08.03.1996 - Salavat Getirmek, 20 Kişiye Selam Vermek, Ezanı Tekrar Etmek, Cemaate Devam Etmek

08.03.1996 - Salavat Getirmek, 20 Kişiye Selam Vermek, Ezanı Tekrar Etmek, Cemaate Devam Etmek
es-Selâmu aleyküm ve rahmetullâhi ve berekatüh
Cumanız mübarek olsun aziz ve sevgili Akra dinleyiciler,
Size bir görevinizi hatırlatan müjdeli bir hadîs-i şerîfle başlamak istiyorum. Hz. Âişe-i Sıddîka validemizden Deylemî rivayet eylemiş. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz buyuruyor ki;
“Kim yarın -kıyamet koptuğu zaman, bu dünya bittiği, âhiret hayatı başladığı zaman- Aziz ve Celil olan Allahu Teâlâ hazretlerine razı olur bir vaziyette kavuşmak, onun huzuruna razı bir vaziyette gitmek isterse bana salât ü selâmı çok eylesin.”
Burada razı olan kim?
Kul. Allah’a, razı olduğu halde gitmek isterse -Allah’ın kendisine verdiği nimetleri, ikramları görünce razı olacak- böyle bir vaziyette Allah’a kavuşmak isterse Peygamber Efendimiz’e salât ü selâmı çok etsin, mânasına gelebilir. Aynı şekilde Allah kendisinden razı olduğu bir şekilde Allah’a kavuşmak isteyen… mânasına da gelebilir. İkisi de güzel.
Allah kuluna çok nimetler, mükâfatlar veriyor; kul hoşnut ve razı oluyor, vaziyetten son derece hoşlanıyor, böyle bir vaziyette Rabbine kavuşmak için Peygamber Efendimiz’e salât ü selâmı çok getirmesi lazım. Bu güzel! Allah kendisinden razı olduğu bir şekilde Allah’a kavuşmak isterse Peygamber Efendimiz’e salât ü selâmı çok etsin, diye alırsak bu mâna da çıkabilir bu Arapça cümleden; ikisi de mümkün. Râziyen; yâ Allah kendisinden razı ya kendisi Allah’tan razı, mânasına gelebilir. İkisi de güzel.
Hz. Âişe validemizin bize müjdelediği bu güzel hadîs-i şerîfin yorumuna geçelim.
Biz de Allah’a; O bizden razı vaziyette yahut biz O’nun verdiği nimetlerden, mükâfatlardan, âhiretteki lütfundan razı vaziyette kavuşmak istiyorsak Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’e çok salât ü selâm eyleyelim. Bunu şu bakımdan söylüyorum;
Cuma günü salât ü selâmı daha çok etmek hakkında Peygamber Efendimiz’in hadîs-i şerîfleri var. Zaten her zaman salât ü selâm getirmek Allah’ın bize Kur’ân-ı Kerîm’de âyet-i kerîmeyle emrettiği bir emir. Ama özellikle cuma günleri Peygamber Efendimiz’e salât ü selâmı çok getirmek gerektiği dinî bir emir.
O bakımdan salât ü selâmı çok edin; elinizde tesbih, dilinizde salât ü selâm. Peygamber Efendimiz’e sevginizi, saygınızı, bağlılığınızı ifade eden, onun da size şefaat etmesini sağlayacak olan salât ü selâmı çok eyleyin diye size dünyada, âhirette fayda sağlayacak müjdeli bir konuyu hatırlatmakla başlamış oldum. Zaten bir insanın Peygamber Efendimiz’in anıldığı bir yerde, adının geçtiği yerde ona salât ü selâm getirmesi lazım, getirmezse burnu yerde sürter. Dünyada, âhirette durumu iyi olmaz.
Peygamber Efendimiz’i bütün müslümanların kendisinden, ana-babasından, evlatlarından, bütün insanlardan daha çok sevmesi gerekiyor. Çünkü gerçekten güzeller güzeli, zaten âşık olunacak, sevilecek bir insan. Ama ayrıca bu güzelliğin ötesinde bir gerçek var ki; İslâm dininin bütün inceliklerini Resûlullah’tan öğreniyoruz. Kur’ân-ı Kerîm Resûlullah’a inmiş ve Kur’ân-ı Kerîm’i en iyi anlayabilen, en derinden yaşayan ve en güzel uygulayan Peygamber Efendimiz. Ve o bakımdan Peygamber Efendimiz’i sevmek, tanımak, onun hadislerini okumak, sünnetlerine âşinâ olmak, onun yolunda yürümek Allah’ın sevgili bir kulu, mükemmel, olgun, kâmil bir insan olmak için, çok iyi bir kul olmak için vazgeçilmez bir yol. Vazgeçilmez, ikincisi olmayan tek yol olduğu için müslümanlarda Peygamber Efendimiz’e sevgi saygının çok derin olması lazım.
