İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0507:3808:2312:5315:3817:5719:25
Kabe

14.01.1999 - Kadir Gecesi

14.01.1999 - Kadir Gecesi
Özel Gün Ve Geceler

14.01.1999 - Kadir Gecesi

28.11.2023
39 dk 46 sn

es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berakâtüh.

Aziz ve sevgili Akra dinleyicileri,

Allah hepinizden razı olsun. Ramazanınız hayırlı, mübarek geçsin. Allah celle celâlüh bayrama sıhhat, selamet, âfiyet, huzur, kazanç, sevapla eriştirsin. Cümlenizi, Kadir gecesini ihyâ edenler zümresine dâhil eylesin.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz Buhârî, Ebû Dâvud, Tirmizî, Nesaî, Müslim gibi sahih hadis kaynaklarında Ebû Hüreyre radıyallahu anh’ten, Nesaî'de de Hz. Âişe-i sıddîka validemizden -rıdvanullahi teâlâ aleyhim ecmaîn- rivayet edildiğine göre bir hadîs-i şerîfte buyurmuş ki:

مَنْ قَامَ لَيْلَةَ الْقَدْرِ إيمَانًا وَاحْتِسَابًا غُفِرَ لَهُ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِهِ

Men kâme leylete’l-kadri îmânen ve’htisâben gufira lehû mâ tekaddeme min zenbihî. “Kim inanmış bir insan olarak, imanla, sevabını Allah’tan bekleyerek hasbeten lillah Allah rızası için, Allah aşkına, namaz kılarak, Kur’an okuyarak, zikir yaparak çeşitli şekillerde Kadir gecesini ihyâ ederse;” Gufira lehû mâ tekaddeme min zenbihî. “Geçmiş olan günahlarının hepsi, ömrünün mâzisindeki o zamana kadar ki günahlarının hepsi afv u mağfiret olunur, bağışlanır.”  diye bir müjde var.

Zaten Kur’ân-ı Kerîm’den biliyoruz ki; Kadir gecesi bin aydan, daha hayırlı bir gecedir. Bin ay da 80 küsur senelik bir ömür ediyor. Bir kısmında çocuk olduğu için Allah kullarını sorumlu tutmuyor. Demek ki Kadir gecesine erdiği zaman, aşağı yukarı 90 yaşındaki bir insanın bütün günahları afv u mağfiret oluyor.

Ve bir de hadîs-i şerîflerde müjdeler var: “Bir kul müslüman olarak 90 yılı idrak etmişse -hatta 80 rivayeti de var- sorgu sual, hesap olmadan Allah onu cennetlik eder.” diye. Demek ki; mü’minlerin kurtuluşu için, Kadir gecesi çok önemli bir gece. Allahu Teâlâ hazretleri bu geceyi yakalayıp ihyâ etmek, uyanık geçirmek, ibadetle geçirmek, Allah’ın rızasına uygun bir şekilde geçirmek nimetini cümlemize ihsan eylesin.

Kadir gecesi hakkında, çok rivayetler var. Tabi hikmet dolayısıyla - Rabbimizin her işi hikmetli olduğu için- Cenâb-ı Hak kesin olarak “Şu gecedir.” diye bildirmemiş. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz de ihtimalli olarak buyurmuş. Mesela Ahmed b. Hanbel -Hanbelî mezhebinin imamı, aynı zamanda bir hadis alimi, Müsned diye bir büyük, muhteşem, muazzam, hazine, hadis hazinesi eseri var- Ebû Hüreyre radıyallahu anh’ten bir hadis kaydetmiş, rivayet etmiş:

 ليلة القدر ليلة سابعة أو تاسعة وعشرين، إن الملائكة تلك الليلة في الأرض أكثر من عدد الحصا

Leyletü’l kadri leyletün sâbiatün ev tâsiatün bi-işrîne inne’l-melâikete tilke’l-leylete fi’l-ardı ekserü min adedi’l-hasâ. “Kadir gecesi Ramazan’ın 27 yahut 29’undadır. Melekler o gecede yeryüzünde yerdeki çakıl taşlarının sayısından daha fazladır. Çünkü Allah’ın emriyle kulları müjdelemek, mânevî mükâfatlara erdirmek için, Cenâb-ı Hakk’ın buyruğu ile çok melekler iniyor. Âyet-i Kerîmede de;

 تَنَزَّلُ الْمَلَائِكَةُ وَالرُّوحُ فِيهَا بِإِذْنِ رَبِّهِمْ مِنْ كُلِّ أَمْرٍ

Tenezzelü’l-melâiketü ve’r-rûhu fihâ bi-izni Rabbihim min külli emrin. [1] buyuruluyor “tenezzelü” “tefenezzelü”nün kısaltılmış şekli. Melekler iniyor ve er-Rûh isimli melek iniyor. er-Rûhu’l-emîn yani Cebrail aleyhisselam çok muazzam bir melek diye hadis kitaplarında, tefsir kitaplarında, ilim erbabı tarafından açıklanmış. Muazzam, muhteşem ve makamı yüksek melekler kalabalık olarak iniyorlar. Muhteşem bir gece. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz, 27’si veya 29’u diye bir açıklama yapmış

Başka açıklamalar da var. Tabi bunların sebebi; Kadir gecesinin Cenâb-ı Hakkın lütfuyla, seneden seneye biraz değişikliklerle başka günlere geçebiliyor olmasıdır. Mesela, Bedir harbinin olduğu zaman Kadir gecesiymiş. Allahu Teâlâ hazretleri inen melekleriyle müslümanlara zafer ihsan eylemiş, 17 Ramazan. Demek ki yıldan yıla değiştiği için bu rakamlarda da değişiklik oluyor.

Peygamber Efendimiz, o senenin durumuyla ilgili bilgi verdiği için başka hadîs-i şerîflerde, başka rakamlarla karşılaşabiliyoruz. Ama en kuvvetlisi, Ramazan’ın 27’si olduğu rivayeti. Ramazan’ın 26. gününü 27’sine bağlayan gece akşam namazından itibaren imsak kesilinceye kadar. Oruç tutmaya başladığı zamana kadar, o gece Kadir gecesi olmuş oluyor. Bunun acaba 27’si mi 29’u mu diye tereddüdü olduğu gibi; “Acaba bizim memleketimiz mi doğru başladı Ramazan’a, yoksa komşu memleket bir gün önce başlamış o mu doğru başladı?” gibi sebepler de olabiliyor. Bundan dolayı Kadir gecesi hafifçe, yarı yarıya belli. Ramazan’ın içinde, Ramazanın son 10 gününde aranacak. Biraz da gizli. Cenâb-ı Hak, kullarından gizlemiş, hangi gün olduğunu kesin olarak bildirmemiş. Bunun da çok hikmetleri var hatta âcizâne diyorum ki faydası var. Çünkü eğer bir kimse Kadir gecesine kesin olarak ulaştığını düşünürse; belki ona güvenir de gevşer, halbuki gevşemek doğru değil.

Allahu Teâlâ hazretleri; ibadetin, daimî olanını, gevşemeden olanını, muntazam, disiplinli, düzenli, yılmadan, bıkmadan, aşk ile şevk ile yapılanını seviyor. Öyle bir şımarma, şaşırma, gevşeme olmasın diye Cenâb-ı Hak bu geceyi saklamış.

