27.10.1995 - Zikrin Faydaları, Toplumda İyiliği Yaymak, Topluma Karşı Görevler, Kardeşi Sevindirmek

27.10.1995 - Zikrin Faydaları, Toplumda İyiliği Yaymak, Topluma Karşı Görevler, Kardeşi Sevindirmek
Es-selâmü aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtühû!
Aziz ve sevgili ve değerli Akra dinleyicileri!
Cumanız mübarek olsun.
Allah-u Teâlâ Hazretleri, gönüllerinizin dileklerini, muradlarını sizlere dünyada, ahirette ihsân eylesin. Bugün size Peygamber SAS Efendimiz’in üç tane hadis-i şerifini okumak istiyorum.
Birincisi: Mâ min kavmin yezkürûna’llâhe illâ haffet bihimü’l-melâikeh, ve gaşiyethümü’r-rahmeh ve nezelet aleyhimü’s-sekîneh, ve zekerehümu’llâhu fî men indeh.
Tirmizî hasen, sahih hadis buyurmuş. Ebû Hüreyre ve Ebû Said RA’dan beraberce rivâyet edilmiş bir hadis-i şerifle başlıyorum. Bu hadis-işerifin kelimelerini izaha geçelim: Mâ min kavmin “Hiçbir topluluk yoktur ki.” Kavim burada ırk, millet mânâsına değil, insan grubu demek. “Hiçbir insan grubu yoktur ki, az veya çok olabilir; yezkürûna’llâhe Allah’ı zikrediyorlarsa. Allah’ı zikreden hiçbir insan gurubu, topluluğu yoktur ki, bir yere toplanmışlar, orada Allah’ı zikrediyorlar; illâ haffet bihimü’l-melâikeh melekler onların etrafını çepeçevre sararlar, kuşatırlar, toplanırlar etraflarına. Yâni, onlar Allah’ı zikrediyorlar diye, melekler onların etrafına toplanırlar.”
Biliyorsunuz, biz Amentü bi’llâhi ve melâiketihî diyoruz, Allah’a ve meleklerine inanıyoruz. Allah’ın çeşit çeşit melekleri var. Cebrâil, İsrâfil, Azrâil, Mikâil AS büyükleri. Ondan sonra, vücudumuzda Kirâmen, Kâtibîn meleklerimiz var. Mafsallarımızda melekler var. Gözümüzü koruyan melekler var, amellerimiz yazan melekler var. Çeşit çeşit melekler var. Tabii bir de Allah-u Teâlâ Hazretleri, bazı melekleri özel durumlarda gönderiyor ve yaratıyor. Meselâ, bir müslüman abdestli yattığı zaman, onun iç çamaşırıyla vücudu arasında Allah bir melek halkeder. O melek ona sabaha kadar, “Yâ Rabbi, bu kulun temiz yattı. Bunu afv ü mağfiret eyle! ” diye dua eder deniliyor. Böyle melekler var. Bir de işte böyle Allah’ı zikrederken, zikri sevdikleri için, zikirden çok zevk aldıkları için, zikredenleri sevdikleri için, Allah sevdiği için zikredenleri, melekler onların etrafına toplanırlar.