Çocuklarımızı da Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’e sevgi duygusu ile yetiştirecek her türlü tedbiri [almamız], eğitimi yapmamız, sağlamamız gerekiyor. Çocuk Peygamber Efendimiz’i tanıyacak, sevecek, çok sevecek, çok candan sevecek Peygamber Efendimiz’in sünnetine bağlanacak; birinci hadîs-i şerîf bu.
Cuma gününde salât ü selâmı çok edelim. Her zaman çok salât ü selâm getirelim diye hatırlattığım bir konu.
Size nakletmek istediğim müjdeli hadîs-i şerîflerinden ikincisi Abdullah b. Ömer radıyallahu anhümâ tarafından rivayet edilmiş, Taberanî’de var. Peygamber Efendimiz’in müjdesi şöyle:
Bu çok güzel, müjdeli bir şey. Çok hoşuma gitti. Ben kendi kendime bir karar verdim, herhalde siz de aynı kararı verirsiniz hadîs-i şerîfin mânasını dinledikten sonra.
Peygamber Efendimiz, Abdullah b. Ömer radıyallahu anhümâ’nın rivayet ettiği bu hadîs-i şerîflerinde buyuruyorlar ki;
“Kim 20 kişiye, -20 adama diyor ama bu adam da olur hanım da olur, büyük de olur küçük de olur, 20 kişiye veyahut 20 adama diyelim biz hadîs-i şerîfin tam anlamını vermek için- müslümanlardan 20 adama bir günde selam verirse;
Cemâaten ev ferâdî sümme mâte; “O 20 adam isterse bir arada olsun -siz de onlara selam veriyorsunuz- veya tek tek olsun…”
1, 2, 3, 4, 5… 20 tamamlarsınız rakamı…
Sümme mâte fî yevme zâlike; İnsanın bir eceli var, vadesi yetti diyoruz. “20 adama selam vermiş bu güzel işi yapmış olarak o gün vefat ederse” vecebet lehu’l-cennete; “Cennet ona vacip olur. Mutlaka cennete girer.” Ve fî leyletihî misle zâlike; “Bir gecede 20 kişiye selam verirse aynı şekilde aynı mükâfata erer.”
Şimdi ben çok iyi anlıyorum; hadisi rivayet eden Abdullah b. Ömer radıyallahu anh’ın çok önceden bir menkıbesini dinlemiştim. Bir arkadaşına buyurmuş ki;
“Gel seninle çarşıya pazara gidelim!..”
“Ey Ömer’in oğlu! Ben senin halini, huyunu bilirim. Nasıl bir insan olduğunu tanıyorum. Sen çarşıyı pazarı pek sevmezsin. Çarşıda hileli tartılar, ölçmeler olur, yalan yere yeminler olur, aldatmacalar olabilir; dinî bakımdan güzel olmayan şeyler olabilir. Şeytan oralarda çok dolaşır. Onun için sen çarşıyı pazarı pek sevmezsin ama niçin çarşıya pazara gitmek istiyorsun?” diye sormuş.
Merak etmiş yani bu iştiyakı. Neden? Sevmediği bir yer olduğu halde. Niye çarşıya gitmek istiyor? O da demiş ki;
“Orada insan çoktur; selam verir, sevap kazanırız.” buyurmuş.
Şimdi bu rivayet ettiği hadiste de biraz daha önümüz aydınlanıyor. Demek ki 20 kişiyi tamamladı mı bir insan… Tabi bu sokakta olmayabilir. Medine’nin o zamanki nüfusunu düşünelim. İnsanlar o zaman belki şimdiki gibi izdihamlı kalabalık değil, sokaklarda çok yürümüyorlar ama çarşı pazarda o insanları bulmak mümkün. Demek ki 20 rakamını yakalamayı düşünüyor, çarşıya pazara gidiyor. Tabi selama bu kadar mükâfat verilmesi belki biraz dikkatinizi çekmiştir, garipsemişsinizdir.
Neden?