Tabi bunu yakalamanın çaresi, itikâfa girmek. İnsan itikâfa girdiği zaman Ramazan’ın son 10 gününde evinden ayrılıyor. İbadethânede, camide yatıp kalkarak bütün zamanını ibadete ayırma imkânını bulmuş oluyor. Tüm geceleri ihyâ ettiği zaman, o gecelerden birisi de muhakkak Kadir gecesi olacak. Belki de Allah bazı geceler gösterir; bilenler de, sezenler de olabilir. İtikâfa girerse; bilerek, bilmeyerek Kadir gecesini yaşamış oluyor. Demek ki itikâf güzel bir ibadet. Yapanların Allah ibadetlerini kabul etsin, itikâflarını makbul eylesin, muradlarına nâil eylesin. Yapamayanlar da bu konuşmamla bunu duymuş olanlar da “İnşaallah bir daha ki seneye Ramazan gelince, ben de itikâfa girerim.” diye niyetlensinler. Cenâb-ı Hak, yapamasa bile niyete de mükâfat veriyor. İnsan o niyeti taşıdığı zaman, niyetten dolayı da sevaplar alıyor.

Aziz ve muhterem kardeşlerim!

Bu Kadir gecesi, çok kıymetli bir gece. Bütün günahlar affolacak. İnsan çok büyük mükâfatlara erecek. “Bu geceyi nasıl geçireyim?” sorusu hatıra gelebilir. Bunu bilenler de olabilir. Bilmeyip merak edenler de olabilir. “Tamam, bu geceyi ihyâ edelim. Nasıl ihya edeceğiz, nasıl değerlendireceğiz, nasıl kazanacağız? Kazanmanın şekli, başarmanın usulü nedir?” diye bir soru sorulacak olursa -ki ben bunu özellikle belirtmek istiyorum, çünkü Kadir gecesinin ihyâ edilmesini istiyorum. Kardeşlerimiz, Kadir gecesini değerlendirsinler, mükâfatları alsınlar, kazançlı olsunlar- Böyle kandil gecelerini, mübarek geceleri, Cuma gecelerini kaçırmasınlar. Her Cuma gecesi, belli bir mübarek gece, gizli değil. Bunları ihyâ etmenin şeklini bilirseniz Kadir gecesini de ihyâ edersiniz, Cuma gecelerini de ihyâ edersiniz. Ömrünüz oldukça Allah nice nice kandillere, Ramazanlara, Kadirlere erdirsin.

Bir mübarek gece nasıl ihyâ edilmeli, nasıl geçirilmeli?

Gece, akşam namazının vaktinin girmesiyle başlıyor. Sahur vaktine, imsak kesilme zamanına kadar devam ediyor. Burada bir akşam namazı, bir yatsı namazı, bir de sabah namazı var. Hiç olmazsa yatsı namazıyla sabah namazını, camide kılmaya dikkat etmek lazım. Geceyi ihyâ etmenin şartlarından birisi bu. Çünkü Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hadis alimi Ebû Dâvud ve Tirmizî’nin, Hz. Osman radıyallahu anh’ten rivayet ettiğine göre buyurmuş ki:

 من صلى العشاء في جماعة كان كقيام نصف ليلة ، ومن صلى الفجر في جماعة كان كقيام ليلة

Men salle’l-işâe fî cemaatin kâne ke-kıyâmü nısfı leyletin ve men salle’l-fecre fî cemâatin kâne ke-kıyâmi’l-leyle. “Kim yatsı namazını, cemaatle kılarsa.” Camiye gidecek; çünkü camiye yürümenin sevabı var, attığı adımların ecri var, camide beraber kıldığı insanların, bazılarının mübarek olmasının kendisine faydası var. Tek kişi olunca belki kabul olmaz ama cemaatteki o mübarekler hürmetine herkesin namazı beraber kabul olduğu için onun da ibadeti kabul olur.

“Bir insan, camide cemaatle yatsı namazını kılarsa.”

Evde kılarsa olur mu?

Olmaz demek ki. Evde kılmak sünnet değil. Sünnet olan; cemaate devam etmek, namazı cemaatle kılmak. Camileri canlı tutmak, mahzun etmemek. Cemaatsiz bırakmamak, harap etmemek. Cami bakımlı olabilir ama içinde cemaat olmazsa mânevî yönden mahzundur, haraptır. İçi cemaat dolu olan bir cami, duvarları eski de olsa pek tamir görmemiş bir yapıda da olsa mânevî yönden mâmurdur.

“Kim yatsı namazını, cemaatle camide kılarsa yarım gece ibadet etmiş, geceyi ihyâ etmiş gibi olur.” Ke-kıyâmü nısfı leyletin. “Bir gecenin yarısı kadarını ihyâ etmiş gibi olur.”

من صلى العشاء والفجر في جماعة كان كقيام الليل كله

Men salle’l-işâe ve’l-fecre fî cemâatin. “Kim sabah namazını da yatsı namazını da; yatsı namazından sonra bir de sabah namazını da cemaatle kılarsa” Kâne ke-kıyâmetü’l-leyle. “Bütün bir geceyi ihyâ etmiş olur.”

Demek ki, kandil gecelerinde camide olmaya çok dikkat etmek lazım. Yatsı namazını da sabah namazını da camide cemaatle kılmak lazım.

Geçen seneler kardeşlerime hatırlatmıştım; bizde bir yanlış âdet var. Başka İslâm ülkelerinde öyle yapmayabiliyorlar. Güzel yapan, başka ülkeler var. Ramazan’da akşam namazını kimse camide kılmıyor. İftara davetli oluyor, misafiri oluyor evinde kılıyor. Böylece akşam namazlarını camide cemaatle kılmak, mümkün olmuyor. Halbuki Ramazan ibadet ayı, ibadetlerin daha çok yapılması lazım. Öyle yapınca beş vakitten bir tanesi kaçıyor. Cemaatle akşam namazı kılınmıyor. “İftar edeceğim.” diye herkes sofranın başında oluyor.

Bunun çaresi ne?

Bunun çaresi iftarı çabuk yapmak, orucu çabuk açmak. Bu, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’in tavsiyesi.

Orucu çabuk açmak için yanına biraz, oruç açacak şey alır. Camiye gider, ezan okununca hurmayla suyla veyahut yanına aldığı bir başka yiyecekle orucunu açar. Ondan sonra, akşam namazını kılar. Bunun sıhhi faydaları da var. O yediği hurma veya bir iki lokma yiyecek akşam namazını kılıp eve dönünceye kadar zaten onun asıl açlığını çeker, ihtiyacını kısmen karşılar. Hafif bir tokluk da verir. Böylece oruçtan sonra, oburluk yapıp midesini tehlikeye düşmekten de korumuş olur. Bu olmuş veya olmamış önemli değil. Asıl mühim olan; akşam namazının ,cemaatle kılınması. Bu ibadet kaçırılmamış, iptal edilmemiş oluyor. Türkiye’de birçok yerde iptal. Hatta biz bazen gittiğimiz şehirlerde “Şu namazı kılalım, kaçırmayalım.” diye camiye gidiyoruz imam yok, müezzin yok. Allah Allah! Tabi o da oruçlu olduğundan, sofrada olduğundan cemaat de gelmiyor diye camiye gelmemiş. Halbu ki öyle olmayacak. Ezan okunacak; imamla müezzin yalnız bile olsa namaz kılacak. Cemaate de söyleyecek; herkes gelecek, namaz kılacak. Hem önce orucu açıp, asıl yemeğe beş-on dakika geç başladığı için biraz da mide alışmış olur hem de namazı kılmış olduğu için yemeğini rahat rahat yer.