“Hiç bir kavim yoktur ki, Allah’ı zikretmek için bir araya gelmiş topluluk, birkaç kişi, üç beş kişi, on kişi, yirmi kişi, elli kişi. neyse, Allah’ı zikreden hiç bir topluluk yoktur ki,melekler onları çepeçevre kuşatmış olmasın.” Yâni mutlaka kuşatır demek. Yâni, Allah dediğiniz zaman, Allah Allah demek için toplandığınız zaman, melekler yanı başınızda. Burada, hadis-i şerifin devamına geçmeden önce, dikkatimi çeken bir hususu, benim zihnimde yer eden önemli bir hususu size anlatmak istiyorum. Tabii zikir deyince aklımıza tesbih geliyor. Tamam. Dervişler geliyor. Tamam. Kur’an-ı Kerim’den ayet-i kerimeler geliyor Allah’ı zikretmenin sevabı hakkında, Allah’ı zikredenlerin felâh bulacakları hakkında. Zikir çok güzel bir ibadet. Namaz gibi Allah’ın bir emri bize. Allah’ı zikretmek bizim vazifemiz. Allah-u Teâlâ Hazretleri: Yâ eyyühe’llezîne âmenü’zküru’llâhe zikren kesîrâ. “Ey iman edenler, Allah’ı çok zikrediniz!” buyuruyor. Binâenaleyh, bazı insanların yapıp, bazı insanların yapmamakta serbest olduğu, ihtiyârî, keyfî bir çalışma değil. Bütün müslümanların zikir erbâbı olması lâzım! Ama bir hadis-i şerif var. "Eğer sen Allah'a itaat halindeysen, Allah'ın emirlerini tutan, Allah'a muti, itaatkâr bil kul isen; Allah'ı zikrediyorsun demektir. Eğer sen Allah'a isyan halindeysen, emirlerini çiğnemekte, buyruğunu tutmamak halinde isen; dilinde zikir elinde tesbih olsa bile Allah'ı zikretmiyorsun demektir." diye Peygamber Efendimizin hadis-i şerifi de var.
Demek ki işin aslı, Allah dâimâ mü’minin hatırında olacak, hatırından hiç çıkmayacak. Kalbinden, gönlünden, aklından hiç çıkmayacak ama hatırındayken de Allah’a âsî olmayacak, Allah’a itaat edecek. Rabbini hatırlayıp, Rabbinin emirlerini hatırlayıp, Rabbinin emirlerini tutacak. Mü’minler Allah’ın emirlerini tuttuğu zaman zikir tamam oluyor; âsî olduğu, tutmadığı, emirleri çiğnediği, yasakları işlediği, günahlara daldığı zaman da, eli tesbihli de olsa kıymeti olmuyor. Esas olan itaat, Allah’a muti’ bir kul olmak. Tatlı, itaatkâr, sevimli, söz dinleyen bir kul olmak. Melekler onların etrafına toplanırlar.” Tabii,bu çok güzel bir şey! Ve gaşiyethümü’r-rahmeh “Rahmet onları kaplar, yâni Allah’ın rahmeti onları sarar, kaplar. Ve nezelet aleyhimü’s-sekîneh Onların üzerlerine sekînet iner. Böyle sükûnlu, huzurlu, manevî hallere sahip insanlar olurlar. Huzur ve sükûna, tatlı hallere erişirler. Ve zekerehümu’llâhu fîmen indeh Allah da onları kendi yanında olan meleklerine metheder, anar. Allah da onları zikreder: “Bakın ey meleklerim! Gördünüz mü,yeryüzünde benim itaatli, güzel kullarım nasıl beni güzel güzel zikrediyorlar!” diye Allah meleklerine, kendisini dünyada zikreden bu kulları zikreder, anar, söyler, metheder.” Tabii, bu da çok büyük, güzel bir şey. Sonra biliyorsunuz, zikir çok şerefli bir şey. Çünkü: Fe’zkürûnî ezkürküm “Siz beni zikredin, ben de sizi zikredeyim. Siz beni zikrederseniz, ben de sizi zikrederim.” (Bakara,2/152) diye ayetten debiliyoruz. Allah, kendisini zikredeni zikrediyor. Tabii,Allah’ın zikri de o kul için şeref olarak yeter. Nimet olarak yeter, rahmet olarak yeter. O, Allah tarafından zikredilen, öğülen, sevilen bir kulun ne kadar güzel olduğunu siz düşünün. Onun için,elinizde tesbih, dilinizde zikrullah, kalbinizde Allah duygusu, Allah sevgisi olsun, böyle vakitlerinizi değerlendirin! Bir saniyeniz bile boş geçmesin. Yolda yürürken, vasıtada giderken, otururken, kalkarken, hele hele bu cuma günleri, cumanın mübarek vakitlerinde zamanınızın bir saniyesini bile boş geçirmemeye, zikirsiz geçirmemeye gayret edin! Çünkü cennete giren mü’minler bile cennette bir şeye hayıflanacaklar, ciğerleri, kalbleri cız edecek, yanacak, “Ah, vah! ” diye üzülecekler biraz. Cennette üzülmek, hüzün yok amma, korku yok, hüzün yok ama, biraz ciğerlerinde şöyle bir yanıklık, içlerinde bir burukluk olacak. Niçin? Dünyada zikirsiz geçirdikleri zamanlar için biraz üzülecekler: “Keşke o zamanları da zikirsiz geçirmeseymişiz. Keşke o zamanlarda da gafil olmasaymışız. Keşke o zamanlarda da Allah’ı zikretseymişiz!” diyecekler. Onun için, evliyâullah büyüklerimiz bizi zikr-i müdâm haline ulaştırmak için öyle yetiştirmişlerdir. Yâni zikr-i müdâm hâli ne demek? Dâimî zikir hâli. Dâimî zikir ve münâcaat hâline gelmek lâzım. Bu çok yüksek bir dinî makam ve seviye olmuş oluyor.