Selam tanışmayı, tanışma muhabbet etmeyi, dost olmayı, dost olmak da güzelce, dostça, güzel işler yapmayı sağlıyor ya kademe kademe; onun için selam güzel bir başlangıç, güzel bir kapı. Bir yolun başlangıcı, yolun sonu çok güzel bir noktaya gidiyor. Onun için mükâfatı, sevabı çok fazla. Onun için biz bu selama müslümanlar olarak çok değer veririz.
Tanımadığımız insana da selam veririz biz. Ben Almanya’ya gittiğim zaman Almanlarda da -belki Türkler’den etkilenmedir, bilmiyorum- gördüm. Apartmanda merdivenlerden iniyoruz, tanımadığım bir Alman bana selam veriyor. “Bu yabancı.” demiyor. Giyinişimizden, kuşamımızdan, dış görünüşümüzden belli. Onlara da din adamları belki “selamlaşın” diye tembihlemişler. Herkes yolda, tanımadığı kimseye bile selam veriyor. Bu bizim dinimizde İslâm’da çok önemli bir şey.
Peygamber Efendimiz “Tanıdığınız, tanımadığınız kim olursa olsun selam verin.” diyor. Tabi selam bir dua. Çok derin bir dua. İnsan bir selam verdiği zaman sadece bir merhaba demiş olmuyor. Selam sözünün derin mânası âhirete kadar gidiyor. O insanın cennetlik olmasını, cennet nimetlerine ermesini istiyoruz, o mânaya da geliyor. Dârusselâm olan Selam diyarı, yurdu olan cennete girmesini de, Allah’ın selametliğine ermesini de, Allah’ın selamına mazhar olmasını da temenni etmiş oluyoruz. Aslında biz bir insana “Selam olsun sana!” dediğimiz zaman çok derin bir mânası var. Başka kelimelerle bu mânayı sağlamak mümkün değil. Bu hadîs-i şerîf; müjdeli, çok güzel bir hadîs-i şerîf.
Bunu okuyunca ben de “Bu hadîs-i şerîfi uygulayayım.” diye kendi kendime karar verdim. 20 kişiyi nasıl tamamlayabilirim, diye kalabalıklara gitmem lazım. Bütün herkese selam vermem lazım ki dostluk, muhabbet, ahbaplık, kardeşlik, sevgi, saygı böylece toplumda yayılmış olur, tabi ki çok güzel bir âdet.
Gelelim bundan sonraki hadîs-i şerîfe…
Yine müjdeli bir hadîs-i şerîf okumak istiyorum size, kısa. Arkasından bir de tehditli bir hadîs-i şerîf okuyacağım biraz dengelensin diye.
Yine Taberânî’nin rivayet ettiğine göre Peygamber Efendimiz buyurmuş ki;
“Kim ezan okuyan müezzini duyarsa -hani Allahu Ekber diye başlıyor minareden, camiden ezan okuyor- ve onun dediği sözleri söylerse, tekrar ederse onun sevabı gibi sevap kazanır.” diye Peygamber Efendimiz müjdelemiş.
Müezzin ezanı okurken müslümanlıkta âdab nedir, İslâm ahlâkı nedir?
Bir kere, ezanı saygı ile dinleyecek. İşini bırakacak, konuşmasını, sohbetini bırakacak, ezanı güzel bir şekilde saygı ile dinleyecek; bu bir.
İkincisi; ezanın sözlerini tekrar edecek. Müezzin Allahu Ekber deyince, o da Allahu Ekber diyecek. Eşhedü en lâ ilâhe illallâh deyince söyleyecek vs.
Hayye ale’s-selâh, hayye ale’l-felah’larda Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil aliyyi’l-azîm deniyor. “Haydi namaza gel, haydi felaha gel!” mânasına gelen sözler söylendiği zaman deniliyor ki; “Güç, kuvvet Allah’ın verdiği bir şeydir. Allah nasip ederse olur!”
“Allah nasip ederse, inşaallah namaza geleceğim, Allah nasip ederse kurtuluşa ereceğim.” demiş oluyor. Orada bu sözler söyleniyor. Ama genel olarak müezzinin sözleri tekrar ediliyor.
Peki, Müezzinin sözlerini tekrar eden kimseye bu sevaplar veriliyor da acaba müezzinin sevabı ne kadar?
Müezzinin sevabı çok fazla. Hz. Ömer radıyallahu anh demiş ki; “Eğer Emîrü’l-mü’minîn olmasaydım, halife olmasaydım müezzin olurdum!”
