allahu Teâlâ hazretleri bizi böyle hayırlara muvaffak eylesin.
İkinci hadîs-i şerîf:
Men e'âne mücâhiden fî sebîlillâh ev ğârimen fî usratihî ev mükâteben fî rakabetihî, ezallehu'llâhu fî zıllihî yevme lâ zılle illâ zıllüh.
Ahmed b. Hanbel'de, İbn Abdülber'de, Beyhakî'de, Abd b. Humeyd'de Sehl b. Cübeyr radıyallahu anh tarafından rivayet edilmiş bir hadîs-i şerîf.
Men e'âne mücâhiden fî sebîlillâh. "Her kim ki Allah yolunda cihat eden bir kişiye yardımcı olursa…"
O yardımın nasıl olacağını birinci hadîs-i şerîften biraz anlamış olduk. O yardım, onu teçhizatlandırmak (atlandırmak, silahlandırmak...) şeklinde de; başka hadîs-i şerîflerden biliyoruz ki geride kalan ailesine, çoluk çocuğuna yardımcı olmak şeklinde de olabilir. Çünkü adam Allah yolunda cihada gidiyor, ailesi çoluk çocuğu hâmîsiz kalıyor. Onlara bakıveren, onları himaye eden de bir çeşit yardım etmiş olur.
Bu hadîs-i şerîfte üç kişi sayıyor. "Kim bir mücahide yardım ederse, Allah'ın gölgesinden başka gölgenin olmadığı kıyamet gününde Allah'ın gölgesinde Allah tarafından gölgelendirilir."
Sonuç bu!
Bir mücahide yardımcı olmak; silah, cephane, binek, para yardımı yapmak şeklinde ya da ailesine, çoluk çocuğuna yardım etmek şeklinde de olabilir.
Ev ğârimen fî usratihî. "Borca batmış bir insana, borç sıkıntısı içindeki kimseye, borçluya kim yardımcı olursa…"
Bazen insanlar çeşitli sebeplerle borçlanıyorlar. İyi insan, temiz bir müslüman borçlanıyor. O zaman borçluya yardım etmek, sıkışık zamanında onun imdadına yetişmek, borç veya hayır vermek, "Borçlu borcunu ödeyebilsin." diye hayrını ona yapmak, yardımcı olmak da gölgelenmeye sebep oluyor.
Ev mükâteben fî rakabetihî.
Sanat, meslek sahibi, kabiliyetli köle efendisine derdi ki: O zaman savaşlarda vs. alınmış köleler vardı.
"Ben paramı kendim ödeyeceğim. Yazışalım, borcum belli olsun, ben sana bir köle parası sağlayacağım, ödeyeceğim. Kölelikten kurtulmak istiyorum."
Böyle bir kimseye "mükâtep" denilirdi. Kölelikten, esirlikten kurtulmak için böyle bir şeye girişmiş bir kimseye yardımcı olmak da çok sevap. Çünkü o da derin borçlu bir insan demektir. Kölelik bağından kurtulmak için uğraşıyor, çırpınıyor demektir. Böyle bir kimseye kim yardımcı olursa, onun parasını verirse veya parasının bir kısmının verilmesine yardımcı olursa Allah onu kendisinin gölgesinden başka gölgenin olmadığı gün, gölgesinde gölgelendirir.
Allahu Teâlâ hazretlerinin gölgesinden murat nedir?
Başka hadîs-i şerîflerde geçiyor ki Arş-ı Âlâ'sının gölgesi var. İyi kullar Arş-ı Âlâ'sının gölgesinde gölgelenecekler, çok rahat edecekler. Hatta çok yücelerde, çok yükseklerde olacaklar; mahşer halkı aşağıdan onlara, bizim yerden yıldızları seyrettiğimiz gibi bakacaklar. Gıpta edecekler, temenni edecekler, onların hallerine hayran olacaklar.