Allah-u Teâlâ Hazretleri kardeşlerimizi, sizleri, bizleri zikrinden, şükründen, hüsn-ü ibadetinden ayırmasın. Bu birinci hadis-i şerifi zikirle ilgili bir hadis olarak, hasen, sahih hadis olarak zikrettim. İkinci hadis-i şerif, muhterem kardeşlerim:
Mâ min kavmin yu’melüfîhim bi’l-meâsî,hüm eazzü ve ekserü mimmen ya’melühû, sümme lem yugayyirûhû, illâ ammehümu’llâhu minhü bi-ikâb.
Bu da Tahâvî, Ahmed ibn-i Hanbel, İbn-i Mâce, Ebû Dâvûd ve diğer kaynaklarda olan, Ubeydullah ibn-i Cerîr’in babasından rivâyet ettiği -radıyallâhu anh-bir hadis-i şerif. Peygamber Efendimiz SAS Hazretleri buyuruyor ki: Mâ min kavmin “Hiçbir insan topluluğu, grubu yoktur ki, yu’melu fîhim bi’l-meâsì onların arasında günahlar işleniyor. Günahların işlediği bir topluluk. Aralarında günah işleniyor. Hüm eazzü ve ekserü mimmen ya’melühû O günahı işleyenlerden bu mü’minler daha çok ve daha güçlü. Yâni güçleri, kuvvetleri var, sayıları daha çok günahı işleyenlerden. Lem yugayyirûhu O günahı engellemiyorlar, bu çirkin durumu değiştirmiyorlar, Allah’ın emrinin yerine getirilmesinde yardımcı olmuyorlar, Allah’ın emirlerinin çiğnenmesini engellemiyorlarsa; illâ ammehümu’llâhu minhü bi-ikâb. Allah-u Teâlâ Hazretleri azab ve ikâbını o topluluğa umûmî olarak gönderir.” Yâni içinde mü’minler var, iyiler var, namazlı, niyazlı, tesbihli, zikirli, fikirli sâlih insanlar var diye bunları ayırmaz; umûmî olarak azâbı indirir, cezâ olsun diye. Çünkü, iyiler kötüleri engellemediler, iyiler kötülerin günah işlemesine mânî olmadılar. Onun için azab ve ikâb, Allah’ın cezâsı, belâsı başlarına umûmî olarak geliyor. Demek ki bizler, bir taraftan kendimiz iyi müslüman olacağız, salih kul olacağız; bu çok güzel bir şey.
Ama bir taraftan da muslih kul olacağız, bu da çok önemli!
Yâni başkalarını da ıslah edici, kötülükleri kaldırıcı, iyilikleri yapıcı, yapmayı teşvik edici, olumlu müslümanlar olacağız, gayretli müslümanlar olacağız.
İslâm aktif olmayı emrediyor bize. Boş durmamayı, çalışmayı, kendi hâlinde durmamayı, kendi içine kapanık olmamayı, toplumu düzeltmeye çalışmayı emrediyor.