En şerefli hizmet müezzinlik.
Neden?
İnsanları Allah’ın ibadetine çağırıyorsunuz. Hele bu Allah rızası için olursa, fî sebîlillâh olursa, hasbeten lillâh olursa tabi sevabı daha da yüksek oluyor. Çünkü dünya karşılığı almıyor, âhiret sevabı bekliyor. Müezzinin sesinin eriştiği yere kadar bütün mahlûklar ona dua ediyorlar ve müezzinin günahları afv u mağfiret oluyor.
Uzun seneler, uzun yıllar buna devam ederse çok çok mükâfatlar alıyor. Demek ki âhirette müezzinlerin makamı yüksek olacak, mahşer yerinde de kıymetleri fazla olacak, özel durumda olacaklar. Ezanı tekrar edenler de müezzinin sevabı gibi sevap alacaklar. O halde ezanı dinleyelim, tekrar edelim, ezandaki mânayı gönlümüzden tasdik edelim, takip edelim. Bu da sevap kazanmak için müjdeli bir şey.
Müezzin sesleniyor ama daveti yapan Allah. Cami de Allah’ın evi. Allah’ın evine Allahu Teâlâ hazretleri davet ediyor. Zaten müslümanın o kadar güzel pozisyonu var ki şu dünya hayatında... Kur’ân-ı Kerîm’de buyuruluyor ki;
Biz hepimiz cennete davetli insanlarız ve Allah tarafından davet ediliyoruz. Ne kadar güzel bir pozisyon, ne kadar şerefli, güzel bir durum! Çok güzel bir durum bu. Hayatımız için, hayatımız boyunca geçerli olan bir davet. Allah biz insanları cennete çağırıyor. Davete icabet eden cennete gidecek. “Yok, ben gelmem.” diyen cehenneme gidecek. Allah çağırıyor cennete ama “Gelmem.” diyen tabi cehenneme gidecek.
Kim “Gelmem.” diyor?
Allah’a âsi olan “Gelmem.” demiş oluyor.
İkinci davet de her namazda minarelerden okunan ezan… Bu ezanın o kadar büyük şerefi, o kadar büyük kıymeti, o kadar büyük faydası var ki!.. Bir kere ezanın okunduğu yerde şeytan duramıyor. Ezanın sesinin duyulmadığı yere kadar gidiyor. Bir yerde beş tane ev varsa ve orada ezan okunmuyor, kamet getirilmiyor, cemaatle namaz kılınmıyorsa şeytan oraya hâkimiyetini kuruyor, oradaki insanları rütbe altına alıyor, esir ediyor. Şeytanın esaretine, hükmü altına düşmüş olan insan da iyilikleri sevse, istese bile yapamıyor. Canı istiyor, kalkamıyor. Canı istiyor, yapamıyor. Canı istiyor, başaramıyor...
Neden?
Şeytanın esiri durumuna düştü. Ezan böyle önemli bir şey, şeytandan kurtarıyor insanı ve çok sevaplar kazandırıyor. Bir de ezanın davet mânası var. Kuru bir sözden, kuru bir ilandan ibaret değil.
“Allah en büyüktür. Ben şahadet ederim ki Allah’tan gayrı ilâh yoktur; Muhammed, şahadet ederim ki onun Resûlü’dür!..” demek, sadece bir ilan değil.
Sonra bir de Hayye ale’s-selâh var, hayye ale’l-felâh var. “Gelin bakalım, hadi Allah’ın da huzuruna gelin, namaza gelin, namazı kılın.” denmiş oluyor. Bu davete icabet etmek lazım, lebbeyk demek lazım.
Lebbeyk ne demek?
“Kat kat emrindeyim, geliyorum.” demek. Hacca giderken hacılar Lebbeyk Allahümme lebbeyk!.. diyorlar. “Sen bize emretmişsin, hacca davet etmişsin; geliyorum yâ Rabbi, emrini tutuyorum [ey] Rabbim, lebbeyk!..” diyerek gidiyoruz. Ezan duyulduğu zaman da lebbeyk yâ Rabbi, demek lazım. “Davet ettin, geliyorum.” demek lazım ve gitmek lazım.
Gitmek güzel! Sözüm bir bakıma tehditli oldu ama bir bakıma müjdeli gene. Gitmek güzel ama gitmemek tehlikeli!