Demek ki akşam namazını, cemaatle kılmak lazım. Çünkü bir gecenin ilk namazı akşam namazıdır. Perşembe gününün akşamında okunan ilk akşam ezanıyla kılınan namaz Cuma gününün akşam namazı oluyor. Yatsı, Cuma’nın yatsısı oluyor. Ertesi sabah, sabah namazı da Cuma’nın sabah namazı oluyor. Cuma namazının kılındığı, öğle namazı vaktiyse günün dördüncü namazı oluyor. İkindiden sonra, akşama doğru da Cuma günü bitmiş oluyor. Ezan okunduğu zaman Cumartesi girmiş oluyor.

Demek ki akşam namazını camide kılacak. Geceyi ihyâ etmenin bir yolu bu. Yatsı namazını camide kılacak. Yatsıya teravihe geliyorlar, elhamdülillah. Onu kaçırmıyorlar. Ama akşam kaçıyor. Bir de sabah namazında, camide olacak. Bazıları cami cami geziyorlar. Sofraları kuruyorlar. Büyük camilerin avlularında neşeli, tatlı bir şekilde geceleyin ibadet ediyorlar. Sabah namazını da cemaatle kılıyorlar. Bazısı da gece ibadet edeceğim derken yoruluyor, ezan okununca camiye gitmiyor,  işim var vesaire diye namazı kılıp yatıyor. O zaman yarım gece ihyâ edilmemiş oluyor; bu bir. Erkekler camilere gidecek. Gecenin ihyâsının, istifadeli geçmesinin ilk yolu bu.

Başka ne yapılabilir?

Namaz kılınabilir. Namaz güzel bir ibadetir. Büyük bir ibadettir; muazzam, muhteşem, mükemmel, müstesna bir ibadettir, çünkü mü’minin miracıdır.

Hangi namazları kılabilir?

Mesela içinde 300 tesbih olan 4 rekâtlık tesbih namazı var. Elhamdülillah İskenderpaşa camiinde veya bulunduğumuz semtlerdeki camilerde kardeşlerimiz, bu namazı kılmaya alıştılar. Tesbih namazı Efendimiz’in tavsiye ettiği bir namaz. Tesbih namazı kılar. Kendisi özel, kaza namazlarını kılar. Veyahut gece kalkar iki, dört, altı, sekiz, yirmi, ne kadar kılacaksa teheccüd namazı kılar. Namazlarda uzun uzun Kur’ân-ı Kerîm okur. Sevap kazandırır, olabilir. Kur’an okur, sevap kazanır. En sevaplı ibadetlerden birisi de zikirdir.

Zikrin çeşitleri var. Önce sevabını söyleyelim. Bir insan, âşikâre zikrederse Cenâb-ı Hak mükâfat olarak 1’e 70 bin verir. Yani bir kere Allah, lâ ilâhe illallah, sübhânallah ve elhamdülillâh, Allahu Ekber veyahut hasbünallah veya Allahumme salli alâ seyyidinâ Muhammed veya Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billahi’l-aliyyi’l-azîm ve buna benzer mukaddes cümleler birer zikirdir. Bunların tekrar tekrar söylenmesi birer zikirdir. 1’e 70 bin veriyor. Bir defa söylenmişse, 70 bin defa söylenmiş kadar mükâfat veriyor. 1’e 1 mükâfat vermiyor, 70 bin kat mükâfat veriyor; kişi eğer yüksek sesle zikir yaparsa.

Eğer belli etmeden, etraf anlamayacak şekilde, ağzı kapalı, içinden, kalbinden zikr-i kalbî yaparsa o zaman 70 kat daha fazla oluyor. 70 binin 70 kat fazlası 4 milyon 900 bin eder.

Hangi tesbihleri çekebilir?

Allah diyebilir, Lâ ilâhe illallâh diyebilir. el-Hamdü lillah, Sübhânallah diyebilir. Allahu ekber lâ havle ve lâ kuvvete illâ billahi’l-aliyyi’l-azîm diyebilir. Hasbünallâh diyebilir. Bunların topluca söylendiği bir arada olan zikirler var:

 سبحان الله والحمد لله و لا اله الا الله والله اكبر و لا حول ولا قوة الا بالله العلي العظيم

Sübhânallahi ve’l-hamdü lillâhi ve lâ ilâhe illallâhu vallâhu ekber ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billahi’l-aliyyi’l-azîm.

Veya;

 سبحان الله وبحمده سبحان الله العظيم و بحمده استغفر الله الله اكبر الله اكبر لا اله الا الله والله اكبر ولله الحمد

Sübhânallahi ve bi-hamdihî sübhânallahi’l-azîm ve bi-hamdihî estağfirullâh. Allahu ebker Allahu ekber lâ ilâhe illallâhu vallahu ekber Allahu ekber ve lillâhi’l-hamd gibi tekbir dediğimiz, tesbih dediğimiz, çeşitli mukaddes kelimeleri tekrar tekrar, çok çok söylemekle sevap kazanabilir. Kur’ân-ı Kerîm’in bazı âyetlerini tekrar etmek olabilir. Bazı sûreleri tekrar tekrar okumak olabilir.

Yaparlarsa çok kârlı olacağını düşündüğüm için, onunla ilgili bir hadîs-i şerîfi dinleyenlere duyurmak istiyorum. İmam Rafii, Huzeyfe radıyallahu anh’ten rivayet eylemiş ki Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuş:

 من قرأ قل هو الله أحد ألف مرة فقد اشترى نفسه من الله عزوجل

Men karaa kul hüvallahü ehad elfe merretin fe-kad işterâ nefsehû mina’l-lâhi azze ve celle. Bu güzel bir müjde. “Kim kul huvallahü ehad sûresini 1000 defa okursa nefsini aziz ve celil olan Cenâb-ı Hak’tan satın almış olur.”

Tabii burada bir latife var. Latif bir ifade var.

 كُلُّ نَفْسٍ بِمَا كَسَبَتْ رَهِينَةٌ

Küllü nefsin bimâ kesebet rehîne. [2] âyet-i kerîmesini hatırlayalım. Günah işlediğinden dolayı kul yakalanmış, esir. Melekler tutmuşlar, cezalaacak. Tabii Cenâb-ı Hakk’ın vaadi var, vaîdi var, ikazı var. İkazı tutmayanlara cezası, kahrı, gazabı var. Suçlu duruma düşmüştür. Beşer şaşar.

Kusur işlemeyen suçsuz, günahsız insan var mı?

Muhakkak hataları, kusurları vardır. Şimdi o hatalardan dolayı da Allah bir ceza verecek diye çekinir.

Böyle muhtemel, bir ceza ihtimali olunca insan ne yapar?

Korkar. Allah’tan korkmak, haktır ve doğru bir davranıştır. İnsan korkunca kendisine çeki düzen verir. Havfullah diyoruz, Allah’tan korkmak. Veyahut mehâfetullah diyoruz, haşyetullah diyoruz. O da Allah’tan huşu ile çekinerek korkmak. Bunlar olacak. Havf u recâ diyoruz. Hem Allah’tan rahmetini umacak hem de “Ya ibadetlerim kabul olmazsa, ya bilmediğim, anlamadığım bir sebepten bana ceza gelirse!” diye mütenebbih olacak, müteyakkız olacak, korkacak. Bir müslüman kendisini daima hesaba çekecek, gevşek durmayacak. Emanet teslim edilinceye kadar, hayat imtihanı devam ettiği için zamanını boşa geçirmeyecek. Gafil olmayacak, cahil olmayacak; dikkat edecek.