Gayretli müslüman olması lâzım müslümanların, çalışması lâzım!
Müslümanın olduğu yerde pislik, çirkinlik, günah, tatsız tuzsuz iş, zulüm vs. olamamalı, olmamalı. Neden?
“Müslüman var, yaptırır mı? Mâni olur, engeller, hayrı işletir, şerri yaptırtmaz.” diye, böyle bu zihniyette olması lâzım.
Allah bizden böyle müslüman olmamızı istiyor. Evet, zikrederiz, namaz kılarız, Kur’an okuruz, tesbih çekeriz, oruç tutarız. Bunlar ferdî, bizim kendimizle ilgili, şahsî sevap kazanmamıza sebep olan ibadetler.
Ama bir de topluma yönelik vazifelerimiz var, görevlerimiz, ödevlerimiz var; onları da yapmamız lâzım!
Toplumu düzeltmeye çalışmamız lâzım!
Her şeyimizin tertemiz olması gerekiyor toplumumuzda.
Evimizden, bahçemizden, evimizin önünden, üstümüzden başımıza, dişimize, dişimizin temizliğine kadar, koltuk altımızın temizliğine kadar, her şeyi dinimiz bize emrediyor.
Tertemiz, güzel kokulu, pırıl pırıl, nurlu, tatlı, geçimli, iyiliksever insanlar, aktif insanlar, toplumu düzelten insanlar, kötülüğe râzı olmayan, kötü durumda durmaya gönlü râzı olmayan insanlar olmamız gerekiyor.
Ben bunu çok seviyorum. Bunu işte her konuşmamda arkadaşlarıma anlatmaya çalışıyorum. Bir imaj var; yâni müslüman sessizdir, koyun gibidir, kuzu gibidir, başı önündedir, başına vur, elinden lokmasını al; işte hiç bir şeye karışmaz.
“Falanca adam çok iyi insan.”
“Niçin iyi insanmış efendim?”
“Etliye, sütlüye karışmazmış. Camiden eve, evden camiye gidermiş.”
Bu iyi müslüman değil!
Neden?
Etliye, sütlüye karışsaydı biraz, toplumu düzeltseydi, etrafındakilere faydalı olsaydı. Çocuklara bir şeyler öğretseydi, torunlarını çekip çevirseydi. Belli bir yaşı geçtikten sonra devre dışı kalıyor hacı babalar, hacı dedeler; kimse dinlemiyor. Onlar öyle kenarda kalıyorlar, kendi bildiklerine ibadet ediyorlar. Küçükler bildiğini okuyor. Öyle şey olur mu?
Bir hacı baba, evin reisi demektir, komutan demektir. “Hadi bakalım namaza! Kalkın bakayım, abdestlerinizi alın, bilmiyorsan öğreteyim. Otur bakayım karşıma, bir sayfa Kur’an oku bakayım. Neler ezbere biliyorsun, ne kadar az biliyorsun! Ayıp değil mi sana, bak her şeyleri öğreniyorsun okulda da, dinini niye öğrenmedin vs.” Böyle aktif olması lâzım.
Yâni müslüman her yerde İslâm’a faydalı olmalı, müslümanlara faydalı olmalı, aktif olmalı. Aktif çalışkan bir müslüman. Ak sakallı da olsa çalışmalı.
Eskiden, gözümüzün önünde sahneler öyle, imajlar öyle, belinde kuşak, ayağında şalvar, bembeyaz sakallı ama tarlada çalışıyor, ağaç dikiyor, bir şeyler yapıyor. Hatta başkalarını da teşvik ediyor, hiç boş durmuyor. Rahmetli kayınvâlidemin benim için gözümün önünden silinmez bir imajı vardır: Hiç boş durmazdı. O yaşlı hâliyle mutlaka bir şeyle meşgul olurdu. Ya çorap yamayacak, ya yemek hazırlayacak, ya bir şey ayıklayacak, ya evin bir şeyini düzenleyecek. Boş durup oturmayı hiç sevmezdi ve hiç yapmazdı. Eski insanların görgüsü, terbiyesi böyle. Aktif müslüman.