İşte böyle iyilikleri yapanlar, Arş'ın gölgesinde gölgelenecekler.
Kimlerdi, bir daha hatırlayalım:
1. Mücahide, cihada giden bir askere hangi yolla olursa olsun yardımcı olan.
2. Borca batmış bir kimsenin, zorluğunda borcunu ödemesine yardımcı olan.
3. Kölelikten kurtulmak için anlaşma imzalamış bir kölenin anlaşmasını yerine getirip de kölelikten kurtulmasına yardımcı olan.
Orası çok yüksek bir makam! Arş'ın gölgesi çok rahat, çok huzurlu, çok mutlu edici, çok yüksek bir yer! Peygamber Efendimiz sahih hadislerde, "Allahu Teâlâ hazretleri orada yedi sınıf insanı gölgelendirecek." diye bildirmiş; onları öğrenirsiniz.
Konuya ait diğer bir hadîs-i şerîf. Abdullah b. Ömer radıyallahu anh'ın rivayet ettiğine göre, Peygamber Efendimiz buyurmuş ki:
Men e'âne alâ demi'mriin müslimin ve-lev bi-şatri kelimetin kütibe beyne ayneyhi yevme'l-kıyâmeti âyisün min rahmetillâh.
Bu, tehdit ihtivâ eden bir hadîs-i şerîf. Çok büyük bir günahı anlatıyor.
Men e'âne alâ demi'mriin müslimin. "Bir müslümanın kanını akıtmak hususunda yardımcı olan bir kimse…"
Bir zalim, bir müslümanı öldürecek; öldürmesi esnasında ona yardımcı olan bir kimse... Az veya çok…
Ve-lev bi-şatri kelimetin. "Yarım bir kelime ile bile olsa."
Değil eliyle, fiilen yanında yer alarak yardımcı olmak, yarım bir kelime ile bile, yarım ağızla bile bir müslümanın kanının akıtılmasına yardımcı olsa bir insan… Onun şehit edilmesine, öldürülmesine, mazlûmen katledilmesine sebep olmakta yarım bir kelime bile kullansa... Zalimi, katili o kadarcık bile, hafif yollu desteklese bile çok fena bir durum olmuş olur.
Kütibe beyne ayneyhi yevme'l-kıyâmeti âyisün min rahmetillâh. "Kıyamet gününde iki kaşının arasına, alnına, ‘Bu herifin Allah'ın rahmetinden hiçbir payı, nasibi yoktur. Allah'ın rahmetinin buna gelmesine hiç ümit yoktur.' diye yazılır."
Böyle yazıldığı gibi de olur; Allah'ın rahmetinden hiç nasip alamaz.
Neden?
Bir müslümanı öldüren bir kimseye, yarım kelime ile bile olsa yardımcı oldu diye...
Tam yardımcı olanın, emrinde olanın veyahut fiilen silahı alıp da müslümanı öldürenin artık ne kadar kötü bir durumda olduğunu buradan anlamak mümkün.
Müslüman müslümanın hiçbir şekilde aleyhinde bulunamaz; onun zulme uğramasına destek olamaz, göz yumamaz.
Dördüncü hadîs-i şerîf yine Abdullah b. Ömer'den:
Men e'âne alâ husûmetin bi-zulmin ev yu'înü alâ zulmin lem yezel fî sahati'llâhi hattâ yenzi'a. "Kim zulüm vadisinde yani zulüm olan bir düşmanlığa yardımcı olursa; haksız olan, âdil olmayan haksız bir husumete, düşmanlığa yardımcı olursa yahut da bir zulmün yapılmasına yardım ederse…"
Husumet, iki tarafın hasımlaşması... Hasımlığa yardımcı olursa ya da fiilen zulme yardımcı olursa...
Lem yezel fî sahati'llâh. "Daima Allah'ın gazabına mâruz olarak kalır." Allah'ın gazabı daima onu hedef almış olur, ona doğru gelir. Hattâ yenzi'a. "Bu işten dönünceye kadar daima Allah'ın gazabına muhatap olur, Allah'ın gazabına mâruz vaziyette durur."