“Canım ben evde namaz kılıyorum…”
Biliyoruz, kılıyorsun ama tembellik ediyorsun. Allah’ın davetini kabul etmedin, Allah’ın evine gitmedin. Allah’ın evine gitseydin attığın her adımda derecen bir derece yükselecekti, derecen artacaktı. Bir günahın af olacaktı, sana bir hasene yazılacaktı. Her adımında böyle mükâfat kazanacaktın. Camiye gidince de Allah camiye gelenlere mükâfat dağıtacaktı, o mükâfatları alacaktın. Senin namazın kusurlu bile olsa öteki iyi insanların iyiliği dolayısıyla sevaplarından sen de hisse alacaktın. Senin namazın da grup namazı olduğu için, cemaat namazı olduğu için beraber kabul olacaktı.
Evde Allah, senin namazını kusurlu olduğu için belki kabul etmeyecekken orada cemaate uyduğun için o arada seninki de kabul oluyor, namazın kabul olması garantide oluyor.
Acaba Allahu Teâlâ hazretleri niye namazı bize bu kadar emretmiş, niye cemaati Peygamber Efendimiz bu kadar kuvvetle tavsiye buyurmuş?
Çünkü namaz insanı günde beş defa kendi kendini kontrole, vicdan muhasebesine sevk ediyor. Kötülüklerden çekiyor, kötülükleri engelliyor; iyi insan olmaya yöneltiyor. Allah kuluna hatırlatıyor. Allah’ın huzurunda onunla buluşturuyor, mülâkat nasip ediyor…
Allah’la buluşmuş insan da bu beş buluşmanın arasındaki zamanlarda da Allah’a iyi kulluk eder, iyi insan olur; bu faydası var. Cemaate gelince, insan öteki müslümanlarla da görüşüyor, dostluk ediyor, muhabbeti ziyade oluyor, selamlaşıyor, selamlaşmaktan sevap kazanıyor. Düşünün camiye gelen bir insan es-selâmü aleyküm ve rahmetullâh dediği zaman… Caminin avlusunda kaç kişi var?
Camiye gelen 20 kişiye selam verme sevabını kazanmış oluyor. Ne kadar güzel! Onun için camilere gelmemiz lazım. Camiler hepimizin toplantı yerlerimizdir. Müslümanlık ne kadar güzel bir din ki müslümanların toplantı yerleri var; günde beş defa müslümanlar camilerde toplanıyorlar.
Gayet güzel; yerler halı döşeli, kubbeli, nakışlı, süslü, levhalı mübarek; kötü şeylerin yapılmadığı, gürültünün patırtının olmadığı ruhanî yerler. Ne kadar güzel toplantı yerleri nasip etmiş Allahu Teâlâ hazretleri.
Adam camiye gelmiyor!
Evimde kılarım…
Olmaz! Dinin düşündüğü büyük amaçlar var. Hedeflediği büyük hedefler var. O hedeflerin hâsıl olması için camiye geleceksin, namazı kılacaksın; toplum kuvvetli, muhabbetli bir toplum olacak.
“Filanca hastaymış, hadi ona yardım edelim, filanca fakirmiş, hadi ona yardım edelim, filancanın çocuğu yetim kaldı, hadi onu okutalım, filanca kız, hadi evlendiriverelim…”
Bir arada olunca insan, tek kişinin yapamadığı nice hayırlı işleri yapabiliyor.
O bakımından bu hadîs-i şerîfler bizler için, sizler için çok önemli oluyor sevgili kardeşlerim. Bu konuyu tamamlayan bir hadîs-i şerîf daha okuyayım sözümü, sohbetimi tamamlayayım. Yine Abdullah b. Ömer radıyallahu anhümâ’dan bir hadîs-i şerîf, Deylemî rivayet etmiş;
Bu deminki sözümü tamamlayan bir konu ama biraz daha geniş anlamı var, onu söyleyeceğim:
“Kim Cennetin ortasında mekân tutup oraya yerleşmek isterse -kenarında köşesinde değil de tam ortasında yerleşmek isterse, (sakin olmak, mesken tutmak)- cemaate sarılsın, cemaate devam etsin, cemaati terk etmesin, cemaate mülazım olsun!”
Yani topluluktan kopmasın. Buradaki cemaat; hem caminin cemaatine devam etmek hem de İslâm topluluğundan kopup uzakta boşta kalmamak, cemiyetten de uzak kalmamak mânasına. Ve buyuruyor ki Peygamber Efendimiz bunun izahı olarak;
Fe-inne; “Çünkü”, eş-şeytâne mea’l-vâhid; “şeytan tek kişiyle[dir], onun yanındadır; [onunla] uğraşır.