Yâni boş durmayan, daima hayır üreten, hayır fabrikası, hayır imalatçısı insanlar olacak müslümanlar, sevgili kardeşlerim! Kötülüğü de engelleyecek, yaptırmayacak. “Bu böyle kötüdür, olmasın!” diyecek. Nihâyet üçüncü hadis-i şerife geliyorum bugünkü hadis-i şeriflerden.
Bu da, uzunca bir hadis-i şerif. İbn-i Ebi’d-Dünyâ rivâyet eylemiş. Çok bu konudaki hadis-i şerifler. Onlardan sadece bir örnek bu, numûne, bir misâl:
Mâ min mü’minin edhale alâ mü’minin sürûren,illâ haleka’llâhu min zâlike’s-sürûrimelekâ, ya’büdu’llâhe ve yümecciduhû ve yüvahhidühû.
“Hiç bir mü’min yoktur ki” diyor Peygamber Efendimiz, edhale alâ mü’minin sürûren “Bir mü’min kardeşinin kalbine sevinç sokmuş, yâni onu sevindirmiş, bir mü’min kardeşini sevindiren hiçbir mü’min yoktur ki, illâ haleka’llâhu min zâlike’s-sürûru meleken onun bu sevindirmesinden, mü’min kardeşinin gönlünü hoş edip onun içini memnun etmesinden, mesrur etmesinden dolayı, Allah bu sürurdan, sevinçten bir melek yaratmış olmasın; mutlaka yaratır. Hiç bir mü’min yoktur ki mü’min kardeşinin gönlüne sürur soksun da, Allah orada bir melek yaratmasın; o sürurdan, o sevinçten dolayı bir melek yaratır. Ya’büdu’llâhe ve yümecciduhû ve yüvahhidühû O melek, Allah-u Teâlâ Hazretleri’ne ibadet eder. Onu tesbih eyler, tevhid eyler, yâni ‘Sübhânallah, Elhamdülillâh’ der. Allah-u Teâlâ Hazretleri’nin şânını yüceltici, Allah’ın sevdiği güzel zikirlerle zikreder durur, ibadet eder durur. Feizâ sâre’l-mü’minü fî lahdihî “O kardeşini sevindiren mü’min ölüp de kabrine konulduğu zaman.” Tabii hayat fâni, bir gün gelip hepimiz öleceğiz. Allah iman selâmetliği versin. “O iyiliği yapan mü’min, o kardeşini sevindiren mü’min kabrine konulduğu zaman; etâhü’s-sürûrü’llezî edhalehû aleyhi o kardeşine verdiği o sevinç, o gönlüne soktuğu o sevinç, o sürur, o adama kabrinde gelir, Feyekùlü lehû: Emâ ta’rifunî ‘Sen beni tanıyor musun?’ diye sorar o kabre girmiş olan şahsa. Feyekùlü: Men ente? Tabii tanımıyor. Allah’ın yarattığı o süruru, sevinci, sevinçten hâsıl olan meleği tanımıyor. Bu kabre girmiş olan, hayatında iyiliği yapmış kul, Men ente? ‘Kimsin sen?’ diye sorar. Feyekùlü: Ene sürûrü’llezî edhaltenî alâ fülânin O da kendini tanıtır: ‘Hani sen dünyada birisine bir iyilik yapmış, kalbini hoş etmiştin, sevindirmiştin ya, onun kalbine bir sevinç, bir sürur sokmuştun ya; işte ben onun kalbine soktuğun sürurum!’ diyecek. Ene’l-yevme ûnisü vahşeteke ‘İşte ben bugün geldim, senin yalnızlığında sana arkadaş olmak, seni sevindirmek için; ve ülakkınüke hücceteke ve senin hüccetini sana telkin etmek, öğretmek için geldim.’ diyecek.”
Bu ne demek?