Husumete bile yardımcı olunmayacak. Haksız bir hasımlığa veyahut bir zalimin zulmüne yardımcı olunmayacak. Olunursa, yardımcı olan kişi Allah'ın düşmanlığını kazanmış oluyor.
Burada müslüman da denmiyor. Bir önceki hadîs-i şerîfte, "Bir müslüman kişinin kanının akıtılmasında yardımcı olan, yarım kelimeyle bile..." deniliyordu. Burada; "Zulme dayalı bir hasımlığa yardımcı olan yahut da bir zulmün yapılmasına yardımcı olan..." diye geçiyor.
Zulüm, müslümana da müslüman olmayana da olur. Tebaadan olan zımmîlere vs. de zulüm yapılmaz. Kimseye zulüm yapılmaz. Zulme yardımcı olursa, husumete destek olursa, daima Allah'ın gazabına mâruz olur.
Onun için müslüman adaletsiz, zulüm cinsinden şeylere kıyıdan-köşeden destek olmayacak. Yarım ağızla bile destek olmayacak veyahut o tarafta olmayacak. O tarakta bezi olmayacak, zalimle beraber olmayacak.
Üçüncü hadîs-i şerîf, bu sefer müslümana yardım etmenin sevabıyla ilgili... İbn Ömer radıyallahu anh'tan:
Men e'âne müslimen bi-kelimetin ev meşâ lehû hatveten haşerahu'llâhu azze ve celle yevme'l-kıyâmeti mea'l-enbiyâi ve'r-rusül, âminen ve a'tâhu alâ zâlike ecra seb'îne şehîden kutilû fî sebîlillâh.
"Kim bir müslümana bir kelimeyle bile yardımcı olsa..."
Kelimeyle-sözle müslümana yardım nasıl olur?
Birisi gıybetini yapıyordur, "Haksızlık yapıyorsun, o adam iyidir." diye savunmak olur.
Veyahut şahitlik olur. Adamcağızın hiç şahidi yok! "Sen bu olayı görmedin mi? Bu adam şöyle yapıyordu, şahit olsana..." Herkes bucak bucak şahitlikten kaçıyor, bu kalkıyor konuşuyor. Bir kelimeyle bile olsa, sözle de bazen yardım olur.
"Bir müslümana bir kelimeyle bile yardım etse..." Ev meşâ lehû hatveten. "Yahut onun hatırı için, onun faydasına, ona bir hayır gelsin diye bir adım atıverse."
Bir sürü adım atmak denmiyor da, küçük bile olsa sevap demek için; "Onun için bir adım bile atıverse, bir kelimecik bile söyleyivererek yardımcı olsa…"
Haşerahu'llâhu azze ve celle yevme'l-kıyâmeti. "Tek aziz olan, tek celil olan Rabbü'l-âlemîn Allahu Teâlâ hazretleri onu kıyamet gününde kimlerle beraber bulundurur, haşreder, toplar? Kimlerin topluluğunun yanında bulundurur?"
Haşerahu'llâhu azze ve celle yevme'l-kıyâmeti mea'l-enbiyâi ve'r-rusül. "Peygamberlerin, enbiyâ ve mürselînin yanında haşreder."
Kendisi evliyâdan değil, peygamber değil ama o mübarek insanların yanında, onlarla beraber haşreder.
Âminen. "Hiçbir tehlike bahis konusu olmadan, emniyetli bir şekilde onların yanında durur."
Öteki insanların, "Acaba cehenneme düşecek miyim?" diye korktukları sırada emniyetli, güvenli, rahat, korkusuz bir şekilde peygamberlerle, enbiyâ ve mürselîn ile beraber haşrolonulur. Allah onlarla haşreder.
Neden?