“Sen bunu yalnız yakaladın.” diye; hani kurdun bir zavallı kuzuyu çoban köpeksiz, bekçisiz yakaladığı gibi... Bir kişiyle beraberdir şeytan.
Şeytan bir insanla beraber oldu mu o tecrübesi ile dünya kurulduğu zamandan beri çalışmalardan elde ettiği tecrübe ve imkânlarıyla o insana ne oyunlar eder!.. Şeytan ne kadar zararlara sokar, ne kadar günahlara karıştırabilir!..
O bakımdan şeytan bir kişi iledir.
Ve hüve mine’l-isneyni eb’ad; “İki kişiden daha uzak durur.”
Üç kişi olursa daha uzak durur, üç kişiye söz geçiremez. Onun için ikiden daha uzaktır ama en aşağı üç kişi olmak lazım. Üçten de daha fazla sayıda olmak lazım. Toplulukta olmak lazım. Topluluktan kopmamak lazım. Cemaatten ayrılmamak lazım. Bu da İslâm’ın topluluğa verdiği değeri gösteriyor. Hakikaten insanlar toplu halde yaşamaktan çok büyük avantajlar sağlamışlardır, tarihler boyunca. İnsanoğlu, insan nefsi başka yaratıkların yanında beraber yaşamaktan medeniyetler kurmuştur, şehirler kurmuştur ve şehirlerde rahat, huzur içinde yaşamaktadır. Dağda olsa, aç kurtlar iner, saldırır. Yabancı yırtıcı, parçalayıcı hayvanlar gelir; -şimdiki zamanı düşünelim- elektriği yok, fırın, kasap, bakkal yok… Her şeyi kendisi sağlayacak. Tek başına uzakta yaşayan, yalnız, zor bir durumdadır. Ama topluluğun içinde bir sosyal iş bölümü oluyor, herkes bir iş kuruyor ve insanlar mutlu ve rahat, emniyet içinde yaşıyorlar. Topluluk çok güzel bir şey. Eğitim de, sevaplı işler de toplulukla oluyor.
Onun için Abdullah b. Abbas radıyallahu anhümâ’nın rivayet ettiği bir hadîs-i şerîf var. Tirmizî ve Ebû Dâvud -rahmetulllahi aleyhimâ- rivayet etmişler:
“Kim badiyede oturursa…”
Badiye; Araplar’ın çöl dediğimiz kısmı, yani şehir olmayan yerde. Kim orada oturursa… Ne yapar?
“Duyguları sönükleşir, kurur ve gaflete düşer!” diye bildiriyor Peygamber Efendimiz.
Onun için zaman zaman bazı işler dolayısıyla, dinlenmek için ufak bir vesileyle böyle bir yere gidebilir ama bunu bir genel yaşam tarzı olarak almak İslâm’da yoktur. İslâm’da cemiyeti terk edip de dağ başlarında, mağaralarda yaşamak gibi bir şey yoktur. Onun için kardeşlerim, cemaate bağlı olalım. Topluluğun içindeki yerimizin kıymetini bilelim. Topluluğa faydalı çalışmalar yapalım, camiye devam edelim, iyi güzel şeyleri birlikte yapmaya gayret edelim.
Allahu Teâlâ hazretlerinin böyle lütufları çoktur, ben de hepsini bir konuşmada söyleyebilecek durumda değilim. Ama bugün söylediğim hadîs-i şerîflerden epeyce güzel şeyler çıkar, epeyce sevaplar kazanabilirsiniz. Dilerim ki Allah sizi çok çok sevaplara mazhar eylesin, çok büyük mükâfatlara erdirsin. Hem bu dünyada mutlu, gönlünüzce şen ve esen -ama Allah’ın yolunda şen ve esen- olarak yaşayın hem de âhirette Allahu Teâlâ hazretleri sizi sevdiği, razı olduğu kulları arasına alsın. Cennetiyle, cemaliyle müşerref eylesin, çoluk-çocuğunuzla, büyüklerinizle, akrabalarınızla, dostlarınızla sevdiklerinizle beraber.
es-Selâmu aleyküm ve rahmetullâhi ve berekatüh
08.11.1996 -
Kabenin O Zamanki
07.06.1996 -
Peygamber Efendimizin Zühd