Günahlarından dolayı kişiyi esir gibi düşünelim.

Esir esaretten nasıl kurtulur?

Fidye-i necât, kurtuluş fidyesi öder. Eski savaşlarda esirler, kurtuluş fidyesi, fidye-i necât öderlermiş. Kabilenin ileri gelenleri; “Bizim adamımızı salıver, biz sana şu kadar para ödeyelim.” diye düşmana para verirlermiş. Böylece esiri, esaretten kurtarırlarmış.

Kul ceza çekecek, azap görecek; Allah’ın kahrına gazabına uğrayacakken 1000 tane Kul huvallahü ehadı okuyunca ne oluyor?

Nefsini, Allah’tan satın almış oluyor. Yani Allah’tan kurtulmuş oluyor. Allah’ın ona ceza vermesine mâni oluyor, kendisini affettirmiş oluyor.

Önemli bir hadîs-i şerîf. Herkesin de yapabileceği bir şey bu. Kul huvallahü ehad çok mühim bir sûre. Çok değerli bir sûre. Hatta sevabı hakkında;

“Bu sûreyi okuyan Kur’ân-ı Kerîm’in üçte birini okumuş gibi mükâfat alır.” diye rivayetler var.

Çok kıymetli çünkü, tevhidi bildiriyor. İmanın nasıl hâlis, muhlis, katıksız, şirksiz olması gerektiğini, çok özlü bir şekilde anlatan, çok değerli bir sûre. Mânasını bildi mi bir insan, bütün batıl inançlardan kendisini sıyırıp kurtarır.

Kul hüvallahu ehad “Allah bir tek.” İki veya üç değil. Eski Yunanlılar’ın politeizmi vardı, çok tanrıcıydılar. Eski İranlılar’ın iyilik tanrısı, kötülük tanrısı gibi inançları vardı. Eski kavimlerin, dinler tarihinden okuduğumuz çeşitli, acayip inançları var. Kimisi; “Allah’ın oğlu var.” demiş. Kimisi Allah’a; “Kızı var, melekler kızlarıdır.” demiş. Kimisi; “Filanca kul, Allah’ın oğludur.” demiş. Tabii bunlar, Allahu Teâlâ hazretlerinin sevmediği sözler. Çünkü tevhide aykırı. İman, sağlam iman Allah’ın varlığını, birliğini anlamaktan geçtiği için, kul hüvallahu ehad onu çok güzel anlatıyor.

Allahu’s-samed. “Allah, insanın bütün ihtiyacını karşılayan; hayatını, varlığını, aklını, muradını veren, dünyayı yöneten, insanın yaşam için muhtaç olduğu, kullandığı her şeyi yaratandır.”

Kula nasip eden, veren Allah, samed; başkası değil. İstendiği zaman o veriyor. O verirse verir, vermezse kimse sağlayamaz.

لَمْ يَلِدْ وَلَمْ يُولَدْ

Lem yelid velem yûled. “Ne kendisi evlat edinmiştir kız, oğul ne de kendisi bir büyüğün oğlu, kızı, evladıdır.”

Öyle şey yok.

وَلَمْ يَكُنْ لَهُ كُفُوًا أَحَدٌ

Ve lem yekün lehû küfuven ehad. [3] “O’nun dengi de yok.”

Severse insan ,Allah’ı sevecek. Ancak, Allah’a ibadet edecek. Bir başka şeyi, ibadeti karşısına engel koymayacak. Kimisi, nefsin putuna tapıyor; kimisi dünyaya, kimisi paraya tapıyor. Kimisi çeşit çeşit amaçları, kendisine put edinmiş onun peşinde koşuyor, fânî ömrünü, zayi ediyor. İşte kul hüvallah bunların hepsini izale eden; imanı tertemiz, pırıl pırıl, sâfî bir iman olarak tarif eden ve öğreten bir sûre. Sevabı çok. Allah, üçte bir Kur’an okumuş kadar sevap veriyor. 1000 tane okuyunca “Cenâb-ı Hak’tan kendi nefsini satın almış” oluyor.

“Bu gece 1000 tane kul hüvallah okuyun da Allah sizi afv ü mağfiret etsin.” diye tavsiye ediyorum. Böylece meleklerin elinden esaretten kurtulun da Allah’ın sevdiği kulları tarafına geçin. Azap görmekten kurtulun. Bu da bu geceyi ihyâ çarelerinden biri.

Bin tane kul hüvallahü ehadı “Es’ad Hocam hadîs-i şerîfte okudu.” diye çekerseniz. Bu sevabı da kaçırmamış olursunuz. Sabah namazını da camide cemaatle kılmak bu işin tamamlayıcısı oluyor. Ayrıca imkânı varsa insan şöyle odasına, evinin sakin tenha bir yerine veya caminin bir köşesine çekilir, ibadetini yapar. Kadir gecesinde camiler sabaha kadar açıktır.

En güzel ibadetlerden birisi de nedir?

Tefekkür. Düşünmek. Tefekkür kadar büyük ibadet olmaz. Çünkü insan düşüne düşüne hakikatleri buluyor. Yanlışı varsa anlıyor, dönüyor. Güzel bir şeyler varsa tefekkürle onu buluyor, yapmaya başlıyor. İnsan; “Ben şu ana kadar, şu Kadir gecesine kadar yaşadım. Ömrüm nasıl geçti, kazancım nasıl bir kazanç, tahsilim nasıl bir tahsil? Dinimi ne kadar öğrendim? Allah’ın seveceği işlerden neler yaptım? Sevmeyeceği işlerden neler yaptım?” diye düşünürse, insan hatalarını anlayıp hayra yönelebilir. Bu güzel bir şey.

İnsanın kendisini düşünmesi, kendisini hesaba çekmesi, tartması, amellerini tartıp ölçüp biçip kârda mı ziyanda mı olduğunu düşünmesi, ona büyük faydalar sağlar. “Acaba Mevlam beni afv u mağfiret eder mi? Vaziyet nasıl görünüyor?” diye kafa yormak gerekir. Bu tefekkür, güzel bir ibadet.

Tefekkür ederken insan samimi olmalı, içten olmalı. Tefekkürün, mecburi bir kalıbı yok. İnsan içinden eski hatalarını düşünebilir. Mesela; “Gençliğimi, çok günahkârca geçirmiştim.” der; ağlar, gözyaşı döker veyahut Allah’ın cennetini, nimetlerini düşünür. Onları hatırlar. Yunus Emre’nin ilâhilerinden, Eşrefoğlu Rûmî’den, Mevlânâ hazretlerinden, bilmem İbrahim Hakkı-i Erzurumî hazretlerinden ne kadar güzel sözler nakledilmiş; onları düşünür, arzular.

Şol cennetin ırmakları,

Akar Allah deyu deyu.

Çıkmış İslam bülbülleri.