Bir kelimeyle bir müslümana yardımcı oldu, onun için bir adım atıverdi, diye...
Ve a'tâhu alâ zâlike ecra seb'îne şehîden. "Böyle yaptı diye bu kimseye 70 şehidin sevabını verir." Kutilû fî sebîlillâh. "Allah yolunda öldürülmüş olan 70 şehidin sevabını verir."
Demek ki müslüman kardeşlerimize, "Bir kelimecik bile olsa, bir adım atarak, onların bir işini görmek tarzında nasıl yardım yaparım? Nasıl onların gönlünü hoş ederim? Nasıl onlara hayırlı bir faaliyette bulunabilirim?" diye daima gözlememiz lazım. Çünkü çok kârlı olduğu anlaşılıyor.
Sonuncu hadîs-i şerîf. İbn Said babasından rivayet etmiş; Ebu'l-Fityan, "Sultanların Faziletlileri" bölümünde kaydetmiş:
Men e'âne mü'minen alâ hâcetihî veheba'llâhu lehû selâsen ve seb'îne rahmeten yuslihu'llâhu lehû dünyâhu ve ahhara lehü'sneyni ve seb'îne rahmeten mezhûraten fî derecâti'l-cenneti.
Sadaka Resûlullah, fî mâ kâl ev kemâ kâl.
"Kim bir mü'mine (Burada mü'min diye geçti), imanlı bir kula yardımcı olursa..."
Hangi konuda?
Alâ hâcetihî. "İhtiyaç duyduğu bir konuda."
İhtiyacı var, sıkıntısı var, muhtaç durumda, orada yardıma gerek var... İşte böyle bir ihtiyacının, hâcetinin görülmesi, işinin görülmesi konusunda bir mü'min kula kim yardım ederse...
Veheba'llâhu lehû selâsen ve seb'îne rahmeten. "Allahu Teâlâ hazretleri ona 73 tane rahmet bağışlar."
Bir işine yardımcı oldu diye.
Yuslihu'llâhu lehû dünyâhu. "73 rahmetin bir tanesiyle onun dünyasını ıslah eder, dünyalık meselelerini iyi duruma getirir." Allah, yardımcı olan kimsenin dünyevî işlerini güzelleştirir, rast getirir, bozukluklarını düzeltir.
Ve ahhara lehû isneyni ve seb'îne rahmeten. "Geriye kalan 72 rahmetini..." Mezhûreten. "Saklar yani Cenâb-ı Hak muhafaza eder." Fî derecâti'l-cenneti. "Cennet derecelerinde yükselmesi için."
72 rahmeti de Cenâb-ı Hak tehir edip âhirete saklar, muhafaza eder. O 72 rahmetiyle de mü'min kuluna âhirette tecelli edecek.
Buradaki altı hadîs-i şerîfin hepsine umumî bir bakışla bakacak olursak insanın insana yardım etmesinin, mü'minin mü'mine yardım etmesinin sevabının, mükâfatının ne kadar çok olduğu görülüyor. Yardım, iyilik konusunda olursa sevap oluyor. Eğer bir zalimin zulmüne yardımcı olunursa, o zaman da sonucun ne kadar kötü olduğu görülüyor.
Onun için elimizden geldiğince başkalarına, mü'min kardeşlerimize, insanlara yapabildiğimiz her konuda yardımı gözlemeliyiz. Yapabileceğimiz yardımları yapmalıyız. Parası olan mâlî yardım yapar, mâlî destek olur. Parası olmayanın ise para olmadan da sevap kazanması mümkün. Bir kelimeyle bile olsa, yarım kelimeyle, yarım ağızla bile olsa sevap kazanılabilir.
Yarım kelimeyle zalime yardımcı olunursa o zaman da çok büyük veballer yüklenebilir.
Bir şeyi çok iyi görüyoruz ki mü'mine yardım etmek çok sevap! Ama zalime; adaletsiz, zalim, haksızlık yapan kimseye yardım etmek de çok çok veballi!