Biliyorsunuz, kabre giren bir insana melekler gelecekler, oturtacaklar. “Otur bakalım!” diyecekler, kabirde oturacak. “Söyle bakalım Rabbin kim, peygamberin kim, dinin ne, kitabın ne, kıblen neresi?” diye soracaklar bunları. Bunlara cevap verenlerin kabri cennet bahçesi olacak. Bunlara cevap veremeyenlerin kabri cehennem çukuru olacak. Yâni, azab görmeye daha kabirden başlayacak insanlar. Ülakkinüke hücceteke dediği işte o. O melek ona diyor ki: “Ben sana, öteki sorgu meleklerinin sana sorduğu soruların güzel cevaplarını telkin edeceğim, öğreteceğim, sana bildireceğim; ve üsebbitüke bi-kavli’s-sâbit tam hak yolda, doğru söz üzere seni sâbit tutacağım, ayağını kaydırtmayacağım. O meleklerin karşısında sapasağlam durmanı,cevapları güzel vermeni sağlayacağım. Ve üşhidü bike meşhede’l-kıyâmeti O kıyamette, insanların toplandığı zaman sana şehâdet edeceğim. ‘Bu iyi bir insandı yâ Rabbi, iyilik yapan bir insandı’ diye senin lehine şahit olacağım, şahitlik yapacağım. Ve eşfeu min rabbike Senin için Rabbinden sana şefaat isteyeceğim, ‘Yâ Rabbi bunu afv ü mağfiret eyle, rahmetinde daldır, cennetine sok.’ diye öyle şefaat edeceğini söylüyor. Ve ürîke menzileke mine’l-cenneh Ve sana cennetteki yerini göstereceğim. ‘Bak, şu görünen köşk senin cennetteki köşkündür!’ diyeceğim.” diye kabre girmiş olan insana o sürur, o kendisine kabre girenin anlayabileceği bir sûret verilmiş, insan sûretine girmiş olan o sürur böyle diyecek.
Onun için, aziz ve sevgili kardeşlerim, insanları sevindirmeye çalışalım!
İnsanları memnun etmeye çalışalım!
Gönül almaya çalışalım!
Gönül yapmaya çalışalım!
Kâbe gibi muhteremdir mü’minin gönlü. Gönül yıkmayalım, kimsenin kalbini kırmayalım! Hele hele şu cuma gününde bir gayret edin, bu hadis-i şerifi duyduktan sonra;
Birilerini sevindirin!
Hasta ziyaret edin, güzel sözler söyleyin!
Kabir ziyaret edin!
Geçmişlerinizin kabirlerini ziyaret edin, “Allah rahmet eylesin. Makamlarını yüceltsin. Azabı varsa kaldırsın.” diye onlara dualar edin!
İşte semtinizdeki, civarınızdaki insanlara iyilikler yapın!
Görsünler müslümanların ne kadar iyi insanlar olduklarını. Müslümanların ne kadar iyiliksever insanlar olduklarını herkes anlasın. İslâm’ın ne kadar güzel bir din olduğunu müşahhas misallerle, somut misallerle herkes görsün, bilsin, anlasın. Ve Allah-u Tealâ Hazretleri de, bu meleğin söylediği şeyleri bizlere nasib eylesin. Yâni kabirde tatlı, güzel, nurlu bir arkadaş; kıyamette şefaatçi. Ondan sonra da cenneti gösteren bir kılavuz, yoldaş.
Allah-u Tealâ Hazretleri, ömrümüzü boşa geçirmemeyi, daima zikirle, şükürle, ibadetle, hayırla, hasenâtla; başkalarını sevindirecek, duasını alacak güzel şeyler yapmakla geçirmeyi nasib eylesin. Hayırlı, verimli, dolgun, olgun, sevaplı, ecirli, uzun ömürler nasib etsin Allah cümlenize. Sevdiklerinizle beraber cennetiyle, cemâliyle müşerref eylesin. İki cihan saadetine nâil eylesin aziz ve sevgili Akra dinleyicileri.
Es-selâmü aleyküm ve rahmetu’llâhi ve berekâtühû!
29.12.1995 -
Rüyaların Önemi, Rüyaların
25.08.1995 -
Akra, İlahi Ente