Öter Allah deyu deyu

derken aşk ile şevk ile gözleri yaşarır. Mâzisini düşündüğü için utancından, tevbe duygusuyla, pişmanlığından gözleri yaşarabilir. Göz yaşarması güzeldir. Gözünden inci gibi yaşlar dökmek; kulu, cehenneme düşmekten kurtarır. Affına, mağfiretine sebep olur. Samimiyetle, içtenlikle hatasını itiraf etmek. Güzel şeyleri düşünüp, onları arzulamak, istemek. Yana yakıla Mevlâ’sına tazarruda, niyazda, duada, dilekte bulunmak, kulu Allah’a yaklaştırır. Dünyada bir insandan bir şeyi fazla istediğin zaman kızmaya başlar. “Yeter artık canım.” der. Allahu Teâlâ hazretleri ise isteyince seviyor, dua eden kulu seviyor.

Dua da ibadettir. Hem de ibadetlerin özlüsüdür; özüdür, iliğidir, hasıdır, hâlisidir.

“Dua ediyorum. Allah’tan istediklerimi sıralıyorum. İstiyorum da istiyorum. Bu da ibadet mi?”

Evet ibadettir. Çünkü sen, Allah’ın onları verecek Rabbin olduğunu, Mevlân olduğunu, O’nun âlemlerin Rabbi olduğunu, her şeye kâdir olduğunu anlamış bir insan olarak, O’ndan istiyorsun. O’nun hazineleri sonsuz. Vermekten kaçınmaz. Verince eksilmez. Bütün insanlar; dünyadaki, kâinattaki bütün varlıklar; Cenâb-ı Hak’tan isteklerini isteseler, hepsinin duasını kabul etse, hepsini verse Cenâb-ı Hakk’ın gayb hazinelerinden, rahmeti deryasından bir damla eksilmez.

Cenâb-ı Hak kulun tazarrusunu, niyazını, istemesini seviyor. İstemeyene gazap ediyor. Onun için dua da ibadettir. O zaman bol bol dua edin. Elinizi açın, bol bol dua edin. Yana yakıla isteyin, isteyin, isteyin…

Cenâb-ı Hak Kur’ân-ı Kerîm de buyuruyor ki;

 وَقَالَ رَبُّكُمُ ادْعُونِي أَسْتَجِبْ لَكُمْ

Ve kâle Rabbükümü’d’ûnî estecib leküm. [4] “Siz bana dua ediniz, ben sizin dualarınızı kabul ederim.”

Vaadi var. Vaadi varsa, vaadini yerine getirir. Vaadinden, hulfü yoktur; geri dönmesi, yerine getirmemesi yoktur. Cenâb-ı Hak vaad ettiğini verir. Ekremü’l-ekremîndir, erhamü’r-râhimîndir. Bir tevbe eder kul, günahlarını siler. Bir lâ ilâhe illallâh der kul şirki, küfrü bırakır, imana gelir. Bir anlık, bir cümlelik, hamle ile cenneti kazanabilir. Rahmeti çok. Rahmeti sonsuz. Çok kelimesi az kalır. Cenâb-ı Hakk’ın rahmeti sonsuz olduğu için, dua ibadettir.

Ümmet-i Muhammed olarak, Türkiye’deki müslümanlar olarak, duaya o kadar çok ihtiyacımız var ki. İnsanlar o kadar zavallı, o kadar perişan, o kadar dinlerini unutmuşlar ki, hakiki İslâm’dan; Yunus Emre’nin, Mevlânâ’nın imanından, aşkından, şevkinden; tarihimizde büyüklerimizin yaşadığı o mânevî âlemden kopmuşlar, dünya ehli olmuşlar.

Ramazan’ın kadrini, kıymetini bilmeyen; namazdan, niyazdan, teravihten, kandilden haberi olmayan insanlar türedi ki. O kadar zayıf, zavallı müslümanlar var ki.  O kadar Türkiye dışındaki müslümanlardan İslâm’ı unutmuş, pek çok müslüman var ki. Komünizm gelmiş ülkeleri istila etmiş. Din eğitimi yok, anlatan yok. Öğretenleri asmışlar, kesmişler. Mesela bizim kardeşlerimiz; “İnşaat yapacağız.” diye Dağıstan’a gitmişti. Onlar anlattılar. Müslümanlar, ama hiçbir şey bilmiyorlarmış.

“İslâm’a göre, ölümüzü nasıl kaldıracağımızı bile bilmiyoruz. Müslümanız, İslâm’ı seviyoruz ama İslâm’ın ne olduğunu bilmiyoruz.” diyorlarmış.

Müslüman, Şeyh Şamil’in ülkesinin çocukları. O büyük şeyhin, o büyük mücahidin, o meşhur zâtın, bütün âlem-i İslâm’ın tanıdığı, sevdiği ve saydığı bir büyük ismin vatanının evlatları. Hacca gittiği zaman halkın teveccühünden, herkes görsün diye Kâbe-i Müşerrefe’nin üstüne çıkarmışlar. Allah onu nasip etmiş. Tabi önce Kâbe’ye girip, üstüne öyle çıkılıyor. Kenarında, içinde bir merdiven var onunla çıkılıyor. Kâbe’ye girmek, Allah’ın rahmetine girmektir. Çıkmak; günahlardan sıyrılıp çıkmaktır. O Şeyh Şamil’in, o mübarek mücahidin, evlatları ölülerini kaldırmayı bilmiyorlar.

Amerika’da tahsil görüyor, Türkiye’ye geliyor; evlenecek. Nikâh kıyacak hoca; “Bir kelime-i şehâdet getir.” diyor, kelime-i şehâdeti söyleyemiyor. İngilizce’yi kıvrım kıvrım kıvırttırıyor, doktora yapmış, dininden haberi yok. Hiçbir şeyi bilmiyor. Bir tanesi pişman olmuş; biraz dinî duygular içinde coşmuş, kalkmış Kumkapı’da bir kiliseye gitmiş, demiş ki;

“Ben işlediğim günahlara, pişman oldum. Ne yapmam lazım?”

Papaz bakmış, şaşırmış. Sormuş, anlamış.

“Evladım! Yanlış gelmişsin. Sen müslüman değil misin? Senin bir camiye gitmen lazım.” demiş.

Papazı imamdan ayıramayacak, fark edemeyecek duruma gelmiş.

Ümmet-i Muhammed’in, duaya çok ihtiyacı var.

Müslümanların hizmete çok ihtiyacı var. Müslümanlara çok hizmet etmemiz lazım. İslâm’ı, Kur’ân’ı anlatmamız; dünyanın ve âhiretin saadet yollarını, insanlara öğretmemiz lazım. “İki cihanları mâmur olsun, iki cihanda aziz ve bahtiyar olsunlar.” diye çalışmamız lazım. Yazık değil mi? Cehenneme götürülüp atılırlarsa. O atılanlar bizim akrabâmız, çocuklarımız, torunlarımız, yakınlarımız. Onları ,cehenneme düşmekten kurtarmamız, imanı öğretmemiz lazım. Millet Afrikalar’a gidiyor, Endonezya’ya gidiyor, Filipinler’e gidiyor. Oradaki yamyamlara, kendi dinini öğretmeye çalışıyor. Biz müslümanlar kendi ülkemizde; medeniyetin şahikasına yükselmiş, İslâm’ın beşiği olan diyarımızda; çok zarif, çok kâmil insanların torunları olarak İslâm’ı unutmuşsak, İslâm’dan haberimiz yoksa belki de İslâm’a düşman, İslâm’ı hor gören, tanımadığı bilmediği için düşman sanan insanlar haline gelmişsek, tabii duaya çok ihtiyaç var. Onun için Ümmet-i Muhammed’e, gözyaşları içinde dualar edelim. Duanın büyük, çok büyük tesiri vardır.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz buyurmuş. Hocamız rahmetullahi aleyh Mehmed [Zahid] Efendi hazretleri de Evrâd-ı Şerîfe’sinin birinci sayfasına;

“Bak bu dualar boşuna değil, kıymetini bilin.” diye o hadisleri yazmış:

 الدعاء ينفع بما نزل

ed-Duâu nef’a bi-mâ nezele. “Gelmiş olan belaya, dua fayda verir.”