Onun için kimi desteklediğimizi, kime ne kadar ve ne türlü yardım ettiğimizi çok iyi gözleyelim. Hatalı bir şey yapmayalım, söylediğimiz söze dikkat edelim. Sözümüz kime yarıyor, kimi destekliyor, kimi cesaretlendiriyor ve cesaretlenince o adam onunla ne yapıyor? Hayır mı yapıyor, şer mi işliyor, zulüm mü yapıyor? Buna dikkat edelim! Çünkü küçük gibi görünen bazı şeylerin cezası hadîs-i şerîflerde de gördüğümüz üzere Allah indinde çok fazla olabiliyor.
Cenâb-ı Hak bize hakkı hak olarak görüp ona uymayı nasip eylesin. Hayrı, hakkı desteklemeyi nasip eylesin. Batılı batıl olarak görüp, anlayıp ondan da uzak durmayı nasip eylesin. Zalimlere yardakçı, alkışçı, destekçi olmamayı nasip eylesin. Daima her yerde, her zaman hakkı tutup, hakkı söyleyip, sevgisini ve rızasını kazanmayı; dünyanın ve insanların arasının ıslahına, iyiliklerin gelişmesine yardımcı olmayı nasip etsin.
Hiçbir vesileyle, küçücük bir şekilde bile olsa hiçbir şekilde haksızlığa bulaştırmasın. Zalime yardımcı ettirmesin. Çünkü zalime yardım etmek, onunla beraber âhirette çok cezalara çarpılmaya sebep oluyor.
Allahu Teâlâ hazretleri tevfikini cümlemize refîk eylesin. Hepinizden razı olsun. Cumalarınız mübarek olsun. Nice mübarek günlere sağlıkla, âfiyetle eriştirsin.
Evlatlarınızı güzel yetiştirmeye dikkat edin!
Allah'ın kelâmı Kur'ân-ı Kerîm'i çok iyi öğrenelim ve çoluk çocuğumuza çok iyi öğretelim. Kendimiz de çok iyi öğrenelim ve Peygamber Efendimiz'in sünnetine sımsıkı sarılalım. Çünkü Peygamber Efendimiz'in sünnetine sarılan her şeyi öğreniyor. Hadîs-i şerîfler bize her türlü ince ince meseleleri öğretiyor ve hadîs-i şerîfleri okuduğumuz zaman hayran kalıyoruz. Bilmediğimiz şeylerde de bizim yolumuzu aydınlatıyor, ışık tutuyor.
Onun için Kur'ân-ı Kerîm'e sımsıkı sarılacaksınız ve Kur'ân-ı Kerîm'i çok iyi öğreteceksiniz. Eğer birileri dünyada tüm İslâm ülkelerinin başına çoraplar örerek İslâm'ı yok etmeye çalışıyorsa müslümanlar da İslâm'ı cihana hâkim etmeye çalışacaklar. Gayret gösterecekler.
Kur'an öğrenelim, Peygamber Efendimiz'in hadîs-i şerîflerini evlatlarımıza öğretelim. Kütüphanenizdeki kitapları okumaktan başlayın. Her gün beş sayfa, on safya, yirmi sayfa, ne kadar okursanız...
Bazı çalışkan insanlar biliyorum, bir oturdular mı günde 30-40 sayfa okuyabiliyorlar. Koca koca kalın kalın ciltleri çabuk çabuk bitirebiliyorlar. Böyle aşk ile şevk ile okuyun. İlminiz, irfânınız artsın. İlminize göre amel edin.
Allahu Teâlâ hazretleri sizi sevsin. Dünya ve âhirette aziz ve bahtiyar eylesin.
Allah hepinizden razı olsun.
Esselâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh!
14.05.1999 -
Adaletli Olmak, Cehennem,
04.06.1999 -
İlim Talep Etmek,