Belayı kaldırır ve gelecekte olan muhtemel bir tehlikeyi de getirmez, bertaraf eder, savuşturur. Gelmiş belayı kaldırır; gelecek olan, gelmemiş ama yönelmiş olan belanın da gelmemesini, başka yere savuşturulmasını, def edilmesini sağlar.

Dua faydalıdır.

Bir kabile reisini zehirli yılan sokmuş, ölecek. Sahabeden bir zât bir Fâtiha okuyor, zehirin tesiri duruyor ve adam ölümden kurtuluyor. “Kabile reisi, ölümden kurtuldu.” diye birçok hediyeler veriyorlar.

Duanın gücüne bakın.

Bizans elçisi, Hz. Ömer radıyallahu anh’e hediyeler getirmiş. Arasında bir şişe görmüş. Ne olduğunu sormuş.

“Bu çok şiddetli bir zehirdir.”

“Ne olacak bu zehir?”

“Kapağını açıp, ağzınıza attığınız zaman hemen ölürsünüz. Bizim ülkede, Bizans’ta bazen isyan olur, hükümdarı çok güç durumda bırakırlar. Yakalanıp işkence görmemek, rezil olmaktan kurtulmak için hükümdar yüzüğünün zehirini ağzına atar, ölür. Böylece perişan olmaktan kurtulur. Sen de halifesin, müslümanların başkanısın. ‘Böyle bir durum olabilir.’ diye ihtiyaten bunu da sana getirdik.” demişler.

Hz. Ömer efendimiz dua ederek almış, elçinin gözü önünde zehiri ağzına boşaltmış, hiçbir şey olmamış. Bunlar tarih kitaplarında, dinî kitaplarda, gerçek olayları anlatan kitaplarda şahitli ispatlı vakıa olarak tespit edilmiş.

Duanın, muazzam maddî tesiri var.

Bunu niçin söylüyorum?

“Dua; ruhsal bakımdan insana tesir eder de o da ruhî bakımdan etkilendiği için şu olur, bu olur.”

Hayır! İş öyle değil. Dua hakikaten maddi bakımdan da tesir ediyor.

Kâfirliğin, inançsızlığın çeşitleri var.

“Peygamber bir şeyler hissetmiş, onları söylemiş.”

Hayır! Kendisi söylemiş değil, Allah vahyediyor.

Nereden belli?

Devenin üstündeyken vahiy geldiği zaman deve çöküyor, dayanamıyor. Devenin üstündeyken vahiy gelirse, etrafındakiler arı vızıltısı gibi bir ses duyuyorlar. Bunlar maddî tezahürler.

Demek ki kişisel, ruhsal bir olay değil. Dışarıdan melek-i âlâdan, Cenâb-ı Mevlâ’dan haber geliyor, vahiy geliyor. Uğultu şeklinde duyuluyor ve etraf da hissediyor. Hatta Peygamber Efendimiz’e dokunup, onun yanında oturan insan; “Dizim parçalanacak gibi oldu.” diyor. Demek ki vahiy esnasında ciddi bir yoğunluk kazanıyor.

İnsan meseleyi; böyle ruhsal olaylarla anlattığı zaman, bir çeşit inkârı örtmüş oluyor, inkâra yol bulmuş oluyor.

Öyle değil! Doğrudan doğruya duanın gücü var. Onun için bu mübarek gecede kendimiez, ana babamız, evlatlarımız, kardeşlerimiz, sevdiklerimiz, arkadaşlarımız, dostlarımız ve ümmet-i Muhammed için, dünyadaki başarılarımız, âhiretteki saadet ve selametimiz için çok çok dualar edelim.

Bir insan cenneti elden kaçırırsa, ne büyük mahrumiyettir; Allah korusun! Cehenneme düşerse ne kadar korkunç bir azaptır. Onun tedbiri burada alınıyor. Kişi, cenneti kazanmaya çalışacak. Cenneti tanıyacak, arzu edecek, onun için gayret edecek ve kazanacak.

Allahu Teâlâ hazretleri buyuruyor ki;

 وَاللَّهُ يَدْعُو إِلَى دَارِ السَّلَامِ

Vallahu yed’û ilâ dari’s-selâmi. [5] “Allah kullarını cennete davet ediyor.”

Kullar davetli; gelmiyorsa kabahat kendisinde.

Peygamber Efendimiz buyuruyor ki;

“Allah, cenneti isteyene cenneti verir. Cehennemden Allah’a sığınanı, cehennemden korur.”

Kul istemiyor. Hakikaten çevremize, insanların davranışlarına bakıyoruz. İslâm bilinmeyince; âyetler, hadisler bilinmeyince, hatta bir de ters bilinince, düşmanlar yanlış gösterip yanlış anlatınca, eski müslümanların, mübarek şehitlerin evlatları kıpkızıl, kapkara bir insan, münkir, kâfir, müşrik, dinsiz, imansız, faydasız, hayırsız, saldırgan, zalim, zorba olabiliyor.

Hasire’d-dünyâ ve’l-âhireh.

Şairin dediği gibi;

Ne kendi eyledi rahat.

Ne halka verdi huzur.

Yıkıldı gitti cihandan.

Dayansın ehl-i kubûr.

denilen durumlar oluyor. Onun için çok dualar edelim. Kendimize de dualar edelim. Kendimizi de gözden geçirelim, irdeleyelim, muhasebemizi yapalım, hesabımızın nasıl olduğunu bir anlayalım. Hz. Ömer Efendimiz’in tavsiyesini tutalım:

 حَاسِبُوا أَنْفُسَكُمْ قَبْلَ أَنْ تُحَاسَبُوا وزنوا أعمالكم قبل أن توزن

Hâsibû enfüseküm kable en tühâsebû ve-zinû a’mâleküm kable en tûzenü. “Allah, hesaba çekmeden kul kendisinin hesabını ölçsün, biçsin. Âhirette melekler amelleri, sevapları, günahları mizanda tartmadan, kul dünyadayken kendisini tartsın.”

İşte bu geceler bir vesile. Böyle güzel güzel vesilelerle gelen geceleri değerlendirmek lazım. Allah değerlendirmeyi nasip eylesin. Aşk ile şevk ile ihlâsla, güzellikle; tatlı tatlı, ılık ılık, inci gibi gözyaşlarıyla; hâlis, muhlis, ibadetlerle geceyi ihyâ etmeyi ve bundan sonra da arınmış, tertemiz, has bir kul olarak sahabe-i kirâmın imanı gibi, asr-ı saadet müslümanlarının imanı gibi bir imana sahip olarak iyi bir müslüman olup yaşamayı; huzuruna sevdiği, razı olduğu kul olarak varmayı, cennetiyle, cemaliyle müşerref olmayı Allah nasip eylesin.

“Allah bunları nasip etsin.” diye ben size dua ediyorum. Siz de bizi duanızda anın, unutmayın. Allah hepinizden razı olsun.

Büyüklere hürmetler ederiz, ellerinden öperiz. Kandillerini tebrik ederiz. Küçüklere dualar ederiz; Allah nice hayırlara erdirsin! Gözlerinden öperiz. Allah hepinizden razı olsun. Nice nice Kadirlere erdirsin. Kadrinizi, kıymetinizi yüce eylesin. İki cihanda cümlenizi, aziz ve bahtiyar eylesin. Aziz ve sevgili Akra dinleyicileri.

es-Selâmü aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtüh.



[1] 97/Kadir, 4.

[2] 74/Müddessir, 38.

[3] 112/İhlas, 3-4.

[4] 40/Mü’min, 60.

[5] 10/Yunus, 25.

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
16.04.1997 - Arafat Duası
26.05.202626 dk 16 sn
13.11 1995 - Mehmed Zahid Kotku Kabri Başında Dua
26.07.202512 dk 48 sn
28.05.1999 - Fatih Sultan Mehmed'in Kişiliği, Fetih Ruhu
28.11.202350 dk 52 sn
02.11.2000 - Ramazanın İlk Gecesinin Fazileti, Kadir Gecesi, İftar Ettirmek
28.11.202342 dk 46 sn
00.12.2000 - Orucun Önemi, Orucu Zedeleyen Şeyler, Oruçlunun Mükafatı
28.11.202322 dk 7 sn
29.12.1999 - Kul Hakkı, Deccal, Veda Haccı
28.11.202316 dk 24 sn
29.06.1985 - Bayram Kutlamaları, Ramazan Sonrası, Şevval Orucu
28.11.202332 dk 17 sn
29.05.1987 - Ramazandan Sonraki Halimiz
28.11.202358 dk 16 sn
28.12.1999 - İtikaf
28.11.202344 dk 11 sn
27.11.2000 - Ramazan Ayının Başı, Sahur Vakti, İbadet
28.11.202318 dk 20 sn
26.05.1995 - Aşure Günü, Nafile Oruçlar
05.07.202518 dk 7 sn
26.04.1990 - Ramazandan Sonra İbadetlere Dikkat, Mümin Kardeşine Memnun Etmek, Bayram, Ariflerin Özellikleri
20.03.202629 dk 12 sn
24.03.1993 - Ramazanda Kazanılan Mükafatlar, Aileye Verilen Önem, Ramazan Sonrası İbadetler
28.11.202331 dk 39 sn
22.11.1999 - Berat Kandili
02.02.202640 dk 4 sn
21.12.2000 - İtikaf, Çocuk Yetiştirme
28.11.202315 dk 25 sn
21.01.1990 - Peygamber Efendimizin Yemin Etmesi, Bayram Namazına Gitmesi, Hutbesi, Zemzemin Faziletleri, Ailenin Önemi
28.11.202323 dk 21 sn
20.06.1985 - Bayram Namazı Öncesi, Ramazandan Sonra, Şevval Orucu, İmanın Tadı, Ramazan Bayramı
28.11.202334 dk 4 sn
19.11.1989 - Mescidden Kalkarken Okunacak Dua, Peygamber Efendimizin Bayram Namazına Ailesini Getirmesi
28.11.202326 dk 55 sn
19.06.2000 - Kuran Kıraati
28.11.202316 dk 5 sn
18.04.1997 - Kurban Bayramı, Yardımlaşma, Hac Manzaraları
26.05.202630 dk 23 sn
17.12.2000 - Gece Namazı, Ramazandan Sonra Alışkanlıkların Devam Etmesi
28.11.202337 dk 27 sn
16.05.1997 - Muharrem, Aşure Gününün Önemi, Orucun Fazileti, Muharremde Neler Yapılmalı
28.11.202323 dk 24 sn
16.05.1997 - Aşure Günü
28.11.202328 dk 32 sn
16.01.1999 - Sabah Ve İkindi Namazlarının Önemi
28.11.202322 dk 14 sn
15.12.2000 - İtikaf Fazileti
28.11.202323 dk 7 sn
15.12.1999 - Müminin Güzelliği, Hikmet, Kardeşin İhtiyacını Görmek
28.11.202339 dk
15.07.1990 - Tevhid, Namaz, Zekat
28.11.202323 dk 11 sn
13.12.2000 - Cennet Ve Oruç
28.11.202333 dk 34 sn
13.01.1999 - İslamda Kardeşlik
28.11.202335 dk 30 sn
11.01.1998 - Ramazandan Sonra Hali Muhafaza Etmek
28.11.202332 dk 53 sn
10.01.2001 - Güzel Ahlak Sahibi Olmak, Zikir
28.11.202323 dk 19 sn
07.12.2000 - Oruç Tutmak, İftar Ettirmek
28.11.202326 dk 29 sn
07.01.2000 - Ramazanın Son Günü
28.11.202331 dk 49 sn
06.05.1990 - Bayram Eğlenceleri, Cumanın Önemi, Peygamber Efendimiz
28.05.202627 dk 34 sn
05.07.1990 - Hac, Mazlumun Günahını Almak, Dürüst Olmak, Güvenilir Olmak, Sözünde Durmak
28.11.202316 dk 16 sn
05.04.1992 - Ramazandan Sonra, Ramazanın Mükafatı, Sünneti Seniyye
28.11.202340 dk 41 sn
05.04.1992 - Ramazandan Sonra, Ramazanın Mükafatı, Sünneti Seniyye, Ahmet Ziyaüddin Gümüşhanevi
28.11.202356 dk 20 sn
05.02.1992 - Güzel Ahlakın Önemi
28.11.202315 dk 26 sn
05.01.1998 - Ramazanda Takva Sahibi Olmak
28.11.202321 dk 56 sn
04.00.0000 - Allahın Seveceği Kullar
28.11.202343 dk 30 sn
03.12.2000 - Orucun Mükafatı, Oruç Adabı
28.11.202324 dk 7 sn
00.12.2000 - İftarı Suyla Açmak, Sahura Kalmak, Yalan Yere Yemin, Gıybet
28.11.202322 dk 34 sn
00.12.2000 - Cennetin Ramazan Ayında Süslenmesi
28.11.202335 dk 4 sn
00.00.2000 - Ramazanda Sahura Kalkmak, Hilalin Görünmesi
28.11.202314 dk 3 sn
00.00.2000 - Ramazan, İftar Ettirmek
28.11.202342 dk 4 sn
00.00.2000 - İftar Ettirmek, Oruçlunun Yanında Yemek
28.11.202316 dk 5 sn
00.00.1999 - Ramazan, Orucun Faydaları
28.11.202322 dk 2 sn
00.00.1999 - Güzel Ahlak, Münafığın Alametleri
28.11.202322 dk 13 sn
00.00.0000 - İyi Ve Kötü Huy, Toplum Ahlakı, Kullara İyilik, Kullara Kötülük
28.11.202328 dk 16 sn
26.12.2000 Ramazandan Sonrası, Allahın Adını Anarak Birşey İstemek, Münafığa Efendi Demek, İyilik
20.04.202324 dk 8 sn
27.07.1996 Peygamber Efendimizin Soyu, Peygamber Özellikleri
03.09.202547 dk 7 sn
Mahmud Esad Coşan Hocaefendinin Çeşitli Sohbetlerinden Mehmed Zahid Kotku
18.09.202029 dk 19 sn
25.10.1995 - M. Zahid Kotku Hocaefendinin Hayatı
04.06.202057 dk 9 sn
13.11.2000 - M. Zahid Kotku Hocaefendinin Özellikleri, Şemaili, Kerametleri
18.09.202028 dk 58 sn
13.11.1999 - Hak Din İslam, Sünnete Uygun Müslümanlık, Tasavvuf
04.06.202044 dk 25 sn
13.11.1994 - Alimlerin Önemi
15.07.202642 dk 34 sn
13.11.1993 - M.Zahid Kotku Hocaefendi Anma Programı
04.06.202031 dk 25 sn
13.11.1992 - M.Zahid Kotku Hocaefendi ve Teslimiyet
26.07.202539 dk 41 sn
06.11.1997 - Recebin Önemi, Tevbe Etmek, Regaip Kandili
25.12.202548 dk 16 sn
06.00.0000 - Receb, Şaban, Ramazan, Regaip Kandili, Recebin İlk Günü ve Cuma Gecesi
18.02.202143 dk 2 sn
28.09.2000 - Regaip Kandili, Receb Ayının Faziletleri
18.02.202129 dk 38 sn
14.09.1999 - Recebin İlk Cuma Gecesi
18.02.202147 dk 46 sn
13.03.1986 - Recep Ayı
25.12.202533 dk 57 sn
09.01.1992 - Recep Ayının Faziletleri, Üç aylar
18.02.202134 dk 13 sn
08.12.1994 - Regaib Kandili, Recebin Önemi, İlk Cuması
18.02.202138 dk 5 sn
25.12.1996 - Berat Kandilinin Önemi, Affedilemeyenler
25.03.202131 dk 47 sn
22.11.1999 - Berat Kandili, Duhan Suresi
06.03.202340 dk 4 sn
20.11.1988 - Berat Kandili, Sevap Kazanmak
25.03.202124 dk 33 sn
14.12.1997 - Berat Kandili, Affedilecek ve Edilmeyecek Olanlar
17.03.202238 dk 9 sn
11.03.1990 - Berat Kandilinin Önemi, İhyası ve Ramazana Hazırlık
25.03.202151 dk 41 sn
10.11.2000 - Berat Kandili
25.03.202160 dk 30 sn
10.11.2000 - Berat Kandili, Allahı Zikretmek, Tevbe Etmek
25.03.202128 dk 23 sn
04.05.1985 - Berat Kandilinin Faziletleri
25.03.202138 dk 45 sn
03.12.1998 - Berat Kandilinde Duaların Kabul Oluşu
25.03.202136 dk 53 sn
00.00.1987 - Berat Kandili, Berat Kandilini İdrak Etmek
17.03.202227 dk 37 sn
31.01.1992 - Mirac Kandilinde Oruç Tutmanın Sevabı
08.03.202118 dk 50 sn
28.04.1984 - Miraçta Peygamberimizin Yaşadıkları
08.03.202152 dk 33 sn
27.05.2000 - Mirac Gecesinde Görülenler, Faiz, Namaz
08.03.202119 dk 7 sn
26.11.1997 - Mirac Hadisesi
17.02.202337 dk 53 sn
24.10.2000 - Mirac, İsra Hadisesi, Kandili İdrak Etmek
08.03.202148 dk 26 sn
19.12.1995 - Mirac Hediyeleri
15.01.202652 dk 52 sn
19.01.1993 - Mirac Kandili
08.03.202151 dk 41 sn
15.02.1981 - Peygamberimizin İsra ve Mirac, Miraçta Gördükleri
08.03.202122 dk 2 sn
06.04.1986 - Mirac Kandilinin Önemi, İsra Hadisesi, Oruç ve Nefis Terbiyesi
06.02.202433 dk 50 sn
30.09.1990 - Peygamber Efendimizin Son Peygamber Oluşu, Peygamber Sevgisi
26.09.202339 dk 52 sn
29.08.1993 - Peygamber Efendimiz, Mevlid Kandili
04.06.202035 dk 13 sn
19.09.1991 - Mevlid Kandili, Peygamberimizin Dünyaya Teşrifi
24.08.202637 dk 43 sn
15.07.1997 - Mevlid Kandili, Mekke
04.06.202058 dk 16 sn
14.11.1986 - Mevlid Kandili, Peygamberimizin Hadis Yolu Oluşu
04.06.202043 dk 32 sn
14.06.2000 - Mevlid Kandili
04.06.202018 dk 16 sn
10.10.1989 - Peygamber Sevgisi, Sünnete Uymak
04.06.202063 dk 22 sn
08.08.1995 - Mevlid Kandili
24.08.202642 dk 22 sn
25.01.1998 - Kadir Gecesi
04.06.202030 dk 36 sn
23.12.2000 - Kadir Gecesinin Önemi, Kuran-ı Kerim
04.06.202034 dk 23 sn
20.03.1993 - Kadir Gecesinin ve Ramazanın Önemi, Rahmetten Ümit Kesmemek
04.06.202041 dk 26 sn
15.06.1985 - Kadir Gecesi, Halis Niyet
04.06.202038 dk 20 sn
15.02.1996 - Kadir Gecesinin Ramazanın 27.Günü Olması
04.06.202028 dk 10 sn
14.01.1999 - Kadir Gecesinin İhyası
04.06.202040 dk 20 sn
07.07.1983 - Dua
04.06.202032 dk 20 sn
03.01.2000 - Kadir Gecesi
04.06.202050 dk 56 sn
29.05.1998 - Fetih
04.06.202050 dk 51 sn
29.05.1995 - Fatih ve Fetih Ruhu
04.06.202037 dk 2 sn
29.05.1990 - Vatan, Fatih ve Fetih
04.06.202045 dk 19 sn
28.05.1999 - Fatih Sultan Mehmet'in Çevresi,Fetih Ruhu
04.06.202047 dk 17 sn
29.05.1987 - Ramazan Bayramı, Takva, İman, Ramazandan Sonraki Halimiz
04.06.202033 dk 52 sn
21.01.1990 - Zemzemin Taşınması, Peygamber Efendimizin Özellikleri
04.06.202023 dk 21 sn
20.06.1985 - Bayram Kutlamaları, Ramazandaki Sevaplar, Ramazan Sonrası, Şevval Orucu
10.04.202431 dk 38 sn
09.02.1997 - Bayram Tebriği, Sadaka Vermek, Şevval Oruçları, Bayram Sonrası
31.03.202528 dk 16 sn
08.01.2000 - Bayram Tebriği, Bayramdan Sonra Oruç Tutmak
21.03.202621 dk 7 sn
06.05.1990 - Bayramda Def Çalınması, Cumaya Temiz Gitmek, Peygamber Sevgisi
04.06.202028 dk 26 sn
28.04.1996 - Kurban Bayramı, Kurban Kesmenin Fazileti
27.05.202626 dk 11 sn
18.04.1997 - Kurban Bayramı, Salatu Selam, Ziyaret Etmek, Sadaka Vermek
04.06.202027 dk 57 sn
17.04.1998 - Hac Sonrası, Büyük Mescitlerde İbadet, Avrupa Ülkeleri
02.08.202036 dk 52 sn
17.03.2000 - Kurban Bayramı, Kurban Kesmenin Fazileti
07.06.202525 dk 32 sn
05.04.1998 - Kurban Bayramı, Ziyaretleşme, Hediyeleşme
28.05.202623 dk 45 sn
01.07.1990 - Arefe Günü, Arafatta Dua, Hac, Kalb Temizliği
15.06.202430 dk 29 sn
AKRA